Seçim Sonrası Bazı Görüşler
FST 26 Temmuz 2007
Seçim sonrası birkaç gün içinde olup bitenle ilgili görüşlerimi paylaşmak isterim. Bunlar kabaca, yanılan ve yenilenlerin durumu, partilerin seçim öncesi ve sonrası tavırları, kim nereden oy aldı gibi şeyler. Öncelikle, medyadaki bir çok köşe yazarı kısmen analiz yeteneksizliği daha çok da tarafgirlik yüzünden yanlış analiz yaparak hem kendi değerlerini düşürüp üç paralık hale geldiler hem de seçim sürecinde birçok insanın kafasını karıştırdılar. Bunların seçim sonuçları üzerine “biz eşşekmişiz, ayda yaşıyormuşuz, karşımdaki iki kişiden biri AKP’liymiş de haberimiz yokmuş” diyenler kadar “bunlar aptal” gibi çeşitli tonlarda yazdıklarını da ibretle izliyoruz. Bu insanlara hala yazı yazdıran gazete patronlarına da sesleniyorum, kovun bunları.
Misal ben Aydın Doğan olacağım, Bekir Coşkun, Özdemir İnce, Emin Çölaşan gibilerini derhal gazeteden atarım. Diğer tüm gazeteler, dergiler için de öyle düşünüyorum. Bunlar utanmazca başarısız siyasetçiye “istifa et” derken hatta kabalaşarak “defol” filan derken kendi başarısızlıklarını kelime oyunlarıyla kapatmaya çalışacaklar öyle mi? Türkiye gazetelerindeki köşe yazarlarının yüzde 95′i bilgiye, gerçeğe dayanmaksızın ahmakça laflarla gün doldurur. Bunlara para verilmesine gerek yoktur. Az sayıda araştırmacı tipe daha fazla para verin, gazeteleri de köşe yazarı pisliğinden kurtarın. Onların yazacağından çok iyisini üniversitelerden, bağımsız araştırmacılardan yorum şeklinde alırsınız.
Bu noktada CHP genel başkanına yönelik sözleri de hayretle izliyorum. “Rodos’a yüzsün” şakasını anlarım, herhalde kendisi de buna gülüyordur ama Baykal’ı günah keçisi yapmaya kalkanların utanmaz birer fırsatçı olduğu sırıtıp duruyor. Baykal neden başarısızmış, solun zaten toplam yüzde 21 olan oy oranını AKP’nin hızlı yükselişine rağmen koruduğu için mi? Eğer Baykal AKP karşısında cansiperane çalışmasa tüm bürokratik güçleri harekete geçirmese AKP (aslında benim beklediğim şekliyle) daha yüksek bir oy alabilirdi. Baykal kendi adına en iyisini yapmıştır, budala köşe yazarları kendi hayallerindeki gerçekdışı gelişme olmayınca acısını Baykal’dan çıkarmaya çalışıyorlar. Baykal daha ne yapacak, darbeyse darbe, Anayasa mahkemesini tehditse tehdit, bundan öteye yol yok. Türkiye’de CHP zihniyeti artık o kadardır.
AKP daha yüksek almalıydı dedim, evet ben AKP’nin yüzde 50′yi rahatça geçmesi gerektiğini düşünüyordum. 27 Nisan muhtırasının da AKP oylarını etkilemediğini düşünüyorum. Bu konuda herkesin tebrik ettiği Tarhan Erdem anketinde 27 Nisan öncesi oyların zaten yüzde 47 olduğu görülüyor. Bana göre vatandaş nereye oy vereceğini zaten belirlemişti, CHP ve MHP’nin son hamleleri her parti için oyları nüans düzeyinde ancak etkilemiş olabilir.
Eğer cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale edilmese, CHP ve MHP ciddi bir korku havası estirmese, AKP’li bir cumhurbaşkanı eşliğinde daha ılıman bir havada girilecek seçimden AKP çok büyük bir oy oranıyla çıkardı. Tersi durum oy oranlarına AKP aleyhine yansımış, sadece tarafları birbirine karşı daha fazla bilemiş, milletin ağzından çıkan sözü kulağı işitmez hale gelmiştir.
Nitekim şu AKP mitinglerinde Tayyip Erdoğan’ın MHP genel başkanı aleyhine ettiği hakaretler, bunlara selam bile verilmez vs. lafları bugün kendisini mahcup edecek bir noktaya gelmiştir. Aklı başında bir parti lideri böyle konuşur mu? Şimdi seçim sonrası AKP genel başkanı bizden bu hakaretleri unutmamızı ve “olur öyle şeyler” dememizi istiyor. Böyle şey olur mu? Diline hakim olamayacaksın, meydanda toplananların içindeki az bir marjinal güruhun gazıyla sağa sola hakaret edeceksin ondan sonra birşey olmamış gibi pişkinlik yapacaksın. Aynı şey elbette ikide bir vatan hainliği, bunları yargılayacağız vs. diye terör estiren, ortalıkta elinde biriple dolaşan MHP lideri için de geçerli. Artık eski kafayla işlerin yürümesi kolay değil.
Devlet Bahçeli (eğer yazılanlar doğruysa) biz meclise gireriz, cumhurbaşkanını seçmek AKP’nin hakkıdır demiş. Şu tavır fevkalade saygıya layıktır. Eğer meclise girmezlerse de kendilerine hak veririm. “Demek biz selama bile layık değiliz, peki biz de selam almıyoruz” diyerek Tayyip Erdoğan’ı kıvrandırsa kim ne diyebilir? Ama anlaşılan MHP lideri geçmiş dönemlerdeki yanlışlardan ders almış olmalı ki, muhemelen partisinin istikbali için böyle bir karar alıyor.
Tabii AKP’nin aldığı yüzde 46.5 oy muhalifler seçim öncesi çok küçültmeye kalktığı, düşük tahminlerde bulunduğu için halkın çoğu tarafından anormal görünüyor. AKP, MHP’ye karşı saldırgan değil ılıman birtavır sergilese MHP tabanından bir parça oy koparabilirdi. Tersine hareket MHP’nin AKP’ye karşı kinlenmesine yol açmıştır. Bu noktada MHP ile AKP tabanının çok benzediği, hatta aynı olduğunuadair de birşeyler söylemek isterim. Tepede CHP ile MHP aynı partidir ama tabanda MHP ile AKP aynıdır. Mesela ortalama bir AKP yandaşı fevkalade milliyetçi, iktisaden de devletçidir. Kürt meselesine, azınlıklara bakışı yer yer MHP’den bile serttir.
Ancak Türkiye’de tabanlar hep liderin dediğine din olarak inandığı için bugün itibariyle AKP tabanı yönetimin söylemini tekrarlayarak farkına varmadan liberalleşmektedir. Yarın MHP liderliği de liberal görüşleri deklare etse MHP gençliği de satılma, hainlik, bölünme gibi laflardan vazgeçecektir. AKP-MHP benzeşmesinde bugün farklılaşma AKP’nin artık tüm Türkiye geneli ve her kesimince kabul edilmesi, MHP’nin ise sadece OrtaAnadolu’da yüzde 10-15 aralığında bir destekçiye sahip olması şeklinde ortaya çıkmaktadır. MHP doğuda sıfırdır. Halbuki AKP doğuda Kürt milliyetçilerinin ekmeğini dahi elinden almıştır.
MHP için talihsizlik, bu partinin 1980 öncesinde komünist teröre karşı söylemden beslendiği gibi 1990 sonrası PKK karşıtlığından beslenme görüntüsüdür. Eğer Türkiye’de bu tür tehditler medya tarafından yükseltilmezse MHP gereksiz hale gelecektir. O sebeple normalleşme kararı alan bir MHP aslında kendi ipini de çekmiş olacaktır. AKP’leşen bir MHP niçin ilgi odağı olsun? Seçmen büyük ölçüde -rant kaygısının da etkisiyle- AKP’ye kayacaktır. Zira MHP’nin -mevcut korku sözleri dışında- söylediği ya da söyleyeceği birşey yoktur.
Seçim sonundaki rakamlara ilk baktığımda MHP’nin oylarının tamamının geçen seçimlerde Genç Partiye verilmiş oylar olduğunu düşündüm ve burada da yazdım. Hala bu kanaatteyim. AKP ise oylarını ANAP-DP tarafından ve Kürtlerden almıştır. Rakamlara baktığımda ANAP-DP oyları 2002 yılında yüzde 14 iken şimdi yüzde 5.5 olmuş, yüzde 8.5 fark doğrudan AKP hanesine yazılmıştır diye düşünüyorum. Çünkü ANAP ve DP seçmeni ılıman orta sağ olarak MHP’den ziyade AKP’ye yakındır.
Genç Parti 2002 yılında Yüzde 8 civarında oy almıştı, şimdi yüzde 3 aldı. Aradaki yüzde 5 silme MHP oyudur, çünkü MHP içinde ciddi bir küskün kaybeden genç kesim olduğunu izliyorum. Diğertaraftan MHP’ye oy verenlerin bir kısmı, özellikle belli bir yaşın üzerindekiler romantiktir. MHP’nin her zaman yüzde 5-8 civarında eski günler yandaşı olacaktır. Kalanlar ise “ülke satılıyor, bölünüyor” laflarıyla liselerden, üniversitelerden devşirilen fukara çocuklarıdır. Bunlar kaybedecek şeyi olmayan o sebeple kullanılması kolay gruplardır. Bir önceki seçimde “Cem Uzan Amerika’yı kazıklamış, ABD de tüm kötülüklerin anası olduğuna göre bu adamda iş var” düşüncesiyle buraya koşanlar bu seçimde Cem Uzan yerine MHP’ye yönelmiştir. Bunda Cem Uzan’ın artık Telsim, Star gibi imkanlarını bu defa kullanamaması da etkili olmuşa benziyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için Abdullah Gül aday olacak gibi. Ben daha önce defalarca pasif bir cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül için iyi bir yer değildir diye belirttim. O sebeple kendisinin daha etkin olmasını arzu ettiğimden cumhurbaşkanlığını pek tasvip etmiyorum. Ancak mevcut durumda Abdullah Gül’ün çok daha etkin, dışişleri ile cumhurbaşkanlığını birleştirmiş yeni bir tarz ile hareket etmesini de mümkün görüyorum. Abdullah Gül aday olur veMHP de gerçekten mecliste bulunup seçilirse sevdiğim ve takdir ettiğim bir insan adına memnun olurum.
AKP bundan sonra daha rahat, eski hatalardan ders almış şekilde kolay hareket edecektir. Anayasa değişikliği için munis ve uyanık davranıp hızla MHP ve CHP ile temasa geçmesi, adam gibi bir anayasa yapması şarttır. Bunun dışında sıkça eleştirdiğim özgürlük karşıtı tavırlardan vazgeçmesi, 301 türü ayıpları ortadan kaldırması, sadece fikirlerini beyan ettikleri için hapiste yatan solcu, milliyetçi, liberal ve islamcıları derhal serbest bırakması şarttır. Bunun dışında ekonomide gelecek nesillerin sırtına yük bindirmeyi bırakmalı, popülist harcamalardan vazgeçmelidir. Mali disiplini sadece vatandaşın sırtına yüklememli, siyasetçi ve bürokratların harcamalarını da şeffaflaştırmalı, gerekçesiz harcamaların anayasal zincirlerle bağlanmasını temin etmelidir. Merkezi yapılanma çözülmeli, yerinden yönetim alternatifinin bölünme gerekçesi olamayacağı kamuoyuna izah edilmelidir. Bu noktada Leyla Zana’nın zamansız açıklamasının da aslında doğru biriçeriğesahip olduğunu belirtmek gerekir. Federasyon bölünmek değil tersine bütünleşmek demektir. Hatta daha ileri gideyim, Kuzey Irak özerk bölgesi de yarın öbürgün bizimle gayri resmi bir ittifakla bizim doğal eyaletimiz olacaktır. Yeter ki süreç akıllı idare edilsin.
Bu süreçte MHP ve DTP ilk olumlu beyanlarını sürdürmeli, DTP anlamsız bölünme laflarını bırakarak bölge insanının bu zamana kadar en büyük sıkıntısı olan adam yerine konmama, ikinci sınıf görülme hissiyatını öne çıkarmalı, işin çözümü için MHP’yi elini taşın altına koymaya davet etmelidir. MHP de niçin güneydoğu ve doğu bölgesinde kendisine hiç oy çıkmadığını düşünmeli, mümkünse gidip o bölgelerde ne gibi hatalar yaptığını, devletin şu anki pozisyonundaki yanlışlıkları incelemelidir.
CHP için birşey söyleyemiyorum, orası epey karışık. Ancak DSP bu seçimin AKP dışında en karlı partisidir desem herhalde katılırsınız. Oy oranı sıfırlanmış bir parti taş atıp kolunu yormadan 15 civarında milletvekili almış, üstüne de kendilerini meclise taşıyan CHP başkanına ukalaca hakaretler etmekten çekinmeyerek oradan ayrılmayı kararlaştırmıştır. DSP tüzel kişiliği değişmemiş, DSP kasasındaki trilyonlar yine kendine kalmış, üstelik kafadan grup kurmaya yakın bir oluşum meydana çıkmıştır. Ben Baykal’ın hiçbirşeyden değilse dahi DSP’den yediği bu kazık sebebiyle eleştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Alın size solda birlik.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.
Popularity: 11% [?]
- Siyaset
- Yorum(35)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Okuduğum en güzel seçim sonrası yorumlarından biri. Elinize sağlık Fethi Bey. Allah klavyenize zeval vermesin.
Fethi Bey,
Bir konu haricinde hemen hemen butun yaziniza katiliyorum…
Basbakana yada herhangi bir parti liderine “vatan haini” demek bence meydanlarda toplanan butun hakaretlerin uzerinde bir ayiptir…
ve ger o dedigine o gun inaniyorduysan iki gun once vatan haini oldugunu turkiyeye duyurdugun insanlarin cumhurbaskani secmesine de katiyetle izin vermezsin…
Ayrica bu telefonla geri arama mevzulari da dogruysa bizde uzatilan eli geri cevirmek de ayiptir…
Madem adamin vatan hainligine inaniyorsun , soylediklerine alindin cumhurbaskanligini niye destekliyorsun?
Ne biliyim ya dediginiz gibi bunnarin hepsi ayni aslinda… Siyasetin kendisinde var bi pislik!
ilber ortaylı gibi tarihçi cumhurbaşkanı aday gösterseydi akp nin oyun % 50 aşardı.,
basın bizi iyice sersemletti. ali kırcadan haber dinleye dinleye soykırımcı olmayı normal bişey sanmaya başladık.,
bian düşünün,
dünya halkının çoğunluğu ile soykırım atalarımızın soy kırırm yaptığı kabul ediliyor., burda hala cumhurbaşkanın o parti mi, bu parti mi olduğunu kanuştuk.
Abdullah gül 1. tezkerede amaerika lehine tavır almıştı.
iyi bir aday olmaz. babası çok muhterem biri. eşi de pek hoş, narin ama cumhurbaşkanlığı simgesel bir yerdr.
demokrasi ile ilgisi yok.
ingiltere kraliçesi demokratik yöntemle mi seçiliyor ?
yav ingilterede olmayan demokrasi bizde,.. ilaki benim partim olsun * millet bana verdi ?
yav millet sana özel hastanaeye gidecem diye verdi.
4 yıl sonra özel hastanaeye giemiyorsak vay haline.
40 derece sıcakta insanlar hastahanelerde kaynıyor.
seçsinler ilber ortaylıyı ?
bak uzlaşma kelimesi neymiş görsün cümle alem,
seçimden 4 gün önce söylediğini unutan bir başbakanla meclis vaşlayacaksa hayırlı olsun diyorum.
meclis dışında çok iyi nitelikli insan olabilir.
soykırım yapmadık biz.
türkiyenin en önemli temsil meselesi budur.,.
boyu uzamaz sayın gül’ün ilaki cumhurbaşkanı olacam diye, dediğiniz gibi aktif ve uyumlu bir ekip olur, üstelik ilber beyle..
yav ben deli miyim ? akp nin hayrına konuşuyorm.
akıllı düşman, akılsız dosttan hayırlıdır derler.
Fatih Bey,
Onu ben de zaten söylüyorum ama iktidara gelmesi kesinleşmiş bir parti lideri olarak daha ihtiyatlı olması gerekir. Bu lafları söylemese ne olur, hiç, belki daha fazla takdir edilirdi. Bahçeli’nin ağzını bozması Tayyip Erdoğan’ın bozmasına gerekçe olmamalı. Ben siyasetçilerin böyle tavırlarından hoşlanmıyorum, o kadar.
FST
KNZ,
İlber Ortaylı da olabilir yahut dışarıdan olursa Sami Selçukgibi biri de, ama zannedersem bu iş bir inada binmiş vaziyette. Ondan dolayı Abdullah Gül ismi telaffuz ediliyor.
FST
Abdullah Gül’in diğerlerinden ne eksiği var? Dışişleri Bakanlıüı, başbakanlık yapmış olan ve de memleketimizdeki oligarşi hariç herkese kendini sevdirebilmiş olan bir insan. Hepimiz biliyoruz ki vecdi gönül’ün değil de abdullah gül’ün hanımının başı açık olsaydı, AKP de başka bir aday göstermiş olsaydı, o zaman aynı oligarşi “onun karısının başı açık neden onu aday göstermiyorsunuz?” diyecekti. bunların gözü başörtüsünden başka bir şey görmüyorsa suç AKP’de mi: Milletin %47’si başörtülü bir cumhurbaşkanı eşine karşı olmadığını göstermiştir. buna karşı olanların da en büyüğü bile seçimde %20 ile nal toplamıştır. O zaman bu konu demokrasi ile çözüldü. ama hazmedemeyenler darbeden falan bahsederse bu da onların demokrasiye inancının ne alemde olduğunu gösterir.
selametle..
önemli not: başbakan ılımlı olun falan dedi ama bu oligarşicileri kızdırmak çok zevkli. o yüzden dayanamayıp yazıyorum: aman haa dikkat edin, bu millet böyle giderse halifeyi bile geri getirebilir!
Fethi bey kardeşim:
27 Nisan muhtırasının AKP oylarını etkilemediğini düşünüyorum demişsiniz. Bence de haklısınız. Çünkü muteber kamuoyu yoklamalarına bakınca gerçekten de öyle görünüyor. Ama tabii AKP’ye oy veren %47′lik bir kesimin muhtıradaki ve basındaki darbe tehditi karşısında diz çökmediği de doğrudur takdir edersiniz ki. Yani eğer muhtıradan sonra AKP oylarında bir düşüş olsaydı, o zaman diyebilirdik ki “seçmen ya korkusundan ya da “ben bu konuda tarafım” diyen ordunun tarafını kendine daha yakın gördüğünden seçimini AKP’den yana yapmadı”. Ama anketlere ve sonuçlara bakınca görüyoruz ki öyle bir durum yok. Çünkü seçmen o “taraf”a gitmedi, bu tarafta durmaya devam etti. Bunun da çok önemli bir anlamı olsa gerektir.
Selametle..
Abdurrahman Amca,
Evet AKP seçmeni geri adım atmamıştır ama AKP’ye yönelmesi muhtemel epey oy bu sayede engellenmiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olarak seçilse daha yüksek bir oy alınablirdi. Kastım odur.
FST
Fethi bey,
Evet AKP seçmeni geri adım atmamıştır ama AKP’ye yönelmesi muhtemel epey oy bu sayede engellenmiştir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olarak seçilse daha yüksek bir oy alınablirdi. Kastım odur.
Ama o zaman secim zamaninda yapilacakti. Yine kasimda herhalde? Sonbaharda ekonomik durum, sinirlarimizdaki durum filan ne olur belli olmaz bence. Disariyla ilgili ve/veya disaridan tetikli ekonomik/askeri birsey olmasa bile uc ay daha secim ekonomisi yuku binecekti ustumuze, o bakimdan da cok fena olmadi tabii. Ben birsey bildigimden soylemiyorum, ama olmasi gereken zamanda secimin yapilmasi ile simdi yapilmasi arasinda disa bagli ekonomik/askeri fark oldugunu gorur isek cok iyi komplo teorisi yazilabilir diye dusunuyorum. Olanlari aklim almadigi icin sagda solda ’sonbaharda ne olacak ki bu kadar is oluyor simdi?’ deyip duruyordum bir ara.
Bir yerine daha elleyeyim:
Bunun dışında sıkça eleştirdiğim özgürlük karşıtı tavırlardan vazgeçmesi, 301 türü ayıpları ortadan kaldırması, sadece fikirlerini beyan ettikleri için hapiste yatan solcu, milliyetçi, liberal ve islamcıları derhal serbest bırakması şarttır.
Bugun bir kadinla kameraya yakalanan polis memurlarinin hemen cezalandirildigi seklinde birsey okudum. Onlar mesai sirasinda yapmislar galiba, ama aklima caydan kadin gecirdi diye rezil edilip istifa ettirilen adam da geldi. Bu kadin islerinde gosterilen hassasiyetin en azindan odun islerinde de gosterilmesini istiyorum.
1 mayista Istanbul’da ne oldu, niye oldu, gereksiz yere insanlar sopa ve gaz mi yediler yoksa geregi tam neydi merak ediyorum. O olan bize garip gelmiyor ama ozzellikle o hafta diger olanlara bakilinca garip gelmeli. O hafta sonu hukumet aleyhtari diyebilecegimiz buyuk bir miting yapildi ve emniyet olaysiz gecmesini sagladi, bu iyi. Iki gun sonra ise en fazla sembolik olarak duzen aleyhtari olacak bir miting icin kiyamet koptu. Tokat yiyen bir ‘beyefendi’ hakkinda Hurriyet’te yapilan itici yayin disinda, bu insanlardan nicin bu kadar cekinildi, ne tehlike vardi, ne oldu diye tatminkar bir aciklama bile goremedim ben. Pek istemeyen de olmadi galiba.
Ben sokaga dokulmus komuniste filan bayilan bir insan degilim, ama o insanlarin karsisina uniforma ile cikana o isi ve yetkiyi aslinda (soylenene gore) ben verdigime gore sevmedigini keyfime gore dovdurten bir adam durumuna dusmek istemiyorum. Sokakta vatandasa sopa vuruluyorsa, birisinin cikip ‘evet malesef sopaladik, sopalamasak su olurdu, hepsi de tehlikeli insanlardi suradan biliyoruz’ filan diye bize anlatilmasi lazim. Istanbul’un gobeginde attigi sopanin niye cok gerekli oldugunu iyice izah etmeyen emniyete goz yumarsak kuytuda atilan/atilacak sopanin seklinin/miktarinin ne olacagini bilememizin yolunu da kapatmis oluyoruz belki (ha AB filan karisirsa belki).
Memleketimizin nasil bir yer oldugu belli. Dun baska turluydu de bugun boyle olmus filan da degil. Burada devlet doverek kalabalik da dagititir, dagda kursun da atar, sokakta zirhli arac da yurutur — bunlar hic olmasin isterim ama sartler ne olursa olsun yapilmasin diyemem. Diger taraftan devlet bunlari yaptigi zaman tam niye yaptigini bize iyice anlatmali diyebilirim, hatta demeliyim diye dusunuyorum.
“AKP’ye yönelmesi muhtemel epey oy bu sayede engellenmiştir.”
Desenize Fethi bey kardeşim, yoluna taş koymasalar %50-55 ile gelecekti demek AKP! Nasipse bir dahakine..
Bülent Bey,
Bundan pek emin değilim, bizde erken seçim yanında bir de “baskın seçim” kavramı vardır. Yani, cumhurbaşkanlığı gazıyla hızla seçime de girip kasım riskini bertaraf etmek gibi. Tabii bunlar aslında boş sözler, olan olmuş, ne desek boş.
İkinci kısımda söylediklerinizi yazıya bir ek olarak kabul ediyorum. Aynen öyle olmalı, biri bize neyi niye yaptığını anlatmalı. Bunu merak eden var mı ayrı bir mesele, az da olsak merak ediyoruz. Mesela şu Temmuzda 3 aylık maaşı alan milletvekilleri ve böyle bir yöntemi makul, mazur gören devlet muhasebe sistemi üzerine neredeyse hiç laf edilmedi.
FST
CHP’lilerin Baykal’a yüklenmesi çok saçma. Adam, taban ne istiyorsa onu yaptı. CHP iyi muhalefet yapamıyor dediler, adam her şeye muhalefet etti, yapabileceği ne varsa yaptı, çok haksızlık ediyorlar. Askerin vesayetinde miting yapan bu CHP tabanı değil miydi, 367 maskaralığına alkış tutan bu taban değil miydi… Taban ne istiyorsa Baykal onu yaptı, hiç kabahat bulmasınlar.
MHP’nin CB konusunda desteği konusunda: Kedi olalı bir fare tuttular, tebrik ediyorum.
Seçsinler İlber Ortaylı’yı filan diye konuşanlara not: CEO’su şirket dışından getirilen bir şirkette çalıştınız mı? İsterse adam allame-i cihan olsun. O şirkette huzur olmaz. 340 milletvekili içinden tutup da İlber Ortaylı’yı cumhurbaşkanlığına aday gösterirlerse taban ne der? Olmaz öyle şey. Halk, Gül’e desteğini verdi. Bu iş bitmiştir. Hayırlı olsun…
Fethi bey,
Bundan pek emin değilim, bizde erken seçim yanında bir de “baskın seçim” kavramı vardır. Yani, cumhurbaşkanlığı gazıyla hızla seçime de girip kasım riskini bertaraf etmek gibi.
Bu da dogru, ama ne iyi saatte olsunlar, ne partililer disaridan gozuktugu gibi karikatur insanlar degiller herhalde. Anketcilerin bildigini onlar da biliyordu buyuk ihtimalle. Diger taraftan olan isler — zamanlama filan kismini gozardi etsek bile — beyhude degil, en azindan AKP’li mebuslar arasinda bana buyuk gozuken bir tasfiye oldu. Ses cikmiyor cunku secmen davranisi acisindan efektif olarak baskanlik sistemine benzer bir sistemimiz var: ‘milletimizin temsilcileriii’ ve ‘partimiz cok basarili olduuu’ denip bu basarida payi olmus gibi yapilan temsilciler ve partililer tasfiye edilebiliyor bastaki ayni kaldigi surece.
Mesela şu Temmuzda 3 aylık maaşı alan milletvekilleri ve böyle bir yöntemi makul, mazur gören devlet muhasebe sistemi üzerine neredeyse hiç laf edilmedi.
Almayan cikmis galiba uc bes tane. Diger taraftan 38 yasinda emekli olmus ve devletten — o hesabin tutmadigini bile bile — takir takir maas alan, ’sosyal’ devlete da muhtac durumda olmayan tanidiklarim var. Politikaciyi sevmesem de, hesabi tutmayan, dendigi sekilde de olmayan diger masrafli islere baktigimda vekillerimizin o parayi almalariyla aralarinda bir fark goremiyorum, o yuzden cok ses edemiyorum. Dediginiz gibi ikisinde de alana kizmaktan ziyade almasini temin eden sisteme bakmak daha dogru.
Bu gün radyodan duyduğum ilginç bir bilgiyi katarayım:
Yeni meclisteki 550 milletvekilinin 508′i üniversite mezunuymuş…
Şimdi ben böyle söyleyince şaşıracaksınız belki ama üniversite diploması o kadar önemli değil. İş yapan ve daha da mühimi İŞ BİTİREN, işbitirici adamların meclise girmesi önemli.
Kose yazar pisligi yorumunuz katiliyorum. Turkiye’de kose yazarlari dis basinda normal gazete haberinin yaptigi isi yapiyorlar, bu adamlar gazete icinde ufak gazeteler haline donusmusler. Cogunlugunu uzun analiz/haber yazimina kanalize edip, iyileri kose yazarliginda tutup, geri kalan “fanatik” guruha yolu gostermenin zamani gelmistir.
Bülent Bey :
Ben birsey bildigimden soylemiyorum, ama olmasi gereken zamanda secimin yapilmasi ile simdi yapilmasi arasinda disa bagli ekonomik/askeri fark oldugunu gorur isek cok iyi komplo teorisi yazilabilir diye dusunuyorum. Olanlari aklim almadigi icin sagda solda ’sonbaharda ne olacak ki bu kadar is oluyor simdi?’ deyip duruyordum bir ara.
Evet iyi bir komplo teorisi olabilir Bülent Bey.
27 Nisan bildirisinin ardından yaptığınız yorumlardan birinden, bu bildirinin Irak yada kürt problemiyle ilişkili olabileceği gibi bir yorumunuzu okuduğumu hatırlıyorum.
Bu arada Avni Özgürel’de yazılarında sürekli “kurmay zekası” denen bir olgudan bahsediyordu ve geçenlerde yazdığı
“TSK’nın katkılarıyla” adlı yazısında da ( ttp://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=227743 ) askerin Erdoğan’ın önünü açtığını belirtmişti.
Halihazırdaki duruma baktığımızda
Abdullah Gül’ün rahatlıkla cumhurbaşkanı olabileceği ve önü açılan bir AKP’yi görüyoruz,çoğunluğu temsil eden bir meclis var, Ağar ve Org.Işık Koşaner’in de istediği gibi “düz ovada siyaset yapan DTP’liler” ve kabarabilecek milli hislerin sözcüsü olabilecek bir MHP var önümüzde..
Dediğiniz gibi sert geçmesi muhtemel sonbahar rüzgarlarına karşı yada kışta gelebilecek tipilere karşı bir tahkim ve önlem mi alınıyor? sorusu yazdıklarınızdan aklıma geliyor
Amerika’nın İran ve Irak’la ilgili planları ve Türkiye’nin tavrı önümüzdeki dönemde çok konuşulacak…
Bu arada yavaş yavaş İran’la enerji anlaşmasına karşı çıkan Amerika ve Rusya ile aramızda gerilen ipleri de görüyoruz.
TT bey,
27 Nisan bildirisinin ardından yaptığınız yorumlardan birinden, bu bildirinin Irak yada kürt problemiyle ilişkili olabileceği gibi bir yorumunuzu okuduğumu hatırlıyorum.
Hah, demisimdir herhalde. Gozukene bir mana veremiyorum da onun icin iskembeden atip duruyorum, birinden biri tutarsa ‘bilmis’ gibi olacagim herhalde. Ben 2002′de olanlara da pek bir mana veremiyordum, ama o zaman basini takip etmeden veremiyordum. Simdi anladim ki basin milleti birbirine hirslandirip ‘bes cektik, nasil gecirdik’ ‘bizim teknik direktorde is yok’ ‘federasyona ragmen sampiyon’ filan gibi havalara sokuyor.
Ozgurel (kimdi bu Avni deyip duruyordum evvelsi gun burada) yazisi icin tesekkurler. Tabii o da bizim simdi bakabildigimiz anket calismalarindan habersiz gorunuyor. Demis ki:
Ancak unutmamak gerekir ki nisan ayı sonunda durum farklıydı. Anketlerde AKP yine birinci parti görünüyordu ama hatırlarsanız halkın gündelik hayatta yaşadığı zorlukların artmasının AKP’nin oylarını gerilettiğini Erdoğan da kabul ediyor, hatta gazetecilere yüzde 26 rakamını telaffuz ediyordu.
26 nere 46 nere. Diger taraftan 12 Mart - 27 Nisan karsilastirmasi yapip RTE dik durdu diyenlerin yaptigindan daha duzgun bir analizler yapabiliyro Ozgurel (en azindan 12 Mart’in metnine bakarsaniz karsilastirmanin Ozgurel’in isaret ettigi acidan abesligini gorursunuz). Nisanda da o tip seyler yazmisti bana daha makul gozukmustu. Elimizde bunlari derinine (!) anlayacak bilgi yok, iste boyle ‘bu denen daha makul galiba’ filan deyip duruyoruz. Memleketi kotulemis olmayayim, 2000-2007 arasinda ABD halki da birseyler seyretti, iste kah mevki/isim sahiplerine karikaturde ancak olacak beyinsizlik atfetti, kah ozgur ve bagimsiz basinin ‘mesele budur’ diye dedigine inandi, kah ‘karsi gorus sahibi’ diye ve kismen ‘hain’ imasi ile birbirine hirslandi benim gorebildigim kadariyla. Biz daha politizeyiz, daha buyuk kitleler zaman harciyor islere ama simdi aklimdaki zaviyeden bakilinca pek bir fark yok okumus/cahil, yerli yabanci dahil kitleler arasinda gibi duruyor. (Solcu arkadaslara pas gibi oldu bu simdi, ama valla bana gozuken bu, n’apim?)
AKP-MHP benzerliği ile ilgili tespitiniz çok incelikli.. Tebrikler..
Federasyon gerçekten “bütünleşme” anlamına gelir mi?
DTP söylemlerikonusunda hayalci biriyimserlik mi yaratıldı, diye düşünmeden edemiyorum.
Adamlar bu toprakları bölmek ve Barzani Amcaları ile bir devlet kurmak istiyor mu istemiyormu mesele bu.
Afşar Bey,
Kürtlerle ilgili mesele elbette çok yönlü burada şunları akılda tutmak gerek:
-Öncelikle Türkiye Kürtlerinin Türkiye Devletinden ayrılma konusunda istekli oldukları net değildir, ayrılmanın kendileri açısından çok ağır bedelleri olur. Türkiye Irak, İran veya Suriye’ye göre nispeten daha oturmuş kurumlara sahip, eli yüzü düzgün bir ülkedir. Bunu Kürtler de iyi biliyor, ayrılık lafı eden Türkiye içinde zaten pek yok, edenler de bunu başka menfaatler için ediyordur.
-Bölge halkının birkaç yer dışında PKK yerine AKP’yi tercih etmesi, çok genel anlamda bir kaç kalem problemin düzeltilmesi ile sıkıntıların aşılabileceğine işarettir.
-Kürt hareketi ağırlıklı olarak Marksisttir, bu da baştan kaybetmiş olmaları anlamına gelir. Türkiye’de bu damar ne Türkler ne de Kürtler arasında tutmaz, marjinal kalmıştır ve kalacaktır. O sebeple PKK milliyetçiliğe oynamaktadır, kültürel ve ekonomik problemleri öne çıkarmaktadır. Bunların çözümü zor değildir.
-Kuzey Irak’taki Kürt devleti Türkiye’ye bağlı olacaktır. Ekonomi ve ticaret Türkiyesiz yürüyemez. Kuzey Irak şu anda ve orta vadede sefildir, bu insanların zaman içinde müreffeh hale gelmesi için ABD, Avrupa gibi uzak coğrafya ve farklı hatta ters kültürler değil 1000 yıllık ortak kültür, üstelik kurumları nispeten düzelmiş Türkiye önemli rol oynayacaktır.
-Türkiye sorunu çözmek istiyorsa, doğru cevapları bulmak istiyorsa doğru soruları sorabilmelidir. Niçin Kürtler böyle davranıyor, biz nerede Kürtler nerede hata veya doğru yaptık, bu insanlarla yeniden barışı nasıl tesis ederiz vs. Bu sorulara bölünme tabusunu o tartışma kapsamı dışında tutarak cevap ararsak (yani bizim devlet büyüklerimiz, Kürt kanaat önderleri, aydın kesimi vs.) çıkış yolları daha kolay bulunur.
-Bu işlerde dış parmak vardır ama bunun olması Türkiye’nin inisiyatif almamasını gerektirmez. Türkiye’nin şu şartlarda bölünmesi Türkiye’yi zayıflatmaz ki dış güçler bunu istemiş olsun. Türkiye o bölgede devasa maddi ve beşeri kayıplara uğramaktadır, vergi alamamakta, askeri harcamları zirve yapmaktadır. Hatta korkulan kopma ülkenin kısa vadede lehine bile olabilir. Ancak, Kürtler kendilerini bir bataklığın içinde bulacaklarından bunu isteyeceklerine ihtimal vermiyorum, Türkiye kendilerine 3-5 kalem anadilde konuşma, adam yerine konma gibi hakkı samimi olarak tanısa bölünme yanlılarının elinde gerekçe kalmaz.
Dolayısıyla Barzani vs. ne düşünür bilmem ve ilgilenmem de ama bizim Kürtlerimizin DTP dahil ülkeyi bölme konusunda son yıllardaki gelişmeler ve özellikle AKP’nin çıkışıyla herhangi bir kitlesel istekleri olduğuna inanmıyorum. Barzani vs. şimdilik ABD’ye arkasını dayamış olmanın şımarıklığı içinde ve buna da kendince hakkı var.
Bizim yapmamız gereken Barzani, Irak yönetimi vs. ile aklı başında ilişkiler kurmamız. Öncelikle dvlet adamlarımızın şu postal yalayıcı, aşiret reisi türü aşağılayıcı lafları bırakmasında fayda var. Sonrası, yazıda da belirttiğim gibi, Kuzey Irak’ın (resmiyette değil ama) fiiliyatta Türkiye ile mal ve insan geçişini kolaylaştıran bir gümrük birliği ile bütünleşmesine kalır. Terör ve savaşın gerekçelerini ortadan kaldırmak Türk devletinin görevidir ve bu problem sadece Kürtlerin Türkiye’den kopmak istemesinden kaynaklanmamaktadır. 1925 yılından sonraki gelişmeler tekrar gözden geçirilirse işin sadece “Kürtler ayrılmak istiyor, isyan ediyor” olmadığını anlarız.
Son olarak, eline silah alıp dağa çıkana gül ile gidilmez. Türk devleti büyük hatalarına rağmen son yıllarda Kürtlerin teröre başvurmasını gereksiz kılacak epey iyileştirmeye gitti, muhtemelen AKP iktidarında bu süreç hızlanacaktır. Hala orada devletimizin sevimsiz bir görüntüsü olabilir, ama yol alınıyor. İyiye gidişe rağmen Marksist silahlı teröristlerin Türk askerine, sivil vatandaşına yönelik saldırılarına ses çıkarılmasın demek gaflettir.
Yakın zamanda seçim vesilesiyle güneydoğu bölgesinde epey zaman geçiren bir dostumun özetle söylediği şu: Kürt vatandaş önce insan, sonra da adam hesabına alınmak istiyor. Bu belki çok basit görünebilir, “canım kim adam hesabına almıyormuş, boş laf bunlar” denebilir ama sizin ne düşündüğünüz değil, karşıdakinin ne hissettiği önemlidir. Batı ülkelerinde Türkleri aşağılayıcı haberler çıktığında milliyetçi yanı ağır basanlarımız nasıl isyan eder hatırlayalım. Demek ki Kürtler “kart kurt” teorilerini, göç ettirildikleri yerlerde kendilerine hırsız muamelesi yapılmasını, gettolara mahkum edilmelerini, çocuklarının itilip kakılmasını unutmuş değiller.
Bu süreçte MHP’ye büyük görev düşmektedir. MHP Kürt sorununa ayrılıkçı bir komplo, salt silahlı isyan olarak bakmayı bırakıp işin temellerine indiği takdirde Anadolu’da oluşan “öteki” Kürt’ün yok edilmesi gereğine dair tehlikeli gidişat önlenecektir. Kürtler MHP’nin yapıcı tavrına diğer partilere göre daha fazla önem verecektir, PKK’nın beslendiği kaynakları ancak salim kafayla hareket eden, harareti düşmüş bir MHP kurutabilir. Maalesef tersi de doğrudur, binbir güçlükle gelinen noktadan geriye gidişin anahtarı da MHP’nin elindedir. Mevcut ayrılıkçı, inkarcı tutumunu sürdürürse Kürt meselesinde böyle döner dururuz.
MHP geniş kesimlere ulaşmak istiyorsa derhal tüm teşkilatını harekete geçirip güneydoğu ve doğu illerinde vatandaşla birebir sohbetlerle veri toplamaya başlamalıdır. Ben Mardin’deki fukara bir Kürt’ü adam yerine koyup sohbet eden, “senin oğlan niye dağa çıkmış, nasıl geçiniyorsunuz, askerden, memurdan bir sıkıntınız var mı, köyünüz yakılmış, sonra ne yaptınız” diye soran Ankara’lı fanatik bir MHP’li manzarasının sorunun çözümü olduğunu düşünüyorum.
FST
Fethi Bey,
Ben MHP’nin bu işlerdeçok da başarılı olabileceğine şahsen ihtimal vermiyorum.
Çünkü MHP’nin bırakınız çağdaş, arkaik bir millet tasavvuru bile yoktur, ! Eylül öncesi partili bir iki aydını hariç…
Başka yazılarda bahsettim belki okuyanlar vardır ama MHP tabanı köy kökenlidir ve zaten sırf bu yüzden farklılıkalrdan hoşlanmaz.
Türkiye nüfusunun bilebildiğim kadar hâlâ %40′ının köyde yaşadığı düşünülürse MHP’nin ucuz siyasetle nasıl meclise girebildiği anlaşılacaktır.
MHP köy kökenli vatandaşlarımızdan, ideolojisiyle falan değil, salt “Sizin köyünüzü biz koruruz” hissini yarattığı için oy almakta.
“Adam yerine konmak” psikolojisinigayetiyianlıyor ve daha da ötesi bizzat görüyorum.
Yalnız şu gerçeği de teslim etmek gerekmektedir ki devletin, doğuda bilhassa sağlık personeli inanılmaz fedakârlıklarla çalışmakta.. Yani öyle develt bürokrasisinin toptan reddedici veya küçümseyici bir tavrı yok.
Bu sağlık personelinin bir kısmında “Bugün çocuğunu aşıladığım adam yarın eşimi öldürürse ne yaparım?” korkusu da var,bunlardan da haberimiz olmalı.
Sizce DTP’li siyasetçiler “barış” isteğinde samimi mi ? Yoksa “Nasıl olsa bizim de silahlarımız var, sıkışınca devreye sokarız” diyorlar mı?
Türk insnaındaki vatanının bölünme endişesini görmezden gelerek “akılcı” siyaset yapılabilir mi? Bir tarafta Dilucu’ndanKapıkuleyekadar her yeri vatan bilen kahirbir ekseriyet bölünme endişesi taşırken bu endişeleri yaratan insanların kendilerineçekidüzen vermelerini istemek sizce azıcık da olsa hakkımız değil midir?
Fethi bey,
Bölge insanı federasyon istiyor diye genelleyemeyiz belki ama, Leyla ZANA geçen gün yaptığı konuşmada, bunu istediklerini açıkça dile getirdi..
DTP konusunda konuşmanın ise erken olduğunu düşünüyorum..
Bekleyip göreceğiz..
Afşar bey merhaba..
Kendilerine çeki düzen vermelerini istemekten neyi kastediyorsunuz?
Adamların ne istedikleri az çok belli değil mi?
Kürtçe eğitim istiyorlar..
Kürtçe tabelalar istiyorlar
Kürtçe tv ler istiyorlar..
Kürtçe konuşan dağlılar değil, “kürt” diye bir halkın varlığını kabul etmemizi istiyorlar..
Bu talepleri karşılamanın adı da DEMOKRASİ oluyor..
Biz onlara daha fazla demokrasi verebilecek kadar olgun bir devlet miyiz, mesele işte burada kilitleniyor..
Çünkü, biz vermiyorsak, onlar da kendi devletlerini kurup, istedikleri gibi, KÜRT gibi yaşamak istiyorlar..
Barış içinde yaşayabilmek lafının, karşılıklı bedeller ödenerek eyleme dökülmesinden başka çaresi yok görünüyor..
İşte MHP bu bağlamda at gözlüğünü çıkartmalı..
saygılar
Ece hanım,
Bir dakika, federasyon ayrı şey, bölünme ayrı şey. Leyla Zana’nın söylediğinde hatalı birşey yok. Bu Prens Sabahattin’den beri söylenegelen merkeziyetçilik karşıtı görüşün bir yansımasıdır ve sadece güneydoğu için değil Türkiye’nin başka bölgeleri için de mesela Orta Anadolu için de geçerlidir. Almanya gibi düşünebilirsiniz.
FST
Afşar Bey,
Yanılmıyorsam siz o coğrafyadasınız (veya idiniz). Söyledikleriniz benim yazdıklarımla çelişkili değil.
Ben MHP tabanından değil tavanından ümitliyim. Taban sonuçta tavanın dediğini din gibi kabul ederek içselleştirecek, bugün tehdit gördüğüne hemen yarın değil diyecektir. AKP tabanı böyle değişmiştir. Bu arada MHP ile köy nüfusu arasındaki bağlantı bence açıklanmaya, verilerle desteklenmeye muhtaç. Doğruluk payı var ama acaba oranlar nedir.
Türk insanındaki bölünme endişesi yapay olarak meydana getirilmiştir, biraz zaman alsa da bunun tedavisi mümkündür. Mesela ben eskiden endişeli iken şimdi değilim.
Endişeleri yaratanlar hem Kürtler içinde hem de Türkler içinde mevcut, bu tür karabasanlarla işin sürdürülmesi imkansız, ben sizi anlıyorum ama bu işin açık konuşma ve etekteki taşı dökme dışında çözüm yolu yok.
Konunun derin yerleri olduğu, petrole dayalı Şark meselesiyle bağlantıları apayrı konulardır. Ben Türk ve Kürt insanı olarak pratikte yapabileceklerimizin olduğuna inanıyor ve bunları söylüyorum. Daha büyük stratejiler beni aşar. Üstelik bunların ne kadarının gerçek ne kadarının saçma olduğu da çözülecek şey olmaktan çımıştır. Ben basite bakarım, işlerin basit çözümleri olduğuna inanırım.
Selamlar.
FST
Fethi bey,
Şöyle bir şeyden bahsetmiyor musunuz,
Kürt Federe devleti kurulacak, başkenti Diyarbakır olacak, İçişlerinde özgür olacak, dışişlerinden bize pardon ABD ye bağımlı olacak..
Bu kadar kolaysa biz niye direniyoruz o halde?
Fethi bey hakli. bu durum halk oyuyla secilen belediye baskani cop toplama, kaldirim yapma gibi konularda yetkiliyken her turlu ciddi yetkinin Ankara’dan atanan valinin elinde olmasiyla ilgili.
protokolde onde gelen bu valilerin secilmis belediye baskanlarini onlari secen halkin onunde azarlamasini falan da ayni sekilde degerlendirebilirsiniz.
ek:
Kendi ordusu olacak../mı?
Kendi meclisi olacak../mı?
Ece Hanım,
Evet, böyle olabilir. Dışişlerinde Ankara nereye bağlıysa oraya bağlı olacaktır.
Onu bana neden soruyorsunuz? Rahmetli Prens Sabahattin de 1905-15 arasında “ademi merkeziyet ve teşebbüsi şahsi” düşüncelerini dile getirdiğinde İttihat ve Terakki devamlı kendisini “hain-i Vatan” diyerek suçluyordu. Belki bundandır.
Hayır.
Evet.
——————
Bir de ek yapayım. Sanki eyalet sistemi bölünmeye gidecekmiş gibi düşünüyorsunuz veya düşünülüyor diyelim, ya şimdiki sistem ne getiriyor? Eyalet sisteminde bölünme bir ihtimal ama şimdiki yapıda kesin görünüyor.
Öte yandan eyalet, federasyon, yerinden yönetim vs. adı herneyse olmaksızın da bu işin kurtarılması elbette mümkün ama bunun için bence yukarıda belirttiğim konuların Kürt ve Türk yetkililerce açıktan konuşulması lazım. Muhtemelen Kürtlerin federasyon vs. konusunda bir fikri bile yoktur.
Bana sorarsanız ben yerel yönetimlerin kendi başının çaresine bakarak merkezden bağımsız olacağı daha etkin bir yapılanmadan yanayım ve bunun ille de ABD, Avrupa vs. ile benzemesi şart değildir. Üstelik bu konunun Kürtlerle de bir alakası yok. En uyduruk işin Ankara’dan takibidir vurgulamaya çalıştığım şey. Üstelik taşranın işini sırtından atan merkez sadece özerk birimleri koordine edeceğinden daha rahat olacaktır.
Bölünme konusunu dokunulmaz bir mit kabul ettikçe, bölünmeme yolunda atılacak adımları da engellemiş oluyoruz. Ben marjinal tipler dışında kimsenin bölünme yandaşı olduğunu zannetmiyorum, en büyük zararı Kürtler görür, bunu onlar da bilir.
FST
Teşekkür ederim..
Son seçimde hapisten çıkan milletvekili Sabahat Tuncel in 90 binin üzerinde oy aldığı kürt nüfus, güneydoğudan değil, İstanbul un göbeğinden yaşıyor..
Kürt nüfus homojen olarak belli bir bölgede yaşamıyor artık!
Dolayısı ile federasyon kurulsa bile, İzmir i , İstanbul u Antalya yı bırakıp, geri göçedeceklerini pek sanmıyorum..
Dediğiniz gibi, marjinal düşünenler var ve en uçları, tamamen ayrılıp, Kuzey Irak a bağlanmayı ve tek bir bayrak altında birleşmeyi istiyorlar..
Sizin önerdiğiniz yapılanmayı isteyen kürt aydını sayısının çok fazla olduğunu sanmıyorum..
***
Ek olarak,
mevcut nüfus artışına göre, 2050 yılında zaten türkler azınlık duruma düşeceklermiş:)
İZLENİMLER sitesi hala yaşıyor olursa, burada özgürlük isteyen Türkler konuşuyor olabilirler belki:)
sayg.
Ben de sanmıyorum ve bunda bir problem yok. Orta Anadolu diye bir eyalet kurulduğunda da Konya’lı İstanbul’da, Adana’lı Ankara’da yaşayacak elbette. Sonuçta bölgelere idari özerklik veriliyor, bölgesel hapishane kurulmuyor. Kaldı ki, ille de birilerinin doğduğu yere göçmesini neden isteyelim? Ayrı bir ülke kurulsun da insanlar nüfus kağıdına göre doğduğu yere geri gönderilsin denmiyor ki.
Aslında fazla Türk aydını da benimle aynı kanaatte değil. Bu bir öneri, dezavantajları ve avntajları vardır. Üstünde konuşuluyor, bunu incelemeden sırf bölünme ile eşitlenerek yok sayılmasını yanlış buluyorum.
Benim filancanın nüfusu artıyormuş gibi kaygılarım yok. O zamana kadar Kürtler de bireyleşir, Anadolu Burjuvası gibi Güneydoğuda yaşayan bir Kürt burjuvası oluşur, nüfusları da artmaz hale gelir.
İzlenimler şu anda da zaten özgürlük isteyen Türkleri yazıyor, benim Kürt meselesi ile ilgili neredeyse hiç yazım yoktur.
Eğer Türklerin böyle bir korkusu varsa, o zaman Kürtler haklı mı” eyvah bugün biz ettik, yarın başımıza gelir” diye korkmaları gerekiyorsa ortada bir problem var demektir. Şimdiden tedbiri alsınlar, yoksa Kürtler onlara “hepiniz ova Kürdüsünüz, biz bu ülkeyi böldürtmeyiz” dediğinde söyleyecek lafları olmaz.
FST
“Niye sadece Güneydoğu’dan bahsediyoruz ki? Asıl istanbul’u istiyoruz!” diyen Kürt “aydınları” olduğunu biliyor muydunuz?
Sizce Kürt’ler bizi “kardeş” kabul ediyor mu? Bu konuda o kadar iyimser değilim.
Abidik,
Ben öyle birşey demedim zaten, kaldı ki birçok Kürt Türkleri sevmiyor da olabilir, doğrudur. Ne yapalım, bu işler bir defa raydan çıkmış, bir şekilde düzelecek, çare yok.
ben nazıllı otururaan mhp lır gencım ben bastakı buyuklerımıze sunu sorcam neden hergun bır asker şehıt oluyor bızım dedelırımız bı vatanı ve ulke toprakllanı çizmek için canları vermiş ama basımızdakı büyüklerımız bir kaç capılcu için ABD izin alıyar neden bız özgür bir ülkeyız bır an once harekete gecmemız alzım bız hazırız 15 mıylon gen hazır harekete cekmemiz lazım annalar aglamasın
Herşeyi devletten beklemeyin canım, Miloseviç in milis kuvvetleri gibiteşkilatlanuın gidin K. Irak’a.