“Yerine Getirilen Görev”
FST 28 Temmuz 2007
Birkaç gündür imamların sendika aracılığıyla “maaşımıza zam yapılsın, gece gündür çalışıyoruz” mealli mesajıyla karşılaşıyorum. Ekonomi Türk sitesinde de konu ele alınmış ve imamlara “madem öyle camiler özelleştirilsin, siz de ücret pazarlığınızı mahalleliyle yaparsınız” mesajı verilmiş. Ben de ilgili bir insan olarak duruma müdahil olayım dedim. Haberde diyanet sendikası şöyle şeyler söylüyor:
[…] Bir imam sabah namazı için en geç 04.00’de ayakta olması gerekiyor. Gün içinde diğer vakit namazlarını kıldıran imamların 22.00’de okunan yatsı namazını kıldırdıktan sonra en erken gece 23.00’te görevi tamamlanıyor. Yani imamlar aşağı yukarı günün 18 saatinde görevleri gereği camilere bağımlılar. Görev yerlerinden kesinlikle uzaklaşamıyorlar. Hafta sonu ve hafta içi tatile veya uzaktaki bir akrabalarına dahi gidemiyorlar. Gecelerini gündüzlerini veren imamlar bunların yanı sıra camilerin temizliği, çevre bakımı gibi görevleri olmayan konularla da ilgilenmek zorunda kalıyorlar. Buna rağmen, 20 yıllık bir imamın aldığı maaş 800-900 YTL arasında. Bu maaş, yerine getirdikleri görevleriyle kıyaslanırsa oldukça düşük.
[…] Ülkenin ilerlemesini istemeyen bazı yabancı odakların Milli Eğitim ve Diyanet çalışanlarını yıpratmaya çalıştığını ifade eden Demirci, “Diyanet çalışanları ekonomik yönden zayıflatılarak, vatandaşa bağımlı hale getiriliyor ve itibarlarının yitirilmesine çalışılıyor. Böylece insanların manevi ve ahlaki yapıları çökertilerek, toplumu parçalamak istiyorlar. Bu nedenle imamlar ve diğer din görevlilerinin ekonomik bağımsızlıklarının kazandırılması gerekiyor” diye konuştu.
Demirci, ülke genelinde çok sayıda imam açığı bulunduğunu, ancak maaşların düşüklüğü nedeniyle mevcut imamların da öğretmenliğe geçmeye çalıştığını sözlerine ekledi.
Ben lafı fazla uzatmayayım. Bir imamın “görevi” de ne ola ki? İkamet ettiğim mahallede yakın zamanda iki tane cami inşaatı bitirildi, bir tanesi Sultanahmet ile yarışır azamette, içindeki çini ve boyalar için harcanan parayla muhtemelen orta boy üçüncü bir cami yapılabilirdi. Geçenlerde bir akşam namazımı cemaatle eda edeyim diye bu camiye gittiğimde toplam 3 kişiydik ve ortalıkta imam olmadığından yaşlı bir şahıs imamlık yaptı namazı bitirdik. Cuma namazını da orada kıldım, yekün iki saftan ibarettik ve imam da kendisine müftülükten gönderilen bir yazıyı okurken 20-30 arası yerde hata yaptı, iki rekatin ilkinde kevser, ikicisinde ihlas suresiyle namazı tamamladı.
Yine geçen kış bir misafirlikte yakındaki büyükçe bir camiyi görünce şunu bir ziyaret edeyim dedim ve ezanın ardından içeri girdiğimde ortalığın bomboş olduğunu gördüm. Kimse yok mu diye bakınırken, yan taraftaki küçük bir odadan kafasını uzatan imam “buradayız” diye davet etti, meğer daha kolay ısındığı ve cemaat olmadığı için namazı orada kılıyorlarmış. Toplam 4-5 kişi vardı.
Peki bunları niye anlatıyorum? “Namaz kıldığıma göre evde terlikle geziyorum” çıkarımına ulaşmanız için değil, mahalle camilerinin ve devlet memurluğu şeklinde ihdas edilmiş imamlık, müezzinlik gibi kadroların aslında gereksiz olduğunu açıklamak için elbette.
Bu tarz bir sistemin tek açıklaması vardır ve o da diyanet sendikacısının dediği gibi “imamın görevi, insanların manevi ahlakını çökertme” gibi anlamsız sözlerle ilgili değildir. İmamın tek görevi cuma günleri nispeten kalabalık hale gelen cemaate merkezi otoritenin akmaz kokmaz hutbesini iletmektir. Bunun dışında normal vakitlerde 3-4 kişilik bir cemaate namaz kıldırmak 15-20 dakikayı geçmez (ki devamlı cemaatin yaş ortalaması 70 civarındadır). Bütün imamlar sabah öğle arası 5-6 saatlik boşlukta kömürcülük, oto galericiliği, emlakçılık gibi ek işlerle uğraşırlar. İmamlıktan aldıkları 800-900 YTL maaş bunlar için sabit ve düzenli bir ek gelirdir. Dağ köylerinde imamlık yapanların hiç cemaati yoktur, para da harcamazlar, bunlar köyün ileri geleninin birinin kızıyla evlenip ziraatle uğraşırlar. Her ay dokunmadıkları maaşları birikir, ek bir kazanç olur.
Lafı uzatmaya gerek yok, Türkiye’de imamların pozisyonu öğretmen ve öğretim üyelerininki ile aynıdır. Dikkat ederseniz öğretmenler haftada 3-4 gün, yılda 5-6 ay boştur ve mutlaka ek işle uğraşırlar. Öğretim üyeleri de layüseldirler. Kimin ne ders işlediği, işini iyi yapıp yapmadığı sorgulanmaz. Kitap basıp satanından vergi, algı sorulmaz. Bunlara niçin göz yumulduğunu düşünürseniz şu sonuca ulaşırsınız: Her yaştan Türk vatandaşının resmi ideolojiye uygun yetişmesini sağlamak, daha doğru bir ifadeyle “düşünme, yaratıcı olma, soru sorma” gibi tehlikeli yollara girmeden iyi vatandaş olmalarını sağlamak diyebiliriz. İmam, öğretmen ve öğretim üyesi devletin maaşlı ideoloji aktarıcılarıdır, bu sebeple para alırlar ve ek iş yapmalarına, az çalışmalarına, öğrenciye, vatandaşa eziyet etmelerine göz yumulur. Bunların yaptığı iş kutsal değildir, kutsal olsa parasız çalışırlardı, veya en azından ellerindekiyle yetinip zırt pırt maaş dilenmezlerdi.
O halde ne olmalı. Çok basit. Problem Diyanet İşleri Başkanlığı denen teşkilatın son nefer ve binasına kadar kadar ortadan kaldırılmasıdır. Bu teşkilat lağvedilmeli, mahalle camilerine bedava verilen elektrik, su vs. kesilmeli, imam maaş, devlet memuru imam mantığı topluma unutturulmalıdır. Namaz kılmak isteyen camisini madem yaptırıyor, elektriğini, suyunu öder, ister cemaat namaz vakti aralarından birine namazı kıldırır, isterlerse maaşını ceplerinden ödeyerek kendileri birimam tutarlar. Böylece kimsenin birşeyden şikayete hakkı kalmaz.
Aynı durum öğretmen ve öğretim üyeleri için de geçerlidir. Devletten maaşlı öğretim üyesi kadar tembel ikinci bir adam ancak devletten maaşlı bir öğretmen olabilir. Bunları devlet garantisi altından çıkarmazsanız memleket gram ilerlemez, çocuklarımız daha çok eziyet çekerler. AKP yetkililerine duyururum. Diyanet kapatılsın diyorum ama Milli Eğitim açık kalsın da demiyorum. Milli Eğitim Bakanlığı insan özgürlüğüne ters bir anlayıştır. Eğitim konusunda devlet müfredat dayatırsa orada bireyler iktidarın istediği yönde “eğiliyor” demektir. Neyse bu apayrı bir konu, diyanete dönersek, Diyanet İşleri Başkanlığının bir tane “olması gerekli” işini bana söylerseniz sözlerimi geri alacağım.
Tersine ben size diyorum ki, Diyanet hiç olmasa, devlet din işlerine hiç bulaşmasa bütçemiz kafadan 1-2 Milyar dolar kazanır. Dinle ilgili problemi olan bunları özel kaynaklardan fazlasıyla öğrenebilir. Üstelik “kıçımı kaç taşla sileyim, Mars’ta kıble ne taraftır, Gülersem abdestim bozulur mu” türü sorulara devlet memuru olduğu için küfürle karşılık veremeyen din adamı özel din bürosundan kendisine bu tür sorular soranları paralarını alıp azarlama imkanına da sahip olur.
Sonra, namazını kılmak isteyenin de bir devlet memuru araması gerekmez. Diyanet tekeli aradan çekilince açılacak Hac piyasası tur şirketleri için mükemmel bir gelişme alanı olur. Say say bitmez. Daha ne diyeyim. Sonra bakın din hizmeti veren tarikatlar içinde de hocalar var, hiçbiri devletten maaşlı değil, cemaatleri pekala bunları geçindiriyor. Üstelik bizim vatandaşımız haklı olarak kendisiyle ilgilenmeyen devletten maaşlı imam veya müftülük personelini değil kendisiyle yakınlaşan tarikat, cemaat ehli hocaları dikkate alır.
Bakın Fethullah hocanın öğretmenlerine, adamlar normal bir memurun burun kıvıracağı rakama Tanzanya’da, Kırgızistan’da cansiperane çalışıyor. Türk cumhuriyetlerinin ücra bölgelerinde devletten maaşsız, tarikatten maaşlı ne nakşi, kadiri hocaları var, tok karna hizmet ediyorlar. Bizim imamın lafına bakın hele, 300 milyon tazminat istiyormuş. Yazıklar olsun.
Sonuç, hiçbir memurun ama özellikle öğretmen, imam ve öğretim üyesi gibi yarı zamanlı ve sorgulanamaz devlet memurlarının sendikalaşmasına izin verilmemesi bir yana bunların tez elden özel sektöre devredilmesi şarttır. Bakalım ondan sonra her önüne gelen mahallesine cami dikip imam, elektrik, su parası isteyebiliyor mu. Ha, şu da bir öneri “Efendim, tamam Diyanet sadece Sünnilerin imam maaşını, elektriğini ödüyor, cemevlerinin, kiliselerin, havraların da elektriğini ödesin, dedelere, papazlara, hahamlara maaş bağlasın, adalet tesis edilir” denilebilir. Hayır efendim, kimsenin ne maaşı ödensin, ne de elektriği ödensin. Hamdolsun sünnimiz, alevimiz, diğer din mensuplarımız içinde külliyatlı geliri olan çoktur, bunlar çok istiyorlarsa dini hizmetlerin bedelini de öbür dünya karşılığı ödeyebilirler. Herşey devletten beklenirse cennete kim gidecek?
Öğretmen ve öğretim üyelerimiz ile imamlarımızdan bu zihniyette olmayan varsa üzerlerine alınmasınlar ama manzara budur. Peki benim dediğim olur mu, hayır, sadece laf olsun diye tekrar edip duruyorum.
Popularity: 27% [?]
- Bürokrasi , Toplum
- Yorum(25)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Çok haklısınız Fethi Bey,
TV’de bir din adamı bir anektod aktarmıştı. Bir imam arkadaşıyla karşılaşmış, hoş beş ederken ezan okunmuş. Hoca “gel namazımızı kılalım” demiş. İmamın cevabı: “Hocam ben bu hafta izinliyim!”
Devlet’in imam ataması bu açıdan da yanlış. İlmihal kitaplarında bilirsiniz imam seçimine dair bir sürü kriter yer alır. Ben “devlet memuru olmak” diye bir şart görmedim orada.
Dediğiniz gibi vakit namazlarında cemaatten birinin öne çıkması yeterli, Cuma namazında da eskiden imamlık yaptığı için işi bilen biri kıldırır. Temizlik vs. yi de gönüllü biri ya da Cuma namazlarında toplanan bağışla tutulan biri yapar.
Fakat sizin de işaret ettiğiniz gibi, şimdiki sitemin maksadı cemaatin din algısının devlet kontrolü altına alınması. imam islam’ın diyanet işleri versiyonundan başka bir şey söyleyemez.
Sistem belittiğiniz gibi din algısını kontrol etmeye yönelik tamamen.
Bu tekel “laikçilik” ile direk alakalı. Laik bir sistemde diyanet işleri diye bir kurum olmaz, camilerin imamına müezzinine, bakım onarımına devlet karışmaz.
Devlet bu işten elini çekse de hiçbir camii imamsız, bakımsız, ahipsiz kalmaz. Çok daha verimli, öğretici, hayatın gerçekleriyle uyumlu bir imam-cemaat ilişkisi çıkar ortaya. Cemaat içinden seçtiği ama sonradan beğenmediği imamı değiştirir beğendiği birisine imamlık teklif eder, camiide tutmak için ekstra gayret sarfeder, rekabet olur kalite gelir.
Buna izin verirler mi? Elbette ki vermezler. Çünkü bu aynı zamanda sosyal bir olgu olan “cemaatlerin” camileri işgali olarak görülecektir.
Oysa bunu yapsalar yeraltına inmek zorunda bırakılan cemaatler hem fiziksel hem ruhsal olarak gettolaşma halinden kurtulur, toplumla kaynaşır.
TSD
Fethi Bey,
Dusunceler! bey de bilir bu meseleyi daha once mustafaakyol.org’da tartismik ve laikcilerin siddetli tepkisi ile karsilasmistik. Cunku biz “diyaneti kaldiralim eywallah ama ‘ozel imamhatipler’e de izin verilsin , devlet cok istiyorsa diger ozel okullari denetledigi gibi bunlari da denetlesin, Turkiye’de de El Ezher tarzi ama bizim insanimizin bakis acisi ile bir okul acilsin” demistik… Tabi onlarin amaci hem uzum yemek hem de bagciyi dovmek oldugu icin buna karsi cikmislardi…
Aslinda bakmayin laikler bizim diyanet islerinden son derece memnunlar …”Yesili koru, cimene basma” vaazlarina da hayranlar… Ellerinden gelse cemaat evlerine bile diyanet imami yollamak isterler…
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/05/30/gun124.html
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/05/30/gun122.html
Bu arada su yukardaki haberleri okuyunca ozellikle “hutbeyi vermek yerine e-mail atalim” anlayisini acayip tuttum!!! Bi ara bu ” ceptelefonuna ‘namaz’ yaz 4040a at namazini biz kilalim biz buna cepnamaz diyoruz” tarzi geyikler vardi, ona benzettim fikri…
Diyanetciler oldu olacak robot imam yaptirsinlar gunisigina bagli olarak ayarlasinlar robotu okusun en guzel ayetleri en guzel seslerle…gram yanlis yapmasin… hatta random fonksiyonlarda yuklensin..arada bi arkaya donup “saflari dumduz edin, SIKLASTIRIN, konusmayin fazla…” gibi seyler soylesin….
Ne olacak ki bi robotun masrafi… arada bi gidip yaglasalar tamamdir… Tabi sorunlar tam olarak bitmez hicbir zaman… “robot yag kacirdi abdesti bozulmus mudur? mahallenin cocuklari imami hacklemisler! piller zayiflamis farketmedik aksami 2 saatte anca kildik” gibi geyiklere
de hazirlikli olmak lazim….
Saka bir yana biraz dusundum de harbiden su ezanlari sesi guzel insanlara okutup yine random bir sekilde kasetten okutsalar hic de fena bir is yapmis olmazlar yani…
Bu arada imam ve ezan deyince aklima sizin de belirttiginiz bir konudan yola cikan bir fikra geldi…
Imamin biri koyun muhtarinin kizini istemis… Koyun muhtari sahte vintage biskuvisi gibi bisiymis… evde ayakkabi ile falan gezermis… gezmeyenleri sevmezmis… imam bir istemis iki istemis yok… adam nuh diyor peygamber demiyormus…
ucuncu isteyiste de vermeyince imam eve gidip uzultuden koltuga yikilmis…
sabah kalkmis… camiye gitmis… eline mikrofonu almis ve “bu sabah ezanini sevipte kavusamayanlar icin okuyorum” demis
Fatih bey alemsiniz vallahi
Vallahi robotu arada bir yağlasalar yeter hakkaten. Ortaokulda iken Cuma’ya giderdim (Vallahi de billahi de :)) orada da namazın yanlış kıldırıldığını ve kontrpiyede kaldığımı hatırlıyorum. Anektod olarak aktarayım dedim.
Bu arada Suat abiye aynen katıldığımı da ifade edeyim. Tabi sadece devlet değil, sermaye de elini çekse diye de ekleyebiliriz.
Harika bir yazı ve harika yorumlar. (Bakın bugün ne kadar da pozitifim ayol!)
Tansel Bey walla benimki olani biteni soylemek…Alem olan imamlar yani :p
Vesselam hikaye coktur bizde :p
Kontrpiyede kalma konusunda benim de bi hatiram vardir… Hangi namazi kiliyorduk hatirlamiyorum ama biz tam ikinci secdeye gittik bi yerde secdede bekliyoruz imam sesli moddan sessiz moda gectigi icin bi 5 dakika ne yapacagimizi bilmez halde kaldik…baktim belim kirilacak soyle hafiften kafayi kaldirdim bi de ne goreyim imam acmis ellerini dua ediyor…
Metin AGABEYYYYYYYYYYYY
Bir arkidesimin immigration avukati olarak bir buroda calistigini ogrenmis durumundayim… evlatlik konusunda her turlu gayreti gosterecegimden kuskun olmasin…. hormetlerimi sunarim…
camilerin gereğinden fazla lüks olduğunu kabul etmek lazım,
özelleştirmeye katılıyorum,devletin yaptırdığı işi pekala özel sektör de yaptırabilir.
duymuştum imam hutbe vereceğinde laptop geç açılınca ; işlemci yavaş,kusura bakmayın demiş:)
Sonra, bîçâre medâris o kadar sahibsiz,
O kadar baştan atılmış da o hâliyle yine,
Düşüyor, kalkıyor amma gidiyor hizmetine.
Halkın irşâdı mıdır maksad-ı te´sîsi? Tamam:
Şehre müftî veriyor, minbere, mihrâba imam.
Hutabânız oradandır, oradan vâiziniz;
Oradandır hocanız, kayyiminiz, hâfzzınız.
Adli tevzî´ edecek hâkime fıkh öğreten o;
Hele köy köy dolaşıp köylüyü insân eden o;
Şimdi bir mes´ele var arz edecek, çünkü değer:
Bunların hepsine az çok yetişen medreseler,
Birzaman müftekir olmuş mu aceb hârice? Yok.
İyi amma, a beyim, şöyle bakınsak bir çok
Bir alay mekteb-i âlî denilen yerler var;
Sonunuz bunlara millet ne verir? Milyonlar:
Şu ne? MÜLKİYYE. Bu? Tıbbiyye. Bu? Bahriyye. O ne?
O mu? Baytar. Bu? Zirâ´at. Şu? Mühendishâne.
Çok güzel, hiçbiri hakkında sözüm yok; yalnız,
Ne yetiştirdi ki şunlar acaba? Anlatınız!
İşimiz düştü mü tersâneye, yâhud denize,
Mutlaka, âdetimizdir, koşarız İngiliz´e,
Bir yıkık köprü için Belçika´dan kalfa gelir;
Hekimin hâzıkı bilmem nereden celbedilir.
Meselâ büdce hesâbâtını yoktur çıkaran…
Hadi mâliyyeye gelsin bakalım Mösyö Loran.
Hani tezgâhlannız nerde? Sanâyi´ nerde?
Ya Brüksel´de, ya Berlin´de, ya Mançester´de!
Biz ne müftî, ne imam istemişiz Avrupa´dan;
Ne de ukbâda şefâ´at dileriz Rimpapa´dan
Siz gidin bunları ıslâha bakın peyderpey;
Hocadan, medreseden vazgeçiniz, Vâlî Bey!”
Bravo, lakin medrese nerede hoca nerede Murat bey. Sabah namazına tazminat isteyenleri görse Mehmed Akif dahi tıkanır kalırdı.
Canım kardeşim, bak orada “Mülkiyye” falan diyor. Ya buralarda “ders” diye, “bilim” diye okutulanları dinleseydi daha büyük bir psiko-somatik travmaya uğramaz mıydı?
Murat Bey,
Mestan dayı şiiri ve medrese-mektep meselesinde ayrı düşündüğümüzü zannetmem. Kaldı ki ben de mektebe yazıda işaret ediyorum.
Mestan dayı dün
[…]
Sen, oğul, ezbere çaldın bize akşam karayı…
Görmeliydin o muallim denilen maskarayı.
Geberir camiye girmez, ne oruç var, ne namaz;
Gusül abdestini Allah bilir amma tanımaz.
Yelde izler bırakır gezdi mi bir çiş kokusu;
Ebenin teknesi, ömründe pisin gördüğü su!
Kaynayıp çifte kazan aksa da çamşak çamşak,
Bunu bilmem ki yarın hangi imam paklıyacak?
Huyu dersen, bir adamcıl ki sokulmaz adama…
Bari bir parça alışsaydı ya sen sen, arama!
Yola gelmez şehirin soysuzu, yoktur kolayı.
Yanılıp heşbeş eden eden oldu mu, tınmaz da ayı,
Bir bakar insana yan yan ki, uyuz olmuş manda,
Canı yandıkça, döner öyle bakar nalbanda.
Bir selam ver be herif! Ağzın aşınmaz ya… Hayır,
Ne bilir vermeyi hayvan, ne de sen versen alır.
derken mektep düşmanlığı yapmıyor elbette. Gelin görün ki bize lazım olan din adamı, ilim adamı, öğretmenin iyisi aylıklı memurdan ancak karpuz gibi tesadüfen iyi çıkıyor. Halbuki gönüllü eğitimci Fethullah hoca mensubu öğretmenler, Süleyman efendi hocaları dağ bayır Mestan Dayının yanındalar. Gönül ister ki aylıklılar da bu motivasyon ile hareket etsin ama biraz zor gibi görünüyor.
FST
Fethi bey,
Halbuki gönüllü eğitimci Fethullah hoca mensubu öğretmenler, Süleyman efendi hocaları dağ bayır Mestan Dayının yanındalar. Gönül ister ki aylıklılar da bu motivasyon ile hareket etsin ama biraz zor gibi görünüyor.
Burada isi bitiren aidiyet midir gonullu olmak midir memur olmamak midir nedir? Ben buyurken cevremizde boyle organizasyon mesubu diye bilinen ogretmenler komunist olurdu, kimisi de o fikriyati yaymaya gayret ederdi, ama onlar memurdular genelde. Bu hocalar hakkinda bir bilgim yok, nedir asil faktor burada?
Yegenlerim Anadolu Liselerine gidiyorlar/gittiler ve tembel hoca filana denk gelmedik. (Gerci anneleri ve nadiren dayilari (ben) ‘gonullu hoca’ kiligina sokuluyoruz/sokulduk ama ciddi bir sikayet hatirlamiyorum. Ozel okullar icin duydugumuz paralar veriliyor olsa boyle bir memnuniyet olur muydu, onu bilemem — o miktar para verilince herhalde beklentiler de degisip “n’apalim memleket boyle, ama cok sukur” yerine “para veriyoruz, isinizi duzgun yapin” havasina girmeye daha fazla egilim olurdu. Yahut ne bileyim, ‘niye ben bunu calisip anlatayim sana, essek yukuyle para alan okulun ogretsin’ denebilirdi cocuklara ve/veya okula.)
Bülent Bey,
Bahsi geçenler tamamen cemaatin sağladığı gelirlerle geçiniyorlar, belli bir davaya inanma dışında itici güçleri de olduğunu bilmiyorum. Tabii devlet bu kesimlere dost hale gelse bunların hızla birer memura dönüşeceğini, eskinin komünist ya da ülkücü öğretmenleri gibi olacağını ileri sürebiliriz, şu an için bu imkan sadece “kemalist” öğretmenlere tanınan bir hak. Diğer öğretmenler devletten maaşı alabilmek için yutkunmak zorunda.
Biraz daha Anadolu lisesi (özellikle köklü, seçme olanlar) vs. dışına, dahası büyükşehir dışına, taşraya doğru çıkmakta fayda var. Özellikle Anadolu’nun kalabalık ilköğretim okullarında öğrencilerin büyük kısmı vurdumduymaz öğretmenler elinde heba oluyorlar. Kısmi bir rekabet, başarılı öğrencileri seçip sınavlara hazırlama yoluyla isim yapma gibi müşevvikler bazı öğretmenleri harekete geçiriyor. Bir kısım öğretmen de hakikaten iyi niyetli ve insaflı. Ancak çoğunluk için maalesef yazıda söylediklerimi düşünüyorum.
Bulunduğum yerde özel okullar da var. Buralarda öğretmenler ve veliler daha olumlu bir ilişki içinde, vurdumduymazlık daha az.
Ben maddi imkanım olmadığı için devlet okuluna gönderiyorum, müdür berbat biri, öğretmenlerini tanısam ne olacak, siz itibarlı biriyseniz ve çocuk falanca sınavı kazanma yönünde yetenekliyse çocuğunuza yağcılık yapıyorlar, fukaranın, sesi çıkmayanın çocuğunu insan yerine dahi koymuyorlar.
Sonra bu resmi ideoloji lafımı yabana atmayın, hergün içilen ant, askeri nizamda sırayla girilen sınıflar 1930′ların Almanya yahut İtalyasını hatırlatıyor ve işin kötüsü bunu kanun zoruyla sineye çekmek zorundasınız. Özel okullarda bunlar en azında simge haline gelebiliyor, devlet okullarında atama, tayin, terfi türü sebeplerle simgeler daha çok öne çıkıyor.
Üniversiteler ayrı bir alem, çok fazla genelleme yapmak mümkün değil elbette ama özellikle sosyal bilim branşlarında hoş olmayan manzaraların yaygın olduğunu ileri sürebilirim. Kalburüstü 3-5 yer hariç. Türkiye’de özel üniversite de yok, vakıf üniversiteleri devlet ile haddinden fazla bağlı, müfredat filan o kadar serbest değil.
FST
Çözüm önerim: Seyyar imamlar !
Devlet bünyesinde çalıştırılan anormal sayıda imamı azaltmanın bir yolu var, aslında Fatih bey’in bahsettiği gibi robotik çözümler de var ama o teknoloji gelene kadar daha makul çözümler üretmeliyiz. Şimdiii;
Bu imamların bütün görevi günde 5 defa maksimum toplam 1 saatlik bir namaz kıldırma ve varsa 1-2 cenaze namazı kıldırma mıdır? Her camiye bir imama ne gerek var, her mahalleye bir imam tayin edilsin. Namaz, ezan okunur okunmaz kılınacak diye bir şey yok ki. Bu imamlara birer araba tahsis edilsin, cami cami dolaşıp 3-5 dakika rötarlarla cemaatin namazını eda etsinler.
Bir başka çözüm:RING SERVISI
Camilerde vakit namazını kılanlar 80′nin üzerinde yaşlı beyamcalardır. Bir ring servisi oluşturulup sabah bunlar evlerinden alınarak tek bir camiye getirilir ve hem daha kalabalık bir cemaat oluştuğu için sevap katsayısı artar, hem de onlarca imama karşılık, bir imam ve minibüs ile iş görülür. Namaz bitişinde de cemaat evlerine bırakılır…
Bir başka çözüm: ONLINE imamet.
Dedelerimiz, ninelerimizden vardır bilirsiniz, televizyon karşısında mukabele okurlar, Allah kabul etsin. Aynı sistem namazlarda da kullanılabilir. Herkes evinde TV’yi kıbleye yerleştirir, geçer arkasına, “niyet ettim Allah rızası için haazır olan ekrandaki imama” diye niyet eder ve namazını eda eder.
Bir başka çözüm: Namazlar tek bir vakite alınarak toplu halde bir seferde kılınabilir. Dinimizde iki namazı birleştirme caizdir, birleştirilmiş iki namazı da tekrar birleştirirsiniz, böylece tek namaz olur. Namazı bir seferde kılan cemaat ve kıldıran imam ayrılır ve herkes işine gücüne bakar.
Bugun ‘birisi yapsin’ deme gunu galiba, suraya da bulasayim
Bakalım ondan sonra her önüne gelen mahallesine cami dikip imam, elektrik, su parası isteyebiliyor mu. Ha, şu da bir öneri “Efendim, tamam Diyanet sadece Sünnilerin imam maaşını, elektriğini ödüyor, cemevlerinin, kiliselerin, havraların da elektriğini ödesin, dedelere, papazlara, hahamlara maaş bağlasın, adalet tesis edilir” denilebilir.
Bizim islerde en azindan benim takip ettigim usul sudur: eger musteri lehinde bir tenzilat veya feragat yapilacak ise once faturaya normal fiyat yazilir, sonra alinmayan miktar dusulur. Bunun devleti ilgilendiren muhasebe tarafi nedir bilmiyorum, ama yekun sifir dahi olsa (yani oyle berbat bir is yapmisim ki, para almaya utanmisim mesela) olan hareketin benim tarafta ve musteri tarafinda kayitli olmasi onemlidir. Eger musteriye bir iyilik yapildiysa musterinin bunun alinmayan bedelini bilmesinin, ve eger kostura kostura batmaktaysam da benim bunun detayina bakabilmemin faydasi oldugunu dusunurum. Bu tarzi bedava elektrik ve su meselesine uygularsak, en azindan bunlarin alinmayan bedellerini bilmemizde fayda oldugunu dusunuyorum. Bu istatistigi bilen var mi? (Tabii bunu bedava egitim, bedava saglik filana da uygulamak mumkun ama onlarda rakamlari biliyoruz).
Bülent Bey,
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/06/15/gnd101.html
Benim mahallemdeki iki cami inşaatı daha başlamadan Türkiye’de 77.000 cami varmış. Soğuk bölgelerde camilerde masrafı devlet ödediği için elektrikli ısıtıcı kullanılır, sıcakta ise klimalar hep açıktır. Hesabı kitabı Medaş biliyordur belki.
Diyanet’in 2007 bütçesi ve personel sayıları için
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/default.asp
(Tanıtım > Sayısal Bilgiler) yolunu izleyebilirsiniz.
Fethi bey,
Soğuk bölgelerde camilerde masrafı devlet ödediği için elektrikli ısıtıcı kullanılır, sıcakta ise klimalar hep açıktır.
Israf hususunda hutbe dinleyen cemaat bu duruma gulmez mi?
Bülent Bey,
Bu esnada cemaat muhtemelen uyuklamıyorsa “şu caminin elektriğinden çaktırmadan bizim eve bir hat çeksek ne lazım gelir” diye plan yapıyordur.
Abartıyor muyum, bilmiyorum ama buna nedense kolayca “hayır” cevabı veremiyorum. Çürüme çok daha derinlerde galiba.
Bu arada Teşvikiye camii size epey yakın galiba, üstelik de zengin camisi, içinde internet filan da olabilir, elektrik ve telefon ihtiyacınız için aklınıza gelmemiş bir yol önermiş olayım.
Fethi bey,
Bu arada Teşvikiye camii size epey yakın galiba, üstelik de zengin camisi, içinde internet filan da olabilir, elektrik ve telefon ihtiyacınız için aklınıza gelmemiş bir yol önermiş olayım.
Dogru, 1km yoktur aramizda. Becerip o dediginizi yaparsam yarin beni sahit gosterdiginizde size kimler nasil guler bilemem artik. O degil de, sizinle cay ictigimiz yerin Bekir beyden aldigimiz istihbaratla eskiden camiye dahil oldugunu ogrendim, sayaclar ayrildi mi acaba diye merak ettim simdi.
Bülent Bey,
Bence çaycıyı fazla kurcalamayın. Adam işkillenirse işler sarpa sarabilir. Sonra bakarsınız yeniden çay içmek için yer lazım olur, en iyisi saati camii imamına yahut tedaşa havale edin. Bu arada orada çay içtiğimiz ekipten birini Google’a gönderiyoruz, yakında Tübitak bir mühendisini kaybedecek. Beyin göçü var anlayacağınız.
Fethi bey,
Bu arada orada çay içtiğimiz ekipten birini Google’a gönderiyoruz, yakında Tübitak bir mühendisini kaybedecek. Beyin göçü var anlayacağınız.
Cok memnun oldum, eger NY’a gidiyorsa ve arastirma bolumundeyse oranin basindaki kadina benden selam soylesin. Benim durumum icin de nasil yirmi sene evvel cay icip laklak ediyorsa, simdi de oyle diyebilir — yalan olmaz.
Bülent Bey,
Avrupa’ya gidiyor ama yine de kendisine hatırlatırım.
Bir imam çocugu olarak dediklerinizi tamamiyle destekliyorum yazının başında birazcık kızdım ama sonlarına doğru haklı olduğunuz göstermişsiniz sizin gibi bilinçli kişilerin bu türlü yazıları, umarım bilinçsiz kişileri bilinçlendirir… Muhabbetle