Farkları ne?

FST 6 Aralık 2006

Hürriyet gazetesinde bir profesörün Ankara-İstanbul tren yolculuğunda namaz kılarken çektiği sıkıntılar neticesinde TCDD idaresine bir e-posta yolladığı ve vagonlarda namaz kılabilmek için uygun bir yer tesisi konusunda öneride bulunulduğuna dair bir haber vardı. Haberin buraya kadar olan kısmı beni şaşırtmadı, bir yurttaşın dini inancına uygun olarak ibadet imkanı talebinde bulunması bana laik bir ülke vatandaşı olarak son derece makul göründü. Ancak haberin devamında garip ifadeler dikkatimi çekti ve işin ilginçleştiğini fark ettim. Hürriyete göre bu epostaya bir cevap gelmişti ve cevapta şöyle ifadeler kullanılıyordu:

TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman da hareketli trende kıblenin olamayacağını belirterek, mescit yapılamayacağını söyledi. Ulaşım araçlarında mescit yapmanın söz konusu olamayacağını belirten Karaman, Hareket eden, sürekli yön değiştiren trende kıble tutar mı? İslam dininde otururken de namaz kılınabiliyor. Bu dinen mümkün. Mescit isteyenlerin namazı kaza etme problemi varsa gitmesinler” dedi.

Üstelik adı geçen “prof”un içkiye de karşı olduğu (nedense) haberde detaylıca ele alınmış:

[…] PROF. Dr. Alparslan Özyazıcı, alkole karşı yazıları ve konuşmalarıyla tanınıyor. Birçok konferansa içki ile ilgili konuşmacı olarak katılan Özyazıcı’nın, dini yayın yapan dergilerde de makaleleri bulunuyor. Yazı ve konuşmalarında alkol kullanımını mutlaka dinen caiz olmadığına dair vurgular yapan Özyazıcı, bir dergideki makalesinde alkollü içeceklerin zararlarından bahsederek şunları söylüyor: “Bu hakikatler İslam dininin alkol hakkındaki, ’damlasından dahi olsa kendinizi koruyunuz’ diye özetlenebilecek olan hükmünün hak olduğunun delili olmaz mı?”

Hürriyetin derdi biraz anlaşılıyor, orasını kurcalamayacağım, açıklamaya mahal yok, hatta hep yaptığım gibi okur yorumlarını da gündeme getirmeyeceğim fakat çeşitli haber sitelerine gelen yorumlar ve ilgili akademisyenin bugün yaptığı bir açıklamadan yola çıkarak bir başka siteyle benzerliklere dikkat çekeceğim.

Öncelikle ben TCDD genel müdürünün bu sözü söylediğini zannetmiyorum. Zaten başka bir haberde ilgili profesör “bana böyle bir cevap gelmedi” diyor. Belki TCDD genel müdürü Hürriyete açıklama yapmıştır denebilir ama Hürriyette bu yönde de bir işaret verilmiyor. Bir defa mantık olarak şöyle bir hata var, TCDD müdürü ortalama bir ilmihal bilgisine sahipse seferde namazların kazaya bırakılmayıp kısaltılacağını, gerekirse abdest almadan teyemmümle kılınabileceğini bilir. Üstelik binek araçlarında kıbleye dönme diye bir durum da söz konusu değildir. Haydi bunları bilmiyor, zannetmiyorum ki TCDD genel müdürü olarak bir profesörü bu şekilde alaycı üslupla ve gıyabında Hürriyet gibi bir gazeteye değerlendirmiş olsun. (Bir de profesöre sözüm olsun, kompartımanda oturarak namaz kılınabilir, mescit açılması başka pratik olmayan sebeplerle de zor olabilir. Tabii bu konu şimdi Hürriyetin haberiyle hiç ilişkili değil, konuyu dağıtmayalım). Dolayısıyla Hürriyetin haberi bana hiç de kusursuz görünmüyor, muhtemelen düpedüz yalan ya da saptırma.
İşi başka bir yere bağlayacağım. Hatırlarsanız son 10 gündür peydahlanan garip bir site var. Atatürkçü Düşünce diye bir yer. Hürriyetin bu haberi bana nedense orasını hatırlattı. Zaten kısaca yazayım diyordum, vesile olsun. Aslında Hürriyetin nedense çoğu haberi bana bu siteyi hatırlatıyor ama TCDD haberinde benzerlik hayli fazla.

AD sitesini kimlerin idare ettiğini bilmiyorum ama bir şeyden eminim. Bu insan (yahut insanlar) ya çok zeki ya da ebleh birer gerizekalı. Ortada olmalarına imkan yok. İnanın bu konuda net birşey söyleyemiyorum. Anladığım kadarıyla hakaret içeren mesajlar yayınlayıp prim yapmaya çalışıyorlar. Tarzlarından en az 3-4 kişi oldukları anlaşılıyor ama seçmek kolay değil. E-cenaze ve Gelenek sitelerine yansıdığı kadarıyla kendilerine yapılan yorumları beğenmezlerse ya yayınlamıyorlar ya da içini değiştirip öyle yayınlıyorlar. Yani içeriğe müdahale ediyorlar. Siteye yapılan yorumlar da felaket. Bir de genelde bu kabil sitelerde alışık olunduğu üzere imla kuralları, gramer vs. dikkate alınmıyor.

Ancak bu durum sadece bu ucube, tuhaf siteye mahsus birşey mi acaba? Hürriyet gazetesinde de haberin içine müdahale ediliyor. Daha önceleri defalarca tekzip aldıklarını biliyoruz. Mesela Atilla Yayla konusunda da “bu adam” demediği sonradan ortaya çıktığı halde konuyu abartıp linç kampanyasına dönüştürdüler.

Haber 7 sitesindeki bir yorumda Hürriyetin TCDD haberi için yaptıkları yorumların yayınlanmadığı belirtiliyor. AD sitesi de kafasına göre yorum yayınlıyor veya yayınlamıyor.

Her iki sitede yapılan yorumlar da tuhaf derecede benzer. En ufak bir karşıt görüşe tahammül yok. Hürriyet gazetesi yorumcularının kullandıkları ifadeleri biliyoruz. Alabildiğine hakaret, saldırgan, moronca laflar. Tabii bu sövgülerin yorum olarak değerlendirilmesi moderatörlerin kafa yapısını da ortaya koyuyor.

Bir başka benzerlik yazarlar. Emin Çölaşan’ın herhangi bir yazısı ile AD’deki Deniz ya da Kubilay’ın yazılarını kıyaslayın. Çölaşan’ın yazısı yer yer bunların hakaretlerine baskın gelebiliyor. Özdemir İnce’nin kaba saba, bilgisizce, kendinden emin tarzda yazdığı şeylerle AD sitesindeki saçmalıklar arasında çoğu zaman paralellikler görüyorum.

Şunu demek istiyorum. Bu site hakikaten çirkef. Başta bana, dindarlara, liberallere ağza alınmayacak laflar söylüyorlar. Ama kendilerini kınamıyorum. Bunların ağaları, babaları olan Atatürkçü Düşünce Derneklerinin, Cumhuriyet Okurları CUMOK sitelerinin, benim sık sık bahsettiğim ulusalcı, Kuvvacı sitelerin içine bakın. Atilla Yayla’yı acımasız ve haksızca linç etmeye çalışanlara kulak verin. Atatürkçü Düşünce sitesindeki 3-4 serserinin çirkin bir maske arkasından yaptıkları pislikler ile sözde Türkiye’nin en büyük gazetesi, sözde ilerici ulusalcı, Atatürkçü derneklerin yazıp çizdikleri acaba ne kadar farklı? Hatta imlaları bile aynı. Acaba ulusalcı olmanın ilk şartı imla kaidelerinden bihaber olmak mıdır? Acınacak bir durum.

Ece ve Suat Beye geçmiş olsun. Bunlara yorum filan göndermek akıl işi değil elbette. Ama lütfen yazdıklarımı bir daha okuyun, bu iki zavallının neden birer gerizekalı haline geldiğini düşünün. Onların hocalarında, örnek aldıkları köşe yazarlarında, kamuoyunu meşgul eden ulusalcı profesörlerde, yargı mensuplarında, emekli asker ve bürokratlarda hiç mi kabahat yok? Onlar farklı tonda mı konuşuyor?

Atatürkçü Düşünce sitesi itibar edilecek yer değil, acıyorum zavallılara ama Hürriyet, yazarları ve yorumcularına bakınca daha ziyade dehşete kapılıyorum. Bence gerçek tehlike AD gibi sanal, kimliği belirsiz yerlerden değil, daha etten, kemikten haysiyetsiz saldırgan mecralardan beklenmelidir.

Popularity: 9% [?]

54 Yorum

  1. ahmet - 06 Ara 2006 - 8:06 pm

    Fethi bey,

    Bu konuda konusmak istemiyordum aslinda, ama dayanamadigim icin yaziyorum.

    Bahsi gecen ADD sitesindeki yazilari ve yorumlari analiz ettim. Sonucta vardigim kanaat, ve ortaya koydugum teori su ki bu site sosyal bir deney amaci ile kurulmus. Bu sonuca varmamin nedenleri
    - Site abartili bicimde hakaret iceren yazilar iceriyor.
    - Bilerek yalan yazi yazmak (sizin para aldiginiz, engin ardic oldugunuz, tugce adli hayali kisye para onermeniz vs.)
    - Yorumlari degistirerek yayinlamak ya da hic yayinlamamak. Daha site ilk acildiginda bu teorimi destekleyen yorumlar alel acele silinmis, moderasyon sistemi kurulmus ve, Muzmin anonim’in degistirilmemis yazisina olan baglantiyi yorum olarak kabul etmemislerdi (ki biliyorsunuz Muzmin anonimin son derece samimi yazisini kusa cevirip degistirip onu ifsa etmislerdi)
    - Site icerisinde Ataturkcu Dusunceye dair belki bir yazi gordugumu sanmiyorum. tamamen bos, sig , ise yaramaz seyler. Kargalarin bile gulecegi bir uslup kullaniliyor.
    - Dilin argo havasinda olmasi (hangi akli basinda “dusunce” sitesi “GENELEK YAVSAGI ARTISLIK YAPMA ALIRIM HAVANI” seklinde baslik atar??)
    - Ve asil onemlisi bilerek yazim hatasi ve tuhaf kelime kullanimlari yapilmasi. Ornegin “Mormon” gibi cok bilinen bir kelimeyi ustune basa basar “Moron” kelimesi yerine kullanmalari, laf arasinda Atarukcu dusuncesi ile hic alakasi olmayan Papa icin “Papa hazretleri” demeleri saniyorum araya bilerek katilmis sitenin asil amacini gosterir ipuclari olsa gerek.

    Yapilmak istenen Kemalist dusunceye sahip (ya da sahip oldugunu sanan) kisileri cekip onlara tabiri caizse “gaz vermek”, ve onlari kucuk duruma dusurmek olabilir, ki bunu bir olcude basardilar saniyorum. Siteye prim veren zavallilarin oldugunu saniyorum.. Belki amaclanan gercek Ataturkcu Dusunce dernegine de zarar vermek olabilir ama kanaatimce bu isi ellerine yuzlerine bulastiriyorlar. Yalanci coban hikayesini bilmeyen yoktur herhalde. Yazilan yorumlarin cogu ya gene anonim sekilde yazarlar tarafindan ya da siteyi ciddiye almayan kisilerin dalga gecmesi seklinde yer aliyor.

    Beni asil dusunduren sey ise cok zayif ta olsa teorimin yanlis olma ihtimali. Gencligimiz bu derece yozlasmis olabilir mi?

  2. izlenimler - 06 Ara 2006 - 8:44 pm

    Merhaba Ahmet,

    Söylediklerin çok doğru. Zaten ben de bunların ya budala ya da zeki oldukları sonucuna senin analizinle ulaştım. Ancak, gençliğimiz bu kadar yozlaşmış olabilir mi sorusu, Bülent Beyin deyimiyle “kabus” maalesef çok da yabana atılır bir ihtimal değil.

    AD sitesi fiktif, sanal, yalan olabilir, belki de bir oyundur vs. ama Hürriyet gazetesi, CUMOK, ADD, Kuvayi milliye vs. siteleri gerçek, yorumcuların da çoğu gerçek dünyanın insanları. Yani bence bu kesim için daha da kötümser olmamız için sebep fazlasıyla mevcut.

    Ha, dangalaklık sadece bunlara mı mahsus, değil tabii, 4 eğilimin hepsinde tansiyon çok yüksek. Ancak şu anda herhalde bürokrasi, medya ve cumhurbaşkanı ulusalcı kesimi desteklediğinden olsa gerek onlar biraz daha baskın durumdalar. Yoksa cehalet ve saldırganlık genel bir eğilim (maalesef). Üstelik de bu sadece işsiz gençlere mahsus bir durum da değil, profesörler, sendikacılar, yazarlar, şu, bu da kimi menfaatten, kimi belki de inanarak saldırganlaşıyor, bu işlere çanak tutuyor.

    Selamlar.

    FST

  3. e-mine - 06 Ara 2006 - 9:52 pm

    Ahmet Bey, site yöneticisi tarafından, üstelik Avrupa’da yapılan bilimsel sosyal araştırmaları es geçmişsiniz. Bence Hürriyet’ten farkı da bu. Yani yapılan sosyal araştırmalarla kendi görüşlerini, Atatürkçü Düşünceyi çok güzel destekliyorlar.

  4. Dr. Hayvan - 06 Ara 2006 - 10:00 pm

    Bence AD’nin ve onlar gibilerin ne yapmaya çalıştıkları ya da kimler tarafından kollandıkları vs. gibi konularda net bir yargıya varmak zor. Ama kesin bir nokta var ki o da asıl kabağın İzlenimler ya da aynı cenahta seviyeli yayınlar yapan sitelerin başında patladığı.. Ben geçmiş olsun demeye gerek görmüyorum ama. Çünkü kolay atlatacağınızı tahmin ediyorum.

    Böyle siteler bir süre sonra kendi kendilerini tekrar etmeye başlayacaklardır.

  5. Gelenek - 06 Ara 2006 - 11:56 pm

    Fethi Bey,

    Teşekkür ederim hassasiyetinize.

    Ben de sizin gibi düşünüyorum. Hürriyet’e ve genel merkez medyaya A.yayla vb haberlere eklenen yorumların adı geçen sitedekilerden hiçbir farkı yok. Ahmet Bey küçük ihtimal diyor ama bu yorumları okursa bu fikrini gözden geçirecektir, eminim.

    Yorum yayımlamamaya gelince, benim birçok yorumum Hürriyet’te yayımlanmıyor. Bu haliyle bence AD’den bir farkları olmasa gerek..Aynı şeyi Kemalist forum gibi yerler içinde söylemek mevcut. Yani var bu insanlar ve aramızda dolaşıyorlar. Ve internet erişimini kullanabilecek iyi-kötü bir eğitime de sahipler.

    Deniz Som gibi adamların Cumhuriyet gazetesinde, E.Çölaşan gibilerin Hürriyet’te, Mine Kırıkkanat gibilerin Radikal’de/Vatan’da yazdığını düşündüğümüzde, bu insanların takipçilerinin AD vb. yerlerdeki durumuna şaşırmamak gerek.

    Saygılar.

    S.Ö.

  6. Ahmet A. - 07 Ara 2006 - 1:38 am

    Zannımca bu site Atatürk düşmanları tarafından Atatürkçüleri rezil etmek için kurulmuş. :) Siteye girince açıkçası gülmekten yarıldım. Bana salağın tekinin dalgasına kurduğu bir siteymiş gibi geldi.

  7. manyakadam - 07 Ara 2006 - 2:00 am

    keske dedigin gibi olsa dostum ama herkes senin kadar rahat gulemiyor.. bazilari da hurriyet gastesine guluyor mesela ama bazilarini da acitiyor ayni seyler.

  8. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 2:12 am

    Tek fark uslup, muhtevada fark yok. “Bizim itikatinmiz Ataturkedir” sozu bu lumpenlere degil Altemur Kilic’a ait “Ataturku ekber” siiri, “kabeniz size Bana Anit-Kabir yeter” sozu bu lumpenlere ait degil. Lisani biraz temizle, imla hatalarini duzelt ayni sey cikar.

  9. manyakadam - 07 Ara 2006 - 2:40 am

    katiliyorum bekir beye. simdi ertugrul ozkokle ozdemir ince ayni seyleri soyluyor ama birincisi birazdaha kibar uslup olarak. ama ayni bos sozler. inceden daha da asagi inince de hurriyetin yorumlari cikiyor karsimiza.

    bu nedenle fethi bey dogru tespit yapmis.

    simdi bu yorumcular site acsalar ayni bu A. dusunce sitesi gibi olmayacakmi ici disi.. buyur burdan yak yani..

    koca memleketi mahvettiler soysuz herifler, yaziklar olsun hepsine.

  10. Gelenek - 07 Ara 2006 - 3:08 am

    Mesela;

    ‘Ahmet A.’ Bey’in de blogunda eleştirdiği Özdemir İnce’ye ait bir yazıdan:

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5554620&tarih=2006-12-05

    Tersine inandırmak için yedi dereden su getirilse de, 17. Milli Eğitim Şûrası’nın bir tek amacı vardı: İmam hatip mezunlarına üniversitelerin kapılarını açmak. Milli Eğitim Bakanı, 10 milyon ortaöğretim öğrencisi içinde 100 bin imam hatip öğrencisinin lafı mı olur, diyor. Evet lafı olur! Bir tek imam hatip öğrencisi üniversiteye girse bile!

    Şimdi bu sözlerin üslubunu ve imlasını biraz bozun ve altına “Kubilay” ya da “Deniz” yazıp AD’ye koyun.

    Bir farkı var mı?

  11. Gelenek - 07 Ara 2006 - 3:29 am

    Bunun için o kadar çok örnek var ki? Buyrun bu da Hürriyet’ten. Pako’nun babası Bekir Coşkun’dan:

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5554660&yazarid=2

    Teneke düdükler çoktan susmuş…

    GİDİP görün Anadolu’yu.

    Laik cumhuriyete karşı gerçekleştirilen “karşı devrim”in nasıl başarıldığını, uygarlık-çağdaşlık umutlarının nasıl yerle bir edildiğini gözlerinizle görmelisiniz.

    İstanbul’un, Ankara’nın yüksek binalarındaki kuşbakışı görüş, otomobillerin arka koltuklarındaki füme camlar görmenize engel bence.

    Gidip yakından bakmalısınız.

    Koca şehirlerde bir tek başı açık, medeni giyimli “Atatürk kızı” gördüğünüzde gözleriniz nasıl takılı kalacak, nasıl tuhaf bir şey görmüş gibi arkasından bakacaksınız, nasıl onun yapayalnız ve istisna olduğunu düşüneceksiniz?..

    7 cumhuriyet okuluna karşı 14 tarikat okulu kurabilmiş yobaz.

    Köylerden, yoksul beldelerden toplatılmış zeki çocuklara yurtlarda gece zikir seansları yaptırıldığını anlattılar bana.

    Belediyelerde, hastanelerde, kamu kurumlarında artık türbanlı memurlar var.

    “Dinci” olmayanları ayıklayıp atmışlar.

    İktidarın “eskinin yeniden yapılanması” programına uymayan devletin adamları ortalıktan kaybolmuş, sinmişler.

    Valiler yok.

    Kaymakamlar yok.

    Kamu görevlileri yok.

    Cumartesi sabahı dolaştığım Urfa’nın o bir zamanlar tiyatro salonunun bulunduğu, sinemaların yer aldığı, şık restoranların sıralandığı ünlü caddesine baktım:

    Sanki Arabistan.

    *

    Baba ocağında, babamın “Kendi yaptığımız teneke düdüklerimle onuncu yıl marşını çalardık” dediği evde, hafta sonu o mübarek dizin dibinde oturup bunları düşündüm:

    Aydınları, akademisyenleri, gazetecileri, patronları, işçileri, memurları, valileri, kaymakamları, polisleri, yargıçları, savcıları… Kısacası cumhuriyetin çocukları, görülmemiş bir gaflet içinde Mustafa Kemal’in ülkesini terk etmişler ihanete.

    Ve ortalıkta yoklar.

    Birer Arap kentine dönmüş şehirler.

    Gericiler, 7 çocuğa karşı, 14 karşı devrimci yetiştiriyorlar.

    Teneke düdükler çoktan susmuş.

    Gidin görün Anadolu’yu.

    Dört bir yanı esir almış bir sinsi değişimi, bir gizli savaşı, bir yok edilişi gidin görün.

    ***

  12. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 6:20 am

    Ahmet Bey Hakli bence! Bahsedilen site biraz Kemalizm’le dalga gecer gibi. Oysa gercek Kemalist soylemler oylemi? Mesela Turksolu diye, kurucu-yazarlari arasinda Yekta Gungor Okten’;in bulndugu bir Gazete’de ne yaziyor bakalim:
    ================================
    Karın da ODTÜ’lü müydü?
    Yobazın biri devlet makamını eline geçirmiş ve oradan Deniz Gezmiş’e atıp tutuyor.
    Deniz’i yakından tanırmış, ODTÜ’de kadınla kandırılmışmış…
    İyi de sen nerden biliyorsun be yobaz!
    Anan mı, bacın mı, nişanlın mı ODTÜ’de öğrenciydi?
    Yoksa siz Milli Görüş’te Anadolu delikanlılarını böyle mi kandırıyorsunuz?
    http://www.turksolu.org/121/gundem121.htm
    ===========================================

  13. ahmet - 07 Ara 2006 - 8:03 am

    Aktardiginiz seylere bakilirsa yanilmis olma ihtimalim yukseldi. Ne desem bilemiyorum. Umarim ki bu sekil yazilari yazan ya da benimseyen kendini bilmezlerin sayisi cok degildir. Gerci, bir yonden de bu sitenin aldatma amcli olmamasini istiyorum, biraz akli basinda insanlar kimlerle karsi karsiya oldugunu gormus olur. Bundan sonra cok fazla o siteyi ziyaret etmek te istemiyorum, bazen eglendiriyordu baslarda ama surekli tekrar ve ucuz tavri ile kabak tadi veriyor artik..

  14. Da Vinci - 07 Ara 2006 - 11:09 am

    AD sitesi bence 2-3 çapulcunun bir araya gelip eğlenmek için kurduğu bir site. Atatürkçülükle veya Kemalizmle uzaktan yakından alakaları yok.

  15. İzlenimler - 07 Ara 2006 - 11:11 am

    Aynı fikirdeyim Da Vinci ama bunlara eğlenme ortamı hazırlayan yazıda bahsettiğim “gerçek” dünyayı da gözardı etmemek gerekir. Benim endişe ettiğim bu kamplaşmanın maalesef gerçek dünyada daha fazla olması.

  16. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 12:43 pm

    Sayin DaVinci,

    “AD sitesi bence 2-3 çapulcunun bir araya gelip eğlenmek için kurduğu bir site. Atatürkçülükle veya Kemalizmle uzaktan yakından alakaları yok.” diyorsunuz.

    Peki de Sn. DaVinci, 12 numarali yorumdaki alintinin yapildigi Turksolu adli eski Anayasa Mahkemesi Baskani’nin sites hakkinda da bir iki cumle alsak? Peki ben size pek cok saygin Aturkcu’dnun buna benzer soylemlerinden ornekler versem, kii bu cogu yerde yapiliyor, burasi ve benim sitem dahi, ner deersiniz?

    “orasi ik tane capulcunun” devemle cevahir kurtulmuyor, eger iki tane capulcu cercevesini, pek cok perof.dr., sayin, pasa oneklileri icine alcak sekilde gensletmeseniz. Artik kool degil bu is! Kokusmus her tarfindan!

  17. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 12:46 pm

    Onek kelimesini yanlis kullanmisim (wenminm tek o da degildir) herhalde dogr kelime titre veya rutbe olacak.

  18. Ahmet A. - 07 Ara 2006 - 2:13 pm

    Bekir bey,
    “Gerçek Kemalistler çok kibardır, çok üslupludur.” demiyorum tabi. :) Ama bu sitedeki imla hataları vs. o kadar fazla ki gerçekten dalga geçmek için kurulduğu görülüyor bence. Fethi bey, Kemalizm ve İslam dinlerinin diyalog yapmasını savunmuştu bir yazısında, iki din arasındaki benzerlikleri yazmıştı. İşte bir benzerlik daha. İki din de kendi karşıtlarını “sapık” olarak nitelendirir:

    “Hem AB fonlarından “Türkiye’de liberal düşünceyi geliştirme ve destekleme” adına 509.172.00 Avro nemalanarak hem de AKP’nin parti zeminlerinde bilimsel paradigmalar kullandığını söyleyerek Kemalizm’i eleştirdiğini söyleyerek Gazi M. Kemal Atatürk’e iftiralar atıyorlar. Sonra da kendilerini savunmak adına Atatürk’e değil “Kemalizm”e eleştirileri olduğu yalanına sığınıyorlar. Savunmalarının özrü ise kabahatinden daha büyük; düşünce özgürlüğü adına sapık fikirlerini çürütmek zorundaymışız!!!”

    Türksolu adlı “solcu” dergi böyle diyor.

  19. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 2:46 pm

    Sizinle alastik saniyorum Ahmet Bey, son sorun Da Vinci’ye yoneltilmis idi. Onunla da anlasacagimizi umit ediyorum. Soz veya sukut vasitasi ile.

  20. Da Vinci - 07 Ara 2006 - 4:43 pm

    Bekir bey,

    Belirtmiş olduğunuz siteye hiç girmedim. Ne tür yazılar var bilmiyorum. Onun için yorum yapamayacağım. Uygun olduğum bir zaman bu siteyi incelerim ve gerek görürsem site hakkındaki fikirlerimi iletirim.

  21. e-mine - 07 Ara 2006 - 5:10 pm

    Keşke kopyalamaya izin verseler siteye link vermek istemiyorum. Lütfen yahu şaka gibi. Suat Bey, size de hak veriyorum. Örnekler gayet açık tabiki ama başka bişey bu bence.
    Mesela anket sonuçlarını yanlış değerlendirmek, ya da taraflıca değerlendirmek falan bunlar olabilir ama burda sözkonusu edilen sosyal bilimsel anketlere bir bakın lütfen.

  22. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 6:01 pm

    Benim cikrigim ana fikir sudur: Ataturkculuk, Kemalizm, adi ne ise ahlaken, felsefi olarak, entellektrue bazda iflas etmistir. Artik bir avuc seckinin mevzilein, kazanmlarini krumak icin kullandiklari bir kalkan ve ayni gayeye hizme eden “yuce devlet”in baski araci disinda fonksionu yoktur. Bun bu steden , Atataturku ekber” siirini yazanlara, merkez medanin kalemsorlerinden, her gun darbe cagrisi yapan, ayyaslik, ahlaksizliktan baska “ozgurluk tanimayan, “universiteleri Ataturkcu dusunce asilamayanin gorevine son verlir” (Vural Savas) guruhtan , ve savunucularinn zavalligndan gormek mumkun. Ama “esas ataturkculuk” ne idi sorusi apayri genis bir mevzuu. Bunu bu sitenin “gercek sahibi” Engin Ardic bir nebze kapsamis, iki yazisinda, bir koronlojik liste ile. Dogrusu bu soruyu sormak icin dahi zaman gec. Artik kimse Stalinizm, Marxizm’ mi idi diye sormuyorki. “the proof of the puddin in the eatng” (Muhallebinn isbati yenildiginde belli lur) derler. Muhallebi kokmus. Kurtarilamaz, son kullanim tarihi gecmis. Yeri tarihtir.

  23. Da Vinci - 07 Ara 2006 - 6:33 pm

    Bekir bey,

    O zaman aynı şekilde İslam adına her türlü pisliği yapanları örnek göstererek İslamın kokuşmuş bir muhallebi olduğu ve çöpe atılması gerektiği sonucuna da varabiliriz sizin mantığınızla(!!!) öyle değil mi? Bu düşünce hoşunuza gitti mi?

  24. Ahmet A. - 07 Ara 2006 - 7:41 pm

    Da Vinci bey,
    İslam adına her türlü pisliği yapanlar Müslümanların hepsi değildir. Oysa Kemalizm adına yasakçılık, demokrasi karşıtlığı yapanlar günümüz Kemalistlerinin % 99′unu oluşturuyor.
    Ayrıca ideolojilerin teorisi olduğu kadar pratiği de önemlidir. Bir ideoloji, pratiğe uygulandığında şartlara uymuyorsa, teori, pratiğe uygunlaştırmak için değiştirilebilir veya o ideolojinin pratiğe döküldüğünde gerçekte ne olduğu ortaya çıkabilir. Zaten böyle olmuştur. Din öyle değildir, belirli bir kaynağı vardır, ancak o kaynak üzerinde yorum yapılabilir. Din adına insanlar ne kötülük yaparsa yapsın, bunun suçu dine atılamaz.

  25. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 8:23 pm

    Yok oyle kacak dovus Sn. Da Vinci? Ben size bir alibnti yaptim fikrinizi sordum. Sonr bakarim dediniz. Benzeri yuzlerc ornekle var ve “benemeyen ornekler” nerede ise yok dedim. Birsey soylemediniz. Guzel ornekleri getirin dedim; gene ses cikarmadiniz. Ahmet Bey’e katiliyorum. Simdi “ama Islaminda…” deme hakkiniz yok. Siz benim meydan okumami kabul veya redddin. Sonra Simdi “iy Islami” kim temisil ediyor” diye sorarsaniz, hazirim. Akyol’un orda sizn size sorulan soruya ceva vermyip, karsi sorula yoneltme ve sonra on defa cevaplandigi halde “sorumu cevaplamadilar” deme aliskanliginizi simdi hatirladim. Neyse bu son cumlemi isterseniz ihmal edin; tegetten cikmamak icin. Evet “makul Kemlist soylemler” bekliyorum bugunun saygin ondeki kemalislerine ait. Henuz cevap vermediniz.

  26. Da Vinci - 07 Ara 2006 - 9:35 pm

    Bekir bey,

    Sizin yazdıkalrınızı okumak tam bir işkence bunu bilmenizi isterim. Bu kadar imla hatası dolu ve okunması zor yazılar yazmak da kolay iş değil. Sizi tebrik etmem gerekiyor.

    Ayrıca şu son yazınız sayesinde bir kere daha hayal dünyasında yaşadığınızı görmüş oldum. Hayal dünyasında yaşayanlarla tartışmayı hiç sevmiyorum çünkü tartışma bir yerde tıkanıp kalıyor. Sizinle bu tartışmayı uzatsam aynı şekilde bir yerde tıkanıp kalacağız. Onun için ben sizinle tartışmayacağım. Ben söyleyeceğimi söyledim. Siz Kemalizmi kötü örnekleriyle değerlendirmek isteyip İslam için aynı kötü örnekleri dışlamakta bir sakınca görmüyorsanız bu sizin olaya objektiflikten uzak dogmatik bir bakış açısıyla baktığınızı göstermektedir. Ben bunun üzerine gitmenin bir faydası olmayacağını düşünüyorum.

    Tabi siz yine işi başka noktalara çekeceksiniz. Açıkça söyleyeyim umrumda değil. İsterseniz bana meydan okuduğunuzu ve benim kaçtığımı düşünebilirsiniz. Ben açıklamamı yaptım. Gerisi beni ilgilendirmiyor. Sizi veya sizin gibi dogmatik düşünce yapısı iliklerine kadar işlemiş kişileri inançlarının aksinin doğru olduğuna inandırmaya çalışmakla uğraşacak vaktim yok. Size iyi eğlenceler.

  27. Bekir L. Yildirim - 07 Ara 2006 - 11:15 pm

    Sukut ikrardir. Bir tane dursut, saygin laikci, Ataturkcu ornegi veremedi soylemlerinin muhtevasi bu “birkac capulcu” ya mal ettigi dedigi blogdan Benim yazma tarzim ve diger kisisel dalama denemesi ile ile konudan uZaklasmayi tercih eti. Evet dostlar, kural bozxulmadi. “laikci entellektuel oxymorondur”. Ilaveye gerek yok.

  28. Talha CAN - 08 Ara 2006 - 12:58 am

    Merhaba,
    AD sitesine göz gezdirdim ve şunu net bir şekilde gördüm;
    “tümdenredçi” olan zihniyetleri çoktan satılmış. Acaba söylediklerinin kaç tanesine kendileri inanıyorlar.
    “kabilecilik” olgusunu aşamamış, zekalarındaki sınırları fikirlerine yansıtan zavallılar,
    Acıyorum, ağlıyorum…
    Bütün olaylara karşı kendilerine vasi ilan ettikleri yayın organlarının ve yazarların koyunları…
    Atilla Yayla hakkında o kadar öttünüz, linç girişimini şiarınız ettiler. ama bir tane bile elle tutulur açıklama yapamadılar. bu “yanlıştır”ı bile içlerine sine sine söyleyemediler.
    kendilerini aktif gençler olarak gören bu zavallılar vasi büyüklerinin “izinde” debeleniyorlar. sanıyorlar ki kamu otoritesi hep kendi ellerinde olacak, Türk Milleti kof palavraları havada kapacak. Artık devir ilim devri. ilmin, bilmin galibi şüphesiz bu güne kadar mazlum gördükleri “çevre” ve değerleri olacaktır. “ERKE” gibi “şey”ler değil!!!

  29. Da Vinci - 08 Ara 2006 - 11:30 am

    Talha bey,

    Atilla Yayla’nın düşünceleriyle ilgili eleştirimi kendi blogumdaki yazımda bulabilirsiniz.

    Bir yerde gördüğüm haberde Atilla Yayla beni linç etmeye çalıştılar ama düşüncelerimi çürütmediler gibi birşey söylemiş. Ben kendi çapımda Atilla beyin düşüncelerinin çürümüşlüğünü ortaya koyduğumu düşünüyorum. Yani düşüncelerini çürütmeye gerek yok zaten çok çürümüş düşünceleri savunuyor. Hayali ve gerçekler örtüşmeyen bir Kemalizm tanımı yapıyor ve bu tanım üzerinden Kemalizme ve dolaylı olarak da Atatürk’e saldırıyor. Sonra bir de düşüncelerimi çürütemediler diyor. İlginç adammış bu Atilla Yayla. Bana Harun Yahya’nın farklı bir versiyonuymuş gibi geldi.

  30. Suat Öztürk - 08 Ara 2006 - 4:19 pm

    Sayın Da Vinci,

    Demek Atilla Hoca’nın fikirlerini çürüttünüz. Allah allah, iyi de biz niye göremedik?

    Madem çürüttünüz o halde Atilla Hoca’nın yazılarının da hulasası sayılabilecek bir yazı alıntılayayım, bunu da bi zahmet çürütüveriniz. Yalnız baştan söyleyeyim, yazılanlara değil de yazarın kişiliğine, eski çalıştığı patronuna falan değil yazdıklarına

  31. Suat Öztürk - 08 Ara 2006 - 4:23 pm

    Sayın Da Vinci,

    Demek Atilla Hoca’nın fikirlerini çürüttünüz. Allah allah, iyi de biz niye görmedik?

    Madem çürüttünüz o halde Atilla Hoca’nın yazılarının da hulasası sayılabilecek bir yazı alıntılayayım, bunu da bi zahmnet çürütüveriniz. Yalnız baştan söyleyeyim, yazıya değil de yazarın kişiliğine, eski çalıştığı patronuna falan değil yazdıklarına ilişkin cevaplar vereceksiniz.

    Madem hayali ve gerçekler örtüşmeyen bir Kemalizmmiş Hoca’nın dediği aşağıda E.Ardıç’ın yazdıklarını kolayca tahsis edebilirsiniz. Merak etmeyin Türkiye’den bahsediyor :-) Hadi bakalım nasıl olur da kemalizm ilericiliğe takabül ediyor bizahmet bize anlatıverin. (Yalnız her argümana madde madde cevap rica edeyim, kalabalığa getirilmiş bir paragraf ya da sağa sola verilmiş linkler değil istediğim. Her önerme için ayrı bir cevap yani.)

    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=60228,10,2

    **********

    Tren tarifesi değil tabii, kaç gündür tartıştığımız şu 1925-1945 dönemi… Bazı kişiler, ‘o dönemde Rusya’da komünizm, Almanya, İtalya ve Portekiz’de faşizm vardı, demek ki biz daha ileriydik’ diyorlar. Eksik söylüyorlar, o dönemin faşist ülkelerine Macaristan ve Romanya’yı da katalım. Sonradan İspanya’yı da ekleyelim. Dilerseniz bir süre Yunanistan da girer. Savaş yıllarında Fransa da girer, Norveç de.

    Bütün bu rejimler yıkılmış, biz ayakta kalmışız. Kalmışız da nasıl kalmışız, kör topal da olsa bir demokrasiye geçerek ve fakat üç kere anayasa değiştirerek, tam altı kere de darbe girişimi yaşayarak… Bunlardan dördü ‘başarılı’ da oldu.

    Yani, 1925-1945 arası Türkiye’de faşizm olmadığını belirtiyorlar.

    Şöyle bir bakalım: Evet, bizde toplama kampları yoktu ve Yahudi kesilmedi (Aşkale’deki ‘masum’ taş kırma kampını ve Yahudi’yi kesmek yerine ‘parasını sızdırmak’ eylemini saymazsak!)

    Ne vardı? Tek parti diktası var mıydı? Vardı.

    Muhalefet yasak mıydı? Yasaktı. Düşünce özgürlüğü var mıydı? Yoktu. Basın özgürlüğü var mıydı? Yoktu. Haberleşme özgürlüğü var mıydı? Yoktu.

    Birkaç aylığına bir muhalefet partisinin kurulmasına izin verildi ve fakat ‘akabinde’ kendi kendini kapatmaya zorlandı mı? Zorlandı.

    ‘Takrir-i Sükun Kanunu’ yürürlükte miydi? Yürürlükteydi. İstiklal Mahkemeleri ‘gayrı kabil-i temyiz’ olarak adam asıyorlar mıydı? Asıyorlardı.

    (Buna karşılık cumhuriyetin ilk iki yılında muhalefet partileri var mıydı? Vardı. Komünist Partisi serbest miydi? Serbestti. Moskova’ya üniversite okumaya öğrenci bile gidiyor muydu? Gidiyordu.)

    Tartışmasız tek lider var mıydı? Evet. Lideri tanrılaştırma, putlaştırma var mıydı? Evet. Daha sonra liderin yerin geçen ‘yavru lider’ bu kez ilkini silip artık kendisinin putlaştırılmasını istedi mi? İstedi. Paralardan bile Atatürk’ün resmini kaldırıp yerine kendi resmini koydu mu? Koydu. (Atatürk onu başbakanlıktan kovmuş muydu? Kovmuştu. Defterinden silmiş miydi? Silmişti. Bu yüzden dargın mıydılar? Dargındılar.)

    ‘Devlet kapitalizmi’ uygulandı mı? Uygulandı. Tekeller kuruldu mu? Kuruldu. Birçok kalemde ithalat yasağı var mıydı? Vardı. Ekonomide ‘otarşi’, yani kendi kendine yetme, kendi yağıyla kavrulma politikası tercih edildi mi? Edildi. Bu yüzden tüketici ‘kötü mal’ kullanmak zorunda kaldı mı? Kaldı. Sonunda bu kadar baskıya ve ezilmeye dayanamayan çiftçi ve tüccar ‘şarladı’ mı? Şarladı.

    Devlet vatandaşın ne giyeceğine, nasıl örtüneceğine, aşk mektuplarında bile hangi yazıyı kullanacağına karıştı mı? Karıştı.

    Sosyalizm kesinlikle yasak mıydı? Yasaktı. İşçi hakkı var mıydı? Yoktu. Grev hakkı var mıydı? Yoktu. Lokavt hakkı var mıydı? Yoktu. Memurdan başka herhangi bir çalışana iş güvenliği var mıydı? Hayır. Sendika var mıydı? Hayır. Sigorta var mıydı? Hayır. Kıdem tazminatı var mıydı? Hayır. Köylüye angarya var mıydı? Evet. Jandarma dayağı var mıydı? Evet. Sonunda bu kadar baskıya ve eziyete dayanamayan köylü kendini tüccarın kollarına attı mı? Attı.

    Hiciv bile yasak mıydı? Evet. Devlet büyüklerine yönelik güldürü şiiri bile yazan kodese tıkılıyor muydu? Evet.

    Nazım Hikmet, Kemal Tahir ve kardeşi, hiçbir ilgileri olmadığı halde ‘askeri isyana teşvik’ suçundan haksız yere çok ağır hapis cezaları aldılar mı? Aldılar. (Onları affeden, salıveren, iktidar değişince Adnan Menderes olmadı mı? Oldu. Karşıdevrim başlamıştı…)

    İmdi, bu dönemi savunan sosyalist bozuntuları, atalarını, ağababalarını inim inleten, sürüm sürüm süründüren bu dönemin yöneticilerini yerlere göklere sığdıramıyorlar mı? Sığdıramıyorlar. Emekçinin en küçük bir hakkının ve güvencesinin olmadığı bu dönemi bir tür ‘altın çağ’ olarak algılıyorlar mı? Algılıyorlar. Utanmadan kendilerine de solcu mu diyorlar? Onu da diyorlar.

    Şu faşizmin ‘tanımını’ yeniden bir yapsalar da öğrensek… Yoksa Google’a mı soralım?

    **********

    Bu yazıdan sonra da şunu okuyabilirsiniz. “Ne yapılabilirdi?”

    http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=60469,10,2

    Eğer bunlar yapılmış olsaydı işte o zaman Atilla Hoca haksız olurdu.. Ve biz de 2006 yılında ifade özgürlüğüne estirilen terörü ve bu bağlamda kemalizm diye aslında olmayan bir ideolojiyi tartışıyor olmazdık..

    Saygılar.

  32. Talha CAN - 08 Ara 2006 - 6:23 pm

    Sayın Da Vinci,
    Gerekli cevabı Suat Beyin anlaşılır bir şekilde verdiğini düşünüyorum. Zannımca Suat Beyin istediği cevap tarihi gerçekler açısından sizin için epey bir zor olacak.
    Bu konu ile ilgili bir kaç kelam da ben edeyim.
    “Ben kendi çapımda Atilla beyin düşüncelerinin çürümüşlüğünü ortaya koyduğumu düşünüyorum. Yani düşüncelerini çürütmeye gerek yok zaten çok çürümüş düşünceleri savunuyor.” demişsiniz. Maalesef bu açıklama yine beinm yaptığım yoruma varıyor. “tümdenredçi” bir yaklaşımla safları, düşmanlarınızı belirliyor ve onlara ait herşeyi reddediyorsunuz. Reddettiğiniz bu düşünceleri de aklınızca çürütüyorsunuz. bu durumda çürüyen fikirler değil, beyinlerdir. Önyargı ve dogmalara bulanmış düşünceler hangi bilimin esası?
    Tekrar söylüyorum: maalesef ülkemiz, AD gibiler yüzünden bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olma cenneti. Sizin için birkez daha “yaşasın vesayetçilik”

  33. Bulent Murtezaoglu - 08 Ara 2006 - 7:50 pm

    Beyler manasiz ve bir yere varmayan cekismeye ne kadar meraklisiniz?

    Da Vinci bey: hocanin koydugu cerceve ortada, o kistaslarin hangileri ‘Kemalizm’e uyuyor bir listeleseniz hic kor dogusu olmayacak. Bunu sormustum evvelce de. Gittim blogunuza baktim, ayni tarzda bu sefer HY’ye benzetmissiniz hocayi. Curutme oyle olmaz. AY’nin dediginin detayiyla hic ilgilenmemissiniz, neyi curutuyorsunuz?

    Suat bey: Sirf bu ‘bak Ardic da laf oturtmus, yasasin’ havasini kirmak icin size hafif tertip hinzirlik yapip Sami Selcuk’tan o donem icin farkli seyler soyleyen bir alinti yaptim surada. Simdi burada Da Vinci’ye Ardic’in polemik kabiliyeti uzerinden gol atmak guzel de belli ki bu konularda farkli dusunmek size pek itici gelmedigini tahmin ettigim insanlar tarafindan da yapilan seyler.

    Bu tarzla birbirinizi anlayabileceginiz bir noktaya gelmenizi mumkun gormedigim gibi, birbirinizin aslinda bir tur ‘kotu’ olduguna kendinizi ikna etmekten baska bir ise yaramiyor bu konusmalar bence. Halbuki Da Vinci bey AY’nin susturulmasina karsi oldugunu da soylemis, orada bir ortak nokta var. Konusamayacak kadar niyet/tarz uyumsuzlugu olan insanlar var elbette, ama bir dindar liberal (Suat bey), bir bilimle ilgilenen ateist (Da Vinci bey) konusabilir bence. Kimseye birey yapin diyecek halim yok, ama karsi tarafin kotu oldugunu gosterme gayreti yerine karsi tarafla konusulabilecegine dair samimi bir gayret gosterildigini de gormus degilim onu soyleyeyim dedim. Genelleyelim: bu insanlar bu memlekette beraber yasayip calismayacaklar mi? Birbirlerinin ‘kotu’ olduguna kendilerini ve cevrelerini ikna etmeleri mi bunu temin edecek?

  34. Da Vinci - 09 Ara 2006 - 12:00 am

    Suat bey,

    Cevap olarak yazdığım yazıyı ilk olarak bu sitede yazdım ve günlerce insanlar yalvardım bir cevap yazın diye. İşte yazım da burada. Yani bunu görmemiş olmanız sizin sorununuz.

    Bence Atilla Yayla’nın sözlerinin çürütülecek yeri yok çünkü kendisi olmayan hayali bir Kemalizm tanımı yapıyor ve bu tanıma göre Kemalizme ve Atatürk’e saldırıyor. Yani bence Atilla beyin amacı üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.

    Talha bey,

    Belliki dediklerim tek kelimesini bile anlamamışsınız. İlk önce yazımı okumanızı tavsiye ederim. Yazıma bir cevap verirseniz sevinirim.

  35. mozilla - 09 Ara 2006 - 9:36 am

    Da Vinci Bey, yazdiklarinizi okudum.
    Benim pek dilim donmez, genede dusundugumu yazmak istedim.
    Kemalizm gercekten Atilla Yayla’nin bahsettigi tarihler arasinda bizzat Ataturk tarafindan ortaya atilan bir ideoloji olarak gorulebilir ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Kemalizm ). Temelde devrimcilik, laiklik, devletcilik, milliyetcilik ve halkcilik uzerine kurulu bir ideoloji olarak tanimlaniyor. Ozgurluk ne yazik ki bu ilkeler icerisinde kendine pek yer bulamiyor cunku o zamanki devrimciligin yan etkisi ne yazik ki zorlama ve baskiyi beraberinde getiriyor (bakiniz sapka, kiyafet, harf devrimleri). Bunun iyi ya da kotu oldugunu ya da Ataturk ozgurlukcu degildi demek istmeiyorum ama olanlar aksinin pek desteklenemeyecegini isaret eder.
    Bugunun Turkiyesinde ve dunyada o zamanki “devrimcilik” kavrami artik o zamanki anlami ile uygulanabilir degildir. Belki dikta ile yonetilen afrika ulklerinde olabilir bu tur devrimler. Devletcilik daha cok sosyalist dusuncenin temel tasi olarak yerini korurken o donemden bu gune laiklik yonetimde din kurallarinin kullanilmamasi ve insanlarin din konusunda ozgur olmalari yerine sonuna kadar insan ozgurluklerinin kisitlanmasi icin arac olarak kullanilagelmistir (Ataturk donemi dahil). Cok fazla etnik kisilige sahip ulkelerde Milliyetciligin neresinden tutsaniz zaten elinizde kaliyor. Tabi kivirarak farkli tanimlari yapilabilir. Halkciligin ne oldugunu zaten bilen varsa bana da anlatsin (wikipedia’da yazacak bir sey bulamamislar).

    Ataturk egrisiyle dogrusuyla kimsenin cesaret edemeyecegi seyleri gerceklestirdi ve liderlik, bilime karsi verdigi deger konusunda eline su dokebilecek kisi o donemde herhalde yoktur. Fakat, bunlar yapilirken gerekirse canlar yakildi ya da alindi, cogu zaman insanlar istemedikleri seylere zorlandi (ozellikle din gibi hassas bir konuda cogu Anadolu insaninin kalbi kirildi).
    Bugun kemalizmi dunyadaki uzmanlara adini koymadan gosterin, kimisi “genel olarak bilinen ve uygulanan seyler”, kimisi de “kismen miyadini doldurmus dusunceler” diyecektir.
    Bugun kendini Kemalist ilan edip baska hic bir dusunce ve elestiriye tahammul edemeyen kisiler (ki cogunluktadir) ne yazik ki o donemdeki bu baskiciligi de Kemalizmin bir parcasi hatta temel dusturu olarak gayet rahat bicimde gormektedir. bu kisiler icin daragacinda binlerce kisiyi Ataturku elestirdigi icin sallandirmak gayet normal gorulebiliyor. Otesini siz dusunun. O nedenle Atilla Yayla’nin bugunun dunyasinda tum bu ilkelerin hepsinden onde olan ozgurlugu ilericilik olarak gorup Kemalizmin tum sifatlarindan ustun tutmasina sasmamak gerekir. Ben savundugu ozgurlugun Turkiye gibi ulkelerde isleyebilecegini sanmasam da kendisini destekliyorum. Eger siz yok siz kemalizmi yanlis biliyorsunuz diyorsaniz, buyrun Ataturkcu Dusunce, kemalist, kuvai milliye gibi sitelere, hurriyet gazetesi yazarlarina, ulusalcilara, AD dernegine bu onlar hakkinda ne dusundugunuzu soylemeyi deneyin ;). sizi tefe koyup hain ilan etmezlerse sesimi kesecegim..

  36. Gelenek - 09 Ara 2006 - 2:22 pm

    Sayın Da Vinci,

    Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Acaba atladığım birşey mi diye baktım. O zaman kimsenin ciddiye almayıp ilgilenmediği şu sözleri yazmışsınız. [Zaten ben de okumuştum]:

    “Bu yazıdan anladığım kadarıyla Atilla Yayla’nın “Kemalizm” dediği şey “1925-45 arası yapılan şeyler” olarak özetlenebilir. Siayaset bilimi üzerine doktatora yapmış birisinin olaylara ve kavramlara daha geniş açıdan bakabilmesini beklerdim. Kemalizmi bu şekilde tanımalamak için bence art niyetli olmak gerekir. Yani “1925-45 arası tek partili dönem vardı o zaman Kemalizm tek parti yönetimini gerektirir” veya “1925-45 arasında ifade özgürlüğü şimdiye göre çok gerideydi o zaman Kemalizm ifade özgürlüğünü genişletmeyi değil sınırlamayı gerektirir” gibi çıkarımlarda bulunmak bana absürd geliyor. Bu çıkarımları yapan sıradan biri olsa gülüp geçerim ama bunlar bir profesörden gelince insan buna gülüp geçemiyor malesef.

    Ne yazıyor burada Yayla’nın argümanlarına ilişkin? Geniş açıdan bakmalıymışmış.. Sorunu sadece ifade özgürlüğü olarak görmeniz de çok ilginç. Keşke sadece o olsa..

    Hadi buyrun bakın bakalım geniş açıdan yukarıda alıntıladığım Ardıç yazısındaki yığınla argümana. Ve kemalizmin nasıl bir ilericilik olduğunu anlatın bir zahmet.

    Bekliyorum.

  37. Da Vinci - 10 Ara 2006 - 2:49 am

    mozilla bey/hanım,

    Elbette bugünle karşılaştırdığımızda 1925-45 arasındaki özgürlükler çok kısıtlıydı. Bunun aksini kim iddia edebilir ki? Var mı böyle biri? Yok. Peki bu Kemalizmin özgürlükleri kısıtlayıcı bir ideoloji olduğunu mu gösterir? Yani Kemalizm ifade özgürlüğünün katı bir şekilde kısıtlanmasını mı gerektirir? Bugünkü özgürlük anlayışımızı baz alarak Kemalizmin özgürlükleri sınırlayıcı bir ideoloji olduğunu ileri sürmek sizce mantıklı mı? akla yatkın mı? Atatürk bugün yaşıyor olsa Cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi baskıcı bir politika mı izlerdi yoksa çağdaş değerlere uygun bir polikita mı izlerdi? Atilla Yayla ogünlerin politikasına devam ederdi bugünün koşullarına ayak uydurmazdı demeye getiriyor. Sizce bunlar gerçekçi mi?

    Suat bey,

    Başka işim gücüm yok sizinle dalga geçiyorum. Benim en büyük eğlencem sizinle dalga geçmektir zaten.

    Atilla Yaylı’nın argümanları:

    1. Kemalizm = 1925-45 arası yapılan şeyler
    2. 1925-45 arası tek partili dönem vardı o zaman Kemalizm tek parti yönetimini gerektirir.
    3. 1925-45 arasında ifade özgürlüğü şimdiye göre çok gerideydi o zaman Kemalizm ifade özgürlüğünü genişletmeyi değil sınırlamayı gerektirir.

    Bunlar doğru mu sizce? Doğru diyosanız benim söyleyecek başka lafım yok.

  38. Tansel Güçlü - 10 Ara 2006 - 3:11 am

    Da vinci bey,

    Yaz siz ideoloji kelimesinin anlamını bilmiyorsunuz ya da biz. Bir kere kemalizm denilen şey bir ideoloji değildir. İdeoloji denilen düşüncelerin insanlıkla ilgili temel sorulara cevap vermesi gerekir. Tarih veya toplum hakkında öyle böyle bir fikir beyan etmesi ve bunların da tutarlı olması gerekir. Ekonomi Politiği olması gerekir. Kar hakkında bir görüşü olması lazım örneğin…

    İkincisi eğer sizin ifade ettiğiniz gibi çağa göre farklı önermeler getiriyorsa ideoloji değil, pragmatizmin ta kendisidir.

    Kemalizm yukarıdan aşağı bir modernizm projesidir. Elit kesimler tarafından halk “aydınlatılır”. Pekala aydınlatan kesimin kendisinin aydın olduğuna veya diğerlerinin aydın olmadığına kim karar verir orası muğlaktır. Zaten kendi varlık koşulu bu durumun yeniden üretilmesine bağlıdır. Hiyerarşik yapılanmış bir toplumu baştan veri kabul eder vs. vs. Fikret Başkaya’nın tezlerini de yanına ekleyebilirsiniz detay istiyorsanız.

    Siz hala mevcut bilginin değerlendirilmesi sürecinin baktığınız paradigmaya bağlı olduğunu anlayamıyorsunuz. Engels’in dediği gibi “Nereye baktığınız değil, nereden baktığınız önemlidir.” Atilla Yayla’nın koyduğu kıstaslara ben de katılmıyorum (örneğin özel mülkiyetin evrenselliği gibi-hatta abuk geliyor) ama o penceren bakınca o sonuca ulaşılabilir. Benim penceremden de pek ilerici olduğu söylenemez.

    Bu durumda çok açıkki siz dar bir pencereden bakıyorsunuz. Tarihsel döneme değil, onu değerlendiren paradigmaya bakın.

    Saygılar.

  39. mozilla - 10 Ara 2006 - 4:20 am

    Da Vinci, oncelikle, herhalde Ataturk bugun yasasa kendine kemalist diyenlerin topuna tekmeyi basardi. Tabi bu sadece bir spekulasyon.
    Bununla birlikte, bugunun Kemalistlerinin o donemlerdeki baskici donemi arzuladigi gercegini sanirim inkar edemezsiniz. Atilla Yaylanin argumanlarinin yanlis oldugunu soylemek o nedenle guc, cunku hic baski karsiti ozgurlukcu bir kemalizm destekcisini ben bu gune kadar gormedim. Kemalizmi hic anlasilamamis bir utopya olarak goruyorsnaiz o baska tabi.

  40. Da Vinci - 10 Ara 2006 - 1:50 pm

    Tansel ve mozilla beyler,

    İdeoloji kelimesini yanlış kullanmış olabilirim. Zaten çok da önemli olduğunu sanmıyorum.

    Elbette çağa göre değişen politikalr izlenmelidir. Yani belli bir kalıba bağlı kalmak ve ne olursa olsun politikalarda değişiklik yapmamak bence mantıksız ve zararlı olur.

    Buna pargmatizm diyorsanız öyle olsun. Adını ne koyduğunuz önemli değil. 600 yıl boyunca teba olarak yaşamış bir topluluğu vatandaş haline getirmek, 600 boyunca yıl İslamla yaşamış, hacı hocanın söylediklerini kanun kabul etmiş bir topluluğa artık devlet yönetiminde İslamın hiçbir etkisi ve yetkisi olmayacak demek kolay iş değildir. Elbette geçiş aşamasında baskı olmasını gerektirecek karşı hareketler olacaktır. Eski düzeni muhafaza etmek isteyecek kesimler olacaktır. Bu kesimlere karşı baskı uygulanması bu işin doğasında vardır ve olmalıdır. Olmazsa geçiş hareketi başarısızlıkla sonuçlanabilir ve eskisinden de kötü bir duruma düşülebilir.

    Yani bence tarihsel dönemi ve dönemin şartlarını görmezden gelmek pek de akıllıca bir davranış olmaz.

    Aslında sizin de dediğiniz gibi Kemalizm bir ideoloji değildir. Bence Kemalizm bir yol haritasıdır. Atatürk’ün sözleri ve yaptıklarıyla gösterdiği bir yol vardır ve Kemalizm bu yolda nasıl gidileceğini gösteren bir yol haritasıdır. İdeoloji olmadığı için kesin ve belirlenmiş politikaları yoktur, politikaları uygularken dikkat edilmesi gereken değerleri ortaya koymaktadır. Bazı temel değerleri vurgulamaktadır. Ama bu değerler içinde ne baskıcılık ne ifade özgürlüğünün kısıtlanması ne belli düşüncelerin dogma haline getirilmesi ne kişlerin tartışılmaz ve eleştirilmez putlar haline getirilmesi ne de insan haklarının kısıtlanması vardır. Atatürk’ün çizdiği yol haritasında bunların hiçbiri yoktur. Yani bunlar Kemalizmin bir parçasıdır demek bence çok yanlıştır.

    Günümüzde kendini Kemalist olarak tanımlayıp saçma sapan işler yapan insanlar elbette vardır. Ama çoğunluk böyle değildir. Özgürlükçü Kemalizm destekçisi olarak ilk aklıma gelen Toktamış Ateş var. Başkları da elbette sayılabilir ama aklıma ilk gelen örneği verdim.

    Bu arada bizim meşhur özgürlükçülerden dini konularda eleştiri yapan, dinin özgürlükleri kısıtlayıcılığıyla ilgili yorum veya eleştiri yapan birileri var mı? Varsa birkaç örnek verirseniz çok sevinirim. Ne de olsa dünyada en büyük özgürlük kısıtlayıcı şey dindir. Bizim özgürlükçüler bu konularda birşeyler söylemiş veya yazmış olmalı diye düşünüyorum. Umarım yanlış düşünmüyorumdur.

  41. Tansel Güçlü - 10 Ara 2006 - 2:35 pm

    Sayın Da Vinci,

    Hala olayı manipüle etmektesiniz. İdeoloji denilen şey insanı kısıtlamaz, açar. Belli bir kalıba bağlı kalmak değildir. Siz kendinizi ideolojik değil mi zannediyorsunuz?

    Kemalizm “yukarıdan aşağı” bir projedir. Modernleş”tirir”. İdeoloji değil diyorsunuz ama “izm” takısını ısrarla takıyorsunuz. Atatürkçülük hangi temel değerleri vurguluyor biraz açmak gerekiyor. Şimdi ben marksizme yakın biri olarak Atatürkçülüğün bu yukarıdan aşağı jakoben tavrını eleştiriyorum. Devleti kutsamasını ve yeniden üretmesini şiddetle eleştiriyorum. Kapitalist olduğu için eleştiriyorum. Toplumu “yönettiği” için eleştiriyorum. Atatürkçülük dün de buydu bugün de bu… Alın işte size marksist paradigmadan bakış ve eleştiri.

    Ben tarihsel dönemi görmezden gelelim mi dedim? Bu yaptığınız tartışmayı manipüle etmektir. Kendisine yakın olduğum fikri bakış zaten tarihselliği getiriyor. Fikret Başkaya’nın yaptığı da budur zaten. Kaldı ki benim çizdiğim kriterlere göre de Osmanlı’dan bir ilerleme yok. Ne yapacağız?

    Ayrıca Atatürkçülük’te bu saydıklarınız yoktu da, neden muhaliflerini susturdu? Hatta Trabzon mebusu Ali Şükrü bey’in (Umarım yanlış yazmıyorumdur) başına gelenler ne idi? Kusura bakmayın nereden baktığınız bir belli olsun, ondan sonra belli olsun.

  42. Da Vinci - 10 Ara 2006 - 3:07 pm

    Tansel bey,

    Ben Kemalizm ile Atatürkçlüğü aynı anlamda kullanıyorum ama siz izm eki gelince ideoloji olur diyorsanız Atatürkçülüğü kullanalım. Ben Atatürkçülük derken Atatürk’ün ortaya koyduğu temel değerlerden söz ediyorum. Kaptalist olduğu için leştiriyorum demişsiniz. Bence kapitalizm Atatürkçülüğün bir parçası değildir ve olamaz. Atatürk toplumu yönetti çünkü toplumu kendi haline bıraksa eski düzene belki de daha kötü bir hale döneceğini gördü. Yani bu kaçınılmazdı. Ama bu da bence Atatürkçülüğün bir parçası olarak değerlendirilmemeli.

    Ben atatürkçülük derken top temel değerlerden bahsediyorum. Mesela laiklik Atatürk en çok önem verdiği ve bu ülkenin geleceği için olmazsa olmaz oalrak gördüğü bir değerdir ve Atatürkçülüğün öneli bir değeridir diye düşünüyorum. Başka bir önemli değer devrimciliktir. Hep ileri gitmeyi, statükoya takılı kalmamayı önermiştir Atatürk. Onun için devrimcilk benim için atatürkçülüğün önemli bir değeridir. Bilime verilen önem ve dogmalardan uzak kalma düşüncesi de Atatürkün çok önem verdiği bir konuydu. Şu sözleri bunu göstermektedir:

    Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

    Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

    Onun için bunu da Atatürkçülüğün önemli bir değeri olarak görüyorum. “Yurtta sûlh cihanda sûlh” sözü de bence Atatürkün dünya barışını öne çıkaran önemli bir sözüdür ve Atatürkçülüğün önemli bir değeridir. Bağımsızsızlık ve özgürlük konuları da Atatürk’ün önem verdiği konulardır. Bu konulardaki şu sözlerini bakalım:

    Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

    Bu sebeple milli bağımsızlık ve özgürlük Atatürkçülüğün önemli bir değeridir diye düşünüyorum.

    Belki burdakilere ters gelecek ama bence ifade özgürlüğü, fikir ve vicdan hürriyeti Atatürkçülüğün bir parçasıdır. Atatürk bunu şu sözlerinde göstermektedir:

    Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

    Bu tip başka örnekler de verilebilir ama genel olarak ne demek istediğimi anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Ben Atatürkçülüğü bazı temel değerler bütünü olarak görüyorum.

  43. Tansel Güçlü - 10 Ara 2006 - 4:22 pm

    O zaman ba Liberalizm veya Marksizm’i de açıklayabilir misiniz bir zahmet?

    Yukarıdakiler sadece hamasi nutuktur. Kapitalizm atatürkçülüğün tabii ki bir parçasıdır. Dünya sistemine entegre olmanın bir yoludur. Kendisi de bunu yapmıştır. Sadece modernizmi tüm yanları ile katıksız kabul etmiş olması bile kapitalizmi veri kabul ettiğini gösterir. Kusura bakmayın da modernizm den ne anlıyorsunuz? Modernizm kapitalist üretim ilişkilerini veri kabul eder. Modernist bakışa göre bir toplumun “ileri” olmasının ön koşulu kapitalist ilişkileri içermesidir. Lütfen düzgün ve bol okumalar yapın. Söylediklerinizin hiçbiri bana cevap değil. Atatürkçülük belli bir kalıptır.

    Milli bağımsızlık nedir? Mevcut dünya sistemi içerisinde ne anlama gelmektedir? Kavramın kendisinin bile içi boş. Milli kelimesi Türkiye halkını homojen algılama problemidir. Halbuki toplum çıkarları farklı noktalarda olan sınıflar veya gruplardan oluşur. “Milli bağımsızlık” kavramı gibi söylenen birçok kavram da boş önermeler içerdiği gibi bu önermeler değişik koşullarda değişik anlamlar ifade ediyor bu açıdan bu kavramlar sürece müdahale açısından epey anlamlı. Ve daha bunun gibi bir sürü önerme. Yukarıda yazdıklarım da var ama cevap gelmemiş (Ali Şükrü olayı, devletin kutsanması). Devletin yani bir otoritenin kutsanması söz konusu.

    “Atatürk toplumu yönetti çünkü toplumu kendi haline bıraksa eski düzene belki de daha kötü bir hale döneceğini gördü. Yani bu kaçınılmazdı. Ama bu da bence Atatürkçülüğün bir parçası olarak değerlendirilmemeli.” demişsiniz. Bunun neresi özgürlük. Toplum yönelmesi gereken pasif bir güruh mudur? Yoksa iktisadi veya siyasi süreçlere katılması gereken böylece de kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olması gereken aktif kitleler midir?

    Bu basbayağı toplumu yukarıdan aşağı kuran elitist bir müdahaledir. Bugün de böyledir.

    Temel önermelerinin bile 50 farklı yorumu olmasından dolayı işlevseldir de.

    Neresi devrimcilik? Basbayağı muhafazakarlık. Statüko zihniyeti. Çok açık. Eee basbayağı ilericilik olarak niteleyemiyorum işte! Ne olacak şimdi…

  44. Gelenek - 10 Ara 2006 - 4:38 pm

    Sayın Da Vinci,

    Belki burdakilere ters gelecek ama bence ifade özgürlüğü, fikir ve vicdan hürriyeti Atatürkçülüğün bir parçasıdır.

    :-))

    Bunları ADD kongresine ya da daha yakını AD sitesinde söyleyin bakalım neler olacak?

    Mustafa Kemal tam bir pragmatisttir. Dönem dönem aynı konularda farklı farklı konuştuğu olmuştur.

    Tansel bey Ali Şükrü’den bahsetmiş. Keşke o kadar olsa. Halit Paşa? Topal Osman? Daha öncesi karadenizin soğuk suları ve Mustafa Suphi? Onlar ne olacak? Sonradan Dr.Rıza Nur’un, Karabekir’in başına gelenler?

    Bırakın fikir özgürlüğünü yaşam özgürlüğünün sınırları nedir?

    Ben halen Ardıç’ın yazısındaki öne sürdüğü argümanlara cevap bekliyorum sayın Da Vinci? Yukarıdaki alıntıladığınız kitapta duran müphem ifadeler mi yaşanan tarih mi? Bana nasıl bir ilerleme olduğunu açıklayın.

    “Atatürkçülük bazı temel değerler bütünüdür” demekle olmuyor.

    O halde şunu diyeceksniz: “Atatürkçülük bir ütopik idealler bütünüdür yanlış uygulanmıştır.” Buna katılmasam da bu bahaneyi kabul ederim. (Buna katılmam çünkü Mustafa Kemal döneminin uygulamaları bile bunu çürütmeye yeterlidir.)

    Yok öyle değilse bana yukarıdaki yaşanmış ve başkalarının “faşizm” dediği tarihin hesabını verin.

    Veremiyorsanız “Atatürkçülerin çoğu böyle değil” diyerek başörtüsü giyenleri dayatmacılıkla suçlayan ve “tek tek giydiklerinde bir şey yok ama toplu olarak giyip bunu bir hak olarak istediklerinde başka” diyerek mantık ve insan hakları kurallarına taklalar attıran Toktamış Hoca’yı örnek vermeyin.(Ki Toktamış Hoca’yı severim. İçlerinde çok nadir bulunan akl-ı selimlerinden birisidir.) Bkn: http://gelenek.wordpress.com/2006/10/16/atilla-yayladan-ozgurluk-dersi/

    Tekrar benzeri komiklikleri yazarsanız cevap vermeyeceğim. Ben halen ilk alıntıma cevap bekliyorum.

    Saygılar.

    S.Ö

  45. Bekir L. Yildirim - 10 Ara 2006 - 7:14 pm

    Sincik toplu olarak giyilecek buyuklukte turbanmi imal edilmis? walla iyi fikir; turban fiyatlari el yakiyor bu gunlerde!

    Eger “akl-i selim” olanlari bu ise “laikci entellektuel oxymorondur” kutrami bir defa daha isbatlanmis demektir.

  46. Da Vinci - 10 Ara 2006 - 9:41 pm

    Suat bey,

    Tekrar benzeri komiklikleri yazarsanız cevap vermeyeceğim. Ben halen ilk alıntıma cevap bekliyorum.

    Sizin yazdıklarınız da bana komik geliyor, okurken bol bol gülüyorum ama bunu açık açık söylemiyorum. Ayrıca cevap verip vermemenizin pek de umrumda olduğunu söyleyemeceğim. İlk alıntınıza cevap bekliyormuşsunuz hala. Beklemeye devam edin o zaman. 1925-45 arası yapılan ve şimdi bize göre çok geri olarak gözüken şeylerin nedenleriyle ilgili genel bir açıklama yaptım zaten. Daha fazla ne bekliyorsunuz anlayabilmiş değilim. Yeni kurulmuş bir cumhuriyette her türlü haklar ve özgürlüklerin anında tesis edilmesini mi bekliyordunuz? Siz hala cevap bekleyin benden. Size iyi beklemeler.

    Bu arada ben de sizlerden birşey bekleyeyim bu arada: Bu arada bizim meşhur özgürlükçülerden dini konularda eleştiri yapan, dinin özgürlükleri kısıtlayıcılığıyla ilgili yorum veya eleştiri yapan birileri var mı? Varsa birkaç örnek verirseniz çok sevinirim. Ne de olsa dünyada en büyük özgürlük kısıtlayıcı şey dindir. Bizim özgürlükçüler bu konularda birşeyler söylemiş veya yazmış olmalı diye düşünüyorum. Umarım yanlış düşünmüyorumdur.

    Sayın Güçlü,

    Milli bağımsızlıktaki “milli” lafına takılmanız ilginç. Milli kelimesi elbette etnik köken içermez. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ifade eder. Yani bu topraklarda yaşayan insanları belirtir. Bunun aksini düşünmek mümkün değildir.

    “Atatürk toplumu yönetti çünkü toplumu kendi haline bıraksa eski düzene belki de daha kötü bir hale döneceğini gördü. Yani bu kaçınılmazdı. Ama bu da bence Atatürkçülüğün bir parçası olarak değerlendirilmemeli.” demişsiniz. Bunun neresi özgürlük. Toplum yönelmesi gereken pasif bir güruh mudur? Yoksa iktisadi veya siyasi süreçlere katılması gereken böylece de kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olması gereken aktif kitleler midir?

    600 yıl oyunca teba olmuş ve İslam adına yönetilmiş, hacı hoca takımının sözünü kanun bilmiş bir topluluğu belli bir aydınlatma sürecinden geçirmeden kendi haline bırakırsanız eski düzene dönersiniz ve yaptığınız devrimler, yenilikler hiçbir anlam ifade etmez ve yok olur gider. Toplum elbette kendi geleceğiyle ilgili söz söyleme hakkına sahiptir ama bir de şöyle düşünelim. Atatürk, devletin laik mi olacağı yoksa dini temelli mi olacağı hakkında halka danışmış olsaydı ve halkın kararını uygulasaydı muhtemelen bugün laik bir devlet yerine dini kuralların hüküm sürdüğü bir devlette yaşıyor olurduk. Aynı şekilde abece seçiminde halka danışsaydı muhtemelen bugün bu yazılarımızı arap abecesiyle yazıyor olurduk. Elbette halk kendi gleceğini kendi tayin etmeli ama bir lider, bir devrimci herşeyi halka danışarak yapmaz. Bazı temel adımları kendi atar ve halkın bu konulard aeğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekir. Mesela Marksizmde işçi sınıfının eğitimi ve yeterli bilinç düzeyine ulaşması gibi bir kavram vardır bildiğim kadarıyla. Benim bahsettiğim de bunun gibi birşey. Yani size çok uzak bir kavram olmasa gerek.

  47. Gelenek - 10 Ara 2006 - 9:54 pm

    Sayın Da Vinci,

    Öyle yağma yok, önce benim sorularıma cevap vereceksiniz. bakıyorum şark kurnazlığı yapmaya çalışıyorsunuzç Sizi tanıyorum. Ben bunu yutmam.

    Ben yazdıklarınızda hiçbir cevap göremiyorum.

    Sizin söylediğiniz konu üzerine iki cümle söyleyeyim yine de. Dinler bir yaşam tasavvuru sunar. Dünyada niçin yaşandığına, nelerin yapılıp nelerin yapılmamasına ilşişikin. Bu haliyle müntsiplerini bir sistematiğe sokarlar. Ama sadece müntesiplerine. O dine inanmayanlara değil.

    Dolayısı ile inanan uyar; inanmayana “zorla uyacaksın” denemez. “Leküm dinikum veliyedin”dir. Bu da son derece özgür bir açılımdır. Ve tam bir vicdan özgürlüğüdür.

    Bir dine inanana o dinin kurallarına uyuyor ve kendi kendisinin özgürlüğünü kısıtlıyor diye suçlama getirmek ise saçma sapan birşey olsa gerek.

    İlk alıntınıza cevap bekliyormuşsunuz hala. Beklemeye devam edin o zaman.

    Ben buralardayım. Beklerim :-))

  48. Tansel Güçlü - 11 Ara 2006 - 1:58 am

    Sayın Da Vinci,

    Milli kelimesinin altının boşluğunu söyledim. Hiçbir önerme yok. Ben etnik köken falan da demedim zaten. Bir daha okuyup öyle yazın. Ayrıca marksizm de öyle birşey yok. Sadece burjuvazinin sınıf bilinci ile hareket etmesine binaen işçi sınıfında bu bilincin birçok tarihsel zaman diliminde bulanıklaşmasından bahsedilir. Marx’ın “yeterli” bilinç düzeyi falan gibi ifadeler kulllandığına hiç şahit olmadım. Marx’ın dediği özetle insanların kendi kaderlerine müdahalesinin örgütlenmeden geçtiğidir. Bu da egemen ideolojinin zihin bulandırmasının önüne geçmektir. Bildiğim kadarıyla budur.

    Maalesef anlayamadığınız ve dolayısı ile cevap veremediğiniz için bu tartışmayı kendi açımdan noktalıyorum. Yukarıda yazdıkların sizin yazdıklarınıza cevap olarak epey yeterlidir.

    Saygılar.

  49. Bekir L. Yildirim - 11 Ara 2006 - 10:34 am

    Tartismaya ortadan mudahil olmak degil niyetim ama sayin Da Vinci’nin son yorumundaki bir iki nokta uzerine ilave mahiyetinde soyleyecegim.

    DaVinci dinin kistlayiciligini sorgulmais, bizerin one surdugu “devletin kistlayiciligi” na karsi. Buna elma ile armutu karistirma ifadesio de kifayetsizdir.

    DaVinci’nin ifadesi Taliban tarafindan yonetilen Afganistan’da sorulsa gecerli olabilirdi. Ama biz laik ulkeyiz(miyiz)? Belki DaVinci burada Turkiyenin bir dinin esaslarina gore onetildigini o dinn ise Kemalizm oldugunudan bahsediyordur. Devlet adina yapilan butun kistlamalar bu din adina yapldigina ve rakip gordugu Islam dinini yok etmeye yonelik olduguna gore..

    DaVinci’nin 1920 sonrasi asr-i Saadetr donemini savunurken bolca “millete birakisa idi…” edebiyati okluyorum. Dogru soyluyor. Millet kendi haline birakmaya gelmz. Kizi kendi haline birakirsan ya davulccuya ya zurnaciya ya da Kasimpasali Imam-Hatipliye varir. Neyseki bugun DEVLET’in basinda mille icin en dogrusunu bilen Buyukanit, Sezer, Tezic, Ilhan Selcuk, rektor Pasalar var! “hakimiyet kayitsiz sartsiz milletindir” dediysek, eee, yani, simdi,.tamam canim biz de takiye yapiyorduk. Sadece sizmi yapacaksiniz?

  50. mozilla - 11 Ara 2006 - 8:09 pm

    Da vinci:

    http://ataturkcudusunce.wordpress.com/2006/12/11/turbana-hayir-kampanyasi/

  51. Bulent Murtezaoglu - 29 Ara 2006 - 7:06 pm

    Demin Bliyaal beyin blogunda burada konusulanla ilgili olabilecek birsey geldi kalima, buraya da geceyim dedim. Once iki alint:

    Da Vinci bey:Elbette halk kendi gleceğini kendi tayin etmeli ama bir lider, bir devrimci herşeyi halka danışarak yapmaz. Bazı temel adımları kendi atar ve halkın bu konularda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekir. Mesela Marksizmde işçi sınıfının eğitimi ve yeterli bilinç düzeyine ulaşması gibi bir kavram vardır bildiğim kadarıyla.

    Tansel bey:Ayrıca marksizm de öyle birşey yok. Sadece burjuvazinin sınıf bilinci ile hareket etmesine binaen işçi sınıfında bu bilincin birçok tarihsel zaman diliminde bulanıklaşmasından bahsedilir. Marx’ın “yeterli” bilinç düzeyi falan gibi ifadeler kulllandığına hiç şahit olmadım.

    Simdi Bliyaal beyin blogundan verilen linkten (Sili baglaminda) Hayek: My personal impression — and this is valid for South America - is that in Chile, for example, we will witness a transition from a dictatorial government to a liberal government. And during this transition it may be necessary to maintain certain dictatorial powers, not as something permanent, but as a temporary arrangement.

    Nereden aklima geldi buraya gelip bunu yazmak? Bu ‘gecis hali’ isinden tabii. Soyle:

    https://www2.blogger.com/comment.g?blogID=36567313&postID=8042452513177247771

    Buraya da yazayim da belki bir iki ilginc laklaka vesile olur dedim.

  52. Faruk Çağlıyan - 09 Oca 2007 - 3:41 pm

    Kristof Kolomb bir gün maddi yardım istemek üzere Portekiz Kraliçesi Isabella’nın huzuruna çıkar. Kolomb, dünyanın yuvarlak olduğunu, hep doğuya giderek de batıya ulaşılabileceğini düşündüğünü, lâkin bunu ispat için Kraliçe’nin maddi yardımına muhtaç olduğunu arz eder. Kraliçe, Kolomb’un bu düşüncelerini ne onaylayabilir, ne de azarlayabilir. İstediği destek yapılır. Yalnız, Kraliçe, Kolomb’un uluorta bu düşüncelerini anlatmaması için bir uyarı yapmayı da ihmal etmez; “Bir daha gerçeklerle kafamı karıştırma”

    Bırakın, bazıları gerçeklerle kafalarını karıştırmak istemesinler.Vaktimizi bunlarla iştigal ederek geçirerek, değersizleştirmektense, bırakınız “arka bahçede” oynasınlar… Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.

  53. kamil ilbeş - 11 Oca 2007 - 3:50 pm

    benim annem almanyada kayıp ona 2 senedir ulaşamıyom adı zehra ilbeş kızlık soyadı ispaoğlu ben istanbuldayım onu bana bulun ne olur merak ediyorum ben maddi sıkıntıda oldığum için hiçbiyere baş vuru yapamıyom insalık namına yardım edin annem busemburg ta olduğunu öğrendim.bulursanız eğer 0216 341 43 07 den bana ulasabilirsiniz bekliyom tek umudum burası kaldı ne olur

  54. Kâzım Mızrak - 22 Oca 2007 - 1:59 pm

    Deklârasyon: Kale, içerden yıkılır…

    SAYIN IZLENİMLER.NET YAZARINA,

    Arkadaşlar,

    Son günlerde www.ataturkcudusunce.wordpress.com
    sitesinde kendilerini Atatürkçü Düşünür olarak tanıtan birileri,
    dine ve başörtüsüne karşı çirkince sözlü sataşma
    ve saldırılarda bulunuyorlar.

    www.kemalist.org sitesi bu arkadaşları dinci olmakla
    ve provakasyon yapmala itham etti. Açılan forumu kitlediler.

    www.kemalistler.net forum sitesi de aynı şekilde,
    açılan forumu kilitleyerek, bir anlamda ilgili kişilere
    yol gösterdiler.

    Anlaşılacağı üzere Kemalist zihniyetin savunucuları,
    bu blog yazarlarını sahiplenmiyorlar. Bizim de dini inançlarımıza
    saldırıyorlar.. Kimin şahsında peki? Atatürkçü Düşünce
    şahsında..

    Muhafazakar kesim, Atatürkçü Düşünceye ve Sol
    görüşe karşı nefretle düşman edilmek isteniyor olabilir.

    Aynı şekilde, Sol kesim de, bu blog yazarlarının
    haddini aşmış gaye ve emellerine alet ediliyor ve
    bizlere karşı kışkırtılıyorlar.

    Ülkemiz üzerinde kirli oyunlar düzenleyen, hesap
    sahiplerine fırsat vermeyelim.. ve dahi, güya kendisini
    akıl sahibi sanan kara cahillere…

    Kemalist olabilir insan, veya bir Sol görüşü savunuyor
    olabilir; ama bu insan aynı zamanda bir Müslüman da
    olabilir pekâlâ. Kavramları karıştırmayalımm.. Yurt içinde
    birlik ve beraberliğimi sağlamak zorundayız..

    Kale, içerden yıkılır kardeşlerim.. Uyanık olalım…

    Kâzım Mızrak

    22.01.07 10:13

    Konu hakkında, ismimle yazıyorum. Bloğumun adresi,
    http://mizrak.web.tr/2007/01/deklrasyon-kale-ierden-yklr.html
    Bu münasebetle, sizlere yukarıdaki deklârasyonun
    sorumluluğunu aldığımı beyan ediyorum..

    Konu hakkındaki düşüncelerimi bloğumda yazdım, aşağıdaki
    bağlantıyı takip edebilirsiniz.

    http://mizrak.web.tr/2007/01/atatrk-dnce-madurluu.html

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş