Aralık 2006 Arşivi

Recep Hoca

FST 30 Aralık 2006

rterd.jpgGeçenlerde bir kalp rahatsızlığı geçiren Berlusconi meğer bir yıldır İtalya’da bir “Liberal Demokrasi” üniversitesi açmayı planlıyormuş. İşin bu tarafı çok ilginç sayılmayabilir ama üniversitede ders vermek üzere davet edilecek hocalardan biri tanıdık bir isim. Hayır, bilemediniz, Atilla Yayla değil, Recep Tayyip Erdoğan.Berlusconi Üniversitesine ünlü siyasetçileri çağırıp ders verdirecekmiş. Haber şöyle:

Berlusconi’nin Lombardia bölgesinde kuracağı üniversitede ders vermek için kürsüye davet edeceği devlet adamları arasında Bill Clinton, Mikhail Gorbaçov ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ismi de geçiyor. Erdoğan’ın, içinde Ekonomi-Ticaret, Hukuk, Siyasal Bilgiler ve İletişim gibi fakültelerin yer alacağı üniversitede, “İslam ve Demokrasi”, “Türkiye ve AB”, “Ortadoğu’da barış”, “Medeniyetlerarası diyalog” gibi konularda mükemmel bir konuşmacı olacağı yorumu yapılıyor. Geçtiğimiz hafta kalp ameliyatı geçiren Berlusconi, yaklaşık 1 yıldır bu proje üzerinde çalışıyor. Üniversitenin amacını ise İtalya’da “geleceğin ılımlı yönetici sınıfını” yetiştirmek olarak açıklıyor.

Devamı »

Popularity: 12% [?]

“Yönetim İlmi”

FST 28 Aralık 2006

48301.jpg“Yönetim İlminde Bir Kural Vardır” denmiş, aramızdan “O da haddini bilmektir” diyen çıkacaktır ama sözü söyleyen Süleyman Demirel olunca ayrı bir ilgiyi hak ediyor. Süleyman Demirel Abbas Güçlü ile bir TV programına katılmış (ne hikmetse ben hep kaçırırım, gazeteden rivayet okumak zorunda kalırım) güncel konulara değinmiş. Atasözü, özdeyiş, özlü söz, manasız söz gibi kategorilere girecek bir alay laf etmiş. Peki yeni birşey söylemiş mi? “Biz selin önünden kütük kaptık” türü şeyler var. Ha, bir de ünlü sözünü “Dün dündür, bugün bugündür, yarın da yarındır” şeklinde genişletmiş. Peki neler demiş, kısaca bakalım:

Devamı »

Popularity: 19% [?]

Eski Günler: Besim Tibuk

FST 28 Aralık 2006

bt.jpgİnternette dolaşırken tesadüfen Besim Tibuk’un hayatını anlatan bir kitabın tam metnine rastlayınca çok önceden okumama rağmen yeniden dalıp gittim ve eski yılları hatırladım. Üstelik de Türkiye’de bir sürü siyasi oluşum girişimi meydanda iken bu hatırlamanın uygun olacağını da düşündüm.

Besim Tibuk’u nasıl bilirsiniz? Kimi için şımarık, fakir düşmanı bir zengin iş adamı, kimine göre söyledikleri hoş ama uygulama şansı olmayan boş bir adamdır. Siyasette oyunun kurallarını bilerek yanlış oynadığını, belki de dobralık yaparak dalkavukluk politikasından ibaret bu kuralları değiştirmeye çalıştığına inanırım. Ancak olmadı, sonra biraz da haksız şekilde vatandaşa kızarak köşesine çekildi.

Devamı »

Popularity: 13% [?]

Gerekli ama Yeterli mi?

FST 25 Aralık 2006

basortkot.jpgÜniversitelerimizde laiklikten ödün vermemek adına gericilere set çekildiğini biliyoruz. Bu konuda en büyük görev elbette rektörlere düşüyor. Başı örtülü herhangi bir öğretim elemanı özel ve devlet üniversitelerine alınmıyor, bu zaten belli ama acaba erkeklerin gericiliği için bir çare düşünülmüş durumda mıdır? Erkeklerin gericiliği en kolay nereden anlaşılır, elbette evli ise hanımının, bir yakının başına bakılarak. Nitekim sayın cumhurbaşkanımız da atama yapacağı bürokratları mahalle bakkalı, kapıcısına sordurarak başörtüsü kontrolü yaptırıyordu. Fakat bir rektörümüz çok daha ilginç bir yönteme imza atmış. Eskiden eş ve yakınların resimlerine bakılarak irtica ile ilişkileri araştırılırdı, şimdi Zonguldak Karaelmas Üniversitesi rektörümüz doçent ya da profesörlüğü gelmiş bir akademisyeni atamak üzere “eşiyle birlikte” makamına davet edip görüşme yapıyormuş. Haber şu:

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz’ün de Cumhurbaşkanı Sezer’e benzer uygulamalar yaptığı ortaya çıktı. Açıkgöz’ün doçentlik ve profesörlük kadrosu vereceği isimlerin yapılan akademik sınavları geçmesini yeterli görmeyerek öğretim üyeleriyle bizzat kendisinin görüştüğü ortaya çıktı. Açıkgöz’ün bazı öğretim üyelerinin görüşmelere kendilerinin katılmasını yeterli bulmayarak “Görüşmeye eşinizi de getirin” dediği belirtildi. Açıkgöz’ün bu yöntemle eşi başörtülü olan öğretim üyelerine doçentlik ve profesörlük kadrosu vermediği öne sürüldü.

Bu haber ne kadar doğrudur derseniz, Türkiye’de herhalde pek garip kaçmayacağını takdir edebilirsiniz. Biz daha neler gördük, bu uygulama pek de ciddi bir şey değil. Elbette normal bir ülkede eşli davetin “ne güzel, ailece tanışmak istiyor” diye yorumlanması mümkün ama dikkat edilirse normal ülke dedim.

Öte yandan konuya gelirsek, sayın rektörü tebrik ediyorum. Bakkal, kapıcı gibi güvenilmez hafiyecilik yöntemlerine itibar etmeyip bizzat irticayı müşahade etmeye çalışıyor. Ancak kendisine önerilerim var. Zira irtica sadece eşi odaya çağırıp incelemekle tespit edilemez. Bu gerek şarttır, ama yeterli değildir. Şunlar da ilave edilmelidir:

1. Başvuru sahibi akademisyen erkek ise rektörlük makamında donunu indirtip sünnetli olup olmadığına bakılmalıdır. Burada karar kritiktir, ya gerici bir ifade olan “sünnet” dikkate alınacak ve sünnetli şahsın kadrosu verilmeyecek, ya da sünnetsiz ise Türklüğü aşağıladığı için kadro verilmeyecektir. Tercih rektöre aittir, akademisyenin atamasını yapmak istemiyorsa canının istediğini uygulayabilir.

2. Başvuruyu yapan hanım ise sünnet yöntemi işe yaramayabilir. Yalnız dikkat etmek gerekir, şu ara yobaz takımı peruk takarak sinsi emellerine ulaşmaya çalışıyorlar. Görüşmeye gelen akademisyen hanım, ya da erkek başvurucunun eşinin saçının peruk olup olmadığı iki güvenlik görevlisinin ilgili hanımın saçını asılmasıyla tespit edilmelidir. Peruksa, iyi yapıştırılsa dahi güçlü biri bunu sökebilir. Durumun yazılı olarak tespiti şarttır.

3. Başvurucuların kendilerinin ve hanımlarının gericiliğe ilgisi olup olmadığı tuzak soru ve girişimlerle öğrenilmeye çalışılabilir. Rektör misafirlerine soda ısmarlar, daha sonra sanki havadan sudan konuşurmuş gibi karşısındakilerin geğirince “estağfirullah” deyip demeyeceklerini takip eder. Nasılsınız sorusuna iyiyim teşekkür ederim yerine “hamdolsun, yuvarlanıp gidiyoruz” ya da “cenabı rabbime şükürler olsun” cevabını almak da önemli bir karar kriteri olabilir.

Daha pek çok yöntem bulabilirsiniz. Bunları ilgili rektöre faks yoluyla ulaştırırsanız sağlıklı karar almasına yardımcı olursunuz. Gericiliği başka türlü bilim yuvalarından uzaklaştırmak mümkün değil. Tabii, bir üniversitede akademik personeli sadece dini sebeplerle kabul edilmemesi doğru olmaz. Başka unsurlar da olabilir. Mesela, başvurucuların cinsel tercihleri de önemlidir. Erkek bir adayın homoseksüelk olup olmaması da rektör makamında bir doktor eşliğinde aday doçent ya da profesörün makatı muayene edilerek tespit edilmeye çalışılır. Ama şimdilik konumuz sadece adayın islam diniyle bir ilgisinin olup olmadığının tespitinden ibaret. Ayrıntılara girmeyelim.

Görüyorsunuz, uygulama çok gerekli ama yeterli değil. Bu noktada da danışmanlık görevimi üstlenmiş olmaktan dolayı gururluyum.

Popularity: 11% [?]

BJK Taraftarı Kül Yutmaz

FST 24 Aralık 2006

2006 yılına damgasını vuran olaylardan biri de Fenerbahçeli Aurelio ile Beşiktaşlı Nobre’nin Türk olmaları idi. Bugün taze Türk “Mehmet” Aurelio Hürriyet gazetesine bazı açıklamalar yapmış.

Kulübün resmi internet sitesine açıklama yapan Aurelio, Türk vatandaşı olduktan sonra taraftarların kendisine maillerle önce sünnet olması gerektiğini hatırlattığını belirterek, “Küçükken ailem sünnetimi yaptırmış. Türk milli takımında oynamaya başladıktan sonra da ‘Türkçe’yi iyi öğrenmelisin’ diye öğütlerde bulunuldu. Halbuki ben ve eşim çok uzun zamandır Türkçe dersi alıyoruz. 2001′de Trabzon’a geldiğimde öğrendiğim tek Türkçe cümle ‘En büyük Türk Atatürk’ olmuştu

[…] “Brezilyalılar kelimenin başına gelen ‘R’ harfini ‘H’ olarak söylüyebiliyor, bu nedenle Rüştü’ye çoğu zaman “Huştu” diye hitap ediliyor. Artık ‘R’leri rahatlıkla söyleyen Brezilyalı bir Türk olmaktan gurur duyuyorum. Devre arası tatilini bitirdikten sonra daha iyi Türkçe konuşup, yazabileceğim.”

Ne güzel, artık Rüştü kendisine Huştu denilmesinden kurtulmuş olacak. Belki de Fenerin çeşitli problemleri bu tür iletişim kopukluklarının ortadan kalkmasıyla çözülebilir. Bir de Fener taraftarını tebrik ederim. Aurelio ilk Türk olduğu gün derhal duruma el koyarak gündeme getirdiğim ve “Aurelio Türk sayılamaz, Şükrü Saracoğlu stadında sünnet merasimi yapılmazsa iki elim yakalarındadır” şeklinde belirttiğim önemli konu Fenerbahçe taraftarının da gündemindeymiş demek. İnşallah Aurelio sallamıyordur çocukken sünnet oldum diye. Bana pek inandırıcı gelmedi, neyse, artık Türk olduğuna göre delikanlı olup yalan söylemeyecektir diyelim.

Bu arada Trabzon’daki Türkçe öğretmenlerini de tebrik ederim. Hakikaten Mehmet ve eşine iyi bir eğitim vermiş. Öyle bir cümle öğretmiş ki 5-6 sene Aurelio’yu Türkiye’de idare etmiş. Gerçi 80 senedir bu rantı yiyenler olduğu düşünülürse anormal karşılamamak gerekir. Ben de çat pat ingilizce öğrenirken tam hatırlamıyorum ama ilk öğrendiğimiz cümle muhtemelen “the greatest American is George Washington” gibi bir şeydi. Yurtdışı seyahatlerimde uzun süre idare etmiyordu gerçi, daha sonra zamanla “this is a pencil”, “I ate a sensitive meatball”, “we were hungry and we translated a chicken in the morning” gibi konulara geçmiştik.

Bu arada bir konu daha. Mehmet “Brezilyalı bir Türk olmaktan gurur duyuyorum” demiş. Ben cümleyi ters çevirmeye çalıştım, bir Türk Brezilya vatandaşlığına geçip gurur duysa ne olur diye, işin içinden çıkamadım. “Türkiyeli bir Brezilyalı olmaktan gurur duyuyorum” diyeceğim ama uymuyor gibi. Türk gibi Brezil var mı? Bu bir muamma mı?

Herneyse, Mehmet, biz de seninle gurur duyacağız ama şu sünnet meselesini çözmek şartıyla. Bu işten kolay sıyrılamazsın. İyi öğrenmmişsin Türkiye’de Atatürk adını kullanıp prim yapılacağını ama şansını zorlama. Brezilya’da böyle bir adet mi var ki çocukluğunda sünnet oldun? Fener taraftarını uyutabilirsin ama BJK taraftarı zor kül yutar. Haberin olsun.

Cevap bekliyorum.

Popularity: 15% [?]

Etkinlik Duyurusu

FST 24 Aralık 2006

menmn.jpgŞu ara etkinlikler ben de ilgililere duyurayım. Malum dün 23 Aralık Kubilay’ı anma günü vesilesiyle Menemen’de bir tören yapıldı. Ben milyonlar biraraya gelir diye bekliyordum ama 3-5 Bin kişi ancak toplanabilmiş. İlginç. Bu arada Menemen’den Çankaya’ya Yürüyüş filan deniyordu, yürüyüşçüler şu ara Manisa’yı geçmiştir muhtemelen. Akşam haberlerde de izledim, Tuncay Özkan siyasetçi gibi coşkulu bir konuşma yapıyordu. Herhalde sayın Sezer’in desteğiyle bu işe bayağı ısınmış. Böyle sert siyasetçilerin sonu pek hayırlı olmaz ama tarzı böyle anlaşılan. Belki de Sayın Sezer’in kuracağı yeni partide onun sağ kolu olur. Sezer’in manevi oğlu diye düşünüyorum.

Bugünkü etkinlik ise “Yılın Kuvvacıları” için verilecek ödülle ilgili. 24 Aralık (bugün) Hilton otelde yılın kuvvacılarına ödül verilecekmiş. İlan şöyle:

Türkiye’nin egemenliğini ve bölünmez bütünlüğünün yanı sıra, milletin çıkarlarını, Kuvva-i Milliye ruhuyla korumak adına gösterdikleri çaba ve çalışmaları nedeniyle, seçici kurul tarafından aşağıdaki isimler 2006 yılının “Kuvvacıları” olarak seçildiler…

1-Doç. Dr. Hasan Ünal (Yeniçağ Gazetesi Yazarı)
2-Av. Kemal Kerinçsiz (Büyük Hukukçular Birliği Başkanı)
3-Prof.Dr. Nur Sertel (Atatürkçü Düş. Der. Gen. Bşk. Yrd.)
4-Metehan Demir (Sabah Gazetesi)
5-Prof. Dr. Ümit Özdağ (Türkiye Enstitüsü Başkanı )
6-Banu Avar (TRT Haber Programcısı)
7-Aytunç Altındal (Araştırmacı yazar)
8-Em. Tuğ Gen.Veli Küçük
9-Prof. Dr. Turan Yazgan (Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı başkanı)
10-Vural Savaş (Yargıtay Eski Cumhuriyet Başsavcısı)
11-Prof. Dr. Mehmet Çelik (Celal Bayar Üniversitesi Öğr. Üyesi)
12-Turhan Çömez (AKP Balıkesir Milletvekili)
13-İsmail Türüt ( Türk Halk Müziği Sanatçısı)
14-Em. Tuğ Gen. Ramiz İlker
15-İrfan Sapmaz (TGRT Haber Programcısı)
16-Güray Değerli ( Rumeli Balkan Türkleri Federasyonu)
17-ÖZEL ÖDÜL: Dr. Sadettin Ergeç ( Irak Türkmen Cephesi Lideri)

Kokteyl ve Ödül Töreni

Tarih: 24.Aralık 2006
Yer: İstanbul Hilton Oteli Şadırvanağa Salonu
Saat: 15.00-19.000 saatleri arasında

NOT: Ödül törenimiz Kuvva-i Milliye ruhuna sahip her Türk vatandaşına açıktır, davetiye gerekmez.

Kuvvacılarımızı ben de tebrik ediyorum. Bu arada listede eksikler var, seçici kurul nasıl çalışıyor bilemiyorum. AKP milletvekili de kuvvacı seçilmiş, hayırdır. Muhalif diye olsa gerek. İsmail Türüt de sayılmış, onun neresi kuvvacıymış, hayret. Cephe bayağı genişlemiş anlaşılan. Bir de Banu Avar deniyor, Banu Alkan olacakken yanlış yazılmış olmasın?

Unutmadan, Hilton Otele yetişebilen hemen atlasın gitsin, davetiye gerektirmiyormuş, imza alabilirsiniz yılın kuvvacılarından. Tabii beleş kokteyl için gittiğinizi gösterecek şekilde yiyeceklere saldırmamanızı tavsiye ederim. Herşeyin bir adabı var.

Popularity: 12% [?]

Devlete ve makama saygısızlık

FST 22 Aralık 2006

eddy_kite.jpgDevlete ve makama saygısızlığın muhtelif şekilleri vardır. Mesela ceketin önünün iliklenmemesi, Amire hitap ederken “sayın valim, amirim, müdürüm, şefim” gibi ifadeler kulanımaması gibi. Peki dilekçenizi rastgele bir kağıda yazarsanız ne olur? Bana göre birşey olmaz, sonuçta bu bir araçtır, esas olan üzerinde ne yazdığıdır. Lakin AKP Gaziantep belediye başkanı Asım Güzelbey pek de öyle düşünmüyor. Olay haberde şöyle anlatılıyor:

Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğünde görevliyken Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığında bird göreve ataması yapılan Hayri Arı’nın, kurum değişikliği ile ilgili belediyeye gönderdiği dilekçesini, parkta bulduğu kağıda yazdığı iddiası, atamasını tehlikeye soktu.

Asım Güzelbey de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hayri Arı’nın 12 Aralık tarihinde belediyeye gelen dilekçesinin, daha önce uçurtma olarak da kullanılmış yarım müzik defteri yaprağına yazıldığını belirterek, bunun büyük bir saygısızlık olduğunu söyledi. Güzelbey, şunları söyledi:

”Dilekçe, müzik defterinden koparılmış, daha önce uçurtma yapılmış bir kağıda yazılmış. Dilekçe de ‘İçişleri Bakanlığının onayı ile başkanlığınızda münhal bulunan 1′inci derece kadrolu sivil savunma uzmanlığına atandım. Görevime başlamak istiyorum. Ne zaman, nerede, ne şekilde görevime başlayacağımın tarafıma bildirilmesini müsaadelerinize arz ederim’ ifadeleri yer alıyor. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri aracılığıyla, Hayri Arı’ya neden böyle bir kağıda dilekçe yazdığı soruldu. Kendisine, bunun belediyeye hakaret olduğunu söyledik. Hayri Arı, (kağıt masrafı olmasın diye buna yazdım, kağıdı çöplükte buldum) diyor. Ben de onu hiçbir şekilde göreve başlatmam, dedim.”

Milli Eğitim Müdürlüğünde sivil savunma uzmanı olan Hayri Arı, […]  şunları kaydetti: ”Moralim alt üst olmuştu. Büyükşehir Belediyesinde göreve ne zaman başlayacağımı öğrenmek için, parkta oturduğum sırada, dolma kalem ile müzik defterinin bir sayfasına dilekçe yazdım. İadeli taahhütlü gönderdim. Ben uçurtma yapmayı bile bilmem. Düzgün olsun diye çizgili müzik kağıdına dilekçeyi yazdım.’

Bayağı karışık bir iş gibi görünüyor. Aklıma gelenler;

1. Müzik defteri sayfasına dilekçe yazmak diyelim gaflet olmuş, ilgili kağıdın uçurtma yapılmış olması ne ifade eder?

2. Sayın başkan bu kağıttan uçurtma yapıldığını nereden anlamış? Uçurtma derken kastettiği kağıdın önceden bükülüp uçak yapıldığı olmasın?

3. Bu dilekçe iadeli taahhütlü gönderilmiş, bir önemi var mı?

4. Belediyeye hakaret denmiş; belediye bir insan mıdır, başkan mı kastedilmektedir, bu bir hakaret midir? Devlet-makam-saygısızlık kelimelerinin tanımı nedir? Makam denen şey neden dokunulmazdır?

5. Biri bana müzik defteri sayfasından mektup yazsa, uçak yapıp yollasa ona hakaret davası açabilir miyim, yoksa bu iş için devlet memuru mu olmam gerekiyor? Yoksa aslında olup biten doğru, gerçekten ortada bir saygısızlık, usulsüzlük var da ben mi anormal tepki veriyorum?

Ne derseniz deyin, bu olay bana hiç de normal görünmüyor.

Merak edenleriçin burada bir uçurtma tarifi var.

Popularity: 18% [?]

Hoop! Hocam, Ayıp Oluyor…

FST 22 Aralık 2006

yasrt.jpgYaşar Nuri hocamı severim. Hakikaten hurafecilere karşı dört başı mamur bir mücadele vermiştir. Gerçi arada çıplak uyarıcı gibi lüzumsuzluklar yapmıştır, Askerlere 28 Şubat brifingleri vermiştir ama söyleyene değil söylenene bakarsak bu alanda haksızdır diyemem. Hocanın bu tarafı iyidir de, siyasete bulaşması, hele de CHP ile oyun oynaması, ulusalcı hareketle dirsek temasına girmesi büyük gaflettir. Amaaa, asıl gafleti hoca bugün yaptı ve cumhurbaşkanlığına istemem yan cebime koy yöntemiyle adaylığını açıkladı. Haber şöyle:

Öztürk, halkın ve milletvekillerinin istemesi durumunda Cumhurbaşkanı adaylığını ciddi olarak değerlendireceğini belirterek, “Bazı çevreler benim ismimi daha önce önerdi, cumhurbaşkanı olmak için ideal isim olduğum ifade edildi. İslam’la demokrasiyi, devletle dini bağdaştırmadaki maharetim dünya tarafından kabul görmüş hukukçu ve siyaset adamıyım. Halkım isterse aday olurum, ciddi şekilde ele alırım ancak kendi kendime gelin güvey olmam. Şu anda amacım partimi iktidara getirmek” dedi.

Bırak hocam şimdi “halkım isterse” ayağını filan. Hangi çevreler seni önermiş, kim işitmiş. Ben şurada rakipleri ufak tefek elemeye çalışıyorum bir de sen çıkıyorsun karşıma. Sen partine bak, yağız Anadolu delikanlıları ile uğraş. Cumhurbaşkanlığı makamı için bozuşmayalım. Bu konuda hiç tavizim yok, gözüm başka şey görmez haberin olsun. Kırmayayım kalbini. İslam, demokrasi filan lafı da karıştırmayalım, bu ülkeye demokrasi gelecekse onu da biz getiririz.

Neyse, tepem attı, başka aday adayı varsa onlara da duyurmuş olayım. Ayağınızı denk alın. 10.000 Dolar maaş+Sigorta+Lojmanı kaçıracak göz var mı bende? Bu arada, ocak zammı %3 müydü, %5 mi? Memurlar bildirsin bakalım, kalemi mahsus müdür ve müdire adayları, ses soluk yok çoktandır, külahları değişmeyelim.

Popularity: 11% [?]

Bekir Coşkun’un Testisi

FST 22 Aralık 2006

bcoskun1.jpgBekir Coşkun da Özdemir İnce gibi zaman zaman konuk ettiğimiz ve değerli fikirlerinden yararlandığımız bir Hürriyet yazarı. Özdemir beyden farkı onun gibi ciddi bir üslup kullanmaması. Kendisini bir hiciv üstadı zannettiğinden olsa gerek mizahi şeyler yazmaya çalışıyor. Benim dışımda seveni de çok, Kemalist sitelerde baş tacı ediliyor, cumhurbaşkanı sabah onu okumadan işe başlamıyor vs.

Bu mizahçı yazarımızı en son DÖT üzerine bir yazısı sebebiyle konuk etmiştim, şimdi testisi sebebiyle hatırlatmak istedim. Kendisi Rejimin Testisi diye bir yazı yazmış, ben acaba “Su testisi su yolunda kırılır” mealli bir şey mi diye okudum, değilmiş. Malum Hürriyet geçen hafta tamamı yalan olan bir haber yazmış ve bir hafta boyunca her gün yalanlanmaktan mecalsiz kalmış, paçavraya dönmüştü. İşte Bekir Bey buradan yola çıkarak bir rejim testisi yazısı kaleme almış. Yazı uzun, o sebeple alıntılamak yerine link veriyorum. Bekir Coşkun’un testisini merak edenler bu linke, DÖT’ünü merak edenler şu linke tıklasınlar.

Kendisinin üstün hiciv gücüyle ilgili diğer iki yazıya da şu ve şu linkten ulaşabilirsiniz.

Popularity: 14% [?]

Kemal Karpat’ın Sırrı

FST 22 Aralık 2006

kemalkarpat.gifKemal Karpat ismi geçenlerde Radikal gazetesinde Neşe Düzel’in röportajı vesilesiyle gündeme gelmişti. Kendisi ehlince malum ünlü bir tarih profesörü, dünya çapında tanınan bir bilim adamı. Dolayısıyla söylediklerini dikkate almak gerekir diye düşünüyoruz. Ancak biz ortalama insanların farkına varamadığı gerçekler de var ve Allahtan Özdemir İnce gibi sinsi hareketlerin arkaplanını deşifre edecek çapta değerlerimiz bizi uyarma görevini üstlenmiş durumda. Özdemir İnce Kemal Karpat ile ilgili bir yazı yazmış. Bakın neler diyor:

Kemal Karpat elbette bir “Prof. Dr.”, ama Romanya’da imam hatip okullarına benzer bir okulda okuyup mezun olmuş. Görüşlerinde bu okulun zihninde bıraktığı derin izler var.

Kemal Karpat, Nakşibendilik, Kadirilik ve Rifailik gibi tarikatları hem dini hem de toplumu modernleştirecek oluşumlar olarak görüyor ve “Bugün bunların içinde en iyinin Fethullahçılar olduğunu görüyorum” diyor.

[…] Din nasıl modernleşecek? Bu soruyu yanıtlamaya yanaşmıyor. Müslüman ülkelerde dinsel modernleşmenin selefi görüşe dayandığını, selefi görüşün de El Kaide’yi dünya getirdiğini bilmiyor mu?

[…] Pek beğendiği AKP de bu gerçeği gördüğü için Fethullah Hoca’nın izinden giderek başta okullar olmak üzere devlet kurumlarını ve ekonomiyi ele geçirmeye çalışıyor. Bu operasyonda en önemli silahları da imam hatip okulları. Bu konuda da hiçbir yorumda bulunmuyor. Çünkü imam hatip benzeri okulların toplumun modernleşmesinde önemli bir rol oynadığına inanıyor. Kendisi de böyle bir okulda okuduğuna göre…

Özdemir İnce Kemal Karpat’ı resmen tuş etmiş. Var mı bu iddialara laf söyleyebilecek olan? Hakikaten bilimsel deliller, çürütülmesi de imkansız. Yalnız benim tam anlayamadığım bir iki yer var, misal, AKP (yani hükümet, iktidarda bulunan parti) devlet kurumlarını, ekonomiyi ele geçirmeye çalışıyor, denmiş. Nasıl yani, adamlar zaten devleti yönetmiyor mu? Sonra ekonomi nasıl “ele geçer” bunu da anlamadım.

İkinci nokta, Romanya’da imam hatipe benzeyen okullar mı var? O halde 28 Şubat sürecinde neden Romanya’ya baskı yapılıp kesintisiz 8 yıl eğitime geçilmesi ültimatomu verilmemiş? Herşeyi Özdemir İnce mi keşfedecek?

Bu iki pürüze rağmen Özdemir İnce’ye teşekkürü bir borç bilirim. Bizim dünya çapında bir tarihçi zannettiğimiz Kemal Karpat meğer takiyyeci bir tarikatçı, şeriat devleti özlemcisi bir Fethullahçı, üstelik de Romanya İmam Hatip Lisesi mezunu bir gericiymiş. “Prof. Dr.” ha, neredeyse uyutuluyorduk. Biz sana profesör olamazsın demedik, “laik olmazsan adam olamazsın” dedik.

Teşekkürler Özdemir İnce. Bu haini deşifre ettin, aydınlattın hepimizi. ABD’de yerleşen diğer sinsi İktisat Tarihçileri ve Siyaset Bilimcilerin içyüzünü de sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu arada Kemal Karpat’ın ne kadar çapsız biri olduğunu gösteren kısa biyografisini de vereyim görün. Dikkatimi çekti hep dış güçlerin emrinde çalışmış, bir bit yeniği olduğu belli zaten. Sen kimsin ki Özdemir İnce ile aşık atacaksın:

Kemal Karpat, Dobruca’nın Babadağ kasabasında doğdu. Akademik çalışmalarına 1950 yılında New York ve Washington üniversitelerinde başlayan Kemal H. Karpat, Birleşmiş Milletler Toplumsal Araştırmalar Bölümü’ndeki görevinin ardından, sırasıyla Montana Devlet Üniversitesi, New York Üniversitesi, Princeton Üniversitesi, Robert Koleji,Bilkent Üniversitesi, ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi,AÜ Siyasi Bilgiler Fakültesi, Harvard Üniversitesi, John Hopkins Üniversitesi, Colombia Üniversitesi ve Ecole des Hautes Etudes en Science Sociales gibi eğitim kurumlarında öğretim üyeliği ve yöneticilik faaliyetlerinde bulundu. 1970-88 yılları arasında Wisconsin Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Bölüm Başkanlığı’nı yürüten Profesör Karpat, Türk Araştırmaları Derneği ile Türk Araştırmaları Kurumu’nun başkanlıklarını da yaptı. Orta Asya Çalışmaları Derneği’nin kurucu başkanlığından sonra Wisconsin Üniversitesi Orta Asya Çalışmaları Programının bölüm başkanlığı görevini yerine getirdi (1989-1995). Halen Türk Tarih Kurumu onur üyesi olan Karpat, International Journal of Turkish Studies, Central Asian Survey ve Journal of Muslim Minority Affairs dergilerinin editörler kurullarında yer aldı. Karpat bilimsel çalışmaları nedeniyle, Romanya bağımsızlık madalyası ve Bükreş Üniversitesi Dimitri Cantemir madalyasıyla ödülendirildi; kendisine, Romanya Ovidius Üniversitesi ve Rusya Çuvaş Milli Üniversitesi tarafından onur doktoraları verildi. Rusya Kazan Bilimler Akademisi onursal üyeliği, Wisconsin Üniversitesi Hilldale ödülü ve Türk Bilimler Akademisi ödülüne de sahip Karpat, MESA-Ortadoğu Çalışmaları Derneği’nin kurucu üyelik ve başkanlık görevlerinde bulundu. Karpat, Wisconsin Üniversitesi Tarih bölümünde öğretim üyeliğini sürdürmektedir.

Popularity: 13% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş