İran ve Sütlüce’nin Meşhur Uykuluğu

FST 5 Nisan 2007

uykluk.jpg

Hürriyet gazetesinde aynı sütunda birbiriyle ilişkili sayılabilecek iki okur mektubu gördüm. Malum Yalçın Bayer genelde kendisi az yazar, okurlara daha fazla söz hakkı verir. Elbette kendisinin ağırlıklı olarak çağdaş, laik okurların hassasiyetlerine ortak olan yazılara yer vermesini garip görmüyorum. Bu defa Bayer’e gelen mektuplar İran ile ilgili. Köşe yazısında yer alan mektuplardan biri İran’ın İngilizlere kafa tutmasıyla “Bakın, İran Atatürk’ün izinden gidiyor” mesajını verirken diğerinde “İstanbul’da çember sakallılar MÜSİAD toplantısında İran görüntüsü oluşturdu” şikayeti yer alıyor. Özellikle Olcay Bozkurt isimli yurttaşımızın mesajı çok anlamlı ve tümüyle okunup ders almayı hak ediyor:

Atatürk İngilizlere ne yapmıştı?

KÖŞENİZDE 30 Mart günü yayımlanan İran konulu yazım bol olumlu, birkaç da olumsuz eleştiri aldı. Olumsuz eleştiri yapanlar Atatürkçü dostlarımız! Bunlar “Nasıl olur, gerici bir İran Atatürk’ün izinden yürür” diyor. Nasıl yürüdüğüne, Atatürklü yıllardan bizden bir örnek vererek anlatmak istiyorum.

[…]1935 yılında, Aydın’ın Kuşadası ilçesinin sahiline İngiliz savaş gemisinden 5 asker çıkar. Bunlara sınır gözetleme kulesindeki askerler tarafından ateş edilir ve sanırım birisi öldürülür. Diğerleri de esir alınır. Bu olay iki ülke arasında diplomatik krize neden olur. Atatürk hemen Dışişleri Bakanını makamına çağırır ve bu olayı nasıl çözeceğini sorar. Bakan da anlatmaya başlar. Mustafa Kemal, Bakanı susturur ve şöyle der:

“Muhatabının konuşmasına fırsat vermeden odaya girdiğin an, sert bir şekilde çıkışacak ve ‘nasıl olur, egemen bir ülkenin sınırlarını ihlal edersiniz! Bu ne küstahlık! Bu ne saygısızlık!’ diyeceksiniz.”

Zamanın Dışişleri Bakanı, Atatürk’ün dediğini yapar ve sorun Türkiye’nin lehine çözülür! Ne dersiniz İranlılar da aynısını yapmıyor mu? Ne kadar da olaylar birbirine benziyor değil mi? İranlılar da bu sorunu aynı yöntemle sürdürdü ve şimdi çözmenin yoluna girdiler. İngilizler ilk günlerde esti-tuttu ama şimdi yelkenleri indirdi! İşte bunun için “İranlılar Atatürk’ün yaptığını yapıyor” dedim!

Ercan DOLAPÇI-Araştırmacı

Biz neredeyiz, hangi ülkedeyiz, yoksa molların ülkesi İran’da mı?

16 yıllık evliyim; 13 -10 yaşlarında oğlumuz ve kızımız var. Çocuklarımıza İstanbul’un tarihsel ve de kültürel yerlerini anlatmak amacıyla, hafta sonları kültürel şehiriçi gezileri yapıyoruz. Amacımız memleketimize faydalı, geçmişini bildiği gibi geleceğine de sahip çıkmasını bilen, aydın ‘laik’ ama Atatürk’ün kurduğu bu ülkeye sahip çıkacak bireyler yetiştirmek…

Geçen haftaki gezimiz İstanbul tarihi yarımadanın ilk kısmını anlatmak istediğimiz Eyüp, Piyerloti, Feshane, Balat, Bulgar kilisesi.. adını tarihe yazdırmış çeşitli medrese, türbe ve de camilerdi… İlk durak olarak seçilmiş yer Piyer Loti’ydi. Bir bardak çay içmek amacıyla içeri girdiğimizde, alt katta sigara içildiğinden üst kata geçmek için yukarı çıkıyorduk garsonlar yolumuzu kesti. “Yukarıda hanımların dini sohbeti var çıkamassınız” uyarısı ile karşılaştık. Yukarı katta 50 kişilik bir oturma alanında 6-7 kadın, yanlarında küçük kız çocuklarına verdikleri eğitim amaçlı dini bir sohbet vardı. Benim başım açık kaldı ki yanımda eşim ve de 14 yaşında oğlum var.

“Kapatıldı mı?” uyarısı ile sorduğumda “hayır sohbet olduğundan sizi yukarı alamıyoruz” oldu. Yapacak bişey yok, döndük. Turistlerin sıklıkla uğradığı bu mekana giremedik.

İkinci durağımız Feshane idi.

Yaklaştığımız anda kapıda 5 otobüs durdu, kapılar açıldı. İçeriden “hürraaa” şeklinde “tesettürlü-türbanlı” hanımlar girdi. Biz gene giremedik. Zira AKP’li hanımların dayanışma toplantıları vardı içerde. Biz çocuklarımıza burasını da tanıtamadık, anlıyacağınız… Yine yapacak birşey yoktu.

Bari gidip Sütlüce’de meşhur ‘uykuluk’ yiyip evimize dönelim dedik ki ne mümkün. Başbakanımızın, o civardaki MÜSİAD binasında konuşması varmış. Aman yarabbi ortalık polis kaynıyor. MÜSİAD’ın önü full… Çember sakal!

Ailemle sabah keyifli geçmesini umduğumuz gezi hüsranla sona ermiş oldu… Dönerken kendimizi ister istemez sorguladık. Biz nerdeyiz hangi ülkede!.. Burası, Atatürk’ün kurduğu laik ülke Türkiye mi! Yoksa mollaların ülkesi İran mı!.. Bizim olduğumuz kadar çocuklarımız da karamsardı.

Aydınlık geleceğe doğru…

Olcay BOZKURT

İran meselesi son yıllarda hep dikkatimi çekmiştir. Özellikle muvazzaflığı sırasında “mürekkebimiz mi yok, çalıştıralım matbaaları para basalım, iç borç anında sıfırlanır” gibi üstünde kafa yorulması gereken bir ekonomik tespitle gündemi sarsan Tuncer Paşanın yine çok konuşulan “AB ve ABD yerine yüzümüzü İran, Çin ve Rusya’ya çevirelim” önerisi zamanından beri İran sağ ve soldan ulusalcı kesim için ilginç ve çelişkili bir konu haline geldi.

Malum, Türkiye’de ilerici kesimler açısından İran, özellikle Humeyni’den beri, ülkemiz için mutlak ve birinci tehdit olan ve doğrudan adı konulsa rahatsızlık uyandırabilir düşüncesiyle Müslümanlık yerine irtica, gericilik, yobazlık olarak adlandırılan tehlikenin kaynağı ve destekçisi olarak görülür. İlerici çağdaş güçler için İran ilk okur mektubundaki serzenişlerde olduğu gibi “gerici”, mollalar ülkesidir. Tabiri caizse yılanın başıdır. Başörtülü kızlar için Tayyip Erdoğan ve ekibi Avusturya, ABD, Kore’yi; Süleyman Demirel Suudi Arabistan’ı adres gösterene kadar da çağdaş kesimce genelde karafatma, sıkmabaş olarak adlandırılan bu insan türlerine “İran’a gidin” denirdi. Aynı durum çarşaflı ve sakallılar (enteller hariç) için de geçerliydi.

İşte Tuncer Kılınç’ın İran stratejik ortağımız olabilir tespiti ile ilerici güçlerde ciddi bir şaşkınlık yaşandı. İlk darbenin ilerici olduğundan kuşku duyulmayacak bir yerden gelmesi kökleşmiş inançları ciddi şekilde sarstı. Ardından da İran’ın yaygın tabirle emperyalistlere kafa tutması, atom çalışmalarında ABD’ye posta koyması, İngiliz askerleri derdest edip bir mübarek paskalya günü Blair’e nasihat ederek salıvermesi sağ ve soldan ulusalcılarımızın gözlerini kamaştırdı. Gün geçmiyor ki “Helal olsun İran’a be, emperyalizme kafa tutuyor, işte ülke dediğin böyle olmalı” türü iç çekerek yapılarak konuşmalar işitilmesin.

Ancak, İran’ın emperyalistlere kafa tutması ulusalcı kesimin ağzını sulandırıp imrendirse dahi ortada çağdaşlığa uymayan bir manzara mevcut. Malum bizim çağdaş kesimimiz için her hal ve şartta içki içmek, açık giyinmek, kız-erkek karışık eğitim yapmak gibi şeyler dokunulmaz tabulardır aksinin düşünülmesini teklif dahi etmek mümkün değildir. Ülke yıkılsa dahi bu kazanımlara dokundurmamak için elden gelen çaba gösterilir. Üsküdar’da Deniz Som ve şarapçı arkadaşlarının 10. Yıl Marşı eşliğinde kafayı çekmeleri, yazın sahil kasabamızın birinde haşemalı 14 kişiye karşı tek başına mücadele veren bir bikinili kızımızın destansı öyküsü hala hatırlardadır.

İşte bu gerçek bir yandan (açıktan ya da gizlice) imrenilen İran konusunda ilk mektupta gelen şikayetler gibi şüphelerin izharına sebep olurken, diğer taraftan çocuklarını laik yetiştirmek için Feshane ve Piyer Loti tepesine götüren ailenin karşılaştığı korkunç manzaralar karşısında İran mollalarını hatırlamaktan alıkoymamaktadır.

Bu çelişkiyi fark etmiş biri olarak benim görüşüm şudur. Bana göre İran’ın Atatürk’ün yoluna girmiş olması bir gerçektir ve gelişmenin zamanla diğer kazanımların İran’a yayılması ile süreceğini beklemek gerekir. Kaldı ki sadece İran değil, stratejik işbirliği yapalım dediğimiz Rusya, Çin, Hindistan gibi yerlerde de ciddi laiklik ve çağdaşlık ihlalleri olduğunu bizzat tespit etmiş bulunuyorum. Mesela Rusya’da başörtülülerin “Arabistan’a gidin” denilmek yerine okullara alındığı, Hindistan’da dini bir simge olarak kafasına sarık takanların serbestçe eğitim aldığını herkese ilan ederim. Bunları koca bir paşa bilmeyecek mi? Demek ki stratejik ortaklıkla nasıl İran’ı etkileyerek Atatürk yoluna sokmaya başladıysak Çin, Hint ve Rus kavimlerini de hizaya sokmamız uzak sayılamaz.

Gerçi biz kendi kendimize gelin güvey olup “Falanca ülke ile ortak olalım” derken Çin, Hindistan, Rusya, İran gibi ülkelerin bizi iplediklerine dair herhangi bir işaret yok. Muhtemelen Türklerin bu lafları –kulaklarına geliyorsa- garip bir yüz ifadesiyle şaşkınca birbirlerine bakıyorlardır.

Uzun lafın kısası, İran konusu çağdaş ve laik kesim açısından bir ikilemdir. Üstelik işin Sütlüce’de uykuluk yenmesine mani olunması gibi stratejik boyutları da var, uykuluğu yiyemeyip evine dönen vatandaş oturup “kendini sorguluyorsa” bizim de bu işi sıkı tutmamızın zamanı gelmiş demektir.

(Yazı Derin düşünce için yazılmış ve 05.04.2007 tarihinde yayınlanmıştır.)

Popularity: 11% [?]

17 Yorum

  1. T.T - 07 Nis 2007 - 6:58 pm

    Sütlüce de uykuluk satılan yer yok ki
    mezbaha sütlüceden taşınalı çok uzun zaman oldu.

  2. Anonymous - 07 Nis 2007 - 8:22 pm

    Nasıl olur, google ile “sütlüce uykuluk” yazınca bir sürü yer sayıyor, bir yanlışlık olmalı.

    FST

  3. Bekir L. Yildirim - 08 Nis 2007 - 6:58 pm

    Kurgu ama Olcay Hanim’a ait degil.

    “mini etekli kizi diri diri yaktilar”.
    “erkek diye turbanli dokor filmini cekmedi”
    “bikinili diye saldirdilar” ve birkac ay once TV’de bir karinin anlattigi:

    “kiz binadan basi ortlulu cikti, sonra erek arkadasi ile el ele uzaklasti. Kizi durdurdum sordum, niye boyle yapiyorsun diye. Dediki ablacigim bu turban benim gelecegim, Bundan dolayi bana burs veriyorlar, yurt veriyorlar (hangi okula gitmek icinse) ” .
    Ha bu olcay Hanim da nereye gitti ise seriatcilrin istila ettigini musahede etmis nesnel olrak! Bu dinciler ozellikle Olcay Hanim’in gidecei yerleri ele gecirmeyecegin gore:

    Turkiye’yi ele gecirmisler. Baksaniza her tarafta magaza isimleri Cagdasca (ingilizce) degil, Arapca Farsca. Dilimiz kulturumuz nkarin iastilasi altinda! Yersen uykuluk.

    Bu tur masallar benim icin tam “uykuluk”. Uykumu getiriyor.

    Marstan gelsem sanarimki Turkiye’de laikci cagdaslar “dincilerin” elinde inim inim inliyor. Biraz daha “yaraticilik” lutfen Olcay Hanim. Olmamis. Bir daha deneyin.

  4. Bekir L. Yildirim - 08 Nis 2007 - 7:00 pm

    Duzeltme: Kadinin anlattigi

    “bas ortulu cikti, sonra erkek arkadasi ile el ele.. kismindan once “basini acti” vardi. Dogru nakletmis olayim kadinin “bizzat yasadigi” masali.

  5. Recep Yılmaz - 08 Nis 2007 - 9:19 pm

    Ama benim şimdi anlatacağım şey kesinlikle doğru.
    Bir arkadaşımın türbanlı eşi İstanbul’da metroya biner. Karşısına oturan bayan arkadaşımın eşini görünce cebinden bir Atatürk resmi çıkarır ve “Ah Atam ah!” falan gibilerinden bir şeyler zırvalar. Aynı arkadaşımın eşi yine Ankara’nın tanınmış mağazalarından birinde gezerken “bunlar da her yere bulaştı” gibilerinden tacize uğrar.
    Masal ya da uydurma değildir…

  6. Bekir L. Yildirim - 09 Nis 2007 - 4:23 am

    Ha uykuluk ha utanma, ha mihlama

    Bu gunku Yeni Safak’tan:

    Adamın biri lokantada yediği yemeğin içinden kıl çıkınca garsonu çağırıp “Sizde hiç utanma yok mu?” Garson “Hayır yok, ama mıhlamamız var..”

  7. pembedomates - 09 Nis 2007 - 9:46 pm

    http://pembedomates.blogspot.com/

  8. Bekir L. Yildirim - 09 Nis 2007 - 11:38 pm

    Iyi bilirim masal olmadigini Recep Bey. Cok yasadik; hem de cok daha kotulerini.

  9. Gönül - 20 Nis 2007 - 11:37 am

    Ben tesettürlü değilim. Öyle olan arkadaşlarım var. Ben şahsi olarak gerekliliğine inanmıyorum. Bunun yanında ne mini, ne düşük bel pantolon, ne askılı tişört, ne badi ne de benzer giysilerim oldu bugüne dek. Giymedim. Giyen arkadaşlarım var. Ben giymeyi düşünmüyorum. Namaz kılmıyorum. Kılan arkadaşlarım var. Evimde başörtüleri, tesbihler ve birkaç seccade bulunduruyorum. Birkaç farklı mealde ve annemden kalan arapça, el yazması Kuran’lar da var. Evli değilim. Evli arkadaşlarım var. Ama ben evlenmeyi düşünmüyorum. Bir süre öncesine kadar erkek arkadaşımla yaşıyordum. Bu güne dek hiç kimseye ihanet etmedim. İhanete uğradığımdan şu an gene yalnız yaşıyorum.
    Hayatım boyunca çalıştım ve kendi kazandığımı yedim. Elimden geldiğince çevremle paylaştım. Hiç bir zaman köşe dönmeci olmadım. Rüşvet almadım. Hak yemedim. Ulusal kanallarda izleyecek şey bulmakta zorlanıyorum. Her kim için hazırlandıysa o program ve haberler o ben degilim. Bazen 5n1k, bazen cnbc-e de film ya da dizi izliyorum. İngilizce bilmiyorum. Bir çok Türk olduğunu iddia eden marka adlarını da, gittiğim yerlerdeki menüleri de, yeni kurulan uzay çağı evlere konmuş adları da, aptal bi simit salonunun bile simitchi olarak anılmasını da anlamıyorum. O marka ve grupların hedef kitlesi olmadığımı biliyorum. Onlar da beni umursamıyor zaten, ben belki bu tür yerlerde konu ediyorum onları varlıklarının farkında olarak, ama onlar için hiç yokum.

    En son çalıştığım hastahane Fetullah Cemaatine aitmiş nerden bileyim ben. Evet çalışanların çoğu başörtülü idi, beni aralarına almadıklarının, beraber gittikleri kahvaltı ve toplantılara beni çağırmadıklarının farkındaydım ama kimse beni sevmek zorunda değil önemli olan bir arada iş yapabilmemiz diye düşünerek önemsemedim. Atılmama gerekçe olarak anlayışlarına uymadığımı söylediler. Önemli olan hastaya hizmet verme anlayışımızın uyuşması değil miydi?

    Gene aynı şekilde Kanalturk internet sitesine üye alıyordu. Çok hoşuma gitti. Ben o okur grubunu da Kanalturk tv. kanalını da Akılcı, Atatürk ilke ve İnkılaplarını önemseyen bir grup olarak görüyor ve paylaşacağımız çok şey olduğunu düşünüyordum. Ancak kısa sürede yaptığım bir espri yüzünden çok çok üzerime gelinmesiyle istifa ettim. İnanılmaz asık yüzlü, mutsuz ve saldırgandı tutumları. Ki büyük dedem Çanakkale’de savaşırken daha yumuşaktı büyük ihtimal. Durumu görevliye bildirdiğimde onun da beni diğer her yer gibi kendi zeka düzeyiyle bir tutup aptal yerine koyup, tecaül-ü arif yaptığını anlayınca o işde bitti.

    Ben bu ülke için ölürüm. Laikliği seviyorum. AB’ye girmek istemiyorum. İslam Türk Cumhuriyeti olmak da istemiyorum.İslamı da hem seviyor hem felsefi olarak yaşamıma aktarmaya çalışıyorum. İslamı bu boyutu ile yakalamak daha barışçıl bir ruh hali getiriyor. Bana göre hali hazırda popüler olan kişisel gelişim araçlarını incelediğinizde İslam’ı Mevlana’yı Yunus’u hatta Ataturk’u bulabilirsiniz. Osmanlı’dan gelmekle de gurur duyuyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla da.

    Her iki grubun da ”tıpatıp kendileri gibi görünüp, düşünmediği” için aralarına almayı kabul etmediği biriyim. Üstelik her iki grup da kendi içinde de didişip duruyor. Gene de bu iki gruptan da nefret etmiyorum. Sorun şu ki ben kendimi konumlandıramıyorum..

  10. izlenimler - 21 Nis 2007 - 12:03 pm

    Merhaba Gonul,

    Siteye hoşgeldiniz, maalesef uzun bir tatil aralığında rastlamış oldunuz. Yorum ve katkılarınız için teşekkürler.

    FST

  11. fizikci - 21 Nis 2007 - 2:11 pm

    “Gene aynı şekilde Kanalturk internet sitesine üye alıyordu. Çok hoşuma gitti.”

    Benim de bir tane sitem var, üye alıyor. Hoşunuza giderse üye olabilirsiniz. Çok hoşunuza giderse iki defa üye olabilirsiniz. Size kalmış.

    “Ben bu ülke için ölürüm. Laikliği seviyorum. AB’ye girmek istemiyorum. İslam Türk Cumhuriyeti olmak da istemiyorum.”

    Kendinizi grupları seven ama onların dışında biri olarak anlatmışsınız fakat yukarıdaki ifadenize “başörtüsünün gerekliliğine inanmayışınızı” da eklersek aslında baya iyi bir “ulusalcı” profili çiziyorsunuz. Siz o gruba dahil olmasınızda ulusalcılar sizi böyle de kabul eder eminim.

    Yanlış anlamayın, açık bir dille kendi düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi anlatmışsınız, buna saygı duydum. Ama o iki ifade bana anlamsız geldi. Belirtmek istedim.

    Selamlar.

  12. ahmet - 25 Nis 2007 - 12:18 am

    “sıkmabaş insan türü” gibi bir tabir sizin ne tür bir canlı türü olduğunuzu düşündürdü bana.

    tamam o yaşam tarzını sevmiyor olabilirsiniz ama öyle dolambaçlı laflarla aşağılamanın doğru bir yol olmadığı kanaatindeyim.

    sonuçta sizin ona kızmanızın sebebi onun sizin yaşam tarzınızı sevmiyor olması. hatta düşünüyorsunuz ki onun elinden gelse size şuan yaşadığı özgürlüğü vermeyecek.

    işin aslı siz de şuan sizin elinizden gelse ona yaşam şansı tanımazdınız.

    bu ikisi arasında fark var. çünkü ben onlar giib olanlardan hiç sizin gibiler hakkında başka bir canlı türüymüşsünüz gibi söz ettiğini duymadım. yani ona göre siz insanken size göre o başka bir yaartık durumunda. hem bir insan çok rahat başka bir canlı türünü ortadan kaldırabiliyor değil mi? hele ki bahsi geçen yaratık bir haşarat veya eğlence için vurulabilecek bir kuş türüyse.

    yazık, başka bir şey demiyorum. çok yazık.

    nasıl olur da bir insan şımarıklığını bu denli gurula ortaya sere de her istediğine kavuşmak ister. siz istiyorsunuz ki sadece sizin istediğiniz olsun, diğerleri beni rahatsız etmesin. bu dünyanın başkalarıyla paylaşılacak şekilde yaratıldığını hiç farketmediniz mi bu güne kadar.

    bugüne kadra hep “sansüre hayır” diyen özlerinde yalancılar tarafından sansürlendim. bakaılm siz “sansüre evet” diyecek kadar kendinize saygı duyan bir insan mısınız?

  13. izlenimler - 25 Nis 2007 - 7:38 am

    Sevgili kardeşim,

    Muhtemelen okurken dikkat edememiş ve yanlış anlamışsınız, o tabir ilgili bir kesimin ifadesini yansıtmaktadır, yazının geneli ile düşünerek dikkate alınız.

    FST

  14. Gönül - 27 Nis 2007 - 12:03 pm

    aşkolsun be fizikçi, amma da geçmişsin dalganı:) kendimi pek iyi ifade edememeşim, hatta primitif bi yazı olmuş kabul ama, sen de biraz insafsız davranmışsın.
    aslında üye olacak yer, içine karışacak grup arıyorum demedimki ben. aramıyorum. ben 39 yaşımdayım be kardeşim. yeterince gruplaştım, kamplaştım, kavga ettim, dayak yedim, birleştim ve ayrıştım.

    ben yalnızlığı seçtim şu çağımda işte. o yüzden konumlandıramıyorum kendimi. ben artık üzerimde bir yafta ile dolaşmak istemiyorum. sürekli ya onlardan olacaksın ya onlardan, hatta ya sev ya terk et! bunlardan sıkıldım artık. yoruldum. gerçekten huzur istiyorum.

    senin kadar zeki biri bile bu şekilde anladıysa tamamen yazıyı yazanın hatasıdır ancak, şunu da bilmen gerekir o ulusalcı dediğin kesime göre de Ilımlı İslamcıyım. birini bir kalıba oturtup ne ve kim olduğunu, beklentilerini anlıyor herkes!!..

    keşke biri de çıkıp beni gönül olarak görse.. bütün hayalleri, umutları, becerileri ve yetersizlikleriyle..

  15. Bekir L. Yildirim - 28 Nis 2007 - 3:04 am

    Gonul Hanim,

    Sizin Gonul olrak gorulmenz ancak Fadime, Aise ve Fatima’nin kendileri olrak gorulmeleri ile mumkundur. (etki-tepki diyelim basitce. Sizin siz olabilmeniz icin herkesin herkes olmasi lazim). Iyi niyetiniz ve samimiyetinizden suphem yok ama eterafinizda olagelenleri kavramlara oturtmak, manalndirmakta zorlaniyorsunuz saniyorum.

    Tabiiki insanlar arasinda ortak payda ne kada fazla ise karismak, palasmak uyusmak ta o kadar fazla olur. Ben de ABD’deki yillarimda calisma ortamlaerinda cogunlukla calisma arkadaslari tarafindan dislanmislik hissediyordum bir miktar. Ama bunu rasyonel olrak tahlil ettigimde durumun farkiliklarin yaratiigi kacinlimaz bi durum olrak telakki ediyordum. Bilinmeyen cogunlukla korkutucudur, cunku bilmediklerinizin yerine on yargilarinizi kame edersiniz.

    Bu konuda cok sey soylenebilir ama simdi kend blogumda “post-post modern darbe” uzerine yazi yetistirmeye calisiyorum.

    Size bir iki olmlu ornek vereyim bu acik-kapali veya dindar-fazla dindar olmayan diyalog le ilgili.

    1. Benim tanidigim dindar aydin hanimlaerin hemen hepsi dinda olmayan, hatta ateisy, Hiristiyan Yahudi arkadaslari var. Onlar bu konuda ozellikle gayreliler; cunku agir yuk tasiyorlar. Haklarindaki onm yargiari kurmak istiyorlar.
    2. Benim de uyesi oldugum “Istanbul Entellektuel” adinda genc akadaslarin bir mail grubu var. Uyeler ayni zamanda dost biribrleri ile. Ortak etkinlikleri oluyor sinema, tiyatro konser, konferans, piknik vs. Hanimlarin yardinan fazlasinin basi acik, digerleri kapali. Ama iliskilerini gozlemledigimde bunun hicbir bariyer olusturmadigini herkesi GONUL olarak muamele ettiklerini musahede ettim.

    Dilerseniz sizi grup ile tanistirayim kendiniz gozlemleyin.

    Benzeri pek cok ornek var ama gerek yok saniyorum.

    Son olrak birazcik demokratik toplum uzerine:

    Cokkuturlu toplumlarda (ki hemen her gelismis, gelismekte olan ulke boyledir) insanlarin digerlerinin degerlerini benmsemesi veya onlari “sevmesi” sarti yoktur. Sadece farkiliga tahammul ve digerinin insan hakkina saygidir beklenen.

    Eminim duyarli bir hanm olrak basortulu hanimlar ve genelde dindar insanlarin haklarinin gerek devlet gerek laikci kesim tarafindan nasil cignendiginin fakindasinizdir. Kendnizin otesin gecip digerlerine empati yapmaya calisirsaniz kendi karsilastiginiz bircok sorunlari da algilamaniz degisir ve muhtemelen cozumler kolaylasir.

    En guzel dileklerimle.

  16. olcay bozkurt - 01 May 2007 - 6:04 pm

    Gönül hanımın yazısını okudum bence kendini vede içinde bulunduğu durumu gayet güzel ifade etmiş..aynı topraklar üzerinde yaşayan nerdeyse 2 ayrı toplum olduk..buda beni bir vatandaş olarak fazlasıyla üzmekte..tabi benim gibi bir sürü insanıda üzdüğünü düşünüyorum ..benece sorun taa en baştan gelmekte..türbanı yasaklamakla başlamıştır..serbest bırakılsaydı bu denli çekişmeci toplum olunmazdı ..bu okula işe kısace tüm
    hayata yansıyınca 2 ayrı millet şeklinde yaşanmaya başladı nerdeyse.. neyse hakkımızda hayırlısı diyelim

  17. Bekir L. Yildirim - 03 May 2007 - 10:02 am

    Amin Olcay Hanim. Bir de not duselim bilmeyen var ise. Mevcut kanunlarin hicbirinde ne universiteler, ne diger tanimi olmayan “kamusal alan”, ne baska bir yer icin basortusu yasagi veya “tuban yasagi” diye bir sey yok. Mevcut “yasak” tamami ile bazi siyasiler ve burokratlarin baslattigi her gun genisleyen gayrimesru bir uygulama olmustur.

    “iki” veya korkarim daha fazla “millet” olmamak icin biribirimizi dinlemeliyiz ve bizlere kendi yakinlarimiz komusulaimizin “ocu” oldugunu soyleyenlere kulak vermemeliyiz.

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş