Atatürk, Venizelos ve Kıbrıs

FST Aralık 10th, 2006

ataturk-venizelos.jpgHükümet Rum kesimi gemilerine bir liman uçalarına da bir alan açalım demiş. Ulusalcı kesim “Kıbrıs Satıldı” diyor. Tabii konunun bu kısmına bakan yok da, Başbakan Rum kesimine liman açma meselesini cumhurbaşkanı ve G. Kurmay başkanından “izinsiz” AB ile görüşmüş, ona kafa takılıyor. Herkes afra tafra ile “vay, kurumsal devlet ciddiyeti ile bağdaşır mı” havasında. Baykal, CHP ve yeni ortakları MHP ekstradan köpürüyor. Benim dikkatimi çeken sayın Sezer ile Büyükanıt’ın haberi televizyondan duyması oldu. Büyükanıt paşayı anladım ama Sezer ailesi geçenlerde “biz en çok Tuncay Özkan’ın programını izliyoruz” demişlerdi. Demek bazen haberleri de takip ediyorlarmış.

Ben bu Kıbrıs meselesini hiç anlamam, nereden başımıza bela oldu, 500-600 Bin kişilik el kadar yer 70 Milyonluk devasa bir ülkenin önünde ayakbağı oluyor. Arada duyarım, Kıbrıs stratejikmiş, uçak gemisiymiş, Güneyde füze varmış vs. Yahu hangi devirde yaşıyoruz, adadan uçak gemisi mi olur, artık bunların hareketlileri var. Bu askeri işlere ben mana veremiyorum, 70 milyon Türküz, çok zaman övünmeyi de severiz, 500 Bin Rumdan, toplasan 7-8 milyon Yunanlıdan tırsarız. Tüm Rumları Yunanlıları İstanbul’a getirsen şehir nüfusunun yarısı etmezler, “İstanbul’u isterler” diye ağlayanlar var. Ayıp oluyor ama. Bana göre Kıbrıs meselesi biraz da bu minval üzere değerlendirilmeli.

Biraz da işin vergi, para gibi “tu kaka, ayıp ama sözü mü olur” tarafına değinelim. Öyle ya, efendim bu gibi “ulusal stratejik konularda paranın lafı mı olur” diyen çok. Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin maaşlarının biz Türkiye Türklerinin cebinden ödendiği söyleniyor. Rauf Denktaş’ın aldığı maaş dahil rakamların gayet şatafatlı olduğunu işitiyorum. Bir de Kıbrıslılar biz Türkiye Türklerini pek beğenmezmiş, “paramızı verin, gerisine karışmayın” derlermiş, gidip gelenlerden duyarım. Bir de Güney Kıbrıs’ın adam başına geliri bizimkileri bayağı katlıyor, finans, ticaret filan yaygınmış. Ne iş anlamak zor. Sonra geçtiğimiz yıllarda Kuzeydeki Türklerin hergün amelelik yapmak için sınırda eziyet çekerek Güneye gidip geldiklerini televizyonlardan izliyordum. Bir sürü Kıbrıs Türkünün (Denktaşın torunu dahil) Güney Kıbrıs pasaportu alarak AB haklarından yararlanmaya çalıştığı, bu iş için kuyrukta olduğu da malum şeyler.

O halde “Kıbrıs Satılamaz” türü lafların tribünlere oynamak yahut geyik muhabbeti olmak dışında ne manası olabilir? Tribünlerdekilerin olan bitenden ne kadar haberi var onu da bilemem ama bana ulusalcı tezler çok anlaşılmaz geliyor. 1960-70′li yılların dünyasında yaşamıyoruz ki. Ulusalcı tezin çizdiği manzara “Türkler kurbanlık koyun, Rumlar ellerinde bıçakla bekleyen, ah bir Türk askeri çekilse de şunları kesip doğrasak diyen kasap” şeklinde. Adamlar AB’ye girmiş, finansla ticaretle uğraşıyor, senin Türkiye maaşıyla beslenen memuruyun nesini kesip doğrasın. Öyle bir şey olursa bile hava kuvvetlerimizin Kıbrıs’a ulaşması 10 dakikayı bulmaz, eh onlar yetişene kadar 250-300.000 Kıbrıslı Türk memur da kısmen direnecektir, en azından 1-2 saat herşey devletten beklenmeyebilir.

Efendim Kıbrıs’ta şu kadar kan döküldü diyenler olabilir. Bu gariban milletin fukara evladının kanının dökülmediği yer mi var? Yunanlılarla o kadar savaştan sonra Atatürk bile Venizelos ile görüşmüş, 1930′da dostluk iyice ilerlemiş, hatta 1934 yılında Venizelos Atatürk’ü Nobel barış ödülüne aday dahi göstermiştir. Yani bir dönem savaş oldu diye ilelebet düşmanlık yapmak mantıklı birşey olsa Atatürk’ün de öyle yapması gerekirdi. Ruslar ile de aynısı geçerlidir. Statükoculuk, muhafazakarlık zaman içinde gelişmeler izlenemediği için önümüze muhtelif ayakbağları çıkarır, böyle debelenir dururuz. Kazananlar sadece bu konuda cahil ve çoğunluğu işsiz, ümitsiz gençlerin milliyetçi duygularını ateşleyerek kitap satan, medyada boy gösteren bol maaşlı emekli büyük bürokratlar, tuzu kuru gazeteciler olur. Ortalıkta meydanlarda bağırtılan, koyun sürüsü gibi oradan oraya sürülen cahil gençlere bu konuları düşünmelerini tavsiye ediyorum. Atatürk’ün yolu sizin yolunuz değil, haberiniz olsun.

Pardon, “düşünmek” mi dedim, neyse lafın gelişi işte.

10 Responses to “Atatürk, Venizelos ve Kıbrıs”

  1. - ulusalcıların saçmalamalarına karşısın güzel
    - kıbrısın bir mit olmasına ve elimize ayağımıza dolaşmasına karşısın bu da güzel
    - Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay başkanının Hükümete gıcıklık olsun diye yaptıkları saçmalıkları da yazmışsın , eyvallah

    - andımız hikayesinde de kısmen anlaşılır bir tutumun var

    gelgelelim İstiklal Marşının Okullarda okutulmasına karşı olmanı anlayamıyorum

    yani bir SüperLiberal olmanın anlamı yok , Amerikada adam Amerikan bayraklı don giyebilir , ama bu bize ters
    istiklal marşıda milletin üzerinde ittifak yapabileceği bi marş , andımız ve 10.yıl marşı bu hususta İstiklal marşı ile kıyaslanamaz

  2. İzlenimler 10 Ara 2006 - 09:05:20

    Merhaba Murat,

    Daha önce yazmış olduğum yazıya göre söylüyorsun zannedersem, yalnız dikkat edersen İstiklal Marşının önemli bir anlamı olduğunu ve durmadan okunmasının yersiz kaçacağını ileri sürüyorum. Okullarda sadece her dönem okulun açılış ve kapanış günlerinde 4 defa okunması yeterlidir, her hafta okunmasına gerek yok. Bence milli marş uluslararası toplantılarda öne çıkarılmalıdır. Askerde bile İstiklal Marşı belli özel durumlar dışında okunmaz, herşeyin bir yeri vardır.

    Dernek açılışlarında, Konyaspor-Kayserispor maçında, ABC ilkokulu pazartesi açılışı sabah soğuğunda okunması İstiklal Marşının önemsizleşmesine sebep olur. Reel hayatta bu böyledir, kızmaya gerek yok, okullarda çocuklar, gençler İstiklal Marşı okunurken karşılarında elini kolunu sallayan beden eğitimi öğretmenine veya kendi aralarındaki bir şakaya gülerler ve disipline giderler. Kendi geçmişinizi bir kontrol edin bakalım.

    Selamlar.

    FST

  3. İstiklâl Marşı bir simgedir benim için. Yoksa içeriği incelersek inanılmaz abartılı bir şekilde dini ön plana çıkarmaktadır ve bu hiç hoşuma gitmemektedir. Ama Kurtuluş Savaşının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sigmesi olduğu bunları görmezden geliyorum.

    İstiklâl Marşının çok sık söylenmesinin gereksizliği konusunda da Fethi beye katılıyorum.

  4. Sayın Da Vinci,

    Yoksa içeriği incelersek inanılmaz abartılı bir şekilde dini ön plana çıkarmaktadır ve bu hiç hoşuma gitmemektedir.

    Kurtuluş savaşının “evrim evrim”, “darwin darwin”, “laiklik laiklik”, “çağdaşlık çağdaşlık” diye kazanıldığını düşünmüyorsunuz değil mi?

    ****

    Bu arada Fethi bey’e katılıyorum. Ayrıca şunu da söyleyeyim bu bestenin prozodisi bozuktur ve M.Akif’in güzelim şiirini komikleştiriyor. Bazı münafıklar da bu bestenin Latife Hanım’dan torpilli olduğunu söylüyor. :-)) İlericilik o zamandan başlamış galiba. :-)

  5. Suat bey,

    Sorunuzu ciddi olarak mı sordunuz yoksa sormuş olmak için mi?

  6. Sayın Da Vinci,

    “Sorunuzu ciddi olarak mı sordunuz yoksa sormuş olmak için mi?

    Siz şöyle yazmıştınız:

    “Yoksa içeriği incelersek inanılmaz abartılı bir şekilde dini ön plana çıkarmaktadır ve bu hiç hoşuma gitmemektedir.

    Eğer bunu ciddi olarak yazdıysanız ciddi sordum, yazmış olmak için yazdıysanız, sormuş olmak için :-)

  7. murat yıldız 12 Ara 2006 - 05:55:03

    öğrenciyken matematiği de önemsemiyordum ama önemsiz olduğu anlamına gelmez , önemini sonradan kavradım

    hitlerin yükselişini anlatan bir film vardı ” rising of evil” gibi bişeydi sanırım orjinal adı , alman parlamentosunda sıkıyönetim tarzı kararlar alındığı bir sırada , muhalefeti bastırmak ve punduna getirmek için , birden bire parlamento başkanı Nazi ( sanırım herman goering ‘di , film de yani ) aniden ayağa kalkıp ” deutchlandddd deutchland , uber alles….” diye marş söylemeye başlamıştı…

    ben de her açılışta , her sabah kahvaltısından sonra söylensin diye birşey demiyorum , ama okullarda okutulmasını şiddetle destekliyorum , zaten okullarda milli olan ne kaldı ki ?

    Milli eğitimi bir kenara bırakırsak , sivil toplum kuruluşları , dernekler , toplantılar ,seminerler , paneller ,….. vs de söylenmesi anlamsız bencede ama bu kültür düzeyi ile alakalı , napsınlar şimdi , söylenmesin diye yönetmelik mi çıkarsınlar , söylensin diye bir yönetmelik olduğunu da zannetmiyorum

    bayrağın şekline ve ne zaman nerde göndere çekilip indirileceğine dair bir kanun var diye biliyorum , ama o da uygulanmıyordur pek , yoksa baldır bacak mankenler elbise diye giyemezlerdi , kanun nasıl bilmiyorum ama ben mantıklı bir kanuna ihtiyaç olduğunu ve şiddetle uygulanması gerektiğini düşünüyorum , fakat marş için sadece söylenmesi zorunlu merasimler sıralanmalı ,onlar dışındaki hallerde serbest olmakla beraber , atıyorum mesela komiklik olsun diye Ajdar gibilerine söyletilirse ,söylemesini teklif edende söyleyen Ajdarik tip de yargılanmalı … vs

    özgürlüklerden yanayım fakat neyin özgür olması gerektiğine karar vermek için AB yada ABD gibi bir örneğe ihtiyaç duymuyorum

  8. Murat Bey,

    İşin özünde farklı düşünmediğimizi tahmin ediyorum. İstiklal Marşı ile ilgili benim çok eskiden beri düşüncem budur. AB veya ABD’nin bu konuda bir tavsiyesi olduğunu işitmedim.

    “Milli olan ne kaldı” demişsiniz. Bu da bakış açısına göre değişebilir, size göre milli (ve doğru) olan bir başkasına göre hatalı görülebilir, onu hatalı gören kişi de son derece nitelikli, ülkesinin menfaatini isteyen biri de olabilir. Neyin milli ve milli çıkar olduğunu tespit imkansızdır. Hatta, eğitimin “milli” olması en büyük sıkıntılarımızdandır, tek tip belli bir ideolojiye sadık nefer yetiştirmenin adı milli eğitim olarak konulmuş, tevhidi tedrisat ile de korumaya alınmıştır.

    Bunların tartışılmasından korkmamak lazım, katkınız için teşekkürler.

    FST

  9. Ali 11 Mar 2007 - 15:28:39

    Yalnız komik olduğunuz bir konu var ortada..

    Atatürk ve Venizelos dost idiler..DOST..Bunu düşünebiliyor musunuz?

    Bugün EOKA’nın yandaşlığı yapmış kişiler ile Venizelos’u karşılaştırmak siyahla beyazı karşılaştırmaktan farksız aslında..Kıbrıs açısından verilen tepkilerin başka bir boyutu olduğu da daha farklı bir gerçek..Venizelos’un yüreği açıktı peki ya EOKA yandaşlarının?
    Durumları insanların karakterlerine göre de yorumlamak gerek..

    Saygılar..

  10. Ali bey,

    Venizelos’un yüreği apaçık ne demek anlamadım, aslında diğer söylediklerinizden de birşey anlamadım ya, Kıbrıs açısı, boyut, durumu insanın karakterine göre yorumlamak vs.

    Anlasam komik bulup bulmadığımı söylerdim ama çözebildiğim kadarıyla yazmaya çalıştığınız şeyin komik değil ama gülünç olduğunu söyleyebilirim. Dam başında saksağan diye bir lafı hatırladım nedense.

    FST

Comments RSS

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaş