“Bu durum çok düşündürücü”
FST 25 Kasım 2006
24 Kasım geldi, tüm öğretmenlere kutlu olsun. Tabii ben vasat bir adam olarak neden “17 Mayıs Muslukçu ve Tesisatçılar Günü”, “34 Kasım Terziler Günü” ya da “30 Şubat Kabzımallar Günü” gibi anlamlı şeyler olmadığını merak ederim. Herhalde öğretmen kutsaldır ama marangozlar değldir demeye getiriliyor. Bana sorarsanız ne farkı var derim. Marangoz olmasa çoğumuz ayvayı yiyebilirdik. En az öğretmen kadar (belki ondan daha önemli) bir meslek değil mi? Neyse, “mübarek gün” lafı uzatıp gönül kırmayayım.
Gönül kırmayayım dedim ama dün 24 Kasım vesilesiyle bizim ilkokula giden yeğenlere sordum, “öğretmeninize ne aldınız bakalım” diyerek. İlkokul 2′ye giden cin gibi bir kız maşallah, sınıfta kim ne getirdi listesini aklında tutmuş. Listede parfüm, takım elbise, çiçek, böcek bayağı birşey vardı. Takım elbiseyi de şöyle tarif etti “şimdi bir ceket almış, içinde kravat vardı, pantolonu bir de gömleği vardı”. Ben yardımcı olup bu dörtlünün bir takım elbise olduğunu anlattım. Gördüğünüz gibi bu bilgiyi vererek 24 Kasımda ben de “öğretmenlik” onuru yaşadım kısa bir müddet için de olsa. Sonra annesi ve babasının kaş göz işaretleriyle beni uyarmasına aldırmadan “o takım elbiseyi alan arkadaşıyın babası çok mu zengin” dedim. “Bilmem ama bana hava atıyor” dedi. “Peki öğretmenin o hediyeyi kabul mü etti, yoksa geri mi verdi” dediğimde kabul ettiğini söyledi. “Sen birşey götürdün mü” diye sorduğumda “yooo, niye götüreyim ki” dedi. Eh bu da bir gelişme. Medyaya yansıyan “öğrenciler öğretmene burma bilezik aldı” haberlerine göre biraz daha soft bir öğretmenler günü olmuş bizimkilerin okulunda.
Peki ben bu bahsi niye açtım, tabii ki öğretmenlerimizi kınamak için değil. Benim ilgimi çevredeki dostların uyarısıyla Star ve Milliyet gazetesindeki Atatürk resimleri çekti. Üstelik de gündeme çok uygun bir şey. Tam da Atilla Yayla resim, heykelden bahsetmişken kötü çizilmiş Atatürk resimleri ile ilgili bir haber üstelik 24 Kasım günü, on ikiden vurmak manasına gelir. Ben de bunu değerlendirmek istedim.
Haberlere göre yurdun çeşitli köşelerinde Öğretmenler Günü kutlamaları için yapılan ve protokolün tam kadro katıldığı toplantılarda Atatürk resmi “krizleri” yaşanmış. Buna göre resimler Atatürk’e benzemiyormuş, çeşitli kesimler bu duruma tepki göstermişler vs. Star gazetesindeki haber şöyle:
Şiirlerle, konuşmalarla ve müzik gösterileriyle oldukça kapsamlı olan ve yaklaşık 2,5 saat süren törende izleyiciler, sahnedeki Türk bayraklarının arasında asılan dev Atatürk resminin, Ulu Önder’e benzememesinin şaşkınlığını yaşadılar.
[…] Tören sonunda gazetecilerin Ulu Önder’e benzemeyen Atatürk resmine ilişkin sorularını yanıtlayan Antalya Vali Yardımcısı Necdet Özoğlu, tören programının çok güzel ve etkileyici olduğunu ancak, resmi kendisinin de beğenmediğini söyledi. Özeroğlu, şunları kaydetti:
”Rahatsız olduğumu söylemeliyim. Ben de beğenmedim. Garip, Atatürk’e benzemeyen bir resim. Tören programı sırasında kaldırmak ters olurdu. Bu çok anlamlı değil. O aşamadan sonra törenin içerisinde değiştirilmesi de uygun değil. Bütün herkes rahatsız oldu, milli eğitimciler dahil olmak üzere…”
Resimle ilgili tören sırasında yetkililere uyarıda bulunup, bulunmadığına ilişkin soruya da Özeroğlu, ”Uyarım oldu zaten. Söyledim milli eğitim müdürüne (bu niye burada dedim). Bu resim bir daha kullanılmamalı” yanıtı verdi.
[…] Yaşanan rahatsızlık ve resimle ilgili herhangi bir yaptırım olup, olmayacağına ilişkin soruya ise tepki gösteren Özeroğlu, ”Ne gereği var sonuçta Atatürk resmi. Oraya Atatürk için kondu. Yaptırım ne? Kasıt yok” diye konuştu.
Gazetecilerin soruları sırasında Vali Yardımcısı Özeroğlu’na bilgi veren milli eğitim müdürlüğü yetkilileri, resmin öğretmenlikten emekli olan ”Antalya’nın ünlü bir ressamı” tarafından yapıldığını söylerlerken, Özeroğlu, resmin bir daha kullanılmamasını istedi.
Milliyet gazetesi ise bu örnek dışında Kuşadası ve Edirne’den iki resim örneği daha vermiş. Ben her üç resmi de inceledim. Son zamanlarda TBMM lokantasına asılan resim, Bedri Baykam’ın peçetesi gibi konulara aşina olduğumdan orta çapta bir resim eleştirmeni sayılabilirim. Bence de bu resimler Atatürk’e benzememiş. Gerçi yalan olmasın. Bu resimleri gören resimdekinin Atatürk olduğunu anlar ama bizim bildiğimiz kartpostallardaki, takvimlerdeki Atatürk’e göre kötü çizilmişler.
Ben de bu konuda en az ilgili protokol kadar dikkatliyim. Hatta o kadar güzel bir tesadüf oldu ki, bir yurt gezim sırasında Anadolunun bağrındaki bir ilkokulun içinde, yanda gördüğünüz Atatürk resmi dikkatimi çekmişti de okul idaresine çaktırmadan kameramla resmi kaydedivermiştim. Kısmet bugüneymiş. Bakın bu resim de faullü. Peki bunlar ne manaya geliyor?
1. Türkiye’de her önüne gelen, misal milletvekili, öğrenci, emekli ya da muvazzaf öğretmen, asker kendini ressam zannettiğinde ortaya bu tür ilginç manzaralar çıkabilir
2. Bu resimlerin kalitesiyle, bunları astıran, yaptıran yetkililerde estetik zevk düzeyi arasında doğrusal bir ilişki vardır
3. Türkiye yalakadır, yalaka kalacak.
Bir çift söz de haberde vurguladığım yerlere. Geçenlerde de Samsun’un bir ilçesinde ilçenin ünlü heykeltraşlarından diye bir laf geçiyordu. Ben de “bu ne biçim ilçeymiş, bir sürü heykeltraşı var, hatta bazıları da ünlü” diye şaşırmıştım. Aynı durum burada da karşıma çıktı. Antalya’nın ünlü bir ressamı varmış, hem de emekli öğretmen. Güzel sanatlara pek hevesli bir milletiz orasına asla itiraz etmiyorum. Ah biraz da haddimizi bilsek.
Bu arada ben bir gazetecinin sorduğu soruyu tekrar ediyorum “resimle ilgili herhangi bir yaptırım uygulanacak mı”. Cevap: Yeni Asır Antalyalı ünlü ressam emekli öğretmen için “Hain” diye manşet atabilir, Antalya Valiliği şahsı il sınırı dışına sürebilir, Emin Çölaşan da bu resmin AB fonları vasıtasıyla yaptırıldığını, resmin kötü olmasının bir AB oyunu olduğunu ifşa edebilir.
Son söz: bu resimlere milli eğitim devlet bütçesinden mi para veriyor, yoksa ressam meccanen mi çiziyor? Duruma göre ressamlık bilgimi kamu bürokrasisinin hizmetine sunacağım.
(Not: Hürriyeti bırakıp Milliyet haberlerini servise başlayan sevgili dostum Recep, Milliyette özellikle okur yorumlarına dikkat çekiyor, mesela şu yorum hakikaten çarpıcı:”1985 yılıydı. Bir cumhuriyet bayramı günü, ben 10 yaşındayken, annem babam ve 7 yaşındaki kız kardeşimle taksimden geçiyorduk. AKM nin cephesine asılmış dev Atatürk portresini gören kardeşim, yüzlerce fotoğrafını gördüğü ve çok çok iyi tanıdığı Atatürk’ü tanımayark anneme sormuştu “Bu adam kim anne?” O tarihten beri bakarım, 21 yıldır hep aynı rezalet, öncesi de vardır eminim.”
“Bu adam kim” mi? Ne kadar tanıdık bir soru. Haydi bakalım, ADD avukatları, rektörler, Emin Çölaşan ve Ertuğrul Özkök için uzmanlık sorusu.)
Popularity: 11% [?]

Atilla Yayla ile gelişmelerde Emin Çölaşan’ı bekliyordum, kambersiz düğün olmaz misali, nihayet
Üsküdar sahilinde içki içme yasağını protesto eden Deniz Som, eşi ve Bedri Baykam önderliğindeki grup inşallah fazlaca sağa sola dağılmamıştır. Zira son okuduğum bir 


