Mayıs 2007 Arşivi

Jüpiter Meydan Muharebesi

FST 31 Mayıs 2007

ayyildiz.jpgGeçtiğimiz haftalarda 500 milyonda bir olduğu söylenen bir hadise cereyan etmiş. Güya ay ile yıldız Türk bayrağını oluşturacak şekilde gökte biraraya geliyormuş, üstelik 19 Mayıs akşamına rastlaması 500 milyonda bir ihtimal imiş. Çocukluğumda ay ile yıldızın yakınlaşmasına ben de şahit olmuştum ama 500 milyon filan denince acaba gerçekten Türk bayrağı olacak şekilde yaklaşıyorlar mı diyerek takip ettim. Bir mübarek 19 Mayıs akşamı ay ile yıldız yakınlaştı ama ortada Türk bayrağı filan yoktu. Yıldız bir köşede, ay bir köşede, bayrağımızla alakası olmayan bir kompozisyon oluştu. Kendi kendime, bu da balonmuş, birşey sanmıştım diye söylenirken kadim dostlarımdan Ankaralı Recep “aman kaçmasın” uyarısıyla beni konuyla ilgili bir gelişmeden haberdar etti. Meğer ay ile yıldızın biraraya gelmesine epey farklı manalar yükleyenler varmış. Haber şöyle:

Bilimadamlarına göre, bu muhteşem gökyüzü olayının 19 Mayıs tarihine denk düşme olasılığı 500 milyonda bir ihtimaldi. OMÜ Gözlemevi ve Astronomi Kulübü Danışmanı Doç.Dr. Hüseyin Kalkan, “Saat 18.00’den itibaren Ay ve Venüs buluşarak Türk Bayrağı şeklini aldı” dedi. Doç.Dr. Kalkan, kulüp üyesi yaklaşık 20 öğrenciyle birlikte bu muhteşem gökyüzü olayını anında inceleyerek kayıtlara geçirdi. Kalkan, bu olayın 28 Temmuz 1389 yılında Kosova Meydan Muharebesi sonunda Jüpiter gezegeninin ayın hilali önüne gelmesiyle oluştuğunu söyledi.

samsunyildiz.jpg“Tamam da 19 Mayıs tarihine denk düşse ne olacak, isterse bir trilyonda bir ihtimal olsun” diyecek gafiller çıkabilir, hatırlatırım, 19 Mayıs Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tarihtir. Konuyu küçümsememek gerekir. Peki bunda birtakım esrarlı manalar aranabilir mi? Neden olmasın? Türkiye’de irticai faaliyetlerin azdığı, Cumhurbaşkanlığı kalesinin düşmemesi için “vuruşulduğu” bu dönemde 19 Mayıs gecesi ay ile yıldızın (tam olmasa da) bayrağa benzer şekilde karşılaşmasında mana aramayıp da ne yapacağız? Bal gibi bu Türk milletine ilahi bir mesajdır ve laik Türkiye Cumhuriyetinin sonsuzluğuna işarettir. Konuyla ilgili yorum yapan bazı Hürriyet okurları da benim gibi düşünüyor olmalı ki şöyle demişler:

gürkan nalbant (’allahsevenlerinekavusturmus’ tüm yorumları) 20/05/2007 - 11:27
allahın buyuk mucızesı bıle türklerın ne kadar buyuk bır toplum olduğunu gosterıyor ne mutlu TÜRKÜM dıyene

sebnem asan (’sebnemasan’ tüm yorumları) 20.05.2007 10:09:06
Tabiat bile 19 Mayis’i kutluyor…

Dilek Arslan (’whocares1981′ tüm yorumları) 20.05.2007 09:23:38
Ben de bu aksam usa’da tanidigim herkese dedim bu bizim bayragimizin semboludur diye.Cok ilginc bir tesaduf 19 Mayis’a gelmesi.

Ali Aktaş (’Ekber’ tüm yorumları) 20.05.2007 03:36:59
Ey kurban olduğum Allahım sen nelere kadir değilsin ki.. Şu güzelliğe, şu muhteşemliğe bakar mısınız? Büyüksün ATA’m. Bu fotğrafı çekenin ellerine, yüreğine sağlık. Arşivime alıyorum.

Ben 28 Temmuz tarihini de bekliyorum, malum 22 Temmuz’da ayak takımı çağdaşlığın kalesine bir hamle daha yapacak, yiyecekleri şamarın üstüne bir de Jüpiter ayın yanına yaklaşıp poz verirse kaymaklı kadayıf olur. Eyy AKP ve yandaşları, tabiat bile size sırtını dönmüş, boşa kürek çekmeyin. Bu arada hazır Anayasa değişikliği yapılırken Türk bayrağının Hürriyette görüldüğü ve Ali Aktaş adlı okurun arşivine aldığı resimle değiştirilmesini teklif ediyorum.

Popularity: 20% [?]

CEO

FST 31 Mayıs 2007

bekir_coskunkman.jpgBugün Ekonomitürk sitesinde bir yazının yorumlarında Hürriyet gazetesine yapılan bir atıfla karşılaştım. Haberde CEO denen birilerinin en çok okudukları yazarlar sıralanasıymış. Hürriyet için verilen linke tıkladığımda “herhalde ekonomi yazarları çok okunuyordur” diye düşünüyordum ki karşıma tanıdık simalar, eski dostlar çıkıverdi. CEO’ların okuduğu 20 yazar listesinde ilk sırayı Bekir Coşkun alırken ikinciliği de Ertuğrul Özkök kapmış. Aynı gazeteden ekonomi yazarı Ege Cansen ise üçüncü olmuş. Kendisini Emin Çölaşan takip ediyor ki, aralarında kıyasıya bir yarış olduğunu tahmin etmek için kahin olmak gerekmez. Altın, Gümüş ve Bronzu kapan Hürriyet yazarları ilk 10 içine 6 kişi katmayı başarmışlar. Bu arada 5. sıradaki Yılmaz Özdil’in mevcut performansıyla önümüzdeki yıl Emin Çölaşan’ı geçebileceğine inanıyorum. Herneyse, işte işadamının, üst düzey yöneticinin tercihi Hürriyet olmuş ve şampiyon köşe yazarı Bekir Coşkun konuyla ilgili bir açıklama yapmış. Şöyle deniyor:

CEO’ların en beğendiği yazar Bekir Coşkun, kendi birinciliği ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “İş dünyası başarılı. Onlar kendi işlerini iyi yapıyorlar. Ama devlet başarısız, siyaset başarısız, bürokrasi başarısız, toplum özellikle ’seçme’ gibi demokratik haklarını kullanmada başarısız. Niçin? Çünkü devlette, siyasette, toplumda yeterince CEO yok. Devlette ’Devlet adamları’ var, siyasette ’liderler’ var, bürokraside ’genel müdürler’ var, halkta ’çarıklı erkan’ var. Ama CEO’lar yok. Bu sıfat; sorumluluk yanında verimliliği, içtenliği, cesareti, aklı, yeteneği ve kazanmayı içerir ki, bu üstün insanların beğenisini kazanmaktan gurur duydum.”

Benim bildiğim Bekir Coşkun kapitalizmden, liberalizmden pek hazzetmez ama Türk CEO’su da kapitalizm ve liberalizm yani rekabet ve mücadele yerine devletten beslenmeyi sevdiğinden olsa gerek hemen anlaşıvermişler. Bekir Bey’in açıklamalarından pek birşey anlamadım, mesela ‘Devlette CEO yok devlet adamı var’ mealli sözüyle devlet elini eteğini mevcut işlerden çeksin de özel sektörcü CEO mantığı hakim olsun diyorsa, zaten AKP bunu yapmaya çalışıyor, devleti özel sektör mantığıyla sağa sola peşkeş çekmeye çalışıyor, bunu da tasvip ediyor mu acaba? Sonra CEO sıfatı bütün iyi özellikleri kapsıyormuş da haberimiz yokmuş, içtenlik gibi.

Laf aramızda geçenlerde çeşitli vesileler epey CEO ile biraraya geldim ve genel olarak “yahu bu adamlar kazma gibi, ne konuştuklarını bildikleri yok, ayıp olmasa düpedüz cahil diyeceğim, herhalde bende bir tuhaflık var” kanaatiyle yanlarından ayrıldım. Şimdi işin sırrı yavaş yavaş ortaya çıkıyor, düşünün Türk CEO’sunun kılavuzluğunu Hürriyet’in öncü kadrosu yapıyormuş. Üst düzey yönetici olmalarına rağmen anaokulu çocuğu düzeyinde analiz yapmalarına şaşmamak lazım. Şimdi taşlar yerine oturdu işte.

Öte yandan bu durum Bekir Coşkun’u tebrik etmeme de engel olmaz. Malum bu sitede Özdemir İnce (hayret ki CEO listesine girememiş) ve Emin Çölaşan kadar kendisine de yer vermekten mutluluk duymuşumdur. Zamanında DÖTÜ ve testisi sebebiyle buraya konuk ettiğimiz Bekir Beyin başarısını kutlar, Emin Çölaşan ve Yılmaz Özdil’e de “haydi bakalım çocuklar darısı başınıza” derim. Türk CEO’su, sana ise diyecek laf bulamıyorum, GS Üniversitesinden mi mezun oldunuz toptan be birader.

Popularity: 18% [?]

Yazlıkçıları ben de uyarıyorum

FST 17 Mayıs 2007

İzlenimler yenilenecek, yeni yüzüyle karşınızda filan diyecekken işi kıvıramadım, süper tasarım bekleyenler kusura bakmasın, eski hamam eski tas bir süre daha gideceğiz şimdilik. Biz makyajla uğraşırken günden akıp gidiyor en iyisi bu işi sonraya bırakalım.

32933.jpgGelelim en sıcak gündem konusuna. Malum geçtiğimiz seçimde AKP yüzde 34 gibi aslında pek de abartılmayacak bir oy aldığında “ilericiler kendi partilerine oy vermediler, küsmüşlerdi” yorumları yapılmış, bir diğer seçimde de yanlış hatırlamıyorsam “oy verme günü hava güneşliydi, sadece dinciler oy verdi, çağdaş Türk insanı yazlık ve pikniği tercih etti” şeklinde AKP dışı partilerin oy oranının düşüklüğü açıklanmaya çalışılmıştı. Şimdi 22 Temmuz tarihli seçim için de benzer şeyler söyleniyor. O tarihlerde herkes yazlıkta olacağından oy vermeyebilir filan deniyor. Buradan yazlıkçıların büyük ölçüde çağdaş ve AKP karşıtı olduğuna inanıldığını anlıyoruz. Benim konuyla ilgili bilimsel bir araştırmam yok ama nadiren gittiğim deniz kenarlarında epey haşemayla, elbiseyle, beyaz iç çamaşırıyla suya giren, kamyon lastiğiyle denizde eğlenen vatandaş da gözüme çarpmıştı. Yani istatistik açıdan kesin birşey diyemeyeceğim ama bu argümanın ciddi görüntülü politikacı ve ilerici köşe yazarlarınca seslendirilmesi inanmamız için yeterli sebep sayılabilir.

Nitekim, çağdaşlığından kuşku duyamayacağımız Güngör Mengi bugün yazlıkçılıra çok önemli bir konuda uyarıda bulunmuş. Haber sitesinde şöyle deniyor:

Yazlıkçılara uyarı

İrtica korkusunun en önemli kazanımı sivil toplumu örgütlenmeye mecbur etmek oldu. Seçim uğruna tatili kesintiye uğratmamak için önerilen “nakil” çözümünün aslında çözüm değil tedbir aranan tehlikeye ödül olacağını derhal kavrayıp alârm zillerine bastılar. Öğüt şu: Muğla’da vereceğin oy oradaki milletvekili sayısını arttırmayacak ama İstanbul’da çok sayıda milletvekili kaybettirecek. Öneri şu: Seçmen kütüğünü naklettirmek için şimdi yapacağın masrafı 22 Temmuz’da yap, oyunu yerinde kullan!

Şu uyarıyı da ilginç buldum: Bütün bir ömür çarşaflı gezmek istemiyorsanız bir gün mayosuz gezin.

Şehrinizde oy verin!

Hakikaten önemli bir yazı olmuş. Öyle ya, haydi çağdaş yazlıkçı bilinçli davranıp kütüğünü şirin sahil beldemize aldırdı ama orada kullanacağı oy büyükşehre fayda etmeyecek ki? Zaten sahil beldelerinde CHP ile AKP oy oranları arasında fazla fark yok, hatta CHP önde bile. Esas dayanışmanın lazım olduğu yerler büyükşehirler. Tüm bunlara evet ama Güngör beyin ilginç bulduğu öneri bana pek garip geldi. “Bütün ömür çarşaflı gezmek istemiyorsanız bir gün mayosuz gezin” de ne demek?

Sahil bölgelerindeki vatandaş birgün mayosuz gezerse hiç beklenmedik gelişmeler olabilir. Bunun üç temel sonucu olacağını düşünüyorum:

1. Bu karar kesin olarak alınırsa tüm sahiller mayolar çıkarılacağı için birer çıplaklar kampına döneceğinden ne kadar avare insan varsa manzarayı seyretmek için sahillerde plajlara hücum edecek, vatandaşın denize girmesi zorlaşacaktır.

2. Mayosuz bir gün tüm dünyaya ve gericilere “ne kadar çıplak, o kadar çağdaş” anlamında hoş bir mesaj verecek, herkes Türkiye’deki kazanımların asla yıkılamayacağnı en radikal şekliyle bir daha öğrenecektir.

3. Yalnız mayosuz protestoculara karşı ortaya çıkabilecek tecavüz vakalarının artışı “Şeriatten kaçarken tecavüze yakalanma” gibi beklenmeyen bir yan sonuç da doğurabilir, bu konuda tedbirlerin alınması şarttır.

Bu çerçevede “mayosuz bir gün” eyleminde bayrak satıcılarına büyük iş düşeceğinden kendilerine hayırlı kazançlar der, muhtemelen mayosuz olarak konuşma yapacak sivil toplum yetkilileri ve Tuncay Özkan’a da o sıcakta kolaylıklar dilerim.

(Not: Güngör Bey’in mesajını yeniden okuduğumda mayosuz gezmenin çok zorlama bir yorumla elbiseyle gezme olarak görülebileceğini fark ettim ama benim prensibim basitliktir. Kafayı yormayalım.)

Popularity: 14% [?]

Kapat
E-posta ile paylaş