Archive for Kasım 21st, 2006

İçki Yasağı Yayılıyor, Eylemciler Nerede?

FST Kasım 21st, 2006

fare.jpgÜsküdar sahilinde içki içme yasağını protesto eden Deniz Som, eşi ve Bedri Baykam önderliğindeki grup inşallah fazlaca sağa sola dağılmamıştır. Zira son okuduğum bir haberde yasağın yayıldığı bilgisi var. Şöyle deniyor:

Aydın’ın Nazilli ilçesine bağlı Kavacık köyünde, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından, köyde içki içilmesi yasaklandı. Kavacık Köyü Muhtarı Ahmet Alaçı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 110 haneli, 350 nüfuslu köyde aşırı alkol alan kişiler nedeniyle kavga gibi istenmeyen olayların yaşandığını ve alkollü araç kullanılmasından dolayı da ölümlü trafik kazalarının meydana geldiğini söyledi.İhtiyar heyetiyle bir ay önce yaptığı toplantıda, bu konuları dile getirdiğini ve köyde tüm alkollü içeceklerin yasaklanması yönünde öneride bulunduğunu bildirdi.

Ekip hazır motive durumda iken Nazilli yolunu tutmalıdır. Yılanın başını küçükken ezmek lazım. Köy girişinde ellerinde kadehleriyle toplanan 300 kişilik Cumhuriyet okuru grup “Nazilli Laiktir Laik Kalacak” sloganları eşliğinde şarap içip 10. Yıl Marşı okuyarak bu irtica kalkışmasını protesto etmelidir. Bu arada Paris’te, ABD’nin muhtelif şehirlerinde de sokakta içki içilmesinin yasak olduğuna dair yorumlar gördüm. O halde eylemin global hale gelmesi de düşünülmeli. Sonra neden şarap? Ulusal içkimiz rakı değil midir? Eyfel Kulesi ve Beyaz Saray önünde cepleri leblebi dolu ekip birer 70′lik devirse Türk çağdaşlaşması global dünyaya gösterilmiş olur. Gerçi okunacak 10. Yıl Marşı yabancılarda “neyin 10. yılı, 1996′da birşey mi oldu” sorusunu akla getirebilir ama dert değil. Ben vazifemi yapıp duyurayım, gerisi şarapçı ekibe kalmış.

Atilla Yayla’yı Ne Yapalım?

FST Kasım 21st, 2006

atlaly.jpgAtilla Yayla’nın konuşması üzerine gelişmeleri üzüntüyle izliyorum. Bu tür eleştiriler yeni olmadığı halde Kemalist cephe inanılmaz bir heyecan içinde siyaset bilimi profesörünü hedef almış durumda. İşin içine emekli generaller filan da karışmış. Haber yorumlarında “silahlanıp bu yobazları İzmir’den denize dökelim” türü mesajlar var. Benim ilgimi çeken yakın tarih uzmanlarının henüz ağzını açmış olmaması. Bir de içerik olarak benzer, hatta daha ağır eleştiriler getiren Cemil Koçak, Mete Tunçay, Ahmet İnsel gibi akademisyenler neredeyse hiç tepki almazken Atilla Yayla’ya karşı acımasızca hücuma geçilmesi biraz şaşırtıcı.

Sonuçta Kemalizm eleştirileri bu ülkede yeni birşey değil, “Atatürk’e adam demiş” diye üsluba kafayı takmak da işin özünü, uzun bir konuşmanın verdiği mesajları yok saymayı gerektirmez. Hatta, bu kadar saldırılması “Eyvah, herif bütün doğruları sıraladı, bu zamana kadar bunlar akademik kitaplarda filan yazılıyordu, pek zarar görmüyorduk, şimdi uluorta tartışılırsa ‘kazanımlarımız’, Kemalizm sırtından elde ettiğimiz rant elden gidecek” korkusundan olabilir diye düşünüyorum. Gelelim tepkilerin mahiyetine.

Hürriyet gazetesinde bir general ile bir grup sivil şahıs ve tıp profesörünün açıklaması var. Bunlar bildik şeyler ama mesela Atilla Yayla’yı “halkı din, dil, ırk temelinde bölmeye teşvik ve Cumhuriyet rejimine karşı eylemler içinde bulunmak” ile suçlayan ve dava açan bir avukat şunları söylemiş:

Avukat Ülük, hukuk bürosunda düzenlediği basın toplantısında ‘Atatürk’ sözcüğünün, Türk milletinin kalbinde ve zihninde bir kutsallığı olduğunu belirterek, Prof. Dr. Yayla’nın Atatürk’ten ‘Bu adam’ diye söz ederek anayasanın din, dil ve ırk ayrımını yasağını ihlal ettiğini savundu. Ülük, “Halk, Atatürk fotoğraflarını gönüllü olarak işyerine, evine asıyor. Kemalizm’le ilgili sözleri de tutarsız. Böyle birinin, adını Atatürk’ün ‘Gazi’ ünvanından alan bir üniversitede öğretim üyesi olması bizi derinden üzmekte. Sözleri haksız, gerçekdışı ve haincedir” diye konuştu. Tarcan Ülük, dilekçesinde “Prof. Dr. Yayla’nın suç işlemeye devam etmesi kuvvetle muhtemel olduğundan, tedbiren YÖK ve ünvesite ile işbirliği yapılarak soruşturma sonuna kadar öğretim üyeliğinden uzaklaştırılmasını, Yayla’nın suç işleme amacıyla hareketlerinin, varsa işbirlikçilerinin tespit edilmesini, soruşturmanın tamamlanarak, Anayasa, TÇK ve özel yasalara göre suç sayılan eylemlerden tecziyesi için hakkında kamu davası açılmasını talep ederiz” dedi.

Bir defa Atatürk sözcüğünün Türk Milletinin kalbinde “kutsallığı” olduğu biraz kendinden menkul bir rivayet gibime geliyor. Kutsallık dinle, metafizikle ilgili bir kavram. Laik, bilimci bir savcının kutsal kelimesini iddianamesinde kulanması çağdaşlığa terstir. Yok Kemalizm benim de daha önce mevcut duruma bakarak iddia ettiğim gibi alenen bir din ise mesele yok. O zaman bu ikrar edilsin, hepimiz rahatlayalım. Avukat bey “Halk fotoğrafları gönüllü olarak evine asıyor” demiş. Ben evinde Atatürk olan pek az kişi gördüm. Genel bir istatistik araştırma yapılırsa insanların evlerine Atatürk resmi değil Yasin, Amme, Tebareke ve genelde okunmayan bir Kuran astıkları müşahade edilebilir. Dükkanlarda da oran Atatürk aleyhinedir. Mesela Karınca duası neredeyse her dükkanda asılıdır ama Atatürk resmine genelde ortodoks CHP’li esnaf ilgi gösterir. Resmi kurumlarda da Atatürk resmi, Gençliğe hitabe ve İstiklal marşı kanun gereği asılıdır.

Haydi bunları anlamaya çalışalım, olabilir diyelim, hukuçunun şu sözlerini ne yapacağız? “Prof. Dr. Yayla’nın suç işlemeye devam etmesi kuvvetle muhtemel olduğundan, tedbiren YÖK ve ünvesite ile işbirliği yapılarak soruşturma sonuna kadar öğretim üyeliğinden uzaklaştırılmasını, Yayla’nın suç işleme amacıyla hareketlerinin, varsa işbirlikçilerinin tespit edilmesini…” ne manaya geliyor. Atilla Yayla’nın suçu Kemalizmi eleştirmek olduğuna göre, ve anlaşıldığı kadarıyla bu iddialarından vazgeçmeyeceğine göre onu (ve işbirlikçilerini) çalıştıkları kurumlardan uzaklaştırmak çözüm müdür?

Bu insanların ifade ve yazı ile getirilen eleştirilere tahammülleri olmadığı görülüyor. Bir siyaset bilimi ve iktisat hocası birçok araştırmacının çok daha ağırını söylediği sözleri alışık olunmayan bir tarzda söylediğinde fiili lince tabii tutulmaya kalkılıyor. Üstelik de “daha da konuşabilir, ilelebet susturalım” diyerek. Şikayetteki ifadenin son kısmının gereği maalesef hapse atmakla yerine getirilecek şey değil. Ölüm cezası da kalktı, geriye yazma ve konuşmayı engelleyecek yegane metod kalıyor. Atilla Yayla, yandaşları ve onlar gibi düşünme ihtimali olanların dilleri ve elleri kesilmelidir. Gelen tepkilerden ben bunu anlıyorum, kusura bakılmasın ve bu ülke açısından hiç de iyimser değilim. Hiç istemediğim halde, “dinsizin hakkından imansız gelir” hesabı AB savunucusu durumuna düşüyorum.

Bir laf da herhalde ne yapacaklarını planlamaya çalışan AKP yönetimine. Korkakça Atilla Yayla’yı satan, medyada tiksindirici şekilde aşağılık beyanlar veren milletvekilli ve teşkilat yöneticileri ile ilgili düşünceleri olumlu ise yazıklar olsun. İki lafından biri “ben şiir okuyup cezaevine girdim” olan sayın başbakan, herkes susup pısarken cesurca başörtüsü meselesini kendi derdi olmadığı halde gündeme getirip özgürlük adına savunan Atilla Yayla’yı satıp birşey yokmuş gibi davranacak “ifade özgürlüğü var elbette ama bu beyanlar bizi üzmüştür” diye kaz mı çevirecektir.

Atilla Bey herkesin karnından konuştuğu bir ortamda bildik sözler söyleyerek cesaretle AKP’yi bir imtihanın içine sokmuş gibi görünüyor. El ve dil kesme olmadığı takdirde hoca Atatürk’e adam dediği için en kötüsünden birkaç yıl yatar çıkar ama AKP ebediyyen kaçak güreşemeyeceğini anlayana kadar akil insanlar nezdinde alnında bir lekeyle yaşamaya mahkum olur. (Mustafa Karaalioğlu da bu soruları sormuş, bakalım cevaplar nerelerden nasıl gelecek)

Atilla Bey kral çıplak demiş, lambadaki cini çıkarmıştır. Bildik bir laf var ya, bundan işler bir daha eskisi gibi olmayacak diye, nedense o hissiyat içindeyim. Ümit ederim Türkiye’de işler hem Kemalistlerin hem de olmayanların daha salim kafayla hareket edeceği bir noktaya doğru kayar.

Atatürk Heykelleri Üzerine

FST Kasım 21st, 2006

ankara.jpgAtatürk heykelleri ile ilgili tartışmalar var. Özellikle iki gündür Atilla Yayla meselesi kapsamında heykel konusunda da birşeyler söyleniyor. Buraya bırakılan yorumlarda Atatürk heykellerin bir ideoloji yahut din olarak Kemalizmin simgeleri olduğunu öne sürenler var. Bir arkadaş Atatürk diktatör olsa hayatında heykel diktirirdi derken bir diğeri bazı heykellerin hayatında dikildiğini beyan ediyor. Ben de bu konuda kendi fikirlerimi açıklamak isterim.

Öncelikle beni rahatsız eden büyük şehir meydanlarındaki Atatürk heykelleri değil, okullarda, resmi dairelerde zorunlu tutulan, yıkılamasın diye bir gecekondu önüne kondurulmuş, Türkiye’de ciddi bir sektör haline gelmiş olanları. Dünyanın heryerinde büyük şehirlerde görkemli heykellere rastlanır. Tabii bu ülkelerde heykeller çeşitli sanatçılar, önde gelen devlet adamları gibi çok renkli iken bizde büyük oranda Atatürk’e ayrılmış olmakla daha farklı bir nitelik taşır. Bu konuda şöyle bir araştırma yaptığımda, ünlü Atatürk heykellerinin neredeyse tamamının Atatürk’ün sağlığında yapıldığını, üstelik bunların yapılma tarihleri ile iki önemli siyasi olayın çakıştığını keşfettim.

konyaheykel.jpgİlk Atatürk heykeli projesi 1925 yılında Konya’da başlar. İlk dikilen heykel ise 6 Ekim 1926 yılında İstanbul Sarayburnundaki ünlü heykeldir. Konya’daki heykel de aynı yıl 29 Ekimde açılır. Bunları Ankara’daki Yenigün/Ulus Zafer Anıtı takip eder (1927). Heykelleri yapan şahıs aynı kişidir: Avustralyalı Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel. Nedense 1926-27 ile 1932 arasında bu tür heybetli heykellerin yapıldığına rastlamadım. 1932 yılında ise yine Krippel tarafından Samsun’daki ünlü Anıt dikilir. 6 ay sonra Temmuz 1932 tarihinde ise bu defa Pietro Canonica tarafından İzmir’de büyük bir heykel yapılır.

Bu heykellerle ilgili ilginç bilgilere Eczacıbaşı Sanal Müzesinden ulaşabilirsiniz. Ben tüm notları aktarmak istemiyorum. Ama mesela İstanbul Sarayburnundaki heykel için ise “Sarayburnu Atatürk Heykeli, Cumhuriyet ideolojisinin görselleştirilmesi yolunda atılan ilk adımdır” denirken Konya’daki ilk heykelle ilgili şu ifade kullanılıyor:

Heinrich Krippel, Konya Atatürk Heykeli, 29 Ekim 1926: İlk uygulanan heykel Sarayburnu Atatürk heykeli olsa da, ilk heykel fikri Konya’dan gelir ve Konya iline dikilecek olan heykel için Belediye Reisi Kâzım Bey, Gazi Hz.’den izin alır. […] Açılış öncesinde de gelinlik kız misali duvaklanır Konya Atatürk Heykeli!!!

ah07.jpgDiğer heykeller ve inşa tarihleri sitede mevcut. Anladığım kadarıyla bugün mevcut büyük heykellerin çoğu Atatürk sağ iken, bir kısmı da tek parti döneminde dikilmiş. Yeni kurulan cumhuriyetin Atatürk ile özdeşleşmesinde bu simgelerden yararlanılmaya çalışıldığı anlaşılıyor.

Peki 1926-1932 tarihlerinde ne mana var? Bence ilk heykel girişimlerinin Konya, Ankara, İstanbul Terakkiperver Fırka hadisesi ile ilişkisi var. Aynı ilişki 1932 yılında Serbest Fırkaya meyil gösteren Samsun ve İzmir’e iki devasa heykel dikilmesi ile de kurulabilir. Bence bu iki parti kurma ve demokrasi girişimi sonrasında ülkede ortaya çıkan havanın ardından heykeller bu havanın dağıtılması, hatta yerine göre gözdağı verilmesi amacıyla dikilmiş olabilir. Bu konuyu yakın tarih uzmanları ve sanat erbabının araştırmasına havale ediyorum.

Bu tezim özellikle 1932 yılında aniden ortaya çıkan İzmir ve Samsun heykelleri ile desteklenebilir. Malum Samsun’da Serbest Fırka CHF karşısında seçimi kazanmış ve ciddi tedirginlik doğurmuştu. Daha sonra görevinden alınan seçilmiş belediye başkanı ve Samsun halkına uslu durmaları için bir tenbih gibidir bu heykel. İzmir’de ise Serbest Fırka başkanı Fethi Bey’e gösterilen büyük ilgi CHF’yi çok tedirgin etmişti. 10 sene evvel sarayburnu.jpgdüşmanın denize döküldüğü şehirden Atatürk ve partisine karşı böyle bir muhalefetin ortaya çıkması takdir edilir ki ciddi bir endişe yaratmıştır. İşte Serbest Fırka kapatıldıktan sonra İzmir ve Samsun’a dikilen heykelleri ben böyle yorumluyorum. Terakkiperver olayında da benzer bağlantının olmasını, özellikle gerici ayaklanmalara ev sahipliği yapan Konya’da ilk heykel projesinin ilgili partinin kapatılmasının ardından dikilmesini manalı buluyorum.

Bunlar akademik araştırma yapmak isteyenler için şu an aklıma geliveren tezler. Bana kalsa görkemli büyük heykellerden rahatsızlık duyulmasına gerek yok. Bazıları hakikaten estetik açıdan da güzel. Sadece milletin cebinden finanse edilme meselesi ve artık kantarın topuzunun kaçtığı büst ve rozet konusunda endişelerim var.

Bilmem siz bu işe ne diyorsunuz.

(Not: Çeşitli şehirlerle ilgili bilgileri yorum bölümüne aktarabilirsiniz, ben sadece bahsettiğim tezle ilgili kabaca bir şeyler yazdım, eksik bilgileri tamamlayalım)

AB ve Paralardaki Resim

FST Kasım 21st, 2006

İzleyicilerimizden ve yorumlarıyla siteyi zenginleştirenlerden Bülent Murtezaoğlu bir tartışma sırasında (benim söylemediğim) birçok diğer argümanla birlikte geçen AB ülkelerinde paralarda bizde olduğu gibi tektip resim yok sözüne itiraz ederek İngiltere’de paralarda kraliçenin resmi olduğunu söylemiş. Yine AB’nin Atatürk ile ilgili herhangi bir resmi beyanı olmadığını da (bir iki istisna hariç kaydıyla) ilave etmiş. Anladığım kadarıyla “bu işi abartmayın” diyor.

Ben ise farklı düşünüyorum. Dilimde tüy bittiği üzere, bu işten zarar gören, sırtından rant sağlanan hep Atatürk oluyor. Paradaki resim meselesi 2 sene evvel gündeme geldiğinde örnek gösterilen İngiltere’de rastlanması zor bir tartışmaya da sahne olmuştuk. -Şimdi Bülent Bey arşiv kurcalayıp “orada da şöyle bir tartışma yaşanmıştı” diyebilir :), gerçi hatırlarsanız İngiltere Genelkurmay başkanı Irak savaşı ile ilgili fikir beyan edince bakın, orada da asker konuştu diye sevinenler olmuştu-. Herneyse, ben 2004 yılında konuyla ilgili yazdığım ve arşivlerde yer almayan bir yazıyı tekrar hatırlatmak istiyorum. Bakalım bizdeki para resmi ile İngiltere’deki benzer şey mi:

Paralarda Atatürk Resmi (25 Ekim 2004)

Ülkemizin dünya çapında ünlü grafik sanatçısı Bülent Erkmen YTL üzerindeki resim ve tasarımlarla ilgili eleştirilerde bulunmuş. Erkmen teknik bazı eleştiriler yanında paralarda sadece Atatürk resmi bulunması konusunda şunları da ilave etmiş:

Yazarların, müzisyenlerin, bilim adamlarının yer aldığı yabancı ülke paralarının yanında, Türk parasının bu tek yüz, tek desen ve neredeyse tek renkli hali ‘fakirliğin’ bir başka göstergesi gibi durmuyor mu? Bu devlet, parasının üstüne 60 - 70 yıldır Atatürk’ten başka bir yüz, başka bir görüntü niye koyamıyor?

Sayın Erkmen’in Türkiye’de işlerin nasıl yürüdüğünden haberi yok galiba. Bu memlekette hem devlet hem de özel kesimlerin Atatürk’ün adının tüm havameydanlarından cadde ve sokaklara, barajlardan, köprülerden, öğrenci yurtlarına, vakıflardan okullara kadar tek isim olarak kullanılması yönünde gizli bir konsensüs vardır. Maalesef bu konsensüsün sebebi de Atatürk sevgisi değil düpedüz yalakalık ve çıkarcılıktır. Kırk yıllık Yeşilköy ismine ne oldu da Atatürk’e çevrildi dersiniz? Benim hatırladığım yerel bir örnekte de solcu bir belediye döneminde bir kurumun adı sağcı belediye tarafından “suya sabuna dokunmayalım” mantığıyla Atatürk’e çevrilmişti. Ondan sonra da zaten isteseniz bile Atatürk isimli bir yere sittin sene dokunamazsınız.

Şimdi sayın Erkmen bir düşünsün, AKP YTL üzerine Atatürk değil de ünlü Türk büyükleri, sanat, bilim ve siyaset adamları, yazarları gibi bir şeyler koymaya kalksa neler olurdu? Bence en azından iktidara bir balans ayarı çekilir, hükümet medyadan okkalı bir şamar yerdi. Sıkıysa başka bir resim, isim üzerinde fikir teatisinde bulunulsun, adamın iflahını keserler.

Atatürk resmini bu memlekette değiştirme cüretini bir tek İsmet Paşa gösterebilmiş, Atatürk’ün ölümünün hemen ardından tüm paralara kendi resmini basmış, muhtemelen kendi ebedi şefliğini sağlama gayretiyle Atatürk’ü zihinlerden kazımaya çalışmıştır. Rahmetli Menderes de İsmet Paşa’ya kıllık olsun diye iktidara gelir gelmez Atatürk’ü yeniden ve eskiden çok daha güçlü bir şekilde para ve resimlere taşımıştır. Bir ulus kuran lider açısından utanç vesilesi olan Atatürk’ü koruma kanunu da Menderes’in eseridir. Belki Menderes, İsmet Paşa yerine Türk büyükleri ve fikir adamlarına dönük bir çaba başlatabilseydi bugün Türkiye’deki Atatürk heykel, resim ve rozet fetişizmi de ortadan kalkar, Atatürk tüm dünyadaki büyük devlet adamları gibi yüksek mevkisine oturur istismar konusu olmazdı. Ama heyhat ki Batıya gülünç olma dışında bir kazanımı olmayan uygulamaların başlatıcısı belki de bilmeden Menderes olmuştur.

Bir uyarı da sayın Erkmen’e, kendini Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme, Çağdaş Eğitim gibi vakıflar ile ömrünü bu işe adamış orta zekalı, gayretli vatandaşların saldırılarına karşı hazırlasın. Atatürk istismarıyla yolunu bulan, her fırsatta rozet, bayrak, büst satmaya, devletten örtülü ödenek parası koparmaya çalışan güruhun tekerine bilerek veya bilmeyerek çomak sokmaya kalkanların halini hepimiz biliyoruz. Aman Bülent Erkman, boşver sanatçı, müzisyen, bilim adamını filan, başını belaya sokma. Anladığım kadarıyla kıymetli bir insansın, bir sanatkarımızı daha dışarıya kaçırmayalım.
Not: Bu arada yeni 100 YTLdeki Atatürk resmine baktım, çok kötü. Atatürk’e hiç benzememiş (tam çıkaramadım ama bir yabancı aktöre benzettim). Üstelik giydiği palto da sırıtmış. Bu arada Sabah gazetesindeki habere göre vatandaşlar Atanın yaşlı ve yorgun göründüğünü, paltonun da uymadığını belirtmişler. Palto konusunda demek ki hemfikiriz ama aksine ben Atatürk’ü biraz genç göstermeye çalışmışlar izlenimi edindim. Tabii, gazetenin bunu birilerine sorduğunu filan zannetmiyorum ama olsa olsa ekonomi servisindekilerin yorumudur.

Kapat
E-posta ile paylaş