Vatan Satışı ve Nuri Yamut Paşa
FST 14 Ocak 2007
Bizde vatan haini ve vatan satışı lafı meşhurdur. Genelde alışverişler bir piyasada yapılır, mal arz edenler ve talep edenler burada karşılaşır, fiyat oluşur vs. Detayını ekonomiturk okuyup öğrenebiliriz, yalnız milliyetçi, kemalist, bazı solcu ve dinci kesimin şimdilerde kulağa faşistten daha hoş geldiği için kullandıkları “ulusalcı” kesimin “Vatan Satılıyor” iddiasını çok zaman anlamlandırabildiğimi söyleyemiyorum. Mesela Türkiye’yi satmak isteyen liberaller ve AKP’liler acaba bu işi nasıl yapıyorlar? Mesela bu işin borsası nerede, müşterileri kim? Vatan satmak toprak satmak mı demek oluyor, öyleyse geçen açıklanan istatistiklerde en çok toprağı CHP’nin sattığı ispatlanmışken bu çelişki nasıl açıklanıyor? Türkiye dışında satılık ülke yok mu, varsa bilelim gidip talip olalım? Falan filan. Anlayacağınız Vatan satma işinde çok pürüzlü yerler var. Peki bu konuyu nereden açtım? Demokrat Parti ile ilgili yazımı hatırlarsınız, CHP ve asker marifetiyle halka nasıl gözdağı verilmeye kalkıldığı, DP üyelerine nasıl eziyetler edildiğini iğrenç örneklerle görmüştük.
Şimdi bunlara bir adice örnek daha eklendi. Emekli bir genelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut DP milletvekili olduğu için 1960 darbesinde Yassıadaya işkence ile götürülmüş ve orada yargılanırken vefat etmiş. Vatan satma lafı o zaman da meşhurmuş, bakın yazıda o döneme tanıklık eden biri neler anlatıyor:
[…] İhtilalden birkaç gün sonraydı. Sokakta oynuyorduk.
Bizim apartmanın önünde askeri bir araç durdu.
İçinden bir subay, bir astsubay ve erler indiler. Subay üsteğmendi veya yüzbaşı… Yıldızları vardı. Hepimiz koşuştuk.
Apartmana girdiler, babam evde yoktu, Nuri Paşa’nın kapısını çaldılar.Kapıyı Nuri Paşa açar. Elinde asası, yakasında İstiklal Madalyası vardır.
Subay bağırır:
- Hırsızlar!.. Vatanı sattınız!.. Tutukluyoruz… Gel bizimle.
Nuri Paşa asasını kaldırır:
- Ben Çanakkale kahramanıyım, Atatürk’ ün silah arkadaşıyım, İstiklal Savaşı gazisiyim, eski Genelkurmay Başkanıyım… Bana hakaret edemezsiniz.Hidayet Sinanoğlu ağlayarak, anlatmayı sürdürdü:
- Subay bir tokat patlattı… Astsubay da Nuri Paşa’ nın kıçına bir tekme…
- Paşa düştü, gözlüğü kırıldı, merdivenden yuvarlandı.
- Sonra?
- Biz çocuklar merdiven sahanlığında korkuyla büzülmüştük.
- Sonra?
- Askerler koşup geldiler… Kan revan içindeki Nuri Paşa’ nın kollarına girdiler, alıp götürdüler… Paşa’ yı bir daha hiç görmedik.Mehmet Nuri Yamut 1890′da Selanik’te doğdu.
1912′de esir düştü.
1920′de kurmay oldu, Anadolu’ya geçip, Milli Ordu’ya katıldı.
1950-1954 arasında Genelkurmay Başkanlığı yaptı.
Ve 1961′de “yargılandığı” Yassıada’da öldü.
Evet, fazla söze hacet yok. Gözü dönmüş köpeklerin o sırada Atatürk karşılarına çıksa onu da tekme tokat döveceklerinden, vatanı sattın diyerek kin kusacaklarından eminim. Atatürk’ün başvekili Celal Bayar’ı bile asmaya kalkanlar Çanakkale’den silah arkadaşı, İsmet Paşa zamanında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapmış emekli bir generali, Nuri Yamut’u DP milletvekili oldu diye köpek gibi dövmüşler çok mu?
1960 darbesini hala alkışlayanlar, ordu göreve diye pankart taşıyanlar var. Özellikle bu işe alet olan emekli ve muvazzaf askerlerin bir emekli genelkurmay başkanının tekmelenmesi, tokatlanması, hakaretler savrulmasına ne dediklerini merak ediyorum. Acaba o üsteğmen ve astsubay büyük başarılarından dolayı terfi ettirildiler mi onu da belki alt katta oturan Doğu Perinçek hatıralarında anlatır. Daha bu 27 Mayıs darbesi çok su kaldırır, Veysel Aratlıoğlu bile İttihatçı Celal Bey ve taifesine yapılanları açıklamakta aciz kalacaktır.
Bu arada Çanakkale Nuri Yamut anıtının sonunda “Vatan size minnettardır” denmiş. Zavallı Paşa o taşı diktirirken ne bilsin günü birinde kendisinin uğrunda senelerce cephelerde çarpıştığı vatanı satmakla suçlanıp iki tane şahsiyetsiz rütbeli asker tarafından tekme tokat dövüleceğini? Geçenlerde Karun’dan daha zengin olduğu söylenen ulusalcı sendika başkanı “Türkiye hain yetiştiriyor” gibi bir şey söylemişti, ben o kanaatte değilim, izlenimlerime göre Türkiye “milli” eğitim sistemi yapısı gereği hain değil ama bol bol ahmak yetiştiriyor. Bu kalın kafalılar da her aklı başında adamı vatan satan hain zannediyor. Milli Eğitim tornasından üretim hatası çıkan benim gibi 3-5 kişi de bunların hikayesini yazıyor.
Nuri Paşa merak etme, 70 yaşında emekli bir genelkurmay başkanı olarak yediğin dayak için yapabileceğimiz birşey yok maalesef, darbeciler kendi anayasalarını yapıp temize çıkıyorlar ama senin tarzında “vatan satmak” isteyenler hiç de az değil, ruhun şad olsun.

Emin Çölaşan’ı severim. Bunun en önemli sebebi o gün hiç malzeme olmasa dahi yazı yazmanız için size imkan verir. Aslında ben kendisiyle ilgili fazla yazı yazmam, ayda, iki ayda bir yazarım ki “Fethi bey, bırak bedavacılığı, biraz araştırmacı gazeteci ol” diye kınanmaktan kurtulurum. Yoksa Hürriyet gazetesi yazarlarından günde 10 yazi çikarilabilir. Herneyse, çoktandır Emin Çölaşan’ı anmıyordum, yazılarına bakıp iç çekiyordum ama artık vakti zamanı geldi diye son 2-3 yazısına baktım. Öncelikle Emin beyde en ufak bir değişiklik, taviz, ödün olmadığını görüp sevindim. Bildiğimiz eğlenceli yazılara devam ediyor. Bugünkü yazısında bir AKP milletvekilinin yerel gazeteye verdiği bayram tebriği ilanında Arapça Allah ve Muhammet yazmasına içerlemiş, din sömürüsünden bahsetmiş. Bunda anormal, bilmediğimiz birşey yok da, Emin bey yazının ilerleyen bölümlerinde 
Ankara’nın nesi meşhur denirse tavası, keçisi, yerel türkücüleri gibi şeyleri saymak mümkündür. İki gündür bir de “açı” çıktı, Habertürk Kanalında garip bir “Ankara Açısı” tartışması sürüyor. Anadolu Ajansı bir takvim bastırmış, Kasım ayındaki bölüme Anıtkabir ve Kocatepe Camisini yanyana gösteren bir resim basmış. Öylesine haber izlerken, Habertürk televizyonu haber spikerinin anlamadığım bir şekilde bu işi uzatıp durması dikkatimi çekti. Adamcağız kendinden emin şekilde Ankara’da böyle bir açı olmadığı, Kocatepe ve Anıtkabirin yanyana çekilemeyeceğini, üstelik de Anadolu Ajansı ile alay ederek söylüyordu. Anadolu Ajansı genel müdürü de telefonla bu resmin gerçek olduğunu iddia ediyordu, daha sonra noter önünde yeniden çekilsin filan diye lafı uzattılar. Bir de “Anıtkabir Ankara’nın en yüksek tepesindedir, oradan daha yüksek bir yerde cami olamaz” mealli şeyler söylendiği de aklımda kalmış.
“Bugün bir haber okudum hayatım değişti” desem herhalde meraklanırsınız. Bu haber ne olabilir, Saddam’ın idamı mı, TBMM’nin 367 oyu ararken ilelebet bulamaması sebebiyle sayın Sezer’in ölene kadar, hatta öldükten sonra da 367 bulunamayacağı için öldükten sonra da Cumhurbaşkanı kalma ihtimali mi, Süleyman Demirel’in türban açıklamaları mı derseniz yanılırsınız derim. Zira haber Türkiye’nin en önemli meselesi olan “erkeklik” davası üzerine. Edremit’te bir pazaryerinde azılı hırsızla polis komiseri uzun süre mücadele etmişler, bir Allahın kulu da kalkıp polise yardım etmemiş, hırsız kaçmış, polis de etrafa “hiç mi erkek yok” diye bağırmış. “Bunda ne var” diyorsanız haberin devamına dikkat etmenizi rica ederim. Şu ara ikiz bebeklere bakma işi yanında medya takibini de elden bırakmayan sevgili dostum Recep de uyardı, olaydan haberdar olmamızı sağladı.