Archive for Ocak 24th, 2007

Sür Emri

FST Ocak 24th, 2007

9754183163.jpgKemal Tahir okur musunuz? Daha önce bazı yazılarda belirttiğim üzere ben üslubuna bayılırım, tüm romanlarını, Mayk Hammer çevirilerini, mektuplarını, notlarını, sohbetlerini okudum. Size 1930′lu yıllarda Türkiye’nin toplumsal değişimini anlattığı ünlü “Büyük Mal” romanının 86-87. sayfalarından bir pasaj aktaracağım.

[…] İşte bu Yakup Cemil Bey akşam yemeğinden sonra beni çekti tenhaya… ‘Beri bak Sülük Bey, seni sordum soruşturdum, gayet yiğit olduğunu öğrendim. Kulağını aç iyi dinle, gözünü aç, çünkü uyuklamanin sırasi değildir. Padişah fermanı ve de Enver Paşamızın emridir. Ermeninin İngilizle ve de Moskofla sözü  bir ettiği anlaşıldı. Bunların niyeti İngiliz alttan, Moskof üstten vurup Osmanlıyı kötületip sürüp geldiklerinde ‘Bre urun’ diyerektenbir gece apansız Müslümana saldırıp bizi bire kadar doğramaktır. Bu sebeple hükümatımız bunlara ’sür emri’ çıkaracaktır. Hükümat kısmı hükümat olduğundan ancak sür emri çıkarabilip “vur emri” çıkaramamaktadır. Gerisi burda sizin gibi yiğit Türklere ve de dini bütün Müslümanlara kalmıştır. Bunlar Arabistana doğru sürülecektir. Hükümatımızın zaptiyesi savaş sebebiyle gayet azdır. Çogu çaptan düşmüş kocalardır. Vatan düşmanlarının yolda şuraya buraya dağılmasi ihtimali vardır. Ayrıca dağdaki Ermeninin gelip vurup kurtarmaya çabalaması hartada yazılıdır.  Milis gücü kursanız, yetersiz zaptiyeyi destekleseniz gerektir. Allaha şükür Çorum’umuzda boğaz kıtlığına kıran girmemiştir. Sıklık boğazımız, Hışır boğazımız, Harami boğazımız, hele de Kırkdilim boğazımız gibi boğazlarımız vardır. Bunlar girilmesi kolay çıkılması zor boğazlardır. Hükümat kısmının  sürgün zagonunu kendiniz bilmez değilsiniz. “Malı senin, canı senin, ırzı bile senin, bir kemiği benim, o da meydanda kalirsa” hesabıdır. Ben seni gayet yiğit gördüm ve gayet temiz Türk oğlu Türk ve de dini bütün Müslüman oğlu Müslüman gördüm. Savaşa girmeyen ve de gavur kırmayan gaziliği elde edebilemez. Ne mutlu sizlere ki, hükümatımızın sürgün zagonu yetişmekle gaziliği cebe indirmektesiniz. Göreyim seni, dünyanin yüzünden Ermeni adını silesin, bu dunyada padisahimizin gayret nişanını göğsüne takınıp salınasın ve de öte dünyada cennetin baş köşesindeki gaziler köşküne yanlayıp keyfine bakasın…”

Bu konularda sadece belgelere bakalım, onlar şu kadar öldürdü, biz şu kadar “tehcir ettik” o sırada soğuktan ölen olmuştur demek yeterli değildir. Romanlar, şiirler, hatıralar da çok şey söyler. Kemal Tahir 1910 doğumlu olduğuna ve 1938′den itibaren 13 sene Anadolunun dört bir yanında cezaevlerinde (Çorum, Çankırı, Kırşehir, Malatya vs.) kaldığına göre, olayların canlı tanıklarıyla birebir görüşmüş ve bunlardan yola çıkarak ünlü romanlarını kaleme almış demektir. Peki bu pasaj Ermenilere soykırım yapıldığına mı delalet eder? Elbette hayır. Muhtemelen tepedekiler, padişah, İttihat Terakki önderleri bu gayeyi gütmese bile iş alt kademelere, yerel inisiyatife indiğinde çok farklı bir boyut kazanmış olabilir. Zaten pasajda “İngiliz ve Moskof” oyunundan, Ermeni işbirliğinden bahsedilmektedir. Ancak işin lokal alanda gelip “sür emrine” dayanması ve ardından yaşananlar da ayrı bir hakikattir.

Ezberlerimiz bozulmalı ama paldır küldür, vurup kırarak değil, mümkünse salim kafayla. I. Dünya Savaşı, İttihatçılık, milliyetçilik hareketleri karşısında çaresiz kalan bir devleti dönemin şartları içinde değerlendirelim. Topyekün red, inkar bu zamana kadar bize birşey kazandırmadı, bundan sonra kazandırmayacak da çünkü mızrağın çuvala sığmadığı yer çok. Ne abartılı Ermeni iddiaları ne de İttihatçılar bebek kadar masumdur tezi artık geçerli değildir. Alparslan Türkeş’in 1993 yılındaki girişimi ibret alınmalı, Türk-Azeri-Ermeni yetkilileri bir an evvel masabaşına oturmalı, tribünlere oynamadan, iç politika dümeni çevirmeden, hatta işe tarihçileri hiç karıştırmadan konuşmaya başlamalıdır.

Bundan sonraki gelişmeler ümit ederim ülkemizin lehine olur.

Hrant Çavuş

FST Ocak 24th, 2007

Hrant Dink ile ilgili aklımda kalanlardan biri askerliğini yaparken hak ettiği çavuşluk rütbesinin kendisine verilmemesi ve bir köşede bu sebeple iki saat yalnız başına ağlamasıydı. Kağıt üzerinde Türkiye’deki azınlıklar Rum, Yahudi, Ermeni vs. eşit haklara sahip vatandaş görünür. Halbuki bu kelimeler Türkçede birer küfür ibaresi olarak kullanılır. Ermeni Dölü, Rum Çocuğu, Yahudi Tohumu dediğim zaman hemen kimse yadırgamaz. Seneler önce Erol Aksoy, İktisat Bankası, Cine5 vs. olaylarını hatırlayın yeter. Eskiden gayrimüslim azınlıklara edilen küfürler sağ-muhafazakar-islamcı-milliyetçi kesim içinde çok daha normal karşılanırdı, şu ara nispeten azalmış gibi görünüyor. Dünyaya açıldıkça Rumun, Ermeninin, Yahudinin de Türk gibi bir yaratık olduğu, bunların döllerinin de Türk dölünden pek farkının bulunmadığı, hepsinin akıllısı yanında geri zekalısının olabileceği anlaşıldıkça küfür oranı da marjinal kesimlerin sayısına inmeye başladı. Ancak yine de bu anlayışın çok yaygın olduğunu inkar edemeyiz. Bunları düşünürken Herkül Millas’ın aynı minvaldeki yazısına rastladım, o da en az benim kadar ümitsiz ama ne apalım değişme çok kolay olmuyor, 6-7 Eylül olayları haydi çok eski ama 15-20 sene öncesine göre geldiğimiz yer gene de fena sayılmaz. Herkül Millas’ın yazısının son kısmını alıntılıyorum:

[…] Cinayet, sorunun saklanamaz bir boyut edinmiş olduğunu öne çıkarıyor. Şimdi susanlar ya da timsah gözyaşları dökenlerin bir kesimi Hrant’a saldırılırken, mahkemelerde süründürülürken ne ondan yanaydılar ne de cadı avına ara vermişlerdi. Tarafsız bile değillerdi. Aslında Türkiye, bütün bu suçlama süresinde ve mahkeme dışındaki o saldırı sahnelerinde yara alıyordu. Bu olayın uluslararası boyutu yanlış değil, ama yanıltıcıdır.

Ermeni, Rum ve Yahudi kelimelerinin hakaret olarak kullanıldığı bir ülkede, azınlıkların ‘yabancı’ sayıldığı ve hukuk alanında da öyle muamele gördüğü bir ülkede ‘hainleri’ öldürecek insanlar da çıkacaktır. Bu tür cinayetlerden sonra bir süre söylenen ‘güzel ve doğru’ laflar pek etkili de olmayacaktır. Ağıtların uygulamalara etkisi olmayacaksa hiçbir şey de değişmeyecektir. Farklı olan ya da farklı düşünen yine ‘hain’ sayılacak, çeşitli, ama her zaman zorbalık ve hukuk ihlalleri içeren yollarla susturulacaklardır. Bu cinayet münferit bir olay da sayılabilir, ama böyle bir sona varan ‘yol’ hiç de münferit değildir, bir ana cadde gibi kalabalık, önemli ve kararlaştırıcıdır.

Eğitim sistemimizde -ve eğitim derken gazetesi, sanatı, romanı, filmi, okulu, politikacısı ve bütün toplum hayatı ile geniş anlamda kullanıyorum- köklü değişiklikler olmadıkça her yanda hainler görme ve dolayısıyla zorbalık süregelecektir. Hrant’ın ölümüyle bu alanda temel bir değişikliğin olmayacağına da ayrıca üzülüyorum. Şimdiden ondan esirgenen, yaşam dahil temel hakları değil ölümüyle neden olduğu genel zarar konuşuluyor. Cinayet ‘Sebat’ apartmanının önünde işlendi. İroni gerçekten. ‘Sebat etme boşunadır’ ihtarı gibi bir şey.

Rahmetli Türkeş de mi Haindi?

FST Ocak 24th, 2007

turkes.jpgHrant Dink alçakça katledildi. Benim de bir kısmına katıldığım pekçok yorum yapıldı, uzunca yazmak istemiyorum. Çok üzücü de olsa vefatı hayırlı gelişmelere sebep olacak gibi görünüyor, olayı ilk duyduğum anda da aklıma bu acı tecelli gelmişti. Ermeni meselesindeki tutumum malumdur, eski yazılara bakabilirsiniz, benim kısaca değineceğim konu başka birşey. Ermeni meselesi daha çok ve açıktan tartışılacak, soykırım, tehcir veya katliam her ne haltsa bu pislik temizlenecek, başka yolu yok. “Kabul edersek Ermeniler dedelerinin tapularını ister, para ödemek zorunda kalırız” şeklindeki iğrenç savunmayı yapanların da aslında bu faciayı kabul ettikleri bellidir.

Milliyetçilik adına sağda solda bağırıp çağıranlara rahmetli Alparslan Türkeş’in 1993 yılında Ermenistan ile giriştiği uzun arabuluculuk serüvenini hatırlatırım. Türk milliyetçiliği ile budalalığı birbirine karıştıran bu saldırgan güruh edebiyle gitsin Türkeş’in Petrosyan ile görüşmelerini, sınıra dikilecek Ermeni Anıtı projesini ve vefatına kadar süren ilişkileri öğrensin. Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan üçlüsü akıllı hareket ederek bu işi çözer. Türkeş demek ki ahir ömründe akil bir devlet adamı olarak bu işe girişmiş.

Ümit ederim Hrant Dink’in katli böyle olumlu bir temasa da vesile olur.

Türk Sağlık Sistemi: Bir Örnek Olay

FST Ocak 24th, 2007

21132doktor-137.jpgUzun bir aradan sonra merhaba. Önce kısaca belirteyim, bir süredir yorumlara bakıyor ve bazı dost bildiklerimin “keşke öte taraftan yazsa” temennisinde olmalarını, mal bölüşme telaşlarını acı bir tebessümle izliyorum. Kendilerine kötü haber, kefeni yırtmış görünüyorum, tabii bir hafta daha yatağa bağlıyım ama okuma ve TV izleme aşamasından yazma aşamasına geçmem olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Bir hafta önce bir ameliyat geçirdim ve iki hafta yatakta kalmam gerekiyor, vaat ettiğim için bu süreçte ve öncesinde neler oldu, kısaca anlatmak isterim. (Hrant Dink cinayeti ve bazı diğer konulara daha sonra değinebileceğimi düşünmüyorum, çok şey söylendi, bilemiyorum).  

Continue Reading »

Kapat
E-posta ile paylaş