Seçime Doğru: AKP ve Diğerleri
FST Temmuz 19th, 2007
Marjinal birkaç tahmini (daha doğrusu temenniyi) saymazsak AKP bu seçimden tek başına iktidar olarak çıkacak gibi görünüyor. Bu yazıda genel olarak seçim atmosferinde kendi görüşlerimi aktarmaya çalışacağım. Analizin büyük bölümü AKP’ye ayrılacak. Öncelikle AKP ile ilgili genel olarak söylenen, belli ölçülerde de herksçe kabul gördüğünü zannettiğim bir konuya, AKP’nin “liberal” bir parti olduğu iddiasına değinmek istiyorum. Bunu ileri sürenlerin gerekçelerini tam olarak işitmedim ama muhtemelen “CHP sosyal demokrat ise AKP liberal olmalı” gibi basitleştirilebilecek bir düşünce var galiba. Liberal kelimesini kullananların bir kısmının “AB yanlısı ise kesin liberaldir”, “bunlar devlet malını satıp savıyor, liberaller de devletçiliğe karşıdır” ya da “AKP özgürlüklerden söz ediyor, liberaller de bu lafı ağızlarından düşürmez” gerekçeleriyle hareket ediyor olması da akla uzak değildir. Bu arada Türkiye’de liberal denince “ne idüğü belirsiz, başıboş, sorumsuz” gibi manalar akla gelir, ben burada tersine liberal ile olması gerektiği gibi son derece kuralcı ve bireyci bir anlayışa işaret ediyorum. Peki bu konuda ne söyleyebiliriz?
AKP Liberal mi?
Ekonomik açıdan bakıldığında aslında AKP ciddi sosyal demokrat uygulamalara imza atmaktadır. Eğitim ve sağlık tümüyle bedavadır, kısa vadede bu konuda daha ileri adımlar atılacağı da beyan edilmektedir. Çeşitli isimlerle yeniden dağıtımcı politikalar uygulamaktadır. Liberal ekonomiyle uyumlu olması mümkün olmayan tarım ve sanayi sübvansiyonları yürürlüktedir. Dolayısıyla “AKP liberaldir” derken bu noktaları gözden kaçırmamak gerekir.
AB yanlılığı ise benim de katıldığım bir görüşe göre AKP için tutunacak bir daldan ibarettir. Özellikle iktidarın ilk 3 yılında türlü yıpratma çabalarına AB sürecinde ataklıkları, AB içinden yetkililerin destekleriyle karşı koymaları AKP genelinde “AB iyiyimiş, alsalar da almasalar da önemli değil, biz kendimizi bu gerekçeyle savunabiliyoruz” fikrini kabul ettirmiş görünüyor. Liberallerin AB yanlısı olması ise yarısı doğru bir gerçektir. Dolayısıyla kalan yarısı külliyen yanlıştır. Liberaller ülke içindeki işkence gibi insan hakları ihlallerinin, keyfiliğin nispeten azalması, muhtemel ifade özgürlüğü kazanımları, bazı hukuki iyileştirmeler türü sebeplerle AB’ye taraftardır.
Öte yandan AB bir liberal için fazla merkezi yönetimci, aşırı bürokratik ve ekonomik açıdan müdahalecidir. AB içinde de anormal koruyucu ekonomik tedbirler, sübvnsiyonlar, normal sayılamayacak iş kanunları mevcuttur. Dolayısıyla AB ile bütünleşme Türkiye’ye ekonomik açıdan kazanımlar kadar mevcut girişimciliğe engel yapıyı güçlendirerek kayıplar da getirecektir. Şu halde liberaller AB yanlısı argümanı su götürür bir ifadedir.
Peki AKP tamamen sosyal demokrat politikalar mı uygulamaktadır? Hayır. Saydığım (ve elbette küçümsenmemesi gereken) bazı uygulamalar dışında AKP (neo)liberal bir partidir denebilir. Özellikle Kemal Unakıtan ve Ali Babacan bu kouda AKP’nin yüzakıdır. AKP gecikmiş özelleştirmeleri mümkün olduğunca hızlı yaparak, IMF tarafından verilen reçeteye harfiyen uyarak ekonomide liberal bir yönünün olduğunu ispatlamıştır. Gerçi seçim zamanı muslukları açması, sübvansiyon ve desteklere hız vermesi bu konuda bir geri adım olsa da, sadece seçim yatırımı olması açısından genel resmi etkileyemez.
Liberal olmak negatif anlamda insanların özgürlüğüne taraftar olmak demektir. Devlete, topluma, millete daha doğrusu kerameti kendinden menkul kollektif iyilere karşı ferdi müdafaa etmek liberallik için gerek şarttır. Özgürlükler içinde de devletin, milletin, yaygın dini inancın vs. kabul etmediği, hoşlanmadığı sözleri korkmadan söyleyebilme, bu konularda fikir beyan edebilme, kılık ve kıyafetini buna göre değiştirebilme vs. özgürlüğü anlamında ifade özgürlüğü önemli bir yer tutar. Peki AKP bu konularda “liberal” sayılabilir mi?
AKP ve Özgürlükler
AKP iktidarı döneminde insanların düşüncelerini açıklayabilmeleri konusunda herhangi bir ileri adım atılmış değildir. Türkiye için tabu konularda söz söylemek, yazı yazmak hala hapse atılma, rencide edilme yerine göre öldürülme sebebidir. Başörtüsü meselesinde herhangi bir gelişme olmamıştır. Kendi çocuklarını bir işadamı bursuyla yurt dışında okutan Tayyip Erdoğan Türkiye’deki fukara ve imkanı olmayan kız öğrencilere “o kadar okumak istiyorsanız bir peruk takın” şeklinde nasihat dahi verebilmiştir.
Geçenlerde AKP yandaşı bazı tanıdıklarım AKP döneminde başörtüsünün kısmen serbest hale geldiğini iddia ettiler. Ben şaşkınlıkla Allah, Allah ne zaman olmuş dediğimde artık imam hatiplerde kız öğrencilerin sınıfta başörtüsü taktığını söylediler. Bazı imam hatip liselerinde (muhtemelen milli eğitim müdürlerinin göz yummasıyla olabilir) kız öğrencilerin başlarını örterek derslere girdiği söyleniyor. Bunu gerekçe göstererek “AKP döneminde ilerleme sağlandı” diyenler benim ahbaplar gibi müzmin AKP yandaşı değilse, pek saf insanlar olsa gerek. Kaldı ki böyle yaygın bir uygulama olsa, bırakın derslere başörtüsü ile girmeyi, devlet okulunda namaz kılıyorlar diye yaygara koparan Doğan medya grubu başta pek çok uyanık vatandaşımızın harekete geçmesi, cep telefonlarıyla seferberlik başlatmaları gerekirdi.
Kaldı ki, üniversiteler, üniversite giriş sınavları, kamu çalışanlığı sınavları, devlette memurluk gibi işin büyük kısmında eski hamam eski tas durumu varken, hatta yasak iyice yaygınlaşırken “imam hatip lisesinde kızlar başını örtüyor” demek züğürt tesellisinden, AKP’ye toz kondurtmamak için kendini kandırmaktan başka şey değildir.
Gelelim diğer özgürlüklere. 312. madde güya kalktı, yerine 301. madde geldi, eskiye göre muhalif düşünce iyice baskı altına alındı. Misal, Tayyip Erdoğan kendi karikatürünü çizenlere (ki bu karikatürler makul şeylerdi) dava açtı. Ermeni meselesi, Kürt meselesi, Atatürk ve cumhuriyetle ilgili resmi tarih dışında kalan bazı konular, dinle ilgili bazı konular eleştiriden münezzeh tutulmaya devam edildi.
AKP’nin altından kalkamayacağı başka şeyler de var. Bir uyarı cezası bile hak ettiği şüpheli Şemdinli savcısı devlet görevinden çıkarıldı, özel avukatlık yapması dahi yasaklandı, ekmeğinden edildi. AKP’nin sıradan bir panelinde konuşma yapan Atilla Yayla bu parti yöneticileri tarafından küçük düşürülerek aşağılık medya insancıklarına kurban verildi. Ne için çıkarıldığı meçhul, suiistimale çok açık bir polis yasası var ortalıkta. Sayıları iyice düşmüş azınlıklar Türkiye’de korku içinde yaşıyorlar. Dolayısıyla bu noktalardan bakıldığında AKP’nin içinden geçirse bile fiiliyatta özgürlükleri geliştirme yönünde bir hamlesi olmamıştır. Yani 2002 öncesi durum neyse ya o düzeyde ya da onun altındadır. Bunun herhangi bir mazereti de yoktur.
Yani “AKP liberal bir partidir” sözü ekonomik açıdan kısmen doğruluk payı taşısa dahi siyasi anlamda hatalıdır. AKP’nin özgürlükçülüğü de özde değil sözdedir.
Bu arada bir de not düşmek isterim, AKP taraftarı birçok tanıdığım son zamanlarda Erbakan’ın AKP’ye yönelik ithamlarına ağzı açık bakakalıyor. Hoca ne cehennemlik olmalarını, ne de İsrail uşaklığını bıraktı. Erbakan’a tepki gösterenler oluyor AKP içinde ama ben acı acı gülüyorum. Daha 5-6 sene evveline kadar bu kelimeleri kullananlar zaten şimdiki AKP’liler idi. Erbakan hocada değişen birşey yok, hoca tutarlı. Bu ruh halini yakından izlediğim için hatırlatmak istedim, o kadar.
AKP ve Ekonomi
Başörtüsü bahsinde bahsettiğim tanıdıklarım “AKP’ye oy vermezsen oyun CHP’ye gider” mealli sözleriyle beni tehdit ettikten sonra “AKP ne yapmış da oy vereyim” sözüme “ekonomiyi iyileştirdi” şeklinde cevap verdiler. Bu noktada biraz da ekonomi ile ilgili görüşlerimi aktarayım.
Öncelikle bu yargıya ben de katılıyorum. AKP döneminde bence yukarıda saydığım özgürlük gerilemeleri dışında ekonomi ve dış politikada önemli iyileşmeler olmuştur. Ben de buna dayanarak tanıdıklarıma “evet, bu doğrudur ama AKP kendisi bir program hazırlayıp ekonomiyi rayına oturtmuş değil ki. 2001 senesinde IMF eliyle Kemal Derviş’e uygulatılan politikadan, seçim öncesi eleştirse dahi, sapmaması bugünkü mali disiplini doğrumuş, bu da iyi olmuştur. AKP’yi popülizme sapmadığı ve ekonomi gemisini başarıyla yürüttüğü için tebrik ederim” dediğimde bana alaycı ifadelerle “Kemal Derviş ne anlarmış, bu iş AKP’nin kendi başarısıdır” diye cevap verdiler. Ama dikkat ederseniz bu insanlar Türkiye’de başörtüsü konusunda ciddi kazanımlar elde edildiğine de inanıyorlar, hatırlatmak isterim.
AKP makro açıdan hakikaten başarılıdır. AKP karşıtlarınca çeşitli platformlarda “ne başarısı, cari açık şu kadar, borç toplamı bu kadar, işsizlik azalmadı” şeklinde eleştiriler var. Bunlar bir tür “ekonomi ne iyileşmiş, bizim mahalle bakkalı durmadan şikayetleniyor, demek ki işler kötü” düzeyinde akıl yürütmeden ibaret şeyler. Evet, AKP yandaşlarının gözü bağlanmış ama AKP karşıtlarının gözü bağlı olması bir yana gerçekleri işitmeye kulakları da tıkanmış görünüyor.
Türkiye’de 5 senedir “ah bir kriz çıksa” temennisiyle yatıp kalkanlar var. Bunların çoğu tuzu kuru, muhtemel krizde daha da zenginleşecek yazar, çizer, bürokrat ve siyasilerden oluşuyor. İki memur birbirine anayasa kitabı attı diye 50-60 milyar dolarlık krizlerin çıktığı günlerden asker muhtıra verdiği halde ekonominin gülüp geçtiği günlere gelindi. Bunda elbette Kemal Derviş reformlarının AKP eliyle sürdürülmesinin büyük rolü vardır. Özelleştirmeler ilk defa ciddi gelir getirdi. AKP döneminde hayal edilemeyecek yabancı sermaye girişi oldu. Üstelik bu sayede kriz beklentisindekileri hayal kırıklığına uğratacak bir ekonomik dayanıklılık da ortaya çıktı.
Ha, bu durum ilelebet sürer mi? O ayrı mesele ve tartışılacaksa bunun üzerinde durulsun. Mesela AKP karşıtları eleştiri olarak “yarın özelleştirme gelirleri azaldığında, muhtemel yabancı yatırımcı gelmediğinde ne olur” sorularını sorup kendileri buna göre projeler üretseler ses çıkarmak mümkün olmaz. Şu anda yapılan ise boşa gürültüden ibaret görünüyor. Çok az kimse dışında ne eleştiren dediğini biliyor, ne de AKP yandaşı ne olup bittiğinin farkında.
Seçim Yolu
Gelelim seçim meselesine. Şu ortamda AKP ve AKP karşıtları şeklinde blok bir bölünme göze çarpıyor. AKP karşıtlarının Kürt milliyetçileri ve bağımsızlar dışında yüzde 50 civarında bir oya sahip olduğu anlaşılıyor. Bu blok radikal islamcı SP, fanatik milliyetçi MHP, hiçbir umudu olmayanların, kaybedenlerin yüklendiği Genç Parti, tuzu kuruların, rahatı yerinde emekli ve muvazzaf memurların bel bağladığı CHP ile köylüye Demirel yöntemleriyle markaj yapmaya çalışan DP gibi çok ilginç unsurlardan oluşuyor.
AKP karşıtı grubun temsilcilerinin temel söylediği “AKP her hal ve şartta gitsin de ne olacağının bir önemi yok” şeklinde tercüme edilebilir. Burada iki müfrit görüş hakim. Biri MHP tarafından seslendirilen bölünme, parçalanma, hainlik vs. odaklı yaklaşım. Devlet Bahçeli’yi geçenlerde TV’de dinlerken ürperdim, gayri ihtiyari “acaba ben bu şahsın tanımladığı ülkede mi yaşıyorum” diye düşündüm. Öyle bir tasvir ki sanki savaş sonrası yıkıntılar içinde kalmış bir ülkedeyiz, insanlar yıkıntılar arasında açlıktan ölüyor, müthiş bir felaket var. Tuhaf şey. Üstelik bugün okuduğum habere göre Hıncal Uluç da AKP gelmesin diye MHP’ye oy vereceğim demiş.
CHP ise tüm yoğunluğu islam karşıtlığına vermiş durumda. Bunların tek derdi de laiklik elden gidecek, yerine dinciler gelecek, çocuklara kuran okutulacak, içki içemeyeceğiz, hırsızın eli kesilecek, tecavüzcü katil idam edilecek, insanlar sopa zoruyla çarşafın içine sokulacak türü argümanlar. AKP de tüm bu fenalıkları gizli ve açık gündemle icra ettiğinden ve edeceğinden mutlak kötüdür ve gitmesi gerekir. CHP bu konuda oynanabilecek tüm kozları oynamış, askeri darbeye çağırmış, yüksek mahkemeleri tehdit etmiş, bunlarda kendince bir ölçüde başarılı da olmuş, yüzde 15-18 aralığındaki oy oranını karabasan senaryolarıyla 3-5 puan arttırabilmiştir.
Ancak ben bağımsız sol adaylar dışında hiçbir partinin çıkıp da Şemdinli savcısının akibeti, 301. madde, azınlıklar vs. konusunda AKP eleştirisi yaptığını duymadım. Tayyip Erdoğan’ın oğlu gemi almış, Unakıtan’ın oğlu mısır işine girmiş, filanca bakanın oğlu daire almış vs. Bunlar boş laflardır. Evet, etik olarak bir siyasetçinin bu işlere dikkat etmesi gerekir, AKP bu konularda yer yer vurdumduymaz hatta Bülent Arınç örneğinde olduğu gibi pervsız hareket etmiştir ama bu AKP ile ilgili bir problem değil, genel Türk halkının ahlakıyla ilgili birşeydir. Nitekim CHP’li Onur Öymen’in oğlu da Arap şeyhi filanca ile büyük çaplı yatırımlara giriyormuş. Hangi siyasiyi deşsen böyle ilişkiler çıkar, o sebeple bu zaaf AKP’ye mahsus birşey değildir. Öte yandan genel çerçevede eleştirilmesi gerekir.
Dolayısıyla AKP’ye karşı ciddi bir eleştiri var, bunu hak ediyor mu derseniz, benim bahsettiğim konularda eleştirseler hak verebilirdim. Ama abartılmış karamsar tablolar maalesef gerçekçi değil. Ülke ekonomik anlamda uçurumun kıyısında olmadığı gibi AKPile bağlantılı bir bölünme parçalanma problemi de yoktur. Hatta MHP ve CHP Kuzey Irak konusunda aşırı ve aykırı sözler sarf ederek, silahlı kuvvetleri batağa çekmeye çalışarak bu bölünmeye bizzat öncülük ediyorlar. “AKP gitsin de ister memleket bölünsün, ister ekonomi batsın fark etmez” türü bir mantıkları olduğunu düşünüyorum.
AKP ile ilgili Tayyip Erdoğan’ın üslubu da bazen gündeme geliyor, bence bunlar hayati önem taşıyan şeyler değil. Medya basit bir şeyi abartabilir. Aynı şey diğer partiler için de geçerli. Misal MHP adayı Gündüz Aktan dinle ilgili bazı sözlerinden dolayı şu ara fevkalade AKP taraftarı olan Zaman gazetesi ve Samanyolu TV tarafından alenen linç edilmek istendi. Ben Gündüz Aktan’ın genel olarak söylediklerine taraftar değilim ama kendisinin bu şekilde rencide edilmesine de sessiz kalamam.
Seçim Tahmini
Peki AKP oy oranı ne olabilir? Ben bu konuda 2002 Kasım seçimi kadar 2004 Mart seçimine de bakmak gerekir diye düşünüyorum. AKP oyları % 34′ten % 42′ye çıkmış görünüyor. İl genel meclisi oyları, birebir aynı olmasa da genel seçim oyu gibi değerlendirilebilir. En azından bir trende işaret eder. Mevcut durumda AKP’nin bu rakamdan daha aşağı bir oy almasını sürpriz bulurum. Mantıklı sonuç oy oranının artması, % 45-48 aralığında bir yere gelmesidir. 2002 ve 2004 seçimlerinde AKP’ye oy verdiği halde sonradan kararını değiştiren fazla insan olduğunu zannetmiyorum. Hele son 2-3 aydaki gelişmeler ters bir etki de yapmış olabilir. İlk defa oy kullanacak gençlerin çoğunun MHP’ye yöneleceği iddiaları konusunda bilgim yok, muhtemelen bir artış olabilir ama bu en fazla MHP’ye baraj geçirtir, AKP’nin oy oranını aşağı çekeceğini zannetmem. MHP % 12 civarında kalır. CHP de son dönemlerdeki atağı ve DSP birleşmesiyle yüzde 2-3 artış sağlayabilir, yani % 20 kadar bir oy alacaktır. DSP’nin son seçimde oy oranının sıfırlandığını unutmayalım, aslında bu iki parti sandıkta çoktan birleşmişti.
DP ve GP % 5 civarında kalacaktır ama DP Fethullah hoca dışındaki Nurcular ile Süleymancıları bağlamış, bunlar belki DP’nin 2-3 puan yükselmesini sağlayabilir. Özellikle Süleymancılar çok pratik düşünürler, hem kalabalık hem de yekparedir, blok oy verirler. Başlarında eski ulaştırma bakanlarından Süleyman Efendinin torunu Ahmet Denizolgun var, geçen seçimde 3-4 trilyon karşılığı sıfırı tüketen ANAP’a oy vermişler ve % 4-5 civarında bir oy almasını sağlamışlardı. Şimdi DP’den ne vaat aldılar bilmem ama tarikat faktörü DP için az da olsa bir umut sağlayabilir. GP ise umudunu umutsuzlara, kaybedenlere bağlamış, Amerika’yı “bile” kazıklamış olmanın rantını bu seçimde de yiyeceğe benziyorlar. Gerçi Nevşehir’de GP adayları ortalığı borca kesip ortadan kaybolmuşlar ama genel olarak GP’ye oy verenlerin zaten zincirleri dışında kaybedecek birşeyi olmadığından bunları dikkate alacaklarını zannetmiyorum. GP’nin güç kaybetmesi kaybeden gençlerin diğer adresi MHP’ye yarayacaktır, nitekim geçen seçimde de MHP’nin baraj direğinden dönmesi GP oyları sebebiyle olmuştu. Bağımsızlar aracılığıyla Kürtlerin meclise girmesi bence olumlu bir gelişmedir, en azından MHP ile DTP bu platformda biraraya gelip daha aklıselim hareket edebilirler.
Sonuç olarak, AKP bu seçimlerden kolay bir galibiyetle çıkacak gibi görünüyor, seçim sonrası ise tamamen belirsiz, daha önümüzdeki kışa kadar bu işlerle oyalanır gideriz.