Hepimiz Bürokratız
FST Ocak 28th, 2007
Hep öğrenciler mi ders alacak, bazen büyüklerine çok güzel bir ders öğretebiliyor gençler. Okuduğum haberle Tükiye’nin en zeki üniversite öğrencilerinin Galatasaray Üniversitesinde mi yoksa Bahçeşehir Üniveristesinde mi olduğu konusunda kararsız kaldım. Tabii emin olduğum tek şey özel üniversite rektörlerimizin dahi rejim bekçiliği görevine uygun öğrenci yetiştirme yolundaki üstün başarısıdır. Türkiye için ümitsiz olmayalım. Bakın ANAP genel başkanı Erkan Mumcu Bahçeşehir Üniversitesinde ders verirken neler olmuş:
Bahçeşehir Üniversitesi’nin düzenlediği ’Siyaset Okulu 3’ eğitim programının dünkü oturumuna katılan Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, “Türkiye’nin sisteminin adı bürokratik sistemdir. Anayasa’da yazmasına rağmen demokratik, laik, sosyal devlet değildir. Bu devlet kıtlık rejimiyle yaşayan, karaborsa düzenini koruyan bürokratik bir devlettir” diye konuştu.
Bir öğrencinin “Hükümeti eleştirmeye çalışırken, haddinizi aşarak Mustafa Kemal’in kurduğu sistemi eleştirdiniz” demesi üzerine Mumcu, “Kastım, rejim adı altında bize sunulan ve Anayasa’da yazılı laik, demokratik, sosyal hukuk devleti vasıflarından hiçbirinin gerçekleştirilmemesi. Bazen haddi aşmak lazımdır” yanıtını verdi.
Öğrencinin uyarısı tam zamanında yetişmiş (coşkuyla alkışlandığı yazılmamış ama öyle olsa iyi olurdu). Erkan Mumcu isim vermeden Kemalizmi eleştirmeye kalkmış. Kurnaz tabii bürokrasi diyerek ihaneti bulanıklaştırmaya çalışmış ama cumhuriyet nesli, özellikle de parası bol özel üniversite gençliği kazanımlarını koruma noktasında çok uyanık. Gerçi bu kazanımların babalarının kolay para kazanmasını sağlayan devletçi ahbap çavuş besleme kapitalizmi, yani bir ölçüde Erkan Mumcunun bahsettiği bürokratizm sonucu elde edilen rantlar olduğunu iddia edenler çıkabilse de, ben o kadar fesat olmadığımdan bu kazanımların fötr şapka, arşın, endaze yerine metre, okka yerine kilo kullanımı, kargacık burgacık Arap harfi yerine ilerici Latin alfabesi, akşam ezanına bağlı saat yerine atom saati, Hz. Muhammed’in takvimi yerine Hz. İsa’nın takvimi, seçileceği önceden belli adaylar ve tek parti için eşit oy kullanma hakkı vs. olduğunu takdir ediyorum. Türk özel üniversite gençliği beni bu hafta ikinci defa duygulandırmıştır. Dün, en fazla Hürriyet, sonra Cumhuriyet okuyan Galatasaraylılar, bugün “Mustafa Kemal’in sistemini eleştirmek haddi aşmaktır” diyen Bahçeşehirlililer.
Mumcu’ya ilerici gençlik haddini bildirmiş ama ben bugün gazete manşetlerini taradım ve ”Hain!, Ataya Hakaret” gibi birşey görmedim. Malum Atilla Yayla da üç aşağı beş yukarı benzer şeyler söylediğinde yer yerinden oynamıştı. Herhalde toplantı AKP panelinde değil de ilerici bir üniversitede olduğundan ses çıkmadı fazla. Ben diğer üniversite gençliğini de bekliyorum. Aman uyanık olalım. Haydi Koç, Beykent, Okan, Haliç, Has, Çankaya vs. sizler de sesinizi yükseltin. Haddi aşanlara tepkimizi meydanlarda gösterelim.
Benim önerim “Hepimiz Bürokratız, Hepimiz Memuruz” pankartlarıyla meydanları doldurmak.
Efendim, bu konuyla dogrudan alakali degil ama siyasilerimizin aslinda o kadar soguk ve espri anlayisindan yoksun insanlar olmadiklarini gosteren bir diyalog Aksam gazetesinden geliyor.
(Enerji Bakanlığı bütçesi görüşülürken) Bakan Güler: Doğalgaz anlaşmalarıyla ilgili bilgi notunu kitapçık halinde yarın hepinizin kutularına koyacağız.
CHP’liler: Ne kutusu?
Güler: Arzu ederseniz elinize veririm. Her yıl 4 milyar dolar denize gidiyor beyler, bu sidik yarışından dolayı, affedersiniz.
Anavatan sırası: Bugün ağzınız çok bozuk sayın bakan; kutuya koydun, ele verdin!
Güler: Peki, şöyle diyelim, idrar yarışı diyelim.
Güzel diyalog olmuş.
Fethi bey,
Baska hangi ilmek altinda yazmam dah auygun olur diye dusundum, ama, nereyi sececek olsam tarafgirlik imasi tasiyacakti. O yuzden, Erkan Mumcu ve Burokratizm basligi altinda yazayim.
Konuyla dogrudan ilgisi olmadigini tahmin etmissinizdir –ve, bunun da benim acimdan pek bir istisna teskil etmeyecegini biliyorsunuzdur.
Suraya gelmek istiyorum:
Izlenimler ile [Muzmin] Anonim’in tanismasi AKP iktidarindan oncesine gider ve o tarihlerdeki sacma sapan uygulamalari cogu zaman beraber tenkid ettik. Sizi bilmem ama ben tenkid etmek adinda degil, yanlisligin yanlis oldugunu soylemek icin oyle yaptim.
Ve, bu da o konsjonkturde, AKP’nin gonuldasligi gibi duruyordu –cunku, ayni yanlislari AKP de, muhalefet ve magdur oldugu icin, dile getiriyordu.
Fakat, Amerikancada guzel bir soz var “Don’t malke political jokes for they may get in” [mealen: “Siyasette essek sakasi yapmayin, secilir basiniza gelir”].. ve, oyle olmasa bile, AKP isbasina geldi.
Iyi de oldu –ya da oyle oldugunu dusunduk. En azindan ekonomi –rakkamlara bakarsak– hic de fena gitmiyor. Paradan sifirlari def-i bela eyledik, enflasyonu dizginledik, dolar ve euro artmiyor, faizler de fena durumda sayilmaz.
Genel anlamda refah ve huzur bu demek midir konusunu irdelemedik pek. Ne siz, ne ben ne de baskasi. Olsun, sorun degil. Issizlik konusu bizim kronik dertlerimizdendi zaten. Baska bir zaman cozeriz.
Fakat, mesele sadece o degil. Cozulmesine talip olduklari baska seyler daha vardi. Basortusu bunlardan biriydi ve belki de baslicasiydi. Avrupa Birligi de digeri. ABD ve Israil’e haddini bildirmek de otekisi.
Peki gelinen noktada neredeyiz?
Valla.. Bu saydiklarimdan herhangi birisinde bir arpa boyu yol katedilmis degil; aksine, geriye gidis sayabileceklerimiz de az degil.
Peki, siz neredesiniz?
Benim gordugum kadariyla, benzer durumdaki baska pekcok kisi gibi, hala daha ‘oteki’ denen hayaletlere prim vererek, AKP’nin yapamadiklarini, yapmadiklarini ‘ama, yakisiyor haspaya; ne de olsa benim karimdir’ modunda gecistiriyorsunuz.
Olabilir. Gonul bagi onemlidir tabii ki. Ama, gonul baginiz ne iledir? Iktidara gelmis bir parti ya da kitle ile mi, yoksa durumlarinin iyilesmesini bekleyen insanlarla mi?
Ben, nedense, ilkiyle oldugunu dusunuyorum ve sizi elestirmek ihtiyacini duyuyorum, bunu da buradan –kendi sitenizde– yapmak istiyorum. Benim anladigim anlamda durustluk bunu gerektiriyor cunku.
Vaktiyle Dinc Bilgin’in (yeni actigi, kendi gazetesi) Sabah icin soyledigi ‘proteinsiz’ yakistirmasina yaklasiyor bence Izlenimler. Eskiden boyle degildi diye hatirliyorum. Yani, bu kadar magazinel degildi.
Elde kala kala uc-dort ana baslik kaldi, mazleme olarak: Dogan grubunun anlamsizliklari, Ataturkcu gecinenlerin sacmaliklari, burokrasinin garabetleri vs..
Yani, her devirde reyting getirmek ihtimali olmakla beraber magazin..
Ucuncu sayfa (cinayetler) ve orta sayfa (ciplak kadin ve et teshiri) metaforlarini eklemege ramak kalmis gibi duruyor, bunlari da eklerseniz tam bir tabloid olacak; ve eger olursa, bence cok yazik olacak.
Ulkenin dertleri bunlarla kisitli degil bence…
[Yayin politikaniz tabii ki sizin bileceginiz bir seydir; ama, okuyucu olarak bir seyler demek gerektigini dusundum. Rahatsiz edecek ya da darilacaksaniz, umarim kaale almazsiniz.]
‘Rahatsiz edecek’ degil ‘Rahatsiz olacak’ olmaliydi.
Müzmin Bey,
Oncelikle tenkidiniz icin tesekkurler. Aklimdakileri yazmaya vesileolabilir dusuncesiyle cevap vermeye calisayim.
Aslında bir önemi yok belki ama sizinle tanismamiz en erken 2004 sonbaharinda olabilir, zira blogu 2004 yazinda acmistim. Muhtemelen sizinle ilk karsilasmamiz 2005 Subati filandir. AKP öncesi dönemle ilgili fikirlerinizi pek bilemiyorum ama tahmin ediyorum, dolayısıyla muhtemelen hemfikir olabilecegimizi zannediyorum.
AKP ile ilgili söyledikleriniz de doğru, basortusu (YOK, Eğitim meselesi vs.) basta ozgurlukler konusunda daha geriye gittik, AB isi nispeten olumlu mecrada, ABD ve İsrail konusunda benim herhangi bir beklentim yoktu.
Bu kısımdan benimle ilgili yanlış bir kanaat taşıdığınız izlenimine kapıldım. AKP’ye gönül bağını bırakın, ortalamanın altında bir sempatim vardır. Hiçbir siyasi partiye bel bağlamam. Hamdolsun Türkiye içinde kendime yetecek derecede içtihad yetkim olduğuna inanır ve parti, grup, cemaat, lider izlemem.
AKP’nin yapamadıklarını, mesela kırtasiyeci bürokrasi ile mücadelede başarısızlık, rantları ahbaplarına dağıtmayı engelleyemeyip bilakis arttırma, başörtüsü meselesini unutturmaya çalışma, garip totaliter tavırlar vs. kabullenmiyorum ve bu konularda yeterince yazı yazdığıma inanıyorum.
Benim gönül bağım elbetteki memleket insanıyladır. AKP bugün elit bir harekete dönüştü, içinde hala takdir ettiğim insanlar mevcut ama genel anlamda parti benim için artık birşey ifade etmiyor.
Öncelikle neden darılayım, beni ciddiye almasanız bu tür yapıcı bir eleştiri yazmazdınız, teşekkür ederim.
Yayın politikasına gelince. İşin aslı ben bahsettiğiniz eskiye göre daha magazin ağırlıklı bir yöne kaydığımı düşünmüyorum. Şurada 2 yıllık bir geçmişim var ve arada arşivleri dolaşıyorum, üç aşağı beş yukarı aynı konularda dönüp duruyorum. Tarzımda ve seçtiğim konularda nasıl bir farklılaşma var kendim süzemiyorum belki de.
Aslında benim yola çıkışımdan beri yazdıklarımın kaynağı kabaca tam da sizin bahsettiğiniz o üçleme, Doğan grubu, Atatürkün sırtından geçinenler ve bürokrasi idi. Hala değişen birşey yok, muhtemelen bundan sonra da değişmeyecek. Zira ülkenin dertlerinin aslında fiilen bunlarla ilişkili meseleler olduğunu düşünüyorum.
Bazen genel tarzın aksine “ağır ve ciddi” kaçan yazılarım da oluyor. Ancak kendim daha ziyade mevcut türdeki eğlenceli yazıları yazmaktan hoşlanıyorum. Belki de bu sebeple siteyi ziyaret eden 3-5 kişi yazılanlardan hoşlanıyor.
Bir ara “ciddi” yazılar için ayrı bir site açmayı düşünüyordum. Şu anda kararsızım. O işleri çevrede başarıyla yapanlar çok. Bence herkes kendi kulvarında kalmalı.
İzlenimler ben başlangıçta tam olarak öyle niyetlenmemiş olsam da bir mizah sitesi haline geldi. Bazı yazılarımın aceleye geldiğini, bazılarının eksik, yavan ve başarısız olabileceğini, -hatta siyasi içerikli bir iki manken ve spor yazısı yazdığımı dahi- kabul ediyorum. Yine de genel olarak mizahın içinde çeşitli problemlere değinmeye çalıştığımı da düşünüyorum. Reyting kaygım olmadı ve olmayacak çünkü bu işten para kazanmıyorum, hatta durumum itibariyle ne kadar az bilinirsem o kadar iyi diyebilirim. Bir tür Engin Ardıç’ın amme hizmeti görüp bedavaya çalışanı gibi kabul edebilirsiniz.
Sonuç olarak, dediğim gibi sanki geçen yıl yazılanla bu yıl yazılan arasında hiç fark göremiyorum, yine de dikkatli olmaya çalışacağım.
FST
Fethi Bey,
Bence her yazınız yeterince “ciddi”. Mizah da ciddi iştir zaten.
Ama sözlükteki anlamıyla “ciddi” yazıları siz yine yazın ve bence ayrı bir sitede toplamak yerine burada yayımlayın derim naçizane.
Metin Bey,
Siz Müzmin beye katılmıyorsunuz o halde, öyle mi anlayayım? Çünkü ben eskiye nazaran bir fark göremiyorum.
Evet, bu konuda Muzmin Bey’le aynı fikirde değilim.
Hmmm…
Bu katilmayisin sebebi yeterince eski olmamak olabilir mi?
Bilmem. Belki de öyledir…
Sey demek istiyorum.. Daha eskiden daha bir temel seylerdi elestiriyordunuz –bununla sizi bugun AKP yalakasi olmakla itham ediyor degilim– o meseleler cozulmemis olmakla beraber onlari tartisan kalmadi gibi..
Bu da beni bu elestiriye yoneltti.
Bugun tartisacak seyler onlar degil tabii –sosyal hayatta, siyasette, problemler cozulmeden de gundemden dusebilir. Ama, bugun uzerinde durmamis gerekenler var ve baska.
Mesela, Dogan grubunu radardan dusurmegi teklif edebilirim. Iki sebebi var.
Birincisi, onlarinda da bir tur uzan muamelesine maruz kalacagini dusunuyorum.
Ikincisi, oyle olmasa bile, artik (sayilara bakmayin) marjinellesmistirler.
Dolayisi ile, ugrasmaga degmez bence.
Benzer bir seyi de Ataturkcu murtezika icin soyleyebilirim saniyorum. Onlar da marjinallestiler. Bu murtezikanin varligi dahi artik mizah sayiliyor.
Burokrasi..
Evet.. Bunu elestirmek gerekiyor tabii. Ama, salakca lafla eden burokrati degil bence. Cunku, o bitmez bir maden.
Sistemi elestirmek daha iyi olur. Olur, da, bana siz simdi cikip nesnel ornekler verin filan diyebilirsiniz.
Acele bir isim cikti, hemen gitmeliyim
Muzmin Bey,
Ben de birsey deyip mekan degistirecegim….
Hurriyet grubunun marjinallestigini bilen kac kisi var ki? Onemli olan halkin da bunu farketmesi… 3 buyuk televizyonu ve cok satan gazeteleri ile halk manupule edildigi surece bu olanaksiz gibi…
O yuzden o noktada size katilmiyorum deyip “o” isinizde size yardima geliyorum
Metin bey,
Sizin yorumculuk en az Müzmin beyinki kadar eski olsa gerek. Zaten topu topu 2 senelik bir blog, ben sizi epeydir hatırlıyorum.
Müzmin Bey,
Daha bol bir zamanda daha nesnel örenkler verirseniz iyi olur
Fethi Bey,
Yanılıyorsunuz. Ben blogistan topraklarına yorumcu olarak ayak basalı yanlış hatırlamıyorsam sadece 14-15 ay oldu. Jazzetta’yı ise Haziran’da açmışım. Muzmin Bey benden çok daha eski. (Bakın “yaşlı” demiyorum!)
Bürokratik yapının ve sistemin eleştirilmesinde Atilla Yayla’yı sonuna kadar haklı bulmuştum. Mumcu da pek farklı birşey söylememiş. Siyasi tarihimizdeki yapılanmayı sitemdeki http://www.pakvizyon.com/?p=59 yazısında incelemiştim. Tek partili yönetimin bürokratik yapının konuşlanması tamamlanasıya kadar sürdürülmesi, anayasanın bürokratik ve siyasi çerçevesini tamamlayasıya kadar güçler birliğinin uygulanması, devrimlerde “genel irade” ve “beka” adı altında otorite tarafından yapılan yenilikler, Halk Partisinin korporasist uygulamaları, devlet politikasında solidarizmin benimsenmesi ve “halkçılık” ilkesini şekillendirmesi, vesayetçiliğin bürokratik yapı tarafından özümsenmesi ve anayasanın otoriter siyasi damarı beslemesi… hepimiz bürokratız!…
Metin Bey,
Ben “izlenimler sitesi” yorumculuğunu kastetmiştim.
Fetih Bey,
Yok yok, İzlenimler yorumculuğunda da Muzmin Bey benden çok daha kıdemli, yanlış bilmiyorsam şayet.
17′ye ek:
Hem İzlenimler çok eski bir blog olmayabilir ama içinde boş boş oturulmayan bir yazlık. O yüzden Muzmin Bey’in benden ille de beş on yıl kıdemli olması gerekmiyor. Benden önce çok yorum yapmışlığı var burada, görebildiğim kadarıyla.
Metin bey,
Konunun ciddiyeti üzerine bilimsel bir arşiv araştırması yaptım, buna göre sizin İzlenimler aboneliğiniz Ocak 2006′da başlamış görünüyor, Müzmin Anonim ise Mart 2005 olabilir, daha eskisini göremedim. Aranızda 8 ay kadar bir fark görünüyor.
Selamlar.
Muzmin Anonim mustearini kullanmaga baslayisim hayli yenidir. Daha onceleri blogistan’da sadece ‘anonymous’ idim.
Tubitakci yarenle Pardus konusunda yazistiklarimiz yukaridaki tarihe dahil mi?
Fethi Bey,
Bence çizginiz gayet makul ve rahat!
Hiç değiştirmeyin! Siz bu üslubun ustasısınız bence.. Fakirin tatsız tuzsuz , kuru mekânından azıcık çıkıp da nefes alabildiği iki yerden biri.
Türkiye’nin çok temel problemleri var ki bunlar zaten diğerlerine analık ediyor,siz de onları gayet güzel işliyorsunuz..
Fakir sizin blogda misafirlikten çok zevk alıyor.
Magazinin dahi fikir taşıyabileceğini göstermeniz çok mühim!
Ciddiyetin faşizmine hayır !
Nedir abi!?
Ormanda ateş yakmayın
Ormanseverleri ağlatmayın!
Bu mudur?!
Ah.. ah.. Metin bey attigim pasi goremedi ve pisman olacak..
Ve Afsar bey, bu gidisle Izlenimler’e mahkum olacaksiniz..
Taktik konusunda daha cok mesafe katetmeniz gerekir cook..

Metin Ağebey’e ve Afşar Bey’e katılıyorum.
İzlenimler’in mükemmel bir çizgisi var ve bu çizgisini devam ettirmeli.
Bu ülkenin -kah sistemden de beslenenerek, kah sistemi besleyerek- başına bela olmuş üç şey var ki bunlar da “Doğan grubu, Atatürkün sırtından geçinenler ve bürokrasi” dir.
Fethi bey’de o nezih uslubuyla bunların ipliğini çok güzel bir biçimde pazara çıkartıyor. Ne kadar iplik çıkarsa o kadar çok iyi olur.
Burada işlenen her absürdlük temel anomalilerimize dayanan bir eleştiri ve bunu da mizah ile birlikte çok iyi yapıyor Fethi bey.
Fatih de bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi yerinde bir laf etmiş; bugün hala geniş kitleler bu Doğan grubunun dezanformasyonu altında ve bu şekilde beyinler iğdiş edilip duruyor.
Kaç kez söyledim bilmiyorum; keşke imkan olsa da Fethi Bey’i çok daha geniş kitlelerin günlük takip edebileceği bir yerlerde görebilirsek. (Kitap meselesi ayrı, ondan da geniş kitleler)Ben
Fethi Bey vb. ne kadar okunursa o kadar iyi.
Devam Fethi bey, Allah kaleminize kuvvet versin..
Yahu durun ben bu yazıların tadını çıkarmaya yeni başladım. İki sene okuyunca biz de Müzmin Bey gibi sıkılmaya başlayabiliriz belki ama şu an çok güzel. Coşkuyla okuyorum.
Müzmin Bey,
Demek ki bende bir farklılık yok, sizin bakışınız değişmiş olabilir. Ben de size nacizane biraz gevşeme tavsiyesinde bulunayım.
Muzmin Bey,
Pası kaçırdığım için çok üzüldüm şimdi. Şu fakirin jetonu artık ikide bir paslanıp duruyor, n’apayım, gencim gencim derken kendimi avutmaya başladığımın farkına varmaya başladım -kendime not: gerçekler acıdır, biber de.
Ah ah, zaman yine de geçiyor! Şu garip de zamanın ardında koşturmaktan nefes nefese kalıyor… Dolayısıyla insanda (bkz: bendeniz) bazen akıl ve fikir tatile çıkabiliyor…
Fethi bey’in çizgisi iyi. Hürriyet gazetesini hedef alması da önemli. Evet gazetenin çizgisi belli, demokratik ve makul olmalarını beklemiyoruz. Zaten mesaj “bre Hürriyet gazetesi, kendine gel, yanlış yapıyorsun !” değil… Hürriyet’in, hem kamu görüşünü, hem siyasi görüşü yönlendiren ve sabit fikirleri ve ezberleri kemikleştiren bir sesi var. Ciddiye alınıyor. Galatasaray üniversitesinde Hürriyet gazetesine ödül verilmesi dikkate değer. Bu gazete harbiden ciddiye alınıyor yaw !… İzlenimler çarpıklıkları iyi yakalıyor, iyi aktarıyor. Fethi bey’in ciddi blog’unun fazla okunacağını düşünmüyorum. Ona mizah yakışıyor ve bence iyi yapıyor.
AKP sempatizanlığı konusunda ise; Fethi bey bürokrasi konusunda yazdığı yazılarda bir ayrım gözetmiyor, hepsine bindiriyor; kaldı ki AKP’ye sempati duymasının da makul sebepleri olabilir. (bkz: Cumhurbaşkanlığı seçimlerina adaylık konusu)
En uzak mesafe :
Ne Afrika’dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe:
iki kafa arasındaki mesafedir,
birbirini anlamayan…
Can Yücel
Fethi bey,
Ben olsam soyle soylerdim. ne sizin ne de benim bakisim pek degismemis galiba. Degisen, iklim…
Sunu demek istiyorum: Kis mevsimindeyken, hem siz hem de ben soguktan tir tir titreyenleri, acikta yattiklari icin olenleri vb dikkate alip kis mevsimini, ve acikta yatanlara ilgisiz kalanlarimizi elestiriyorduk.
Simdi, o kis –essentially– gecti. yaz geldi. Kisi olmeden atlatanlar karin cok yagdigi bolgede olmalari hasebiyle daha bir yesillik (bolluk) yasar oldular. Fakat, yaz mevsiminin de sorunlari var. Kitlik, kuraklik vb..
Kisi ehven atlatanlar simdi kitlik ve kuraklikla yuzyuze.. Ben bu yeni magdurlara da ilgi duyulsun demek istiyorum..
Ama, anladigim kadariyla, siz yaz mevsiminin onca yillik hasretiyle, ve nihayet kismen kavusmus olmanin sevinciyle, yaz mevsiminin dertlerini pek dikkate almiyor gibisiniz.
[Sizi cok da kiniyor degilim. Ama, yaz da gecer.]
Yani, ne siz ne de ben cok degistik..
Haklisiniz. Ve, tesekkur ederim. Uzun bir tatile ihtiyacim var gibi.
Gercek yazin gelmesini bekliyorum
Tavsıyenizi simdiden dikkate aldim. Bakalim sizce de uygun mudur.
Bir gün MALEZYA ya gideceğim inşallah:)
Orada yazamadim –yazida uygun yer yoktu:
Pala, karisiyla bulusmadan once, karisina bir hediye almak istiyordu. Bu yonde bizden –benden de– fikir istedi.
Ben de, bula bula, karisina bir Vizon kurk manto filan lamasini onerdiydim..
Adam, bunu duyunca oylece bana bakakaldi..
Nereden bilebilirdim ben Malezya’da kar yagmadigini
Ben sadece bisi anlamadim …niye kari-koca ingilazca konusuyorlardi yada siz malezyaca(ne demekse)yi nereden ogrendiniz?
Iyi de, adamin ve karisinin soy kutugunu mu yazmaliydim
Bunlar (Hindistan’da Goa’dan) Hint asilli malezyalilar idi –adamin adi da belli eder dusundum.
Malum, Hindistan elitleri Ingilizce konusur.. Simdilerde azicik degisir gibi olsa da, bu sadece elitlere mahsus da degil. halkin kendi aralarinda anlasmak icin kullandigi dil Ingilizcedir diyebiliriz.
Aksan biraz sorunludur tabii ki..
Mesela, kari-koca gumruge gelen cifte gumruk memur yaslarini sorar. Aldigi cevap:
I’m dirty; my wife is dirty too
olur.. Yani farklidir azicik
Baska bir yazida da, ayni okula wisiting bilmemne olarak gelen Hindistan maliye Bakanligi Mustesari ile bir sohbeti yazmak isterdim.. ama, aksan konusunu yaziya yansitmak kolay degil..
Adamla ahbap olmustuk.. ama, dediklerinin onda birini anlamiyordum. Anadili Ingilizce olanlar daha kotuydu –onlar benim tercume etmemi bekliyorlardi :))
Tamam yaw kizmayin
Is that a trick or am i getting sick? tarzi bir soruydu yani
Demek ki siz bizi cok fazla kurcalamissiniz ki boyle bisey olmus
Bundan sonra hikayelerdeki kisilerin yemek yedikleri yerlerden kopeklerinin adina kadar herseylerini bilmek istiyorum ki hikayeyi daha iyi degerlendirebileyim 
Ama bilgisayar bilgilerini takdir ediyorum…
Bir de yahu bu Hindistan ingilizcesi ile yuzyuze anlasabiliyorum yine de compaq, hp gibi firmalarin tum yardim telefonlarini hindistanlilara teslim etmeleri anlasilabilir birsey degil. Bazen saatlerce konu degil kelimeler uzerinde konusulabiliyor
Yok, bu adam farkliydi. Cok farkli. Kunta Kinte nece konusuyordu bilmiyorum, ama onu daha kolay anlardim eminim. Adamla biraz daha zaman harcasam caktirmadan Gucurati’yi kapardim.
Ama, cok tecrubeli birisiydi. Hayati sadece maliye Bakanliginda gecmemis.. Anlattiklarindan anladiklarim arasinda hatirladigim bir ankdoru var ki bana Ankara’nin kaderini anlatir bir anlamda.
Gencliginde Hindistan’in orta kuzeyinde bir sehirde vali miymis neymis. Bizim Yazicioglu misali. Sehir planlamasina merak sarmis. Bir suru de uzman getirtmis, ABD’den, Ingiltere’den filan. Gipgicir bir sehir plani yaptirtmis. Gereken mevzuati da cikartmis. Numune bir sehir icin herseyi hazirlamis yani.
Bir zaman da uygulamis –baslangic adimlarini. Sonra tayini cikmis. 20 sene o sehre ugrayamamis –Hindistan buyuk yer, malum.
Bir gun baska bir sehre giderken, yol uzerinde oldugu icin ugramis, ilk is nazim Plan burosuna igramis tabii. Oradaki sorumlu ona ne dese begenirsiniz:
– Efendim, bu sehirdeki butun namussuzlar, sahtekarlar, yolsuzluktan zengin olanlar size mutesekkirdir..

[Sebebini siz tahmin edin]
Namussuzlar, sahtekarlar ve yolsuzluktan zengin olanlarin neden mutesekkir oldugunu yazmissiniz zaten…
Siz zengin olsaniz tesekkur etmez misiniz sizi zengin yapana? 
Bunlar zengin olmuslar iste
Aynen oyle.
Iyi niyetle yapilan kati kurallar da kendine has bir sektor olusturabiliyor.
Kurallari delmek icin, rusvet alis-veris sektoru..
Malezya dedik de.. ‘malez’ isimli bir karadeniz yemeginin oldugunu duymustumn.
Ne oldugunu bilen var mi acaba?