“Demokrasi İnsan Irkının Ümididir”
FST 13 Haziran 2007
Bir önceki yazıdaki metni gazeteci Isaac F. Marcosson’un Temmuz 1923′te Atatürk ile yaptığı görüşmeden alıntıladım. Bu çok uzun metin Prof. Ergun Özbudun tarafından 1984 yılında Türkçeye çevrilip yayınlanmış. Atatürk’ün neredeyse her cümlesi bir ders niteliğinde, özellikle de bugün dışarıya kapalı, saldırgan bir tutum izlemeyi makbul sayan kesimlerin dikkate almasını isterdim. Bu sitede Atatürk ile ilgili çok az, kendisini istismar etmek isteyenlerle ilgili sayısız yazı yazdım. Keşke Cumhuriyet kurulduktan sonra işler bu mülakattaki minval üzere gitse ve daha 8-10 sene geçmeden Atatürk Fethi Beye “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictatör manzarasıdır […] ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir” diyerek şikayetlenmek durumunda kalmasaydı. Ben Atatürk ile ilgili hep iyi niyetli düşündüm, hala da kendisiyle ilgili siyah-beyaz bakışlara itibar etmiyorum. Atatürkçülük adıyla garip bir sembol fetişizminin ardından gidenleri de, Atatürk ile ilgili anormal hakaretler edenleri de ciddiye almıyorum. Ancak, Atatürk’ü tanrı yerine koyup Anıtkabir’de yerleri öpen, rozet, resim ve büst fetişisti insanların kınanmak yerine resmi ideoloji tarafından hoş görülmesi akıllıca hareket edilmesini engelliyor. Konuyla ilgili daha önce yazdığım bir yazı var, orada bu konuyu işlemişim. Bir de Radikal gazetesinde Prof. İlhami Güler’in “Siyaseti Atatürkçülükten laikleştirme” başlıklı yazısına dikkat çekmek isterim.
Yabancı gazetecinin kendi izlenimleri ve Atatürk ile mülakatının tümünü okumanızı tavsiye ederim. Bazı paragrafları alıntılıyorum:
[…] Neyse ki ben, Ankara’ya gelen her ziyaretçinin kaderi olan bu maddî konforsuzluğa karşı bir tür sigortalanmıştım. Kemal’in konutundan sonra, oturulmaya elverişli hemen tek yer, Yakın Doğu Yardım Misyonu mensuplarının kullanımı için yenilenmiş, son zamanlarda da Chester İmtiyazı temsilcilerine satın alınmış binaydı.
[…] Chester İmtiyazından söz ederken, Ankara’da daha yarım gün geçirir geçirmez içime doğan şu çarpıcı gerçeği hatırlıyorum. En fakir kundura boyacısına varıncaya kadar herkes, sadece bu imtiyaz hakkında bilgi sahibi olmakla kalmıyor, aynı zamanda onu, Türkiye’nin gelişmesi ve zenginleşmesi için şaşmaz bir ilâç sayıyor. Bir Türk köylüsüne bu imtiyazı sorun; size bunun, gelecek ay çiftliğinin kenarından bir demiryolu geçmesi demek olduğunu söyler. Chester imtiyazcılarının, bir ekonomik dönüşümü gerçekleştirebilecekleri yolunda, körcesine ve âdeta insanın içine dokunan bir inanç var.
[… (Atatürk)] Birleşik Devletlerin ideali, bizim de idealimizdir. Büyük Millet Meclisinin 1920 Ocağında ilân ettiği Millî Misakımız, sizin Bağımsızlık Beyannamenize çok benzer. O, sadece, Türk ülkesinin istilâdan kurtulmasını ve kendi kaderimize hâkim olmamızı ister. Bağımsızlık, hepsi bu. O, halkımızın misakı, anayasasıdır ve ne pahasına olursa olsun, bu misakı korumaya kararlıyız.
Türkiye de, Amerika da, demokratik rejimlerdir. Gerçekten, şu andaki Türk Hükümeti, dünyadaki en demokratik hükümettir. Halkın mutlak egemenliğine dayanır ve onun temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi, yargı, yasama ve yürütme organıdır. Kardeş demokrasiler olarak, Türkiye ile Amerika arasında en sıkı ilişkiler olmalıdır.
Ekonomik ilişkiler alanında Türkiye ile Birleşik Devletler, her iki taraf için de en büyük yarar sağlayacak şekilde, birlikte çalışabilirler. Zengin ve çeşitli millî kaynaklarımızın, Amerikan sermayesi için çekici olması gerekir. Biz, gelişmemizde Amerikan yardımını memnuniyetle karşılarız; çünkü bütün başka ülkelerin sermayesinden farklı olarak Amerikan parası, Avrupa milletlerinin bizimle ilişkilerine can veren siyasal entrikalardan uzaktır. Başka bir ifadeyle Amerikan sermayesi, yatırılır yatırılmaz bayrağını çekmeye kalkmaz.
Amerika’ya olan inanç ve güvenimizin somut bir delilini, Chester İmtiyazını vermek suretiyle gösterdik. Gerçekten bu, Amerikan halkına bir teveccühtür.
Hayatım boyunca, Washington ve Lincoln’ün hayat ve eserlerinden ilham aldım. İlk onüç devletle yeni Türkiye arasında ilginç bir benzerlik vardır. Sizin atalarınız, İngiliz boyunduruğunu kaldırıp attı. Türkiye de, üzerindeki bütün rüşvet ve yiyicilikle birlikte taşıdığı eski imparatorluk boyunduruğunu, daha da kötüsü başka milletlerin bencil müdahalelerini kaldırıp attı. Biz şimdi, yeni bir milletin doğuşuna şahit olan bir doğum sürecinin içindeyiz. Amerikan yardımıyla amacımıza ulaşacağız.”
[…] “Pan-İslâmizm, din ortaklığına dayanan bir federasyon demekti. Pan-Turanizm ise, ırka dayanan aynı çeşit bir çaba ve ihtiras ortaklığını temsil ediyordu. Her ikisi de yanlıştı. Pan-İslâmizm fikri, asırlar önce Viyana kapılarında, Türklerin Avrupa’da ulaştıkları en kuzey noktada öldü. Pan-Turanizm de, Doğu ovalarında mahvolup gitti.
Bu hareketlerin her ikisi de yanlıştı; çünkü, kuvvet ve emperyalizm anlamına gelen fetih fikrine dayanıyorlardı. Uzun yıllar emperyalizm, Avrupa’ya hâkim oldu. Ancak emperyalizm ölüme mahkûmdur. Bunun cevabını, Almanya’nın Avusturya’nın, Rusya’nın ve geçmişteki Türkiye’nin yıkılışında bulursunuz. Demokrasi, insan ırkının ümididir.
[…] İlkin tarımı alalım. Birincisi, tarım okulları açmak ki bunda Amerika yardımcı olabilir, ikincisi traktör ve diğer modern tarım makinelerine yer vermek suretiyle, tamamen yeni bir tarım bilimi geliştirmek zorundayız. Pamuk gibi yeni ürünleri geliştirmemiz, tütün gibi eski ürünleri de yaygınlaştırmamız gerekiyor, ister karayolunda, ister çiftlikte olsun, motor bizim ilk yardımcımız olacaktır.
Ulaşım da aynı derecede hayatîdir. Dünya Savaşından önce Almanlar, Türkiye’nin ulaşımı için kapsayıcı bir plân hazırlamışlardı; ancak bu, ülkenin onlar tarafından ekonomik bakımdan sömürülmesi fikrine dayanıyordu. Almanlardan kurtulduğumuza memnunum; benim açımdan da, hiçbir zaman bu otoriteyi tekrar ele geçirebilecek değillerdir. Çok ihtiyaç duyduğumuz demiryollarımızı geliştirmek için gözlerimizi Amerika’ya çevirdik. Onlara Chester İmtiyazını vermemizin bir sebebi bu. Bu imtiyazın bizim için ne ifade ettiğini Amerikalıların anlayacaklarını ümid ediyorum. Bu, sadece yeterli bir ulaşım değil, aynı zamanda yeni limanların inşası ve millî kaynaklarımızın, özellikle petrolün işletilmesi ümididir.
[…] Ekonomiden söz ederken, yeni Türkiye için hayatî önem taşıyan başka bir soruna da değineyim. Geçmişte Türkiye’nin trajedisi, büyük Avrupa devletlerinin, onun ticarî gelişmesi konusunda birbirlerine karşı olan bencil tutumlarıydı. Bu, büyük imtiyazlar koparma oyununun kaçınılmaz sonucuydu. Devletler, ahır yemliğindeki köpekler gibiydiler; kendi istediklerine ulaşamadıkları zaman, rakiplerini de bundan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Yıllardır Çin’de olup bitenler de aynen böyledir; ancak onlar, Türkiye’yi Çin’e çeviremeyeceklerdir. John Hay tarafından ortaya atılmış bulunan, herkese açık kapı ve herkes için fırsat eşitliği üzerinde ısrar edeceğiz. Eğer Avrupa devletleri bu usûlden hoşlanmazlarsa, bunun dışında kalabilirler”.
[…] Bundan sonraki sorum şuydu: “Dünyanın bugünkü hastalığı için ilâcınız nedir?”
Hemen cevapladı: “Aptalca şüphe ve güvensizlik değil, akıllıca işbirliği”.
“Milletler Cemiyeti bir çare mi?” diye devam ettim.
“Hem evet, hem hayır” dedi Kemal. “Cemiyetin hatası, bazı milletleri yönetmek, diğer milletleri de yönetilmek üzere ayırmış olmasıdır. Wilson’un self-determinasyon fikri, garip şekilde ortadan kalkmış görünüyor”.
[…] “Kadınlarımız, eğitimde ve çalışmada erkeklere eşit olmalı. İslamiyetin en eski günlerinden beri, kadın bilginler, yazarlar, hatipler ve bunun gibi okul açıp ders veren kadınlar olmuştur. Hatta İslam Dini, kadınlara, kendilerini erkeklerle aynı derecede eğitmelerini emreder. Yunanlılarla olan savaşta Türk kadınları, cephedeki erkeklerin yerine geçerek evlerinde her türlü işi yapmış, hattâ ordunun ikmal ve mühimmat taşınması işini üstlenmişlerdir. Bu, gerçek bir sosyolojik prensibin, yani toplumu daha iyi ve daha güçlü kılmak için kadınların erkeklerle işbirliği etmesi gerektiği prensibinin bir sonucu olmuştur.
Türkiye’de kadınların hayatlarını tembellik ve aylaklık içinde geçirdikleri sanılmaktadır. Bu bir iftiradır. Büyük şehirler hariç, Türkiye’nin tümünde kadınlar, erkeklerle yanyana tarlalarda çalışmakta ve genel olarak millî çalışmaya katılmaktadırlar. Sadece büyük şehirlerde Türk kadınları kocalarınca kapatılmaktadır. Bu da, kadınlarımızın, dinin emrettiğinden daha fazla örtünüp kapanmalarından ileri gelmektedir. Gelenek, bu noktada fazla ileri gitmiştir.”
- Siyaset
- Yorum(17)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
fethi bey;
Biraz kufurlu ama son zamanlarda youtube da bir video baya bir izleniyor.
http://www.youtube.com/watch?v=drhCYHe81wc
Bu ne saygısız bi adammış böyle ya! Yüce Atamıza Kemal diyor düşünebiliyor musunuz? Arkadaşın mı lan o senin? Ayrıca Türkiye laiktir laik kalacak olduğu gibi ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye yani. Adamın asabını bozmayın.
Ata’yi istediginiz yone cekebilirsiniz - dinler hakkinda iyi sozleri vardir, bastirici yontemleri de olmustur. Devletlestirme yapmistir, sonra keske her mahallede bir milyoner olsa demistir.. Bence eskideki bir lideri eskide birakmak en iyisi. Kadin haklari konusunda yaptiklari ve sanayilesme hamlesindeki kismi basariyi arti hanesine koyup, ileriye bakmak en isabetlisi. Bu donemin bundan daha fazlasini hakedecegini zannetmiyorum.
Kurtulus Savasi bunlara mustesna muhakkak - o bir hayatta kalma mucadelesiydi.
Fethi bey,
Eksik anlatilan hikayelere bayilirim –tamamlamak yolunda insanin birseyler yapasi gelir.. Bunlara ‘Chester İmtiyazı’ konusu ve onun uzerine bina edilen seyler de dahildir.
MKA’in liberalligine ornek vermek icin talihsiz ve geeksiz bir ornektir bu bence.
Gereksiz, cunku MKA’in liberalligine ornek vermek istiyorsaniz, onun yasarken bu memleketin en buyuk sermayedari oldugunu biliyoruz. Bu bakimdan, az bulunur bir liberal ornegidir.
Diktator denilmesini sevmedigini biliyoruz; liberal kelimesine itiraz edecegini sanma –duymadim.
Neyse.
Talihsiz, cunku ‘Chester İmtiyazı’ cok da ticari gayelerle yapilmis gibi degildir –daha dogrusu, ticari gayeler onde geliyor gibi degildir.
Ne demek istiyorum?
Mesela sunlari.. [Metnin orjinali suradadir. Ben sadece hafifce edit ettim.]
Simdi… Bu kadarini okumak sabrini gosterenler ABD’nin neden Lozan’i hala daha onaylamadigini artik cok da merak etmiyor olabilirler –belki.
Bir anlamda tufaya getirilmislerdir –bir baska tezkere vakasi da diyebiliriz belki de.
MKA, 20-21 Ekim 1923′te o mulakati vermis ABD’li gazeteciye, iki ay sonra da (20 Aralik) sozkonusu imtiyaz iptal edilmis..
Bu mulakatin kiymet-i harbiyyesi de sadece arsivlerde yer isgal etmektir artik.
Hikayenin eksik kalan parcalarindan birinin tamamlandigini umuyorum.
Geriye, sizin, etli (bold) yaparak dikkatimiz cektiginiz yerler kaliyor..
Mesela:
veya
gibi..
Hikaye icinde hikaye.. Iki ay sonra iptal olacak bir imtiyaz hikayesine zenginlik katacak kucucuk hikayeler de diyebilir miyiz acaba..
Müzmin Bey,
Alıntıladığınız yerde şöyle bir ifade var
Benim bildiğim bu işin resmi tarafı, Lozan’da Musul ve Kerkük’ün kaybedilmesinin ardından ABD’nin bu işin peşini bırakması çok daha makul bir gerekçe olabilir. Yani petrol bölgeleri bizde kalsa imtiyazın iptali söz konusu olmayacaktı.
Şu linke de bakılabilir.
Mesela;
Bir başka makalede de şu ifadeler var:
Burada da ABD-TBMM restleşmesinden başka bir hikayeye işaret ediliyor. Elbette parsayı ABD’ye kaptırmak istemeyen İngiltere, Fransa ve Almanya’yı da unutmamak lazım.
Bunlar bir yana benim alıntıladığım yerlerde işin özü Chester imtiyazı değildir. Meraklısı zaten bu işi az buçuk biliyor. Ben bugün Atatürk’ü kullanarak yabancı sermaye ve ABD düşmanlığı yapanlara bir örnek olması için bunu hatırlattım o kadar.
Atatürk liberal veya şu, bu mu bilemem ama fırsatları değerlendirmeye çalıştığı kesin. Günün şartlarına göre hareket ettiği anlaşılıyor. Lozan’da petrol sahaları bizde kalsa, ABD aynı iştahla işi sahiplense bahsedilen “bağımsızlık” edebiyatı da olmayacaktı.
Kaldı ki Chester işi olmadı diye yabancılara kapılar da kapatılmış değildir, Cumhuriyetin kuruluşunu takiben büyük projelerde ağırlıklı olarak yabancı şirketlerin rolü vardır. Ha, milli burjuvazi oluşturalım derken bu şirketlerle iş yapan bürokrat ve siyasilerin zenginleşmesi ayrı bir hikayedir. Ancak, aynı Chester imtiyazı gibi Tek Parti dönemi yolsuzlukları da benim yazıda ele aldığım konu değil.
Dolayısıyla benim Chester İmtiyazını eksik aktarmam ve buradan bir sonuca ulaşmaya çalışmamla ilgili kanaatiniz pek doğru değil. Ülke menfaatleri gerektiriyorsa TBMM kapı gibi ABD ile işbirliği kararını alabiliyor ve bunda da hiçbir mahzur yoktur demeye getiriyorum.
FST
Fethi bey,
Once sunu soylemek istiyorum: MKA, ilginc yetenekleri olan birisi. Cok kisa zamanda fevkalade farkliu transformasyonlara girebilen, bunlari da gerceklestirebilen bir kisi. Klasik bir askerden, bir siyasetciye, bir devlet adamina, bir kapitaliste varan bir cizgisi var… Halife ve Sultan olamamis olmasina sasirmak gerek belki de..
Bu bakimdan, sevmek ya da sevmemekten oteye, bugun bile hakkinda/agzindan/aleyhine konusanlarin sayisina baktigim zaman bazi seylerini (yeteneklerini) takdir etmek gerekiyor. Kolay olmasa gerek, kimin evladi oldugu pek de bilinmeyen birisinin en tepeye oynamasi ve varmasi..
OK. En of methiyemtraklar..
Peki, MKA bir yabanci sermaye dusmani miydi? Ya da dostu muydu?
Bu soruyu her iki sekilde de sormak bence abes. Cevabi her ikisinin de hem evet hem de hayir olmak zorundadir cunku.
Savastigi ulkelerle sulh masasina oturmus birisi icin, dusmanliklar da dostluklar da cikar baglaminda olmak zorundadir bence. Yabanci sermaye de bu baglamdadir.
Usaklizadeler ile ihtalat isi yapmaga ciddi ciddi niyetlenenin MKA oldugunu bilmiyor muyuz? Kimin parasiyla sorusunu sormayalim, ama Celal Bayar tarafindan bankaciligin daha iyi para (ve iktidar) getirecegine ikna edilip Is Bankasini kuran da o degil midir?
Baska bir deyisle, MKA, kendisini herhangi bir sekilde tehdit edecek olan herhangi bir yabanci (ya da yerli) sermayeye veya olusuma izin vermezdi. Ve, vermedi nitekim.
Chester Imtiyazi hakkinda bazi seyler var ortalikta ama hersey yok gibi. 23′te iptal ediliyor; 25′te Turkiye’nin Irak’la olan sinirlari ciziliyor. Arada 1.5-2 sene var. Kisa bir zaman degil.
Bu zaman zarfinda olanlara bakmak lazim. Kimlerle acaba ne gibi pazarliklar yapildi? Dediginiz uzere, oyunda en azindan basat oyuncu olarak Ingiltere var (Cemiyet-i Akvam’a hakim).
Bir de, Yalcin Kucuk’un muamma gibi konumlandirdigi bir soru var.. cevabini bilmiyorum ama soru su:
Nasil oldu da biz Hatay’i o kadar kolay aldik da, Musul’u da o kadar kola verdik –Misak-i Milli hudutlarinda oldugu asikar iken?..
Bu sorunun cevabi her ne ise, dolayli olarak bu Chester imtiyazi ile alakali gibi duruyor sanki..
Yabanci sermaye dostluguna/dusmanligina donecek olursak.. Konuya MKA’nin baktigi sekilde bakmagi teklif ediyorum.. Dost ya da dusman olamk degil.. Isimize geliyor olanlar dost gelmiyor olanlar da dusman..
Ne dersiniz?
En of methiyemtraklar.. –> End of methiyemtraklar..
Müzmin Bey,
Elde ettiği makamı bu ikisinin toplamından aşağı görmüyorsunuzdur herhalde. Tek Parti dönemindeki Atatürk’e kıyasla Abdülhamit bile yetkisiz, aciz bir adam sayılabilir, geçtik diğer padişahları. Dolayısıyla şaşırmaya gerek yok.
Yabancı sermaye vs. ile ilgili konularda hemfikirim.
Hatay’da petrol olmadığını biri Yalçın beye hatırlatıverse iyi olacak.
“İşimize gelmek” konusunun içeriği üzerinde konuşulabilir, bu “işimiz” kimin işidir gibi.
Ancak bu detay dışında aynen öyle, belirttiğiniz gibi düşünüyorum. Zaten yazdığım yazı çerçevesinde Atatürk’ten övgüyle bahsetmem bu bakış açısıdır. Buna göre bugün yabancı sermaye çekerek içerideki muhafazakar güçleri dizginleme politikası güden, bunda da büyük ölçüde başarılı olan AKP tam da tipik bir Atatürk politikası izlemektedir.
Ne dersiniz?
FST
M. Kemal’in roportajlarda disariya donuk propaganda yaptigi cok olmustur - bunu o ulkenin halkindan (eger demokratik ise) destek almak icin yapiyor. Bu roportajda da aynen bir Amerika’linin duymak isteyeceklerini soyluyor. Siz icraata bakacaksiniz. Demokrasi kuruldu mu kurulmadi mi?
“Istemekle” olmuyor..
Kemal Bey,
Ben zaten onu söyledim.
“Keşke Cumhuriyet kurulduktan sonra işler bu mülakattaki minval üzere gitse ve daha 8-10 sene geçmeden Atatürk Fethi Beye “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictatör manzarasıdır […] ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir” diyerek şikayetlenmek durumunda kalmasaydı.”
Yazıda verilmek istenen mesaj, Don Kişotluk ya da budalalık etmek yerine günün gereklerine göre hareket edilmesinin Atatürk’ün de yolu olduğudur. Atatürk Bolşeviklerle de, Faşistlerle de, Demokratlarla da işbirliği yapmıştır. Uluslararası ilişkiler böyle yürür. Yazıdaki metin Atatürkçülüğü ve tam bağımsızlığı yabancı ve yabancı sermaye düşmanlığı, dışa kapalılık olarak göstermek isteyenlere örnek olarak alıntılanmıştır.
FST
Fethi bey,
Sultani yetkileri oldugunu kabul edebilirim. Fakat, Halifelik..
Fakat, Musul’da petrol oldugunu hem YK biliyor hem de MKA biliyordu..
Evet, bu soru onemli.. Cunku, bu sorunun cevaplarindan birisi de devlete yabancilasmis vatandasi tarifleyecek..
Emin degilim. Telekom’u, MKA olsaydi, satmazdi bence. Sermaye karsiliginda kar ortagi ederdi belki, ama yonetim kuruluna dahi sokmazdi.
Benzer sekilde bankalari satmazdi bence. Gul gibi (!) Osmanli Bankasi varken, baska bankalarin kurulmasi da, yabanci bankalarin disarida birakilmasi da manida degil midir?
Kisacasi, AKP’nin yaptigi –AKP demeyelim de simdiki halimiz diyelim, bence daha dogru olur, cunku elle tutulur muhalefet yok– stratejik acidan bence dogru degil. Strateji yok cunku.
Icerdeki muhafazakarlari torpulemek icin yapilacak seyler var, yapilmayacak seyler var.
Müzmin Bey,
Kendisinin halifeliği çok gerekli gördüğünü zannetmiyorum. Saltanat kalkınca pratik etkisi de tartışılır hale gelmiştir. Halifelik İngilizlere karşı Almanların kullandığı bir silahtı, Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde halifelik önemini izafi olarak yitirmiştir.
Bilmek yetmiyor, karşıdaki İngiliz, ABD, Alman vs. güçlerini de hesaba katmak lazım. Musul’un alınması o konjonktürde (ve sonrasında) olmayacak duaya amin demekten başka bir şey değildi. Halen de öyledir. Petrolü biterse belki verirler, ona bir şey diyemem.
“Devlete yabancılaşmış vatandaş”. Nasıl biridir, iyi mi, kötü mü? Devlete yabancılaşmamak ile ne kastediliyor? Bence “cevaplardan biri” bol miktarda başka soruya yol açacak.
Öte yandan neyin işimize geldiğine nasıl karar verileceği de kolay bir iş değil. Aydınlar ve TBMM işbirliği gerektirir, yerine göre -temel haklar hariç- referandum da gerektirebilir.
O zamanın Telekomunu için belki dediğiniz gibi olabilir. Bugün için Telekom çok da kritik bir kurum sayılmaz. Aslında 1920-30′ların dünyası ve Tek Parti iktidarı ile bugünü kıyaslamaya çalışmak zor iş. Atatürk ebedi şef olarak işin başında olsa ayrı hareket ederdi, çok partili sistemde bir parti başkanı olsa durum daha değişik olurdu belki. Dikkate alınması gereken çok fazla değişken var.
AKP’nin uzun vadeli bir stratejisi olmadığına katılıyorum. Aslında AKP bu zamana kadar yapılması gerekip de ertelenen işleri Kemal Derviş’in de mirasını devralmak suretiyle yürütme dışında birşey yapmıyor. Ekonomide ve uluslararası ilişkilerde ise geçmişten gelen rüzgara kendilerini bırakmış durumdalar, şu an için bunda bir mahzur yok ama AKP’nin kendine has bir stratejisi mesela Kürt meselesi, din meselesi gibi konularda temel görüşü nedir belli değil, tamamen pusulasız gidiyorlar.
Öte yandan yabancı sermaye girişi ve AB yolunda ilerleme (bilinçsiz tercihler de olsa) AKP’yi geleneksel anlamda devlete karşı güçlü hale getiriyor. Bu doğru bir yol mudur? Bence mahzuru yok, alternatifinin daha iyi olduğunu gösteremedikçe fena değil gibi duruyor.
FST
“‘Devlete yabancılaşmış vatandaş’. Nasıl biridir, iyi mi, kötü mü? Devlete yabancılaşmamak ile ne kastediliyor? Bence ‘cevaplardan biri’ bol miktarda başka soruya yol açacak.” [FST]
Fethi Bey,
Heh he! Muzmin Bey’le aramızdaki fay hattına düşmüşsünüz! Sizi ben bile kurtaramam efenim!
Fethi bey,
galiba dun idi, YK’nin ‘Caligula: Sarali Cumhur’ iismli kitabini bitirdim. Cogu zaman oldugu uzere, hemfikir olmayacaginiz, ama herzaman da ilginc bulunacak bir icerigi var. Hurriyet ceridesini tarassuttan vakit kaldiginda okunmasini onerebilirim –ama, zamansizligin ne demek oldugunu da biliyor ve anlayisla karsiliyorum.
Bu kitabin 19nc sayfasinda ‘[(Mulkiye’de) arkadas grubu icinde birbirlerine sacma (asurd) fikralar anlatarak] Duzenin en buyuk fakultesinde duzenden kopma talimleri yapiyorduk’ diyerek anlattigi kisa bir pasaj var.. malesef buraya aktaracak vaktim yok.
Fakat, melali anlatmak acisindan faydali olurdu..
Kendisine ait olan, olmasi gereken bir mekanizmayi, organi, yabancilayarak elestirmekle basliyor galiba..
Sonra da, recursively, artiyor bu.. sahip cikilmayana baskalair sahip cikiyor ve yabancilasma daha da artiyor..
Iyi midir, kotu mudur?
Ilginc bir soru.. Sorulmus olmasi ilginc demek istiyorum. Sormak zorunda kalmis olmgi da ilgincten farkli, vahim buluyorum ama bununla sizi kasdetmiyorum.
AKP konusuna gelince.. cicim aylari gecti galiba.. bakalim bundna sonra nasil olacak?
Müzmin Bey,
Devlet vatandaşı hem sopalar hem de zorla beni seveceksin derse aklına soru gelen bir sürü insan olabilir. Vahim bulunacak şeylerin başında devlet denen varlığın nasıl olup da kendi insanına bu kadar yabancılaştığı gelmeli. Dolayısıyla durum gerçekten vahim, hem devlet açısından hem de kendisi için en büyük güvence olması lazımken bir karabasana dönüşen devlet karşısındaki insan açısından.
Cicim ayları derken, 5 sene oldu cicim ayı mı kalır. Başka bir kastınız varsa onu tam anlamadım.
FST
Fethi bey,
Dogru. Ortada ciddi bir samimiyetsizlik var. ‘Samimiyetsizlik’ kelimeis onemli. Yani, eger, ‘devlet’ populer olmasa da bazi seyleri ahalinin iyiligi icin yapiyor olsa buna ben de itiraz etmeyecegim. Fakat, yaklasik bir (belki de iki) nesil boyunca devlet bunu yapmiyor. Tersine, yabancilasmaya canak tutacak herseyi (neredeyse) yapiyor.
Bu bakimdan, kabahatli olan varsa, evet, devlettir. Fakat, devlet de soyut bir seydir. Dolayisi ile, somuta indirgemek ve bu zaman dilimindeki elitlere faturati cikartmak gerekiyor.
Kurucular yikmaga karar vermis gibidirler –’gibi’ aslinda fazla..
Bu durumda, ‘yikmaga karar vermis olan kuruculardan’ devralmak gerekiyor[du].. ama, bunu akil edemedik pek.. ya da kudretimiz yetmedi.
Simdi, pasif ve kaderini bekleyen bir suru (yabancilasmis) insaniz..
Reddetmenin anlamli fakat yeter ve gerek sart olmadiigni idrak edebilmeliyiz. Cunku, reddetmekle ikame etmek ayni anlama gelmiyor. Reddetmek gonullu yoksun kalmak demek; ikame etmek ise sahip cikmaktan geciyor.
Bes sene.. toplum hayatinda saniyeler demektir.. Insan benzetmesini kullanacak olursak, bu kadar kisa zaman icinde kisi hayran oldugunun eksiklerini hic gormez.. Kisinin yapisal (mesela, epileptik) problemleri oldugunu, bu yuzden de saglikli kararlar vermek durumunda basimiza is acabilecegini filan gibi..
Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…