I am speak English
FST 26 Ocak 2007
Türk insanının ortak özelliği nedir dense çoğumuzun aklına zeki, çevik, misafirperver, büyüğü sayan vs. türü şeyler gelir. Halbuki ben Türk insanının temel özelliğini İngilizce lisanını öğrenememe olarak görüyorum. Uzun yıllar bu konuda gözlem yapmış, kafa yormuş bir adam olarak bu konuda ısrarcıyım. Sebep eğitim sistemi, tarzı vs. olabilir, ama bu gerçeği değiştirmez. Tam da bu konu aklımda iken Selahattin Duman’ın bir yazısını gördüm, ameliyat sonrası okumamam gerekiyordu, zira gülmek yaralara pek iyi gelmiyor, ama dayanamadım tümünü okudum. O da bu konuya değinmiş ve şahane bir çözüm yolu önermiş.
Benim zamanımda hatırlıyorum ilkokuldan sonra 6 sene İngilizce dersi verilirdi, üstelik bu dersin haftalık saati de 3-5 arası değişirdi. Yani hiç fena bir süre değil. Yanılmıyorsam üniversitede de İngilizce dersleri devam ederdi. Peki sonuç, istisna hariç (ki ben hiç rastlamadım, olabilir diye söylüyorum) bırakın İngilizce konuşmayı, çok temel 3-5 cümleyi bile kuramayan Türk vatandaşları. Anadolu Lisesi, kolej, ingilizce hazırlık okutan üniversite türü yerlerde nispeten ilerleme oluyordu ama oralarda da bir sene kaybetmek şarttı. Üstelik hazırlık eğitiminin ne tür bir ingilizce öğrettiği, buralardan mezun olanların nasıl ingilizce konuştuğu da ayrı bir inceleme konusudur. Bu tiplerin ortalama düzeyi genelde tarzancaya daha yakın görünür. Eğitim kalitesizliği ve garipliği bir yana, hazırlık eğitimi olmadan da bu iş yürüyebilmeli diye düşünüyorum. Avrupa’da ortaöğrenim gören tanıdıklarım çoğunlukla rahat ingilizce (hatta ilave bir dil daha) konuşabiliyorlar.
Ortaokul ve lisede normal sistemde ingilizce eğitimi alan arkadaşlarımın kitap ve defterlerine baktığımda matematik formullerini andıran ifadeler gördüğümü hatırlıyorum. Mesela S+V1>S+BE+Ving-ADJ=Simple Past is Continious gibi formullerle ingilizce imla kaideleri anlatılıyordu. Bir de nedense ünlü Mistir ent Misis Bravın dışında “Lenki Henk ize feymıs pop singır” cümlesiyle uzun saçlı popçuyu hatırlıyorum. Yani çok sağlıklı bir ders anlatım tarzına benzemiyor.
Bir başka hatırladığım da yabancı dili sürekli eğlence vasıtası (küfür, tekerleme vs.) gördüğümüzdü. Hocam piliz şat dı dor, fena soğuk geliyor türü zevzeklikler yanında envayi çeşit küfürler de yaygındı. Bir de adam gibi ingilizce konuşmaya çalışanlarla alay edenleri hatırlıyorum. Neticede hata yapmaktan korkuyorduk, zira en küçük bir hatada çevrede gülen alay eden tipler mevcuttu. Hasılı dil öğrenmk için gereken cesaret daha yolun başında kırılıyordu.
İngilizce öğretmenlerini de şöyle bir hatırlamaya çalışıyorum, Anadolu liselerinin eski zamanlarındakiler fena değildi, hatta yabancı hocalara bile rastlanabiliyordu ama normal okullardaki ingilizce öğretmenlerinin ortalama bir ingilizce bilgisinden dahi mahrum olduğunu hatırlıyorum. Bugünlerde durum daha vahim görünüyor, çevremdeki ingilizce öğretmenlerinden hiçbiri tuvaletin yerini soracak kadar bile ingilizce “konuşamıyor”. S+V formullerini kastetmiyorum.
Peki ne yapalım? Ne bileyim, ben işin ehli değilim ama insan çocuğuna konuşmayı öğretirken “bak evladım bu öznedir, bu geçişli tümcenin emir kipi eylemsizdir” diye konuşmaz. O halde işi ehline, yani Selahattin Duman’a havale edelim. Zaten o da konuyu önemine binaen Goril Koko’ya bırakmış. İşte yazının tümü:
Yabancı dil sorununa kalıcı çözüm buldum..
“Önce eğitim şart” diyenlere alternatif önerim var.. “Goril Koko’yu memlekete getirmek şart..” Allahın dil bilmez şebeği gelsin.. Şu İngilizceyi nasıl edip de bizden iyi öğrendiğini hele bir anlatsın..
Ben eğitimden sorumlu hükümet adamı olsam, bir saat vakit geçirmem.. İnternete mi girerim, ulak mı salarım.. Orasını tedbirin günü geldiğinde Allah bilir..
İlk iş Goril Koko’yu bulurum..
Allı pullu davetiye ile memlekete çağırır, Milli Eğitim’de “Yabancı Diller” şubesine genel müdür yaparım..
Ondan sonra Türkiye’nin sırtı elli yıl yere gelmez..
***
Biz bu yabancı dil meselesinden çok çektik..
Mister ve Missis Brown çifti, anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirdi..
Kötü insanlar değillerdi..
İkisi de vatanına, milletine özellikle de Kraliçe’ye bağlı insanlardı.. Üç bebeleri vardı.. Benim yaşımda olanın adı George, küçüğünün Jack’ti..
İyi top oynardı.. Her nedense baba Brown, oğlu Jack’e futbol oynadığı için “Ulan deyyus.. Sana ayakkabı dayandıramıyoruz.. Top peşinde koşan adam olmaz..” diye kızmazdı..
KIZ KABAK ÇIKTI
Brown ailesinin bir de kızları vardı.. Ben okulu bitirdiğimde hâlâ bebekle oynuyordu..Londra’ya gidip gelen Türklerin yalancısıyım.. Markette çalışan bir oğlanın peşine takılıp evden kaçmış.. Kötü yola düşmüş..
Soho’nun oralarda bir yerde “Table Dans” işinde çalışıyormuş..
Biz durduk yerde Kraliçe’nin tebaasına çamur atmayalım.. Zaten bizi ilgilendirmez de.. Konumuz dil eğitimi..
Bizim hükümet adamları, İngilizce öğretme işini bu Brown ailesine ihale etmişti..
Aile ne yazık ki başarısız oldu..
Bizim kuşak bu ailenin yanına pansiyoner girmiş gibi altı yıl boyunca (üçü ortaokul, üçü lise) Brownlar’la yatar kalkar yine de iki lafı bir araya getiremezdi..
Zaten her yıl yenisi gelen İngilizce öğretmenleri de “My name is Ayşe.. Fatma..” diyenlerle diyemeyenleri ayırırdı..
Diyemeyenler arka sıralara..
Hele “I’m fourteen years old.. I’m living this city” türünden cümleleri Tarzan lehçesi ile kurabildin mi en ön sıraya kontenjan senatörü gibi kurulurdun..
***
Milli Eğitimciler, bu Brown ailesi marifetiyle üzerimizde her yöntemi denediler..
Başarısız oldular..
Başarısız olduklarını da şuradan biliyorum.. O vakitler memlekete turist neyim gelmezdi.. Bir turist yanlışlıkla il sınırlarından içeri girmeye görsün..
Uzaydan gelmiş “sayborg canlısı” muamelesi görürdü..
PANİK OLDUK..
Bir Amerikalı oğlanla kız gelmişti şehre.. İkisi de otuzlu yaşlarda.. İkisi de taze hippy.. Belki de yaya olarak Katmandu’ya gidiyorlardı..Parasızlıktan mı ne? Şehirde on beş gün kaldılar.. Asla yanlız kalamadılar..
Nereye doğru yürüseler etraflarında kırk, elli kişilik insan kalabalığından bir çember onlarla birlikte yürürdü..
Hani beyaz adam vahşi Afrika’da bir kabilenin köyüne girer..
Siyahların tamamı etraflarına birikir, adamın pantolonuna gözünü dikip “Bu hacet görmüyor besbelli.. Tanrı olmalı..” diye düşünürler ya!
Bizim merakımız da ona yakındı..
Bizim yeni İngilizce hocası Çimen Hanım da azmetmiş bize dil öğretecek..
Amerikalı turistin şehre geldiğini o da duymuş.. “Gidin, konuşun, biraz pratik yapın..” deyip sokak ödevi verdi..
Dediğini yaptık.. Çoğu öğrenci, elli atmış kişi başına biriktik..
İletişimi nasıl kuracağımızı bilemiyoruz.. Kimisi “Çomakla dürtelim, bakalım ne olacak?” diyor.. Kimisi “Taş atalım laa!” aklını veriyor..
Amerikalı çift kalabalığa alışmış, umurlarında değiliz..
***
Biz geviş getirirken çobanını seyreden sığır gibi boş boş bakarken, adam birden şehvetlendi.. Kızı belinden tuttuğu gibi kendine çekip öpmeye başladı..
Ama ne öpmek?
Böylesi film olarak sinemaya gelse ahali kapıları kırar.. İzdiham hükümet meydanına kadar taşar..
Dağ köylerinden bile seyircisi gelir..
Öpüşme şokunda turislerle “iletişim” kuracağımız tuttu..
İLETİŞİM BUDUR
Kimimiz “I’m on üç years old” diye bağırıyor.. Kimimiz “Van, tu, tri, for.. Arabacı kirkor..” sloganı atıyor..Kimimiz de “Coni.. Coni.. İndir doni..” sayhası ile olaya teşvik veriyor..
Amerikalı öpüşmeyi kesip kendi dilinden bir şeyler söyledi.. Bağırma kızma yok.. Sadece bir iki cümle..
Panik olup sağa sola kaçışmamız ondan sonradır..
O zaman çocuk aklımla anladım ki bizim dil eğitiminden bize hayır yok, koyunlara hiç yok..
Bir sonraki hocamız “Hafız metodunu” denedi üzerimizde..
Brown ailesinin o hafta ne yaptığını bütün metni ezberleyerek öğreniyorduk..
Bize bir İngiliz gelip de “Brownlar ne yaptı?” diye sorsa anında ezbere geçebilirdik..
“The Browns went to the seaside..”
Ezberimizin mealini bilmediğimizden aynı soruyu soracak bir Türk’ün merakını giderme imkânımız yoktu..
***
Goril Koko’nun dil yeteneğini o yüzden önemsiyorum.. İki bin İngilizce sözcüğü yazılış şekli ile tanıyormuş.. Üstelik o sözcükleri parmakla göstererek altı yedi kelimelik cümleler dahi kurabiliyormuş..
Türkiye sıfır dil konuşan nice başbakanlar gördü.. Anlaş Goril Koko’yla..
Getir memlekete, hükümet adamlarına dış ilişkilerde çevirmenlik yapsın..
“Şu içeceği bardağa dök..”
“Bana sen kurabiye, çabuk..”
Bizim eğitim sistemi altı yıl mesai harcayıp, bize bu cümleleri dahi kurduramadı.. Eloğlu gorile kendi dilini söktürttü..
Vardır bu işin de hikmeti..
Bilse bilse dile yatkın olmayışımızın sırrını Goril Koko bilir.. En azından bizi eğitmenlerden daha iyi anlar..
Goril Koko ısrarım bundandır..
Hem bundan sonraki kuşakların CV’lerine yazacakları inandırıcı bir referansları olur..
“İngilizceyi Goril Koko’nun yanında öğrendim..” derler..
Akıl için yol birdir..
Popularity: 17% [?]
- Eğitim , Toplum
- Yorum(68)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Bendeniz biraz kalın kafalı olduğumdan olacak ilkokuldan sonra ve üniversiteden önce olmak üzere 2 yıl hazırlık okudum.
halbuki 6,7,8,9,10,11 inci sınıflarda haftada 4-8 saat ingilizce görmüştüm. Demekki Brown ailesinin maceralarını yeterince hıfzedememişim ki bir tane daha okuduk.
Evet biz de o formüllerle öğrendik ingilizceyi siz Ving falan deyince güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.
doğru yabancı dil öğretimi nasıldır bilmem, ama yanlış olanı çok iyi biliyorum.
Türkiye’deki yabancı dil öğretimi gramer ezberletmek üzere kuruludur. Active cümle passive cümleye, direct indirecte nasıl convert edilir, past perfect continuous nerelerde kullanılır o öğretilir. Mesela kardeşim (süper lise) tek kelime inglizce bilmiyor ama bu conversionları ezberlemekle meşgul.
2. hazırlığımda da gramere devam ettik (halbuki üniversite’den daha akıllı işler beklersiniz değil mi?), “the” nerede kullanılır hangi fiil “ing” alır, adjective leri hangi sıraya göre yazmak lazım iyice öğrendik. Sonuç?
kendi çabalarım sonucu okuduğumu, biraz da CNN deki hanım kızımızı anlıyorum o kadar. Ne bi şey anlatabilirim ne yazabilirim.
Ha “let me move to the second part of my presentation” gibi salak kalıpları ezberlemek suretiyle “ACADEMIC ORAL PRESENTATION SKILLS” denilen dersi de AA düşürmüşlüğüm var ama yine de “My name is VolkanS” hariç kendime güvenerek pek bir ingilizce kelam edemiyorum.
yine de buna da şükür…
Ogretmenim gecen hafta anlatmisti. Kendisi universitede okurken bi calisma yaptimislar. Ogrencileri ikiye ayirmislar. Birinci bolume gramerlerle, zamanlarla, kelime ezberleterek normal yontemle ingilizce ogretmisler. Ikinci bolumdekilere kendilerine sevdikleri okumaktan zevk duyacaklari alanlar secmelerini haftada bilmem kac saat ingilizce okumalarini soylemisler. Yilin sonunda yapilan genel testte, gramer ogretilmeyen sadece okuyarak ogrenenler daha iyi puanlar almislar. Cok okuyarak, ama okudugundan zevk alarak okuyarak bile ingilizce ogrenilir demisti. Ben buna televizyonu da ekliyorum. Ben yurtdisina cikmadan once nerdeyse 1 yil boyunca cnbc-e izledim. Dizilerin hepsi cok guzeldi, ilk once ingilizce icin izlemeye baslamistim ama sonra dizileri takip etmek icin izledim. Egitim sistemimizin ingilizcesininden gecmis ve okulu bitireli uzun zaman olmus biri olarak “this is a pencil” kadar ingilizcem vardi diyebilirim. cnbc-e izlemenin bana cok buyuk faydasi oldu.
Bende bi türlü öğrenemedim şu mereti..
Goril Koko’nun kursuna bile gitsem öğreneceğimden emin değilim
Annem çocukken bana Gelişim Oxford fasikülleri biriktirirdi. Eskiden öyle CD’ler filan yoktu. Ayda bir yayınlanan 20-30 sayfalık bir fasikül ve bir kaset. O kasetlerde anlatılanları hiç anlamazdım. Ama tekrarlayan kelimeler hala belleğimde:
“Nav stap dı teyp end ensır dı kuesçıns”…
“Pronansueyşın”…
Bir de televizyondaki açık öğretim programları vardı. Düz siyah saçlı, hafif toplu bir hanım heyecanlı heyecanlı anlatır. Bıyıklı bir İngiliz eleman da (Bobby’di adı galiba) sürekli sırıtır vaziyette olayları İngilizce olarak aktarır. Bobby, düz saçlı hanımefendiye sürekli sarnışır, laf atar ama hanımefendi ciddiyeti bozmaz, kafayı kameradan asla çevirmez…
Bu, turistlere uzaylı muamelesi de biraz değişmiş durumda. Geçenlerde bir İngiliz’le yemeğe çıkmıştık. Yan masadaki beyefendi benden rica etti: Kızım ingilizce öğreniyor da bi pratik yaptırabilir misiniz rica etsek. Haydaa ! Ne diyecen adama, İngiliz oturtturdu kızı yanına… Kızın da tek bildiği İngilizce “what’s your name?”. Kıza What’s your age? diye soruyor bana “ne dedi?” diye bakıyor… 20 dakika nasıl işkence ettik adama. Ben tercüman oldum, kız Türkçe soruyor, ben çeviriyorum. Cevabını da Türkçeye çevirip kıza iletiyorum. Değişik bir pratik anlayışı.
Türkler İngilizceyi kolay öğrenemiyor. Sanırım iki sebebi var. Birisi cümle dizilişinden kaynaklanıyor. Tamamen ayrı bir grameri var. Bir çocuğun “Ben hayvanat bahçesine gidiyorum” cümlesinin neden “I animal garden going” şeklinde kurulmadığını anlaması çok güç. Bir de bizde günlük konuşma dili o kadar farklı ki.
“Naber abi?”, “İyidir, yuvarlanıyoruz. Sen napiyon, çoluk çocuk nasıl? Şükür abi be, bi yaramazlık yok” şeklindeki diyalogdan aym fayn tenks end yu? şeklinde bir diyaloğa geçiş sıkıntı yani…
Bir de hadi hep İngilizce konuşalım geyiği vardır. Pratik yapılacak ya. Etrafta turist filan da yok, karşılıklı pratik yapılır. Bunlar pek uzun süreli olmaz genelde. 2-3 dakikadan sonra tıkanmalar başlar.
Bu hamur, çok su götürür…
Betül hanım,
CNBC-e de güzel. Tavsiyem bir DVD player’ınız varsa ingilizce konuşma ve ingilizce alt yazı seçeneğiyle izleyiniz. Ben de yeni keşfettim. Çok iyi oluyor.
Bir de sözlük çalışması öneririm. Kelime ve deyim ezber… Kelime bilmeyince gramer bir işe yaramıyor. Mesela “en sevdiğim yemek yoğurtlu pazı üzerine fesleğenli, kekikli, salçalı sos; yeme de yanında yat !” nasıl dersiniz? Kazık di mi?
@blue
bence kelime ve deyim çalışmak tam anlamıyla havanda su dövmek.
kitap-makale okunur, o sırada deyim-kelime de öğrenilir.
ne zaman “yoğurtlu pazı üzerine fesleğenli…” demeye ihtiyaç duyarsan o zaman öğrenirsin. bu yöntemle en çok ihtiyaç duyduğun kelimeleri öğrenmiş olursun hem
cnbc hic bilmeyenler veya cok az bilenler icin iyi bir baslangic. Konusulanlari anlamasaniz da asina oluyorsunuz. Turkce alt yazi ile takip ederken farkinda olmadan ogreniyor, biseyler anlamaya basliyorsunuz. Bu asamaya gelindiginde DVD ye gecmek ve ingilizce/ingilizce izlemek guzel bir fikir.
Ben de televizyondan alt yazi ile izliyorum. Burda pek cok televizyonda alt yazi ozelligi var ve her programi alt yazi ile izleyebiliyorsunuz. Cok kisi alt yazi ile izleme, dinleyerek anlamaya calis dediyse de faydasi oldugu konusunda size katiliyorum. Duydugunuzda anlamadiginiz bir kelimeyi hemen alt yazidan yakalayip himm bunu demis diyebiliyosunuz. Malum telaffuzlarini anlayabilmek icin bile zaman gerekiyor. Turkiyedekiler icin buyuk bi DVD koleksiyonu gerekse de guzel fikir.
Bu asamadan sonra da ingilizce radyo dinlemek cok fayda sagliyor. Cunku televizyonda gelen goruntulerle birlikte duyduklarinizi anlamlandiriyosunuz, dikkat daha cok goruntude odaklaniyor. Radyoda, dinleyerek anlamaktan baska sansiniz yok.
Sozluk calismasi o kadar gerekli olmayabiliyor. Onceki yorumumda anlattigim olaydaki gibi okuyarak ayni kelimeyi fakli yerlerde gorerek / duyarak ogrenebiliyorsunuz ki saniyorum daha kalici oluyor. Zaten biliyorsunuz ingilizcede bir kelime farkli farkli anlamlara gelebildigi gibi, bir seyi anlatmak icin farkli fakli kelimeler kullanmak mumkun. Bu durumda ingilizce turkce sozluk cok faydali olmayabiliyor. Bazen online sozluklerde turkcesini yazdigim bi kelimenin gelen ingilizce karsiligini gorunce sasiriyorum. Cok alakasiz sonuclar gelebiliyor.
Kurtce bilenler daha kolay ingilizce ogreniyorlarmis, cunku cumle kurulus duzeni cok benziyormus.
Ayrica biraz icinize su serpeyim, ana dili ingilizce olan ogretmenlerimin bile yaptigi hatalari duyunca sasiriyorum. Bazen bi kelimenin nasil yazildigini bilmiyorlar veya yanlis yaziyorlar. Bazen sorulara cevap veremiyorlar cunku cevabi bilmiyorlar. Bazen bi ogretmenin budur dedigine diger ogretmen yanlis diyor.
Ingilizcenin kolay ogrenlilememesinin bi nedeni de aptal bir dil olmasi. En buyuk aptallik “a” ya “ey” denmesi, sonra kelime icindeki durumuna gore 5 farkli sesle okunabilmesi ile basliyor. Bir kelimenin yaziliminin farkli olmasi okunusunun farkli olmasi ile devam ediyor.Kurallari formulleri ogreniyorsunuz, sonra kurala uymayan fiilleri durumlari sunlari bunlari ogreniyorsunuz. Bu niye boyle dediginizde bir cevabi yok sadece boyle, sorgulama sadece ogren diyorlar.
Burda yasadigim komik bi durum “can/can’t” ile bi cumle kurdugumda bi turlu ne dedigimi anlayamamalari mutlaka ikinci kez sormalariydi. Ogretmenime sordugumda ogrendim ki benim olumlu olarak kullandigim “ken”(can) diye telaffuz ettigim aslinda “can’t” oluyormus. can demek istiyosam “kin/KIN” a benze bisey soylemem aradaki sesli harfi mumkun oldugunca soylemem gerekiyormus. Aradaki sesli harfi vurgulayarak soylersem “keen” “can’t ” oluyormus. Tabi bu yorelere gore degisebiliyor. British ingilizcesi tamamen farkli.
Simdi bizim buralarda “dil dile degmeden dil ogrenilmez” diye bi atasozu olsa da dil ogrenmek icin sirf birsey onemlidir demek yanlis…
Koko bizim koyludur o yuzden kendisinden bu isin ayrintilarini tum mahalle cocuklari ile beraber kac defa dinledim anlatamam…
Odtu Ingiliz dili ve edebiyati bolumu bir arkadasim amerikanyaya gelmis ve amerikanyalilar icin ingilizce ogretmenligine (bi de amerikanyali olmayanlar icin ingilizce ogretmenligi var cunkum) baslamisti. Kendisi icin hocalari yazdigi “essay”ler icin “walla turkish boy senin ingilazcan bizimkine 10 basar, “yu ar sipiking porfekt ingilish” demislerdi… Ama ayni arkadasimla halk icine ciktigimiz zaman bi yemegi order etmesi iki saatini alirdi hatta benim tarzancamla onun yerine order ettigim cok vakidir….
Demek istedigim sudur : cumle yapisi agirlikli gramer, Kelime bilgisi, telaffuz ve kulak dort kaledir. Bu kaleleri ele geciren Amerikanyayi ele gecirir….
Ben sahsen Ingilazcaya Turklerden bir donem uzak durarak, bir yil surekli kitap okuyarak, bilmedigim kelimeleri ingilazcadan ingilazcaya sozluklerden bakarak ve caption’lu bol bol film izleyerek su an bulundugum seviyeye gelmis bulunuyorum…
Oyle ki bir siyah derili gardasimin bile ne dedigini anlarim… hatta bi kac problemle beraber bir jamaikaliyi bile anlayabilirim…o gadder yani
Ama pirimiz Bekir Agabeyimizdir…
Yorumcuların İngilizce öğrenme taktiklerinden çok istifade ettim. Hepsi bu işi sökmüş kişiler. (Hani bir reklam vardı ya, “hepsi okumuş çocuklar” diyordu. Maşallah Fethi Bey’in sitesinin eğitim durumu çok yüksek görünüyor…
Ben de akademik çalışmaların zorlaması ile İngilzice adında bir şeyler öğrendim. Okumam iyi. Fakat iş konuşmaya ve anlamaya gelince bu işi bilmediğimi farkediyorum. ÜDS denilen bir sınav var. Onu da geçtim ama hâlâ yetersizim.
Bu CNBC’yi internetten takip edebilir miyiz?
@Faruk Tepe
CNBC-E yi internetten takip edemezsiniz,
ama CNBC’de yayınlanan dizileri ingilizce altyazılarıyla birlikte internetten edinebilirsiniz.
Prison Break güzeldir mesela
Prison Break de cok guzeldir ama LOST u siddetle tavsiye ederim.
Prison Break?.. Violated in Cell’dan sonra mi cikti?
Get Lost da iyi ama bu baglamda oneremeyecegim..
Siddetle onermek gerekirse ‘Extreme Violence’ akla geliyor.

Bulundugum ulkede anadil ingilizce degil ispanyolca, ancak lise egtimini tamamlayan kisilerin buyuk cogunlugu ingilizceyi iyi derecede anlayip orta seviyede konusabiliyor. Bu konuda yakinimdakilere sordum, nasil ettiniz bu isi diye, genellikle aldigim cevap ingilizce muzik dinleyip sozleri ezberlemek ve filmleri altyazili olarak seyretmek oldu.Evet, ispanyolca ingilizceye akraba sayilir ama genede insanlarin bu kadar hizli ogrenmesi sasirtici. ikinci bir faktorde ilkokul (hatta anaokulunda) dil derslerinin baslamasi. Bunu Turkiyede yapmaya kalksaniz belki cok karsi cikan olacaktir ama insanin en iyi yabanci dil ogrendigi zaman bence 5-15 yaslari arasidir. o arada isterseni 5 dil ogretin, hepsini ogrenebilir.
ahmet birader dogru soyluyor. dil dedigin ne kadar kucukken ogrenirsen o kadar kolaydir.
simdi bizim ulkemizde imam-hatipleri kapatmak icin 8 yillik egitim ayagina anadolu liselerini de 4 yila indirdiler. cocuk simdi gidecek 14 yasindan sonra anadolu lisesine de dil ogrenecek! olma essegim olme.. pis herifler anasini bellediler memleketin. “disari! disari!” diye tempo tutmasini biliyorlardi mecliste ama..
Eger siz hala daha 8 yillik egitimin IHL’ler icin yapildigini saniyorsaniz, o masali uyduranlarin bir hayli basarili oldugunu kabul etmek zorundayim.
Isterdim, ama, malesef size asil sebebi soyleyemem.
LOST insanlik tarihinin dizi yapimciliginda ulastigi doruk noktadir… Ulusalcilar icin Kurtlar vadisi ne ise benim icin LOST odur… Altin tesbihimi alir her carsamba keyifle seyredemem…cunku her carsamba oynamiyor…emme 11 gun kaldi ucuncu season’un ikinci yarisinin baslamasina…

Hani o indirim gununu yada yeni cikacak urunu magazanin onunde sabahlayarak bekleyenler vardir ya ben de benim televizyonun onunde sabahlamayi dusunuyorum
Bi de Cince’de de problem oldugunu soylemek isterim. Biz Cin dili ve debiyati mezunu bir arkadas bugune kadar 2,5 dakikadan daha fazla bir Cinli ile diyalog yapamadi burada mesela… Demek ki cince egitimine de bi cozum bulmamiz lazim
bak kardesim muzmin misin nesin, sen ismini bile soyleyememissin ki bastan tut ki uzerinde konustugun konuda fikrini soyleyesin. birak bu isterdim ama soyleyemem ayaklarini. kendini onemli hissetmek hosuna gidiyor herhalde. ben o isin sesi cikmadan cok once bizzat CYDD’lerin kendi agizlarindan dinledim 8 yil davasini. Bir laf ettin miydi ya gerekcesi De sunamayacaksan ya da hic acmayacaksin agzini. ona gore haddini bil, adamin asabini bozma annadin mi?
Manyak bey, luzumsuz yere gerilimi arttırmayalım diyeceğim ama isminize bakınca dikkate alınacağından pek emin değilim.
Fethi bey,
Endise etmeyiniz. Maynakadam musteariyla yazan kendince kiymetli arkadasimizi mustear secimi yuzunden degil, yazdiklarina bakarak kaale almamak gerektigi kanaatindeyim.
Manyakadam bey/hanim,
Madem gerekcesini istediniz, soyleyeyim:
Kendimi onemli hissetmek icin degildi; sizin henuz hitama erdirmemis oldugunuz asikar ve hic de gerceklesecegi supheli olan olgunlasma surecinizde masallara daha uzun zaman icin siddetli ihtiyac hissedeceginizi dusundugumden, gercekleri aciklayip hayal dunyanizi yikmak istemedim.
Merhametten maraz dogdugunu bilirim, ama elimde degil.
Kadir Mevlamdan sizin bu masum simarik fakat hayalci cocuklugunuzu daim etmesini dilerim.
bak simdi aslanim, cevabi soyleyebiliyor musun? soylemiyorsun. ne yapiyorsun peki? top ceviriyorsun. o zaman devam et.
Soylerim, ama size kiyamiyorum. Daha cok gencsiniz…
Ben oynamiyorum. Ama, sizi engelleyemem.
Sayın manyakadam.
“Konuda uzman degilim, ama bu beni hic bir zaman engellemedi” cümlesini utanmadan sıkılmadan yazmış birine, ismi; bana küçük emrahın pek saygıdeğer,hertürlü acıdan müzmin annelerini hatırlatan bu seckin, çağdaş bireye, site kuralları içinde verilebilecek en uygun uslupla cevap verdiğiniz için teşekkürler.
Cocuklar,
Cok ayip..
Anne-babaniz gorse ne der..
Kucuk Emrah bey,
Size bir surprizim var: Uzman fetisiniz varsa, bu cok daha hayal kirici olacak, ama bu blogda yazan –ben dahil– hic kimse uzman degil.
Simdi.. bu realiteyi de size utanmadan sıkılmadan yazmış oldum.. uzgunum, ama, birilerinin soylemesi gerekiyordu.. Olgunlasma sureciniz icin bu gerekli.
Bunu bir vatani gorev de sayabilirsiniz. karsiliginda bir bedel isteyecek degilim.
Ikinci bir surprizim daha var. Kelimenin anlamini bilmediginiz ortada. tarifi geregi anneler muzmin olmak zorundadir. Anneniz muzmin degilse siz yetim olursunuz.
Iltifat gibi dursalar da kabul edemiyorum.
Tesekkurlerinizi boyle yerlerde heba etmemeniz gerektigini dusunuyorum, ama, her savurganliga da mudahale etme zorunda degilim tabii ki.. Etmedim sayiniz lutfen.
aferin, arkadasin her cumlesine bir bahane bulup cevap yapistir ki adam sansinlar dimi? tipik bir karakter kompleksi vakasi. olgunlasamayan kim aceba? bu arada ona yetim degil oksuz derler. daha isim kalmadi senle anonimadam. hadi au revoir..
Dogru. Duzelttim sayin lutfen.
Dogru da, goruldugu uzere, sadece bana mahsus bir halde degil gibi.. bulasici sanki
Hmm…
Yoksa hepimizin aradigi uzman misiniz?
Teshis icin tesekkur etmek isterim; bildiginiz bir caresi de var mi?
Gecici midir, yoksa boyle yasamak zorunda miyim; cok yasar miyim?
Sayın müzminanonim,
adaşız, lütfen fazla alınganlık göstermeyin.
ya konudan sapip sahsi dalasmaya yonelme konusunda ne kadar basarili milletiz. bravo.
Kucuk Emrah bey,
Vaktiyle, 12 Eylul zamanlari, bir grup arkadasla bir kosede sohbet ederken yanimiza 3 jandarma eri yaklasir ve ustumuzu arayacaklarini soyler. Hic beklemedigim bir seydir ve gayr-i ihtiyari agzimdan ‘Haydaa!’ nidasi cikar.
Bunun uzerine, erlerden birisi, ‘Haydaaa ha. yatin yere’ der.. Ben alik alik bakarken, arkadaslarim yere yatar. Ben yatmagi akil edemedigim icin, ustumu ayakta ararlar. Arkadaslarim da camur icinde kalir..
O gun bugundur ‘Haydaa!’ demeden once durup dusunmek ihtiyaci hissederim, ama simdi diyebilirim zannedersem..
Haydaaa!..
Iki noktada ‘Haydaaa!’..
Birincisi alinganlik gosteriyor degilim, ama icinde ‘utanmadan sıkılmadan’ gectigi icin cevap vermek istedim.
Ikincisi, bu ‘adas’lik meselesi.. Bu camia-yi Internet’te benim ismimi bilen bir kisi var diye biliyordum.. Simdi merak ettim.. Bana dogrudan bir email atin da teyid edeyim isterim.
Muzmin Bey,
Sayin Manyakadam insani bulbul gibi otturmesi ile yedi cihana nam salmis bircok yerde pek gozel yorumlarda bulunmus insanlardan bir insanoglu bir kardesimizdir…
Simdi siz 8 yillik meselesini sakladiginiz icin sizi konusturmaya calisiyor…
Obur taraftan diger iskenceci “Kucuk emrah” bey -ki kendisi ile bu camiada ilk defa garsilasiyorumdur - de isim meselesi anne-baba meselesini getirerekten “ben senin anani da tanirim babani da tanirim, ismini de biliyom” diyerek sizin secerenizi ogrenmeye calismakta… Onun iskence metodlarini cok fazla kavrayamadim emme ismindeki “guccuk” ibaresinden meslekte yeni oldugu kanaatindeyim…
Siz de ikisine karsi Masallah yirmi yillik iskence mahkumu gibi herseyi soyluyonuz da ogrenmek istediklerini anlatmiyorsunuz…

Wallahi ilgiyle izliyorum…
Bu konuda soylemek istedigim tek sey “iskence insanlik ayibidir”
Hormetlerimle….
Yaw bi guccuk notta guccuk emraha : Muzmin beyin adini ve paypal adresinizi benim email gutucuguma yollayin 500 ameriganya lirasini hesabinizda bilin
Benden de 1500 Amerikanya lirası! Hatta 2500 bilem yapabilirim. Nasılsa maaşım artacak yakında az da olsa…
Fethi Bey,
32′yi siler misiniz lütfen! Kahrolası klavyede bazı tuşlara sert vurmak gerekiyor. Yakında bu klavyeyi de değiştireceğim. Güççük Emrah Bey’e vireceğim 2500 Amerikanya lirasından düşerim artıkın.
Fatih bey, Metin bey, [alfabetik]
Candan (Inikas) hanimin blogundan erisip baktigim Cansihaya blogunda soyle bir anekdot var. Degisik versiyonlari baska yer ve zamanlarda gorulmekle beraber, benim oturup yazmama gerek duyurmadigi icin bu intihale karsilik kendisine sukranlarimi sunuyorum:
Her ne kadar bu hikayeden murat aptal sarisinlarin pek de oyle olmayabilecegi ise de (ben oyle anliyorum), benim muradim o degil.
Sizler –bonkor beyler– sozkonusu meblagi bana lutfederseniz istediginiz bilgiyi –teyid etmek sarti olmaksizin– takdim edecegime emin olunuz.
Bu arada, ilgili bilgileri bildigini soyledigim kiymetli ahbabimin su an burada olmadigini farzediyorum. Eger buradaysa, bilgileri mahremiyetine sadik kalacagina emin olmakla beraber, yine de hasilati kirismagi teklif ediyorum.


Ha.. evet, benim mazosit tarafim tabii ki vardir.. Ama, bunu sadistligimle dengeledigim icin cok zararini gormuyorum
Heh heh! Teklifiniz gözel, fekat şu ibareyi atlaMAmakla isabet edeceğimi düşünmekteyim Muzmin bey:
“–teyid etmek sarti olmaksizin–”
Ben de 3 noter tasdikli nufus cuzdani sureti ve muhtardan ikametgah senedini de yaninda istiyorum….
Yok oyle uc kurusa bes burger…
Cok zorlamayin derim.
Bizim hukuk ictihadimiza baska sekilde gecmis olsa bile, burada faydalanabilecegime eminim:
Internet’teki tansactionlarin belgesi olmaz.
bence adaşlık şöyle; küçük emrah=müzmin anonim
OOh dear God, you made many many poor people. I realize of course, it is not shame to be suffered by the bears in the middle of the deserts.what would have been so terrible if I had a little fortune….
if I were rich(?) man. dubi dubi dubi dam
all day long I bidi bidi rich..
If I were a wealthy man…..
Are you drinking dope
There are other ways to cope
You will get better I hope
do not say a “laf” after may laf. i am warning you
pls pay attention the thing on your kitchen, be a real man!
Have u ever watched “Pope-a-Dope”,
Fethi the president, everybody let’s vote!!!!
Just like Ali used to say rope-a-dope,
but watching this show, i wana use some dope
heh eheheh ehhe
brother fatih! you are not my namesake,
pls first give my money for the god sake
i have just make up all the lafs from my kitchen
have you ever met like a thiz man in your kitchen
it is not your money, until i heard “the name”
if i send it before that, some ‘ll call me “lame”
trust me and gave “the name”, don’t play any game
i promise u after that, there will be no one to blame
iwarned you fatih,dont blame me,
from now on you are my namesake,time is up
this is my and your real name, hans up!!!
where is the your kichen, show up!
iwarned you fatih,dont blame me,
from now on you are my namesake,time is up
this is my and your real name, hands up!!!
where is the your kichen, show up!
Turkiyedeki ingilizce egitiminin yetersizligi yada ise yaramamasi ile ilgili olarak 47 nolu yorumu ornek olarak gosteriyorum
you are a smart guy , i see,if you want to say a laf in your deepinside after all my lafs,i am warning you,i remembered that i forgetted to add just “şat the fak up”. but i know you are very smart guy…hush hush
Walla ne diyem bilmem kine; bu durumda olsa olsa şöyle höykürmek iktiza ediyür Güççük Emrah Bey’e:
Evvela isim, honey!
Sonra alırsın money!
emrah production represents a new club.
our registired members for now:
the head of club, Mr.Emin the desertveteran,
Mr. ertugrul from hurriyet
the anonimus müzmin
?
our philosophy: “this is pencil, this is maydanoz, this is emrah, We are the emrahs, We are the best”
is there anyone who wants to club in?
While it may look like a silly nick;

It’s really a name and it’s Chronic.
emrah production represents a new club.
our registired members for now:
the head of club, Mr.Emin the desertveteran,
Mr. ertugrul from hurriyet
the anonimus müzmin
?
rejected volunteers:
the moneyeye : too smart
the poor: too poor
our philosophy: “this is pencil, this is maydanoz, this is emrah, We are the emrahs,We are clumsy hunters, Bears are not enemies, We are the best”
is there anyone who wants to club in?
I have never deigned to accept membership to any club that admits persons of my kind.
Yaw club falan deyince aylima geldi cahrlie chaplin’in “charlie chaplin look alikes” yarismasinda 3. geldigini biliyormuydunuz?
Gerci bazilari elemeleri dahi gecemedigini soyluyor…
Yani demem o ki Muzmin Bey, siz bu kluba uye dahi olamaya bilirsiniz
Fatih bey,
“Hepimiz Müzmin Anonimiz” denen bir ortam oluşabilir bu gidişle.
Yani, Fatih bey, boyle bir gunde insan boyle seyleri alistira alistira soyler dimi..
Simdi.. uye olmagi reddetigim bir klubun uyelik teklifini geri almasi beni ziyadesiyle uzer tabii ki
Bir yerlerde bir posyter vardi diye hatirliyorum. Soyle bir sey yaziyordu galiba onun uzerinde:
‘Muzmin Anonim, hazirun loaths you’
Ya da baska bir seydi.. hafiza-i beser iste..

Fethi bey,
Her yerde “dost” edinir 

olusur olusmasina da siz ondan korkmayin… Siz muzmin bey’in o yazisinda bahsettigi intikam almak icin bekleyen ve “ne alakasi var kardesim, Allah korusun, ben ne muzminim ne anonimim, muzmin olmak hem kitaba aykiri, ayrica anonim adina rahmet dilenemez rahmet bir kisiye dilenebilir” dusuncesindeki insanlardan korkun…
Yoksa o slogani atacak kisi sayisi samimi soyluyorum itiraz edecek kitle ile karsilastiralamayacak kadar kucuk bir kitle olacaktir…
Cunki Muzmin Bey blog camiasinda cok “seveni” olan bir insandir
Muzmin Bey,
korkmayin , ben gerekirse uyeligimden ek kart cikartir yine sizi club ortamina alirim
Metin-thePoor is not poor und das Fenster ist geschlossen, Monsieur Emrah. Arrivederci. Ciao!
ŞOK ŞOK ŞOK. HOT NEWS from Hot club.
Yönetimi yaptığı darbeyle ele geçiren The anonimıs müzmin clubın yeni oluşumunu şöyle açıkladı:
“emrah production represents a new club.
our registired members for now:
the head of club, the anonimus müzmin
the doorman: Mr.Emin the desertveteran,
Mr. ertugrul from hurriyet
?
rejected volunteers:
the moneyeye : too smart
the poor: too poor
our philosophy: “this is pencil, this is maydanoz, this is emrah, We are the emrahs,We are clumsy hunters, Bears are not enemies, We are the best”
is there anyone who wants to club in?
sıcak haber bu sayın seyirciler ama yeni başkanın “maydanoz” kelimesini okurken pek bir vurgulu okuması tabiki kimsenin gözünden kaçmadı.
sırada magazin haberleri var. Fenerbahce klübü yeni forvet adayı aramaya başladı. Rakip defansın ilgisini dağıtacak, defansın “aman gol yemeyeyim” diye düşünmesini unutturup “hadi hep berabbar gol atalım” düşüncesiyle hareket etmesini sağlayacak, seyir zewkini güelleştirecek, kendi takım arkadaşlarının forvette kendilerini unutturmasını sağlayacak fizikli ve cesur bir forvet adayı aradığı kulağımıza gelen bilgiler arasında. maliyet hesabı yapan yönetim eğer şartlarda uygunluk sağlanırsa halle bery yada birtni spırsı transfer edecek. olmazsa yerli tuğba isimli bir demet forvet adayı zaten gönüllü. Eğer federasyon yine fenerbahce düşmanlığı yapıp, kadın forvete izin vermezse, estetik cerrahlar dereağzında bekliyor. Fatih ürek yada ertuğrul özkök şimdiden anlaşılan adaylar arasında.
sağlıcakla.
Bilmez miyim.. benimle tenha bulusmak isteyen cok kisi oldugunu..
Cenazemde cok nuyuk bir kalabalik olacak onu da biliyorum. Emin olmak icin yuzumu actirip bakacaklar –hesapta son bir defa gormek icin
:))
Allah razi olsun. Allah gonlunuze gore versin –hatta dasini, cok dahasini versin.
kanki, müzmin kardeş, uyarmadı deme, işkence kralı Naro ve TC el ele vermiş, ve seni arıyomuş her yerde, niyeti bozmuşlar, sana “müzmin”liğin ne demek olduğunu uygulamalı öğreteceklermiş. alınma ama. bence hemen kaç
i dont know but i have been told
“anonymous” ..sy is mighty cold
ohh good, real good, tastes good
Merhabalar, ben bir ingilizce öğretmeniyim, herşeyden önce okullarda verilen ingilizce eğitiminin kalitesizliği aşikar. Kabahatin bir kısmı öğretmenlerde büyük bir kısmı ise ingilizce kitaplarını yazdıran ve “grammar-translation method” diye tabir edilen dilbilgisi ve çeviri üzerine işleyen 1960 larda kullanılan
sistemi öğrencilere reva gören M.E.B. ve Talim terbiye kurulunundur. Aslında öğrencilerin hatırı sayılır bir kısmı günlük iletişimde kullanılan gerçek ingilizceyi öğrenmek ve kullanmak için can atıyor.Fakat kalabalık sınıflar ilköğretimlerde haftada 4 saat liselerde de haftada 3 saat gibi kısıtlı ders süresi bu işi baltalıyor. Dahası, dil öğrenimi sadece dil öğrenimi olmuyor. Başka bir milletin mantığını kültürünü, düşünüş ve yaşam şeklini kabullenip öğrenmek gerekiyor. Yoksa biraz dil öğrendikten sonra “Burda aslında şu kelime olmalıydı.Hocam sanırım cümleniz hatalı! ” tarzında konuşanları duyar gibiyim. Bu öğrencilerin ukalalığından ziyade
öğrenmeye çalıştığımız yabancı dili konuşan insanların bizden yaşayış ve düşünüş olarak farklı olmalarıdır. Türk’e Türk’ten başka dost olmaz hamasi milliyetçilik anlayışının üstesinden insanlar en az bir yabancı dil öğreterek üstesinden gelinebilir. Ya da yeni nesile empati yeteneği kazandırmak isteniyorsa yabancı dil öğretip klasiklerden bazılarını okutmak işin bir parçası olabilir. Bu yazıya yorum yapan Blue takma adlı arkadaşın dediği gibi” Bu iş çok su götürür.”
İşin içinden biri olarak açıklamanızdan dolayı teşekkürler.
FST
Yaziniz hemen etkisini gostermis Fethi bey, arkadaslar ingilizce yazismaya baslamislar..
SELAM MELAM KELAM GÜNDOĞAN FAHRİYE ILICAK AML EML 9A BİT SINIFI
HEPİNİZİ ÖPTÜM