Archive for Kasım 20th, 2006

Bir Kadeh Tepki

FST Kasım 20th, 2006

som.jpg

Geçenlerde Üsküdar Belediyesinin bazı açık alanlarda içki içilmesini yasakladığını işitmiştim. Önce pek kulak asmadım ama Cumhuriyet Gazetesi yazarı Deniz Som bu işi protesto edecekmiş dediklerinde meraklandım. Hakikaten dün eylem yapılmış, dincilere hak ettikleri mesaj verilmiş. Olay şöyle anlatılıyor:

Üsküdar Belediyesi’nin açık alanlarda içki içenlere para cezası verip, encümen kararlarını internette yayınlayarak teşhir etmesini protesto eden yaklaşık 300 kişi Kızkulesi’nin karşısında şarap, votka, bira içti.

Cumhuriyet yazarı Deniz Som’un çağrısıyla biraraya gelenler, “Burada içki içmek yasaktır” yazılı tabelanın önünde, Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır’ın şerefine kadeh tokuşturdular. Gruba tepki göstererek Som’a saldıran bir kişi içki içenler tarafından tartaklandı.

Deniz Som ve eşi Harika Som, içkilerini yudumlarken, “Sarhoş şerefsizler” diye bağıran 36 yaşındaki Bilal Çelik, Deniz Som’um omzuna yumruk attı. Grubun tepki gösterdiği Çelik, sivil polisler tarafından ağzı kapatılarak uzaklaştırıldı. Gruptan bazı kişiler Çelik’e tekme ve yumruk atarken, bir kişi de yüzüne şarap döktü. Bilal Çelik, sivil polislerce gözaltına alındı. Olayın ardından hepbir ağızdan “Çankaya’da imam istemiyoruz” diye slogan attılar.

Eylem başarılı geçmiş, Üsküdar Belediyesi muhtemelen tabelayı oradan kaldıracaktır. Benim kanaatimi soruyorsanız ferdi tercihlere karışmamakla birlikte başkalarına zarar verme sonucunu doğuracak konularda kanunla engelleme yapılmasına en azından itiraz etmem. Misal sigara içmeme ile ilgili kampanyalara aslında pek sıcak bakmam, ama sigara içmeyenleri rahatsız edecek mekanlarda sigara içilmesinin engellenmesini makul bulurum. Aynı şey içki ile ilgili olarak geçerlidir. Adam içki içip sarhoş olunca önüne gelene saldıracak, etrafa boş şişe atacak, bilemedin nara atarak ortalığı rahatsız edecekse bu konuya mahsus tedbirler alınabilir.

Üsküdar Belediyesin neresi için yasak koyduğunu bilmiyorum. O bölgede içki içen bir ayyaşın gezip tozanları rahatsız etme ihtimali var ise, yahut böyle olaylar vuku bulmuşsa yasaklanması ihtimal dahilindedir. İstanbul’un boğazı ve boş yeri boldur, isteyen istediği yerde gidip içebilir, nara atabilir. Yalnız ortalığa boş şişeleri atıp sağa sola kusuyorsa belediyecilere ve çevre dostu insanlara yakalanmamalarını tavsiye ederim. Muhtemelen Üsküdar sahilinde de ayyaşların tacizi değil, boş bira ve şarap şişeleri yüzünden karar alınmış olabilir. Dincilik sebebiyle karar alsalar sadece sahile değil daha başka noktalara da içki içmek yasaktır tabelaları koyarlardı.

Gelelim bazı detaylara. Protesto eylemini protesto eden Bilal isimli şahıs Deniz Som’un omuzuna vurmuş, bir başkası da suratına bir kadeh şarap dökmüş. Protestocu şahıs polis tarafından gözaltına alınmış, şarapçılar da Çankaya’da imam istemediklerini deklare etmişler. Bir başka haberde Bedri Baykam’ın da ekipte olduğunu gördüm. O da şunları söylemiş:

“Burada, özgürlüklere ve yaşam tarzlarına müdahale etmeye karşı Türk halkının direncini görüyoruz. Bu küstahlık hakkını kendinde bulup bizim yaşam tarzımıza orta çağ şeriatçı anlayışta uygulamalarla set çekmek isteyenlerin sonu hüsran olacak”

Hayat tarzına müdahale denince içki yanında aklıma muhtelif kıyafetlerin giyilmesinin yasaklanması geliverdi. Bedri Baykam’ın direnci muhtemelen bu noktalara gelene kadar kırılıyordur, yoksa kendisini Üsküdar sahilinde toplu şarap içme eylemi yanında başörtülülerle el ele eylemlerinde de görebilirdik. Bir de Ortaçağ lafı geçiyor, dün Atilla Yayla’nın konuşmasında da bundan bahsedilmiş ve kendisi tepki almıştı. Bir boş zamanımda bakayım bu ortaçağ ne imiş. İlkokulda 476 (395 olabilir?) ile 1453 yılları arası diye anlatılırdı. Bana pek karanlık bir çağ gibi gelmiyor, hatta büyük bölümü için doğu ve İslam dünyasının bilim, sanat, felsefe, ekonomi alanlarında zirve yaptığı dönemler bile denebilir. “İçki yasaktı” denirse dönemin muhtelif halife ve önderlerinin içki içtiğini, saz, söz meclisinden geri kalmadığını hatırlatırım. Bedri Baykam bu dönemdeki hangi özellikten çekiniyor, kendisine sormak lazım.

Şimdi gelelim benim bu yaratıcı protesto eyleminden yola çıkarak önerdiğim alternatif eylemlere. Türkiye’de sadece Üsküdar Sahilinde içki içmek yasak değil. İlk aklıma gelen yasak başörtüsü ile ilgili. Malum başı kapalı insanlar öğrenci ve memur olamıyorlar. Bu da Bedri Baykam’ın tabiriyle “özgürlükler ve yaşam tarzlarına” aleni bir müdahaledir. Bu zamana kadar çeşitli başörtüsü eylemlerine şahit olduk, ben de Deniz Som’un güzel fikrinden yola çıkarak şu öneriyi yapıyorum:

Madem başörtülüler okula veya devlet dairesine, hatta çoğu özel alanlara dahi alınmıyorlar, bu “alanların” birinin karşısında üzerinde “okul” yazan bir stand açıp alenen ders görür gibi yapıp tepki verebilirler. Bu temsili kulübede başörtülüler kapıdaki güvenlik görevlisi tarafından uyarılmaksızın selamlanarak içeri girerler, girdikleri yerde ilk tıuvalete koşarak kafalarına keçi postunu andıran bir peruk koymak yerine başları örtülü olarak rahatça sınıfa girerek sıraya oturabilirler. Sınıfa hoca olarak yine başörtülü bir temsili akademisyen girebilir.

Bu manzaranın ortalama bir Kemalisti küplere bindireceği açıktır ama ne yapayım, Deniz Som ve şarap tepkicileri çok güzel bir yöntem bulmuşlar. Şimdi başörtülüler Beyazıt meydanında böyle bir eylem yapsalar Deniz Beyi öncü olarak göstermekle hiç hata etmiş olmazlar.

İkinci eylem teklifim Beyaz Türklerle ilgili. Mine G. Kırıkkanat ve Beyaz Türklere karşı bir Deniz Som eylemi şöyle olabilir. Nişantaşındaki bir entel kafe önünde, tercihan içinde Haşmet-Ahmet-Mansur isimli üç kişi yumruklaşırsa güzel olur, mangal eylemi yapılabilir. Bir grup kara Türk kıllı ve kısa kollarını açıkta bırakan askılı atletlerinin altına çizgili pijama giyerek entel kafe yahut Mine G. Kırıkkanat’ın gazetesinin (Vatan mıydı) önüne gelerek mangalın dumanını savurabilir, hatta lahmacun bile yiyebilirler.

Eylemleri çoğaltmak mümkün, Deniz Som ve ekibini yaratıcı fikirlerinden dolayı tebrik ediyorum. Yalnız eylemlerinde Çankaya’ya imam çıkmaması dışında “Türkiye Laiktir Laik Kalacak” şeklinde bir slogan atıldığı bilgisine ulaşamadım. Bu slogan beyinlere iyice kazınmalıdır. Gerçi bazı gericiler bu sloganı “Türkiye Lavuktur, Lavuk Kalacak” diye tiye alıyorlar ama gerekirse bir eylem de onlara yapabiliriz.

Bu arada Deniz Bey belirtmemiş, eylemin bir sonraki adresinin Yeşilay Cemiyeti İstanbul Şubesi önü olmasını teklif ediyorum.

Cumhurbaşkanı Adayı Fethi Bey

FST Kasım 20th, 2006

fth.jpg2007 yılı hepimiz açısından heyecanlı geçecek. Bu yılın başlarında bir ara hararetlenen ve sonra sönen tartışmalar bugünlerde yeniden hızlandı. Daha önce adaylığını açıklayan emekli albay Fethi Korkmaz bu defa ciddi bir programla ortaya çıkmış. Engin Ardıç ve Müzmin Anonim gibi dişli rakiplerin kendilerini yarıştan çekmesiyle yarış Meclis dışında iki Fethi arasında geçeceğe benziyor. Tabii bunun için ilk şart Meclis içinden Cumhurbaşkanı çıkarma ısrarının sona ermesi. Ümit ediyorum yüce meclis bu hatadan vazgeçerek milletvekillerinin kafasını karıştırmayı bırakacak, herkes kendi işinde yoğunlaşacaktır. Bu takdirde ben de daha önce beyan ettiğim şekilde halkımızın göstereceği teveccühe layık olmaya çalışarak yüce makama oturacağımı düşünüyorum. Peki rekabetten çekiniyor muyum? Hayır. Programım son derece açık ve net. Bu konuda Meclis dışından cumhurbaşkanı adayı olan rakibim Fethi beyin programındaki zaaflardan da yararlanacağım kuşkusuz. Selefim Sezer’in uygulamalarını zaten biliyorsunuz, benim programı görünce muhtemelen hak verecekiniz. Önce Fethi Korkmaz’ın bugün bir basın toplantısıyla açıkladığı programa bakalım:

Cumhurbaşkanlığı aday adaylığını açıklayan Emekli Albay Fethi Korkmaz, 35 ili dolaşarak adaylığını açıkladığını ifade etti. AK Parti’nin tek başına Cumhurbaşkanını seçemeyeceğine inandığı için TBMM dışından aday adaylığını açıkladığını ifade eden Korkmaz, halktan kendisine destek olmasını istedi. Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı konusunda 35 ilde 40 bin kişiyle görüştüğünü, yaptığı etkinlikler sonunda 300 bin kişilik kamuoyu desteğine ulaştığını belirten Fethi Korkmaz, hedefinin 1 milyon kişiye ulaşmak olduğunu kaydetti.

Konuşmasında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in uygulamalarını eleştiren Korkmaz, “Türkiye’deki tüm legal partilerle çalışmaya, 75 milyon insanı kucaklamaya hazırım. Şu anki Cumhurbaşkanımız’ın yaptığı bazı uygulamaları destekliyorum ancak Cumhurbaşkanı ben olsaydım farklı yapacağım hususlar vardır. Ben Cumhurbaşkanımızı pasif, tarafsız, kendimi de aktif, tarafsız cumhurbaşkanı olarak görüyorum. Cumhurbaşkanı bütün dinlere uzaktır. Ben Cumhurbaşkanı olduğum takdirde camiye, havraya, cemevine giderim. Bütün partilere giderim. 6.5 yılını dolduran Cumhurbaşkanı’nın gitmediği iller vardır” dedi.

Fethi beyin programında ilginç noktalar var. Bana Sultan II. Mahmut’u hatırlattı biraz. Yalnız kilise yerine cemevi demiş, orası biraz muamma. Herkesi kucaklayacağını söylüyor, neredeyse ben bile adaylıktan vazgeçip destek olacağım. Peki benim bu güçlü rakibe karşı söyleyeceklerim nedir? Şu anda profesyonel olmayan bir ekiple çalışmalara başlamak üzereyim. Yakında kendi tasarladığım afiş ve metinleri burada göreceksiniz.

Bu vesileyle HHDER ve Metin Bey The Jazzetta‘ya selamlarımı iletirim. Şöyle bir konsept üzerinden gitsek nasıl olur acaba: Ben bir lojmanın önünde herkesi kucaklıyorum, ufukta da 13.5 Milyar yazıyor. Yaratıcı olduğu konusunda şüphem yok ama belki geliştirilebilir.

Nuh Gönültaş’ın Yazısı ve Bir ek

FST Kasım 20th, 2006

latfe.jpgBugün gazetesinden Nuh Gönültaş “Atatürk Nasıl Cumhurbaşkanı Seçildi” başlıklı bir yazı yazmış. Burada zannedildiğinin aksine ortada bir fikir birliği olmadığı, hatta ciddi tartışmalar hatta silah çekmeye varacak kavgalar yaşandığı, Atatürk’ün kendi eliyle seçtiği bir meclise, o da yine güç bela, kendini cumhurbaşkanı seçtirdiği anlatılıyor. Şöyle yerler var:

Sanıyor musunuz ki Mustafa Kemal Çankaya’ya büyük bir mutabakatla çıktı. Alakası yok! Ali Şükrü’süz, Topal Osman’sız Atatürk’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini anlatmak mümkün değildir.

Atatürk önce meclisi seçti, sonra kendisini cumhurbaşkanı seçtirdi, ama yine de cumhuriyet ve kendi cumhurbaşkanlığı üzerinde tam bir mutabakat sağlayamadı Bize anlatılan tarih ne yazık ki, Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk’ün hiç tartışılmadan, son derece büyük bir kamuoyu desteği ile cumhurbaşkanı seçildiğini söyler. Yalan söyleyen tarih utansın!

Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığına giden yol anlatılırken hiç anlatılmayan çok önemli tarihi olaylar vardır. Şimdi… İsmet Paşa Lozan’a gitti geldi ve başarısız oldu. Atatürk İsmet Paşa ile Eskişehir’de buluştu ve Lozan hakkında bilgi aldı. Ankara’ya döndüğünde kendisini kimse karşılamadı. Rauf Orbay Başbakan’dı, ona niçin karşılanmadığını sordu. Rauf Orbay başbakanlıktan istifa etti. Meclis Lozan görüşmelerini değerlendirmek için toplandığında tam dokuz gün Mustafa Kemal eleştiri yağmuruna tutuldu. Mustafa Kemal’e açıkça yüklenemeyen milletvekilleri İsmet Paşa’ya yükleniyorlardı.

[…] Ali Şükrü Lozan Konferansı’ndaki başarısızlıkları anlattığı bir oturumda, “Savaşta kazanılan masada kaybediliyor” diyordu. Mustafa Kemal öfkesinden silahına sarılmış, Ali Şükrü de silahını çekmişti.

Mecliste yaşanan bu olaydan sonra Ali Şükrü evinden meclise giderken ortadan kayboldu. Diğer Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit Ali Şükrü’nün siyasi bir cinayete kurban gitmiş olabileceğini söylüyordu. […] Ziya Hurşit, Topal’ın öldürülmesini izlerin ortadan kaldırılması olarak yorumladı ve Ali Şükrü’nün ölümünden Mustafa Kemal’i sorumlu tuttu.

[…] Milletvekili seçilenler Mustafa Kemal’in onayı ile seçildi. Halk Fırkası’nın seçim bildirgesi 6. maddesinde “Ordu mensuplarının refahlarını sağlamak esastır” deniliyordu.

Yeni Meclis toplandı. Çok sesliliğin olmadığı bir meclisti. Asker milletvekillerinin sayısı birinci meclise göre yüzde 20′ye çıkmıştı. Tüm ordu ve kolordu komutanları milletvekili seçilmişti. Buna rağmen yine de Mustafa Kemal’e muhalif yok değildi ve özgür bir oylamada milletvekillerine cumhuriyeti kabul ettirmek mümkün görünmüyordu.

[…] Atatürk hükümeti istifa ettirdi. Ortalık yeniden karıştı. Meclis yeni hükümeti kuramıyordu. İşte bu sırada Atatürk “Böyle gitmemeli, yarın cumhuriyet ilan edeceğiz” dedi. 29 Ekim günü “Bu koşullar altında hükümet kurmak imkansız. Türkiye’nin bir cumhuriyet olmasına, başında da bir cumhurbaşkanı olmasına karar verdim.”

[…] Önce Cumhuriyet ilan edildi. Oylamaya meclisin yüzde 52.7’si katılmadı. Arkasından Cumhurbaşkanlığı seçimine gidildi. Tek aday Mustafa Kemal’di. 334 milletvekilinin 158′i oylamaya katıldı, geri kalan 176 üye ise ne Cumhuriyet’in oylamasına ne de Cumhurbaşkanı seçimine katılmamıştı. Bu durumda Atatürk hem meclis başkanı, hem cumhurbaşkanı, hem Halk Partisi’nin başkanıydı.

Kemalist kesimin çıldırıp hain diye göstermesi gereken bir kişi daha peydahlandı. Atilla Yayla’nın söyledikleri bu ibareler yanında Atatürk’e övgü gibi kalır. Bakalım tepkiler nasıl gelişecek.

Yalnız Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor, ben de konuyla ilgiliyim malum, bir noktaya daha değineyim. Burada sadece seçim süreci ele alınmış, bizde bir de eşi başörtülü olma kriteri var ki, Bekir Coşkun ve 50 milyon kişi sırf bu sebeple Çankaya yolunu kesmeye kararlı görünüyor. Halbuki Atatürk cumhurbaşkanı olurken hanımının “başı sarılıydı” ve tartışma bu konuda değil, saçma ülke meseleleri üzerineydi. Aldığımız mesafeyi küçümsemiyorum, gelinen noktada tartışmanın içerik ve şekli son derece seviyeli hale gelmiştir ama Nuh beyin yazısını görünce hatırlatayım dedim. Hatta başörtülü eşi olan birinin Çankaya çıkması eski bir sünnetin de ihyası olacağından Ataya güzel bir jest de olabilir.

Kapat
E-posta ile paylaş