Türk Sağlık Sistemi: Bir Örnek Olay

FST 24 Ocak 2007

21132doktor-137.jpgUzun bir aradan sonra merhaba. Önce kısaca belirteyim, bir süredir yorumlara bakıyor ve bazı dost bildiklerimin “keşke öte taraftan yazsa” temennisinde olmalarını, mal bölüşme telaşlarını acı bir tebessümle izliyorum. Kendilerine kötü haber, kefeni yırtmış görünüyorum, tabii bir hafta daha yatağa bağlıyım ama okuma ve TV izleme aşamasından yazma aşamasına geçmem olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir. Bir hafta önce bir ameliyat geçirdim ve iki hafta yatakta kalmam gerekiyor, vaat ettiğim için bu süreçte ve öncesinde neler oldu, kısaca anlatmak isterim. (Hrant Dink cinayeti ve bazı diğer konulara daha sonra değinebileceğimi düşünmüyorum, çok şey söylendi, bilemiyorum).  

Aslında hikaye bayağı eski, ama ben bu yaz ayından itibaren başlayacağım. Eskiden beri şikayetçi olduğum bir rahatsızlıktan dolayı 4-5 yıldır çeşitli hastanelerde dolaşıp durdum ve genelde önemsiz olduğu gerekçesiyle bir iki ilaçla geri gönderildim. 2006 yazında tekrar nüksedince bu defa büyük bir üniversitemizin tıp fakültesinde bir profesörün kapısını çalayım bari dedim. Bu üniversitenin tıp fakültesinde hocaların özel odaları var, telefonla randevu alıyor, hesaba biraz yatırıyor ve sonra tavsiyelerine göre hastanede tedavi oluyormuşsunuz. Ben de ismi “bu konuda en iyisidir” denen bir profesörü telefonla arayarak muayene olmak istediğimi belirttim. Kendimi blog yazarı Fethi diye tanıtınca hoca para yatırmamamı ve doğrudan odasına gelmemi istedi.   

Hocanın kapısının önünde 6-7 kişilik bir kuyruk vardı ve oradaki tecrübeli bir hasta vatadaş muhtemelen bir defterden yırttığı kağıda gelenlerin isimlerini yazıyordu. Her ihtimale karşı ben de adımı söyledim ve ayakta dikilmeye başladım. 15-20 dakika boyunca hocanın odasından çıkan olmadı. Ben herhalde hasta var” diye düşünürken iki defa içeri girip çıkan çaycıdan şüphelendim ve aslında profesörün bir arkadaşıyla sohbet ettiğini fark ettim. Zamanım olduğu için umursamadım ve kuyrukta bekleşen hastaları izledim. Kulağıma “bunların gözü paradan başka birşey görmez”, “kaç defa geldik, muayenehanesine de gittik bir türlü çözüm bulamadık” türü şikayetlenmeler geliyordu. Bir hanımın çocuğuna ameliyat için gün verilmiş ama o gün gittiğinde isminin olmadığını görmüş, “kusura bakmayın not almayı unutmuşuz” demişler vs. Ben ”madem çözüm bulunamıyor niye buraya geliyorlar, insanlar psikopat mı” diye düşünürken prof. hoca kapıdan konuğunu uğurladı ve bana bakarak “Fethi bey misiniz”dedi. Ben yırtık kağıttaki sırayı bozma ihtimalinin endişesiyle sıkılarak evet dedim ve hoca buyrun diyerek beni içeri aldı. İçeride 30 dakika kaldım ve bunun sadece 2 dakikası hastalığımla ilgili konulara ayrılmıştı.

İçeride bir başka doktor daha vardı ve çocuklarının hangi üniversiteyi kazandığından, tatili nerede geçireceklerinden sözediyor, arada bana da blog işleri nasıl gidiyor mealli sorular yöneltiyorlardı. Neyse diğer doktor lafı bitirince “derdiniz neydi” sorusu üzerine kısaca anlattım. Pek detaylı dinlemeden 3-4 tane tahlil yapılması gerektiğini söyleyerek küçük bir kağıda “hamili kağıt blogcu Fethi hastamdır, ona göre amel edile”  yazarak beni dışarı yolladı. Az önce sırasını bozduğum kuyruk içinden utancımdan yere bakarak dışarı çıktığımda beni ne kadar zorlu bir mücadelenin beklediğinin farkında değildim.

Önce ilgili polikliniğe gittim ve yeniden sıraya girdim, henüz öğle paydosu olmamıştı. Normal bir vatandaş gibi sıra bekleyeyim derken aslında sıra diye bir şeyin olmadığını fark ettim, orada kara kaplı enli bir kitaba isimler yazılıyordu. Azarlanmaktan çekinerek “Prof. Bölümbaşkanı gönderdi, şu analizler yapılacakmış” diye kekeledim. Orta yaşlı bir hastabakıcı ve geç bir memur suratımı “acaba önemli biri mi” diye süzerek elimdeki belgeyi aldılar ve giriş işlemimi yaptılar. Yapılacak iki tahlile ilaveten bir de tomografi çekilecekmiş. ”Tamam, nerde çektiriyoruz” dediğimde tomografi çektirebilmem için yatan hasta olmam gerektiğini, yeni bir yönetmelik gereği tomografi parasının sadece yatan hastaya ödendiği gibi cevp aldım.

“Parası neyse verelim, yatan hasta nedir ki” dediğimde tomografinin 65 YTL olduğunu ama istesem de parasını veremeyeceğimi, ille de servise yatmam gerektiğini anlattılar. Uzun yıllardır Türkiye’den memleket manzaraları yazan biri olarak konuyu fazla deşmedim. “İtle dalaşacağına çalıyı dolaş” kavli mucibince servise çıktım. Servis denen yerde genelde ameliyat olan ve olacak hastalar, refakatçileri vs. bulunuyor. İşlerin yapıldığını tahmin ettiğim boş bir vezne önünde biraz oyalandım. Yan tarfta görevliler için ayrılmış bir odada birkaç hemşire habire gülüşüyordu. Neyse bir süre sonra biri çıktı ve kendisine “tomografi için yatmam gerekiyormuş” diyerek derdimi anlattım. Biraz bekleyin doktor gelsin dedi, ben de elimdeki tahlil istek kağıtları ile bir kenara dikilip beklemeye başladım. Doktorlar uzmanlık eğitimi alan asistanlardı ve pek vurdumduymaz bir havaları vardı. Ayıp olur, tolerans göstermesinler düşüncesiyle kendimi detaylı tanıtmadım. Hafif tonda azarlayarak adımı sordular ve bir form doldurarak artık yatan hasta olduğumu, iki gün sonra tomografi çekileceğini, reçetedeki ilacın birini kendim dışarıda almam gerektiğini, diğerinin tomografi günü verileceğini anlattılar. Ben “şimdi yatmak zorunda mıyım, benim dışarda işim gücüm var” dediğimde kafama göre takılabileceğimi, yatak istersem de yatabileceğimi söylediler.

Neyse, bari gideyim ilacı alayım diyerek fakülte dışına çıktım ve bir eczane buldum. Gururla reçetemi gösterdiğimde “bu ilacı biz veremeyiz” cevabı aldım. Hayrola dediğimde “siz yatan hastasınız, yatan hastanın ilacını hastanenin kendi eczanesi verir dediler”. Çok da pahalı birşeymiş, yutkunup geri döndüm. Birkaç blok dolaşıp eczaneyi buldum ve ilacı almak istediğimi söylediğimde “siz yatan hastasınız, ilacı siz alamazsınız, servisten sağlık görevlileri gelip almalı” dediler. Türk bürokrasisini yakından tanıyan biri olarak hiç kızmadım, servise geri döndüm. Epey bekleyerek doktoru buldum ve aldığım cevapları anlattım. “Boşverin biz o ilacı size o gün veririz” dedi. İyi bari diyerek diğer tahlili yaptırm üzere başka bir bloka yönlendim.

İlgili yerde tahlili yapacak doktor ve görevliler bildik bir vurdumduymazlıkla öğle arasının yaklaştığını öğleden sonra gelmem gerektiğini söylediler. Kısa sürede gidecek bir yerim olmadığından orada bir kenara oturup bir saat kadar bekledim. Neyse epey sonra tahlilleri yaptırabildim ve en az 500 metre uzaklıktaki analiz laboratuarına yönlendim. Elerimde artık iyice çoğalmaya başlayan sevk, talep formu gibi evraka ilaveten üç tane de tahlil tüpü vardı. Yine arayıp sorarak, çünkü tuhaf şekilde ilk hamlede aradığınız yeri bulamıyordunuz, tahlilleri ilgili kişiye ulaştırdım. Artık kurtuluyorum derken kötü haber geldi.

İki tahlil tüpünü kabul ediyorlardı amaüçüncü tüple ilgili istek bilgisayara girilmemiş veya yanlış bir kodla girilmişti. “Peki ne olacak” dediğimde poliklinikten bunu da bilgisayara yeniden işletmem gerektiğini söylediler. Anlatılanı aklımda tutmaya çalışarak polikliniğe yöneldim. Hakkını yemeyeyim, tahlilleri alan laborant kayda girmemiş üçüncü tüpü orada bırakmama izin vererek beni bir yükten kurtardı, kendisini minnetle anıyorum. Neyse poliklinikte durumu izah ettim, hastabakıcı bir doktora gitti, sert yüz ifadeli bir doktor bir iki yere telefon etti, yapılacak tahlilin doğru kodunu buldular ve kayıt yaptılar. Laboratuara geri döndüğümde laborant hanımın orada bulunmadığını gördüm. Yerine bakan kişi de bu evrakı ancak diğer arkadaşının alabileceğini, şu anda yemek yediğini söyledi. Sadece bir kayıt evrak numarasını verebilmek için yarım saat oyalandım, sonra hanım laborant geldi ve evrakı teslim ettim. (Tahlilin birinin sonucunu hiç alamadım ve zaten önemsiz olduğunu öğrendim sonradan). O gün için işim bitmişti ve yatan bir hasta olarak şehirlerarası otobüs garajına giderek, ilk Ankara otobüsüne bilet aldım. Tomografi iki gün sonra çekileceğine göre bazı işlerimi -mesela cumhurbaşkanı seçilme yaşının 35 olması için kulis gibi- halledebilirdim. 

İki gün sonra tomografi için yeniden hastaneye geldim. Tedbir olsun diye sabah saat 8.00′de servisteydim ama ortalıkta kimse görünmüyordu. Saat 9.30 gibi gelen doktora tomografi çekileceğini söyledim. Bana bir kutu ilaç verdi ve gönderdi. Tomografinin nerede çekileceğini bilmiyordum, sorduğumda ayrı bir blokta olduğunu söylediler. Neyse, epey bir yol teptikten sonra ilgili bölüme ulaştım ve kağıtlarımı uzattım. Bana yatan hasta olduğumu, bu sebeple tomografinin geldiğim yerde, yani servisin yanındaki acil bölümde çekileceğini söylediler. Kızmamaya şerbetli olduğum ve ülkede olan bitene duyarsızlaştığım için hiç ses çıkarmadım. Muhtemelen bağırıp çağırmamı bekleyen memur beni bu derece sakin görünce telaşlanarak yardım teklif etti. Meğer tomografi için 1.5 litre ilaçlı su içilmesi gerekirmiş, elinde de 1.5 litrelik bir su vardı, bunu bana vermeyi teklif etti. Ben de teşekkür edip şişeyi aldım ve geldiğim yere döndüm.

Tomografi bölümünde 2-3 uzman (veya ben öyle tahmin ediyorum) teknik eleman gülüşüyordu, kısaca tomografiyi ne zaman çekebileceklerini sordum, 1.5 saat sonra dediler. Bu sürede elimdeki suya küçük bir şişe ilacı karıştırıp içmem gerekiyormuş. Neyse, ilacı pet şişedeki suya döktüm ve başladım içmeye. Tam o esnada diğer blokta bana yardımcı olup şişeyi veren memur koşturarak yanıma geldi. Hayrola dediğimde suyu içip içmediğimi, o suyun bir başka hastaya ait olduğunu söyledi. Ben de “canım, suyun lafı mı olur, al şu 1 YTL’yi” dedim. Meğer, elimdeki su içine zaten ilaç katılmış bir başka hastaya aitmiş. Ben kendi ilacımı da bunun içine karıştırınca memurun o hastanın ilacını kaybetmiş oluyordu. O ilacı nerden bulacağım diye söylenerek giderken ben de içine fazla ilaç katılmış suyumla başbaşa kaldım. İçerideki teknisyenlere durumu anlattım, bir şey olmaz dediler. Eh, bilim konuşuyor diyerek umursamadan şişeyi bitirdim.

Tomografi çekildi ve bana falanca gün filanca yerden alacaksın dediler. Peki dedim ve diğer tahlilin sonucunu göstermek üzere prof. bölümbaşkanına gittim. Laf arasında da “tomografi sonucuna daha erken bakılamaz mı, şehir dışından geliyorum” diyerek ağız aradım. Yine küçük bir kağıda notlar yazıldı, bir başka profa, radyoloji bölümüne yollandım. Elimdeki küçük kağıt ile tomografi filmini aldım ve 1 saat içinde sonucu rapor ettiler. Raporu prof. bölümbaşkanına verdiğimde mesainin bitmesine 2 saat kadar bir zaman kalmıştı. Prof. olumsuz birşey olmadığını ama belli bir bölgenin tomografisinin yeniden çekilmesi gerektiğini, bunu da radyoloji bölüm başkanı profun görmesi gerektiğini söyledi. Yine poliklinik, servis, tomografi üçgeninde gidip geldim ve 3 gün sonra sonucu almak üzere tomografiyi çektirdim.  

O esnada doktor birkaç ilaç da yazdığı için polikliniğe uğradım. Burada yatan hasta olduğum için taburcu edilmem gerektiğini söylediler. Servise çıktım, taburcu işlemleri için gerekli bir formu doldurdum ve birbiriyle son derece koordinesiz çalışan memurları bekledim. Aradan çok zaman geçti, detayları pek hatırlayamıyorum artık ama o esnada koridora kusan bir hastayı ve 15 dakika kadar yerde kalan kusmuk birikintisi aklımda kalmış. Bir de şef olduğunu tahmin ettiğim bir  kadın memureden evrakları o söylemeden masaya bıraktığım için azar işittim. Neyse çıkış kağıdına bir de servis doktorunun imzası gerekiyordu, bekledim, doktor geldi ve kimlik bölümünü doldururken “ne iş yapıyorsun” dedi. Ben de “blog yazarı Fethi” diye kendimi tanıttım. İki doktor yanyana oturuyorlardı ve şaşırdılar. Formumu dolduran bana doğru sessizce “Fethi bey, neden kendinizi bize tanıtmıyorsunuz, biz size normal hasta muamelesi yaptık, stres gereği azarlamış da olabiliriz kusura bakmayın” derken diğer doktor da “yahu sizin gibi adam kaldı mı, önüne gelen blogcu olmuş, gelip ben blogcuyum diye hava basıp işini hızlandırmaya çalışıyor” diyerek beni alkışladı. Ben de acı bir tebessümle önemli olmadığını belirttim. İkilinin takdirkar ve şaşkın bakışları arasında hastaneyi terk ettim.

3 gün sonra tomografi sonucumu aldım ve prof. bölümbaşkanının odasına çıktım. Kapısının üzerinde 10 günlüğüne tatile çıktığı yazılıydı. Bari gideyim poliklinikte bir doktora sorayım, eşşek değil ya o da bilecektir, koca uzman, diyerek aşağı indim. Poliklinikte kuyruk beklerken önümde 2 kişi kaldığında içerdeki doktor hızla dışarı çıktı ve “benim ameliyata gitmem lazım, yerime biri gelir” diyerek ortadan kayboldu. Bizler oradaki memur, hastabakıcı vs. birkaç kişiye yalvararak bizi öğleden sonraya bırakmaması için servisten bir doktor çağırmasını istedik. Kimimiz memurun ayağını öpmeye çalışırken kimimiz eline sarılıyorduk. Yeterince acındırmış olacağız ki 15 dakika sonra, mesai bitimine 10 dakika kala bir doktor geldi ve bizleri kabul etti. Kendisine başımdan geçeni anlattım, bölümbaşkanı tatilde siz bakıp tahlile göre bir şey yapsanız dediğimde “önemli bir şey yok gibi ama hocayı bekleyin ben birşey yapamam” dedi ve ben de kös kös döndüm.

Tahmin ettiğiniz gibi bir daha o hastaneye geri dönmedim. Çok daha sonra, yani son bir ay içinde bir de yaşadığım küçük şehirdeki doktora özel bir hastanede -40 YTL ödeyerek- göründüm. Ben yaşlarda, gençten, hafif vurdumduymaz doktor beni dinledi ve bir analiz yapacaklarını söyledi. Şehirdeki küçük devlet hastanesinde daha küçük bir bürokrasiyle uğraşarak kısa zaman içinde analizim yapıldı ve doktor ameliyata karar verdi. Hiç düşünmeden kabul ettim, Tıp Fakültesindeki cehenem ortamına göre küçük bir hastanede ameliyat olmak bana çok kolay geldi. Eh, tabii biraz koşturma oldu ama başka şehirdeki Tıp Fakültesindeki sayısız hemşire, uzman, teknisyen dolu ortama göre çok az diyebilirim. Şimdi ameliyatın üzerinden bir hafta geçti ve kendimi iyi hissediyorum.

Peki bundan ne gibi bir ders çıkardım? Öncelikle çok gerekli değilse asla Tıp Fakültelerine gitmeyin. Hele hele profesör şu, bu asla para kaptırmayın. En yakın özel hastaneye koşun. Ya da benim gibi şanslıysanız, ilave para vermemek için küçük ölçekli bir devlet hastanesi bulursanız oraya gidin. (Bıçak parası istenme ihtimali ayrı elbette). Tıp fakültelerinin hepsi böyle ise işin çivisi çıkmayı bırakmış, ortada çivi, mıh birşey kalmamış demektir. Büyük çaplı devlet hastanelerinde de işlerin pek farklı olmadığını zannediyorum. Devletin sağlık işinden tamamen çekilmesi Türkiye için pratik bir öneri değil. Ama en azından doktorlara ve memurlara maaş ödemeyip özel sektöre işin hamallık kısmını devrettiği bir tarz, şimdi sağlıklı örnekleri görüldüğü üzere, gayet mümkündür. Maaş+Döner Sermaye vs. gelirleri 10.000 YTL dolaylarında dolaşan sağlık çalışanlarının parça parça özelleştirilmesi zaman içinde gerçekleştirilmesi gereken bir şey. Bir an evvel hastaya müşteri muamelesi yapılan neo liberal vahşi bir sisteme geçilmelidir.  

Yoksa, para belasına ilaveten, devlet hastanesi ve tıp fakültelerinde doktor ve sağlık görevlileri çok zaman vurdumduymaz, aymaz hale gelmişler. Memurlar, hastabakıcılar vs. genelde “sen” diye hitap eden terbiyesizler. Fethi Sipahi Tan değil de vatandaş Ahmet efendi olursanız devlet hastanelerinde bir sokak köpeğinden farkınız kalmaz. Bedava tedavi edilme zannıyla maaşlı devlet görevlilerinin hakaretine uğramanız kaçınılmazdır. Tabipler Odası türü sol çıkar odaklarının, sendikaların ”parasal kazanımlarımızdan vazgeçmeyiz” türü edebiyatına asla kulak asılmamalı, devlet hastaneleri tez elden arzu eden vahşi kapitalistlere bedava verilerek sadece hastanın tedavi giderine odaklanan bir yönteme, oradan da işleri özel sigortalara bırakan bir sisteme yol alınmalıdır. Özel hastanelerdeki suistmaller devletin yanında devede kulak kalır. Bu konularda çok söz söylenebilir, zaman içinde belki değiniriz.

Bu vesileyle tekrar merhaba demiş oldum, yorum ve özel mesajlarla iyi dileklerini iletenlere teşekkürler. Miras kavgasına düşenlerle sonra hesaplaşacağız.  

(Konuyla ilgili bir haber için: Tıp Fakülteleri)

29 Yorum

  1. bliyaal - 24 Oca 2007 - 2:52 pm

    Gecmis olsun fethi bey. Vallaha ben diyorum ki, butun devlet hastaneleri acilen ozellestirilmelidir. Gizli issizler kimsenin gozunun yasina bakilmadan isten atilmalidir. Bunlari yola getirecektek sey vahsi kapitalizmdir.

  2. Ece - 24 Oca 2007 - 3:53 pm

    Fethi bey,
    Büyük geçmiş olsun..
    sevgi ve saygılarımla

  3. Betul - 24 Oca 2007 - 4:30 pm

    Fethi Bey gecmis olmus, ne mutlu. Dilerim en kisa zamanda gunluk hayatiniza doner guzel yazilarinizi bizimle paylasirsiniz. Sizin yazilarinizi her hangi taraftan olursa olsun severek okuyoruz.

    Zaten “obur taraftan izlenimlerinizi okumak pek bi harika olabilecekse de ” derken bunu kast etmistim ben :)
    Sevgiler

  4. izlenimler - 24 Oca 2007 - 4:48 pm

    Bliyaal Bey,

    Sağlık önemli bir iş, artık vahşi kapitalizm mi, vahşi komünizm mi hangisi çözümse bakmak lazım. Türkiye’de şu anda komünist olanı mevcut, iyi kötü tedavi oluyorsun, devlet sağolsun ama daha iyisi olabilir diye düşünüyorum.

    ————————–
    Ece Hanım,

    Eksik olmayın, teşekkürler.

    ————————–
    Betül Hanım,

    Ben sizi kastetmemiştim, asıl elebaşları kendini bilir :) Siz bu sitede azimle kalabilmiş yegane hanım yorumcu olarak ayrıyeten takdire şayansınız.

  5. fizikci - 24 Oca 2007 - 4:57 pm

    Geçmiş olsun Fethi Bey.

    Aksiyon Dergisi’nin geçen haftaki kapak konusu “ilaç dolandırıcılığı”. İlaç şirketleri ile doktorların ve üniversite rektörlerinin ilişkileri anlatılmış. Türkiye’nin her sene uğradığı 1 milyar dolar zarardan bahsedilmiş. Gözü dönmüş doktarların Fransa malı ilaçları Türk hastalar üzerinde test ettiğinden, bu hastaların (deney insanlarının) bir kısmının öldüğünden (listede, ölen hastanın isminin yanına “ex” yazıyorlarmış) bahsedilmiş. Dehşete düştüm.

    Küçük menfaatler uğruna belli bir marka ilacı reçeteye yazan doktor, eminim, “ne farkeder ki, ha o ilaç, ha bu” diyordur. Sebep olduğu cinayetin büyüklüğünden habersiz! Demek ki küçük günahlar buz dağının görünen kısmı gibi olabiliyor. Görünmeyen tarafta cinayet gibi büyük bir günahı taşıyabiliyor. Takvanın, kılı kırk yararak yaşamanın ne kadar önemli olduğunu anladım.

  6. Betul - 24 Oca 2007 - 6:10 pm

    Fethi Bey,

    kastinizin ben olmadigimi tahmin ettim fakat “obur taraftan izlenimler guzel olur” lafi benim basimin altindan cikinca “surc-u lisan ettiysek affola” moduna gireyim istedim.

    Takdirleriniz ayriyetten memnun etti, siz burda oldugunuz surece biz de buralarda olacagiz allahin izni ile.
    (Bu cumle, baska sitelerde icinde “cariye” kelimesi gecen yorumlar yazmayacaginiza emin oldugumdan )

  7. metin-thePoor - 24 Oca 2007 - 6:13 pm

    Çok geçmiş olsun Fethi Bey. Dilerim kısa zamanda ayağa kalkarsınız.

    Döndünüz diye neşelenmem gerekirdi ama özür dilerim, Hrant Dink’in alçakça katledilişi bende neşe filan bırakmadı.

  8. Faruk Tepe - 24 Oca 2007 - 6:27 pm

    Fethi Bey,
    Hoşgeldiniz tekrar. Sağlık sisteminin içinde bulunduğu durumu güzel anlatmışsınız. Böyle bir karmaşanın içine girmektense, öbür tarafa gitmeyi yeğleyenleri de gördüm ben. Anlattığınız tıp fakültesi bizim şehirdekine benzedi biraz ama hepsinin aynı olduğunu da söylemek mümkün.

    Sistemdeki en büyük sorunlardan birisi süreçlerin berbat derecede karmaşık ve zaman alıcı olması. Bunun da nedeni bu işin profesyonel bir biçimde yönetilmemesinden kaynaklanıyor. Düşünün, hastaneleri yönetenler kimler? Hekimler. Hekimler yöneticilikle ilgili hiç bir bilgiye sahipler mi? Elbette değiller. Bu işi başka ülkelerde hekim dışı profesyoneller yürütüyor. Biz de hastane müdürlükleri gibi bir şey var. Bunların da hem eğitim durumu tartışmalı hem de yetkinlikleri. Bir araştırmada hastane müdürlüğü ya da yardımcılığı pozisyonlarının yarısı hiç bu alanlar ilgili olmayan kişilerce işgal edilmiş. Diğer yandan da bir kaç üniversitemizde “sağlık yönetimi” veya “sağlık idaresi” türü bölümler var. Bunların da iş bulamadığından şikayet ediliyor.

    Neyse, sizi yormayalım. Tekrar geçmiş olsun. Bu arada mal kavgasına düşenlerin içerisinde beni düşünmemişsinizdir umarım!

  9. dr. hayvan - 24 Oca 2007 - 6:36 pm

    Fethi Bey sizi tekrar burada gorunce ne kadar sevindim bilemezsiniz! :)
    Sizin yoklugunuzu firsat bilenlere de “o hainler kendilerini bilir” demek istemissiniz. Tebrik ediyorum bu olgun tavrinizi. Ben tabii sahsen hic uzerime alinmadim. O olusoyucu mezar hirsizlari kendilerini bilirler.

    Kral olmemis, yasasin eski kral diyelim artik ne yapalim. (Nasip degilmis…)

  10. VolkanS - 24 Oca 2007 - 7:07 pm

    Fethi Bey,

    öncelikle geçmiş olsun.

    Bu yazıda yaşınızı da açık etmişsiniz , anlaşılan 35-40 yaş aralığındasınız.

    Ben sizi 40+ tahmin ediyordum, üslup böyle bir çağrışım yapmış nedense.

    Ben de geçenlerde Hacettepe Hastanesinden normal muayene randevusu isteme gafletinde bulundum, 5 ay sonrasına gün verdiler. Ben de ufak bir özel hastaneye gittim, işimi hallettim.

    Hükümet özel sağlık hastanelerindeki tedavi giderlerini de karşılamakla çok doğru bir iş yaptı. fakat özel hastanelerde de şöyle bir problem var: en ufak bir şikayette bile binbir tane tahlil-tetkik talep edebiliyor. Sanırım bunu engellemek için bazı tetkiklerde masrafın bir kısmını hastaya ödetmeye başlamış devlet, MR gibi.

    Eğer düzgün bir denetim sistemi kurulursa özel hastaler vatandaşın sağlık çilesini dindirebilir.

    “Düzgün denetim sistemi” de buyurduğunuz gibi özel sağlık sigortasıyla olabilecek bir şey. Devletimizden düzgün denetim beklemek hayalcilik olur.

  11. fatih demir - 24 Oca 2007 - 8:20 pm

    Fethi Beyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy
    Wallahi nasil sevindim anlatamam :) Sizin kosedeki tabelayi bu olusoyuculari calmasin diye kaldirip benim oraya koymustum, getirip hemen koseye birakiverdim…

    Hastane olayi ile alakali da Amerika’da ameliyat olmus biri oldugum icin farki fiyati :) diyorum…

    Yani burada da doktor stresi denen sey var yani… Ama sadece doktorlarda var.. Hasta bakicisi falan kasini kaldiramaz…

    Her neyse dondugunuze ne kadar sevindim anlatamam… Blogu emanet ettiginiz gibi geri vermenin mutlulugu icerisindeyim. Bir iki kisiyi hirpalamaya calistim ama thuff ciktilar :) Onlar da etraftadir yani… Ayrica mazinize laf soylemeye calisanlara da topluca hadlerini bildirmeye calistik (gerci o da ters tepti)…her neyse geri geldiginiz icin ne gaddder mutlu oldugumu soylemis miydim?

  12. Talha CAN - 24 Oca 2007 - 9:24 pm

    Geçmiş olsun Fethi Bey,
    ve aynı zamanda uzun bir aradan sonra merhaba:)

  13. izlenimler - 24 Oca 2007 - 9:43 pm

    Faruk Bey,

    Öncelikle teşekkürler, sağlık sistemi ile ilgili problem genel anlamda Türkiye’de yerleşik devletçi anlayışla yakından ilgili, o sebeple devlete ait kaldıkça profesyonel bir müdürün idare etmesi ne kadar fayda verir bilemiyorum.

    FST

  14. izlenimler - 24 Oca 2007 - 9:53 pm

    Merhaba Volkan,

    Demek yaşlı görünüyorum, yazdıklarım öyle mi çağrıştırıyor, hayret. Maalesef bu durum seçim kampanyamı olumsuz etkiliyor, 2012 için kısmetse artık.

    Sağlıkla ilgili söylenecek şey çok, devlet hastanelerinde istenen tahliller de özelden hiç farklı değil onu da hatırlatayım. MR, tomografi vs. suistimale açık zannedersem devlet bunlara standart fiyat tayin ediyor, üstünü (gerekirse) hasta ödüyor. Neyse bunlar uzun işler.

    FST

  15. izlenimler - 24 Oca 2007 - 9:58 pm

    Fatih Bey,

    Yokluğumda siteyi sahiplendiğiniziçin teşekkürler. Tabela rsmi isterseniz ondan daha farklı bir tane var, Balıkesir valisi bayağı velud bir şairmiş.

    ABD’de ameliyat konusunda bir fikrim yok. Scrubs diye bir dizi izliyorum, tek bildiğim o. Sigorta ameliyat parasını ödemiyor demek.

    FST

  16. Tansel Güçlü - 25 Oca 2007 - 6:34 am

    Fethi abicim çok geçmiş olsun. Miras tartışmalarına hiç bulaşmadığımı “üstüne basa basa” belirteyim. Artık birşeyler düşünürsün. :)

  17. izlenimler - 25 Oca 2007 - 8:33 am

    Sağol Tansel, söylemene gerek yok, ben seni bilirim.

    Selamlar.

  18. miracc - 25 Oca 2007 - 8:59 am

    Fethi Bey,
    Gecmis olsun. Pek yorum birakmasam da hergun kontrol ediyordum geri geldiniz mi diye? Hafiften iskillenmeye de baslamistim acaba bir komplo mu kurdular CB secimleri oncesi Fethi beyin basina diye. Ameliyata bir ulusalci falan sizar diye odum patladi!

    Bir arkadas da yorumun da belirtmis, o karmasaya girmektense hastaligi cekmeye razi olan bir suru insan var. Gecen yaz bir rahatsizligimdan dolayi tanidik bir doktor bulalim dedik. Once ozel muayenesinde gorunup Benjamin degerinde Turk lirasini bayildiktan sonra Haydarpasa Numune Hastanesine gun aldim. Bu asamada kendi kendime ne olursa olsun sinirlenmek yok, her ne olursa sineye cekecegim diye kafaya koydum ve hastane turlari basladi. Fethi beyin yazisindan sonra benzer detaylari tekrar etmek istemiyorum ama 2 haftalik bir kosusturmacanin sonunda bir ilerleme kaydedemedik ve yeterse yeter ulan deyip elimi etegimi cektim.

    Olay sonrasi geldigim Amerika’da islerin cok farkli yurudugunu gordum. Fatih bey yorumunda farki fiyati demis. Saglik sistemini cok bilemem ama Universite’de islerin nasil yurudugunu arkadaslarima anlata anlata bitiremiyordum. Hele de Istanbul Uni. muhendislik fak. ogrenci isleriyle 5 yil muhatap olduktan sonra. Burada okula binlerce dolar odeniyor. Hastanelerde de ameliyatlari sigorta karsilamiyor.Cebinizden veriyorsunuz. Ama emin olun tek farki fiyati degil. Anlayisi farkli, mantigi farkli, vs.

    Kalin saglicakla.

  19. blue - 25 Oca 2007 - 1:44 pm

    Hoşgeldiniz, geçmiş olsun yatan hasta…

    Ben de bir Japonu devlet hastanesine götürdüğümde benzer bir tecrübe yaşamıştım. İsim yazdırmalar, beklemeler, ‘kardeş buralı mı diye soranlar’ filan bir komediydi. Bir ara anlatırım.

    Selamlar, sevgiler

  20. izlenimler - 25 Oca 2007 - 3:34 pm

    Blue,

    Devlet hastanesinde bir Japon ha. Terminal gibi film yapılır bundan. Herifi koca bir tıp fakültesinde yalnız bırakıyorsun, 10-15 tahlil istiyorsun vs. Süper senaryo çıkar.

    FST

  21. blue - 25 Oca 2007 - 5:42 pm

    Yalnız olsaydı Terminal’den farklı bir durum olmayacağı muhakkaktı. Allahtan yakınında devlet hastanelerini çok iyi bilmese de bürokrasinin boyutunu az çok bilen biri vardı da yalvar yakar özel hastaneye gitmeye razı ettim. Japonları ikna etmek de mümkün değil, adam 1,5 saat inat etti, ben beklerim dedi, adam Konfüçyus, beklese yıllarca bekleyebilecek modda… Bense sabırsız adamım… ismini yazdırdık, burası ayrı bir macera… doktor 1 saat sonra geldi, listede sıra gelinceye kadar ben illallah dedim, tutup kolundan götürdüm özel hastaneye. Orada da bir iğne yapıp 300 lirayı aldılar (/gasb ettiler). Döviz girdisi olduğu için pek müdahale etmedim :) Bir de aynı arkadaşla restoran aşçısından lapa ve tuzsuz pilav isteğimiz var, onu da senaryonun bir yerine ekleyebiliriz.

  22. fatih demir - 25 Oca 2007 - 7:01 pm

    Sincik bu Amerikan Hastaneleri konusunu biraz daha acayim Farki fiyati dedigim sey Turkiyedeki ozel hastaneler ile Amerikadakileri karsilastirma anlamindaydi… Yani Turkiyedeki devlet hastaneleri ile Amerikadaki ozel hastaneleri karsilastirmiyorum…

    Turkiyede’de cok kelli felli ozel hastaneler var.

    Ama mesela Amerika’da bu sigorta olayini denk getiremezseniz ve acile cok acil bir sekilde getirilmediyseniz bunun ameliyatini yapalim sonra parasini aliriz demiyorlar. Sizin kesinlikle ameliyatinizi yapmiyorlar.

    Ayrica cok ve luzumsuz soru sorunca doktorlar “sen Turk musun?” diyerek azarliyolar ki bence cok ayip :)

  23. Suat Ö. - 25 Oca 2007 - 7:45 pm

    Fethi Bey,

    Gelmiş geçmiş olsun, hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. Tez zamanda ayağa kalkın inşaallah.

    Yokluğunuzda akbabalara karşı “İzlenimler”i kaptırmamak için epey direndim, artık bu kıyağımı unutmazsınız..

    Sizi tekrar burada görmek güzel..

    Selamlar.

  24. Afşar ÇELİK - 26 Oca 2007 - 2:00 am

    Fethi Bey, Ben de sii 50′lerinde falan biri sanıyordum demek ki neredeyse aynı kuşağız?

    Büyük geçmiş olsun!
    Hayır! hastalığınızdan dolayı demedim!
    Sağlık bürokrasisini sağ salim atlatabilmiş olmanızdn dolayı dedim!

    Annemde üzerinize afiyet bel fıtığı ve kemik erimesi var. Geldi özel hastaneye hemşireler hostlar, hademeler falan ” Annecim şu tarafa , bu tarafa!” deyip anamı kuş gibi uçurduktan ve “Var mı bir emrin?” gibisinden bir alay hörmet gösterdikten sonra üç gün içinde tam tekmil tahlil, tomografi, MR ve US falan işlerini bitirdik…

    Yalnız.. Sanılmaya ki devlet buişleri tıkır tıkır hallediyor. Önce eczanelerde aşlayan “ödenek sıkıntısı” kâbusu yavaş yavaş diğer özel sağlık kurumlarına d sirayet ediyor! Aman Allah sonumuzu hayreyleye!

    Tekrar geçmiş olsun!

  25. ö.uluçay - 26 Oca 2007 - 8:57 am

    Yıl 2002. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp fakültesine yatırıldım. Hiç unutmam, biri kız biri oğlan, iki talebe geldi, kolumu açtılar, yukarıdan sıkı bir lastikle bir güzel bağladılar. Kız talebe heyecanlı, ötekisi teskin ediyor ve elinde kan şırıngası ile idman yapar gibi şöyle şöyle yapacaksın diye iğne pozisyonunu gösteriyor. Kız en sonunda koluma daldı ve malesef ilk denemesi olduğu için heyecandan olsa gerek damarımı patlattı:) Ben ah uh sızlanıyorum ki gitsinler de kurtulayım. Yetmedi erkek olan özür dileyen kıza, sakin ol, bak öyle değil böyle diye, hala göstermeye devam etmeye çalışıyor. Sonuçta kobay olduk, olan bizim kola oldu:)
    Geçmişler olsun üstadım, ucuz atlatmışsınız:)

  26. izlenimler - 26 Oca 2007 - 9:35 am

    Afşar Bey,

    Muhtemelen sizinle yaşıtız. Siz sağlık işlerinde bize göre daha ehil sayılırsınız, söyleyeceğiniz daha çok şey olabilir.

    Selamlar.

  27. okan - 23 Eki 2007 - 3:15 pm

    geçmiş olsun fethi bey iyi günler

  28. derya - 09 Haz 2008 - 9:32 pm

    slm fethi bey
    içinde bulunmuş oldugunuz durum maalesefki güzel Türkiyemizin acımasız gerçegini ortaya koyuyor:(
    şu da ayrı bir gerçekki yurt dışına beyin göçü vermeye devam edersek durumun dahada kötü olmadıgına şükretmeliyiz

    saygılarımla…

  29. ömür - 09 Haz 2008 - 9:37 pm

    slm fethi bey
    farz_ı mahal sizin yerinizde ben olsa idim asla sizin kadar sabredemezdim
    hiç şüphesizki arbede çıkarmadan ordan ayrılmazdım
    sizde hak vereceksiniz ki normal bi insanın buna katlanması olası degildir

    saygılarımla…

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş