“Talihsiz Sözler”
FST 19 Kasım 2006
AKP İzmir’de bir panel yapmış, geçenlerde cumhurbaşkanı adayı olarak tepkimi çeken Prof. Atilla Yayla da bir bu panelde konuşmacıymış. Hürriyet gazetesinin internet versiyonunun manşetinde görünce, “hayrola, Atilla hoca medyayı bağlayıp cumhurbaşkanlığı için prim mi yapıyor” dedim. Ancak haberin detayı işin farklı olduğunu gösteriyor. Atilla bey Kemalizm ile ilgili ezberletilen şeyler dışında açıklamalar yapmış, bazı AKP politikacıları da buna şaşırmış. Habere bir bakalım:
[…] Atatürk Stadı Hakemler Salonu’nda yapılan, AKP İzmir Milletvekili Zekeriya Akçam’ın yönettiği panelin 52 dinleyicisi arasında AKP İzmir İl Başkanı Ali Aşlık ve AKP Gençlik Kolları İzmir İl Başkanı Zafer Kürkçü de yer aldı. Siyaset felsefesi üzerine bilimsel araştırmalar yapan Prof. Dr. Yayla’nın Kemalizm ve Atatürk hakkında söylediği sözler tepki çekti. Prof. Dr. Yayla, konuşmasında, “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” dedi. Türkiye’nin AB süreciyle ilgili de “İleride artık bizlere ‘Neden her yerde bu adamın (Atatürk) heykelleri, fotoğrafları var?’ diye soracaklar. Üstünü örtemezsiniz. Bu mutlaka tartışılacaktır” dedi.
Prof. Dr. Yayla, ulu önder Atatürk hakkında söylenen ‘Türkiye’yi Ortaçağ karanlığından kurtardı’ yönündeki ifadeler için de “Bir kere Ortaçağ tarihi İslam dünyasını değil, Avrupa’yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz. Cumhuriyet dönemi soyut bir öznedir. Soyut özneyi yüceltmek anlamsız. 1925- 1945 ile 1950 sonrasını aynı değerlendiremezminiz. Bu dönemler birbirinin panzehiridir” dedi. Prof. Dr. Yayla, Kemalizm’le ilgili olarak da “Kemalizmle ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum. Ancak umutlu değilim. Önemli olan bu tartışılsın ama kavga ortamı doğmasın. Kemalizm medeniyeti çözücü bir süreçtir” dedi.
AKP İzmir Milletvekili Zekeriya Akçam, Prof. Dr. Yayla’nın sözlerinin sadece kendisini bağladığını, bu ifadelerin partiye mal edilmemesi gerektiğini söyledi. Akçam DHA muhabirine yaptığı açıklamada, “Son derece üzgünüm ve şaşkınım. Bu sözler talihsiz. Ancak Prof. Dr Yayla’nın bu sözleri ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli ve partiye mal edilmemeli. Ben kendisini tanımıyorum, masa başında tanıştık. Söylediklerine kesinlikle katılmıyorum. Tezine de itiraz ettim. Bir partinin çatısı altında böyle konuşmamalıydı. Gitsin reklamını başka yerde yapsın, onun yeri burası değil” dedi.
AKP Gençlik Kolları İzmir İl Başkanı Zafer Kürkçü ise Prof. Dr. Yayla’nın YÖK’te bir öğretim üyesi olduğunu, devletle kavgalı olmadığını, hakkında açılmış dava da bulunmadığını belirterek, konferansa görüşlerini bilmeden davet ettiklerini öne sürdü. Kürkçü, “AKP olarak panelistlerin söyledikleri sözlerin sorumluluğunu almayız. Onu bir söz üstadı olarak davet ettik. Ancak sözlerine dikkat etmeliydi” dedi.
İzmir’de bölgesel yayın yapan bir gazete, Prof. Dr. Atilla Yayla’nın sözlerini ‘Hain’ başlığı ile manşetine taşıdı. Prof. Dr. Yayla, gazetenin kendisini vatan haini ilan edip, hedef gösterdiğini ileri sürerek, tazminat davası açacağını söyledi. Prof. Dr. Yayla, DHA muhabirine yaptığı açıklamada, demokratik rejimi savunan liberal biri olduğunu vurgulayarak, Kemalizmin gelişmiş bir ideoloji olmadığını ileri sürdü.
Bu haberde dikkatimi çeken, hatta beni şaşırtan yerler var. Atilla Yayla’nın söylediklerinde yeni birşey var da ben mi anlamadım diye haberdeki metni tekrar okudum. Kemalizm ilerlemeye değil, gerilemeye tekabül eder demiş. Bir de Atatürk için “bu adam” ifadesini kullanmış. Bizim ülkemizde hitap meselesi çok önemlidir. Abdullah Öcalan’a “elebaşı, terörist başı” yerine “sayın, bay” vs. demek nasıl küresel kriz çıkarabilirse Atatürk için de günlük hayatta sıkça kullanılan “adam” gibi bir ifade kullanmanız başınızı belaya sokabilir. Halbuki “adam” kelimesinin menfi bir manası yoktur. Hoşlanılmayan biri için “adama bak”, “bu adamı çıkarın” gibi ifadler kullanılabilir ama herhangi bir hakaret ifadesi sayılamaz. Hatta adam kelimesi genelde müspettir, “milletvekili olmuşsun adam olamamışsın”, “laik olmuşsun adam olamamışsın”, “vali olmuşsun adam olamamışsın” yahut “adam gibi adam” örneklerinde olduğu gibi.
Atatürk için biz normal faniler için kullanılan ifadelerin kullanılması ayıp, hatta bu örnekte olduğu gibi suç sayılır. Atatürk için günümüzde Hürriyet gazetesinin de vurguladığı “ulu önder” ifadesi yaygın olarak kullanılmaktadır. Daha önceleri “Gazi Hazretleri” filan denirmiş. Hz. Mustafa Kemal gibi bir ifade yani. Dolayısıyla bu tür yüceltici ifadeler yaygınlaşıp Atatürk kutsal bir varlığa dönüşünce onun için günlük hayattaki ibareleri kullanmak anormal görülüyor, kullanan hainlikleitham edilerek linç edilmeye çalışıyor.
Atilla Yayla “İleride artık bizlere ‘Neden her yerde bu adamın (Atatürk) heykelleri, fotoğrafları var?’ diye soracaklar” diyor. Soruyu soran (muhtemelen kendisini tanımayan) yabancılar alternatif olarak ne diyebilirlerdi acaba? Mesela “bu şahsın”, “bu kişinin”, “bu beyin” olabilir. Çocuklar ise “neden heryerde bu amcanın heykeli var” diyebilirler belki.
Burada ciddi bir problem ortaya çıkıyor. Tamam, Atilla Yayla’yı yakaladık, “Neden heryerde Ulu Önderin heykeli var” demediği için hainlikle vasıflandırdık ama yabancıları ne yapacağız? Yabancıları cezalandırabilmek için her söyleneni Türkçeye çevirmek gibi zorlu bir sürece girmemiz gerekebilir. AİHM’de Apo için “Mr.” ifadesi kullanımının yakalanması büyük başarıydı ama acaba Atatürk için yabancılar ne tür kelimeler kullanıyorlar? Mesela ortaçaplı bir şehirde dolaşırken (misal turistin bol olduğu Nevşehir) her okulun önünde aynı heykel veya büste rastlayan bir İngiliz Turist ve çocuğu “Neden her yerde bu adamın (Atatürk) heykelleri, fotoğrafları var” ifadesini ceza almadan, oradaki ilerici bir vatandaşı çıldırtmadan nasıl söyeleyecektir? “Canım, koca profesörün sözüyle bitli turistin sözü bir olur mu” diyebilirsiniz ama bence hassasiyet açısından bir fark yoktur. Atatürk için “great leader” yerine “this man”, “this guy”, “this uncle” denmesi caiz mi sayılacaktır? Görüyorsunuz ki halli oldukça zor bir problemle karşı karşıyayız.
Gelelim AKP milletvekili ve siyasilere. Önce ben CHP milletvekili mi konuşuyor diye emin olamadım, haberi yeniden kontrol ettim. Evet, AKP İzmir milletvekili yazıyor. “Son derece üzgünüm ve şaşkınım. Bu sözler talihsiz” demiş. Niye üzgün anlamadım, bir siyaset bilimi profesörü ideoloji olduğu iddia edilen Kemalizmi eleştirip “Bir kere Ortaçağ tarihi İslam dünyasını değil, Avrupa’yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz. Cumhuriyet dönemi soyut bir öznedir. Soyut özneyi yüceltmek anlamsız” demiş, “Kemalizmle ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum. Ancak umutlu değilim. Önemli olan bu tartışılsın ama kavga ortamı doğmasın” diye de eklemiş. Bunda üzülecek, şaşıracak ne var? Kemalizmi yüceltecek, suya sabuna dokunmayacak bir konuşmacı istiyorlarsa niye Atilla Yayla’yı davet etmişler? Beni çağırabilirlerdi mesela. Gençlik kolları başkanı da Türkiye’deki kalburüstü 3-5 siyaset ve ekonomi profesöründen birine aklınca ders öğreterek “Onu bir söz üstadı olarak davet ettik. Ancak sözlerine dikkat etmeliydi” diyor. Olur, bir dahaki sefere dikkat eder, sizin eline vereceğiniz matbu metni okur.
Peki bu haberde normal birşey yok mu? Olmaz mı. Bu haberde normal görünen tek şey Ege’deki mahalli gazetenin Atilla Yayla’yı “vatan haini” diye itham ederek manşete taşımasıdır. Eğer gözlerinden kaçsa ben hayret eder “ne oluyor, Ataya adam deniyor kimseden tık yok” diye isyan bayrağı açardım.
Uzatmazsak, Atilla Yayla daha önceleri kendisinin defalarca tekrar ettiği, Mete Tunçay gibi seçkin tarihçilerimizin zaten yazıp çizdiği konuları bir panelde tekrar etmiş. Atatürk için yabancıların ağzından “adam” demesi ulusalcı güçleri çileden çıkarmış, kendisini hain diye hedef tahtasına oturtmuşlar. Tabii herhalde Atilla Yayla’nın “Kemalizmle ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum” sözüne karşı getirilecek bir tez olmalıdır. Egenin mahalli gazetesi ile haberi manşete taşıyan Hürriyet’e önerim şu bilimsel tezi seslendirmeleridir “Türkiye laiktir laik kalacak”.
Ha, unutacaktım, bir de heykel meselesi var, Atilla Yayla’nın aklına gelmemiş, ben olsam şöyle bir soru sorardım “Hey dostum, heryerde ulu önderin heykelleri var, çok güzel ama bunun parasını kim ödüyor acaba?”
- Medya , Siyaset
- Yorum(51)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
AB yetkilileri heykel konusunda aynı soruyu yıllardır soruyorlar bizimkilere, ancak bu sorular hiç haber olmuyor.
Beklenen oldu. Bazılarının “liberal AKP”si bu sıfatı ne kadar hakettiğini net bir şekilde gösterdi.
İzlenimler olaya çok doğru noktalardan yaklaşmış fakat dikkatimi çeken iki nokta daha var:
1. AKP Gençlik Kolları Başkanı’nın Atilla Yayla’yı “konferansa görüşlerini bilmeden davet ettiklerini” söylemesi…
Açıkçası bu, konferansların nasıl yapıldığını da açıklıyor: “Konferansa davet edilenler -farklı- şeyler söylemesinler. Maksat, etkinlik olsun.”
Ayrıca “bilseydik çağırmazdık” şeklinde de yorumlanabilir bu sözler…
2. AKP İzmir Milletvekili’nin Atilla Yayla için “Gitsin reklamını başka yerde yapsın, onun yeri burası değil” sözleri…
Milletvekilinin bu sözleri de “farklı” fikirlere bakışını gösteriyor.
Ayrıca bu milletvekiliyle ilgili Google’a bakarsak, Aksiyon’un yaptığı röportajda (Sayı: 494 - 24.05.2004, dikkat! aradan geçen 2,5 yılda “gelişerek değişmiş” olabilir) ilginç bir cevabına rastlıyoruz, “savaşçı ruhumuzu” hatırlatıyor:
soru: Çuvaldızı biraz da kendimize batırırsak; hükümet basit bir YÖK Yasası”nda bile belirli kurumların tehdidiyle karşılaşıyor. Böyle devlet yapısına itiraz etmekte AB biraz haklı olmalı…
cevap: Türkiye”de ciddi bir muhalefet yok; bu yüzden de muhalefeti kurumlar yapıyor. Resmi ideolojinin AB”ye kesin karşı olduğunu düşünmüyorum. Şunu da kabul etmek gerekir ki Batı sivil güce büyük önem veriyor. Türkiye”nin askerin mali yapısını denetleyememesini kabul edilemez görüyorlardı. Türkiye”den çekiniyorlar tabii; bizim savaşçı ruhumuzu unutmuş da değiller. Irak”a gitmememizden büyük memnunluk duydular; çünkü gidip de oradan çıkmamamızdan endişe ediyorlardı.
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=11519
Ben bir de bu “söz üstadı” meselesini anlamadım.
Söz üstadı ne demektir, güzel konuşan mı?
Yani vekil şunu mu demek istiyor:
“güzel konuştuğunu duyduk çağırdık, ama neyden bahsettiğini yeni öğrenebildik, talihsiz sözler”
güzel konuşmakla içerik kastedilmiyorsa ne kastediliyor?
diksiyon-vurgu vesair mi, ya da konuşmasını aralarda espiri - anektod - fıkralarla mı süslüyormuş bu adam.
Demek ki istenen şu: ” ‘ulu önder Atatürk’ün açtığı yolda’ diye başlayan bildik sözleri güzel bir şekilde (yani bizi sıkmadan) anlatır diye çağırdık ama meğer bu adamın değişik fikirleri varmış”
Hımm…
Fethi Bey,
Evet, eş zamanlı yazmışız. Bu habere başka yazı üzerinde çalışırken tevafuk ettim ve kısaca değindim.
Aradaki fark ise sizin herzamanki nezih üslubunuz.
Bu arada valla mübarek adamsınız Fethi Bey..
Bu olaydan sonra artık Atilla Hoca’nın Cumhurbaşkanlığı işi ilelebet suya düşmüş görünüyor.
Bir rakibiniz daha devrildi.
Engelleri aşa aşa ilerliyorsunuz. :-))
AKP’li zibidiler de aslinda Atilla hoca gibi dusunuyorlar, ama hocanin sozlerine gelecek tepkilerin partiye zararli olacagini dusundukleri icin takiyye yapip “sozleri kendisini baglar” diyorlar. Hurriyet gazetesini ise hic sevmem, rezil bir gazetedir. Internette haber icin yazilan yorumlari gorunce AKP’lilerin niye o kadar korktuklari anlasiliyor. Hoca acik acik ne dusundugunu soylemis. AKP’li tavuklarda o kadar yurek olmadigi icin adamlarin bir yerleri hemen uc bucuk atmis. Keske orada olsaydik da biraz hoca ile sohbet edebilseydik. Kendisini gormeyeli bayagi oldu.
Yarından tezi yok ellerimizde şarap kadehleri, göğsümüzde Ulu Önder’in (This guy) rozetleri kıt’alar halinde Kızılay Meydanı’ndayız… Bu liboşlar da işin suyunu çıkardılar canım… Her şeyin bir şeyi var. Atatürk olmasaydı Atilla Yayla (That guy) profesör olamazdı üstelik…
Cumhuriyetin yılmaz bekçilerine soralım?
Sorarlar adama
- “Laik olmak ne demektir?”
- Eee şey ?!?!?
- “Adam olmaktır ulen, ADAM, hadi ordan, yıkıl karşımdan daha bunu bilmiyorsun, kışt len kışt”.
Eee en büyük laik kim, Atatürk, o zaman en çok ADAM olan o. Kendisine bu adam diyerek Atatürkün bu en büyük laik adam olduğunu belirtiyor Atilla Hoca. Yadırganacak birşey yok. İzmirdeki gazeteye de fırsat doğdu, belki üst düzey bir gazetede köşe(ler) kapmak istiyordur, Deniz Söm gibi olmak istiyordur. Ama Suat Bey’e katılıyorum. Rakipleriniz kendi iplerini çekiyorlar, sizin kararlı tutumunuz ve sessizliğiniz artı puan verecek size. Ya kûfi konuşacaksınız (Yoğurt ve semiz otu tanrısı gibi) ya da sessiz kalacaksınız cumhuriyet kazanımlarının sessiz bekçisi olacaksınız.
13,5bin YTL maaş + lojman + özel üst düzey koruma + ordan burdan ekstralar gibi güzel şeyler sizi bekliyor. Size güveniyorum
Gözden kaçmasın. Woosh!
Editör’ü tebrik ediyorum. Güzel ülkemizden ilginç kesitleri akıcı bir üslûpla aktarıyor. Atilla Yayla’yı panele davet edip sonradan “biz ne bilelim böyle şeyler söyleyeceğini” gibisinden tavır takınan AKP’lileri de yürekli olmaya davet ediyorum. Atilla Yayla bir siyaset bilimcidir. Ve bir akademisyenin söyledikleri elbette Emin Çölaşan’ınkinden, Bekir Coşkun’unkinden ve de Mehemt Yakup Yılmaz’ınkinden farklı olacaktır.
Atatürk’e kutsallık atfetmek, onu dogmatik bir kıskaca hapsetmek ve “tartışılmaz” ilan etmek kadar saplantılı bir düşünce yoktur. İlaveten Atilla Yayla, Atatürk’e ” bu adam” demenin dışında bir hakaret etmemiş ve “kemalizm”i eleştirmiştir. Kemalizm Atatürk’ten çok farklı bir şeydir. Atatürk’e “bu adam” demiş olması da hakaret sayılabilir mi? Laikliği bile yüceltmek için “laiklik adam olmaktır” demiyor muyuz?
AB yetkililerini ne ilgilendiriyor resimler veya heykeller? Bana bunun mantıklı bir açılamasını birisi yapsın lütfen. Sizce AB’nin bu resimleri kaldırın deme hakkı var mı? Resim asılması AB’yi niçin ilgilendiriyor? Sadece mantıklı bir açıklama bekliyorum. Özellikle Fethi beyden ve derinsulardan…
Da Vinci bey,
Siz mantikli cevap bekleye durun –emekliliginize daha ne kadar var by the way :)) sizin blogda haricten yazi kabul edeceginizi –icinde kufur filan haric olmamak kaydiyla hersey kabul edeceginizi de yazmissiniz..
Zeki Tasarimcilarin bu firsati kacirmamasi gerektigini dusunuyorum :))
Sevgili Müzmin Anonim,
Daha emekliliğime çok var. Ben mantıklı bir cevap gelmesini umarak emekliliğime kadar beklemeye razıyım, yeterki mantıklı bir cevap gelsin.
Bu arada blogumda da söylediğim gibi blogum her türlü düşünceden herkese açık yeterki küfür ve bariz hakaret olmasın. Ben özgür düşünceden yanayım. Herkes her türlü fikrini açıkça dile getirebilmeli. Onun için blogumda farklı düşüncelere de yer verme adına böyle birşey düşündüm. Umarım birçok konuda benden farklı düşünen insanlar bu davetime kulak verir.
Merhaba Da Vinci,
Biz AB’ye girmeye çalışıyoruz, dolayısıyla da onlar sorular soruyor. Bilmem mantıklı geldi mi?
Dikkat ederseniz Atilla Yayla “Madagaskar adasından gelen bir ekip” diye örnek vermemiş. Böyle bir örnek verse benim de aklıma sizin aklınıza gelen soru gelebilirdi. Tabii “sorana değil sorulana bak” da denebilir ve Madagaskar ekibine resim ve heykel meselesi “bu bizim Tanrımızdır” dışında nasıl açıklanabilir, o ayrı mesele.
Müzmin Bey,
Da Vinci’yi erken emekli edebildim mi? Bu arada laf aramızda zeki tasarım işi tavsadı galiba, ya da ben mi haberdar değilim.
FST
Fethi bey,
Yani AB’ye girmek istediğimiz için adamların bize her konuda karışma hakkı mı oluyor? Bu mu mantıklı sebep sizce?
AB’nin ya da diger ulkelerin Turkiye’ye heykel ya da diger konularda sartlar one surmeye elbette haklari yok.
Bunu yapiyor olmalari Fethi Bey’in de sozunu ettigi durumdan kaynaklaniyor. Yani onlar bize gelmiyorlar, biz onlara gidiyoruz ve iceriye girmek istedigimizi soyluyoruz. Onlar da bizim yorelerimizin kendine has kurallari var diyerek bizden uyum gostermemizi istiyorlar.
Eger AB’ye girmeye karsi iseniz zaten sorun yok, iyelik basvurusuna da karsi cikarsiniz olur biter. Ama ‘girmek istiyorum’ dediginiz an, iceridekilerin sozlesmesine uyum gostermeniz beklenecektir. Bu uyum sartlarinin da daha cok Avrupalilarin demokrasi anlayisi ile sekillenecek olmasi dogal.
Bu demokrasi anlayisi da maalesef diktatorluk ima eden uygulamalari karsi son derece hassas. Bu nedenle de Avrupa demokrasilerinde her tarafta ayni adamin heykellerinin bulunmasi, her devlet dairesinin her odasina ayni adamin resminin asilmasi her banknot ve bozuk parada onun resminin olmasi dogal karsilanmiyor. Boyle bir Avrupa ulkesi de yok zaten.
Bu anlayis farkliligindan oturudur ki, Avrupalilar bizlere ‘bu uygulamalarin daha cok muz cumhuriyetlerini cagristirdigini’ ifade ederek bu adamdan artik vazgecmemiz gerektigini soyluyorlar. Bu elbette Ataturk’un yok sayilmasi anlamina gelmiyor. Sadece gecmisteki diger Turk liderleri arasinda hak ettigi yere koymamizi istiyorlar.
Bizim Kemalistlerimiz ise Ataturk sizin karsilastirdiginiz diktatorlere benzemez, halkimiz sevgisinden boyle yapiyor falan diyorlar. (Akademik makalelerde bile gordum bu ifadeleri.)
Da Vinci bey,
Sizi bilmem ama ben gelen cevaplari begendim… Bir kac senelik prim gununuzu de odemek istediklerini anliyorum..
Ve, not alip ilgili birisini rastlarsam iletecegim, goremezsem Sn eternal CBsk adayimiz zaten bu konuda proaktif davranacaktir.
Alinan not sudur:
Sinir kapilarinda kolayliklar filan isteklerine karsilik, Erivan’in en buyuk meydaninda Talat Pasa’nin heybetli bir heykelinin eksikligi hatirlatilacaktir.
Erivan havaalaninin isminin de hala daha Cemal Pasa olmayisi tekrar dikkatlerine getirilecektir.
Da Vinci,
Sevmesek de, istedikleri, AB’ye girişle ilgili gördükleri her konuda soru soracaklardır, bu son derece de mantıklı. “Her konuda” karıştıklarına dair bir verimiz yok, genelde ilgili alanlarda karışıyorlar.
Kaldı ki biz de sorularına cevap verebiliyoruz, yeri geldiğinde onlara bazı sorular yöneltiyoruz, bu karşılıklı bir süreç. Talip biz olduğumuz için onların daha fazla sorması, hatta dayatmada bulunması kaçınılmaz.
Kimse işimize karışmasın diyebilmek için bu tür uluslararası oluşumlara da dahil olmamaya çalışmak gerekir. Heryerin bir nizamı, usulü, adabı var. Beğenmiyorsan müzakerelerden çekilirsin, kimse de niye senin ülkende heryerde aynı heykel dikili, niye sivil otorite askerin önünde emir eri gibi sus-pus oluyor, niye otoban kenarında kurban kesiliyor, insanlar niye biryerlerine örttükleri örtü sebebiyle okula giremiyor, memur olamıyor diye sormaz.
Bilmem anlatabildim mi?
FST
Fethi bey,
Saat 22:43′te yazmissiniz. O saatte acik bir resmi daire olacagini sanmiyorum. Net’ten denediyseniz bile islak imza isterler.. yani, gerceklesme ihtimali zayif gibi
Butun genclik meraklari gibi.. stratosfere dogru gidiyor :))
Fethi bey,
Elhak simdi anladim.. CBsk.ligi adayligi sizi reel-politike bayagi isindirmis gibi gorunuyor.. Gerci, azicik ‘karsi tarafin’ ‘reel’i ve ‘politik’i gibi duruyor ama o kadar kusur hem degme kadi kizlarinda da vardi, hem de daha yolun basinda sayiliriz.. 3-5 aya varmaz, siz de mesela ‘basortusu meselesini artik kasimasak iyi olur’ demege baslarsiniz diye bekliyorum..
Ardindan da, tabii ki, kongrenizde birisi cikar da MKA hakkinda azicik yamuk laflar ederse uzerine cullanirsiniz –siz degil tabii, siz CBsk olacaginiz icin kongreniz olmayacak.. onun yerine 29 Ekimleriniz filan olacak.. orada kapidan basortulu hanimlari aldritmazsiniz iceriye ve ayni anlama gelir..
ne diyordum.. evet, reel politik.. bizim reel politigimiz olsa iyi olur, ama, ben hic acele etmiyorum demek istiyorum..

Müzmin Bey,
“Erivan havaalaninin isminin de hala daha Cemal Pasa olmayisi tekrar dikkatlerine getirilecektir.”
Talat ve Cemal’i zikretmişsiniz ama eksik değil mi? Konu sadece Ermeniler değil. Kokoreç ve işkembe yasağına mukabil, Brüksel başta AB başkentlerinde birer Atatürk anıtının bulunmayışı esefle karşılanacak, Tarım sübvansiyonlarının kaldırılması karşılığında banknotlardaki farklı resimler için AB Merkez Bankası uyarılarak ilgililer hakkında cezai işlem yapılması için AB savcıları harekete geçirilecektir. Bunlar yapılmazsa bi grup ilerici Türk Brüksel’de AB Parlamentosu önünde şarap içerek “AB laiktir laik kalacak” şeklinde zikir yapacaktır.
FST
Müzmin Bey,
3-5 aya varmaz, siz de mesela ‘basortusu meselesini artik kasimasak iyi olur’ demege baslarsiniz diye bekliyorum..
Hele bir yola çıkalım, mevlam görelim neyler.
derinsular,
Eğer Atatürk şimdi yaşıyor olsaydı ve her yerde resimleri, heykelleri vb. olsaydı diktatörlükle ilgili yorumlarınız bir nebze olsun doğru olabilirdi. Yani bu işi RTE yapsa tamam ama adam (Atatürk) öleli neredeyse 70 yıl olmuş ve ölümünden bu yana Türkiye’yi yönetenlerin büyük bölümü onu ve düşüncelerini referans alarak siyaset yapMAmış. Hal böyle iken bana göre “resimler ve heykeller diktatörlüğü anımsatıyor bunları kaldırın veya başkalarınınkileri de koyun” demek bence hiç de mantıklı değil.
Fethi bey,
Siz resim ve heykel konusunun AB’ye katılmak istememizle ilgili olduğunu düşünüyorsunuz ama ben bunun tersini düşünüyorum.
Sevgili Müzmin Anonim,
Anladığım kadarıyla sen beni emekliye çıkarmaya kararlısın. Tamam emekli olacağım fakat emekli maaşımı alırken işime devam etmek istiyorum tabi senden izin çıkarsa :))
Da Vinci Bey,
Kisaca ozetliyorum:
1- AB sizden en mantiksiz seyi bile istese, onunuzde iki secenek vardir: Uyeligin bu geregini yerine getirmek, ya da ortakliktan vazgecmek. Adamin demokrasi alayisi bu, begenmek zorunda degil hic kimse. Bana sorarsaniz zaten kendimi bastan demokrat olarak bile tanimlamiyorum. Ama tabii bu AB ile belli konularda ayni sekilde dusunemeyecegim anlamina gelmiyor.
2- Benim yukaridaki yorumum AB’nin bu turden taleplerinin (MGK’nin siyasetteki rolu de dahil olmak uzere) uzun yillar halktan gizlendigiydi. Dikkat ederseniz AB’nin taleplerinin mantikli olup olmamasi konunun bu yonuyle aslinda hic ilgili degil. AB bizden dunyanin en mantiksiz seyini bile istese, herhalde bunu ogrenmek isteyip istemeyecegimize uc bes cokbilmis devlet memuru karar vermemeli oyle degil mi? Sizi tanimiyorum, ancak ozgurluklere inanan bir insan oldugunuzu soylemissiniz. O zaman en azindan bu kadari sizi rahatsiz ediyordur herhalde.
3- Turkiye’de olusturulan politikalarda Ataturk’un dusuncelerinin referans alinmadigi ya da olumuyle birlikte dusuncelerinin de askiya alindigi dusuncesine Ataturk karsitlari gibi Ataturkseverler dahi karsi cikacaktir saniyorum ki.
4- Yine ozgurlukler soz konusu oldugunda Ataturk’un pek cok zaman ozgurluklerin kisitlanmasina bir gerekce olabildigini goruyoruz. Bu konuda AB’den daha farkli da dusunmuyorum acikcasi. Neden benim cocugum her sabah catik kasli korkunc heykellerin onunde hizaya gecip, kalan gununu de ‘Yaramazlik yapmayin, o sizi goruyor ona gore’ gibi sozler sarf eden gerizekali ogretmenlerle gecirmek zorunda olsun ki? Neden M.E.B.’nin aptallastirici kitaplarindan ‘Herkesin onun gibi dusunmek zorunda oldugunu’ ogrensin ki?
Hic kimse yok boyle kitaplar demesin, tarayicidan cikartirim halen okutulan kitaplardan birkac sayfa, mahcup olursunuz.
5- Heykel konusunun ekonomik bir yonu de yok degil. Milyonlarca YTL’nin abuk subuk, ozensizce yapilmis heykellere harcandigini hepimiz biliyoruz. PEki bu paranin bu sekilde harcanip harcanmayacagi vergi verenlere sorulmus mu? Ozgur ulkelerde soruluyor… O parayla kac ogrenci okur ve hatta kac tane universite insa edilirdi.
Boyle deyince tabii ‘Burasi Turkiye, isinize geliyorsa’ diyenler cikacaktir hemen. Ama boyleleriyle de ‘Ya sev ya terket’ muhabbetine girmeye hic niyetim yok acikcasi.
Bence ‘isteyen istedigi kadar heykel yapsin, bugunkunden de cok yapilsin, ama herkes kendi heykelini kendi parasiyla yapsin’ dedigimiz an bu sorun cozulecektir.
derinsular bey,
Ben sizin dediğiniz gibi 2 seçenek yok başka seçenekler de var. Mesela en basitinden bu isteklerini neden yapmayacağımızı geçerli sebeplere dayandırarak ortaya koyabiliriz. Bize dayatılan tüm şeyler sanki tüm AB üyesi ülkelerde yapılan şeyler mi sanıyorsunuz?
Doğrusunu söylemek gerekirse bu konuda kimin karşı çıkacağı pek de umrumda değil. Gerçekler gün gibi ortada. Söyleyin bana bugüne kadar hangi iktidar Atatürk’ün yolundan gitmiş?
Atatürk hangi özgürlüğün kısıtlanmasına gerekçe olmuş merak ediyorum. Örnek verirseniz sevinirim.
Heykel çatık kaşlı diye heykelleri yok etmek, “tüm okulları kapatırsak işimi çok iyi yapardım” diyen Milli Eğitim Bakanının tavrından farklı değil diye düşünüyorum. Ayrıca “herkes Atatürk gibi düşünmek zorundadır” diyen bir kitap olduğunu bilmiyordum. Eğer dediğiniz gibi bu kitaptan scanner ile çıktı alıp bana ulaştırabilirseniz çok sevinirim.
Elbette, dediginiz gibi baska alternatifler de sunulabilir. Ancak karsi taraf kabul etmiyorsa yapilacak bir sey yoktur dmeek istiyorum. Benim bu noktada anlamadigim sey su: Turkiyeki Kemalist kesim sayet karsi tarafin kotu niyetli oldugu dusunuyorsa, o zaman neden AB uyeliginde israr ediyor? Bu sorunun yaniti cok basit. Cunku herseylerini Batililasma uzerine kurdular ve Turkiye’nin Batinin kapisindan kovulmasi ya da devletin yeni bir politika olusturmasi Kemalistlerin butun dusunce sistemlerini darmadagin edecek. O yuzden Batidan uzaklasalim demeye dilleri varmadigi icin konuyu sunulan sartlara indirgeyerek isin icinden siyrilmaya bakiyorlar.
–
Ataturk gercek manada cogu zaman elbette referans alinmiyor. Zaten bu teknik olarak imkansiz. Nedeni de basit: Artik 20′lerdekinden ya da 30′lardakinden cok daha farkli bir dunyada yasiyoruz. Nesini referans alacaksiniz? Ama bu durum, olusturulan bir Ataturk miti uzerinden siyaset yapilmadigi anlamina gelmiyor. Bu nedenle de tartisilmaz kilinan bir insan etrafinda olusturulan tartisilmaz bir ideoloji siyasal oldugu kadar sosyal problemlere de yol aciyor.
Ancak tamamen 20′lerden ve 30′lardan kaynaklanan sorunlarimiz da yok degil:
Ornek 1: Basortusu sorunu.
Ornek 2: Kurt sorunu.
–
Heykelleri catik kasli olduklari icin yok etmek istemek elbette aptalca olurdu. Ben pedagojik bir sorundan soz ediyorum. Eger siz cocuklariniza her sabah antlar ictirilmesinden, baglilik yeminleri ettirilmesinden rahatsiz olmuyorsaniz bu elbette sizin bileceginiz bir is. Ancak bireysel haklardan soz ediyorsak asil sorun zaten burada yatiyor: “Eger ben su ya da bu sebeple tek adam zihniyetinin cocuguma asilanmamasini istiyorsam bir alternatifim var mi?”
Bu da rejim karsitligini (dissidents) bir bireysel hak olarak degil, tehlike olarak goren Kemalizmin bir baska sorunu.
–
Sozunu ettiginiz turden okuma parcalarindan elimde cok sayida var. Ancak anlayamadigim bir sey var. Siz hic mi Ataturk siiri vs. okumadiniz onun ‘en buyuk’ ‘en ulu’ vs. oldugunu soyleyen? Ya da hic mi gozunuze carpmadi hepimizin onun gorusleri dogrultusunda cumhuriyeti yasatmamiz gerektigini soyleyen onca yazi??
Hadi digerlerini anladim da paradaki resim nereden girdi bu isin icine? Buyurun Ingiliz paralarinin resmi. Kim o kadin oyle? Ne ayip hep onun resmini koymuslar, diktator filan olmasin? Yahut Ingiltere Avrupa ulkesi degil de benim mi haberim yok?
Eziyet etmek icin yapmiyorum ama bu islerde taraf olunurken bazen maksat o kadar asiliyor ki bu sefer ben rahatsiz oluyorum. Bu kolay bir ornek olarak gozume carpti ona elleyeyim dedim. Asagidaki da boyle:
Bir iki makele ve beyanat disinda ben boyle bir fikir gormedim. Ozellikle Ataturk’u nereye koymamizi istedikleri konusunda ciddi bir teklif hic gormedim. Herhangi bir ilerleme raporunda bu gozuktu mu? Bu tirnak isine koydugunuz muz cumhuriyeti tabirini kullanan olmus mu mesela? Su (pdf) rapora baktim icinde heykel, resim, Ataturk bulamadim mesela. ‘Banana’ da gecmiyor, gorebildigim kadariyla. (Simdi tabii bizim basin gorevini duzgun yapsa 82 sayfalik raporda bir kere Ataturk’ten bahsedilmiyor filan diye haber yapmalari lazim. Yuksek makamlara talip olanlarin basini uyarmalari yerinde olabilir.)
Bülent Bey,
“Buyurun Ingiliz paralarinin resmi. Kim o kadin oyle? Ne ayip hep onun resmini koymuslar, diktator filan olmasin?…Eziyet etmek icin yapmiyorum ama bu islerde taraf olunurken bazen maksat o kadar asiliyor ki bu sefer ben rahatsiz oluyorum.”
Bence rahatsız olmanızı gerektiren birşey yok. Bizdeki durum hiç de normal değil. Sadece para ile ilgili konuşmuyorum ama o konuda artık arşivlerde olmayan bir yazımı hatırladım ve bugün bir ara AB’nin Atatürk görüşü ile ilgili bir başka yazımla birlikte gireceğim.
Sizi anlayabiliyorum ama maksadin “o kadar aşıldığını” da zannetmiyorum. Bir profesörün sözlerinin içine bakılmadan “hakaret etti” diye linç edilmeye çalışıldığı yerde normal konuşmak yerine para, heykel, büst, marş gibi absürdlükleri kullanarak argüman geliştirmeye çalışmak kaçınılmazdır. Veya bu eleştirileri yapmak için medyada sağlam bir yere kazık çakmışi popüler biri, eski bir solcu olmanız gerekir, ki sizi de kimse iplemez.
Atilla Yayla haksız yere tanrılara kurban edilmeye çalışılıyor, biz de bunu görmezden gelemeyiz.
FST
Da Vinci Bey,
Resmi ideolojinin zihinlerdeki hegemonyası o kadar derin ki, içinde yaşadığınız halde gerçekleri görmeniz bu yüzden çok zorlaşmış. Çok yazık. Özgürlükçü filan olduğunuzu belirtiyorsunuz ama bu ne yazık ki sözde kalıyor; bunu içselleştirmenizi engelleyen şey, orada, üyesi olduğunuz bu iki arada bir derede kalakalmış toplumun kollektif zihnindeki ideolojik zehirlenmede yatıyor. “Sahip”lerimizin AB düşmanlığının nereden kaynaklandığı üzerinde biraz daha derin düşünün derim. Paranın üzerindeki resim, heykel, vs sadece birer göstergedir -lakin önemli göstergelerdir.
Atilla Hoca bugün Zaman’da güzel bir cevap vermiş:
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=458286
Bu da Hürriyetten. Bülent Bey haberdar etti Atilla Hoca’ya soruşturma açılmış ve derslerden el çektirilmiş:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5478071.asp
Düşünce özgürlüğü mü dediniz? O da ne?
Seyahat ozgurlugu de var. Fakulteden izin almadan sehir disina cikti diye de sorusturuluyormus. Ugrasmak istendikten sonra bizde kural cok tabii. Bunu burada hoca olan arkadaslarim da soylemisti ‘biz memuruz artik sehir disina cikmadan izin almamiz lazim’ diye bana. Ben ‘niye kendi elinizle boyle bir yuk altina sokuyorsunuz kendinizi?’ dedigimde de ‘birsey olmaz’ demislerdi. Oluyormus demek. Nedir bu kural, dogru mu hatirladim? Yazilisi var midir sunun bir yerde?
Doğru galiba
Nerede yazılı olduğunu bilmiyorum da devlet memurlarının şehir dışına (Belediye sınırları sanıyorum) çıkmadan önce izin almaları gerekiyor.
Takan yok ama başına bir iş geldiğinde -fizikî ya da burada olduğu gibi düşünsel kaza- kural işlemeye başlıyor.
Yani benim bildiğim bu, belki değişiktir..
Eğer Atatürk şimdi yaşıyor olsaydı ve her yerde resimleri, heykelleri vb. olsaydı diktatörlükle ilgili yorumlarınız bir nebze olsun doğru olabilirdi. Yani bu işi RTE yapsa tamam ama adam (Atatürk) öleli neredeyse 70 yıl olmuş ve ölümünden bu yana Türkiye’yi yönetenlerin büyük bölümü onu ve düşüncelerini referans alarak siyaset yapMAmış. [Da Vinci]
Burada bir bilgi hatası var, heykel furyası Atatürk’ün sağlığında (ilki 1926′da olmak üzere) başladı. Hatta o dönemin cumhuriyet gazetesi “başka hangi liderin bu kadar heykeli var?” diye övünüyordu(!?) Mesela izmirdeki meşhur heykel 1932 yılında yapılmış ve maliyeti hele hele dönemin ağır koşulları göz önüne alındığında bir hayli fazla. Şu an aynı hızda heykel yapımının devam etmesi de Atatürk’ün tartışmasız ve unique “ulu” önder olduğu anlamına geliyor, yani fikirlerinin hala ülkeyi yönettiği. Demokratik cumhuriyetlerde ise tartışmasız ulu önderler yoktur, ulu önderi koruma kanunu da.
Türkiye’yi yönetenler derken de siyasileri kastediyorsunuz sanırım, ama türkiyeyi siyasiler mi yönetiyor?
Türkiye 1923′ten beri Atatürk’ün görüşleri doğrultusunda yönetiliyor, anayasa’da da öyle yazıyor zaten. Laiklik ilkesi biraz farklı yorumlanmaya çalışıldığında bile asker “muhtıra gibi” açıklamalar yapıyor, hatta muhtıranın kendisini verdiği ya da yönetime doğrudan el koyduğu da vaki.
Yapmamız gereken ise üstad’ın buyurduğu gibi:
“Atatürk’ü de gecmisteki diger Turk liderleri arasinda hak ettigi yere koymak”
Hayırlı uğurlu olsun Fethi Bey! En dişli rakibiniz safdışı kaldı. Muhterem validesinden doğduğuna pişman edilme operasyonuna başlandı.
Bulent Bey,
Simdi kulaga biraz tuhaf gelecek ama, Ingiltere’de kral/kralicenin bulunmasi, orada diktatorlugun mevcut oldugu anlamina gelmez. Cunku bu kisiler anayasa ile sinirlandirilmistir. Yanlis anlasilmak istemem, kral/kralice iyidir kotudur demiyorum. Sadece diktatorluk olduguna delil degildir diyorum.
Aslina bakarsaniz biz mesrutiyete gectigimizde zaten bu kadarini basarmistik. 23 sonrasi geriye atilmis bir adim oldu bu nedenle.
–
Muz cumhuriyeti ifadesini elbette ben kullandim. Resmi bir raporda bir ulkeye (o ulke dunyanin en ‘muz cumhuriyeti’ de olsa) boyle bir hitap elbette kullanilmaz.
–
Da Vinci:
Ataturk adina gerceklestirilen dusunce ozgurlugu ihlallerini sormustunuz. Cok iddiali konusmak istemem ama hemen her gun bir yerlerde yasanmaktadir bu saniyorum. Bu soruyu sordugunuz gun Atilla Yayla’nin basina gelenler son ornegi. Bu is icin hususi bir site acilsa her hafta birkac girdi yapilabilir herhalde.
baktim hurriyet gazetesine ileri geri salliyorlar yayla bey hakkinda
tirnak ici ifadeler falan anlam bozulmasa da degistirilmis
akademisyelere dil uzatan boyali basinin ahlaksizligindan baska bir sey degil tabii bu saygisizlik hic tirnak ici ifade bir kelime bile olsa degistirilir mi ? degistireceksen tirnagi kaldir bari be adam
hirtin biri de yorum birakmis profesor bile olsan cahilsiiiiiin diye ahanda linki
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5476879.asp?gid=0&srid=0&oid=0&l=1
megersem kemalizme karsi cikarsan profesor de olsan cahil oluyormussun. yani ilkokullardaki ataturkten masallar bahsini iyice bellersen ilerici yok bunlari kabul etmezsen profesor de olsan cahil
ne memleket degil mi ama?
bir baska arkadasin yorumunu da ibretliktir diye buraya aliyorum
SAYIN HOCAMA KATILIYORUM BU KADAR ŞEKİLCİLİK RESİMCİLİK HEYKELCİLİK FAZLA. ŞİMDİKİ OLDUĞU GİBİ BİNLERCE YIL SONRA BU BÖLGEDE TARİHİ KAZILAR YAPILSA BURADA PUTPEREST BİR KAVİM YAŞAMIŞ KANAATİNE VARIRLAR.
Allah hepimizi affetsin. (Amin)
Gene konunun butunlugunden uzaklasip bir tegettren cikan bildik yorumcular ve fasizan kafalarini kuma sokarak konusanlar isbasinda gozukuyor! Ingiliz parasinda pununda bulunan kralicenin resimleri ayni zamanda ilgiliz tabloidlerini de susler. Hatun ve ailesi hakkinda soylenmedik soz kalmadi! Kor alaka!
AB mevzusunda yazan evrimci vatandas evrim islerinde fazla ekmek cikarmamamis olcakki fazla birikimi olmayan mevzulara da el atmaya kara vermis. Gecen bir konferansta ODTU’den Huseyin BaGCI adli pek Ataturkcu, statukocu, Ameriknacvi bir prof ABD’nin Ortadogu’ya demokrasi goturmesini savnan bir sor sordu (soru demem kendisinin panelde degil dinleyiciler arsinda olmasindandir) . Mealen “zorla demokrasi goturulmez” diyen avrupali parlmentere gene mealen “niye goturulmesin, siz AB olarak bizden sunu sunu istoyorsunuz” dedi. Arada kendisi ile ayakustu sohbetimizde aynen Fethi Bey ve Derin Sular’in dediklerini hatirlattim. Siz bir universiteye veya kulube, veya iase muracaat ettiginizde onlar sizi “sunu yapacaksin” diye zorlamiyorki; girmek istiyorsan su puani alacaksin, su notlarin olacak, vb diyor dedim. Adamin cevabi fazla ilginc degildi: “Ne kulubu yaw, biz taa 1959′da muracaat etmisiz, bizim hakkimiz uyelik” vs. “Muraccat” dediniz hoca dedim. Bu arkadasin dedigi de farkli degil “onlara guizelc anlatiriz, hadlerini bildiririz, masayi yumruklariz ” ulusalci *(millyetci) agzi. Almiyormu kardsim, git baska yerde muasirlas! Isin daha vahim tarafi bu “cagdas” vatandas ta Ingilizlerin de paralarinda kralice resmi var diyen Bulent Bey de bir “adamin” putlastrilmasi, tabulastirilmasi adi uzerinden bir oligarsi olusturulmasi, kisisel rantla icin kalkan yapilmasi, istismar edilmesi cadi avi yapilnasi olgularinin tamaminin olusturdugu cirkin resmin butununun verdigi nmesaji ve burada konu olan yarattigi imaji gozden kacriyor gibiler (Bulent Bey’i son kisimdan tenzih edeyim, onun curumu sadece simgesel, turistik “novelty” olan Ingiliz monarkini bizim tanirlastirilan “ULU ONDER” imize benzetnmesi). Daha uygun bir benzetme Kuzey Kore’nin “buyuk lider”i ile olurdu.
Bekir bey, once bir kisa aciklama yapayim:
Alaka su: orada o cevabi su cumlede vurgu yapilana ters ornek olarak verdim:
Bu demokrasi anlayisi da maalesef diktatorluk ima eden uygulamalari karsi son derece hassas. Bu nedenle de Avrupa demokrasilerinde her tarafta ayni adamin heykellerinin bulunmasi, her devlet dairesinin her odasina ayni adamin resminin asilmasi her banknot ve bozuk parada onun resminin olmasi dogal karsilanmiyor. Boyle bir Avrupa ulkesi de yok zaten.
O oyle. Genelde — tahminimce — surada ayriliyoruz sizinle: insanlar malumu ilam etmeden veya cok derin ve kadim bir ofkeyi o gunku hedefine yonlendirmeyen bir laf ettikleri zaman bunu buyuk resmi kacirma filan diye dusunuyorsunuz galiba. Arzu ettiginiz gibi konusan insanlar var, bunun buyuk bir zarari da yok herhalde ama ben onlardan degilim — ofkeyle ve kinle yasamiyorum o kadar. Bir surec icinde, bir sIkIntI izale edilirken ve/veya sIkIntI hakkinda birseyler ifade edilirken ayni zamanda kazayla baska seylere inanilmasinin gerektigini veya kacinilmaz oldugunu dusunmuyorum. Siz benden uzun yasadiniz ABD’de ve belki dunya cok daha fazla yer gordunuz, gerek AB gerek ABD gerek Anglo-Saxon tarzi ozgurlukculugun ve/veya devlet usulunun sadece birer ‘benchmark’ degil bir de hakkinda — detay veya degil — dogru olmayan seyler soylenerek bir ideal gibi kafalara sokulmasi tehlikesinden tedirgin olmuyor musunuz? Derinsular bunu yapti demiyorum, ama genelde ister istemez sadece Turkiye’de yasamis insanlarda boyle bir intiba uyandiracak kadar cok laf dolasiyor ortalikta. (Teknik islere dokunan alanlarda bu kismen daha degisik karakterde ve daha beter aslinda, buna ilk orada uyanip tedirgin olmaya basladim zaten.)
Insanlar yasadiklari duzenin altinda gerceklesen fenaliklari zaten goruyorlar. Derecesi degisse de hakim guclerin davranis sekilleri, medya manipulasyonu, hakli sIkintI veya kismen dogru cozumlerin uclara cekilip zararli/baskici fanatiklige donmesi ise sadece Turkiye’de olan birsey degil. Dereceleri cesitli boyutlarda cok degisik oluyor elbette, ama arka plandaki mekanizmalarin muazzam farkli olmadigini da dusunmek cok yanlis degil bence. Korkulacak baski sadece tarihten miras kalip iyice dejenere olup karikaturlesmis haldeki eskisinden ibaret degil. Milletin gule oynaya yasasin yasasin diye ideal olarak gorup istediklerinin ne oldugunu ve ne olmadigini anlamakta bir yanlislik yok — fayda bile olabilir. Ben uzman degilim elbette, bilgili dahi degilim o kadar ama ne bileyim ABD sudur, AB bunu dedi dendiginde bir eksiklik goruyorsam soylemeye calismayi bu acidan baktigim icin de yanlis bulmuyorum.
Bekir bey demiş: “AB mevzusunda yazan evrimci vatandas evrim islerinde fazla ekmek cikarmamamis olcakki fazla birikimi olmayan mevzulara da el atmaya kara vermis.”
Pek muhterem Mustafa Akyol aşığı Bekir bey. Ben bazıları gibi birşeyleri ekmek için yapmıyorum. Evrim konusunu benim için Türkiye’de yaratılış ve akıllı tasarım saçmalıkları bilim dışı veriler ışığında varolmaya devam ettiği sürece varolacaktır. Bu işten en ufak bir çıkarım yok. Yani yazılarım bir kişi bile okumasa bir gün bireleri okuyup birşeyler öğrenebilir diye yazmaya devam ederim.
Ayrıca izin ver de biz de siyasetle ilgili 1-2 yorum yapalım. Elbette senin engin bilgi birikimin kadar birikimim yoktur ama öyle çok derin bilgi birikimi gerektirecek konularda ahkam keser gibi yorumlar yapmadığım için bunun çok da sorun olacağını sanmıyorum.
Bu arada zamanım kısıtlı olduğu için diğer arkadaşların söylediklerine cevap veremiyorum. Zaman bulduğumda ilk fırsatım buraya kısaca birkaç şey yazmak olacak.
Ne zamandan beri senli benli olduk yaw?
Hemen böyle kompleks yapan adamlara bayılıyorum. “Sen” kelimesini hakaret gibi algılayan tipler neden var bu dünyada? Niçin? İnsan böyle ufak şeylere neden takılır? Bir insan neden “siz” kelimesini bekler? Neden “sen” kelimesini duyunca kırmızı görmüş boğaya döner?
Daha dün kendi blogumda bir yoruma karşı yazdığım şeyi buraya aktarıyorum. Bu duruma “cuk” diye oturuyor.
Aynen dün dediğim gibi bugün de “İyi ki internet var” diyorum.
Da Vinci bey,
Once su iki kelimeyi ve tedailerini aradan cikaralim: Baskalarini bilmem, ama, ben ‘kompleks yap’iyor degilim; ikincisi de ‘kırmızı görmüş boğaya dön’mek degil mesele. Bunlar sadece sizin durdugunuz yeri anlamak icin faydali…
Siz hangi topraklarda dogup buyudunuz bilmem, ama benim ait oldugum kultur dairesinde ’sen’ iki sekilde kullanilir.
Birincisi, cok sicak bir yakinligi ifade eder. Benden yasca, bilgice ve dunya gorusu acisindan fersah fersah ilerde olan dedeme ’sen’ demem ona saygisizligimi degil yakinligimi gosterir. Cunku, dedemle ben cok yakin[d]im.
Ikincisi tur ’sen’ ise, ‘rutbe koymak’ kastini icerir: Muhatabini kendinden kucuk ya da asagida girmek yani.
Durup dururken, hic tanimadiginizi insanlara ’sen’ diyorsaniz, onlara apansiz karsi konulamaz bir yakinlik bir unsiyet kesbettiginizi dusunmemiz bence biraz fazla safdillik olur.
Mumkun olmadigini soylemiyorum, ama, oyle dusunup davrananlarin (aniden yakinlik kesbedenlerin) ya cok saf, ya da gayr-i samimi olduklarini dusunurum.
Geriye kaliyor ikincisi: Yani, asagilamak anlaminda ’sen’.. Bunun da ‘buyukluk kompleksi’ olarak gormemek icin fazla bir sebep yok bence…
Kisacasi, estilik –kamusal ortamda– ’sen’de degil ’siz’dedir…
Nereye cuk oturdugunu goremedim. Garipligi disarida aramak yerine bazan icerde aramak da faydali olabilir –yani, garip sandiginiz insanlar size sizin garip oldugunuzu anlatmaga calisiyorlardi belki.. ‘hanci pirisi, hanci pirisi’ misali..
Evet. Internet de olmasa, temel ve basit adab-i muaseret kurallarini baska nereden ve nasil ogrenebiliriniz ki..
Sevgili Müzmin Anonim,
Ben yazımı “sana” hitaben yazmamıştım, kime hitaben yazdığım da gayet açık diye düşünüyorum. Benim düşünceme göre internet üzerinde tartışan iki kişiden biri diğerine “bana ’sen’ değil ’siz’ diye hitap et” diyorsa bence o kişi komplekslidir. Bu benim düşüncem. Bunun adab-ı muaşeretle falan uzaktan yakından ilgisi yok.
Da Vinci bey,
Iki nokta var.
Birincisi, kamusal bir ortama yaziyosunuz –private chat degil yani– dolayisi ile isteyen katilabilir. Aksi halde, burada her yaziya dogrudan ve sadece Fethi bey cevap vermek zorunda kalir. Insafli olmak lazim.
Ikincisi, yazdiginiz yazinin herhangi bir yerinde ‘kisiye ozel’ oldugunu gosterir bir sey yok. Olsa bile, bkz. birinci madde.
Nereden baktiginiza bagli.
Ben de, durup dururken yanibasima sokulan bir yabancinin kirk yillik arkadasim gibi bana ’sen’ demesinden iskillenirim…
Ayni sekilde, trafikte durduran trafik polisinin kendisini bir sey sanip ’sen’ demesi de gicik eder beni. Cunku, ’sen’ diyebilmenin de bir raconu vardir. Rutbe icindekini aniden ustun kilmiyor; ama, o bunun farkinda degil; ya da ‘bir gunun beyligi beyliktir’ modunda..
Dolayisi ile, ’siz’ demenizi isteyen sadece sizinle esit olmak istiyor; ’sen’ demekte israr eden ise ya luzumundan fazla (too close to comfort) bir yakinlik, ya da bir ustunluk iddiasi pesindedir.. Bunlarin hangisinin bir kompleks olarka teshis edilebilecegini takdirinize birakiyorum –yok yok, pek de birakamiyorum aslinda.
Siz oyle diyorsaniz mutlaka oyledir.
Malesef bu düşüncelerine katılamıyorum.
‘Sen’ kelimesini yazgısızlık olarak kabul eden kişinin bazı sorunları olduğunu düşünürüm. Bu benim düşüncem, elbette siz tersini düşünüyor olabilirsiniz.
Fethi bey,
Da Vinci beyin “Malesef bu düşüncelerine katılamıyorum.” deyisi beni can evimden yaralamistir.
Bu blogda, bugune kadar, sadece ben baskalarinin dusuncelerine katimMAmak imtiyazini haiz olusum yuzunden veya sayesinde var oldum…
Fakat, yeni nesil –goruldugu uzere– yerlesik (read, ‘muzmin’) imtiyazlari dinlemiyor; hatta anlamiyor gibi gorunuyor.
Bu hic hayra alamaet degil..
Daha da otesi, soyle bir cumle de sarf etmistir: “‘Sen’ kelimesini yazgısızlık olarak kabul eden kişinin bazı sorunları olduğunu düşünürüm. Bu benim düşüncem, elbette siz tersini düşünüyor olabilirsiniz.”
Burada soyledikleri, benim acimdan, bir onceki cumlede soyledikleri kadar agir olmamakla beraber, surekli birinci ve ikinci tekil sahislar arasinda gitme gelmeler gorulmekte ve nirengi noktamizi sabote etmektedir.
Simdi, Fethi bey, blogullahimiz, ilanihaye CBsk adayimiz olarak, bu konuda bir ferman buyursaniz da meseleyi tatliya baglasak nasil olur?
Tatli deyince, tabii ki size yakisan bir tatli olacagina eminim; bonbon sekeri degil, nar gibi kizarmis fistiklarla donatilmis saray burmasi yakisir demek istiyorum. Adresimi bilahare takdim edebilirim.
Müzmin Bey,
Ben Fetva işlerini önümüzdeki Kurban Bayramına kadar ertelemiştim. Siz bu blogda en az benim kadar yetki sahibisiniz, her tür tedib işini üstlenmenizden memnuniyet duyarım. Yanlış anlamayın, asla ve kat’a size salahiyet verir gibi bir densizlik içinde değilim, siz tabii olarak bu yetkiye sahipsiniz. Bu arada Blogullah ile “Allahın blogcusu” diyorsunuz herhalde, ne yapayım idare edip gidiyoruz.
Şeker ve baklava sezonu geçti, iki teker kavurmanız belirttiğiniz adrese mübarek kurban bayramı sonrası teslim edilecektir.
(Da Vinci bey, “yazgısızlık” saygısızlık manasına mı geliyor, yanlış mı yazılmış, tam anlamadım).
FST
Fethi bey,
Evet yanlış yazmışım :)) Düzeltirseniz sevinirim…
Da Vinci Bey,
“Sen”deki bu ısrar niyedir, anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu…
Metin bey,
Aslında ısrar falan yok ortada. Zaten bundan sonra Bekir beye “sen” demem. Benim anlamadığım şey “Ne zamandan beri senli benli olduk yaw?” gibi bir tepkiydi.
blogtaki arakadaşların bilgi ve kültür seviyesi beni aşıyor. buyüzden sadece fikirleri okumak ve farklı fikirlerden bir şeyler kapmak peşindeyim.
şu anda üç çocuğumda ilköğretim çağında ve hergün çatık kaşlı heykelin karşısında bizimde zamanınında yaptığımız gibi bir ibadet tarzında yemin etmektedir. Din eğitiminin bile belli bir yaştan aşağıda verilmesinin engellendiği günümüzde,bir liderin düşünce ve simasının küçük yaştaki çocukların zihnine her allahın günü kazınması ne olaki…
bende hergün yemin etmiş birisi olarak ,belli bir zaman sonunda her öğün yenen aynı yemekten nasıl bıkılır ve bir müddet sonra tiksinti boyutuna ulaşılırsa, bu konuda bende bu boyuta ulaşmıştır. bu gidişle çocuklarımızdada aynı durum ortaya çıkacaktır. vesselam.
bu konunun fazla tartışılacak bir yönü yoktur her tarafta o laikin heykeli her şeyi abartıyoruz avrupa bizimle dalga geçmektedir yok bu laiklikmiş yada kemalizmmiş yok dünyanın hiç bir yerinde sonuç olarak ülkesi için yapması gerekenleri yaptı ona tapmaya gerek yoktur bize bıraktığı miras sadece türkiye cumhuriyeti olsun laiklik kemalizm şapka pantolon isteyen olmadıki…