Ağustos 2007 Arşivi

Arkaya Dikkat!

FST 31 Ağustos 2007

Şu resimde arkaplandaki Hulki Cevizoğlu değil mi? Acaba sarılıp öpüşen, geleceğe dair projeler üreten Bahçeli ve Erdoğan’ı görünce kafasından neler geçiyordur? Habere yorum yapan “kagi” kod adlı arkadaş “MHP’YE VERDİĞİM OY HARAM OSLUN” demiş. Hakikaten CHP başta pek çok kişi ve kurumu eşşekten düşmüşe çeviren Devlet Bahçeli Cevizoğlu’nu da şok etmişe benziyor. Kont Drakula’ya dönmüş adam. Bakın habere göre nasıl diyaloglar geçmiş:

Resepsiyon küsleri barıştırdı.. İki lider tokalaştı. Erdoğan’ın bir de teklifi vardı.
30 Ağustos resepsiyonu devletin zirvesindeki küsleri bir araya getirdi..

Başbakan Erdoğan, MHP Genel başkanı Bahçeli’nin yanına kadar giderek elini sıktı ve kendisiyle bir süre sohbet etti..

Başbakan Erdoğan, Bahçeli’ye “Görüşelim Sayın Başkan. Komisyonlar kuralım, beraber çalışmalar yapalım” dedi.

Başbakan Erdoğan, Bahçeli’ye önümüzdeki günlerde düzenlenecek Söğüt Şenlikleri ile ilgili olarak da, “Söğüt’te beraberce, güzel bir şekilde, birlik ve beraberlik mesajları verelim. Siz bir kişiyi görevlendirin, ben de bir kişiyi görevlendireyim, üzerinde çalışsınlar” dedi.

Bahçeli de “Hay Hay sayın Başbakan” dedi ve başını salladı

Ohoo, el sıkışılmış, Söğüt’te ortak eylem planı yapılmış, komisyonlarda ortaklıklar, “hay hay, ne demek” vs. süper olmuş. Bu arada Bahçeli’nin seçim sonrası işbirliği ve uzlaşma yönündeki çabaları fanatik ve saldırgan kesimlerce hoş karşılanmıyor ama ben zamanında kardeşim gidin reyinizi CHP’ye verin dedim. MHP milletvekili adaylarını hep akıllı uslu beyefendi tiplerden seçince şüphelenmeleri gerekiyordu, az uyarmadım. Nerede töre uygulayıcısı Cemal Enginyurt, nerede tezkere pazarlıkçısı Deniz Bölükbaşı. Bana göre, şimdiki durum fevkalade güzeldir elbette. MHP zamanında DSP’nin kazığını yiyince uyanmışa benziyor, aferin. Vatan satılıyor edebiyatını, boş lafı bırakmak lazım. Şimdi sıra komisyonlarda yeni Anayasada vs. işbirliğine gelmiştir. Ben ümitliyim.

Hulki beye de geçmiş olsun, bakalım o da fanatikliği bırakıp eski araştırmacı gazeteci devrine dönebilecek mi?

Popularity: 12% [?]

Erken Davranayım: Paşadan Tarihi Uyarı

FST 31 Ağustos 2007

75314.jpgHerşeyi Hürriyet ve Fatih Çekirge’den bekleyecek değiliz ya, işte ben de sizler için bugün Hava Harp Okulu mezunlarında olan biteni saniye saniye medyadan izleyip analiz ettim. Arada müthiş satır araları, korkunç uyarılar, tarihi fermanlar fark ettim. Fatih beyden önce davranıp darbe şakşakçılığımı, pardon medya analizimi yapayım. Haber sitesinde ayrıntılar şöyle verilmiş:

Gül-Büyükanıt İstanbul’da buluştu

Hava Harp Okulunda diploma ve sancak devir teslim töreni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın da katıldığı törenle gerçekleştirildi.

[…] TÖRENDEN NOTLAR

Türk Yıldızları’nın gösterisi sırasında tüm konuklar tören alanına davet edildi. Cumhurbaşkanı Gül, TBMM Başkanı Toptan, Genelkurmay Başkanı Orgenaral Büyükanıt ve diğer konuklar, gösteriyi buradan izledi.

Bu arada Orgeneral Büyükanıt’ın gösterinin sona ermesini beklemeden tören alanından ayrıldığı görüldü. Öte yandan Orgeneral Büyükanıt, kendisine sevgi gösterisinde bulunan ailelere, karşılık verdi.

Cumhurbaşkanı Gül, gösterinin sona ermesinin ardından alandan ayrıldı. Bu sırada Gül’e aileler tarafından büyük ilgi gösterildi. Aileleri tebrik eden Gül, “Çok iyi evlatlar yetiştirmişsiniz” dedi.

Alın işte, ortada müthiş bir tarihi uyarı yok mu? Gösteri sona ermemiş ama Genelkurmay başkanı tören alanından ayrılmış. Üstelik haberde cumhurbaşkanına dönerek “cephe selamı” yahut, baş selamı, el selamı, kol selamı her neyse verdiğine dair bir bilgi de yok. Muhtemelen bu detayı paşanın 1 metre yakınına gizlice sokulmuş Fatih Çekirge verecektir. Sonra aileler cumhurbaşkanına “ilgi” gösterirken, genelkurmay başkanına sevgi gösterisinde bulunmuş. Al sana bir işaret daha. İlgi ne demek? Şüpheyle yaklaşmışlar sayın Gül’e, anlamaya çalışmışlar. Üstelik paşa bunlara karşılık vermiş, muhtemelen elini sallamış olsa gerek. Sayın Gül ise sözlü bir mukabelede bulunmuş.

Bu yazıdan çıkacak tek sonuç vardır, sayın genelkurmay başkanımız Abdullah Gül’e “tarihi” bir uyarıda bulunmuş, Türk toplumuna “tarihi” bir mesaj yollamıştır.

Oohhh, Fatih Çekirge’den önce davrandım ya, ne güzel.

Popularity: 11% [?]

Doğru Söze Ne Demeli

FST 31 Ağustos 2007

ulucd.jpgHıncal Uluç askerlerin tavrıyla ilgili doğruyu söylemiş. Yazısının askerlerin yetişmesiyle ilgili kısmı bazen ihmal edilen bir gerçeğe işaret ediyor. Şöyle yazmış:

[…] İşte, içerde dışarıda, herkesin yanıldığı nokta burası..

Ben “Ordu” deyince M. Ali Ağabey’i (Kışlalı) okurum.. 40 yıldan beri askeri en yakından izleyen gazetecidir. Fevkalade güvenilir bir insan olduğunu yıllardan beri kanıtladığı için, hemen her şeyi öğrenir.

Ama bunları ucuz gazetecilik heyecanları yaratmak için kullanmaz.. Yeri ve zamanı geldiğinde Ordu’nun görüş ve duygularını satır aralarında anlatır..

Son zamanlarda dünya basınının Türk Ordusu üzerine yorumları artınca, Kışlalı da yazıları artırdı. Söylediği hep ayni..

Yabancılar Türk Ordusunu zerre tanımadan yorum yapıyorlar..”

Yerliler tanıyor mu, peki?.

Kışlalı başından beri ayni şeyi tekrar ediyor..

Üslup farkları olabilir, ama temelde tüm komutanların kafalarının içinde ayni şey vardır. Karadayı, Kıvrıkoğlu, Özkök, Büyükanıt Paşalar ayni şeyi düşünürler. Ondan sonra geleceklerin de ayni şeyi düşünecekleri gibi..”

Çünkü, Türk Subayı, Cumhuriyetin kurulduğu günden beri, Harbiye’de ayni ilkelerle beyni yıkanarak yetiştiriliyor..

Atatürk İlke ve Devrimlerine ölesiye bağlılık.. Laik Cumhuriyeti, anayasal hakla, koruma ve kollama onlar için yasal görev..

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yasası Madde 35..
“Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.”

15 yaşında Kuleli’de bunu okuyor. 20 yaşında Harbiye’de bunu okuyor. 30 yaşında Akademide bunu okuyor. 30 yıl kışlada, kıtada, karargâhta bununla yatıyor, bununla kalkıyor.. Arada çıkan bir iki çürük diş Şûralarda temizleniyor..

Yani..

Diyelim, İkinci Cumhuriyetçiler, Birinci Cumhuriyetçi, yani Atatürk Cumhuriyetçisi diye bir komuta kademesini bir gecede tümüyle emekli ettiler.. Yerlerine kim gelecek?. Ayni beyin yıkanmasından geçmiş daha genç Subaylar..

Yani..

İkinci Cumhuriyetçilerin o gıpta ettikleri, etliye, sütlüye karışmayan AB Ordularının, Fransız, İtalyan, İngiliz Ordularının bu ülkede olması, bu eğitim yüzünden mümkün değil.

AB örneği ordu istiyorsak, önce Harb okullarındaki eğitim sistemini kökünden değiştirmek gerek. Yetmez.. En az bir 30 yıl da beklemek lazım ki, bu Harbiyelerin son mezunları da emekli olsun, Ordu’da izleri kalmasın..

Şimdi bakın, yorum, değerlendirme falan yapmıyorum.. “İyidir, kötüdür” demiyorum.. Sadece gerçeği, olan gerçeği anlatıyorum..

Alkışlarsınız, kızarsınız, o sizin bileceğiniz iş. Ama siz ne bilirseniz bilin, gerçek bu..

Ordu niye daha sert tepki göstermedi o zaman?..

Ordu halkın sevgilisi.. Bunun bilincinde. Halkın yüzde 47 oyunu almış iktidara durup dururken karşı çıkmanın bu sevgiye gölge düşüreceğinin farkında..

Onlar “Sözde değil, özde” diyerek düşüncelerini açıkladılar. Bu fikirlerinde değişme olmadığını da ifade ettiler.

Yeni Cumhurbaşkanı, seçimi öncesi ve hemen sonrası tüm sözleri ve yeminleri ile Ordu’nun istediği ve beklediği Cumhurbaşkanı olacağını ifade etti.
O zaman yapılacak şey ne?

Beklemek.. Gül’ün sözlerinin, öze ne kadar yansıyacağını bekleyerek görmek.
Daha ilk gün, GATA’daki törende hiç de yakınlaşma göstermeden resmi ilişkiler içinde kalmaları, “Cumhurbaşkanım” hitabı yerine “Cumhurbaşkanı” deyişleri, bu sabırlı, ama mesafeli bekleyişin göstergesi..

Gül, sözlerindeki samimiyeti öze yansıttığı ölçüde Ordu, yasal Başkomutanına yaklaşacaktır.

Hıncal Uluç yanılıyor deyen beri gelsin. Durum budur.

Popularity: 11% [?]

Kaldırımda Tarihi Mesaj

FST 31 Ağustos 2007

pasacmbsk.jpgSon zamanlarda Hürriyet okurken gülmekten gözümden yaş geliyor. Hayır, tahmin edildiği gibi bunun sebebi Bekir Coşkun’da Allah vergisi bir yetenek olduğunu söyleyen Ertuğrul Özkök değil. Onlara da gülüyorum, yalan değil ama öyle biri var ki tüm Hürriyet kadrosu bir araya gelse eline su dökemezler. Bu şahıs ünlü senarist Fatih Çekirge. 22 Temmuzdan beri askerleri gözetlemeye başlayan ve “acaba fişteklesek darbe yaparlar da yüzümüz güler mi” diye askeri yivleyen Hürriyet yazarları içinde Fatih Çekirge ayrı bir ekol haline gelmiş vaziyette.Bunlar gece gündüz, “paşa aksırdı, yüzünü şu yana döndü, cephe selamı verdi, şu kadar desibel alkış aldı, bildiriyi erken okudu, özde değil sözde dedi” diye aç kedinin kasap dükkanı önünde yalanması misali dönüp duruyorlar. Sokaktaki inzibat eri bir şey dese “ordudan tarihi mesaj” diye de üstüne atlayacak hale geldiler. Suratlarının eşşek derisi köselele kaplı olduğu daha önceki palavraları, saptırmaları ve yalanlarından malum, bunlarda ders alma, hesap verme gibi yetenekler de bulunmamaktadır. Hasılı, aklı başında adamda tiksinti uyandıracak ayaktakımı bir güruh. İşte bunların dijital alandaki sorumlusu, yani uyduruk bir olayı “canlı yayın” diye büyütüp bir sürü saçmalıkla ortalığı karıştıran “beyni” Fatih Çekirge 30 Ağustos resepsiyonunu da canlı aktarmış ve bakın neler uydurmuş:

Bunca yıldır Genelkurmay’ın verdiği 30 Ağustos resepsiyonlarını izlerim.

Bu gördüğüm sahne gerçekten ilginçti…

Aslında sıradan gibi gözüken basit bir uğurlama sahnesiydi bu…

Bazen küçük gibi gözüken protokol detayları tarihi bir mesaja dönüşebiliyor.

[…] Bakın bu tarihi olay nasıl gelişti:

Fonda Sertab Erener son parçasını bitiriyor.

[…]Hep birlikte izliyoruz…

Orgeneral Büyükanıt, Cumhurbaşkanı Gül’ü uzun bir bahçe yolundan geçirerek kapıya kadar götürdü. Gül makam aracına binerken, Orgeneral Büyükanıt yola inmedi ve kaldırımda durdu. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan yola indi. Cumhurbaşkanı Gül makam aracına bindi. Başbakan Erdoğan normal olarak ve protokol gereği makam aracında Cumhurbaşkanı Gül’ün oturduğu kapıya kadar yürüdü, önünde durdu ve beklemeye başladı. Ancak Genelkurmay Başkanı kaldırımda kaldı ve Başbakan’ın yanına Cumhurbaşkanı’nı uğurlamak için gitmedi…

Başbakan bekledi ve Cumhurbaşkanı giderken el selamı vererek uğurladı.

Bütün bunları 1 metre mesafeden izlerken, “Herhalde Genelkurmay Başkanı etrafını saranların etkisiyle bu protokol gereğini unuttu, Cumhurbaşkanı’nı Başbakan’la birlikte uğurlayamadı” diye düşündüm…

Bu sahne gerçekten çok ilginçti. En azından bir gazeteci olarak düşünmeye başladım:

“Acaba Genelkurmay Başkanı bunu bilerek mi yapmıştı?”

Ve az sonra cevabı geldi:

TBMM Başkanı Köksal Toptan eşi Saime Toptan’la resepsiyondan ayrılamk için ayağa kalktı. Orgeneral Büyükanıt ve eşi Filiz Büyükanıt, Toptan çiftine eşlik ederek yürümeye başladılar.

Yine bahçe sonundaki uğurlama noktasına gelindi. Toptan’ın makam aracı geldi.

Orgeneral Büyükanıt, Köksal Toptan’ı makam aracının kapısına kadar götürdü ve bindirdi. Diğer taraftan Filiz Hanım da Saime Hanım’ı makam aracının sol tarafına bindirdi.

Orgeneral Büyükanıt bir adım geri çekilerek Toptan’a doğru esas duruşa geçerek bir baş selamı verdi…

İşte bu görüntü kafamdaki o kritik soruyu ayaklandırdı.

Toptan çifti oradan ayrılırken Büyükanıt’ın yanına gittim.

Ve şimdi size Orgeneral Büyükanıt’la yaptığım kısa konuşmayı aynen aktarıyorum..

-Paşam bu görüntüyü kaçırmadım. Acaba ben mi yanılıyorum…

-Hangi görüntü…

-Siz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü uğurlarken çok farklı davrandınız..

-Nasıl yani

-Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül’ü makam aracının sağ tarafına geçerek uğurladı. Ama siz oraya gitmediniz. Oysa TBMM Başkanı Köksal Toptan’ı aracına kadar bindirdiniz. Ve sağ tarafında durup, esas duruşa geçtiniz. Bir de baş selamı verdiniz… Yanlış mı? Yoksa bir dalgınlık mı var?

[…] İşte Orgeneral Büyükanıt’ın cevabı:

-Hayır Fatih bir dalgınlık yok. Ben normali yaptım. Eğer tersini yapsaydım anormal olurdu.

-Yani Paşam?

-Yani böyle davranmayı uygun buldum. Eşiyle gelmiş olan benim Meclis Başkanımı baş selamıyla uğurladım. Gerekirse amuda bile kalkarım. O kadar…

Evet, sevgili okurlar…

Amacım kriz gazeteciliği yapmak değil. Ama gözümüzün önünde olan ve Genelkurmay Başkanı’nın doğruladığı bu gerçeği aktarmak bir gazetecilik görevidir. Çünkü içine düşülen ruh durumunu açıkça gösteren bir 30 Ağustos haberidir bu…

Eşliler dans etti…

Başbakan Erdoğan, protokol için ayrılan bölüme geldiğinde bir süre gazetecilerle sohbet etti. Bu sırada Orgeneral Büyükanıt’ın eşi Filiz Büyükanıt yanına gelerek, “Sayın Başbakanım lütfen oturunuz, sizi dinlendirmek istiyoruz” dedi. Başbakan Erdoğan da önce hanımların oturmasını beklediğini ifade etti ve daha sonra yerini aldı. Vals çalmaya başlayınca Büyükanıt’ın eşi Filiz Büyükanıt, özel bölüme gelerek Genelkurmay Başkanı’nı dansa kaldırdı. Büyükanıt, Gül ve Erdoğan’a dönerek “Hakikaten dünya tersine döndü” diyerek, eşinin dans davetini yerine getirdi. Dansa diğer komutanlarda eşleriyle birlikte eşlik etti. Eşsiz davetliler Erdoğan ve Gül dansı oturdukları yerden, leblebi ve badem yiyerek izledi. Başbakan, Referans yazarı Nuray Başaran’ın dans teklifini “Bilmediğim işi ben yapmam” diye geri çevirdi.

Amacın kriz gazeteciliği yapmak değil, onu anlamak için uzman olmaya gerek yok. Zira bu kafayla kriz çıkarman mümkün değil, kriz çıkarmak için biraz yetenek gerekir. Laflara bak, kaldırımdan inmemiş, eşli gelen baş selamı vermiş, başbakanla cumhurbaşkanı leblebi ve badem yemiş vs. Genelkurmay başkanı da kendisiyle düpedüz dalga geçmiş, gerekirse amuda kalkarım sana ne demiş. Yüz yerine kösele var dedik ya, adam da utanıp gideceğine “tarihi mesaj” filan diyor. Böyle mesaj mı olur, haydi çok ince yorum yaptın, bir tarafından mesaj olarak algıladın, “tarihi” olması nereden çıkıyor? Duyan da Genelkurmaybaşkanı Fatih’in Kara Murat’a verdiği tarihi ferman misali bir nutuk verdi zannedecek. Yahut Yunan ordusuna nota olarak yorumlanacak bir şey söylediği izlenimine kapılacak.

Fakat olay ne? Efendim paşa kaldırımda durmuş da eşsiz olana selam vermemiş, eşli olana başıyla selam vermiş. Bizimkiler buradan “ordu yarın hükümet darbesi yapacak” mesajı almaya çalışıyorlar. Ertuğrul ve Fatih efendiler, bakın sizin yüzünüzden 15-20 dakikamı harcadım, halbuki alternatif olarak kanepeye uzanıp bir Türk filmi izleyebilirdim. Ama ben ne yapıyorum, hödükçe bir yazı yüzünden vakit kaybediyorum. Tamam, güldüm, inkar etmiyorum, okuması eğlenceli, hatta böyler devam da edin, sakın normalleşmeye filan kalkmayın, Bekir, Yılmaz, Özdemir de saçmalamayı kesmesinler, o ayrı iş ama ara sıra ilaç kabilinden böyle ıkınıp duracağınıza normal birşey de yazın ve şaşırtın beni.

Bu arada Yaşar Büyükanıt da bir gazeteciye her laftan, hareketten mana çıkarmaya kalkmayın mealli “bunlarla uğraşmayın” demiş. Şurada yazıyor. Halbuki “merak etmeyin arkadaşlar eli kulağında, yarın tankları yürüteceğiz” dese zavallılar ne bayram ederlerdi. Askerler durumdan hoşlanmadıklarını gizlemiyorlar ama en azından “ne yapalım, halk böyle seçmiş, iyi kötü alışılacak, müdahale etsek daha mı iyiye gidecek, bir bildiri sızdırdık herifler yüzde 50 oy aldı, en iyisi karışmayalım” noktasında oldukları düşünülebilir.

Bir de eklediğim resimle ilgili ben de yorum yapmak isterim, bunda derin manalar olabilir. Dikkat edin, paşa iki gerici siyasetçiyi ele almış nasihat ediyor ve onlara eliyle çağdaş uygarlık yolunu gösteriyor. Alın size tarihi mesaj. Sayın Genelkurmay başkanına da bir tavsiyede bulunayım, Fatih Çekirge 1 metre yakına sokulunca gördüklerinden anormal yorumlar yapabilme yeteneğine sahip, bundan sonra korumalara söylesin, kendisini Genelkurmay karargahının 1 km. civarından geçirmesinler, en azından uyduracağı malzeme azalır.

Fatih Çekirge ile ilgili daha önce de birşeyler yazmıştım, merak eden bakabilir.

Manevi Sihir, Belki de O Telaşla

(Güncelleme, bir yorumcumuz uyararak Abdullah Gül’e el selamı verenin genelkurmay başkanı değil başbakan olduğunu söylüyor, ki doğru, ona göre metinde daha önce yazdığım “eliyle selam vermiş” ifadesini “selam vermemiş” şeklinde düzelttim. Genel anlama bir etkisi yoktur. Zaten bir tuhaflık vardı, şapkası olmayan asker nasıl el selamı versin. Tabii, aslında başbakan da el selamı vermemiş, el sallamıştır ya, iyisini Fatih bey bilir.)

Popularity: 18% [?]

Jonathan Gullible

FST 25 Ağustos 2007

jonathan.jpgLiberte yayınları web sitesi açılmış, son kitapları ünlü “Jonathan Gullible’ın Maceraları“nın Türkçe tercümesi. Bu arada Liberte yayınları iyi kampanya da yapmış, mesela Mustafa Erdoğan yönetimindeki Liberal Düşünce Dergisinin 10 yıllık tüm sayılarını 58 YTL’ye alabiliyorsunuz. Aynı kampanya artık çıkmayan Piyasa dergisi için de geçerli. Kaçırmamak lazım. Yeni kitaplar da basılmış, L. von Mises’in ünlü kitabı Sosyalizm Türkçeye çevrilmiş, ki Nobel ödüllü iktisatçı Hayek’in bu kitapla Sosyalist görüşten vazgeçtiği söylenir.

Siteyi dolaşın, liberalizmi merak ediyorsanız, kulaktan dolma bilgiler, yarım yamalak söylentiler yerine orijinalinden öğrenmek isteyene tavsiye ederim.

Popularity: 18% [?]

Yemek Tarifi

FST 25 Ağustos 2007

http://robdoshambr.wordpress.com

Yorumcumuzu düşünüp site açtık ama gelen giden yok. Bugün bir yemek tarifi veriyorum, belki ilgi çeker.

(Not: Bu arada wordpress yasağı daha devam ediyormuş, haberim yoktu, müşteri kesatlığı ondan herhalde. Yedekteki http://robdoshambr.blogspot.com/ adresi aktif.)

Popularity: 16% [?]

Neredeyse Ağlayacağım

FST 22 Ağustos 2007

3932623.jpgVatandaşa göbeğini kaşıyan kıllı ayılar türü hakaretler eden Bekir Coşkun şu ara mazlumu oynuyor. Bekir Coşkun, Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olmayacak demiş, başbakan da bu tür konuşanlara o zaman çekin gidin, sevdiğiniz adamların memleketinde oturun demiş. Hürriyet gazetesi ve yazarları “yaşasın, başarısızlığımızı örtecek, bizi suçlu iken masum gösterecek fırsat çıktı” diye zil takıp oynuyorlar. Tabii bu noktada ağzından çıkanı kulağı duymayan başbakana ne kadar teşekkür etseler azdır. Başbakan zannediyor ki “nasıl olsa onlar işlerine gelmeyeni İran’a, Suudi Arabistan’a gönderiyorlar, ben de yapsam mahzuru olmaz”. Kazın ayağı öyle değilmiş demek ki. Bugünkü yazısında Bekir Coşkun şöyle şeyler zırvalamış:

[…]Ben bu ülkeyi severim.

Devrek 125’inci alayda askerliğimi yaptım.

Nöbet tuttum.

Mataramı parlattım, potinlerimi kaybettim.

Askerlikten kaytarmak için rapor-mapor almadım.

Bazıları da başbakan Bekir Coşkun’dan özür dilesin filan diyorlar. Önce Bekir Coşkun kıllı ayılardan bir özür dilesin hele, daha sırada başka şeyler var. Zamanında silah üzerine yemin ettikleri ahbapları Emin Çölaşan Hürriyetten göz göre göre kovulduğunda “ne yapayım, kürek mi çekeyim” diye okurlara aptal aptal sorular soracağına neden “bizim de şerefimiz var, Emin yoksa ben de yokum” diyerek ayrılmadın bunun da açıklamasını isteriz.

En son da 22 Temmuza kadar yanlış yönlendirdiğin Hürriyet okurundan seçim sonrası rakamlarla eşşekten düşmüşe dönüp “Özür dilerim, yazdıklarım toptan yalandı, ben hiçbirşey anlayamamışım, kapasitem budur ne yapayım, lütfen affedin” diyerek özür dileyeceğine zeytinyağı gibi üste çıkmanın da hesabını ver bakalım. Emin Çölaşan delikanlıymış, “Özür dilerim, ben uzaylıymışım” dedi, adamı “Hürriyette doğru söz söylenmez kardeşim, ille de yalan söyleyeceksin, pişkinliği de elden bırakmayacaksın” dercesine harcadılar, üstelik hakaretin dozunu arttırmak için Yılmaz Özdil gibi Çölaşan’a çıraklık yapamayacak birini yerine büyük yazar diye lanse ettiler. Silah arkadaşın kadar olamadın. Şimdi zırlıyorsun vatanımı severim, askerde potinimi kaybettim falan. Devrek bastonuyla kovalayacaksın bunları.

Başbakana da bravo, formundan birşey kaybetmemiş. Eski hamam eski tas. Şu heriflerin ağzına malzeme verdi ya, helal olsun. CHP’de “uzlaşma” barutu tükenmişti, şimdi bu saçmalığa sarılırlar, kafamız ütülenir durur. Bakalım, Bülent Arınç ne zaman “durun ben de varım” diyecek.

Popularity: 13% [?]

Yezit

FST 22 Ağustos 2007

kanald.jpgBir dizide köpeğe Hüseyin adı verilmiş, Türkiye’deki Şii vatandaşlar da protesto için Kanal D önünde epey nümayiş yapmışlar. Olayı muhtemelen rekabetten dolayı Show TV epey zevklenerek ve uzunca verdi, bir sürü de Alevi, Şii uzmana yorum yaptırıyorlardı. Ben ilk anda halk Kanal D önüne toplandı denince “Elhamdülillah, bir millet uyanıyor, Aydın Doğan’a şikayete giden halk ‘bıktık artık bu karavanacı Kıllı Bekir, Donk Donk Yılmaz türü küfürbazlardan, Emin gitti ama diğerleri neden duruyor’ diyerek nümayiş yapılıyor düşüncesiyle şükür secdesine kapanmıştım ki, kulağıma bu Hüseyin meselesi çalındı.

Ne yapalım, Hürriyet önünde terbiyesiz ve karavanacı yazar nümayişi bir başka bahara kaldı ama şu Hüseyin işindeki protesto bana merhum Kemal Tahir’in ünlü romanındaki bir pasajı hatırlattı. Malum kendisi Yaşar Kemal’in dağa çıkıp devrim yapan eşkiya tiplemesine karşı yazdığı Rahmet Yolları Kesti romanında Çorum civarlarındaki bir Alevi dedesinin yine çoğu Alevi olan birkaç eşkiya tarafından soyulmasını hikaye eder. Eşkiyanın ne kadar adi bir adam olduğunu anlattığı bu roman bana göre Alevilik konusunda da mutlak ele alınması gereken bir eserdir. Öte yandan Kemal Tahir’in ne kadar usta bir mizahçı olduğunu da ehli takdir edecektir.

Uzatmazsak, Rahmet yolları kesti romanında (kitap yanımda yok, mealen yazıyorum)  eşkiya Uzun İskender ve yanındaki iki arkadaşı yağmurlu bir akşam vakti zenginlikte Karun Peygamberle yarışan bölgenin Dedesini soymak için duvarın dibine geldiklerinde İskender “fiyuvt, Yezit, gel oğlum” diyerek bahçedeki köpeği yoklarken, eşkiyanın biri “yahu köpeğin adı Yezit mi?” diye şaşırır. Diğeri de “koskoca dedenin köpeğinin adı Hz. Ali olacak değil ya” diye cevap verir. Daha sonra olaylar gelişir.

İşte böyle, aklıma geliverdi. Kitap yanında olan bakıp tam metin koyarsa güzel olur, benim kitap birinde ödünç gitti.

Popularity: 23% [?]

Halaçoğlu

FST 22 Ağustos 2007

halac.gifŞu olanları anlayan beri gelsin. Yusuf Halaçoğlu kırk yıldır resmi ve gayrı resmi yoldan söylenen şeyleri, muhtemelen gerektiği için bir vesileyle anlatıyor, bilir bilmez, anlar anlamaz millet abuk subuk konuşuyor. Adam “bazı” Ermenilerin tehcir zamanında kendilerini kendilerini Alevi Kürt olarak gösterdiğini söylemiş, ki bu bilgi doğru olmak bir yana başka Ermenilerin de can korkusuyla kelimei şehadet getirip sünni Türk olduğu gerçeği de dikkate alındığında eksiktir bile. Öte yandan “bazı” Kürtlerin de aslında Türkmen olduğunu söylemiş, bu da doğrudur ve acayip birşey değildir. Birkaç laf anlamaz çıkmış, efendim Alevilere şunu dedi, Kürtler Türk değildir türü saçmalıyorlar.

Ermenilerle ilgili konu açık, adam can korkusuyla “ne Ermenisi, hamdolsun ben Müslümanım, işte sünnetimi de oldum elhamdülillah” yahut “Canım ne Ermenisi, biz kırk yıldır burada Alevi Kürdüyüz, Allah Padişaha ve İttihat Terakkiye zeval vermesin” demiştir, muhtemelen ben de olsam kışın soğuğunda Irak’a Şam’a sürülüp perişan olmamak, tatlı canı vermemek için öyle derdim. Buna kızıp köpürmeye ne gerek var? Kaldı ki bunu yeni işitenin de cehaletine şaşmak lazım. Yuh olsun. Hele hele “Aleviler Ermeni değildir” türü dava açıp nümayiş yapanın da zekasına şaşarım.

Türkleşen Kürtler meselesinde ise işin bir tarafı aksettirilmiş. Evet, yapılan araştırmalarda Türk olduğu halde zamanla Kürtçe konuşan ve Türkçeyi unutan, tamamen Kürt özelliği gösteren boyların olduğu Ziya Gökalp’ten beri söylenir. Yalnız aynı Ziya Gökalp’in “Kürtleşen Türkler” konunsundaki görüşü veya başkalarının iddiaları nedense dile getirilmez. Yani, sadece Türkler Kürtleşmemiş, bazı Kürtler de Türkçe konuşarak asıllarından ayrılmışlardır. Peki bu anormal midir, niye olsun canım, Anadolu’da kimin ne olduğunu bilmek mümkün değildir, esas olan Hülya Avşar’ın dediği gibi insan olmaktır. Kürtler-Türkler ve Ziya Gökalp konusunda, eskiden okuduğum bir kitabı hatırladım, meraklısı arayıp bulabilir.

Hasılı Halaçoğlu’nun başına gelen geri zekalı bir takım medya erbabı yahut muhbir vatandaş işgüzarlığından ibarettir. Bir tür Atilla Yayla vakası. Adamı linç edecekler boş yere. Ha, Halaçoğlu’nun genel anlamda Ermeni meselesi konusundaki tavrı objektiflikten sapıp resmi devlet tarihçiliğine meyilleniyor ama o farklı mesele. Ben sadece şu konu özelinde konuşuyorum.

(Güncelleme: Şimdi Halaçoğlu’nun konuşmasının tam metnini gördüm. Aralarda epey saçmalamış, mesela PKK, TİKKO konusunda söylediği bilim adamına yakışmaz, desteksiz şeyler. Halaçoğlu eleştirilmeli ama burada benim belirttiğim genellemeci yaklaşımlar dikkate alınarak)

Popularity: 40% [?]

Hürriyet Balesi

FST 17 Ağustos 2007

3906339.jpgCumhuriyet Balosu vardı eskiden, ona benzedi. Neyse, Hürriyetteki haber bu adamların iflah olacağı konusundaki şüphelerimi arttırdı. İran’da müzikal bir oyun sergilenmiş, Hz. Muıhammed’in hayatından bölümler sergilenmiş Hürriyet de bunu okurlarına duyurmuş ama nasıl:

Haşemalı bale

Tahran Senfoni Orkestrası, Hz. Muhammed’in onuruna bestelenen “Sevgi ve Umut Elçisi” isimli eserini İran’da icra etmeye başladı.

Hz. Muhammed’in hayatından Mekke’nin fethi, veda haccı ve vefatı gibi bölümleri konu alan eserde, orkestraya dansçılar ve ışık oyunları eşlik etti. Oyunda Hz. Muhammed’i ise yüzü örtülü bir aktör canlandırdı.

Dikkat ederseniz haberin metninde herşey yolunda. Peki ya başlığa ne diyelim? Bir defa bu bir bale mi? Bale demek ille de milletin çıplak olarak hoplayıp zıplaması mı demektir? Hz. Muhammed’in hayatını anlatan bir eserde o döneme ait kıyafetlerin mi kullanılması uygundur yoksa Fındıkkıran ekibi gibi giyinilmesi mi akla yakındır? Misal bu iş gerici İran değil ilerici Türkiye’de yapılsa tersi mi olurdu?

Hürriyet gazetesinde adı meçhul şahsın yerinde olsam sürekli gerici diye aşağılanan İran’ın bizde tabu olarak görülecek bir konuda müzikli eser sergilemesini, bunda hanımların da rol almasını analiz ederdim. Haşemalı Bale ile Hürriyet iflah olmaz bir islamiyet karşıtlığı, hatta kindarlık sergilediğinin belki farkında değil. Ama bu cehaletten kaynaklanan alaycılığının başka açıklaması yok.

Popularity: 14% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş