Archive for Ağustos 22nd, 2007

Neredeyse Ağlayacağım

FST Ağustos 22nd, 2007

3932623.jpgVatandaşa göbeğini kaşıyan kıllı ayılar türü hakaretler eden Bekir Coşkun şu ara mazlumu oynuyor. Bekir Coşkun, Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olmayacak demiş, başbakan da bu tür konuşanlara o zaman çekin gidin, sevdiğiniz adamların memleketinde oturun demiş. Hürriyet gazetesi ve yazarları “yaşasın, başarısızlığımızı örtecek, bizi suçlu iken masum gösterecek fırsat çıktı” diye zil takıp oynuyorlar. Tabii bu noktada ağzından çıkanı kulağı duymayan başbakana ne kadar teşekkür etseler azdır. Başbakan zannediyor ki “nasıl olsa onlar işlerine gelmeyeni İran’a, Suudi Arabistan’a gönderiyorlar, ben de yapsam mahzuru olmaz”. Kazın ayağı öyle değilmiş demek ki. Bugünkü yazısında Bekir Coşkun şöyle şeyler zırvalamış:

[…]Ben bu ülkeyi severim.

Devrek 125’inci alayda askerliğimi yaptım.

Nöbet tuttum.

Mataramı parlattım, potinlerimi kaybettim.

Askerlikten kaytarmak için rapor-mapor almadım.

Bazıları da başbakan Bekir Coşkun’dan özür dilesin filan diyorlar. Önce Bekir Coşkun kıllı ayılardan bir özür dilesin hele, daha sırada başka şeyler var. Zamanında silah üzerine yemin ettikleri ahbapları Emin Çölaşan Hürriyetten göz göre göre kovulduğunda “ne yapayım, kürek mi çekeyim” diye okurlara aptal aptal sorular soracağına neden “bizim de şerefimiz var, Emin yoksa ben de yokum” diyerek ayrılmadın bunun da açıklamasını isteriz.

En son da 22 Temmuza kadar yanlış yönlendirdiğin Hürriyet okurundan seçim sonrası rakamlarla eşşekten düşmüşe dönüp “Özür dilerim, yazdıklarım toptan yalandı, ben hiçbirşey anlayamamışım, kapasitem budur ne yapayım, lütfen affedin” diyerek özür dileyeceğine zeytinyağı gibi üste çıkmanın da hesabını ver bakalım. Emin Çölaşan delikanlıymış, “Özür dilerim, ben uzaylıymışım” dedi, adamı “Hürriyette doğru söz söylenmez kardeşim, ille de yalan söyleyeceksin, pişkinliği de elden bırakmayacaksın” dercesine harcadılar, üstelik hakaretin dozunu arttırmak için Yılmaz Özdil gibi Çölaşan’a çıraklık yapamayacak birini yerine büyük yazar diye lanse ettiler. Silah arkadaşın kadar olamadın. Şimdi zırlıyorsun vatanımı severim, askerde potinimi kaybettim falan. Devrek bastonuyla kovalayacaksın bunları.

Başbakana da bravo, formundan birşey kaybetmemiş. Eski hamam eski tas. Şu heriflerin ağzına malzeme verdi ya, helal olsun. CHP’de “uzlaşma” barutu tükenmişti, şimdi bu saçmalığa sarılırlar, kafamız ütülenir durur. Bakalım, Bülent Arınç ne zaman “durun ben de varım” diyecek.

Yezit

FST Ağustos 22nd, 2007

kanald.jpgBir dizide köpeğe Hüseyin adı verilmiş, Türkiye’deki Şii vatandaşlar da protesto için Kanal D önünde epey nümayiş yapmışlar. Olayı muhtemelen rekabetten dolayı Show TV epey zevklenerek ve uzunca verdi, bir sürü de Alevi, Şii uzmana yorum yaptırıyorlardı. Ben ilk anda halk Kanal D önüne toplandı denince “Elhamdülillah, bir millet uyanıyor, Aydın Doğan’a şikayete giden halk ‘bıktık artık bu karavanacı Kıllı Bekir, Donk Donk Yılmaz türü küfürbazlardan, Emin gitti ama diğerleri neden duruyor’ diyerek nümayiş yapılıyor düşüncesiyle şükür secdesine kapanmıştım ki, kulağıma bu Hüseyin meselesi çalındı.

Ne yapalım, Hürriyet önünde terbiyesiz ve karavanacı yazar nümayişi bir başka bahara kaldı ama şu Hüseyin işindeki protesto bana merhum Kemal Tahir’in ünlü romanındaki bir pasajı hatırlattı. Malum kendisi Yaşar Kemal’in dağa çıkıp devrim yapan eşkiya tiplemesine karşı yazdığı Rahmet Yolları Kesti romanında Çorum civarlarındaki bir Alevi dedesinin yine çoğu Alevi olan birkaç eşkiya tarafından soyulmasını hikaye eder. Eşkiyanın ne kadar adi bir adam olduğunu anlattığı bu roman bana göre Alevilik konusunda da mutlak ele alınması gereken bir eserdir. Öte yandan Kemal Tahir’in ne kadar usta bir mizahçı olduğunu da ehli takdir edecektir.

Uzatmazsak, Rahmet yolları kesti romanında (kitap yanımda yok, mealen yazıyorum)  eşkiya Uzun İskender ve yanındaki iki arkadaşı yağmurlu bir akşam vakti zenginlikte Karun Peygamberle yarışan bölgenin Dedesini soymak için duvarın dibine geldiklerinde İskender “fiyuvt, Yezit, gel oğlum” diyerek bahçedeki köpeği yoklarken, eşkiyanın biri “yahu köpeğin adı Yezit mi?” diye şaşırır. Diğeri de “koskoca dedenin köpeğinin adı Hz. Ali olacak değil ya” diye cevap verir. Daha sonra olaylar gelişir.

İşte böyle, aklıma geliverdi. Kitap yanında olan bakıp tam metin koyarsa güzel olur, benim kitap birinde ödünç gitti.

Halaçoğlu

FST Ağustos 22nd, 2007

halac.gifŞu olanları anlayan beri gelsin. Yusuf Halaçoğlu kırk yıldır resmi ve gayrı resmi yoldan söylenen şeyleri, muhtemelen gerektiği için bir vesileyle anlatıyor, bilir bilmez, anlar anlamaz millet abuk subuk konuşuyor. Adam “bazı” Ermenilerin tehcir zamanında kendilerini kendilerini Alevi Kürt olarak gösterdiğini söylemiş, ki bu bilgi doğru olmak bir yana başka Ermenilerin de can korkusuyla kelimei şehadet getirip sünni Türk olduğu gerçeği de dikkate alındığında eksiktir bile. Öte yandan “bazı” Kürtlerin de aslında Türkmen olduğunu söylemiş, bu da doğrudur ve acayip birşey değildir. Birkaç laf anlamaz çıkmış, efendim Alevilere şunu dedi, Kürtler Türk değildir türü saçmalıyorlar.

Ermenilerle ilgili konu açık, adam can korkusuyla “ne Ermenisi, hamdolsun ben Müslümanım, işte sünnetimi de oldum elhamdülillah” yahut “Canım ne Ermenisi, biz kırk yıldır burada Alevi Kürdüyüz, Allah Padişaha ve İttihat Terakkiye zeval vermesin” demiştir, muhtemelen ben de olsam kışın soğuğunda Irak’a Şam’a sürülüp perişan olmamak, tatlı canı vermemek için öyle derdim. Buna kızıp köpürmeye ne gerek var? Kaldı ki bunu yeni işitenin de cehaletine şaşmak lazım. Yuh olsun. Hele hele “Aleviler Ermeni değildir” türü dava açıp nümayiş yapanın da zekasına şaşarım.

Türkleşen Kürtler meselesinde ise işin bir tarafı aksettirilmiş. Evet, yapılan araştırmalarda Türk olduğu halde zamanla Kürtçe konuşan ve Türkçeyi unutan, tamamen Kürt özelliği gösteren boyların olduğu Ziya Gökalp’ten beri söylenir. Yalnız aynı Ziya Gökalp’in “Kürtleşen Türkler” konunsundaki görüşü veya başkalarının iddiaları nedense dile getirilmez. Yani, sadece Türkler Kürtleşmemiş, bazı Kürtler de Türkçe konuşarak asıllarından ayrılmışlardır. Peki bu anormal midir, niye olsun canım, Anadolu’da kimin ne olduğunu bilmek mümkün değildir, esas olan Hülya Avşar’ın dediği gibi insan olmaktır. Kürtler-Türkler ve Ziya Gökalp konusunda, eskiden okuduğum bir kitabı hatırladım, meraklısı arayıp bulabilir.

Hasılı Halaçoğlu’nun başına gelen geri zekalı bir takım medya erbabı yahut muhbir vatandaş işgüzarlığından ibarettir. Bir tür Atilla Yayla vakası. Adamı linç edecekler boş yere. Ha, Halaçoğlu’nun genel anlamda Ermeni meselesi konusundaki tavrı objektiflikten sapıp resmi devlet tarihçiliğine meyilleniyor ama o farklı mesele. Ben sadece şu konu özelinde konuşuyorum.

(Güncelleme: Şimdi Halaçoğlu’nun konuşmasının tam metnini gördüm. Aralarda epey saçmalamış, mesela PKK, TİKKO konusunda söylediği bilim adamına yakışmaz, desteksiz şeyler. Halaçoğlu eleştirilmeli ama burada benim belirttiğim genellemeci yaklaşımlar dikkate alınarak)

Kapat
E-posta ile paylaş