Aralık 2006 Arşivi

İstihbarat

FST 22 Aralık 2006

kemsun.jpgSayın cumhurbaşkanımız çeşitli memurluklara atanması teklif edilen adaylarla ilgili bilgi topluyormuş. Ancak bu bilgiler çoğunuzun aklına geldiği gibi liyakat ile ilgili şeyler değil. Yani, eğitimi nedir, atanacağı kurumda ne görev yapmış, tecrübeli mi, daha önceki kurumlardaki beşeri ilişki karnesi nedir gibi sorular değilmiş sordukları. Bilgi kaynağı da genelde ilgili adayın alt katındaki komşu, apartman kapıcısı, mahalle bakkalı, köşedeki dilenci gibi halktan kesimlermiş. (Ben biraz genişlettim, haberde sadece kapıcı geçiyor). Halka güven duyduğu anlaşılan sayın Sezer’in TRT müdür adayı Ruhi beyin atama kriteri olarak sorduğu sorular haberde şöyle veriliyor:

[…] 11 yıldır Oran’daki Anadolu Sitesi B Blok’ta kapıcılık yapan Çiftçi konu hakkındaki sorularımıza şu cevabı verdi: “Sivil kıyafetli, polis kimlikli bir kişi bir ay kadar önce geldi ve Ruhi Bey’i tanıyıp tanımadığımı sordu. ‘Ruhi Bey nasıl birisi?’ dedi. İyi birisi olduğunu söyledim. Eşinin başının türbanlı olup olmadığını sordu. ‘Başı türbanlı değil.’ dedim. Çocuklarının hangi okula gittiğini sordu, bilmediğimi söyledim. Herhalde bir iş başvurusunda bulunmuş, yükseleceği bir iş imiş. Onunla ilgili bir araştırma yaptıklarını söyledi. Yıldız Karakolu’ndan geldiğini sanıyorum. Bu sivil polis, daha önce de gelip başka kişilerle ilgili benzer sorular sormuştu. Bu hadiseyi Ruhi Bey’e ve eşine anlattım. Benim bu konuda herhangi bir kabahatim yok. Beni ilgilendiren bir konu da değil.” Ruhi Özbilgiç ise konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

Görüldüğü gibi sayın cumhurbaşkanının kriterleri bildiğimiz şeyler. Peki bu anormal mi? Bana göre değil. Cumhurbaşkanı elbette kritik atamalarda adayları soruşturacaktır. Adamın okuduğu okul filan zaten belli birşey, ya laiklik yönü ne olacak? Sonra sivil polis kullanarak hafiye yöntemi kullanması da akıllıca. Kapıcıların herşeyden haberi olur, dedikodunun üretim merkezleridir, Sezer’i bu kaynağı kullanması sebebiyle ayrıyeten tebrik ederim.

Yalnız gümüş yüzük takıp takmadığı, evinde besmele, ayetel kürsi levhaları olup olmadığı, Misafir geldiğinde kadınların kendi aralarında mı oturduğu gibi kritik konulara girmemesi bence eksiklik olmuş. Şeytan ayrıntıda gizlidir. Hanımının başı açık ne takiyyeciler gördük biz.

Sonra, bundan sonraki soruşturmaları için bir tüyo vereyim. Atalarımız isabetle “çocuktan al haberi” demişler. Bence sivil bir polis amca sokakta top oynayan çocuklara lolipop, cips yöntemleriyle yaklaşıp “Ruhi amcanızın hanımı başını örtüyor mu” gibi sorular yöneltebilir. Kapıcı muhtemelen bir şark kurnazıdır, işkillenip aldatmaya yöneltebilir. Ben çocuklara kapıcıya göre daha fazla güvenirim.

İnşallah teklifim dikkate alınır da yobazların atamalarına taş koyma yolunda benim de payım olur. Köşk parayla bir sürü danışman besliyor ama sağlam uygulama teklifi buradan çıkıyor, ne yapalım, kısmet işte. Vatan sağolsun.

Popularity: 4% [?]

Anlamayacak ne var?

FST 21 Aralık 2006

Sosyal güvenlik sistemini tek çatı altında toplamaya kalkan hükümete devlet memurlarının imtiyazını elinden alma cüretini gösterdiği için Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesinden okkalı bir şamar gelmişti. Şamarı biz anladık da zavallı IMF heyeti bu işi bir türlü çözememiş. Bugün gazetesindeki haberde şöyle deniyor:

[…] Anayasa Mahkemesi’nin sosyal güvenlik reformunun bazı maddelerini iptal kararının ardından IMF’den teknik bir heyet, önceki gün Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Vekili Birol Aydemir ile ayrı ayrı görüştü. Görüşmelere ilişkin bilgi veren bir bürokrat, şunları anlattı: “Görüşme boyunca IMF heyeti aynı soruya takılıp kaldı. Bize, ‘Reformun niçin sadece memurlar yönünden Anayasa’ya aykırı olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Lütfen söyler misiniz, Anayasanızın hangi maddesi sosyal güvenlik yönünden memurlara ayrıcalık sağlanmasını emrediyor?’ sorusunu yönelttiler. Yanıt vermekte çok zorlandık. Çünkü biz de bu sorunun yanıtını bulabilmiş değiliz. Buna karşın IMF heyetine, “Burası hukuk devleti. Hukukun verdiği kararı beğensek de beğenmesek de uymak zorundayız” karşılığını verdik.”

Bizim bürokratlar iyi kıvırmışlar doğrusu. Ne desinler “Vallahi biz de bilmiyoruz” diyeceklerine “Türkiye hukuk devleti” diyerek sıyrılmışlar. Aslında iyi cevap, maymuncuk gibi bir şey. “Efendim, Türkiye’de memurlar imtiyazlı bir sınıftır, sayın Cumhurbaşkanımız ve Anayasa Mahkemesi memurların kazanımlarını korumaktadır” demektense çalıyı dolaşmak evladır.

Bundan sonra yerli ve yabancılar hayrete düşüren uygulamalarımız için güvenle kullanılabilir. Mesela aklıma geliverdi, Atilla Yayla “neden heryerde aynı adamın resmi var diye sorarlar” demişti ya, cevap hazır: “Türkiye hukuk devletidir, resimler yasa gereği asılıyor”. AB yetkilisi de ”Ha, tamam o zaman mesele yok” diyerek konuyu kapatacaktır.

Herkese tavsiye edilir.

Popularity: 7% [?]

Müslüman Sol-2: İsmet Paşanın Ettiği

FST 21 Aralık 2006

ismetpsa.jpgTürkiye’de “kazanımlar” kadar “oluşumlar” da son dönemlerde tartışılan konular arasında yer alıyor. Kazanım ve oluşum ise benim bir süredir ilgi ve ihtisas alanıma giriyor. Kazanımların korunması meselesindeki hassasiyetim malumdur, “oluşumlara” ise acaba bir ekmek kapısı ihtimali olacak mı diyerek ekstradan ilgi duyarım. Bu arada Türkiye’de son yıllarda niye bir sürü oluşum ortaya çıktı derseniz AKP karşıtlığı dışında bir açıklama göremiyorum. Nedense bu parti pek sevilmiyor. Herkes düşman. Çevremdeki insanlara bakıyorum, Saadet Partilisi, Ülkücüsü, CHP’lisi, komünisti vs. alabildiğine bu partiye kin duyuyor. Tamamı ulusalcı bir cephede birleşmiş gibiler. Yani AKP ülkeye şöyle bir hizmet yapmış gibi görünüyor. Birbirine düşman tüm hareketleri tek vücut haline getirebilmiş. Söylediklerini pek anlamıyorum ama bu “oluşumların” AB’ye karşı olduğunu tahmin ediyorum. Bir de sürekli birşeylerin satıldığından söz ediliyor. Herneyse, bu konuyu çeşitli yazılarımda ele aldığım için lafı uzatmayayım. Yalnız bu oluşumlara pek şans tanınmadığını da belirteyim. Maalesef eşyanın tabiatı gereği AKP önümüzdeki seçimleri alacaktır. Oluşumların tümü, sayın cumhurbaşkanı başa da geçse, Cem Uzan döner de dağıtsa, ben blogculuğu bırakıp siyasete atılsam da havalarını alacaktır. Ben de hoşlanmıyorum bu işten ama çare yok. 

Gelelim son oluşuma. Malum, Müslüman-Sol diye bir hareket başlıyormuş. Oluşumun “Müslüman” kanadını Mehmet Bekaroğlu, “Sol” kanadını da Ertuğrul Günay temsil ediyormuş. İsim böyle konunca bir çok kafadan ses de çıkmaya başladı. Sağ-sol ne demek üzerine Cemil Meriç, İdris Küçükömer analizleri hatırlandı, Kuran’da geçen sağ ve sol “aslında” ne demek analiz edildi, İslam sağa mı yakındır yoksa sola mı çeker “sorunsalı” üzerinde fikirleşildi. Ben ise tüm oluşumlarda olduğu gibi bayağı güldüm. Sağolsunlar eğlendirdiler.

Bilen bilir, Türkiye’de 1960-70′li yıllarda tüm dünyada ideal bir güzellik olarak hakim hale gelen “sosyalizm” inancı ile İslam dinini nasıl uyumlu hale getirebiliriz diye epey takla atılmıştı. Özellikle “Sosyal Adalet” ile özdeşleştirilen “solculuk” konusuna vurgu yapılır, sosyalizmle islam arasında bir ilişki kurabilmenin verdiği sevinçle “bakın İslamda da var, İslam vahşi ve liberal değil solcudur” denmeye çalışılırdı. Yani bugünkü Müslüman-Sol oluşumun Müslüman kanadının iktisadi görüşü zaten soldu, bunda yeni bir şey yok. Sosyalizm kelimesini kullanmak halkı müslüman ülkelerden sadece Türkiye’de antipatiyle karşılandığından olsa gerek bizde bu işler bir türlü tutmadı, “Sosyal Adalet” ile idare edildi, Sosyalizme hayran müslümanlar hep hayıflanıp durdular, dertlerini toplumun geniş kesimlerine anlatamadılar. Peki neden?

Bence Türk halkının sosyalizmden, daha genel anlamda soldan kıl kapmasının ardında sağ olası İsmet Paşa’nın “ortanın soluna düşmesi” dışında bir açıklama yoktur. Paşa rahmetli yanlışlıkla “ortanın sağındayız” deyiverse 1970′lerde Türkiye’de sosyalist bir devrim bile olabilir, SSCB’nin peyki haline de gelebilirdik. Halkımızın CHP-DP kamplaşmasını Sol-Sağ olarak algılamasının özü de budur. Türkiye’de -bu anlamda- sol ve sağ oranı kabaca %30-%70 şeklinde oluşmuştur. İsmet Paşa ve onunla özdeşleşmiş CHP ortanın sağında yer alsa oranın tersine dönmesi işten bile değildi.

Tabii CHP’nin solculuğunun tamamen kendinden menkul olduğunu, İsmet Paşanın da muhtemelen ne dediğinin pek farkında olmadığını da iddia edebiliriz. Paşa “DP-AP geleneği kendisini sağda görüyorsa biz de solcu olalım” muhalifliğini yapmak inadıyla düpedüz devletçi, bürokrat, hatta faşist bir partiyi solculukla tanımlamış, Türkiye’nin de ilelebet sola kaymasının önüne geçivermiştir. Bu işe en çok zamanın SSCB yönetimi ile Türkiye’de CHP zamanında az sopa yememiş olan zavallı gerçek komünistler ve solcular bozulmuş olsa gerek.

Aslında sol, sosyalizm lafı İslam ülkelerinde evvel eski tutmuştur. Ortadoğu ülkelerinde sosyalizm rejim ismi olarak da kullanılmıştır, hala da kullanılmaktadır. Birçok Arap ülkesi SSCB’nin arka bahçesi olmuştur. Türkiye bu işten -artık olumlu mu kabul edersiniz, üzülür müsünüz bilmem- İsmet Paşanın gafıyla sıyrılmıştır. İlaveten bu sahte “solun” Türk usulü laiklik gereği İslam düşmanı olması da işin tuzu biberi olmuş, solculuk bir de bu açıdan darbe yemiştir.

Tabii işin komik tarafı Türkiye’yi 1945 sonrası ABD ile everip antikomünist hareketleri besleyenin de İsmet Paşa olması hakikatidir. Ama bunu çok önemsememiz gerekmiyor, zira 1960 ve 70′lerde dünyada esen hava 1950′lerin anti komünist cereyanlarını çoktan susturacak düzeye ulaşmıştı. Eğer “ortanın solu” lafı olmasa TİP gibi hareketlerin genel halk kesiminden daha fazla destek bulacağı, 1970′lerde ne dediğini bilmeden sadece komünizme düşman olan geniş halk kesimlerinin rahatlıkla sola kayacağını iddia edebilirim. Ama artık olan olmuş, Anadoluda bir laf var, “olmuş işin kötüsü olmaz” denir. Ortada ne İsmet Paşa , ne SSCB, ne de TİP kaldı.

Peki 2007 itibariyle durum değişmiş midir? Halkımız artık “sol” kelimesine sıcak bakar mı? Türkiye’deki ortalama insanın ”sol” anlayışında bir değişme olduğuna dair gözlemim yok, bir araştırma da işitmedim. Hatta SSCB çöküp enkazın altından bir sürü pis koku çıkınca, entellektüel komünistler “efendim bu gerçek sosyalizm değil, Stalin denen alçağın yanlış uygulamasıdır” diye çırpınsalar da vatandaş işi umursamadı bile. Zaten solu ipleyen yoktu “Allahsız komünistler” işte belalarını da bulmuşlardı, daha ne olsun deyip geçildi.

Tabii burada birşey daha belirteyim, yukarıda Türk halkı kolaylıkla solu benimser derken bir gerçekten hareket ettim. Bakın bizde memurların, kamu işçilerinin tümü zaten sosyalist bir ortamda yaşarlar. Bunun adının konmamış olması önemli değildir. Sayılarını bilmiyorum ama ailece emeklisi ve muvazzafıyla doğrudan devlet eliyle geçinen kesimin 20-25 milyondan fazla olduğunu tahmin ediyorum.

Malum, 1920-1990 arası reel sosyalizmin uygulandığı ülkelerde sosyalist olmayan ülkelere göre gerçekleşen tek farklılık fiilen “işten çıkarma” diye birşeyin olmaması idi. Marks’ın hayal ettiği gibi sabah balık tutulup öğleden sonra davar güdülmüyordu. Fabrikaysa fabrika, tarlaysa kolhoz, yani tasla hamam aynıydı. Eh, madem problem sadece “işsiz kalmama” meselesi, bizim devlet memuru, işçisi ve emeklisinin de ömür boyu istihdam garantisi mevcut değil midir? Bedava eğitim ve sağlık da cabası. Yani aslında Türkiye’de fiilen sosyalist bir alt dünya zaten mevcut. İsteyen buna yılın sadece 2-3 ayı çalışan ve devletten sübvansiyon alan tarım kesimini de ekleyebilir. Neticede neredeyse 40-50 milyona varırız ki dünyada bu ölçekte bir komünist ülke sadece Kuzey Kore kalmıştır.

Peki bu işin adı neden konmaz, Türkiye’nin aslında solcu olduğu alenen söylenmez derseniz, tek sebebi İsmet Paşadır. (İsmet Paşa merhum sayın Veysel Aratlıoğlu’nun ihtisas sahasıdır, ben fazla söz söylemeyeyim, muhtemelen buraya teşrif ederse hepimizi ışığa boğacaktır).

Kısaca Türkiye’de kelime olarak “sol” asla iplenmeyecektir. Türk halkının çoğu fiilen komünist bir dünyada yaşamaktadır ama kesseniz bunun adını koymayacaktır. Dünyada eğitim ve sağlığın aynı bizde olduğu gibi tümüyle devlete ait olduğu yer azdır. Ormanların yüzde yüzünün devlet mülkiyetinde olduğunu, devletin hazine arazilerinin çokluğunu da aklınızda tutun. Yani, Türkiye zaten Müslüman-Sol bir yapıdadır ama bunun adının bu şekilde söylenmesi yasaktır. Söylemeye kalkan bu gizli sırrı ifşa ettiği için cezalandırılacak, zor duruma düşecektir.

Gelelim Bekaroğlu’na ve diğer oluşumculara. Be kardeşim, bakın sizin yüzünüzden zaman harcıyorum, lüzumsuz yazılar yazıyorum. Yeter artık. Oluşum filan diyerek gülünç duruma düşmeyi bırakın. İlle birşey yapacaksanız darbeyi teşvik edin. Orada ekmek olabilir. Ha, oluşum adıyla biryerlerden para alınacaksa, ortada bir enayinin fonu var pay edilecekse rica ediyorum beni de unutmayın. Gerekirse ortanın soluna, hatta Moskova’nın yoluna girerim, hiç önemli değil.

Yalnız harekete bir tavsiyem var. Nuray Mert, Barış’ın hatırlatmasıyla, namı diğer Müslüman-Sosyalist-Türk Rosa Lüxemburg harekete serdar tayin edilmelidir. Mehmet Bekaroğlu’nun tipi uygun değil. Ertuğrul Günay da çok munis. Nuray Mert rakip kesimleri pıstıracaktır. AKP korkudan birkaç puan oy kaybedebilir. Bunu mutlaka dikkate alsınlar.

Bana gelince, en başta da belirttim. Tüm oluşumları dikkatle izliyorum. Özellikle bütçelerini. (AKP’den tanıdığı olan yoktu değil mi, hani bir İstanbul milletvekilliği filan diyorum, neyse boşverin.)

Konuyla ilgili ki yazı:
http://gelenek.wordpress.com/2006/12/21/musluman-sol-hareketi/
http://kalemzede.wordpress.com/2006/12/21/musluman-sol-harekete-dair/

Popularity: 4% [?]

Müslüman Sol-1: İslamdan Sola Yol Çıkar mı?

FST 21 Aralık 2006

islamsol.jpgYazacağımı söylediğim Müslüman-Sol konusunu iki bölüme ayırmayı uygun dördüm. Öncelikle İslamın iktisadi yönü üzerine düşüncelerimi aktarmak istiyorum. “Sen de kim oluyorsun” demeyeceğinizi ümit ediyorum, bu alanda laf söylemeyen bir ben kaldım, o da tamamlansın. Söyleyeceklerimin ilginç olmadığını, yeni bir şey içermediğini de şimdiden söyleyeyim. Konuyla ilgili mürekkep yalamış kesim zaten bunları bilir. Bu yazı ikinci yazı öncesi bir giriş mahiyetindedir ve benim bakışımı yansıtması açısından önemli gördüğüm için yazdım, o kadar.

İslami kesimin okumuşlarının azımsanmayacak bir kesiminde sola meyil seziyorum. Bunların içinde alenen bunu ifade edebilen pek yoktur, Ahmet Hakan da takan olmadığı için sayılır mı bilemem. Eskiden böyle şeyler daha çok duyulurdu Hüseyin Hatemi’nin bir kitabı var mesela. O sebeple Mehmet Bekaroğlu’nun çıkışı ilginç sayılabilir. Tabii bir de müslümanlığı konusunda kendisine bilmeden yakıştırma yapmış olmayayım, Nuray Mert var. Ahmet Hakan ve Nuray Mert siyasetçi olmadıkları için tuzları kuru, sol kelimesini kullanmalarında mahzur yok ama Mehmet Bekaroğlu ikinci yazıda belirteceğim gibi ciddi bir risk üstlenmektedir. Hatta şimdiden söyleyeyim, bu hatayı işleyerek zaten olmayan siyasi geleceğini şimdiden sonlandırmıştır.

Önce bir tespit: Dikkat ederseniz “Kapitalist”, “Liberal”, ya da şimdilerde yaygın kullanımıyla “Neo-Liberal” kelimeleri sol kesim dışında İslami kesim tarafından da neredeyse tamamen reddedilen, mutlak kötü olarak önceden kabul edilen şeylerdir. Burasını aklımızda tutalım. Yani genel anlamda bir Müslüman Sosyalizme yarım ağız karşı çıksa bile Kapitalizm karşıtlığında çok net bir tavır içindedir. Sosyalizm sadece sosyalizm iken, Kapitalizm ya vahşidir, ya kan emicidir, ya da köpek balığıyla sazan balığının aynı havuzda yüzmesidir. Solun her zaman “sosyal adalet” vs. sebeplerle insancıl bir yönü olduğu ikrar edilmek zorunda hissedilirken Kapitalizm, iktisadi liberalizm, neo-liberalizm “mutlak” kötüdür, iğrenç bir şeydir, bunlarla ilgili olumlu ifade kullanan ayıplanmayı hak eder. Sebepleri başka bir yazıya konu olabilir ve muhtemelen o yazıyı yazma fırsatım olmaz, belki bir ilgilenen çıkar diye duyurayım. Yukarıda bahsettiğim gibi, Hüseyin Hatemi’nin eski bir kitabı var, demek istediğimi oradan da izleyebilirsiniz. Zaten kendisi bugün de aynı görüşlerini tekrar etmiş.

Gelelim İslam ve çeşitli renkleriyle solculuğa. Görebildiğim kadarıyla İslamın solculuğu ile ilgili tek tutturulan yer “sosyal adalet” konusudur. Solculuğa meyilli müslüman dostlarımı üzme pahasına söyleyeyim ki, ben sosyal adaletin fiilen imkansız bir hayal olduğuna, tabii bir durum olmadığına inanıyorum ve maalesef İslam’da bugün Almanya, Fransa, Türkiye gibi ülkelerde uygulandığı haliyle Robin Hood temelli sosyal adalete çıkan tek kapı bulmak mümkün olmadığını düşünüyorum.

Hemen itiraz edecekler için şunu hatırlatayım. Sosyal adalet ile kastettiğim bizzet “devletin” vergi toplayıp bununla ücretsiz eğitim, sağlık hizmetini üstlenmesi, okul, hastane işletmeciliği yapması, çeşitli kesimlere sübvansiyon dağıtması, işsizlik yardımı, çocuk yardımı türü yeniden dağıtıcı işlere girmesidir. İslamda ise devlete böyle bir rol biçildiğine dair çok zorlama yorumlar hariç yol bulamazsınız. Hatta tek meşru vergi olan ve aktif değer üzerinden alındığı için malı tüketme ihtimaline binaen ticari ve sınai faaliyetleri teşvik eden zekat dışında bir vergi dahi yoktur.

Böyle birkonu tartışılırken hemen yöneltilen “Peki iş güç yapamayacak noktaya gelmiş, aciz insanlara ne olacak?” sorusuna gelince. Bir defa bu durumda birileri varsa, görev asla öncelikli olarak devlete veya merkezi bir otoriteye ait değildir. Zor durumdaki bir ferde yakından uzağa akrabaları bakmakla “yükümlüdür”. Yani burada bir merhamet, iyi niyet, sadaka filan söz konusu değildir. Bu yasal bir haktır. Düşkün kimseye bakmakla yakınları mükelleftir. Bu da mümkün değilse o şahsa zekat verilmelidir. Bu da dilenciye verilen para anlamında değildir. Yine yasal bir haktır. Tüm yollar kapanırsa merkezi otorite devreye girer.

Halbuki bugün solculuk olarak seslendirilen “sosyal adalet” sisteminde insanlar birbirinin merhamet hissine bırakılmamalıdır, bu iş devletin görevidir denerek ilk aşamada vazife devlete yüklenmektedir. Bu da akıl almaz suistimaller, vergi yükleri, ahlaki açmazlar, ekonomik problemler doğurmaktadır. Bakınız: Fransa ve Almanya’daki durum.

İslam ve sol hülyasındaki dostlara bir kötü haber daha vereyim. İslam sosyal adalet dışında ekonomik anlamda alabildiğine serbestiyetçi, bırakınız yapsınlarcı “neo” liberal bir damara sahiptir. Faiz yasağı ve zekat dışında ekonomik alanda pür liberal diyebilirsiniz. Zekat vergisi bizim şimdiki vergilere göre devede kulak sayılır (Müzmin Anonim ile bir ara bu konuyu tartıştığımızı hatırlar gibiyim), faiz de murabaha gibi hile-i şeriyye yöntemleriyle zaten delik deşik edilmiştir. Kaldı ki, diyelim faiz yasağı hile ile delinmedi, sosyalizm taraftarı müslüman düşünürlerin çaresizce iddia ettiği gibi kapitalizmin tek esası, temel prensibi de faizli işlemler değildir. Sermaye birkiminin kar gibi yolları da vardır. İslamın serbest ekonomi düsturuyla hareket eden Araplar Endonezya’dan Avrupa içlerine kadar işlem maliyetlerini düşürecek kolaylıklarla inanılmaz bir iktisadi canlanmaya öncülük etmişlerdir.

Sosyalizme ılımlı müslüman dostlara daha da kötü haberlerim var: Hz. Muhammed serbest piyasa dostu, ürün fiyatlarına sınır konmasını yasaklayan yani görünmeyen eli kabul eden, bizzat uluslararası ticaretle meşgul olmuş biriydi. Bazılarının zannettiği gibi İslamda fakirlik de övülen bir şey değildir. Üstelik ferdi mülkiyet kutsaldır, bir yahudi vatandaşın arsasının çok az kısmının cami inşaatı için işgaline izin verilmemesi gibi örnekler çoktur. İşçi-işveren ilişkilerinde esas olan sözleşmedir, işçi ya da işverenin birbirine üstünlüğü yoktur. Bunlar uzar gider, benden çok ehil olanların ilgi alanına girer, merak edenler İktisat Tarihçilerine başvursun.

Kısaca şunu diyorum. İslamdan sola ya da sağa ya da daha açığı sosyalizm ya da iktisadi liberalizme çıkar yol arayışına girerseniz, iktisadi liberalizmle ilgili sayısız düstur bulmakta zorlanmazken sosyalizm, sosyal demokrasi, sosyal adalet, Robin Hood gibi konularda çok marjinal yorumlar, zorlamalar dışında birşey elde edemezsiniz.

Hoş, böyle bir arayışa niye girilsin, çoğu boş işler bunların, biz Türkler her zaman olduğu gibi taraftarane hareket edip işleri sulandırırız, o ayrı bir mesele. Bunları yazma sebebim tamamen konuyla ilgili düşüncelerimi açık etmekten ibaret. Karından konumak istemiyorum.

Peki İslam ile ilgili görüşüm nedir?

Ben İslam dininin günlük hayatı insanlar için basitleştirmeye çalışan, kolaycı anlayışına hayran biriyim. Tırnak keserken hangi parmaktan başlanır türü tuhaflıklara, ahmak adamların fetva adıyla oluşturduğu saçmalık külliyatlarına, cahilce tefsirlere de güler geçerim. İslam dini insanları ip cambazı gibi tedirgin hareket etmeye sevk etmez, bir takım yasaklarla günlük hayatta zinde kalmaya teşvik eder, zorlaştırmaz kolaylaştırır. Aksini söylüyorsanız, buyrun sizin dininiz sizin olsun.

Ya komünizme ne diyorum?

Bana göre vasat bir insan için ideal sistemdir. Mesela ben komünist sistemde çok rahat edeceğime inanıyorum. Etik olarak da çok problemli bulmuyorum. Yalnız bu çarkın dönmesinin kolay olmayacağını düşünüyorum. Yani, iyi birşey gibi duruyor, en azından herkesin eşitliği sağlanacak, konforsuz da olsa vasat bir hayat vaat ediliyor. Hele hele sosyal demokrasi gibi kazanandan zorla alıp yatana veren sistemlere göre çok daha idealdir. Yani bana göre eski Rusya Almanya’dan etik açıdan daha düzgün bir yer sayılabilir. Maalesef komünizmin uygulaması pek istendiği gibi gitmedi. Ben bunun Stalin veya başka bir sebebe bağlanması konusunda da şüpheler taşıyorum. Bu tür eşitleme amaçlı bir ideal, hele de üretim imkanları anlamında mülkiyeti de yasaklıyorsa çok sıkı bir merkezi kontrole dayanmak zorundadır. Yani Stalin tarzı olmasa Rusya çok daha önceden göçüp giderdi diye düşünüyorum. İşte komünizm (yahut her tonuyla sol ideolojiler) konusundaki tek çekincem bu. Çarkın dönmesi maalesef çok sert tedbirler gerektirebilir. “İnsanlar bilinçlenince problem kalmaz” diyen olursa sadece acı bir tebessüm gönderebilirim, ben insanoğlunu gayet yakından tanırım, ütopik düşünmeye hiç gerek yok.

Sonuç, İslamdan sosyalizme yahut daha soft hallerine yol arayanın eli boş kalırken kapitalizme yol arayan ise istemediği kadar malzeme bulabilir. İstediğiniz kadar “vahşi”, “neo” deyin, vaziyet budur.

Popularity: 6% [?]

Kerinçsiz’e Dayakçılarla İlgili Açık Çağrı

FST 21 Aralık 2006

dayak.thumbnail.jpgCevahir alışveriş merkezinde küçük çocuğu döven iki güvenlik görevlisinin orayla ilişkisi kesilmiş. Ne yani, bu ceza mı oluyor şimdi? Çocuk dövmenin kanunda cezası yok mu? Olur olmaz her şeyi şikayet eden vatandaşlarımız, 301. madde takipçisi savcılarımız nerede? Bu heriflerin diğer tüm dayakçılara (ilkokul öğretmenleri, müdürleri, kışladaki çavuşlar, subay, astsubaylar, sanayideki ustalar, kalfalar ve aile ana-babaları) ibret olmak üzere cezalandırılması şart değil midir? Üstelik muhtemelen bu tipler yarın başka yerde işe başlayacaklar, nasıl olsa ortalık sütliman olup bu iş unutulacak.

Meşhur avukat Kerinçsiz beye buradan çağrıda bulunuyorum. Eğer tüm dayakçı zihniyete ibret olması açısından bu işi çözerse, bu ikiliyi uzunca bir süre içeri tıktırıp iyi de bir meydan dayağı attırırsa Ulusalcı Hareket konusunda fikirlerimi yeniden gözden geçireceğim.

Bu arada ilkokullardaki dayak bahsinde de bir kampanya açalım, Çocuk Pornografisine karşı başlatılan kampanyanın benzeri Çocuk Dayağına açılırsa bu işe önder olanın elini öpüp harekete nefer yazılacağımı buradan ilan ediyorum.

İlk eylemimizi de ilkokul çocuğu döven bir öğretmeni döverek gerçekleştirebiliriz, bakalım 9-10 yaşında savunmasız birine saldırmak gibi oluyor muymuş.

Popularity: 5% [?]

Necefli Maşrapa

FST 19 Aralık 2006

necef.jpgMalum hikmeti kendinden menkul hükümetimiz çocuk pornosunu engelleyeceğiz derken tüm interneti denetlemeye kalkacakmış. Zaten gizli isimle yarım yamalak siyaseten doğru laflar yumurtlamaya çalışan 3-5 muhalif site, blog, forum, buraların yorumcuları da ayvayı yiyecek demektir. Ya daha fazla ıkınacağız, 3 kelimelik cümleyi 86 kelimeyle yazacağız, ya da F-Tipinde bloglaralemi toplantısı yapmaktansa 2 sene evvel geldiğimiz gibi ortalıktan sessizce kaybolacağız. Necefli maşrapa içi bkz. link.

Popularity: 4% [?]

[Yakında…] Oluşmaya Devam: Müslüman Sol

FST 19 Aralık 2006

Şu ara yazı yazamadım, mazeret de yok, kıvıralım, “yakında!!” ayağıyla. Evet, zaman uydurabilirsem 763. siyasi oluşumumuz Müslüman Sol üzerine son derece ciddi bir analiz yapacağım. Özellikle yeni oluşumun bütçesi ile ilgili detayları bilenler yardımcı olursa sevinirim, alternatifleri elemek lazım.

Popularity: 4% [?]

2 Milyar

FST 14 Aralık 2006

303983SmallPicture.jpgEskiden beri milletvekili danışmanı denen kişiler ne kadar para alır diye merak ederdim. Son habere göre TBMM başkanlık divanı bu şahısların maaşını 2 Milyar yapmış. Bir de üniversite mezunu çaycıları uygun yerlere vermişler. Yağlı ballı maaşlardan Milli Saraylar personeli de istifade ediyormuş. Haber şöyle:

TBMM Başkanlık Divanı, dün yaptığı toplantıda, Meclis kadrolarına yeni düzenlemeler getirdi. Buna göre, milletvekillerinin sözleşmeli danışman maaşları 2 bin YTL düzeyine çıkarıldı. TBMM’de yapılacak kadro ayarlaması ile üniversite mezunu olduğu halde halen çaycılık yapanların da mesleklerine uygun yerlerde görevlendirilmeleri kararlaştırıldı. Toplantıda alınan kararlarla ilgili basına bilgi veren TBMM Başkanı Bülent Arınç, toplam 524 merkezde, 176’sı Milli Saraylar’da olmak üzere toplam 700 personelin, bir üst dereceye yükselmesinin kararlaştırıldığını bildirdi. Bülent Arınç, bu personelin üst dereceye yükseltilmesinin bunun maliyetinin ise aylık 30 bin YTL olacağını kaydetti.

Rica ediyorum, mecliste bir ahbabı olan varsa bana ulaşsın, 2 Milyarı bırakın 500 YTL’ye “danışmanlık” yapacak tanıdıklarım var. Hatta kendim dahi bu rakamın çok altında para kazanıyorum, boş bir kadro varsa hemen atlayayım. Nasıl olsa memurların maaşını ödeyenlerin sesi soğuluğu çıktığı yok, yağmadan payımızı alalım. Milli Saraylarda turist de gezdiririm, çay da dağıtırım, ne iş olsa yaparım. Şunca senedir burada siyasilere beleş danışmanlık yapıyorum, iki yıllık birikimli ücretimi de istemiyorum, helal olsun, yeter ki bir müteahhit milletvekilinin yanına yahut “Milli” bir saraya kapak atabileyim. Danışman 2 Papel alıyorsa Milli Sarayda akşama kadar uyuklayan Allah bilir ne alıyordur. Enayi vatandaş asgari ücrete talim etsin.

Üniversite mezununa da çaycılık yakışmaz elbet, boynuna bir kravat, önüne bir masa şart. Boşuna mı devlet okuttu bunları? Verecek tabii gül gibi maaşı, masayı, kravatı, yolluğu, yevmiyeyi. TBMM’ye kapak atamayan diğer mezunlar mı? Canım ülkenin tüm meselelerini de ben çözecek değilim ya, biraz da siz düşünün.

Popularity: 6% [?]

Tarkan’ın Daveti

FST 14 Aralık 2006

tarkann.JPGGenelde siteye pek eleştirel yorum gelmez, nihayet bir arkadaşımız Edirne’deki çıplak heykelle ilgili yazıya eleştiri yazmış ve beni AB uşaklığı vs. ile itham etmiş. Edirne’deki çıplak kadın heykelini konu alan yazıyla aradaki bağlantıyı çözemedim ama kendisinin eleştirisini buraya almak isterim. Aslında kendisine başka bloglar tavsiye etmiştim daha rahat yorumlar yapabileceği, anlaşacağı insanlardan oluşan ama burada ısrarcı anlaşılan. Kırmayıp ben de kendisine bir cevap yazdım. Normalde pek yorumlara cevap yazmam, kıymetini bilsin. İşte Tarkan Türkoğlu’nun eleştirisi ve Fethi Aboğlunun cevabı:

Tarkan Türkoğlu:

Senkimsin kardeşim ab karşıtlarını anlayacak. Bu ülkenin başına zaten ne geldiyse senin gibi aslında hiçbirşey olmayan ama kendini bir h..t zanneden kimselerden geldi.
Asıl ben senin gibi ab yardakçılarını çok iyi tanırım. Kendi çıkarınız için bugün ab’ci yarın abd’ci yarın kim kuvvetli ise ondan olursunuz?
Özünüze dönün artık…
Biraz da olsa milli duygularınızı dinleyin…
Biraz da olsa bu ülkenin insanları için birşeyler yapın…
Hayatınız bu ülkeye hainlik etmekle geçiyor, bari son nefeslerinizde iyi birşeyler yapın…

Fethi Aboğlu

Tarkan Abi,

“Senkimsin kardeşim ab karşıtlarını anlayacak.”

Ben de zaten hayatımı buna adadım, ama yıllardır bir türlü işin içinden çıkamadım. Kullanma kılavuzunuz filan varsa bir zahmet yollayıverin. Muşta, sopa, silah olmasın yalnız.

bu ülkenin başına zaten ne geldiyse senin gibi aslında hiçbirşey olmayan ama kendini bir h..t zanneden kimselerden geldi.

Kızma abi, özür dilerim, memleketin başına gelenlerin hep benim yüzümden olduğunu bilsem yapar mıydım. Tövbe ediyorum, nereye kayıt yaptırıyoruz arınmak için, ADD mi, CYDD mi, ülkü ocağı mı, Saadet Partisi mi?

Asıl ben senin gibi ab yardakçılarını çok iyi tanırım. Kendi çıkarınız için bugün ab’ci yarın abd’ci yarın kim kuvvetli ise ondan olursunuz?

Eyvah, deşifre olduk iyi mi. Ben de şu ana kadar çakılmadı diye seviniyordum. Evet, itiraf ediyorum, liboş prof. Atilla Yayla’nın cennet vatanı “ülkeler arası piyasada” satmak için aldığı 450.000 eurodan pay aldım. Pavyonda yedik hocayla. Keşke Türkiye de güçlense de biraz oradan yemlensek.

Özünüze dönün artık…

Tamam, diğer arkadaşlara da duyurayım, ha, titreyip kendime de geleyim mi, onu unutmuşsun.

Biraz da olsa bu ülkenin insanları için birşeyler yapın…
Hayatınız bu ülkeye hainlik etmekle geçiyor, bari son nefeslerinizde iyi birşeyler yapın…

Tamam, AB ve ABD’yi ihya etmek üzereyiz, zannedersem 2008 programımızda Türkiye için de birşeyler yapacak gibi görünüyoruz. Son nefesimde kelimei şehadet getirmeyi düşünüyordum, artık ulusalcı bir iki şiir ezberlerim, ne yapalım. Seni mi kıracağım.

FST

Popularity: 4% [?]

Fırtınaya Dikkat

FST 14 Aralık 2006

sezr.jpgSayın cumhurbaşkanımıza dikkat ediyor musunuz? Şu ara ilginç mesajlar veriyor. Hele Deniz bey kendisini “CHP’ye gelsin katılsın, onur duyarız” diyerek davet ettikten sonra daha bir merkalandım. Bir yandan “acaba sayın Sezer gerçekten siyasete mi soyunuyor” diyen düşünüp mevcut haliyle siyasette ne ölçüde başarılı olabileceğini de ölçüp biçiyordum ki şüphelerimi ortadan kaldıran bir haber bir de köşe yazısıyla karşılaştım. Haberde cumhurbaşkanının (hem de iki adet) espri yaptığı yazıyordu.

Doğrusu bu çok ilginç bir gelişme. 7 senedir devlet ciddiyeti ile karşımızda dimdik duran cumhurbaşkanının tebessüm etmesi dahi manşetlik haber niteliği taşırken arka arkaya espriler patlatması hiç de normal gelmedi bana. Gerçi esprilerin niteliği biraz tartışılabilir ama sonuçta müthiş bir olayla karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz. Bu arada Sezer espri öncesi ABD’yi de epey eleştirmiş. Haber şöyle:

“Çankaya Köşkü’nde Alman Başbakanı Angela Merkel’i ‘fırçalayan’, aşırı ulusalcı bir televizyonun gecesine katılan, MHP yöneticilerine ‘Nisanda erken seçim yapılmalı.’ diyen Sezer, şimdi de ABD’ye sert eleştiriler yöneltti. Sezer, EXPO’nun Çinli Başkanı Wu Jianmin’e, Irak sorununu Türkiye’nin başına ABD’nin sardığını söyledi ve “Dayatma ile demokrasi getiremezler.” dedi.

[…]Görev yaptığı süre içerisinde ‘ciddi’ görünümü ile bilinen ve gülümsediği anlara bile zor rastlanan Sezer, esprileri ile de konuklarını şaşırttı. EXPO’nun önemine işaret eden Paris’teki ünlü Eyfel Kulesi’nin bunun için yapıldığını söyleyen Sezer, “Dersime iyi çalışmışım değil mi?” diye sordu. Sezer’in bir başka esprisi 2015′te fuar için belirlenen konu ile ilgili oldu. Sezer, “2015′te sağlık konusu seçilmiş. Beni düşündüğünüz için mi sağlığı seçtiniz?” sorusunu yöneltti.

Esprilerin hangisi olduğu belki anlaşılmaz diye koyu renkle belirttim. Aslında bunlar benim espri olma ihtimali taşıyan cümlelerden seçtiklerim. Mesela bir başkası “Irak sorununu Türkiye’nin başına ABD sardı” cümlesini de espri olarak kabul edebilir ama benim kanaatim işaretlediğim iki cümlenin gazete tarafından espri olarak algılandığı yönünde. Gerçi bir arkadaşıma “dersime iyi çalışmışım değil mi” dediğimde suratıma tuhaf tuhaf baktı ve beklediğim şekilde gülmedi o sebeple ikinci espriyi hiç denemedim. Elbette bu bir algılama meselesi, bence sayın Sezer hakikaten güzel bir nükte yapmış, çok güldüm.

Aslında sayın Sezer’in esprisinden daha fazla Güneri Civaoğlu’nun yazısına güldüğümü söylemem gerekir. Güneri Civaoğlu ünlü bir yazarımız. Benim dikkatimi en çok pahalı olduğu anlaşılan elbiseleri, fuları ve kendisine entel görüntü veren sakalıyla çeker. Yazılarından pek birşey anlamıyorum. Kendisi için duayen, 40 yıllık yazar gibi şeyler söylenir. Demek ki bende bir eksiklik var. Neyse, kendisi cumhurbaşkanı siyasete girecek mi konulu ve “Sezer Fırtınası” başlıklı yazısında şöyle şeyler söylemiş:

Siyaset takviminde “AB fırtınası” nispeten az hasarla atlatıldı. Şimdi de takvimde yazmayan “Sezer fırtınası” esiyor. Şiddetini artırabilir.

Cumhurbaşkanı Sezer’in “nisanda erken seçim yapılması, cumhurbaşkanını yeni Meclis’in seçmesi gerektiği” ve “siyasi partiler için barajın yüzde 10′un altına düşürülmesi” söylemi, siyaset atmosferine yoğun elektrik yüklemekte.

Bu elektrik yüklemesinin süreceği sezilmekte.

Sezer neden böyle bir konuşma yaptı? Herhalde… Boş laf etmek için değil.

[…] Son olasılık… “Cumhurbaşkanı Sezer, aktif siyaset için hazırlık yapıyor” iddiaları…

Bence “hayır” . Öyle bir hayır ki, yukarıdaki bütün olasılıklarda yanılabilirim ama bu sonuncusunda değil.

Aradaki olasılıklar bildik şeyler ve “ama….” türü çok noktalı olduğu ve telgraf çeker gibi yazıldığı için pek okunması kolay değil. Bir de o tür analizleri geçen gün gittiğim mahalle kahvesinde ortalama bir emeklinin zaten yapabildiğini fark ettim. “Duayen” için hafif kalmış, üstelik yazının yarısını noktalar kaplamış, kalan yarısında biraz “elektrik yükleseymiş” bari. Cumhurbaşkanımızla ilgili ifadelerine gelince, ben Güneri Beyin bir türlü becerememekle birlikte kelime oyunu yaparak cumhurbaşkanının aslında siyasete girmeye niyetli olduğu bilgisini vermeye çalıştığını tahmin ediyorum. Tabii kriptoloji uzmanları yazıyı yeniden okuyup çözümleyebilirler.

Hem Sezer “Herhalde….” boş laf etmek için konuşmamış olacak hem de Civaoğlu suya sabuna dokunmayan şeyleri öne çıkararak analiz yapacak, son satırda da hiçbir gerekçe göstermeden “öyle bir hayır ki” diyerek iddiayı reddedecek. Bence sayın Sezer siyasete girecektir. Bunun sebebi açık, siyasetin ilk şartı olan esprili konuşmaya ısınmaya başlamış. Henüz bu konuda acemi olduğu seziliyor ama olsun, Süleyman Demirel’i bürosunda ara sıra ziyaret ederek fıkra ve boş laf dağarcığını zenginleştirebilir. Aksi takdirde Güneri beyin “Fırtınası” ılık bir yel gibi kalır, eski kurtlar sayın cumhurbaşkanımızı siyaset meydanında perişan ederler.

Cumhurbaşkanı Sezer’in Deniz Baykal’ın oltasına geleceğine ihtimal vermiyorum. Sayın Sezer büyük çoğunluğunu emekli memurların oluşturduğu tüm ulusalcı hareketler tarafında dört gözle emekliliği beklenen bir lider zaten. Ben ulusalcı kanatta yeni bir oluşumu daha muhtemel görüyorum. (Oluşum demişken, yahu Ali Müfit Bey ne oldu, milyar dolar kokusu, pardon duyumu almıştım, ses soluk kesildi herhalde).

Bu arada, muhtemelen….. dersime iyi çalışmışım değil mi? Patlatayım espriyi, ne de olsa siyasete ben de ısınıyorum az buçuk.

Popularity: 3% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş