Archive for Ağustos 13th, 2007

İyi etmişler

FST Ağustos 13th, 2007

aktuelmuhabirleri.jpgAhmet Hakan iki hanım gazetecinin tesettür oteli diye bilinen, tek özelliği kadınlara ayrı havuzu olan ve içki bulundurmayan otellere türbanla girip gözlem yapmasına tepki göstermiş. Arada bir sürü edebiyatın ardından şöyle diyor:

“Memleketin ekseriyetine hitap eden bir derginin, memleketin önemli bir bölümünün ‘yaşam tarzı’na, bu derece dışarıdan, bu derece yabancı bir gözle bakması… Yüzde 47″nin tam olarak anlaşılmamasının nereden kaynaklandığıyla ilgili bir fikir vermiyor mu?”

Ben bir haber sitesinden hanımların macerasını okudum. Gayet güzel yazmışlar, bu da bir Türkiye gerçeği. Niye bozuluyor Ahmet Hakan. Kadınlar bir iftira atmamış, kin, nefret dolu şeyler söylememişler. Bir iki yeri abartmış olabilirler ama geneli iyi olmuş. Ha, casus gibi girmeseler ne olurdu, otele zaten başı, göbeği açık insanlar da giriyormuş ama bunlar muhtemelen bunu bilmiyormuş. Eh öğrenmişler, öğrendiklerini Türkiye ile paylaşmışlar, ne olacak. Ben böyle bir otele gitmedim, gideceğimi de zannetmiyorum. Bunun ilk sebebi yüzme bilmemem ve güneşi hiç sevmememdir. İkincisi, otel arzı az olduğu için bu oteller karışık olanlara nazaran daha pahalı. Eşim tatili sever, o sebeple o kardeşleriyle filan ayrı gider, ben tatilimi İstanbul’da blogcu esnafıyla geyik yaparak değerlendiririm.

Sonuç, gazeteci hanımları bu konuyu ele aldıkları için tebrik ederim, bence merak etmeye değer, değişen Türkiye’ye ait ilginç bir konudur.

Uzay Terası

FST Ağustos 13th, 2007

muratisler_jetsons.jpgAnkara belediyesi şu ara su sıkıntısı sebebiyle hedef tahtası oldu. Bu konuda eleştirenler tamamen haklıdır. Melih Gökçek pek çoğu lüzumsuz gösteriş işleriyle sağdan soldan borçlanarak uğraşacağına bu işin yatırımını yapsa “belediye çalışanları tatile çıksın, biz de duaya yüklenelim” türü gülünçlüklere gerek kalmayacaktı. Ankara’ya nadiren giderim, bazı kavşak ve geçitlerin yapıldığı dikkatimi çekiyor ama bir zamanlar Ankara’nın sağına soluna büyük heykeller dikeceğini duyup şaşırmıştım. O tarihlerdeki gazetede şöyle şeyler yazıyor:

Ankara’nın beş girişine 50′ şer metrelik dev heykeller dikeceğiz. Birincisi, Samsun istikametine, adı 19 Mayıs Bulvarı olduğu için Atatürk heykeli dikeceğiz.

Heykelin içinde müze, aşağısında kütüphane ve kitap satış noktaları bulunacak. İstanbul yoluna, Fatih Sultan Mehmet’in heykelini dikeceğiz. Hani İstanbul’u fethedemeyip de atını denize sürüşü vardır ya, onun 50 metrelik heykeli. İçerisinde müze, alt kısmında birçok tesis ve sarığının içi de seyirlik teras olacak. Turistler oradan Ankara’yı seyredecek.

Üçüncüsü, Eskişehir yolu, yani Dumlupınar Bulvarı. Bu istikamet Nasrettin Hoca’ya gittiği için kültür sembolü koyalım, dedik. Hocanın, eşeğin üzerine ters binmesine simgeleyen heykelini dikeceğiz. Burası yeni eğlence ve iş merkezi olarak düşünülüyor.

Dördüncüsü de Konya Yolu, yani Mevlana Bulvarı. Oraya da bir semazen heykeli konulacak. İçerisinde en az on kat lokanta olacak. Bu lokantalardan her biri bir yörenin yemeğini sunacak. Şimdiden buna talip olanlar var. Buraların arsası bir milyara satışa çıkacak. Benim için para kazanılması değil, turist gelmesi önemli.,

[…] Esenboğa yolunun sol tarafına heykeller dikeceğiz. Müthiş bir ışıklandırma olacak. Havaalanına gelenler bir ışık gösterisi ve renk cümbüşüyle büyülenecek.

[…]Gölbaşı’nda ise bir kuş adası olacak. Dünyadaki bütün hayvanların kumaştan ya da peluştan yapılmış birer maketinin bulunduğu 30 bin metrekarelik kapalı orman alanı kuracağız. Bu maketler belli noktalarda hareket edecek, orijinal ses çıkaracak. Yanlarında birer minik sinema olacak ve burada ilgili hayvan izlenecek.

Vesaire. Ben Ankara’da yaşamıyorum, bu heykeller inşallah yapılmamıştır, bilmiyorum vaziyet ne. Sadece şu mantığı anlamak zor. Kimin parasıyla ne yapıyorsun, bir sürü borcun olduğu kulağıma geliyor. Nasreddin hoca heykel, müthiş ışıklandırma, havaalanına gelen cümbüşle büyülenecek filan, bunlar nasıl laflar? Sen git baraj islah et, gecekonduları nizama sok. Bu gösteriş merakı niye? Sonra peluş hayvan meselesi bir şaka değilse vatandaş eşşek yerine mi konuyor? Ne kuşu, ne sesi, bir aklı başında insan çıkıp da “yahu sen ne diyorsun, başlatma heykeline, peluşuna, ben böyle projenin içine tükürürüm, hatta imkan olsa başka bir şey ederim” demiyor mu?

Adam ortalık Kerbelaya dönmüş, belediye işçileri izne gitsin diyor. Senelerdir su borularını yenilememiş olacak ki, geçenlerde tazyikli gelen su patlatmış vatandaş “aferin Melih Gökçek Ankara’ya denizi dahi getirdi” diye dalga geçiyor. İşte bu Ankara’nın Keçiören ilçesi belediye başkanı Turgut Altınok da sayın Gökçek’e özendiğinden olsa gerek kule projesine başlamış. Şöyle deniyor:

Estergon Kalesi’nin yanı başında inşaa edilecek Cumhuriyet Kulesi’nin 166 metre yüksekliğinde olacağını bildiren Altınok, şöyle devam etti: ”Ankara’nın simgelerinden biri Türkiye’nin en yüksek kulesi Atakule’ye rakip olacak bir Cumhuriyet Kulesi yapacağız. Başkentin her tarafından görülebilecek ve Ankara’yı görebilecek kulede, sergi salonu, kafeterya, restoran ve seyir türübinlerinin yanı sıra özellikle çocukların ilgisini çekecek uzay görünümünü andıracak uzay terası yer alacak.” Yapımına önümüzdeki aylarda başlanacak projenin, 1.5 yıl içerisinde tamamlanacağını bildiren Altınok, kule sayesinde son yıllarda belediyenin yaptığı hizmetlerle, turizm şehri olma yolunda büyük mesafeler alan Keçiören’in, yeni bir özellik daha kazanacağını kaydetti.

Yahu Keçiören yeni özellik kazansa ne olacak? Önceki özellikleri nedir ki, bir kulesi eksik olsun? Sonra Uzay terası, uzay görünümü nedir? Jetgiller çizgi filmi mi çekilecek? Atakule ile sidik yarıştıracağım diye uzay teraslı kule dikmenin, üstelik de yalakalık olarak samimiyetsizce adını Cumhuriyet koymanın manası var mı? Sonra Ankara’nın simgesi olsa ne olacak, memur ve emeklisinin asık suratla gezdiği, herkesin tuzunun kuru olduğu meymenetsiz bir yer. Ankara keçisi, tavası, birkaç da oynak türkücüsü dışında ne olacak? Bir ara da İstanbul belediyesinin böyle abuk subuk projeleri vardı, ayaklarının biri bir ada diğeri öteki adaya konmuş dev semazen heykeli filan.

İşin içyüzünü bilen, “yanlış biliyorsun, aslı şudur, Gökçek ve Altınok haklıdır” diyen beri gelsin, öğreneyim.

Mesele Abdullah Gül Değil

FST Ağustos 13th, 2007

Şunun anlaşılması lazım, artık cumhurbaşkanlığı için kimin adı geçerse geçsin, Abdullah Gül’ün aday olmaması Türkiye’nin özgürlük yoluna taş koymak manasına gelecektir. AKP’nin başarısında Abdullah Gül’ün adaylığının engellenmesinin önemli bir payı olmayabilir, zaten araştırmalar AKP’nin yüzde 45-50 arası oy alacağını söylüyordu. Abdullah Gül Türkiye’de cumhurbaşkanlığına en uygun aday da değil. Bence kendisi başbakan yahut duışişleri bakanı olarak daha etkili olur. Bunları yarı şaka yarı ciddi burada elli kere yazdım. Abdullah Gül’ün adaylığı ilan edildiğinde de üzüldüm. Tayyip Erdoğan, belki de Arınç Abdullah Gül’ü harcamak istiyor diye düşünceler geçti içimden.

AKP cumhurbaşkanlığı seçim sürecini iyi yönetemedi deniyor, zaten kimi aday gösterse işler bu noktaya gelecekti. Bence tek hata AKP’nin parti içindeki en önemli adamını bu kumarda feda etmesi oldu. Muhtemelen Sami Selçuk gibi özgürlükçü bir emekli memur gösterilse o da sistem tarafından harcanacaktı ama şimdi AKP daha rahat hareket edecek, Abdullah Gül’ü feda etmek zorunda kalmayacaktı.

Bugün gelinen noktada Abdullah Gül aday olmasın, uzlaşarak akmaz kokmaz birini seçelim demek halkın tokadını yiyenlere hak etmedikleri bir ikramda bulunmak, galip iken mağlup duruma düşmek, ilelebet de mağlup olunacağını kabul etmek demektir. İşin başörtüsü ile de ilgisi yok, sanki sıkı AKP’li ama eşinin başı açık başka biri seçilse ceberrut memur zihniyeti açısından bir şey mi değişecek? Bu görev Abdullah Gül’ün üstüne kalmıştır. Bunun yanlışı, doğrusu yoktur,  yorumlar havada kalır.

Ne Abdullah Gül çekiliyorum diyebilir, ne de AKP başka bir aday çıkarabilir. Aksi takdirde eşşekten düşen, halkı hala aşağılamaya kalkan Hürriyet vs. yazarları,  boş korkularla ortalığı karıştırıp rant yemeye çalışan memur ve işbirlikçleri onore edilecek, vatandaşın eli böğründe kalacaktır. AKP Abdullah Gül dışında birini seçerse, uzlaşma adı altında yuları yeniden halk düşmanlarının eline vermiş olur. Evet, halkımız unutkandır, birkaç ay içinde “ne yapalım, Gül olmayıversin, istikrar bunu gerektiriyormuş, hem darbe olsa daha kötü” diyerek kendini avutabilir ama AKP bir daha “biz mazlumuz, bize oy verin” numarasına başvuramayacağından siyasi hayatını tamamlama sürecine girer.

Darbe korkunçtur evet. Ama adice, köpek gibi darbe korkusuyla yaşayıp hergün aşağılanmaktansa bir defa şereflice dik durup Türk tarihinin 100 yıllık askeri vesayet rejimini nihayet olması gereken düzene oturtmak zamanı gelmiştir. Tayyip Erdoğan bakalım bunu becerebilecek mi? Rahmetli Özal’ın meşhur idamlık gömleği hala başbakanlık konutunun dolaplarında duruyor olabilir, bir kontrol etsinler bakalım.

Ha, ille de Abdullah Gül olmayacaksa, benim tercihim “darbe olursa silah kuşanıp sokağa çıkarım” diyen Hasan Celal Güzel’dir. Daha ne diyeyim.

Madem sordunuz, evet öylesiniz

FST Ağustos 13th, 2007

karamurat.jpgHürriyet gazetesinde hep 5-6 isim öne çıkıyor ama Rahmi Turan nedense işin ehli dışında bilinmiyor. Sadece Ekonomi Türk sitesinde seçim çuvallamasına dikkat çekilmişti. Aslında kendisi medyanın eskilerinden. Meşhur olmasının bir sebebi de bir zamanların ünlü Kara Murat çizgi romanının yaratıcısı olması. İşte bu adam bugün Almanlara atfen Türkler IQ’sü düşük geri zekalıdır diyor, arada Aziz Nesin’, filan da işin içine karıştırıyor. Seçim öncesinde 19 Temmuzda şöyle yazmış:

[…] Şimdi, bu pazar günü yine sandığa gidip oy vereceğiz.

Okurlarım “Hangi partiye?” diye soruyor.

Elimiz mahkûm… Ölümü gören sıtmaya razı olur! Hiçbir partiyi beğenmesek de oyumuzu düşüncelerimize yakın birine vermemizde büyük fayda var. İrtica yanlılarına geçit vermek, ufkumuzu daha da karartır, bizi uygar dünyadan koparır.

[…] Bunu ifade ederken herhalde kamuoyu araştırmalarına güveniyor.

Oysa anketlerin büyük bir kısmı aldatıcı. Parayı veren düdüğü çalıyor.

Açık söylüyorum, ben anketlere inanmıyorum. Hiçbiri mantıklı değil. Halkın neredeyse yarısı AKP’ye oy verecekmiş gibi bir hava yaratıyorlar.

Yılların verdiği tecrübe bana, yapılan kamuoyu yoklamalarının çok yanıltıcı olduğunu söylüyor.

Bazı şirketler kasıtlı yapıyor bunu. Bazıları da iyi niyetli olduğu halde, anketörlerinin kurbanı oluyor. AKP’nin alacağı oy oranı yüzde 30′un biraz üstü ya da biraz altı olabilir. İktidar partisinin alabileceği en iyi sonuç budur! Recep Tayyip Bey’i oyuna getiriyorlar, onun vazgeçilmez bir insan olduğu havasını yaratıyorlar!

Biz, uzayda değil bu ülkede yaşıyoruz. Ezilen, sıkıntı çeken, yokluğa itilen halkımızın halini görüyoruz.

[…] 40 yılı aşan bir süredir halkımızın nabzını iyi tuttuğumu sanıyorum. Daha önce de dediğim gibi yanılma ihtimali var ama az… Bu defa da riski göze alıp diyorum ki: CHP ve MHP’nin oylarının toplamı Tayyip Bey’in partisini geçecek. AKP’nin tek başına iktidar olması ihtimali zayıf. Tayyip Bey, sözünü tutup siyaseti bırakabilecek mi? İnanmıyorum ama…

Bir de Fenerbahçenin meşhur başkanı Ali Şen’den bahisle bazı şeyler söylemişti, “Ali Şen’i hepiniz tanırsınız. Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı da MHP’nin oylarını büyük oranda artıracağını düşünüyor, CHP’nin ise oy patlaması yaşacağını iddia ediyor.” diyordu. Rahmi Turan sadece kendisi çuvallamakla kalmamış, koca Ali Şen’i de yazısına malzeme ederek rezil etmiş. Bugünkü yazısında “Afedersiniz, biz aptal mıyız” diyor. Sorduğun için söylüyorum, aynen öylesiniz. Yalnız Ali Şen istisnadır. Kendisi ne kadar uyanık ve işbilir olduğunu çok kere ispat etmiştir. Daha önce bu konuda bir yazı yazarak Ali Şen’i tebrik etmiştim, şu günlerde Fener’in içler acısı haline bakarak bir kere daha hatırlatıyorum.

Rahmi Turan, sana da bir tavsiyem var. Yılmaz Özdil’i de yanına alabilirsin, çıkın bakalım “aptallar, geri zekalılar, bizim yazdıklarımızın tersini nasıl çıkarırsınız, pis herifler, donk donk ediyor kafanız, boş beyinliler” diyerek dolaşın, bu iş plazada hakaret etmekle yürümez. Sen git Kara Murat dergisi çıkar.

Bizim vatandaş da sabırlıymış ha, şimdiye İstanbul’da Hürriyet gazetesinin önünde nümayiş yapıp bu heriflerin derhal işten atılmasının sağlanması gerekirdi. Üstelik nümayişe sadece hakarete uğrayan AKP yandaşları değil, eşşek yerine konup yaz günü mis gibi tatillerinden otobüslerle toplanıp getirilen CHP’liler de katılmalıdır. Ne samimi korkular taşıyan CHP’li vatandaşımız, ne de bu korkuları taşımayan AKP’li insanlar bu tiplerin pişkinliğini çekmeye müstehak değildir.

Seçim öncesi tetikçilik yapan tüm yazarlar deşifre edilip büyük pankartlarla tandoğan, Çağlayan meydanlarında protestolar yapılmalıdır. Tuncay Özkan’dan boşalan kürsüye Tarhan Erdem çıkarılabilir. Böyle bir organizasyonda meccanen görev almak da benim için şereftir.

Genç Siviller mi neydi, onlar organize edebilir.

(Bu arada Rahmi Turan’ın yönetimindeki eski bir gazeteden şu hatırayı da nakledeyim. Toplumdan uzak o ruh hali bugün aynen devam ediyor demek değişen şey yok:

Bu kadar da değil elbette. Bu olay onu geçmişle muhasebeye de götürüyor. Rahmi Turan‘ın yönetimindeki Günaydın gazetesinde çalışırken resimlerin altına yazdığı yalanları hatırlıyor. Tezcan şöyle devam ediyor:

“Günaydın’da 3. sayfa haberleri yaparken Rahmi Turan haberlerin sayfalarını belirlerdi. Sayfa sekreteri verilen haberi alıp başlık atar ve redaktöre verirdi. Redaktör de atılan başlığa göre haberi dizayn ederdi. Bir gün 3. sayfanın sekreteri bana geldi attığı başlığı gösterdi: ‘Patron odaya pantolonsuz girince kendisini pencereden attı’ Bu işyerinde patron tacizine uğramış bir genç kızın intihar haberiydi. Ben o gün bu başlığa güle oynaya yazı yazdım. Ama genç kızı ölüme götüren dramla hiç ilgilenmedim. Çünkü bir fanusun içindeydik. Toplumdan ve insanlıktan o kadar uzaktık ki, bir genç kızın intiharından espri üretmeyi bile beceriyorduk! Sami öldürülünce yaptığım bu ve bunun gibi davranışlar gözümün önünden geçti. Benim mesleki değişimimdeki dramatik dönüm noktası işte bu olaylardır.”

Kapat
E-posta ile paylaş