Sağda Birliğin Yeni adresi, CHP

FST 4 Haziran 2007

Sağda -özlenen- birliktelik fazla uzun ömürlü olmadı ama uyduruk olduğu zaten belliydi. Kaldı ki daha önce İlhan Kesici ve İsmail Amasyalı gibi ’sağcılara’ adres olarak CHP’yi gösteren Süleyman Demirel’den dolayı bu işin olmayacağını bilmek gerekiyordu. Bugün diğer sağcılardan Mehmet Keçeciler’in ve M. Ali Bayar’ın da CHP listelerinden aday olacağını duydum. Hey gidi günler. Yine, DP içindeki kavgalar sonucunda önemli isimlerin CHP’ye geçeceği bekleniyormuş. Desenize sağda birlik CHP çatısı altında olacak.

Bu arada Atatürk yaşasa Kemalistleri sopayla kovalardı diyen Baskın Hoca soldan bağımsız aday oldu malum, Radikal’deki mülakatını okuyalım derim. Aynı A. Turan Alkan’ın benim ekmeğimi alırcasına yazdığı Süleyman Demirel yazısı için olduğu gibi. Baskın Oran’ın mülakatından bir bölüm aktarıyorum:

Rusya’yla ittifak bugün dünyanın gerçeklerine uymuyorsa, Rusya’yı önerenler niye öneriyorlar?
Efendim, bunlar Batıcı değil. Bunlar Kemalist değil. Bunlar statükocu.
Bir yanda, ‘laiklik elden gidiyor’ korkusu yaratarak kitleleri, diğer yanda da ‘milliyetçilik ve ulusalcılık’la seçkinleri tahakküm altında tutmaya çalışıyor bunlar. Laikliği bir din gibi algılıyorlar. M. Kemal’in sözleriyle Muhammed’in hadisleri, Anıtkabir’le Kâbe, Nutuk’la Kuran arasındaki paralelliği görmüyor musunuz? Muhammed’in hadisleri hadis-i sahih, hadis-i gayri sahih diye ikiye ayrılır. M. Kemal’in de sözleri ikiye ayrılıyor. Mesela, ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin, komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir’ sözlerinin sonradan uydurulduğu anlaşıldı. Böyle memleket idare edilir mi? M. Kemal gelse bu Kemalistleri sopayla kovalar. 

31 Yorum

  1. Musa - 05 Haz 2007 - 8:49 am

    Cirpiniyorlar.. cirpiniyorlar

  2. Muzmin Anonim - 05 Haz 2007 - 9:40 am

    Suâl: Adaylığınız, politikaya girdiğinizi mi yoksa bugünkü politik yapıyı protesto ettiğinizi mi gösteriyor?

    El Cevap: Kesinlikle ikincisi. Bu bir protestodur.

    Eveeet.. Nasildi o laf?

    “Fighting for peace is like f*cking for virginity”.. degil mi?..

    Baskin bey de, siyaseti siyasete girerek protesto ediyor..

    Hmmm.. Baskasi olsa, eminim, omur boyu ilave emeklilik ve diger imtiyazlar pesinde oldugunu soylerdik.. Ama, Baskin bey icin hayir tabii ki –cunku, kendileri, baska kimsenin aklina gelmemis, gelemeyecek planlari, projeleri haiz..

    Daha da otesi, ayni nefeste, el ilave olarak da sunlari soyluyor:

    Kendisini dışlanmış, itilmiş, kısıtlanmış, susturulmuş, ezilmiş, özgüven duygusu yıpratılmış, Sevr paranoyasıyla korkutulmuş hissedenlerin sözcüsü olarak görüyorum ben kendimi.

    Ben de kendimi nice bir ahir zaman Isa’si goruyorum ama, benim kendimi ne olarak gordugum nedense baskalari acisindan on para etmiyor. Ama, Baskin bey farkli tabii ki…

    Devam da ediyior..

    Aleviler, Kürtler, azınlıklar, Çingeneler, kadınlar, gençler, üniversiteye başörtüsüyle giremeyen kızlar, işçiler, sendikasızlar, işsizler, eşcinseller, travestiler, yoksullar, sakatlar, çevreciler…

    Hadi bakalim.. hayirlisi.. Fakat, galiba, koylu, ciftci ve esnaf bu listede unutulmus gibi.. Olsun, moderen solculuk da zaten boyle nisaynlarla malul degil mi?

    Neyse, daha ilginc laflar da ediyor bazan.. Mesela:

    Ben dağa çıkamam ama Meclis’e çıkabilirim. Öyle de yapıyorum. Meclis’e çıkamayacak olanlar dağa çıkıyor.

    Acaba daga cikanlar dagda ne yaparlar ki.. Baskin Meclis’te ne yapmaga niyetleniyor acaba? :)
    Ya temel muhalefeti sistemin içine alır ve reformları yaparsınız. Ya da temel muhalefeti sistem dışına itersiniz. O zaman da dağa çıkarlar. Sonra siz de dağa çıkarsınız. Her operasyondan önce de bu sonuncusu dersiniz.

    Hmmmm.. anlar gibi oluyorum.. ama, PKK acaba Baskin beyi muhatap alir mi?

    Mustafa Kemal’in Batı’ya en açık kurum olan Harbiye mezunu olması ve o zamanki Batı Avrupa’yı olduğu gibi kopya edip Türkiye’ye getirmesi, dışarıdan bir tetiklemedir.

    Koku disarida yani..

    M. Kemal, Belçika, İtalya, Almanya, Fransa’dan kanunları, özellikle de İsviçre’den Medeni Kanun’u aynen tercüme ettirip aldı. Adapte falan etmedi, kopya etti.

    Demek ki kotu bir sey..

    Çok da iyi etti.

    Ama, degilmis :)
    Hukuku değiştirerek memleketi değiştirme ve ilerletme anlamına gelen ‘yukarıdan devrim’in birincisini M. Kemal 1920′lerde yaptı.

    Birincisi, ama eksik oldugu da asikar..

    Şimdi AB üyeliği süreciyle yine dışarıdan bir tetikleme var. Yani ikinci bir yukarıdan devrim var.

    Eksiklik de, hazir Polatli’ya kadar gelmislerdi, firsati degerlendirmeyis miydi acaba?.. :)
    Zaten demokrasi ihraç edilemez. Demokrasi ancak ithal edilebilir.

    Hocamizin agzindan bal akiyor.. hikmetli sozler bunlar..

    Fakat.. fakat.. Demokrat Parti ile baslayan surec, kimlerine gore, bal gibi bir demokrasi ihracati idi –bize. Ama, Baskin hocadan daha iyi mi bilecegiz? ;)
    Bunun için de o ülkede sağlam bir ithalatçının olması lazımdır. Bu ithalatçı, Batı eğitimi almış ‘aydın’dır. Demokrasiyi yaratma gücü olmayan ülkelerde devrim böyle yapılır.

    Saglam olmasi tabii ki onemli –kime gore ’saglam’ sorusunu sormamizin da alemi yok tabii ki–, ama ithalatci muhakkak olmali. Olmazsa olmazlardan birisidir. Ithalatci arayisini da neo-solculugun sanindansayabiliriz herhalde.

    Bunların bir numaralı niteliği Kemalist olmaları değil mi? Kemalist reformların birer kanun tercümesi olduğunu hatırlatırım ben onlara. Bugün o ‘aydınlarımızın’ söylediklerini, 1920′lerde ‘mürteci ‘ dediğimiz kesimler söyledi. Mürteciler o gün Kemalizm’e karşı çıkıyordu, bugün de AB’ye karşı çıkıyorlar işte. Oysa AB reformları Kemalizm’in bir devamıdır, 2000′lerdeki versiyonudur. Üstelik bu ‘aydınlar’, antiemperyalizm kavramını da saptırdılar. Uluslararası ilişkilerden hiç anlamadıkları için ‘AB ve ABD emperyalizmine karşıyız’ diyorlar.
    Hiç farkında değiller, bizi ABD’nin korkunç tekeline mahkûm ediyorlar.

    Vay canina.. Ne kadar da Kemalist varmis bu memlekette.. ve ne kadar da cok murteci peydahlanmis kasla goz arasinda..

    Ve, o nabekarlar, bizi ABD’nin korkuc tekeline mahkum ederken, Baskin hoca gibilerin AB’nin hegemonyasina evet deyislerini nicin anlamadiklari da gercekten uzucudur…

    AB’ye evet demeyenler tabii ki ve muhakkak ABD’ye tesne olmak zorundadirlar.. oyle degil mi?

    Durun.. flash haber.. galiba degil.. cunku, devam ediyor hocamiz:

    Aynı zihniyet, aynı kafa biz bunları 1960′larda, 70′lerde söylerken, ‘Türkiye’yi dünyada yalnız bırakıyorsunuz’ diyerek bizi hapse atıyorlardı. Şimdi kalkmışlar IMF’ye teslim olmuş, Amerika’ya sadece sözde karşı çıkabilen bir Rusya’yı ve de Dünya Ticaret Örgütü’ne girerek kendini kurtarmak isteyen Çin’i Türkiye’nin müttefiki olarak düşünüyorlar. Hayal güçlerine hayranım. Lütfen, Batıcı değillerse, ‘Biz Kemalistiz’ demesinler. Eğer Rusya ve Çin’in gücü ileride belli bir blok oluşturursa, Türkiye tabii ki o zaman otomatik olarak ABD ve AB’ye karşı Doğu’yu denge olarak kullanmaya başlar. Fakat bugün dünyada denge olarak kullanılabilecek hiçbir Doğu gücü yoktur. Biz AB’yi dışladığımız anda karşımızda sadece ABD tekeli kalır.

    Hocamizin basiretine de ben hayran oluyorum. AB’yi dislayan biz degil, bizi dislayanin AB oldugunu unutmus gibidir. Ama, o da onemli degil; hocamiza gore, AB’nin muhakkak bir parcasi olmak zorundayiz –kendimizin daha dengeli ve farkli odaklara hitap eden politikalar gutmesi nedense hocamizin ufkuna sigmiyor.. her kapinin ardinda ABD tekeli goruyor ve ilac olarak da herseye AB yaziyor..

    Efendim, bunlar Batıcı değil. Bunlar Kemalist değil. Bunlar statükocu.

    Hay Allah.. demek ki ’statuko’ kelimesinin de anlami aniden degisti.. NNe bileyim, ben oldugu yerde kalmak istemenin karsiligidir saniyordum bu ’statuko’ denen frenkce kelimeyi.. Ve, dolayisi ile, Bati blokunun yilmaz bekciligini yapmak israrini da statukoculuk olarak dusunuyordum.

    Ama, tabii, Baskin hocamiz daha iyi bilir..

    Bir yanda, ‘laiklik elden gidiyor’ korkusu yaratarak kitleleri, diğer yanda da ‘milliyetçilik ve ulusalcılık’la seçkinleri tahakküm altında tutmaya çalışıyor bunlar.

    Hay Allah again..

    ‘Laiklik elden gidiyor’ korkusu yaratarak kim hangi kitleleri tahakkum altinda tutabiliyor bugun?

    ‘Milliyetçilik ve ulusalcılık’la seçkinleri tahakküm altında tutmak mumkun mu? Onlara ‘Sevr paranoyasıyla korkutulmuş hissedenler’den olduklarini soylersiniz ve anlarlar..

    Laikliği bir din gibi algılıyorlar. M. Kemal’in sözleriyle Muhammed’in hadisleri, Anıtkabir’le Kâbe, Nutuk’la Kuran arasındaki paralelliği görmüyor musunuz? Muhammed’in hadisleri hadis-i sahih, hadis-i gayri sahih diye ikiye ayrılır. M. Kemal’in de sözleri ikiye ayrılıyor. Mesela, ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin, komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir’ sözlerinin sonradan uydurulduğu anlaşıldı. Böyle memleket idare edilir mi? M. Kemal gelse bu Kemalistleri sopayla kovalar.

    Bunlar dogru da, Baskin hocamizin piri kimdir –kim kendilerini sopayla kovalayabilir?

    Ben de onu merak ediyorum..

  3. izlenimler - 05 Haz 2007 - 9:55 am

    Müzmin Bey,

    Korsan analiz için teşekkürler. Baskın Oran okuma fırsatı bulursa dikkate alacaktır muhtemelen. Sadece bir cümle;

    Baskasi olsa, eminim, omur boyu ilave emeklilik ve diger imtiyazlar pesinde oldugunu soylerdik.

    Herkesin benim kadar açık sözlü olmasını beklemeyin.

    Selamlar.

    FST

  4. Muzmin Anonim - 05 Haz 2007 - 11:48 am

    Fethi bey,

    Kimdi o ‘hayatinda merkebe binmemis adami ata suvari yapiyoruz’ diye serzenen?..

    Kaht-i rical yani..

    Baskin bey et al.. gorunce bu hisse kapiliyorum :)

  5. izlenimler - 05 Haz 2007 - 12:00 pm

    Müzmin Bey,

    Kaht-ı Rical meselesine itiraz edecek değilim. AKP, CHP, sağda ve solda birlikçiler vs.nin halini gördükten sonra devlet adamlığı için kala kala Süleyman Demirel ve bu işlerin acemisi Baskın Oran’a kalmışsak başka ne diyebiliriz ki?

    Yalnız benim çocukluğumda merkebe binmişliğim vardır. Üstelik ömür boyu emeklilik ve diğer imtiyazlar dışında bir şeyin peşinde de değilim. Seçilirsem işi aydınlara bırakacağım, bunu da not etmek istedim.

    FST

  6. metin-thePoor - 05 Haz 2007 - 2:00 pm

    Muzmin Bey sanırım sıkıldı benim oradan, burada esip gürlemeyi tercih etti…

    De, siz The Sülü ile Baskın hocayı nasıl biraraya getirdiniz acep Fethi Bey?

  7. izlenimler - 05 Haz 2007 - 2:15 pm

    Metin Bey,

    Sizi buraya çekmenin başka yolu kalmamış gibiydi desem yutmazsınız herhalde.

    Baskın Oran konusunda şöyle düşünüyorum, kendisi bir anda ümit haline gelivermiş gibi görünüyor ve bu çok mantıklı birşey değil. Atilla Yayla da olabilirdi yerine. Kıdemli ve aykırı akademisyenler elbette Meclis çatısı altında iş yapabilirler ama kendilerine çok fazla görev yüklemek yanlış olur gibime geliyor.

    Öte yandan bu Baskın Oran’ın adaylığını tasvip etmediğim anlamına da gelmesin. Muhtemelen hoca çok düşük bir oy alacak ve eğer varsa hayalleri suya düşecektir ama propaganda sürecinde epey toz duman kaldıracağından eminim.

    Bu arada kahtı rical için istisna olarak Abdullah Gül’ü söyleyebilirim, belki Ertuğrul Günay vs. ama düşünüce pek fazla sayabileceğimizi zannetmiyorum.

    Selamlar.

    FST

  8. Muzmin Anonim - 05 Haz 2007 - 10:18 pm

    Devam edeyim…

    [[
    aslinda bunu bir yazi haline getirip benim orada da yayinlayabilirdim ama Baskin beyin burayi okumak ihtimali daha yuksek :))
    ]]

    Sual lakirdisi: Asker, son muhtırasında ‘Ne mutlu Türküm demeyen Türkiye’nin düşmanıdır’ dedi…
    Bu, bölücülüktür.

    Yep. Aynen oyle. Her seferinde, ne zaman kim ortaya bir tercih koyarsa bunu boluculuk olarak nitelendirebiliriz..

    Mesela, cikip kendimizi ‘Aleviler, Kürtler, azınlıklar, Çingeneler, kadınlar, gençler, üniversiteye başörtüsüyle giremeyen kızlar, işçiler, sendikasızlar, işsizler, eşcinseller, travestiler, yoksullar, sakatlar, çevreciler…‘ taraftari ilan edersek, geriye bir suru insan kaliyor [mesela, Turkler :) ].. bu da boluculuktur :P

    Bu muhtıra, iki yıldan ağırlaştırılmış müebbete kadar gidebilecek cezalar gerektiren en az altı-yedi suç işliyor.

    Suphesiz.. Menderes’i de askerler degil, kelli felli hocalar asmisti.. dolayisi ile, eminim ilgili ilgisiz her turlu suc bulunabilir :)

    Bir Ermeni ben Türküm demek zorunda mı? Bir Kürt ben Türküm der mi?

    Demeyebilir. Bu sizin tercih beyaninizi neden etkilesin ki.. Madem herkes demokratik olarak goruslerini ifade ediyor, asker de dusman saydiklarini yazmis.. Katilmayabilirsiniz. Ama, suc islemis oldugunu –hele de boluculuk yaptigini– soylerseniz, bunu halletmenin kolay bir yolu var: Mahkemeye verirsiniz. Karnindan konusmak yerine.

    Bu muhtıra gayrimüslimleri, Kürtleri dışlıyor. Bu, bölücülüktür.

    Bana kalsa, bu sozler boluculuktur. Kimse, Turk etiketi altinda gayrimuslim olmadigini soylemedi. Turkiye’de kimsenin de etnik/genetik Turk olmasi dayatilmiyor. Bunun boyle olmadigi yolundaki ima ve ihsaslarin bolucu olarak nitelendirilmesi mumkundur demek istiyorum.

    15 milyon Kürt var bu ülkede. Türkiye’nin beşte biri Kürt. Bu ülkenin 700′de biri de gayrimüslim. Böyle olduğu için devlet laikliği uygulayamıyor ya…

    Populist olmaga gayret ediyor.. Ulkedeki Kurt sayisinin, gayrimuslim sayisinin konuyla ilgisi o kadar degil. Ona bakarsaniz, ulkede, bu sayilarin coook fevkinde cok daha farkli damarlar (etnik, inanc, ideoloji) var.

    Laikligin uygulanamayisinin sebepleri karisik.. Fakat, uygulanmasini isteyip istemedigini de soylemiyor.

    Sürekli kaba kuvvet uyguluyor. Çünkü bir ülkede dinsel çeşitlilik olmadığı zaman, din, devletin karşısında yekpare bir güç olur.

    Hoooppp.. aslinda burada kendileri de devletci oluveriyorlar –oyle ya, devletin karsisinda yekpare guc olmasin diyerek dinsel ceistlilik, yani laiklik (ki, alakali degil bununla) istiyor.. Talk about ortulu devletci :)

    Batı ülkelerinde laikliğin kolay yerleşmiş olmasının sebebi Protestan-Katolik dengesidir. Yani devletin karşısında tek bir din gücünün bulunmamasıdır. Ama bizde gayrimüslimleri yok ettiler. Alevileri de sistemin dışına attılar. Sonuç olarak da Sünni İslam, devletin karşısında heyula gibi duruyor işte. Devlet de devamlı zor uyguluyor.

    Cozum onerisi nedir?

    Sizce şeriat tehlikesi var mı?
    Hayır, şeriat tehlikesi yok. Çünkü bu adamlar artık şeriatçı değiller. Bu adamlar artık küçük burjuva. Şu anki kavganın dinle ilgisi yok. Bu kavga, küçük burjuvaların kavgası. Bu kavga, bir zamanlar ‘Anadolu sermayesi’ denilen kasaba eşrafının artık küçük burjuvalaşarak, 1930′lardan beri ülkeyi yöneten yerleşik ve eski seçkinlerin karşısına ‘yeni bir elit’ olarak çıkması sonucunda meydana geldi.

    Ve…. yukarida dediklerinin neredeyse tamamini nakzediyor.. Ortada dinle ilgili bir problem yoksa, problem diye tutturdugu nedir?

    Alevilerin sayisini, gayrimuslimlerin sayisini neye tedbiren artirmak istiyor olabilir ki? Ortada eger seriat tehlikesi yoksa, sorun nedir?

    Peki Türkiye Batı’dan ayrılıp yeni bir kampa katılır mı?
    Yok öyle bir şey. Türkiye’nin yeri ezelden ebede Batı’dır. Türkiye muasır medeniyetten vazgeçemez. Rusya’da demokrasi olmadığı için Rusya’yla ittifakı gündeme getiriyorlar. Rusya’da demokrasi olsaydı, Rusya’yla ittifaktan şu anda bahsedilmezdi. Biz niye anti-Batıyız? Antidemokrat olduğumuz için. Peki niye pro Rusya’yız? Rusya’da demokrasi yok, onun için.

    Ilerici bir aydinimizi okudunuz.. Ilericiligi de suradan kaynaklaniyor: “Türkiye’nin yeri ezelden ebede Batı’dır.”

    Ben, eskiden olsam, buna statukocu derdim. Simdi hangi kelime kullaniliyor, bilmiyorum :)

    Darbe tehlikesi var mı sizce?
    Hayır yok. Ama siyasete müdahale tehlikesi, siviller arasında üniformasız paşalar olduğu sürece hep var.

    Eee.. sivil hayatta uniformasi pasa olmasi neden rahatsiz edici olsun ki? Adamlar sivil. yetmez mi? Daha ne istiyoruz?

    Yahu bunların İslam’dan korktuğu yok. Asker-sivil bürokrat, aşağıdan yeni bir sınıfın gelip iktidarına ortak olmasından, iktidarını yitirmekten korkuyor. Büyük burjuvazi ise bir şeyden korkuyor. Yerleşik elitlerle yeni elitler halat çekme yarışında ipi koparırlar diye korkuyor. TÜSİAD Başkanı’nın demeçlerinden bunu okumak mümkün. ‘Siz didişin, bilek güreşi yapın ama sakın istikrarı bozmayın. Seçimler olsun. Piyasalar altüst olmasın’ diye uyarıyor.

    Aynen oyle. Bunun da kabahatini askere yuklemiyorlar mi.. ona yaniyorum. Asker, garibim, arada kalmis bile sayilir..

    Neyse..

    Ben Baskin beyin o mulakatini okudugum zaman kimlere ne umitler bagladigimizi dusundum. Sonra da vazgectim…

    Keske bir de Atilla Yayla ‘hocamiz’ cikip konussa, inciler dokturse boyle.. :)

  9. sığırcık - 06 Haz 2007 - 1:53 am

    http://www.youtube.com/watch?v=drhCYHe81wc

  10. metin-thePoor - 06 Haz 2007 - 10:39 am

    Muzmin Bey,

    “bunu halletmenin kolay bir yolu var: Mahkemeye verirsiniz. Karnindan konusmak yerine.” demişsiniz. Mahkemeye verenleri görüyoruz, yedi sülalelerini bellemedikleri kalıyor. yedi sülalesi bellenmişlerin nüfusunda bir kişilik artış mı istiyorsunuz?

    Ayrıca bir yazı olarak yazmak istiyorum ama anafikrini şimdiden söyleyeyim: Milli Piyango’dan bana büyük ikramiye çıkmasını çok istiyorum. Ama niye biliyor musunuz? Bir site kurayım, şu benim sevdiğim ama sizin gıcık olduğunuz 10-15 fikir adamına sürekli köşeyazısı ve/veya makale yazdırayım, siz de aynen burada yaptığınız gibi yapın, onlar da size cevap yazsınlar. Ki yukarıda örneğini verdiğim tarzda bile bile ladesçi yorumlar yaptığınızda verecekleri cevaplara nasıl karşılık verebileceğinizi göreyim dünya gözüyle… Sırf böyle birşey için piyangodan ikramiye çıkmasını isteyen dünyadaki ilk ve muhtemelen son “soğanın cücükçüsü” benimdir herhalde! Hay ben çok yaşayayım e mi!

  11. Bulent Murtezaoglu - 06 Haz 2007 - 10:40 am

    Bir yerine elleyecegim (Muzmin beyin ellemedigi) cunku bana cok garip gozuktu:

    Batı ülkelerinde laikliğin kolay yerleşmiş olmasının sebebi Protestan-Katolik dengesidir.

    Bu dogru mu? En azindan ‘laik’ denen Fransa’da ahali Katolik degil miydi? Yoksa Fransa’da kolay olmadi mi diyor? Bilen var midir sunu?

    Bu ne bicim roportaj bu arada? Sorulari da soru sorulan adam yazsa bu kadar olur. Tek ters soru yok, adam at oynatmis orada.

  12. Muzmin Anonim - 06 Haz 2007 - 12:59 pm

    Metin bey,

    “bunu halletmenin kolay bir yolu var: Mahkemeye verirsiniz. Karnindan konusmak yerine.” demişsiniz. Mahkemeye verenleri görüyoruz, yedi sülalelerini bellemedikleri kalıyor. yedi sülalesi bellenmişlerin nüfusunda bir kişilik artış mı istiyorsunuz?

    Oturdugu yerde mangalda tornado temasa ettirtmek de birseydir ama, lakirdilarina uyanlarin toslamak ihtimali olan zorluklarin birazcigini da kendileri tatsalar hic de fena olmaz. Oyle degil mi?

    Hem, sonra, baslarina ne gelmis Allahaaskina.. Iki tane curuk yumurta, bir iki domates, bir kac ay hapis yatmak ihtimali ve uc bes de cig laf.. Butun korktuklari bu mudur bu yavrucaklarin?..

    Bu mudur sizin merhamet ibremizi sonuna kadar bunlara iltimasa isaret ettirmemizi oneriyor gibi soylediklerinizin arkasinda yatan?

    Ayrıca bir yazı olarak yazmak istiyorum ama anafikrini şimdiden söyleyeyim: Milli Piyango’dan bana büyük ikramiye çıkmasını çok istiyorum.

    I’ve got news for you: Bu dediginiz ikramiye coktan baskalarina cikti ve..

    Ama niye biliyor musunuz? Bir site kurayım, şu benim sevdiğim ama sizin gıcık olduğunuz 10-15 fikir adamına sürekli köşeyazısı ve/veya makale yazdırayım,

    aynen sizin bu dediklerinizi yaptiklarini soyleyenler var.. yani, birilerine surekli kose yazilari yazDIR[T]iyorlar..

    Bunun boyle olduguna dair kuvvetli kanaatler olmakla beraber, sizin paranizi daha kaliteli birilerine harcayacaginizi umardim.. Ama, sonucta piyangodan gelmis para degil mi.. nasil isterseniz oyle ziyan edebilirsiniz :)

    siz de aynen burada yaptığınız gibi yapın, onlar da size cevap yazsınlar.

    Vallahi benim acimdan hic sorun olmazdi.. ben en azindan methiyeler yazip pesisira bir de ‘ben da’ demiyorum..

    Ki yukarıda örneğini verdiğim tarzda bile bile ladesçi yorumlar yaptığınızda verecekleri cevaplara nasıl karşılık verebileceğinizi göreyim dünya gözüyle…

    Bile bile lades.. ne demktir?

    Kalibresizliklerini bile bile yaziyorum mu demek istiyorsunuz.. benim kalibresizligime mi isaret ediyorsunuz (buna –ikincisine– sasirmam, ve itiraz da etmem).

    Sırf böyle birşey için piyangodan ikramiye çıkmasını isteyen dünyadaki ilk ve muhtemelen son “soğanın cücükçüsü” benimdir herhalde! Hay ben çok yaşayayım e mi!

    Butun bunlara bunca parayi ziyan etmek yerine, Perestroika+Glastnost sonrasi Rusya’da neler olduguna dair biraz bilgi gorgu edinsinler diye onlara bir-iki sene Rusya bursu verseniz cok daha iyi olur bence. [Ama, donduklerinde de konuyla ilgili hic bir arastirma yapmamis olmalari ihtimaline karsilik –ki, bu agzi acik Bati hayranlari sozkonusu oldugunda fazlasiyla muhtemeldir–, katran ve tuy kostumunu de falaka ile beraber hazir tutmak gerekir.]

  13. İzlenimler - 06 Haz 2007 - 1:01 pm

    Bülent Bey,

    Şurada bizzat Baskın Oran konuya temas etmiş.

    FST

  14. Muzmin Anonim - 06 Haz 2007 - 1:05 pm

    Bulent bey,

    Bir yerine elleyecegim (Muzmin beyin ellemedigi) cunku bana cok garip gozuktu:

    Yahu, adamin soyledigi herseyin hakkinda yazacak olsam destan olur –yani, bu yazdiklarimin misli..

    Solumuzun umit diye ortaya saldigi entel-dantelllere baktikca uzuntumden kendimi yazmaga verdim.. yaz yaz uzuntu bitecegine artiyor…

    Batı ülkelerinde laikliğin kolay yerleşmiş olmasının sebebi Protestan-Katolik dengesidir.

    Bu dogru mu? En azindan ‘laik’ denen Fransa’da ahali Katolik degil miydi? Yoksa Fransa’da kolay olmadi mi diyor? Bilen var midir sunu?

    Evet.. degil mi?..

    Adamcagiz –laikligin ortaya ciktigi sonemlerde– Bati deyince nereyi anliyor bilmiyorum, ama Protestan-Katolik dengesinin saglanmasi sozkonus olan cok yer bilmiyorum ben.. Irlanda haric. Ki, orada da laiklik filan hakgetire..

    O biliyordur belki.. Boyle sunturlu –kerameti kendinden menkul– analizler yaptigina gore..

    Bu ne bicim roportaj bu arada? Sorulari da soru sorulan adam yazsa bu kadar olur. Tek ters soru yok, adam at oynatmis orada.

    At oynatmis.. Yahu, Bulent bey, nerede at goruyorsunuz Allahaskina.. sadece oynatmis demek cok mu kaba kacardi? :)

  15. Muzmin Anonim - 06 Haz 2007 - 1:11 pm

    Fethi bey,

    Bati’da laiklik/sekulerizm filan dine karsi degil, Papaligin Kilise isimli mekanizmasina karsi yapilmsitir. Doguda, birakin Muslumanlari, Hiristiyanlarin da benzer dertleri olmamis ki..

  16. İzlenimler - 06 Haz 2007 - 1:39 pm

    Müzmin Bey,

    Bati’da laiklik/sekulerizm filan dine karsi degil, Papaligin Kilise isimli mekanizmasina karsi yapilmsitir. Doguda, birakin Muslumanlari, Hiristiyanlarin da benzer dertleri olmamis ki..

    Ben aksini söylemedim zaten. Daha doğrusu bu konuda hiçbirşey söylemedim sadece Bülent Beye sorusu ile ilgili bir link verdim. Sizin söylediğiniz gibi olduğunu ben de biliyorum.

    Yalnız Baskın Oran’ın bu sözlerine bakarak hemen kendisini harcamaya kalkmayı akıllıca bulmam. Muhtemelen bir dayanağı vardır, belki Metin Bey kendisini istihdam ettiğinde öğreniriz. Ya da daha iyisi İstanbul’da oturanlar 2. Bölgede hocayı bulup sohbet edebilirler. Burada arkasından atıp tutmaktan daha sağlıklı bir sonuç alınır.

    FST

  17. metin-thePoor - 06 Haz 2007 - 2:49 pm

    Muzmin Bey,

    “Oturdugu yerde mangalda tornado temasa ettirtmek de birseydir ama, lakirdilarina uyanlarin toslamak ihtimali olan zorluklarin birazcigini da kendileri tatsalar hic de fena olmaz. Oyle degil mi?” [MA]

    Tadıyorlar zaten. Birazcık falan da değil.

    “Hem, sonra, baslarina ne gelmis Allahaaskina.. Iki tane curuk yumurta, bir iki domates, bir kac ay hapis yatmak ihtimali ve uc bes de cig laf.. Butun korktuklari bu mudur” [MA]

    Başlarına neler geldiğini de gelebileceğini de biliyoruz. Siz çok daha iyi biliyorsunuz ama şu meşhur söz sanatına müracaat etmeden duramıyorsunuz işte! 1402′leri filan hatırlamaya ne gerek var, değil mi?

    “bu yavrucaklarin?..” [MA]

    Benim malikanedeki tartışmalarda özellikle kullandığınız bazı ifadeler -mesela “sömürge aydını”, “İngiliz ajanı”- gibisinden bir aşağılama mıdır bu da? Nasyonal sosyalistler dışında kimse eleğinizde kalamıyor -maalesef sonuç o. Yok yok, kara kaplı kitaptakileri değil; sağ liberaller, sol liberaller, marksistler, anarşistler, islamcılar, muhafazakar demokratlar dışındakileri kastettim sadece -hani şu mahut milliyetçilerle ulusalcılar var ya (birinciler milletin bağrından, ikinciler devletin bağrından kopup gelirler üstümüze üstümüze doğru hani).

    “sizin bu dediklerinizi yaptiklarini soyleyenler var.. yani, birilerine surekli kose yazilari yazDIR[T]iyorlar..” [MA]

    Yapmayın allahaşkına Muzmin Bey! Bunun kompetanlığının sırrı ve patenti, sizin şu milliyetçi-ulusalcı cephede asıl.

    “sizin paranizi daha kaliteli birilerine harcayacaginizi umardim..” [MA]

    Daha kaliteli adamlarım da var efenim. Bakmayın malikanemizde üj bej kişiden bahsettiğimize…

    “ben en azindan methiyeler yazip pesisira bir de ‘ben da’ demiyorum..” [MA]

    Benim yaptığımın bu olduğunu ima ediyorsunuz tabii. De, benimkisi bana göre “yiğidi öldür, hakkını yeme”den ibaret. Ya da “söylenen söylenmiş, ben ne diye tekrar edeyim”den. Methiyeler düzmek ifadeniz ise epeyce bir abartı bence.

    “Bile bile lades.. ne demktir? Kalibresizliklerini bile bile yaziyorum mu demek istiyorsunuz.. benim kalibresizligime mi isaret ediyorsunuz” [MA]

    İkisi de değil. Hele ikincisi olmadığını çok iyi bildiğiniz halde benim böyle birşey söyleyebileceğime ihtimal vermeniz, sizin kişiliğinize, zekanıza, aklınıza, birikiminize, düşünce gücünüze verdiğim değeri hiçe indirgemektir ki bu beni çok üzer, hatta üzmek ne kelime, yaralar. Muradım, ““bunu halletmenin kolay bir yolu var: Mahkemeye verirsiniz. Karnindan konusmak yerine.” şeklindeki tavrınızdı. Bu ülkede düşüncesini belirtmek isteyenlerin başına ne belalar açıldığını bile bile böyle bir laf etmeniz, bile bile ladesten başka birşey olamaz.

    “agzi acik Bati hayranlari” [MA]

    İşte bir bile bile lades vakası daha. Bal gibi biliyorsunuz ki, Batı ve AB diyenler iki çeşittir. Biri, sizin bu tanımınıza girer. İkincisi girmez. Ve sizin asıl düşmanlığınız ikincilere maalesef: Bu ülkenin iç dinamiklerinin tarihsel-toplumsal-ekonomik-alafortonfunik nedenlerle demokrasiye kavuşmamıza yetmediğini/yetmeyeceğini/yetirttirttiltirilmeyeceğini (!) bilenlere.

    Sizi tanıdığım için çok seviniyorum ve bundan kendi payıma şeref duyuyorum. Ama sizin kalibrenizde olan bir kişinin -kendisi subjektif olarak böyle bir iddiada bulunmasa ve bunu kabul etmese bile- objektif olarak antidemokrasi cephesinde bulunması ise esef verici.

  18. izlenimler - 06 Haz 2007 - 3:41 pm

    Müzmin Bey,

    Her seferinde, ne zaman kim ortaya bir tercih koyarsa bunu boluculuk olarak nitelendirebiliriz..

    Mesela, cikip kendimizi ‘Aleviler, Kürtler, azınlıklar, Çingeneler, kadınlar, gençler, üniversiteye başörtüsüyle giremeyen kızlar, işçiler, sendikasızlar, işsizler, eşcinseller, travestiler, yoksullar, sakatlar, çevreciler…‘ taraftari ilan edersek, geriye bir suru insan kaliyor [mesela, Turkler :)]

    İkisi arasında bir alaka yok. Birinci örnekte Türkiye’de Türk dışında bir unsur yoktur, bunu kabul etmezseniz zorla kabul ettiririz deniyor. İkinci kısımda toplumda şu veya bu şekilde kendisini mağdur “hissedenler” (gerçekte öyle olup olmadıkları tartışılabilir) sayılmış. Hele “mesela Türkler” ifadeniz tamamen uygunsuz düşmüş. Orada sayılan her grup içinde Türk zaten vardır. Sakat, başörtülü, Alevi, çevresi vs. herneyse. Öyle ayrım olur mu Aleviler-Türkler, Sakatlar-Türkler diye. Kürtler-Türkler, Araplar-Türkler gibi değil ki.

    Madem herkes demokratik olarak goruslerini ifade ediyor, asker de dusman saydiklarini yazmis.. Katilmayabilirsiniz. Ama, suc islemis oldugunu –hele de boluculuk yaptigini– soylerseniz, bunu halletmenin kolay bir yolu var: Mahkemeye verirsiniz. Karnindan konusmak yerine.

    Asker düşman saydığını yazmakla kalmayıp “sizler de bunu düşman sayacaksınız, yoksa gününüzü görürsünüz” diyor. Bunu normal birinin söylemesiyle silahlı birinin söylemesi aynı şey değil. Sizin “canım asker de konuşmasın mı, herkes konuşma hakkına sahip” fikriniz silah faktörüyle maluldür.

    Mahkemeye tabii verirsiniz, Şemdinli savcısının akibetini gören savcılar muhtemelen derhal davayı kabul edeceklerdir. Üstelik darbeyi ortaya çıkaran belgeleri haber yaptığı için cezalandırılan, kapatılan Nokta dergisi çalışanları da mahkemeye başvurmayı çok kolaylaştırmaktadır. Karnından konuşmayı bilmem ama sizinki bu cümle özelinde epey “boş konuşmak” olmuş.

    Turkiye’de kimsenin de etnik/genetik Turk olmasi dayatilmiyor.

    Etnik olması şart değil, başka şekilde de olsa böyle bir dayatma olduğunu düşünüyorum. Çevremdeki gözlemim etnik dayatmayı da doğruluyor ama haydi onu geçelim, gayri Türk olmak Türkiye’de çok da makbul bir durum değil.

    Bunun da kabahatini askere yuklemiyorlar mi.. ona yaniyorum. Asker, garibim, arada kalmis bile sayilir..

    Neden kabahatli olmasın, halatın bir ucunu o tutuyor üstelik karşı tarafı silahla tehdit de edebiliyor. Ah biraz da biz gariban olsak diyesi geliyor insanın.

    Cozum onerisi nedir?

    Ben onun çözüm önerisini bütüncül olarak bakınca anlıyorum da, sizin çözüm öneriniz nedir? Muhayyel “Aydın”lara işi havale edip kurtulmak yok.

    FST

  19. metin-thePoor - 06 Haz 2007 - 4:22 pm

    Den den!

  20. metin-thePoor - 06 Haz 2007 - 4:23 pm

    Denden bileşik olacaktı.

  21. Muzmin Anonim - 06 Haz 2007 - 10:48 pm

    Fethi bey,

    İkisi arasında bir alaka yok.

    Ayni kanaatte degilim. Milliyetcilik boluculuk ise –ki, bence oyledir–, mikro-milliyetcilik, etnik ayristirimcilik da oyle sayilmak zorundadir.

    Birinci örnekte Türkiye’de Türk dışında bir unsur yoktur, bunu kabul etmezseniz zorla kabul ettiririz deniyor.

    Deniyor.. Bunun farkindayim. Farkindayim, ama bu ‘denen’ seyin icini nasil dildurduguna da bakiyorum. Ben bu ulkede ’sen Turksun’ dedildigini tabii ki duydum, ama ’sen Turksun ve soyle OLMAK zorundasin’ denildigini, tatbik edildigini pek gormedim.

    Var olan dayatmalar yok mu? Tabii ki var. Ve, bircogu da –kendini etnik Turk olarak gorenler acisindan da– anlamsiz.

    Anlamsiz ama etnik bir temeli oldugundan degil; sadece (artik?) anlamsiz oldugundan.

    Ikisini birbirinden ayridedeMEmek cok ciddi bir yetersizlik bence.. Rejimin yetersizligine rahmet okutacak kadar ciddi..

    İkinci kısımda toplumda şu veya bu şekilde kendisini mağdur “hissedenler” (gerçekte öyle olup olmadıkları tartışılabilir) sayılmış.

    Sosyolojik sorunlara temas ediyorsunuz gibi geliyor bana.. Yani, her toplumda az ya da cok olan, degisik ‘dislayicilik’lardan bahsediyor ve bunu da rejime mal ediyor gibiyiz.

    Ikisini ayirmamiz gerekiyor bence.

    Hele “mesela Türkler” ifadeniz tamamen uygunsuz düşmüş. Orada sayılan her grup içinde Türk zaten vardır. Sakat, başörtülü, Alevi, çevresi vs. herneyse. Öyle ayrım olur mu Aleviler-Türkler, Sakatlar-Türkler diye. Kürtler-Türkler, Araplar-Türkler gibi değil ki.

    Tamamen uygunsuz degil bence.. Bunu soyleyerek, konunun etnik bir tabana oturmadigini anlatmak istedim. Bunu iskalamis olmaniz bence mumkun degil, yani olmamali.

    Inanc ve yasamak istedikleri hayat tarzlari ile ilgili sorunlar ayri, konunun etnik boyutun oldugu –tayin edici oldugu– iddiasinda bulunmak apayri seyler.

    Inanc baglaminda ise, aslinda mesele –cogu zaman oldugu uzere– o kadar basit degil.

    Bugun herseye ‘kabul gunundeymis gibi’ bakan inanc gruplarimiz, bu hak ya da imtiyazlarinin baskalarina verilmesi halinde ‘up in arms’ olacaklardir bence.

    Bu konuda –kendi capimda– bir sondaj yaptigim zaman, mesela homoseksuellik konusunun ‘inancli’ taifenin kirmizi cizgilerinden oldugunu gorebiliyorum. Bu asikar.

    Ayni seyi, Alevilik, kadin haklari vb soz konusu oldugunda da cok rahat gorebiliriz.

    Bugun ‘evet, tabii ki, herkese her turlu ozgurluk derhal verilsin’ diyenlerin samimi olmadiklari ya da basiretsiz veya hovarda olduklari iddia edilirse cok uzaga dusecek bir sey olmaz kanaatindeyim.

    Su anki ozgurluk asiklarina baktigimda, elimizde var olan durum muhatabini (devlet?) koseye sIkIstirmisligin tadini cikarmaga calisan, sonucunu da gormeyen, gormek istemeyen bir dizi hayalperestin varligidir –bence–. Bununla uzaga varamayacagimizi dusunuyorum.

    Baskin beyin bunlardan hangisi oldugunu bilmiyorum tabii ki.

    Asker düşman saydığını yazmakla kalmayıp “sizler de bunu düşman sayacaksınız, yoksa gününüzü görürsünüz” diyor. Bunu normal birinin söylemesiyle silahlı birinin söylemesi aynı şey değil. Sizin “canım asker de konuşmasın mı, herkes konuşma hakkına sahip” fikriniz silah faktörüyle maluldür.

    Teorik olarak dedikleriniz tabii ki isabetlidir. Ama, bir de pratige bakmak gerekiyor bence.. Bu asker burada taa Tanzimat’tan beri var. Askerin gozu onunde oldu butun bunlar.

    Kac ornek biliyorsunuz, askerin silahla fikirlerini dayatip ve bizleri tektiplestirdigi?

    Ben pek bilmiyorum. Dil Okulu’nda, Etmesgut’ta ‘egitim’ alanlarin hicbirisi tektiplesmis degil.

    Mahkemeye tabii verirsiniz, Şemdinli savcısının akibetini gören savcılar muhtemelen derhal davayı kabul edeceklerdir. Üstelik darbeyi ortaya çıkaran belgeleri haber yaptığı için cezalandırılan, kapatılan Nokta dergisi çalışanları da mahkemeye başvurmayı çok kolaylaştırmaktadır. Karnından konuşmayı bilmem ama sizinki bu cümle özelinde epey “boş konuşmak” olmuş.

    Sizin bu paragrafta dedikleriniz de, esasen tipik bir ‘maglup tesellisi’ sayilabilir..

    ‘O oyle olmus, bu boyle olmus , oteki de soyle olur mutlaka’ turunden bir mantikla bakip mucadeleyi ‘magdur edebiyati’na idirgemegi ben dogru bulmuyorum.

    Dediginiz mesele eger gercekten yaygin derecede rahatsiz edici olsaydi, bu gelismelerde –oturdugu yerden konusmaktan oteye– birileri daha cikip proaktif bir seyler yapabilirdi.. Yapmadilar. Sadece konustular.

    Semdinli savcisini kimse idam etmedi. Meslekten men ettiler. O da gitti bir universitede doktora yapiyor. Aradabir de ‘dunyanin binbir hali var’ turunden mulakatlar veriyor.

    Nokta dergisi kapatildi (galiba). Peki, de, orada calisanlar ne yapiyor? Oldurulen, hucre cezasina carptirilan (yani, konusmasi fiilen engellenen) birileri var mi?

    Benim bildiigm kadariyla yok.

    Iyi de, ne yapiyorlar bunlar?

    Madem meseleleri o kadar onemliydi, nicin bunu cikip –eldeki herturlu imkani kullanarak– anlatmazlar? Illa elelrinde bir dergi bir makam mi olmasi gerekiyor?

    Bu mudur aydinlik?

    Etnik olması şart değil, başka şekilde de olsa böyle bir dayatma olduğunu düşünüyorum.

    Ilahi Fethi bey.. Dayatmanin olmadiig bir sosyal hayat sizce hicbiryerde var midir?

    Çevremdeki gözlemim etnik dayatmayı da doğruluyor ama haydi onu geçelim, gayri Türk olmak Türkiye’de çok da makbul bir durum değil.

    Cok makbul olmadigi yer ve zamanlar var tabii ki. Ama, herzaman degil.

    Ama, benim asil korkum, bunlarin sonunda tetikleyecegi baska seyler.. O zaman onune gecilmez olabileceginden gercekten korkuyorum.

    Neden kabahatli olmasın, halatın bir ucunu o tutuyor üstelik karşı tarafı silahla tehdit de edebiliyor. Ah biraz da biz gariban olsak diyesi geliyor insanın.

    Askerlerin tuttugunu dusundugunuz halatin oteki ucunun arkasinda kimlerin oldugunu dikkate almazsak bence hep yanlis ve eksik analiz olur. Bence askerler muhatap degil –tipki, 70′lerde muhatabin isciler ve universite ogrencileri olmadigi gibi.

    Ben onun çözüm önerisini bütüncül olarak bakınca anlıyorum da,

    Bunu lutfedip bana da anlatir misiniz?

    ‘Butuncul bakmak’ diyerek ne dediginizi anlatmaktan baslayarak ozellikle..

    sizin çözüm öneriniz nedir? Muhayyel “Aydın”lara işi havale edip kurtulmak yok.

    Olmayan ‘aydin’lardan cok sey bekledigimin farkindayim. Ama, olmasini arzulamagi da kotu birsey sayamiyorum.

    Cozum onerim: Siyaseti uygun platformlarda olusturalim. Yani, amigo ve seyirci de, oyuncular da olsun tabii ki –bunlarin inputlari onemlidir– ama, siyaseti kimin sesi daha gur cikiyor, kimin hayalleri daha pembe turunden avami niceties ile belirlemekle bir yerlere varacagimizda israr etmek yerine, her takimin antrenorlerinin (stratejistlerinin) bulustugu bir yerde bunu yapalim.

    Asil ’sivil toplum’ budur bence –yani, uniformalidir, sariklidir, salvarlidir, posuludur, bikinilidir, homoseksueldir diyerek birilerini dislamak yerine, temsil ettikleri kitlelere ne derece sozlerinin gectigine bakarak konusalim onlarla (birbirimizle). Bunu aleni yapmak da dogru degil; arkaplanda olmasi bence daha dogru olur.

    Evet, gene topu hep o muhayyel aydina atiyorum. Baska bir cozum aklima gelmiyor cunku.

    [Not: Baskin bey gibi, neredeyse herkesi temsil ettigini soyleyenleri de tabii ki bu acidan muteber kabul etmiyorum.]

  22. Muzmin Anonim - 06 Haz 2007 - 11:14 pm

    Fethi bey,

    Yalnız Baskın Oran’ın bu sözlerine bakarak hemen kendisini harcamaya kalkmayı akıllıca bulmam.

    Baskin beyle benim alip veremedigim bir sey yok. Ben soylediklerine bakip elestiriyorum. Harcamak gibi bir niyetim yok –elimden de gelmez zaten.

    Muhtemelen bir dayanağı vardır, belki Metin Bey kendisini istihdam ettiğinde öğreniriz.

    Olme, karakacan olme.. Metin bey piyangodan bilet alacak, buyuk ikramiye cikacak, medyatik bir seyler kuracak veeee.. Baskin beyi istihdam edecek ve biz de neyin ne oldugunu ogrenecegiz..

    Wake me up when you also see snowstorm in hell :)

    Ya da daha iyisi İstanbul’da oturanlar 2. Bölgede hocayı bulup sohbet edebilirler. Burada arkasından atıp tutmaktan daha sağlıklı bir sonuç alınır.

    Once sunu soyleyeyim: Attiklarimi tutmam. Siz de tutmayin. :)
    Ikincisi, kendileri siyasete soyunmuturlar. Soylediklerini daha iyi olcup bicebilmeli, dile getirebilmelidirler. Her elestirdigim kisiyi gidip bulup agzindan cevap alacak olsam, ilk is bir zaman makinasi uretmem gerekir.

    Onun yerine, Baskin bey vd, kendi soyledikleri seylerin haklarinda yazilanlara aradabir goz atsa hic de fena olmaz bence.

    Yani, Izlenimler’i okuyarak baslayabilir.

  23. Muzmin Anonim - 06 Haz 2007 - 11:46 pm

    Metin bey,

    Tadıyorlar zaten. Birazcık falan da değil.

    Nedir bu ‘korkunc’ tecrubeleri?

    1402′leri filan hatırlamaya ne gerek var, değil mi?

    Var tabii.. Sahi, ne olmustur bu 1402′liklere? Ekmek kapilarindan edilmis ve bu sayede de ozel sektore acilmasi saglanmis olmalarindan oteye?

    Benim malikanedeki tartışmalarda özellikle kullandığınız bazı ifadeler -mesela “sömürge aydını”, “İngiliz ajanı”- gibisinden bir aşağılama mıdır bu da?

    Kimseye ‘Ingiliz ajani’ dedigimi hatirlamiyorum. Bildiginiz bir ornek varsa gormek isterim. ‘Ingiliz muhibbi’ dedigim olmustur ve ne dedigimi bildigim kanaatindeyim.

    ‘Somurge aydini’ konusuna gelince, tahmin ettiginiz uzere, bu bir ideolojik kavram degil; bir haldir. Bir tur mankurtlasma da diyebiliriz. Zihinsel anlamda dumura ugramislikla atbasi giden siyaseten maglupluk sonucunda ortaya cikan bir hal oldugunu dusunuyorum. Mazisindeki ideolojinin ne olduguna bagli olmaksizin gorulebilen bir hal…

    Nasyonal sosyalistler dışında kimse eleğinizde kalamıyor -maalesef sonuç o.

    Yanlis yerden baktiginizi dusunuyorum –cikarsadiginiz sonuca bakarak.

    Ben, sadece umitli oldugum halde bende hayal kirikligina yol acanlari elimden geldigince, dilimin dondugunce elestiriyorum. Bu bakimdan, Nasyonal Sosyalistler benim radaimda hic/pek olmadi –eletirerek tekamullerine yardimci olmak gibi bir motivasyona hic sahip olmadim demek istiyorum.

    Yok yok, kara kaplı kitaptakileri değil; sağ liberaller, sol liberaller, marksistler, anarşistler, islamcılar, muhafazakar demokratlar dışındakileri kastettim sadece -hani şu mahut milliyetçilerle ulusalcılar var ya (birinciler milletin bağrından, ikinciler devletin bağrından kopup gelirler üstümüze üstümüze doğru hani).

    Yukarida saydiklarinizin sorunu, sorunu sadece kendi sunya gorusleri cercevesinde halletmek istemeleri.. Kendi aralarinda konusmak aliskanliklari pek yok –var olana da, birbirlerine (yol teorisini hatirlatacak sekilde) mavi boncuklu ozgurlukler ve imtiyazlar vaadetmek..

    Bu bakimdan, bu taifenin onemli bir kismini samimiyetsiz, basiretsiz ya da ufuksuz buldugumu soylersem benim yine Nasyonal Sosyalistlerin tarafinda oldugumu dusunurseniz, benim bu konuda sizi vazgecirmek icin diyeceklerimi tuketmis olursunuz.

    Yapmayın allahaşkına Muzmin Bey! Bunun kompetanlığının sırrı ve patenti, sizin şu milliyetçi-ulusalcı cephede asıl.

    Walla.. belki de ikisi de dogrudur :) Oyle ya, son yillarda satisindan en buyuk marjinal gelirleri elde ettigimiz kuruluslar hep basin kuruluslari oldu. Ustelik, hayli zaman once Allbright teyzemiz paranin ‘bundan boyle’ nereye verilecegini de soylemisti. Daha da otesi, her sene –basina dagitilmak uzere– ulkeye 200-300 milyon dolar girdiig de soyleniyordu bir aralar. Simdi bu rakkamin artmis oldugunu dusunebiliriz ama bence azalmistir. Rekabet fiyatlari dusuruyor da ondan :)

    Daha kaliteli adamlarım da var efenim. Bakmayın malikanemizde üj bej kişiden bahsettiğimize…

    Bunlari joker gibi elinizde tutmaniz haksizlik degil mi? :)
    “ben en azindan methiyeler yazip pesisira bir de ‘ben da’ demiyorum..” [MA]

    Muradım, ““bunu halletmenin kolay bir yolu var: Mahkemeye verirsiniz. Karnindan konusmak yerine.” şeklindeki tavrınızdı. Bu ülkede düşüncesini belirtmek isteyenlerin başına ne belalar açıldığını bile bile böyle bir laf etmeniz, bile bile ladesten başka birşey olamaz.

    Metin bey, mahkemelerin uzun surdugunu, beklenmedik kararlar aldigini ikimiz de biliyoruz. Buradaki ‘beklenmedik’ lafi yuklu bir laftir –malum. Ama, iki tarafa da yuklu. Hangi zumreden oldugunuza bagli olarak da karar verebilen –boyle iddialar var anlaminda– mahkemelerimiz olabiliyor bazan.

    Ama, butun bunlar, esasen burokratik olan –fiili cok az yansimasi olan– bir sureci bile goze alamaksizin bazi degisikliklerin yapilmasini istemegi hakli kilmiyor benim gozumde.

    Ve sizin asıl düşmanlığınız ikincilere maalesef: Bu ülkenin iç dinamiklerinin tarihsel-toplumsal-ekonomik-alafortonfunik nedenlerle demokrasiye kavuşmamıza yetmediğini/yetmeyeceğini/yetirttirttiltirilmeyeceğini (!) bilenlere.

    Ulkenin ic dinamikleri..

    Iyi de, ulkenin ic dinamiklerini dis dinamiklerle degistirmek istemek de ne anlama geliyor sizce?

    Dis dinamiklerin bu ‘kiyak’i [kelimeyi bilerek sectim] karsiliksiz yapacaklari anlamina mi geliyor bu? Mumkun ya da anlamli midir bu?

    Ama sizin kalibrenizde olan bir kişinin -kendisi subjektif olarak böyle bir iddiada bulunmasa ve bunu kabul etmese bile- objektif olarak antidemokrasi cephesinde bulunması ise esef verici.

    Nacizane, bunun –bunun bir celiski olarak gorulebileceginin– farkindayim. Fakat, malesef, demokrasi tek basina ve kendi adina nihai hedef olamiyor. Mahiyeti onemli.

    Siyasi hudutlarinin kapsaminda yasayan insanlarin geneli sozkonusu oldugunda kabul edilebilir (dikkat, bu bir subjektif bir ifadedir) bir bagimsizlik icermiyorsa, yani harici manipulasyonlara luzumundan fazla (dikkat, bu bir subjektif bir ifadedir) acik/maruz kaliyorsa, boyle bir ‘demokrasi’nin orta ve uzun vadede zararli bir mahiyete burunmus olacagini dusunuyorum.

    Bu dusuncemi de, uluslararasi hayatta da demokrasi diyebilecegimiz bir yapilanmanin olacagi gune kadar muhafaza edecegimi saniyorum.

    Baska bir deyisle, AB’den, ABD’den, Rusya’dan, Cin’den surdan burdan birileri gelip de bize –dogrudan– emirnameler yayinlayabilmesini de, ellerine teslim ettigimiz basin kuruluslari (ve, onlarin urettikleri ‘kanaat onderleri’) uzerinden bizi manipule edebilmesini, ticari ve sinai faaliyette bulunan ozel ve kamu sirketlerimizi artik devretmis sayilabilecegimiz bankacilik sistemimiz ile istedikleri cizgiye –caktirmadan fakat kolayca– cekebilmelerini (dolayisi ile siyasetimizi tayin etmelerini) ben icime sindiremiyorum.

    Evet, bunlar beni ulusalcilarla yakinlastiriyor olabilir. Ama, bu benim sorunum degil –bana sorarsaniz.

    Sorun, demokrasi (ve yukarida saydiginiz her turlu ‘cilik’) sevdalilarinin bagimsizlik ayagini unutmus oldugundan kaynaklaniyor.

    Bence ve nacizane.

  24. İzlenimler - 07 Haz 2007 - 11:14 am

    Müzmin Bey,

    Ayni kanaatte degilim. Milliyetcilik boluculuk ise –ki, bence oyledir–, mikro-milliyetcilik, etnik ayristirimcilik da oyle sayilmak zorundadir.

    Öyledir ama Baskın Oran’ın vurguladığı herkese eşit hak sağlanmasıyla ilgili bir durum.

    Ben bu ulkede ’sen Turksun’ dedildigini tabii ki duydum, ama ’sen Turksun ve soyle OLMAK zorundasin’ denildigini, tatbik edildigini pek gormedim.
    Var olan dayatmalar yok mu? Tabii ki var. Ve, bircogu da –kendini etnik Turk olarak gorenler acisindan da– anlamsiz.
    Anlamsiz ama etnik bir temeli oldugundan degil; sadece (artik?) anlamsiz oldugundan.

    Dayatmanın anlamsız olması,bu dayatmaların ülke ve vatandaşların bir kısmında huzursuzluk meydana getirmesine mani olamıyor. Ya sev ya terk et mantığı mesela, anlamsızdır ama gerçek dünyada önemli bir sıkıntı kaynağıdır.

    Sosyolojik sorunlara temas ediyorsunuz gibi geliyor bana.. Yani, her toplumda az ya da cok olan, degisik ‘dislayicilik’lardan bahsediyor ve bunu da rejime mal ediyor gibiyiz.

    Hepsini rejime mal etmek söz konusu olamaz elbette ama devlet bu dışlamalarda arabulucu yahut taraflar arasında adalet sağlayıcı olacağına taraf tutmaya kalkınca işi zorlaştırmıyor mu?

    Inanc ve yasamak istedikleri hayat tarzlari ile ilgili sorunlar ayri, konunun etnik boyutun oldugu –tayin edici oldugu– iddiasinda bulunmak apayri seyler.
    Inanc baglaminda ise, aslinda mesele –cogu zaman oldugu uzere– o kadar basit degil.
    Bugun herseye ‘kabul gunundeymis gibi’ bakan inanc gruplarimiz, bu hak ya da imtiyazlarinin baskalarina verilmesi halinde ‘up in arms’ olacaklardir bence.
    Bu konuda –kendi capimda– bir sondaj yaptigim zaman, mesela homoseksuellik konusunun ‘inancli’ taifenin kirmizi cizgilerinden oldugunu gorebiliyorum. Bu asikar.

    Evet, Türkiye’de çoğunluk konumundaki Sünni-Hanefi Müslümanlığının ne kadar hoşgörüsüz ve bağnaz olabileceğini biliyorum. Ancak toplumda bir ölçüde mesafe alındığını da düşünüyorum. 15-20 sene öncesinde daha fanatik olanların bugün “isteyen istediğini yapsın bize ne” şeklinde bir Nasreddin Hoca felsefesine yaklaştığını gözlemek mümkün. Bu da benim sondajım. Ama henüz oran olarak düşüktür, Yozgat’taki gibi vahşi saldırılar, Sivas barbarlığı, Trabzon, Sakarya olayları sizi destekleyen örnekler.

    Öte yandan bunların olması din özgürlüğü, konuşma ve eleştirme özgürlüğü gibi çok genel hürriyetlerin kısıtlanmasına sebep gösterilememelidir. Kürt, Alevi ve Sünni meselelerinin esasında bir ifade kısıtlaması, inançların baskı altında tutulması yatmaktadır, çözüm de bunların serbestleştirilmesini sağlayacak yasal düzenlemelerdedir.

    Su anki ozgurluk asiklarina baktigimda, elimizde var olan durum muhatabini (devlet?) koseye sIkIstirmisligin tadini cikarmaga calisan, sonucunu da gormeyen, gormek istemeyen bir dizi hayalperestin varligidir –bence–. Bununla uzaga varamayacagimizi dusunuyorum.
    Baskin beyin bunlardan hangisi oldugunu bilmiyorum tabii ki.

    Devletin nasıl köşeye sıkıştığını bilemiyorum. Diyelim öyle bunun sonucu ne olabilir? Bölünmek midir problem? Eğer sopa zoruyla birleşmiş halde kalmaya çalışıyorsak burada bir sıkıntı var demektir. Bölünmeyi önlemenin yolu baskıyı daha da arttırmak değil gevşetmek olmalıdır.

    Teorik olarak dedikleriniz tabii ki isabetlidir. Ama, bir de pratige bakmak gerekiyor bence.. Bu asker burada taa Tanzimat’tan beri var. Askerin gozu onunde oldu butun bunlar.

    Evet, çok daha eskiye de götürebiliriz, Türkiye’de ordu siyaset ilişkisi malum.

    Kac ornek biliyorsunuz, askerin silahla fikirlerini dayatip ve bizleri tektiplestirdigi?
    Ben pek bilmiyorum. Dil Okulu’nda, Etmesgut’ta ‘egitim’ alanlarin hicbirisi tektiplesmis degil.

    Cumhuriyetin kurucu kadrosundan başlayabiliriz mesela. 28 Şubat, 27 Nisan, yani askerin kafasındaki doğrudan her sapma anında silahlar sapkınların üzerine doğrultulmuştur. Kaldı ki tektipleştirmeden ziyade, askerin kendisini 1923 yılında kurulan ve epey problemli bir başlangıcı olan sistemin muhafızı olarak görmesi problemin kaynağı. Bugün 2007 yılında hala 1920-1930’lu yılları yaşayan ve zorla herkese bunu yaşatmaya çalışan bir kesimden bahsediyoruz. Ordunun içinde bu kanaatte olmayanlar bulunabilir ama etkili ve güçlü kesimin kazanımları koruma konusunda tavizsiz olduğunu kabul etmek lazım.

    Sizin bu paragrafta dedikleriniz de, esasen tipik bir ‘maglup tesellisi’ sayilabilir..
    ‘O oyle olmus, bu boyle olmus , oteki de soyle olur mutlaka’ turunden bir mantikla bakip mucadeleyi ‘magdur edebiyati’na idirgemegi ben dogru bulmuyorum.
    Dediginiz mesele eger gercekten yaygin derecede rahatsiz edici olsaydi, bu gelismelerde –oturdugu yerden konusmaktan oteye– birileri daha cikip proaktif bir seyler yapabilirdi.. Yapmadilar. Sadece konustular.

    Esasta doğru gibi duruyor söylediğiniz ama işin “sıkıysa aç davayı” kısmını ihmal ediyoruz. Nasreddin Hoca ile devam edersek, “Hırsızın hiç mi suçu yok”. Birileri darbeye niyetlenecek, bir dergi bunu konu edecek ve savcılar darbecileri soruşturacağına dergiyi dava edecekler. Siz insanların durmadan zorlu işlere koşulmasını, yokuş çıkmaya talip olmasını tavsiye ediyorsunuz. Üstelik mahkeme kapılarına yığılıp linç psikolojisiyle hareket edenleri de unutmayalım. Hapis yatmayı, normal işleri dışında zamanlarını mahkeme kapılarında geçirmeyi, medyanın toplu saldırısını, konu komşunun hakaretlerini sineye çeksinler diyorsunuz. İyi ama öte taraf bıyık altı gülüp siz demeseniz bile aynı cümleye “sıkıysa” ibaresi ekleyip “beğenmiyorsan dava aç” diyorsa bu normal bir şey midir? Atilla Yayla sıradan iki laf etti diye başına gelenleri gördük, hala mahkeme için sağa sola gidiyor. Orada ulusalcılar mahkeme içinde nümayiş de yapıyorlarmış. Fikret Başkaya Paradigmanın İflasından dolayı ikide bir içeri girer çıkar. Kenan Evren’e dava açmaya kalkan savcının başına gelenler malum.

    Semdinli savcisini kimse idam etmedi. Meslekten men ettiler. O da gitti bir universitede doktora yapiyor. Aradabir de ‘dunyanin binbir hali var’ turunden mulakatlar veriyor.

    Doktora yapmak masraflı bir iştir, para harcamak zorundasınız. Adamı avukatlıktan bile men ettiler. Yani siz bir savcının en fazla uyarı cezası alacağı bir durumda ekmeğinin elinden alınıp üstüne önündeki tüm kapıların kapanmasına “idam etmediler ya” diyerek gerekçe mi buluyorsunuz? Çok ilginç.

    Nokta dergisi kapatildi (galiba). Peki, de, orada calisanlar ne yapiyor? Oldurulen, hucre cezasina carptirilan (yani, konusmasi fiilen engellenen) birileri var mi?
    Benim bildiigm kadariyla yok.
    Iyi de, ne yapiyorlar bunlar?
    Madem meseleleri o kadar onemliydi, nicin bunu cikip –eldeki herturlu imkani kullanarak– anlatmazlar? Illa elelrinde bir dergi bir makam mi olmasi gerekiyor?
    Bu mudur aydinlik?

    Alper Görmüş’ü bir iki defa mülakatta gördüm sanki. Adam daha ne yapsın her şeyi olduğu gibi anlatıyor, “eldeki her türlü imkan” nedir, bilse onu da kullanır. Yapacağını yaptı, bir dergide belge yayınladı, şu kadar sene hapis cezası isteğiyle yargılanıyor. Derginin diğer çalışanları da ya işsizdir ya da başka dergilere geçmeye çalışıyordur. Gidip genelkurmayı mı basacaklar.

    Burada en büyük ayıp iktidara geldiği günden beri ifade hürriyetini kısıtlama yönünde adımlar atan AKP’ye aittir. Evet, mahkemelere güçleri yetmez ama en azından mağdurlara destek olabilirlerdi. Alper Görmüş, Atilla Yayla, savcılar vs. hepsini yüzüstü bıraktılar.

    Cok makbul olmadigi yer ve zamanlar var tabii ki. Ama, herzaman degil.
    Ama, benim asil korkum, bunlarin sonunda tetikleyecegi baska seyler.. O zaman onune gecilmez olabileceginden gercekten korkuyorum.

    Burada da problem olur olmaz en uyduruk meseleyi kendi çıkarını korumak için büyütüp milleti meydanlara salan, onun bunun üstüne silahla, sopayla adam saldırtan derin yerlerde değil mi? Çılgın Türkleri daha da çıldırtmak için, eldeki mevkiyi korumak için ülkeyi savaşa dahi sokmaya çalışıyorlar. Bunların yüzde doksanı boş şamata, ülke AKP’nin budalalıklarına rağmen son yüzyılın en iyi dönemini yaşıyor ama “merkezdeki” müstahkem mevkiler için bu bir kayıp anlamına geliyor.

    Askerlerin tuttugunu dusundugunuz halatin oteki ucunun arkasinda kimlerin oldugunu dikkate almazsak bence hep yanlis ve eksik analiz olur. Bence askerler muhatap degil –tipki, 70′lerde muhatabin isciler ve universite ogrencileri olmadigi gibi.

    Halatın öteki ucunda AKP ve sizce batıcı olan, bence bunda mahzur olmayan aydınlar var. 1970’lerdeki tarafların çok suni olduğu belliydi, bugün taraflar artık nettir ve ABD, AB parmağı bence zannedilenden daha azdır. AKP’yi beğenmeyebilirsiniz ama halat çekme işinde taraflar taa Osmanlı Sarayından intikal edip bugünkü elit bürokrasiyle özdeşleşen merkez kapıkulları ile asırlardır İstanbul’u, daha sonra Ankara’yı beslemeye mahkum edilmiş Etrak-ı bi idrakdir. Bence artık bu kesim idrakini kazanmaya başlamıştır, halatın ucunu hemen bırakır mı bilmiyorum. Silah zoruyla gerileyeceği kesin ama namlu çekilince halata daha sıkı yapışıyorlar maalesef.

    ‘Butuncul bakmak’ diyerek ne dediginizi anlatmaktan baslayarak ozellikle..

    Benim anladığım şeyi siz aşağıda anlatmışsınız.

    Cozum onerim: Siyaseti uygun platformlarda olusturalim. Yani, amigo ve seyirci de, oyuncular da olsun tabii ki –bunlarin inputlari onemlidir– ama, siyaseti kimin sesi daha gur cikiyor, kimin hayalleri daha pembe turunden avami niceties ile belirlemekle bir yerlere varacagimizda israr etmek yerine, her takimin antrenorlerinin (stratejistlerinin) bulustugu bir yerde bunu yapalim.
    Asil ’sivil toplum’ budur bence –yani, uniformalidir, sariklidir, salvarlidir, posuludur, bikinilidir, homoseksueldir diyerek birilerini dislamak yerine, temsil ettikleri kitlelere ne derece sozlerinin gectigine bakarak konusalim onlarla (birbirimizle). Bunu aleni yapmak da dogru degil; arkaplanda olmasi bence daha dogru olur.

    Herkesin karnından değil açıktan konuşacağı bir platform oluşturulmalı. Söylenecek sözlerin ardından hapse atılma, hakarete uğrama, asılma, linç edilme ihtimalinin olmadığı bir platform olmalı.

    Mesela Genelkurmay başkanı, okumuş, medeni bir insan olarak sizin batıcı dediğiniz yazar ve akademisyenlerle bir görüşme yapsa, endişesi varsa söylese, bunların ne demek istediklerini anlamaya çalışsa fena olmaz gibime geliyor. Ben olsam en azından merak ederdim, yahu bu Atilla Yayla, Mehmet Altan kimdir, ne diyor diye. Onlar da genç subaylar neden rahatsız, askerler Kutlu Doğum haftasında ilahi okunmasını niçin tehdit olarak algılıyor ilk elden öğrenirlerdi. Burada daha önce olduğu gibi bir sürü yazara kamuflaj giydirip PKK ile mücadele dersi verilmesini kastetmiyorum.

    [Not: Baskin bey gibi, neredeyse herkesi temsil ettigini soyleyenleri de tabii ki bu acidan muteber kabul etmiyorum.]

    Aslında o “solun” ortak adayı olduğunu söylüyor. Sol da her kesimin ezilenini savunmak durumunda olduğundan öyle söylüyor olsa gerek. Normal bir ülkede Baskın Oran’ın durumu acayip görünebilir ama Türkiye şartlarında pek garipsenmemeli.

    FST

  25. İzlenimler - 07 Haz 2007 - 12:31 pm

    Müzmin Bey,

    Olme, karakacan olme.. Metin bey piyangodan bilet alacak, buyuk ikramiye cikacak, medyatik bir seyler kuracak veeee.. Baskin beyi istihdam edecek ve biz de neyin ne oldugunu ogrenecegiz..

    Metin beyi küçümsemeyin derim. Mülkiyeli bağlantılarıyla dergiyi çıkardığında yarın mahcup olursunuz.

    Ya da daha iyisi İstanbul’da oturanlar 2. Bölgede hocayı bulup sohbet edebilirler. Burada arkasından atıp tutmaktan daha sağlıklı bir sonuç alınır.

    Once sunu soyleyeyim: Attiklarimi tutmam. Siz de tutmayin. :) Ikincisi, kendileri siyasete soyunmuturlar. Soylediklerini daha iyi olcup bicebilmeli, dile getirebilmelidirler. Her elestirdigim kisiyi gidip bulup agzindan cevap alacak olsam, ilk is bir zaman makinasi uretmem gerekir.

    Aslında burada doğrudan sizi kastetmemiştim, mesela kendim ve Bülent Bey’i de düşünmüştüm. Çok ciddiye alan varsa gidip kendisiyle bir seçim toplantısında görüşebilir düşüncesiyle. Yani kinaye yapmıyordum, gerçek bir tavsiye idi.

    Elbette siyasete giren adam ne dediğini bilmelidir, her türlü eleştiriyi de kaldırmalıdır. Aynı bir blogcu gibi.

    Onun yerine, Baskin bey vd, kendi soyledikleri seylerin haklarinda yazilanlara aradabir goz atsa hic de fena olmaz bence.
    Yani, Izlenimler’i okuyarak baslayabilir.

    Okursa sizin eleştirilerinizi ciddiye alacağını tahmin ediyorum. Belki de bir oy bir oydur diyerek cevap bile yazabilir, kimbilir. Dağdaki çobanın oyuyla Müzmin Anonim’in oyu bir değildir diye düşünürsek epey karlı da çıkabilir.

    FST

  26. metin-thePoor - 07 Haz 2007 - 1:42 pm

    24′le ilgili olarak:

    “Ben DA!” (İkinci kelime Muzmin Bey için özellikle majiskül yazılmıştır.)

    Ayrıca:

    Fethi Bey,

    24′te yazdıklarınızın değil her kelimesi, her harfi; o harflerin seriflerine bile kurban ola… -pardon, katılıyorum! Elinize, dilinize, zihninize, herbir şeyinize sağlık.

  27. metin-thePoor - 07 Haz 2007 - 1:44 pm

    Bu da 25′e ilişkin:

    Fethi Bey,

    Burada da her söylediğinize “ben da!”. Bir cümleniz hariç: Artık bağlantım mağlantım kalmadı. Kendimi yalıtladım çoktandır…

  28. izlenimler - 07 Haz 2007 - 1:51 pm

    Metin Bey,

    Artık bağlantım mağlantım kalmadı. Kendimi yalıtladım çoktandır…

    O zaman biz piyango vurmasını bekleyeceğiz demektir.

    Selamlar.

    FST

  29. metin-thePoor - 07 Haz 2007 - 1:52 pm

    23′e ilişkin kısmi ve geçici cevap:

    Muzmin Bey,

    “Kimseye ‘Ingiliz ajani’ dedigimi hatirlamiyorum. Bildiginiz bir ornek varsa gormek isterim. ‘Ingiliz muhibbi’ dedigim olmustur ve ne dedigimi bildigim kanaatindeyim.” [MA]

    İngiliz muhibbi dediğinizi zaten iyi hatırlıyorum da ajan dememiş olabilirsiniz. Emin değilim, araştırmam lazım ve bu da neredeyse imkansız. belleğim beni yanıltmışsa özür dilerim şimdiden.

    “Zihinsel anlamda dumura ugramislikla atbasi giden siyaseten maglupluk sonucunda ortaya cikan bir hal” [MA]

    Hay Allah! Yine karşıma şu aşşağılık-faşist-emekli-diplomat-asamkesemci bey çıkıverdi!

    “Mazisindeki ideolojinin ne olduguna bagli olmaksizin gorulebilen bir hal” [MA]

    Ohhh! Bir an çok korktum ya o ihtimal tekrar belirirse diye… Çok şükür, sizin o alçakla ilginiz yokmuş… Vallahi ödüm kopuyor, ya o sizseniz diye. Size büyük sempatim, sevgim, saygım var; o adi mahluktan ise şiddetle tiksiniyorum. Bu iki kişi aynı kişi çıkarsa ben kafayı yer, sapıtırım.

    (Devamı çıkmaz ayın son çarşambasında)

  30. metin-thePoor - 07 Haz 2007 - 1:55 pm

    28′e ek:

    Fethi Bey,

    Pek öyle de değil. Bilmediğiniz birşey var: Veysel Bey duymasın da, benim bir de sayısal loto bilimsel tahmin sistemim var -kendi eserim.

  31. metin-thePoor - 07 Haz 2007 - 1:55 pm

    “ek” değil, “ilişkin” diyecektim…

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş