“…itikadat-ı diniyeye hürmetkardır”

FST 5 Şubat 2007

terkki.jpgÖzdemir İnce bugün Terakkiperver Fırka ile ilgili birşeyler yazmış. Benim ilgimi çeken giriş bölümünde vakıf üniversitelerinin hocalarına “kendi tarihlerini yazıyorlar” diye eleştiri getirmesi oldu. Son zamanlarda yeni ne yazılmış ki diye baktığımda aslında eskilerin yeniden basılması dışında birşey hatırlayamadım. Özdemir İnce isim ve kitap adı vermediğinden neyi kastettiğini bilmiyorum ama Terakkiperver Fırka ile ilgili söyledikleri yeni sayılmaz. Malum Terakkiperver Fırka tek parti yönetimindeki ilk “ciddi” muhalefet girişimiydi ve akibeti fena oldu. Kazım Karabekir, Rauf Bey, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa gibi İstiklal Savaşının öncü liderleri susturuldu ve Atatürk ölene kadar da ortalıkta görünmediler. Tabii kelleyi kurtardıkları için şanslı oldukları da söylenebilir. Derslerini aldıkları için bir daha gık çıkarmadılar ve 1932 İttihatçı temizliğinden paçayı kurtarmış oldular. 

Fırkayla ilgili Özdemir İnce görüşlerini şöyle aktarmış:

İSTANBUL’un özel üniversitelerinin tarihçileri, bir süredir kendi resmi tarihlerini yazmaya başladılar. Yabancı vakıflardan aldıkları ilhamla 1923-1945 arasını yeniden yorumlarken keramete kıç attırıyorlar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1.11.1924-3.6.1925) kapatılmasaymış Türkiye demokrasiye daha 1925’ten itibaren girermiş…

[…] Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılma gerekçesini resmi tarih görüşünün temel yapıtından okuyalım önce. İsteyen okuduktan sonra unutabilir:

“Efendiler, olaylar ve olup bitenler ortaya koydu ve ispat etti ki, ’Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programı en hain kafaların eseridir.” (Kemal Atatürk “NUTUK”, Atatürk Araştırma Merkezi, S.602)

Yukarıdaki satırları Sarı Paşa’nın yalanları sayanlar ve Şeyh Said isyanı ile TCF arasında hiçbir ilişki bulunmadığına inananlar, bunları hemen unutabilir. Unutmak istemeyenlere Söylev’in son 25 sayfalık bölümünü çok ciddi okumalarını salık veririm.

Son zamanlarda TCF hakkında epeyce kitap yayınlandı. Ben, bu konuda hiç bilgisi olmayanlara Erik Jan Zürcher’in “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” (İletişim Yayınları) adlı kitabını salık vereceğim. Olabildiğince yansız ve nesnel bir kitap.

Halktan özel yetki alınmadıkça radikal reformlara karşı olduğunu açıklayan (S.141) TCF programının 6. maddesinde “Fırka efkar ile itikadat-ı diniyeye hürmetkárdır” yazar. Erik Jan Zürcher, bu maddeye ilişkin olarak şu yorumu yapmaktadır:

“1924 Türkiye’sinde halkın bu maddeyi Kemalistlerin laik eğilimlerine karşı İslam’dan yana bir destek beyanı şeklinde yorumlayacağını kavramamış olmaları için, TCF liderlerinin son derece toy olmaları gerekirdi.” (S.142) Bir başka yorum:

“Gene de üzerinde bahse girmekte bir an duraksamadığım bir nokta var: TCF başarılı olmuş olsaydı, İstanbul’un bir kere daha Türkiye’nin başkenti olacağı; Ankara’nın ise anılar ve anıtlarla dolu olsa da bir taşra kenti olmakla yetineceği, çok kuvvetli bir ihtimaldi.” (S.165)

TEHLİKELİ CAHİLLER

TCF’nin ortaya çıkmasının en önemli nedeni Paşalar Hükümeti kuramayan paşaların kişisel dargınlığıdır (S.135-140). Programının 2. maddesinde, partinin kendisini liberal olarak tanımlaması ise kurucuların, dönemin ulusal ve uluslararası ekonomisini değerlendirmekten ne denli uzak ve tehlikeli derecede cahil olduklarının kanıtıdır.

Müteveffa Zürcher’in söylediklerinde anormal ne var anlamadım. Onun söyledikleri Özdemir İnce’yi değil cahil, hain ve keramete kıç attıranları destekleyen şeyler. Tabii ki Terakkiperver Fırka kurucuları halkın dini inançlarına saygılıyız derken mevcut laik anlayışa karşı çıkmışlardır. Ellerinde imkan olsa İstanbul’u başkent de yapabilirlerdi, bunda anormal birşey yok. Özdemir İnce bunu neden önemli birşey gibi aktarıyor anlamadım. Ben daha ileri gideyim, Terakkiperver Fırka gücü ele geçirse muhtemelen halifeliği hatta saltanatı da geri getirmek üzere çalışabilirdi.   

Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda CHP çevresinde aşırı bir “saltanat geri gelir mi” hassasiyeti olduğu malum. Bu çerçevede Ankara’nın başkent olamasının ve öyle kalmasının arzu edilmesinin makul sebepleri olduğu düşünülebilir. Ama 2007 yılında 80 sene evvelki bir siyasi hareketin sosyal bilimcilerce analiz edilip çeşitli sonuçlara ulaşılmasını cahil, yabancı vakıflardan ilham alıyor gibi yaftalarla eleştirmenin anlaşılır tarafı yok. Bu konuda Nutuk’ta geçen “hain kafa” ifadesi de aynen Özdemir Beyin Zürcher’e atfen dediği gibi paşaların şahsi kavgasıyla ilgili bir konudur. Atatürk Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet ve Rauf Beye kızmış hain demiş, onlar da muhtemelen -içlerinden- benzer şeyler söylemişlerdir. Kaldı ki Atatürk’ün daha sonra eski dostlarıyla bozuşup ipleri CHP içindeki diktatörlük yanlısı gruba kaptırınca nasıl sıkıntıya düştüğü Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarında detaylıca anlatılır.

İstanbul’un başkent olması konusunda ben birşey demiyorum, Engin Ardıç bolca yazıyor, oradan okuyabilirsiniz. Ben iki paragraf aktarayım:

Eh be sosyal içerikli kardeşlerim, kim dedi size İstanbul’u bırakın da Ankara’yı başkent yapın diye? Kim dedi size herşeyin ipini bir “jakoben merkeziyetçiliğiyle” oraya bağlayın diye? Şimdi de ip boğazınıza dolanıyor.[…] Ankara yönetiminde oluşan “İstanbul düşmanlığı” İzmirli kardeşlerimizi aratmadı vallahi! Yalnız İstanbul mu? Senin de belirttiğin gibi “Ankara’ya iş takibine gitme gelme kültürü” oluştu bu memlekette. Eskiden trenle çekilirdi bu eziyet, artık uçarak yaşanıyor.

Ankara, en ufak bir izin, en küçük bir onay için bile bütün Türkiye’yi ayağına gettirtti götürttü ve kıvrım kıvrım da kıvrandırdı. “Adamını bulmadan” hiçbir iş de bitirilemedi. Gerçi şimdi “tellaklar” değişti ama hamam aynı Ankara hamamı.

Popularity: 33% [?]

8 Yorum

  1. kalemzede - 05 Şub 2007 - 2:18 am

    Zürcher vefat mı etti?

  2. izlenimler - 07 Şub 2007 - 3:47 pm

    Merhaba,

    Nedense aklımda öyle kalmış, sanki evvelki sene öyle bir haber okumuştum. Muhtemelen yanlış hatırlıyorum veya bir başkasıyla karıştırdım.

    Selamlar.

    FST

  3. metin-thePoor - 07 Şub 2007 - 3:55 pm

    Yani sevgili Fethi Bey, son zamanlarda sık sık yazı konularımı elimden almaya başladınız. Horozlar uyanmadan mı kalkıp klavye başına koşuyorsunuz Allah aşkına yaw?! Kendisiyle aynı sıfatı taşıyor olmaktan utanç duyduğum bu adamla ilgili yazımı -işten güçten bunaldığım bir sırada- tam kafamda kotarmıştım ki hevesimi kursağımda bıraktınız. Aşkolsun!

  4. irtica - 07 Şub 2007 - 4:35 pm

    Evet yapılması gereken 1920-1950 arası tarihin yeniden ve resmi ideolojinin endişelerine aldırmadan yeniden yazılması ve doğruların üniversirtelerden bile saklanmasının önlenmesidir. Yoksa Türkiye hiç bir problemini çözemeyecektir.
    Şöyle düşünelim mahalleye yeni biri taşınıyor ve geçmişini herkesten gizliyor. kim güvenir bu insana aynen bunun gibi Trkiyede bunu başarabilmeli. Kedi sıhhati adına. yoksa dedikodular eksik olmayacaktır.(yada bizim gerçek bazılarının dedikodu dediği şeyler)

  5. kalemzede - 07 Şub 2007 - 11:50 pm

    Merhaba Fethi Bey,

    Acaba bir-iki ay önce vefat eden Stanford J. Shaw ile karıştırmış olabilir misiniz? Leiden’deki TULIP sayfasına baktığımda Sayın Zürcher’e dair bu tür bir işarete rastlamadım. Umarım daha çok yıllar yaşar da Türkiye üzerine araştırmalarını ve bu alanda araştırma yapan Türk öğrencilere desteğini sürdürür.

    Yeri gelmişken; İnce’nin Zürcher’i anlaması için önce “continuity and change” yaklaşımını araştırması gerek. Zürcher ve bu yaklaşımı istihdam eden bilimcilerin toplumsal tarihe olaylara İnce gibi şematik bakması imkânsız. Bildiğim şu ki, Zürcher, PhD sınıflarındaki derslerinde kullandığı temel okuma kaynakları arasında Peter Burke’nin “Tarih ve Toplumsal Kuram” kitabını ilk sıraya koymakta, her hafta bir bölümünü diğer kaynaklarla da destekleyerek işlemektedir.

    Saygılarımla…

  6. izlenimler - 08 Şub 2007 - 12:20 am

    Shaw ile karıştırmış olamam,o çok yeni. İşin tuhafı, çok önceden yazdığım bir yazıda da kendisi için geçenlerde vefat eden demişim, ilginç.

    FANTEZİ

    Neyse adamcağız sağ, Allah ömür versin.

    (Bu arada Özdemir İnce Serbest Fırka’ya da el atmış, bugünkü yazısı o konuda.)

    FST

  7. Musa - 08 Şub 2007 - 1:34 am

    Guzel bir yazi, ilgiyle okudum. Elinize saglik. Ataturk’un parti icinde ipleri elinden otokratlar lehine kacirmasi da ilginc bir bilgi oldu benim icin.

  8. Ece - 10 Şub 2007 - 1:41 am

    Fakülte 1.sınıfta okutulan İnkılap tarihi dersi kitabımıza şöyle bir baktım, bu konudan bir sürü soru gelmiş:)
    Partinin kurucularından, sonuçlarına kadar..
    28 Şubat dönemi gibi olmuş sanki..
    Fazilet partisi, TCF ile çok benzeşmese de benzer kaderi ve sonuçları paylaşmışlar..
    Bir de yeni bir Şeyh Sait bulunamayınca zannediyorum Aczmendiler piyasaya sürülmüş gibi..

    Kitaptaki cümlelerden bazıları aynen şu şekilde:
    ———————————————————-
    TCF’ sının “Parti dini düşüncelere saygılıdır” ifadesinden cesaret alarak ve İngiliz kışkırtmasının da esas olduğu Şeyh Sait isyanında, Şeyh Sait ve arkadaşları “din elden gidiyor” politikası ile harekete geçtiler..
    Bu arada bu yeni partinin Urfa da şube açması ve parti kurucularının son gelişmeler üzerindeki denetim ve otoritelerini yitirmeleri de isyancılara cesaret verdi…

    ——————————————————-
    Partinin programında bulunan “dini inançlara saygılıdır” ifadesi,1924-1925 yılları Türkiye si için son derece gerilimli bir ortam yaratacak, özellikle Atatürk ün gerçekleştirmek için büyük çabalar harcadığı çağdaşlaşma hareketlerini önleyecek nitelikte idi..

    ——————————————————-
    Sınavda bu partinin kurulması sonucunda meydana çıkan gelişmeler filan da sorulmuş:)

    1)Takrir-i Sükun Kanunu ile hükümete, gazeteleri kapatmaktan, partileri dağıtmaya kadar her türlü yetki verilmiş..

    2)Şeyh SAİT isyanı ile ayaklanan gericiler kurulan İSTİKLAL MAHKEMELERİ nde yargılandılar..

    3)Bu iç ayaklanma ülkenin içi huzur ve güvenini bozduğundan Kurtuluş savaşından yeni çıkan ordu yıpranmış,MUSUL-KERKÜK yöresini askeri yollarla almak ihitmali ortadan kalkmıştı..
    Bunun üzerine Türk hükümeti Milletler cemiyeti kararına uyarak Irak ile bugünkü sınır çizildi..Musul sorunu da İngilizlerin istediği şekilde çözlümüş oldu..

    4)TCF sının tüm şubeleri kapatıldı

    5)Bu kanuna dayanılarak, huzur ortamında inkılaplar birbirini izledi ve 1930 yılına kadar belli başlı inkılapların çoğu tamamlandı..

    Yeni TC atlattığı bu büyük tehlikeden sonra biraz daha kuvvetlenip kökleşti..
    ——————————————————
    İşte bize böyle öğretmiş hocamız:)
    sayg.

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş