“Yönetim İlmi”
FST 28 Aralık 2006
“Yönetim İlminde Bir Kural Vardır” denmiş, aramızdan “O da haddini bilmektir” diyen çıkacaktır ama sözü söyleyen Süleyman Demirel olunca ayrı bir ilgiyi hak ediyor. Süleyman Demirel Abbas Güçlü ile bir TV programına katılmış (ne hikmetse ben hep kaçırırım, gazeteden rivayet okumak zorunda kalırım) güncel konulara değinmiş. Atasözü, özdeyiş, özlü söz, manasız söz gibi kategorilere girecek bir alay laf etmiş. Peki yeni birşey söylemiş mi? “Biz selin önünden kütük kaptık” türü şeyler var. Ha, bir de ünlü sözünü “Dün dündür, bugün bugündür, yarın da yarındır” şeklinde genişletmiş. Peki neler demiş, kısaca bakalım:
[…]“Kamu Yönetimi okuyan gençler bilirler ki yönetim ilminde bir kural vardır. Eğer orta yerde bir sürtüşme bir ihtilaf bir çatışma varsa mutlaka kural hatası vardır. Onun için, çatışma olmaması için kurala bakmak lazımdır.
Şimdi bakınız Türkiye’de seçimler 4 senede bir defa yapılageldi. Çok partiye geçtiğimiz 1946’da 2002 yılına kadar seçimler 4 senede bir defa yapıldı. Bu seçimlerden üç tanesi dört seneden az zamanda yapıldı, bir tanesi de, 1995 seçimleri, 4 seneden birkaç ay fazla zamanda yapıldı. 1982 Anayasası seçimlerin 5 senede yapılabilmesine amirdir, yalnız 5 senede seçim yapılması diye bir şey yok, 5 seneden öteye geçemezsiniz, öncesinde yapabilirsiniz.” Demirel, mevcut Meclis’in görevini 4’üncü yılın sonunda tamamladığını, seçimlerin geçtiğimiz Kasım ayında yapılmış olması gerektiğini savundu.
[…] Ne zaman halkın temayülleri, halkın başında bulunan siyasi iktidara olan meyli, onu değerlendirmesi ‘artık bu iktidardan kurtulmak lazımdır’ noktasına geldiğinde eğer orada seçime gitmeyip halkın rızasına gitmeyip de meseleyi uzatırsanız daha büyük sıkıntılar çıkar. Ondan sonra, o çıkan sıkıntılar onların istikrardan beklediği şeyi alır götürür.”
[…]Demirel, 1965 seçimlerine Adalet Partisi’nin lideri olarak girdiğini belirtti. 1965’te yüzde 53.2 oyla galip geldiğini anımsatan Demirel, parti başkanı olarak “pekala cumhurbaşkanı olabileceğini” ancak olmadığını söyledi.
[…] Halkı birbirine yaklaştırdık, tekrar kucaklaştırdık. Siyaset o zaman rayına oturuyor. Siyaset siyasi partilerin birbiriyle dövüşmesi değildir. Ahenk içinde birbirini dinlemesi ve işlerini yolunda götürmesi sanatıdır. O yüzden cumhurbaşkanlığına heves etmedim.
[…]O gün o işleri toparlayabilecek olan merhum Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı idi. Kendim gittim dedim ki ‘Sayın Genelkurmay Başkanı, siz benim emrimdesiniz, şimdi ben sizin emrinize gireceğim. Sizi Cumhurbaşkanı yapmak istiyoruz. Bakın Türkiye’nin durumu bu. Türkiye’nin bu durum içinden çıkması için bize yardımcı olacaksınız, Türkiye’ye yardımcı olacaksınız çünkü sizin birikiminiz buna müsaittir.”
[…] “Cumhurbaşkanı olmak kimsenin hakkı değil. Arkanızda sizi cumhurbaşkanı seçtirecek kadar oyunuzun olması sizi cumhurbaşkanı olma hakkı vermez. Devlet Makamlarına, ‘burası benim hakkım’ deyip şu veya bu biçimde oturamazsınız. Bu bir görevdir bu bir misyondur. Yani size bu, bir görev verir, hak vermez. ‘Burası benim hakkım’ diyemezsiniz, ‘buraya beni seçerseniz ben hizmet görürüm’ diyebilirsiniz. ‘Burası benim hakkımdır bu hakkı kimse benim elimden alamaz’ diyemezsiniz çünkü devlet kimsenin babasının çiftliği değildir.” Demirel bu sözler üzerine salondan bir süre alkış aldı.
Demirel, gençlerin geçmişten ders alarak yarına bakması gerektiğini de ünlü sözüne bir ek yaparak ifade etti: “Dün dündür, bugün bugündür, yarın da yarındır.”
Epey uzun ama çok manalı bir görüşme olmuş. Kaçırdığıma üzüldüm. Bizim gençler de pek hayırsızmış, Demirel’i sadece bir yerde alkışlamışlar, halbuki okuduklarımıza bakılırsaen az 10 yerde alkışlanması gerekiyormuş.
Demirel’in seçimlerin 5 yıllık süreyi doldurmasına bozulmuş anlaşılan. Bu sebeple de “beş yılı aşmaması şart ama beş yıldan önce yapılmasına engel değil” mealinde saçmalıyor. Aynı durum “halkın temayülü” ile ilgili olarak da geçerli. Ulusalcılar, CHP, Tuncay Özkan ve bazı garip şahıslar dışında halkın bu iktidardan şikayetçi olup olmadığına dair bir veri ben görmedim. Şikayetçi olanlar vardır ama şikayetçi olmayanlar muhtemelen çoğunluktadır. Duyan da halkın aptal olduğunu, bunlar gitsin yerine CHP gelsin, ulusalcılar iktidara taşınsın, ortalık güllük gülistanlık olsun diyeceğini zannedecek.
“Anayasayı neden değiştirmediniz” sorusuna da elbette “o zaman işimize gelmiyordu” cevabını vermemiş.
Asıl Cevdet Sunay meselesine güldüm. Güya yüzde 53 oy alan Süleyman Demirel istese cumhurbaşkanı olurmuş da vatana hizmet için istememiş gitmiş kendi emrindeki memura “sen ol” demiş vs. Yahu bilmesem inanacağım. 1960′larda kafasına esen albay bir manga askeri peşine takıp darbe yapmaya kalkıyordu. Talat Aydemir, Fethi Gürcan ismini haydi yeni nesil bilmez, Demirel de mi unuttu?
Bu memlekette “1960 darbesinin parsasından pay alamadığı” gerekçesiyle Talat Aydemir adlı albay darbe girişiminde bulunmuş, Ankara’da meclis asılacağız korkusuyla boşalmış, İnönü’nün kurnazlığı sayesinde Aydemir bu işten vazgeçirilmiştir. Darbeye kalkıştığı için idam edildiğini zannetmeyin sakın, aynen görevine devam etmiş, üstelik ertesi yıl “ya tutarsa” diye bir daha darbe yapmaya kalkmış bu defa kelleyi kurtaramamıştır. Bizde “genç subayların” arasıra medyada yoklama yapmasında bu birikim ve deneyimlerin de ciddi tesiri vardır. Her askeri okula giren kendisini maaşlı memur değil potansiyel vatan kurtarıcısı zanneder.
Demirel de çıkmış ben vatana hizmet olsun diye Cevdet Sunay’a gittim diyor. Elin mahkumdu be, sıkıyorsa deneseydin bakalım askeri cuntanın soluğu ensendeyken devleti ele geçirmeyi. (Şimdilerde öyle söyleniyor malum). O kadar biliyorduysan 1971 muhtırasında “memurlarına” direnirdin. Boş boş atıyor, üç beş Kanal D toplaması yarım akıllı öğrenciye hava yapıyor.
Devlet kimsenin babasının çiftliği değil demiş alkış da almış. Hay Allah, aile resmini hatırlayıverdim, bir de gözlerimin önüne çuvallara para basıp kaçıran bir yeğen görüntüsü geliverdi. Ne günlere kaldık, 50 sene devleti sülalesinin çiftliğine çevirdiği iddia edilen biri çıkmış ulusalcı camiaya şirin görünmek için slogan üretiyor
Sayın Demirel’i severim, onun için biraz kendisine sert çıktım. Dost acı söyler hesabı. Bıraksın bu tür işleri, bir tanıdığım süt işine giriyor, sebzeli yoğurt üretimi konusunda danışman ihtiyacı var. Bir de bizim köyde semizotuna zararlı bir haşerat dadanmış, köylü sefil olacak, boşver halkın iktidara bakışını senelerce kolkola girdiğin köylüye akıl ver.
Popularity: 13% [?]
- Siyaset
- Yorum(10)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Kendi ihtisaslarında devam etselerdi bu vatana çok büyük hizmet ederlerdi:
Bülent Ecevit iyi bir şair olabilirdi.
Necmettin Erbakan, yepyeni buluşlara imza atan bir mühendis kalabilirdi.
Süleyman ise çoban kalmalıydı. Kaval çalmalıydı, koyun saymalıydı.
Erdoğan’ın “iki koyun gütmeyenler…” lafını kendine almış olacak ki yine kaypak siyaset yapmış.
3 yaşında ilk yaptığım resim Demirel’in resmiydi. Çok benzetmiştim. Annem, işyerinde bütün arkadaşlarına göstermiş, panosuna asmıştı. Şimdi kızım 3,5 yaşında… TV’de Demirel çıkınca kanal değiştiriyorum. Bizim nesil Demirel’den mütevellit kaypaktır. Bari bu körpeler temiz kalsın…
Dün dündür bugün bugündür
Ne diyordu bir şarkı sözü:
“Süleyman Ah, Süleyman,
Bu ayaklar nasıl ayak?
Yorgana sığdı diyelim,
Mezara nasıl sığacak?”
Demirel’in benim ilgimi çeken tarafı rüzgar gülü gibi, konjonktürün dayatmalarına çabuk pes etmekten öte, kolayca uyum sağlaması, hatta “dönüvererek” ona destek çıkması.
Yorumum yarıda kaldı…
Bir de önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Demirel gündemdeydi. Hani tekrar cumhurbaşkanlığı seçilebilmek için 5×5 hesapları, tehditler filan.
Sonra bir kaç kere siyasete girme teşebbüsü. Ve hâlâ uygun zemin bulursa, bunca yaşına ve yaşadıklarına rağmen siyasi hırsı…
Yönetim biliminde Demirel’e uyarlanabilecek yığınla teori, kural, ilke, yaklaşım bulmak mümkün.
Seçimlerin beş yılda bir yapılıyor olması zoruna gitmiş anlaşılan. Ve şimdi ulusalcı (Fethi Bey, bu ‘ulusalcı’ kavramını da bir gün tahlil eder misiniz?) bir söylemle, demokratik işleyişe çomak sokmaya çalışıyor.
Cumhurbaşkanı da yedi yıl için seçilir ama hiç kimse “o, artık meşruiyetini kaybetti, kimse desteklemiyor, onu seçen meclis çoktan baraj altında kaldı vb.” gerekçelerle onun süresini aşağı indirmeye çalışmıyor.
Ulusalcıyı tahlil etmeyeyim, sizi konuyla doğrudan ilgili şu yazılara yönlendireyim:
Kararsız Ulusalcılar 1
Kararsız Ulusalcilar 2
Kararsız Ulusalcilar 3
Beklenen Partileşme
Ulusalci Hareket Ya Tutarsa
Atatürk Venizelos
Kerinçsizin Suçu
Yorumcu Gençlik
Sitede yeni olduğumu söylemiştim. İlgili linklere baktım. Bazılarını da önceden okumuştum.
Ben analiz derken işin pratiğinden çok teorisini kasdediyordum. Yani bu tür hareketlerin neden “ulusalcı” olarak adlandırıldığına takıldım. Hani bunlar için zaten kullanılan “kemalist” kelimesi var. Yurtsever, vatansever, kuvvacı, kuvayı milliyeci gibi kavramları da duyuyoruz.
“Ulusalcılık” “nasyonalizm” ile eşdeğer midir? “Milliyetçilik”ten farkı nedir? Yoksa, irili ufaklı ortaya çıkan bu tür hareketlere şemsiye oalrak geliştirilen ve “herhalde bu isim kapsar bunları” denerek kabul gören bir kavram mıdır? Neyse, çok dağıttım herhalde.
En iyisi boşverin… Zaten ulusalcıların çoğu da ya işi gücü olmayan boş insanlardan oluşuyor!
Faruk Bey,
“Ulusalcı”, eskiden kendini solcu filan zanneden, faşist olduğunu ancak şimdi belli eden, erkekliğe bok sürmemek uğruna kendine milliyetçi demeyip kıvırtarak ulusalcı adını takan hırdavattır.
“Zanneden” kelimesi “gösteren” olarak değiştirilebilir.
Ağzınıza sağlık Fethi Bey,
Bu Abbas Güçlü iki de br Demirel’i ekrana çıkartıyor. Güya iyilik yapacak ilkesiz fırıldağı siyaset duayeni diye kakalamaya çalışacak ama iyi oluyor, konuştukça boyaları dökülüyor..
Bir zaman bir avukat sakasi duymustum:
-Artik tibbi testlerde beyaz fare erine avukat kullanacaklarmis.
- Neden?
Cunku:
Birincisi ortalikta beyaz fareden cok avukat var. Ikincisi beyaz fareye yaptiramayacaginiz bazi seyler var.
O hesap:
Sulu’nun “yonetim ilminin kurallari” aslinda fazla derin bir muhakeme urunu degildir. Ortalama bir siyasetci bilir fakat bazilari “naturel” degildir, bazilari haysiyet, seref, ilkeler, vicdan gibi luzumsuz kavramlarla kendilerini frenlerler.