Ufuk, Tren ve Davul
FST Ağustos 4th, 2007
Ufuk Uras bir ara CHP zihniyetini kastederek “bunlar demokrasiye trene bakar gibi bakıyor” mealinde sözler söylemişti. İsteyen derin ve sığ manalar çıkarabilir. Kendisi malum DTP desteğiyle milletvekili seçildi ve Ankara yoluna düştü. Yalnız giderken treni tercih etmiş, bunda CHP ve DSP demokrasi trenini izlesin bakalım düşüncesi ne kadar hakim bilemiyorum. Bir de Ufuk Uras’ın Fatih Ekspresine bindiği söyleniyor, tamam halkla bütünleşme adına güzel ama Posta Treni ile ikinci mevki gitmesi daha uygun düşerdi. Fatih Ekspresinde yataklı gittiyse uçaktan daha konforlu olmuştur.
Öte yandan, Ufuk Uras ve destekçilerini çok naif bulduğumu da belirtmeliyim. Mesela mazbatasını alırken şöyle demiş:
“Bizler sorun yaratan değil, sorunları çözen bir irade oluşturacağız. 38 yıl sonra bir sosyalist milletvekilinin meclise girmesinin sonuçları göreceksiniz. Ne yapıp edip soldaki daralma karşısında bizim amacımız solu büyütmek. Bu mazbata da bizim açımızdan solu büyütmemizin vesilesi olacak”
Bizler kim, Ufuk Uras dışında kim var ki? Sonra 38 yıl boyunca meclise sosyalist milletvekili girmemiş mi? Olacak şey mi canım. Bu Ufuk beyin kuruntusu. “Sosyalist kimliğini öne çıkarmayan” demek istiyor belki ama o konuda da aynı fikirde değilim. CHP, DSP içindeki milletvekillerinin epey bir kısmı sosyalist görüştendir ve Ufuk beye bu konuda taş da çıkartabilirler. Neyse, asıl beni gülümseten “sonuçları göreceksiniz” kısmı oldu. Ufuk Uras meclise girdi, tek başına bir ordu diye bekleyenler var herhalde.
Ben iyi niyetli adamı severim ama gerçekçi olmadığı takdirde ileride çok dalga geçerler, onu da hatırlatmak isterim. Mesela Ufuk bey mecliste yemin etmeden önce halk önünde yemin etmiş. Halk dediği de her fırsatta davul çalıp halay çeken, hala 1968 yılında yaşandığını zanneden bir grup solcu vatandaşımız. Bu naif solcular benim çözemediğim bir gruptur. Özellikle gençleri durmadan halay çeker, kesik sloganlarla anlamsız şeyler söyler dururlar. SBF’de ODTÜ’de bolca vardır. Yalnız Ankara’dan gelen bir dostum, çok acıklı bir şey anlattı, Kemalist gençler SBF’de Sosyalist gençlere iyi bir sopa çekmişler, Sosyalistler de o zaman kadar, 40 yıldır defol dedikleri polisin koruması altında SBF’den çıkmak zorunda kalmışlar. Hey gidi günler, bireysel değişimleri görüyoruz ama bazen böyle kurumsal değişmeler de dikkat çekebiliyor.
Türkiye’de Ufuk beyin düşündüğü anlamda bir solculuk tutmaz. “Sol” kelimesine antipati vardır ve bunun silinmesi de kısa vadede mümkün değildir. Benzer şey liberal için de geçerlidir ama liberaller özellikle başörtüsü konusunda halkın gözüne girdikleri için “liberal” kelimesi artık vatandaş arafından hala alay etme maksatlı kullanılmakla birlikte nisbi bir sempati de görmüştür. Halbuki sol ve sosyalistler her fırsatta davul çalıp halay çekmekle standart bir köy düğünü görüntüsünün ötesine geçememişlerdir. Köylüler ise kent meydanlarında davul çalıp hoplayan bu garip tiplere muhtemelen şaşkınlıkla bakmaya devam etmektedirler.
Ufuk bey eline bir kazma almış, güya bir de madenci şapkası geçirmiş kafasına “emek eksenli, demokratik ve sosyal bir cumhuriyete dönüştürelim” gibi şeyler söylüyor. Peki işçi, köylü vs. Ufuk beye paralel mi düşünüyor? Muhtemelen hayır. Bakın şurada Ufuk Uras ile birlikte yürüyen topluluklar ve eylemlerden resimler var. Allah için CHP mitinglerinden farkı ne? Bağdat caddesinde keman çalarak kampanya yapan bir partinin lideri eline kazma aldı, anlaşılmaz sözler söyledi diye ciddiye alınır mı? Diğer resimlere bakın, ille de birkaç davulcu, saçı kısa kesilmiş, tuzu kuru olduğu belli entel görünümlü 1968 yılından kalma hanımlar, yuvarlak gözlüklü kaba sakallı adamlar, sırtı çantalı mat renkli tişört giymiş kızlar, kulağı küpeli, gururlu bakışlı oğlanlar vs. Sonra birçok insanın oy verirken “ne yapsak CHP’ye mi yoksa Ufuk Uras’a mı versek” kararsızlığı yaşadığını, tercihini CHP’ye yönelttiğini de biliyorum. Misal Ayşe Arman bunu itiraf etmişti. Bizim Metin Bey gibi “Ufuk dostumu severim ama kusura bakmasın despotlara karşı bu defa AKP” diyebilen hakiki sosyalist delikanlıların sayısı çok azdır.
Ufuk Uras’ı severim, Metin beyi daha çok severim. Lakin hayalcilik bana göre değil. Üstelik davul, halay ve zılgıttan da hiç hoşlanmam, davet edildiğim halde ne köy ne de şehir düğününe gitmek istemem. Sosyalistleri de sürekli aynı tip cümleler kurdukları, kafa ütüledikleri için ayrıyeten kınarım. Şu kemanı, davulu, sırt çantasını, mat tişörtü atın adam gibi bir köye gidin de birşeyler öğrenin. Bakın 23 yaşında ilk defa köy gören bir milletvekilimiz o vesileyle Sosyoloji kitaplarını çöpe atmış, belki siz de yarım asır boyunca bıkıp usanmadan Türkçeye tercüme edilen sosyalizm külliyatlarını kağıt toplama kampanyasına hediye edersiniz.
Ha, kampanya harici bana bir nüsha gönderirseniz hayır demem, davulu da alabilirim, şark odası yaparsak duvara iyi gider.
- Siyaset
- Comments(14)
Ah ah
Yıllar önce (sanırım 2000 yılı. O zamanlar İstanbul’da yaşıyordum) Ankara’ya, şimdiki eşimi görmeye giderken Fatih ekspresine binmiştim ve yan koltuk komşum Ufuk Uras’tı
Yani söylenenler tevatür değil; gerçekten trenle gidiyor…
“Halbuki sol ve sosyalistler her fırsatta davul çalıp halay çekmekle standart bir köy düğünü görüntüsünün ötesine geçememişlerdir. Köylüler ise kent meydanlarında davul çalıp hoplayan bu garip tiplere muhtemelen şaşkınlıkla bakmaya devam etmektedirler.”
Ellerine sağlık Fethi bey kardeşim, bu kadar güzel ifade edilirdi.
Müsaadenle ben de bir şey eklemek isterim:
Bu solcu takım halkçılıktan aldığı gazla köyümüz köylümüz edebiyatıyla sınıf mücadelesinden söz etmeye de bayılır. bir parça Kemalist olanları da Atatürk’ün sözünü hatırlatarak Köylü Milletin Efendisidir derler yeri gelince. Ancak hemen herkes farkındadır ki bunların köyle köylüyle hiçbir ilgisi alakası yoktur. Yukarıda yer vermiş olduğunuz resimden de zaten çok iyi anlaşılıyor.
Hatta hemen söyleyeyim, özellikle CHP’ye oy yağdıran bu kentli kesim insanı bütün bu köylü milletin efendisidir laflarına rağmen aslında köylüden de köylülükten de hiç hazzetmezler. Hatta ve hatta köylülüğü neredeyse bir küfür gibi anlayanı çoktur. Mesela bir hareketi üzerine bırak artık şu köylülüğü gibi bir kelam edilse kendisine, bu şahıslar hemen hakarete uğramış gibi davranırlar.
İkiyüzlülük yapmak istemem. zira ben kendisini istanbulun surlarının içine yani şehre ait hisseden bir insanım. Köylüyle elbette bir sorunum yok ama açık söyleyeyim (sosyolojik anlamda) köylülükten pek de hoşlanmam. Harbi harbi de söylerim, sonuçta kişisel bir zevk meselesi. Ama bir yandan için için köylülerden tiksinen diğer yandan köylü efendidir diyen CHPlilere de sorarım: Madem köylü milletin efendisidir, neden o zaman tek parti zamanında köylülere özel “devrime ayak uydurma” yani daha Türkçesi “adam etme” programları hazırladınız? Adam zaten efendiyse bir de ilaveten adam edilmesine ne gerek vardı?
Bari içinizdeki neyse açık açık söyleyin de ikiyüzlülükle uğraştırmayın bizi. Buradan açık açık söylüyorum: Bunlar seçimden sonra halka irrasyonel derken, satılmış derken aslında gizliden gizliye lümpen dedikleri köylüyü kastediyorlar. İnanmayan daha iyi okusun satır aralarını. Kısaca söylemek gerekirse: bıraksınlar bu ayakları..
Elinize sağlık Fethi Bey,
solun riyakar tavrını analiz eden güzel bir yazı. Ama ben Ufuk Uras’ın şahsi tutumlarını pek de riyakar görmüyorum, yani ölçüyü sosyalistlerin geneline oranla tutasak:)
Abdurrahman amcanın yorumuna genel olarak katılıyorum, solun köylüye olan bu ikiyüzlü bakışının işçiler için de geçerli olduğunu söylemek gerek. Bir türlü taban oluşturamamanın sebebini bu riyakarlıkda aramak gerek!
Elbette Talha kardeşim, bunların işçiyle ne gibi bir işi olabilir? Bunlar sol bir parti değil ki. Göreceksiniz tekmeyi de yiyecekler sosyalst enternasyonalden.çünkü bunlar oligarşi partisidir. İşçi partisi değildir. Gariban partisi hiç değildir. Hatta bu partinin kodamanları seçim zamanları haricinde gariban mahallesine girmeye bile tiksinirler. Yüzlerine sanki mikrop kapmaktan korkarmış gibi bir ifade geliverir oralardan geçmek zorunda kalınca. bu söylediklerimin hepsini birebir edindiğim tecrübelerden konuşuyorum.
Recep,
Fatih ekspresine binmiştim ve yan koltuk komşum Ufuk Uras’tı
Vay be, sende ne hikayeler vardır şimdi. Yoksa yol boyu Ufuk beyden istifade edeceğine kösülüp yattın mı?
Fethi Bey,
Elinize sağlık:)
Bu dönemde artık sosyalisti şusu, busu ne olursa olsun, samimi, kendi ayakları üzerinde durabilen, hiç bir “derin güce” hizmet etmeyen, “böyle diyorsa, böyle yapıyorsa, kendi iradesidir, şu oyunun bu senaryonun bir kuklası değildir” diyebileceğimiz “milli” insanları arıyoruz.
Ağar-Mumcu gibi siyasetçilerden bu ülkenin tamamen temizlenmesi lazım ki, şöyle ağız tadıyla izleyelim hükümetini muhalefetini.
Öyle bir ortam oluştu ki AKP’nin icraatlarına laf kondurmuyor hale geldik.
Çünkü bu artık bu ülkenin insaları, ve ülkeyi babasının malı olarak görenler, demokratlar ve faşist tek parti hayalperestleri arasında bir mücadele haline geldi.
Ve açıkça görüyoruz ki halk da olan gücüyle bu mücadeleye destek veriyor.
ÖDP’nin bilhassa İstanbul ve Ankara’da diğer sosyalist partilere göre daha farklı duran, daha sağduyulu bir tabanı var
Ufuk Uras ise bugüne kadar olumsuz bir imaj çizmedi.
Diliyorum ki, kısmi icraatları:) bu yönde devam etsin.
Muhabbetle…
Ufuk Uras’ın şahsına ve çabasına hürmet ettiğimi tekrarlamam gerek yok. Sadece manzarada tuhaflıklar var.
Solculara haksızlık ediyorsunuz. Elbette köylü solcu da vardır. Üniversiteyi kazanıp köyünden okula gidince çevrenin etkisiyle solcu olmuşlardır. Bazıları abartıp eylemlere falan da katılmış, okulu uzattıkça uzatmışlardır. Köye döndüklerinde “ulan eşşolueşşek biz seni ohumaya gonderdik, sen gomünüs oldun başımıza” diyen babalarından bir araba sopa da yemişler midir? Mutlaka. Okulu bitiremeseler de, öğrendikleri iyi kötü ingilizceleriyle Bodrum’da falan otelcilik vs yapmışlardır.
Bu iyi ihtimal. Daha acıklısı da var: Fatsalı bir genç komünist, 80 öncesi yol ortasında kendi babasını vurmuş. Aradan 20 yıl geçtikten sonra bu adam hidayete ermiş. Öyle böyle de değil. Bir tarikata girmiş sarıkla, cüppeyle dolaşıyormuş. (Vurulma olayına şahit olan Fatsalı bir arkadaş anlatmıştı)
Fizikci bey,
Oyle insan cok var, onlarin buyudugu (benim de) devirde dine dayali olusumlar bu kadar yaygin degildi, gencler de solculuga kapiliyorlardi. Sartlar fikriyat tercihini etkiliyor, ama ne derece asirilik yapilacaginda insanin mizaci daha fazla rol oynuyor. Sizin ihtida hikayesine o acidan bakarsaniz, 20 yasinda benimsedigi ‘yol’ icin o kadar ileri gidenin, simdi benimsediginde de dediginiz kadar ileri gitmesi pek sasirtici degil.
Fethi Bey;
Ufuk Uras’ı da şimdiki kadar iyi tanımıyordum… Yani evet, yol boyunca kösülüp uyudum 
o zamanlar apolitiktim, üstüne üstlük liberal müktesebatın nimetlerinden bihaberdim
Davulla ilgili ilginç bir not daha gördüm, ODTÜ’lü solcu öğrencilerin yemekhane eyleminden.
http://www.odtumezunlari.gen.tr/phpBB2/viewtopic.php?p=422945
Biri (Kubilay Atlay) şöyle diyor:
Benzer bir olay da benim başıma gelmişti okurken. 2001 yılında mıydı, 2002 yılında mıydı, (kriz zamanı yani) geleneksel yemekhane boykotu döneminde maddi açıdan ailem çok zor durumdaydı. Benim de öğle yemeği bursum vardı. boykot başladı, bir iki gün kapıdaki yarım ekmek arası peynire talim ettim ama boykotun biteceği yoktu. benim de adam gibi yemek yiyebildiğim tek öğün o. kahvaltıyı es geçiyoruz, akşam da allah bilir ya makarna ya tarhana çorbası. öğle yemeği bursum olduğu için içeri girip yemek yemeye başladım öğlenleri. 2-3 gün sorun olmadı. içeri girerken girmememiz için çabalarını arka kapıdan girerek çözmüştüm, girip bağırıp çağırıyorlardı ama çok da takmıyorduk. ama günün birinde 20-30 kişilik bir grup geldi, başlarında da ağzından salyalar akan (abartmıyorum, gerçekten salyalar akıyordu adamın ağzından) bir adam. (çocuk da değil, baya baya adam allah bilir 30 yaşında filandı) geldi tepeme ve “hepiniz satılmışsınız” dedi, “amerikan yalakasısınız” diye bağırdı. oldu canım, öğle yemeği bursumuzu kullandığımız için bu hakaretlere nereye kadar göz yumalım? “lafını bil de konuş dedim”, “satılmış filan değiliz biz” dedim, demez olaydım. hırpalamaya başladılar beni. son anda harala gürele esnasında dışarıdan beni bir arkadaşım görmüş, odtülü kartallar’dan, onlar geldiler de kalıcı bir hasar almadan ufak tefek hasarla kurtardım. bir arkadaş demiş ya, “kuvvetli oldukları yerde faşistlerden farkları yok” diye, kesinlikle katılıyorum. (bu arada fenerbahçeliyim ama odtülü kartallara da tekrar teşekkür ediyorum. iyi ki varsınız )
Ona cevaben Musa Orak da şunu yazmış:
Ben de burslu yiyordum. Ben senin kadar şanssız değilmişim demek ki. Sadece gelip başımda ben yemeğimi bitirene dek davul çaldılar Evet aralıksız davul çaldılar ben kalkana dek. O dönem bitmek bilmeyen boykot yüzünden olmayan param da yemek parası olarak gitmişti.
Ufuk Uras düşüncelerini güzel ifade eden biri olarak inşallah mecliste fikirlerini ifade eder konulara farklı bakış açıları getirebilir.Beraber bulunduğum 10 ödp li gençlere binaen tek gördüğüm içki ile kağıt oynamaktan başka bir şey değil.Genç kadrosu böyle hepsini söylemiyorum gördüğüm kadarıyla olan bir partinin ve üyesinin solun dar kalıplarını genişleteceğiz beyanatını gerçekçi bulmuyorum nolur söyleyin bana hangi kadro ile???
Bu yazı da gündeme uygun.
siz ya hiç trene binmediniz ya da gözünüzün ayarı yok. fatih ekspresini ne sanıyorsunuz?