Terliksi Hayvan
FST 27 Temmuz 2007
Geçen sene merkez bankası başkanının eşi ve evinin önündeki ayakkabılar vesilesiyle “beyaz Türkler evde ayakkabıyla gezer” temalı bir konu gündeme gelmişti, şu ara yine bir terlikli ev fırtınası esiyor. Buna göre Ertuğrul Özkök liderliğindeki Hürriyet, Deniz Baykal ile Tayyip Erdoğan’ın yaptığı toplantının içeriğinden ziyade evde ayakkabıların çıkarılıp terlik giyilmesini önemseyip koyu puntolarla yazıyormuş. Vatan gazetesinden Tuğçe Baran Hürriyet’i iyice hırpalamış, bize iş düşmeyecek şekilde arananların hakkını vermiş. Terliğe gelince, ben de evde ayakkabıyla gezmem, bir defa ortalık pislenir, hanım cıngar çıkarır. İkincisi ayakkabı zaten ayağımı sıkıyor, bir de evde neden işkence çekeyim? Üstelik eve ayakkabıyla kimseyi de sokmam, Ertuğrul Özkök gelse dahi durum değişmez. Ayakkabıyla gezmem dedim ama terlikle gezerim de demedim, genelde çorapsız dolaşırım. Nihayet bu konu neden önemlidir onu da bilmem.
Bu arada haberde CHP milletvekili Mehmet Sevigen’le ilgili “evde namaz kılınır, o sebeple terlikle dolaşılıyor” manasındaki söz de bence doğru değil. Misal, annem evde ayakkabısız dolaşıldığı halde halının üstünde namaz kılmayı hoş görmez ille de temiz halının seccade sermeye çalışır. Dolayısıyla bir evde ayakkabı ile dolaşılsa dahi seccade üzerinde namaz kılınacağından bunda mahzur olmaz. Tabii arada “CHP’li vekil namaz kılıyormuş, yahut evinde namaz kılınıyormuş” şeklinde bir kesim açısından küçümseme olarak algılanacak durum bir taraftan da “bakın din AKP’nin tekelinde değil CHP’liler de namaz kılıyor” mesajına dönüşebilir. Lafı uzatmaya gerek yok, ben geçen sene terlik meselesi gündeme geldiğinde konuyla ilgili acelece bir yazı yazmıştım. Sanki şu konuyla da ilgili gibime geliyor, olduğu gibi aktarayım da hatırlamış olalım.
Mandalina Kasası ve Gariban İhtilali
(İzlenimler, 22 Nisan 2006)
Merkez Bankası başkanlığına yapılan atama bu defa farklı bir yönden tartışma konusu oldu. Malum daha önce “atandı” denilen ama aslı çıkmayan aday için “hanımının başı açıktı, AKP iktidara gelince kocasına ikbal kapısını açmak için başını örttü” yorumlarıyla karşılaşmıştık. Şimdi yeni başkanın hanımı üzerinden geçen sene bir değişik versiyonuna şahit olduğumuz bir tartışma canlandırılmaya çalışılıyor. Hatırlanırsa geçen yaz mayo değil iç çamaşırıyla denize girenler, plajda, sağda solda mangal yapanlar üzerinden “beyaz Türkler-kara (ve kıllı) Türkler” ayrımı yapılmış, epey bir gürültü olmuş, hatta ODTÜ’de konuyla ilgili yazılmış bir tez de gündeme gelmişti.
Şimdi de Hadi Uluengin ve Ertuğrul Özkök yeni Merkez Bankası başkanının hanımı ve evinin önündeki ayakkabılar üzerinden “Beyaz Türkler tasfiye ediliyor, Kara Türkler AKP eliyle iktidara yerleşiyor” türü mesajlar veren birer yazı yazmışlar, uyarıda bulunmuşlar. Ertuğrul Özkök’ün yazısında şu ifadeler var:
MERKEZ Bankası Başkanı’nın eşi Duriye Yılmaz’ın dünkü Akşam Gazetesi’nde yayınlanan fotoğrafını uzun uzun seyrettim.
[…] Artık “bir cemaate aidiyeti ifade ettiğine” hiçbirimizin şüphesi kalmadığı bir şekilde bağlanmış bir baş. Düz ayakkabılar. Sıradan bir duruş. Kadınlık farkı neredeyse sadece türbana indirgenmiş bile diyebilirsiniz. En tanıdık ama en çarpıcı unsurlar, kapıdaki ayakkabılar. Üçü de erkeklere ait. Üçü de çamurlu.
“Acaba bu evin kadınları hiç mi dışarı çıkmaz” diye sordurtan bir görüntü. Evin girişindeki holde yere gazete káğıtları serilmiş.[…] Acaba köylerden ve varoşlardan gelen bir “garibanizm ihtilali mi” yaşıyoruz. Acaba bu ihtilal “Beyaz Türklerin tasfiyesi sürecini mi başlattı?” Acaba “Beyaz Türkler” tasfiye edilince bu ülke daha mı güzel olacak?
Aralarda Demokrat Partiyle ilgili yerler de var ama kastedileni tam anlayamadım, isteyen bakar. Kısaca Ertuğrul Özkök olayı anlamaya çalışırmış havası veriyor. Hayatında ilk defa kapısının önünde ayakkabı olan (üstelik 3 çift) ev görmüş olacak ki, ağzı açık kaldığı anlaşılıyor. Peki Ertuğrul Özkök’ün laflarından ne mana çıkıyor? Aklıma (sadece buraya aktardığım paragrafla ilgili) geliveren sorular şunlar:
1. Resmigeçen hanımla ilgili cemaate aidiyetinden söz ediyor, zaten “beyaz Türkler” dışında ortalama tüm hanımlar başını bu şekilde bağlar, ne cemaati bu?
2. Düz ayakkabı nedir? Topuksuz mu, tokasız mı, iki boyutlu mu, ne?
3. Sıradan duruş nasıl bir duruştur? Yan durulması, kırıtılması mı gerekiyor veya ne?
4. Bir şey tanıdıksa niye çarpıcı olsun? Kapı önündeki ayakkabıların çarpıcı yönü nedir?
5. Kapıda 3 (veya 4) erkek ayakkabısı olmasında ne problem var? Kapıdakiler kadın ya da çocuk ayakkabısı olsa, 1 veya 2 çift olsa ne fark edecek?
6. Ayakkabılarda çamur olması neyi gösterir? Temiz olsa ne olur?
7. Bu görüntüden niçin “bu kadınlar hiç mi dışarı çıkmaz” sorusu akla gelsin? Ne alakası var?
8. Bir iki kamu kurumuna yapılan atamada hanımların başının örtülü olması Beyaz Türklerin niye tasfiye edilmiş olduğunu göstersin? Mesela beyazötesi Ertuğrul Özkök bir yerlerden tasfiye mi olunacak? Hürriyet genel yayın yönetmenliğine varoştan biri ya da cins bir köpek mi gelecek? Hürriyet’in “Friends” ortamı bozulacak mı?
Görüyorsunuz Ertuğrul bey “garibanizm ihtilali” üzerine duygusal bir yazı döşenip edebiyat parçalayayım derken bayağı bir işleri karıştırmış. Tabii buna pek şaşırdığımı söyleyemem. Bir de yere serilmiş gazeteler acaba Hürriyet mi, kameraman onu tespit edebilmiş mi, merak ettim. Gelelim bir diğer Hürriyet yazarına. Hadi Uluengin “kıyafet konusunu bir başka yazıya bırakarak” sadece ayakkabılara değindiği yazısında şunları söylüyor:
Ancak sadede gelmeden önce Genel Yayın Yönetmenini uyarayım, hazin fotoğraftaki pabuçları sayarken hataya düşmüş, aslında orada üç değil tam dört çift erkek ayakkabısı var! […] Oysa, Müslüman aidiyetten Türklerin yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu gibi, pabuçla haneye girilmeyen bir familyada büyüdüm. Zaten aile bünyemde hâlâ da öyledir. Fakat ne zaman ki başımı sokacak ilk odaya sahip oldum, içeri çala postal daldım.
[…] velev ki etrafı çamur götürsün, edepli insan botunu, makosenini, iskarpinini eve girmeden önce adamakıllı temizlemek zahmetine katlanırsa, şıpıdık terliğe ihtiyaç duymaz. Ama tabii ki bunlar benim kendi mantık silsilemi ve kendi hayat tarzımı yansıtıyor. […] Fakat başkalarına ne empoze, ne de tavsiye edebilirim. Bırakın böyle bir seláhiyeti, en ufak eleştiri getirmek hakkım dahi yoktur ve olamaz.
[…] Ama, o pabuçları dışarıda bırakmak söz konusu olduğunda, işte orada “D-U-R”! Dur, zira o “dışarı”sı; hele hele dairelerin “dışarı”sı kapıdan itibaren “kamusal”dır. Sırf mekánın ortaklığından ötürü değil, “göz terbiyesi” açısından da “kamusal”dır!
[…] Kim, ne hakla partal lastikleri asansör aralığı paspasına atarak o “kamusal alan”daki diğer sakinlerin “apartman edebi”ne ve “estetik değerler”ine tecavüz edebilir? Geçtim şehirli vestiyerini, kasabada bile, misafirlerinki dahil, ayağa giyilen her şey antredeki özel dolaba yerleştirilir. Hadi fakirdir, basmayla örtülü mandalina sandığı kullanılır.
Ertuğrul Özkök’ü haydi anlarız ama Hadi Uluengin’e ne diyelim? Beyaz Türklerin ayakkabı meselesine kafayı fazla taktıkları anlaşılıyor. Halbuki bu ayakkabı denen meret evin dışında bile adamın ayağını sıkıp perişan ediyor, bir de evin içinde eziyet çekmek niye? Bana kalsa dışarıda da şıpıdık terlik giyerim. Bu konuda aklıma gelenler şunlar:
Beyaz Türkler genelde lüks plazalar, konforlu villalar, havaalanları, pahalı restoranlar ve yıldızlı oteller dışında bulunmadıkları için, üstelik bu mekanlar arasında lüks otolarda özel şoförleri olduğu için ayakkabıları neredeyse hiç çamurlanmaz. Üstelik Beyaz Türklerin evlerinde genelde temizlik, yemek gibi işlerle meşgul olan hizmetliler vardır, dolayısıyla evde ayakkabıyla dolaşılması da temizlik açısından da bir problem oluşturmaz. Bir diğer önemli nokta, Beyaz Türklerin ayakkabıları genelde Kara bir Türkün senelik geliriyle ancak alabileceği kalitede olduğundan benim Çin malı ayakkabıma nazaran daha rahattır.
Kısacası Beyaz bir Türk’ün evde ayakkabıyla dolaşılmasını şıpıdık terlikle dolaşmaya üstün görmesini anlamak mümkün. Kara Türkler ise çoğunlukla çamurlu yollardan yürüdükleri, evin pisliğini kendileri temizlemek zorunda oldukları ve nihayet genelde Çin Malı ayakkabı giydikleri için evde ayakkabılarını çıkarır, yerine göre leğenin içine sıcak su koymak suretiyle biraz da ayaklarını dinlendirirler. Kapının önüne ayakkabı koymama, göz terbiyesi, mandalina sandığı ve kamusal alan lafları ise bana göre Hadi Beyin fantezisinden ibarettir.
Peki Beyaz Türk-Kara Türk işinde bir sonraki nokta nedir? Gariban ihtilali yüzünden korkuya kapılan Ertuğrul bey ve dostlarına araştırmalarını geliştirmeleri için özellikle yemek üzerine bazı ip uçları vereyim:
1. İncelensin, bunlar kesin masada değil yerde yemek yiyorlardır. Bakır sininin altına da enli bir leğen koyuyor olabilirler.
2. Muhtemelen herkese ayrı tabak konulmuyor ortaya konan derince bir kaptan çala kaşık çorba, kuru fasulye, pilav yeniyordur.
3. Çorba kaşığın yan tarafıyla nazikçe tadına varılamadan değil, muhtemelen bol kepçe “hüyp” sesi eşliğinde tadı çıkarılarak içiliyordur.
4. Bu evde tavuk elle yeniyor olabilir. Hani fıkrada bir vatandaşa tavuk yeme görgü kuralı anlatılırken “çatalı sol, bıçağı sol elle tutacaksın” demişler, o da “eee, tavuğu hangi elime alacağım” demiş ya, o hesap.
Sonra yaz geliyor, bakalım piknikte başkan askılı atlet ve çizgili pijamayla mangal yaparken hanımı salata, piyaz yapacak, çocukları ip atlayacaklar mı? Bu tüyolarım dikkate alınsın, yarın malzeme eksikliği çekilirse “Çarpıcı Görüntüler” manşetiyle Merkez Bankasının gariban başkanı ve eşi beyaz Türklerin diline dolanır, bir süre idare edilebilir.
Büyük bürokrat ve kibirli medyacı esnafının “Cumhuriyet kazanımlarını” kaybetme endişesi çoğumuza tuhaf görünebilir ama ben yine de uyarayım, “Garibanizm İhtilali” çok yakınımızda haberiniz olsun. Gelin bu tehlikeden bir nebze uzaklaşmak için adam başı 50 YTL’lik “teknede brunch” ile stresimizi atıp kendimize gelelim. Daha önümüz yaz, Allah ömür verirse bu mevzuda çok malzeme buluruz.
(Resim 1: Chindogu, ilginç Japon buluşları, Resim 2: Bir ara oturduğum evin kapısının önü. Geçen seneki yazı için özel dizayn etmiştim)
Popularity: 10% [?]
- Siyaset
- Yorum(2)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Japonya’da ve pek cok Uzakdogu ulkesinde kapi disinda ayakkabi birakmak adeti vardir. Gerizekali Kemalist’ler karsi olduklari seye bile yanlis sebeplerden dolayi karsilar. Fikri sefaletin bu kadari gorulmemistir.
Bu adamlarin okullarinda da, yani yeniyemelerinin arasinda muthis bir “uyma” gelenegi vardir, arkadasini, osunu, busunu “suruye uyum saglamasi” yonunde muthis baskilar yaparlar, bu acidan diger tur yobazlardan farklari yoktur sadece diger bir uc noktayi temsil ediyorlar. Diger yazinizdaki video’yu bu sebeple anlamli buluyorum.
Fethi Bey, o ikinci resim hakikaten de sizin eski apartmanin onuyse Cumhurbaskanligini unutabilirsiniz. Silahli kuvvetlerin baskomutaninin kapisinin onu hioc oyle olabilir mi? Dusunun, bir bakan icin Ertugrul Ozkok neler dedi. Sizi de mutlaka rahatsiz edecektir.