FST Aralık 21st, 2006
Yazacağımı söylediğim Müslüman-Sol konusunu iki bölüme ayırmayı uygun dördüm. Öncelikle İslamın iktisadi yönü üzerine düşüncelerimi aktarmak istiyorum. “Sen de kim oluyorsun” demeyeceğinizi ümit ediyorum, bu alanda laf söylemeyen bir ben kaldım, o da tamamlansın. Söyleyeceklerimin ilginç olmadığını, yeni bir şey içermediğini de şimdiden söyleyeyim. Konuyla ilgili mürekkep yalamış kesim zaten bunları bilir. Bu yazı ikinci yazı öncesi bir giriş mahiyetindedir ve benim bakışımı yansıtması açısından önemli gördüğüm için yazdım, o kadar.
İslami kesimin okumuşlarının azımsanmayacak bir kesiminde sola meyil seziyorum. Bunların içinde alenen bunu ifade edebilen pek yoktur, Ahmet Hakan da takan olmadığı için sayılır mı bilemem. Eskiden böyle şeyler daha çok duyulurdu Hüseyin Hatemi’nin bir kitabı var mesela. O sebeple Mehmet Bekaroğlu’nun çıkışı ilginç sayılabilir. Tabii bir de müslümanlığı konusunda kendisine bilmeden yakıştırma yapmış olmayayım, Nuray Mert var. Ahmet Hakan ve Nuray Mert siyasetçi olmadıkları için tuzları kuru, sol kelimesini kullanmalarında mahzur yok ama Mehmet Bekaroğlu ikinci yazıda belirteceğim gibi ciddi bir risk üstlenmektedir. Hatta şimdiden söyleyeyim, bu hatayı işleyerek zaten olmayan siyasi geleceğini şimdiden sonlandırmıştır.
Önce bir tespit: Dikkat ederseniz “Kapitalist”, “Liberal”, ya da şimdilerde yaygın kullanımıyla “Neo-Liberal” kelimeleri sol kesim dışında İslami kesim tarafından da neredeyse tamamen reddedilen, mutlak kötü olarak önceden kabul edilen şeylerdir. Burasını aklımızda tutalım. Yani genel anlamda bir Müslüman Sosyalizme yarım ağız karşı çıksa bile Kapitalizm karşıtlığında çok net bir tavır içindedir. Sosyalizm sadece sosyalizm iken, Kapitalizm ya vahşidir, ya kan emicidir, ya da köpek balığıyla sazan balığının aynı havuzda yüzmesidir. Solun her zaman “sosyal adalet” vs. sebeplerle insancıl bir yönü olduğu ikrar edilmek zorunda hissedilirken Kapitalizm, iktisadi liberalizm, neo-liberalizm “mutlak” kötüdür, iğrenç bir şeydir, bunlarla ilgili olumlu ifade kullanan ayıplanmayı hak eder. Sebepleri başka bir yazıya konu olabilir ve muhtemelen o yazıyı yazma fırsatım olmaz, belki bir ilgilenen çıkar diye duyurayım. Yukarıda bahsettiğim gibi, Hüseyin Hatemi’nin eski bir kitabı var, demek istediğimi oradan da izleyebilirsiniz. Zaten kendisi bugün de aynı görüşlerini tekrar etmiş.
Gelelim İslam ve çeşitli renkleriyle solculuğa. Görebildiğim kadarıyla İslamın solculuğu ile ilgili tek tutturulan yer “sosyal adalet” konusudur. Solculuğa meyilli müslüman dostlarımı üzme pahasına söyleyeyim ki, ben sosyal adaletin fiilen imkansız bir hayal olduğuna, tabii bir durum olmadığına inanıyorum ve maalesef İslam’da bugün Almanya, Fransa, Türkiye gibi ülkelerde uygulandığı haliyle Robin Hood temelli sosyal adalete çıkan tek kapı bulmak mümkün olmadığını düşünüyorum.
Hemen itiraz edecekler için şunu hatırlatayım. Sosyal adalet ile kastettiğim bizzet “devletin” vergi toplayıp bununla ücretsiz eğitim, sağlık hizmetini üstlenmesi, okul, hastane işletmeciliği yapması, çeşitli kesimlere sübvansiyon dağıtması, işsizlik yardımı, çocuk yardımı türü yeniden dağıtıcı işlere girmesidir. İslamda ise devlete böyle bir rol biçildiğine dair çok zorlama yorumlar hariç yol bulamazsınız. Hatta tek meşru vergi olan ve aktif değer üzerinden alındığı için malı tüketme ihtimaline binaen ticari ve sınai faaliyetleri teşvik eden zekat dışında bir vergi dahi yoktur.
Böyle birkonu tartışılırken hemen yöneltilen “Peki iş güç yapamayacak noktaya gelmiş, aciz insanlara ne olacak?” sorusuna gelince. Bir defa bu durumda birileri varsa, görev asla öncelikli olarak devlete veya merkezi bir otoriteye ait değildir. Zor durumdaki bir ferde yakından uzağa akrabaları bakmakla “yükümlüdür”. Yani burada bir merhamet, iyi niyet, sadaka filan söz konusu değildir. Bu yasal bir haktır. Düşkün kimseye bakmakla yakınları mükelleftir. Bu da mümkün değilse o şahsa zekat verilmelidir. Bu da dilenciye verilen para anlamında değildir. Yine yasal bir haktır. Tüm yollar kapanırsa merkezi otorite devreye girer.
Halbuki bugün solculuk olarak seslendirilen “sosyal adalet” sisteminde insanlar birbirinin merhamet hissine bırakılmamalıdır, bu iş devletin görevidir denerek ilk aşamada vazife devlete yüklenmektedir. Bu da akıl almaz suistimaller, vergi yükleri, ahlaki açmazlar, ekonomik problemler doğurmaktadır. Bakınız: Fransa ve Almanya’daki durum.
İslam ve sol hülyasındaki dostlara bir kötü haber daha vereyim. İslam sosyal adalet dışında ekonomik anlamda alabildiğine serbestiyetçi, bırakınız yapsınlarcı “neo” liberal bir damara sahiptir. Faiz yasağı ve zekat dışında ekonomik alanda pür liberal diyebilirsiniz. Zekat vergisi bizim şimdiki vergilere göre devede kulak sayılır (Müzmin Anonim ile bir ara bu konuyu tartıştığımızı hatırlar gibiyim), faiz de murabaha gibi hile-i şeriyye yöntemleriyle zaten delik deşik edilmiştir. Kaldı ki, diyelim faiz yasağı hile ile delinmedi, sosyalizm taraftarı müslüman düşünürlerin çaresizce iddia ettiği gibi kapitalizmin tek esası, temel prensibi de faizli işlemler değildir. Sermaye birkiminin kar gibi yolları da vardır. İslamın serbest ekonomi düsturuyla hareket eden Araplar Endonezya’dan Avrupa içlerine kadar işlem maliyetlerini düşürecek kolaylıklarla inanılmaz bir iktisadi canlanmaya öncülük etmişlerdir.
Sosyalizme ılımlı müslüman dostlara daha da kötü haberlerim var: Hz. Muhammed serbest piyasa dostu, ürün fiyatlarına sınır konmasını yasaklayan yani görünmeyen eli kabul eden, bizzat uluslararası ticaretle meşgul olmuş biriydi. Bazılarının zannettiği gibi İslamda fakirlik de övülen bir şey değildir. Üstelik ferdi mülkiyet kutsaldır, bir yahudi vatandaşın arsasının çok az kısmının cami inşaatı için işgaline izin verilmemesi gibi örnekler çoktur. İşçi-işveren ilişkilerinde esas olan sözleşmedir, işçi ya da işverenin birbirine üstünlüğü yoktur. Bunlar uzar gider, benden çok ehil olanların ilgi alanına girer, merak edenler İktisat Tarihçilerine başvursun.
Kısaca şunu diyorum. İslamdan sola ya da sağa ya da daha açığı sosyalizm ya da iktisadi liberalizme çıkar yol arayışına girerseniz, iktisadi liberalizmle ilgili sayısız düstur bulmakta zorlanmazken sosyalizm, sosyal demokrasi, sosyal adalet, Robin Hood gibi konularda çok marjinal yorumlar, zorlamalar dışında birşey elde edemezsiniz.
Hoş, böyle bir arayışa niye girilsin, çoğu boş işler bunların, biz Türkler her zaman olduğu gibi taraftarane hareket edip işleri sulandırırız, o ayrı bir mesele. Bunları yazma sebebim tamamen konuyla ilgili düşüncelerimi açık etmekten ibaret. Karından konumak istemiyorum.
Peki İslam ile ilgili görüşüm nedir?
Ben İslam dininin günlük hayatı insanlar için basitleştirmeye çalışan, kolaycı anlayışına hayran biriyim. Tırnak keserken hangi parmaktan başlanır türü tuhaflıklara, ahmak adamların fetva adıyla oluşturduğu saçmalık külliyatlarına, cahilce tefsirlere de güler geçerim. İslam dini insanları ip cambazı gibi tedirgin hareket etmeye sevk etmez, bir takım yasaklarla günlük hayatta zinde kalmaya teşvik eder, zorlaştırmaz kolaylaştırır. Aksini söylüyorsanız, buyrun sizin dininiz sizin olsun.
Ya komünizme ne diyorum?
Bana göre vasat bir insan için ideal sistemdir. Mesela ben komünist sistemde çok rahat edeceğime inanıyorum. Etik olarak da çok problemli bulmuyorum. Yalnız bu çarkın dönmesinin kolay olmayacağını düşünüyorum. Yani, iyi birşey gibi duruyor, en azından herkesin eşitliği sağlanacak, konforsuz da olsa vasat bir hayat vaat ediliyor. Hele hele sosyal demokrasi gibi kazanandan zorla alıp yatana veren sistemlere göre çok daha idealdir. Yani bana göre eski Rusya Almanya’dan etik açıdan daha düzgün bir yer sayılabilir. Maalesef komünizmin uygulaması pek istendiği gibi gitmedi. Ben bunun Stalin veya başka bir sebebe bağlanması konusunda da şüpheler taşıyorum. Bu tür eşitleme amaçlı bir ideal, hele de üretim imkanları anlamında mülkiyeti de yasaklıyorsa çok sıkı bir merkezi kontrole dayanmak zorundadır. Yani Stalin tarzı olmasa Rusya çok daha önceden göçüp giderdi diye düşünüyorum. İşte komünizm (yahut her tonuyla sol ideolojiler) konusundaki tek çekincem bu. Çarkın dönmesi maalesef çok sert tedbirler gerektirebilir. “İnsanlar bilinçlenince problem kalmaz” diyen olursa sadece acı bir tebessüm gönderebilirim, ben insanoğlunu gayet yakından tanırım, ütopik düşünmeye hiç gerek yok.
Sonuç, İslamdan sosyalizme yahut daha soft hallerine yol arayanın eli boş kalırken kapitalizme yol arayan ise istemediği kadar malzeme bulabilir. İstediğiniz kadar “vahşi”, “neo” deyin, vaziyet budur.