Seçim Sonrası Bazı Görüşler
FST Temmuz 26th, 2007
Seçim sonrası birkaç gün içinde olup bitenle ilgili görüşlerimi paylaşmak isterim. Bunlar kabaca, yanılan ve yenilenlerin durumu, partilerin seçim öncesi ve sonrası tavırları, kim nereden oy aldı gibi şeyler. Öncelikle, medyadaki bir çok köşe yazarı kısmen analiz yeteneksizliği daha çok da tarafgirlik yüzünden yanlış analiz yaparak hem kendi değerlerini düşürüp üç paralık hale geldiler hem de seçim sürecinde birçok insanın kafasını karıştırdılar. Bunların seçim sonuçları üzerine “biz eşşekmişiz, ayda yaşıyormuşuz, karşımdaki iki kişiden biri AKP’liymiş de haberimiz yokmuş” diyenler kadar “bunlar aptal” gibi çeşitli tonlarda yazdıklarını da ibretle izliyoruz. Bu insanlara hala yazı yazdıran gazete patronlarına da sesleniyorum, kovun bunları.
Misal ben Aydın Doğan olacağım, Bekir Coşkun, Özdemir İnce, Emin Çölaşan gibilerini derhal gazeteden atarım. Diğer tüm gazeteler, dergiler için de öyle düşünüyorum. Bunlar utanmazca başarısız siyasetçiye “istifa et” derken hatta kabalaşarak “defol” filan derken kendi başarısızlıklarını kelime oyunlarıyla kapatmaya çalışacaklar öyle mi? Türkiye gazetelerindeki köşe yazarlarının yüzde 95′i bilgiye, gerçeğe dayanmaksızın ahmakça laflarla gün doldurur. Bunlara para verilmesine gerek yoktur. Az sayıda araştırmacı tipe daha fazla para verin, gazeteleri de köşe yazarı pisliğinden kurtarın. Onların yazacağından çok iyisini üniversitelerden, bağımsız araştırmacılardan yorum şeklinde alırsınız.
Bu noktada CHP genel başkanına yönelik sözleri de hayretle izliyorum. “Rodos’a yüzsün” şakasını anlarım, herhalde kendisi de buna gülüyordur ama Baykal’ı günah keçisi yapmaya kalkanların utanmaz birer fırsatçı olduğu sırıtıp duruyor. Baykal neden başarısızmış, solun zaten toplam yüzde 21 olan oy oranını AKP’nin hızlı yükselişine rağmen koruduğu için mi? Eğer Baykal AKP karşısında cansiperane çalışmasa tüm bürokratik güçleri harekete geçirmese AKP (aslında benim beklediğim şekliyle) daha yüksek bir oy alabilirdi. Baykal kendi adına en iyisini yapmıştır, budala köşe yazarları kendi hayallerindeki gerçekdışı gelişme olmayınca acısını Baykal’dan çıkarmaya çalışıyorlar. Baykal daha ne yapacak, darbeyse darbe, Anayasa mahkemesini tehditse tehdit, bundan öteye yol yok. Türkiye’de CHP zihniyeti artık o kadardır.
AKP daha yüksek almalıydı dedim, evet ben AKP’nin yüzde 50′yi rahatça geçmesi gerektiğini düşünüyordum. 27 Nisan muhtırasının da AKP oylarını etkilemediğini düşünüyorum. Bu konuda herkesin tebrik ettiği Tarhan Erdem anketinde 27 Nisan öncesi oyların zaten yüzde 47 olduğu görülüyor. Bana göre vatandaş nereye oy vereceğini zaten belirlemişti, CHP ve MHP’nin son hamleleri her parti için oyları nüans düzeyinde ancak etkilemiş olabilir.
Eğer cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale edilmese, CHP ve MHP ciddi bir korku havası estirmese, AKP’li bir cumhurbaşkanı eşliğinde daha ılıman bir havada girilecek seçimden AKP çok büyük bir oy oranıyla çıkardı. Tersi durum oy oranlarına AKP aleyhine yansımış, sadece tarafları birbirine karşı daha fazla bilemiş, milletin ağzından çıkan sözü kulağı işitmez hale gelmiştir.
Nitekim şu AKP mitinglerinde Tayyip Erdoğan’ın MHP genel başkanı aleyhine ettiği hakaretler, bunlara selam bile verilmez vs. lafları bugün kendisini mahcup edecek bir noktaya gelmiştir. Aklı başında bir parti lideri böyle konuşur mu? Şimdi seçim sonrası AKP genel başkanı bizden bu hakaretleri unutmamızı ve “olur öyle şeyler” dememizi istiyor. Böyle şey olur mu? Diline hakim olamayacaksın, meydanda toplananların içindeki az bir marjinal güruhun gazıyla sağa sola hakaret edeceksin ondan sonra birşey olmamış gibi pişkinlik yapacaksın. Aynı şey elbette ikide bir vatan hainliği, bunları yargılayacağız vs. diye terör estiren, ortalıkta elinde biriple dolaşan MHP lideri için de geçerli. Artık eski kafayla işlerin yürümesi kolay değil.
Devlet Bahçeli (eğer yazılanlar doğruysa) biz meclise gireriz, cumhurbaşkanını seçmek AKP’nin hakkıdır demiş. Şu tavır fevkalade saygıya layıktır. Eğer meclise girmezlerse de kendilerine hak veririm. “Demek biz selama bile layık değiliz, peki biz de selam almıyoruz” diyerek Tayyip Erdoğan’ı kıvrandırsa kim ne diyebilir? Ama anlaşılan MHP lideri geçmiş dönemlerdeki yanlışlardan ders almış olmalı ki, muhemelen partisinin istikbali için böyle bir karar alıyor.
Tabii AKP’nin aldığı yüzde 46.5 oy muhalifler seçim öncesi çok küçültmeye kalktığı, düşük tahminlerde bulunduğu için halkın çoğu tarafından anormal görünüyor. AKP, MHP’ye karşı saldırgan değil ılıman birtavır sergilese MHP tabanından bir parça oy koparabilirdi. Tersine hareket MHP’nin AKP’ye karşı kinlenmesine yol açmıştır. Bu noktada MHP ile AKP tabanının çok benzediği, hatta aynı olduğunuadair de birşeyler söylemek isterim. Tepede CHP ile MHP aynı partidir ama tabanda MHP ile AKP aynıdır. Mesela ortalama bir AKP yandaşı fevkalade milliyetçi, iktisaden de devletçidir. Kürt meselesine, azınlıklara bakışı yer yer MHP’den bile serttir.
Ancak Türkiye’de tabanlar hep liderin dediğine din olarak inandığı için bugün itibariyle AKP tabanı yönetimin söylemini tekrarlayarak farkına varmadan liberalleşmektedir. Yarın MHP liderliği de liberal görüşleri deklare etse MHP gençliği de satılma, hainlik, bölünme gibi laflardan vazgeçecektir. AKP-MHP benzeşmesinde bugün farklılaşma AKP’nin artık tüm Türkiye geneli ve her kesimince kabul edilmesi, MHP’nin ise sadece OrtaAnadolu’da yüzde 10-15 aralığında bir destekçiye sahip olması şeklinde ortaya çıkmaktadır. MHP doğuda sıfırdır. Halbuki AKP doğuda Kürt milliyetçilerinin ekmeğini dahi elinden almıştır.
MHP için talihsizlik, bu partinin 1980 öncesinde komünist teröre karşı söylemden beslendiği gibi 1990 sonrası PKK karşıtlığından beslenme görüntüsüdür. Eğer Türkiye’de bu tür tehditler medya tarafından yükseltilmezse MHP gereksiz hale gelecektir. O sebeple normalleşme kararı alan bir MHP aslında kendi ipini de çekmiş olacaktır. AKP’leşen bir MHP niçin ilgi odağı olsun? Seçmen büyük ölçüde -rant kaygısının da etkisiyle- AKP’ye kayacaktır. Zira MHP’nin -mevcut korku sözleri dışında- söylediği ya da söyleyeceği birşey yoktur.
Seçim sonundaki rakamlara ilk baktığımda MHP’nin oylarının tamamının geçen seçimlerde Genç Partiye verilmiş oylar olduğunu düşündüm ve burada da yazdım. Hala bu kanaatteyim. AKP ise oylarını ANAP-DP tarafından ve Kürtlerden almıştır. Rakamlara baktığımda ANAP-DP oyları 2002 yılında yüzde 14 iken şimdi yüzde 5.5 olmuş, yüzde 8.5 fark doğrudan AKP hanesine yazılmıştır diye düşünüyorum. Çünkü ANAP ve DP seçmeni ılıman orta sağ olarak MHP’den ziyade AKP’ye yakındır.
Genç Parti 2002 yılında Yüzde 8 civarında oy almıştı, şimdi yüzde 3 aldı. Aradaki yüzde 5 silme MHP oyudur, çünkü MHP içinde ciddi bir küskün kaybeden genç kesim olduğunu izliyorum. Diğertaraftan MHP’ye oy verenlerin bir kısmı, özellikle belli bir yaşın üzerindekiler romantiktir. MHP’nin her zaman yüzde 5-8 civarında eski günler yandaşı olacaktır. Kalanlar ise “ülke satılıyor, bölünüyor” laflarıyla liselerden, üniversitelerden devşirilen fukara çocuklarıdır. Bunlar kaybedecek şeyi olmayan o sebeple kullanılması kolay gruplardır. Bir önceki seçimde “Cem Uzan Amerika’yı kazıklamış, ABD de tüm kötülüklerin anası olduğuna göre bu adamda iş var” düşüncesiyle buraya koşanlar bu seçimde Cem Uzan yerine MHP’ye yönelmiştir. Bunda Cem Uzan’ın artık Telsim, Star gibi imkanlarını bu defa kullanamaması da etkili olmuşa benziyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için Abdullah Gül aday olacak gibi. Ben daha önce defalarca pasif bir cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül için iyi bir yer değildir diye belirttim. O sebeple kendisinin daha etkin olmasını arzu ettiğimden cumhurbaşkanlığını pek tasvip etmiyorum. Ancak mevcut durumda Abdullah Gül’ün çok daha etkin, dışişleri ile cumhurbaşkanlığını birleştirmiş yeni bir tarz ile hareket etmesini de mümkün görüyorum. Abdullah Gül aday olur veMHP de gerçekten mecliste bulunup seçilirse sevdiğim ve takdir ettiğim bir insan adına memnun olurum.
AKP bundan sonra daha rahat, eski hatalardan ders almış şekilde kolay hareket edecektir. Anayasa değişikliği için munis ve uyanık davranıp hızla MHP ve CHP ile temasa geçmesi, adam gibi bir anayasa yapması şarttır. Bunun dışında sıkça eleştirdiğim özgürlük karşıtı tavırlardan vazgeçmesi, 301 türü ayıpları ortadan kaldırması, sadece fikirlerini beyan ettikleri için hapiste yatan solcu, milliyetçi, liberal ve islamcıları derhal serbest bırakması şarttır. Bunun dışında ekonomide gelecek nesillerin sırtına yük bindirmeyi bırakmalı, popülist harcamalardan vazgeçmelidir. Mali disiplini sadece vatandaşın sırtına yüklememli, siyasetçi ve bürokratların harcamalarını da şeffaflaştırmalı, gerekçesiz harcamaların anayasal zincirlerle bağlanmasını temin etmelidir. Merkezi yapılanma çözülmeli, yerinden yönetim alternatifinin bölünme gerekçesi olamayacağı kamuoyuna izah edilmelidir. Bu noktada Leyla Zana’nın zamansız açıklamasının da aslında doğru biriçeriğesahip olduğunu belirtmek gerekir. Federasyon bölünmek değil tersine bütünleşmek demektir. Hatta daha ileri gideyim, Kuzey Irak özerk bölgesi de yarın öbürgün bizimle gayri resmi bir ittifakla bizim doğal eyaletimiz olacaktır. Yeter ki süreç akıllı idare edilsin.
Bu süreçte MHP ve DTP ilk olumlu beyanlarını sürdürmeli, DTP anlamsız bölünme laflarını bırakarak bölge insanının bu zamana kadar en büyük sıkıntısı olan adam yerine konmama, ikinci sınıf görülme hissiyatını öne çıkarmalı, işin çözümü için MHP’yi elini taşın altına koymaya davet etmelidir. MHP de niçin güneydoğu ve doğu bölgesinde kendisine hiç oy çıkmadığını düşünmeli, mümkünse gidip o bölgelerde ne gibi hatalar yaptığını, devletin şu anki pozisyonundaki yanlışlıkları incelemelidir.
CHP için birşey söyleyemiyorum, orası epey karışık. Ancak DSP bu seçimin AKP dışında en karlı partisidir desem herhalde katılırsınız. Oy oranı sıfırlanmış bir parti taş atıp kolunu yormadan 15 civarında milletvekili almış, üstüne de kendilerini meclise taşıyan CHP başkanına ukalaca hakaretler etmekten çekinmeyerek oradan ayrılmayı kararlaştırmıştır. DSP tüzel kişiliği değişmemiş, DSP kasasındaki trilyonlar yine kendine kalmış, üstelik kafadan grup kurmaya yakın bir oluşum meydana çıkmıştır. Ben Baykal’ın hiçbirşeyden değilse dahi DSP’den yediği bu kazık sebebiyle eleştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Alın size solda birlik.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.