Archive for Ağustos, 2007

Kapım Hala Açık

FST Ağustos 15th, 2007

221.jpgEmin Çölaşan bu defa gerçekten kovulmuş anlaşılan, Şubat ayında da konu gündeme geldiğinde POAŞ sebebiyle dilini tutması istenen Çölaşan kendisi ayrılmak istemişti, bu defa “büyük yazar” Yılmaz Özdil gelince yılların emektarına kapıyı göstermişler. Tamam kardeşin, kovun bunları dedik ama “biz uzayda yaşıyormuşuz, özür dilerim” deme delikanlılığını gösteren Emin Çölaşan’dan mı başlamak lazım? Zeytinyağı özelliği gösteren Bekir Coşkun, Özdemir İnce, yeni transfer Donk Donk Yılmaz, bunların baş sorumlusu Ertuğrul Özkök filan varken Emin beyi harcamanın alemi ne? Ankara’yı kerbelaya çeviren İ. Melih bin Yezid bakın nasıl gevrek gevrek gülmüş, keyfolmuş:

Gökçek, kararı duyunca çok üzüldüğünü söyledi.

Gökçek, “Ankara’daki amblemli bayrakları yarıya indirdik. Bir hafta süreyle yas ilan ettik” dedi.

Büyükşehir Belediye Meclis üyelerini Kesikköprü Barajı’na götürerek Ankara’ya su taşıyacak proje hakkında bilgi veren Melih Gökçek, basın mensuplarının Emin Çölaşan’ın Hürriyet’teki işine son verilmesi hakkındaki düşüncelerini sorması üzerine, kazandığı tazminatları işaret ederek “Çocuklar topsuz, vatandaş dönersiz kaldı. Ben de gelir kaybına uğradım. Emin Çölaşan’a emekliliğinde başarılar dilerim” karşılığını verdi.

Yaa, işte bu yanlış hamleyle düşmana bayram ettirdiniz. Galatasaray öğrencileri, CEO’lar üzüldü, elleri böğründe kaldı. Sonra Yılmaz Özdil filan Emin Çölaşan yanında nedir, yapmayın, akıl var mantık var. Zırvalamanın bir adabı, küfrün usulü, saptırmanın yolu yordamı vardır. Özdil+Bekir bir Emin etmez, hatadan dönün bence.

Emin bey, sizi nekadar eleştirdiysem de, dost arasında bunlar olur, kapım hala açıktır. Yalnız param yok, olunca size de veririm.

Bir de, BekirCoşkun’un da ayrılmak istediği söyleniyormuş, rivayetler muhtelif ama, doğruysa aman tutmayın kardeşim. Tazminat filan da ödemeniz gerekmez, ne güzel. Bakarsın çorap söküğü gibi giderler. Burada kapım onlara da açık, biraz eğitim de veririm, gül gibi yazar olurlar. Baktım beceremeyecek, sepetlerim, keman çalabiliyor ya, gitsin düğünlerde filan çalsın, iyi para kazanır, milletin kafası da kemanla daha az ütülenir.

Edirne Süleymaniye Camii

FST Ağustos 14th, 2007

cami2.jpgIğdır’da bir cami yapılıyormuş. “Bunda ne olabilir?” diyorsanız şu haberi okuyalım:

Iğdır’da, minareleri Ermenistan’dan görülebilecek yükseklikte, Doğu Anadolu’nun en büyük camisi yapılıyor. Cami tamamlandığında aynı anda 6 bin kişinin namaz kılabilecek.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve vatandaşların desteği ile inşa ettirilen caminin kubbe kısmı 40 metre, minarelerinin toplam uzunluğu ise 101 metre olacak. 2 bin metrekarelik alan üzerinde yapılan ve 2008′de tamamlanacak olan cami, aynı zamanda Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük camisi olma özelliğini de taşıyor. Merkez Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Yancar, caminin Edirne’deki Süleymaniye Cami’nin benzeri olacağını ve minarelerinin Ermenistan’dan görünebileceğini söyledi.

Caminin toplam 5 milyon YTL’ye mal olacağını ifade eden Yancar, ”Caminin yapımı için şimdiye kadar 2,5 milyon YTL harcandı. Toplam maliyetinin 5 milyon YTL’yi bulacağını tahmin ediyoruz. Caminin alt kısmı otopark, gasilhane, kurban kesim yeri, üst kısmında ise müftülük binası, kütüphane ve Kur’an kursu binası bulunacak” diye konuştu.

Bir haberde bu kadar mı muamma olur? Öncelikle, “Iğdır’da Diyanet desteğiyle inşa edilen caminin minarelerin toplam uzunluğu 101 metre ise minare başına 2X+2Y=101 denklemine göre kısa minarenin boyunu hesaplayınız” türü bir ÖSS sorusu oluşturmak mümkün. Gelin bir de Türkçe veTarih sorusu oluşturalım:

Iğdır’da minare toplam uzunluğu 101 metrelik cami yaptıran derneğin başkanı “caminin Edirne’deki Süleymaniye Cami’nin benzeri olacağını ve minarelerinin Ermenistan’dan görünebileceğini” söylemiştir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

a) Minare boyu 101 olamaz, soru çeldiricidir
b) Süleymaniye Camii Edirne’de değil Bursa’dadır
c) Caminin minareleri Ermenistan’dan görülebilecektir
d) Caminin minareleri Yunanistan’dan görülebilecektir
e) Malazgirt Zaferini Kanuni Sultan Selim kazanmıştır

Evet, süre doldu, kalemleri bırakalım. Daha soru çok, mesela Iğdır merkez nüfusu 59.000 imiş, bu şehirde muhtemelen daha bir çok cami vardır, 6.000 kişilik cami biraz büyük olmamış mıdır? Diyanet bu camiye niçin katkı yapıyor, 5 Milyon YTL epey bir para gibi görünüyor, cami 1000 kişilik planlansa da kalan para başka işe kullanılsa olabilir miydi? Caminin altına niçin gelir getirecek işhanı, dükkan vs. yapılmıyor, yapılıyorsa neden bundan söz edilmemiş de müftülük binası, kütüphane gibi şeyler sayılmış?

Bu konuda belki şöyle bir soru genel olarak yöneltilebilir: “Orta boy bir vilayet merkezinde Süleymaniye (veya Selimiye) camii ayarında bir cami yapılması ve bu konuda devletin destek olması üzerine bir fıkra, o da olmazsa deneme yazınız”

Haydi bakalım, herkes lise yıllarına.

Donk, donk

FST Ağustos 14th, 2007

Evet, kesin bu Ertğrul Özkök beni çıldırtmaya çalışıyor. Yılmaz Özdil’e hoşgeldin dediği bir yazı var, aklı başında adamın kafasına bidonla vurup donk donk sesi çıkartası gelir. Bu adamı iyi bir ele almalı, muhtemelen gün içinde olabilir.

Ha Engin Ardıç, dost, büyük, refik, abi, amcamız da Yılmaz Özdil+Bekir Coşkun tarzında bir yazı yazmış, ben epey güldüm, şöyle birşey:

Kolay yazı

Ben…

Bu işin…

Kolayını buldum arkadaş!

Bundan böyle…

Her kelime bir satır.

Köşe doldu mu kaçarım, kralını tanımam.

Bu piyasanın enayisi…

Ben miyim laayn?

Böyle yapıyorlar…

Söyleyecek lafı olmayanlar…

Bir de halk cahil ya,

Kolay okusunlar diye.

Halkın kapasitesini…

Zorlamayalım arkadaşlar…

“Kapasite” diye Frenkçe bir laf ettim,

Ulusalcı olmadı, özür dilerim…

Fakat laga lugayla

Yazı şişirmek ne kadar zormuş yahu…

Kolay olsun dedik

Daha zor oldu!

İçine de bir şey koymak şart,

Hepten bomboş kalmasın.

Fikire benzer bir şeyler lazım.

İşte buldum:

AKP’ye oy verdin, susuz kaldın…

Oh olsun sana,

Göbeğini kaşıyan,

Kısa bacaklı,

Kıllı ayı!

İyi etmişler

FST Ağustos 13th, 2007

aktuelmuhabirleri.jpgAhmet Hakan iki hanım gazetecinin tesettür oteli diye bilinen, tek özelliği kadınlara ayrı havuzu olan ve içki bulundurmayan otellere türbanla girip gözlem yapmasına tepki göstermiş. Arada bir sürü edebiyatın ardından şöyle diyor:

“Memleketin ekseriyetine hitap eden bir derginin, memleketin önemli bir bölümünün ‘yaşam tarzı’na, bu derece dışarıdan, bu derece yabancı bir gözle bakması… Yüzde 47″nin tam olarak anlaşılmamasının nereden kaynaklandığıyla ilgili bir fikir vermiyor mu?”

Ben bir haber sitesinden hanımların macerasını okudum. Gayet güzel yazmışlar, bu da bir Türkiye gerçeği. Niye bozuluyor Ahmet Hakan. Kadınlar bir iftira atmamış, kin, nefret dolu şeyler söylememişler. Bir iki yeri abartmış olabilirler ama geneli iyi olmuş. Ha, casus gibi girmeseler ne olurdu, otele zaten başı, göbeği açık insanlar da giriyormuş ama bunlar muhtemelen bunu bilmiyormuş. Eh öğrenmişler, öğrendiklerini Türkiye ile paylaşmışlar, ne olacak. Ben böyle bir otele gitmedim, gideceğimi de zannetmiyorum. Bunun ilk sebebi yüzme bilmemem ve güneşi hiç sevmememdir. İkincisi, otel arzı az olduğu için bu oteller karışık olanlara nazaran daha pahalı. Eşim tatili sever, o sebeple o kardeşleriyle filan ayrı gider, ben tatilimi İstanbul’da blogcu esnafıyla geyik yaparak değerlendiririm.

Sonuç, gazeteci hanımları bu konuyu ele aldıkları için tebrik ederim, bence merak etmeye değer, değişen Türkiye’ye ait ilginç bir konudur.

Uzay Terası

FST Ağustos 13th, 2007

muratisler_jetsons.jpgAnkara belediyesi şu ara su sıkıntısı sebebiyle hedef tahtası oldu. Bu konuda eleştirenler tamamen haklıdır. Melih Gökçek pek çoğu lüzumsuz gösteriş işleriyle sağdan soldan borçlanarak uğraşacağına bu işin yatırımını yapsa “belediye çalışanları tatile çıksın, biz de duaya yüklenelim” türü gülünçlüklere gerek kalmayacaktı. Ankara’ya nadiren giderim, bazı kavşak ve geçitlerin yapıldığı dikkatimi çekiyor ama bir zamanlar Ankara’nın sağına soluna büyük heykeller dikeceğini duyup şaşırmıştım. O tarihlerdeki gazetede şöyle şeyler yazıyor:

Ankara’nın beş girişine 50′ şer metrelik dev heykeller dikeceğiz. Birincisi, Samsun istikametine, adı 19 Mayıs Bulvarı olduğu için Atatürk heykeli dikeceğiz.

Heykelin içinde müze, aşağısında kütüphane ve kitap satış noktaları bulunacak. İstanbul yoluna, Fatih Sultan Mehmet’in heykelini dikeceğiz. Hani İstanbul’u fethedemeyip de atını denize sürüşü vardır ya, onun 50 metrelik heykeli. İçerisinde müze, alt kısmında birçok tesis ve sarığının içi de seyirlik teras olacak. Turistler oradan Ankara’yı seyredecek.

Üçüncüsü, Eskişehir yolu, yani Dumlupınar Bulvarı. Bu istikamet Nasrettin Hoca’ya gittiği için kültür sembolü koyalım, dedik. Hocanın, eşeğin üzerine ters binmesine simgeleyen heykelini dikeceğiz. Burası yeni eğlence ve iş merkezi olarak düşünülüyor.

Dördüncüsü de Konya Yolu, yani Mevlana Bulvarı. Oraya da bir semazen heykeli konulacak. İçerisinde en az on kat lokanta olacak. Bu lokantalardan her biri bir yörenin yemeğini sunacak. Şimdiden buna talip olanlar var. Buraların arsası bir milyara satışa çıkacak. Benim için para kazanılması değil, turist gelmesi önemli.,

[…] Esenboğa yolunun sol tarafına heykeller dikeceğiz. Müthiş bir ışıklandırma olacak. Havaalanına gelenler bir ışık gösterisi ve renk cümbüşüyle büyülenecek.

[…]Gölbaşı’nda ise bir kuş adası olacak. Dünyadaki bütün hayvanların kumaştan ya da peluştan yapılmış birer maketinin bulunduğu 30 bin metrekarelik kapalı orman alanı kuracağız. Bu maketler belli noktalarda hareket edecek, orijinal ses çıkaracak. Yanlarında birer minik sinema olacak ve burada ilgili hayvan izlenecek.

Vesaire. Ben Ankara’da yaşamıyorum, bu heykeller inşallah yapılmamıştır, bilmiyorum vaziyet ne. Sadece şu mantığı anlamak zor. Kimin parasıyla ne yapıyorsun, bir sürü borcun olduğu kulağıma geliyor. Nasreddin hoca heykel, müthiş ışıklandırma, havaalanına gelen cümbüşle büyülenecek filan, bunlar nasıl laflar? Sen git baraj islah et, gecekonduları nizama sok. Bu gösteriş merakı niye? Sonra peluş hayvan meselesi bir şaka değilse vatandaş eşşek yerine mi konuyor? Ne kuşu, ne sesi, bir aklı başında insan çıkıp da “yahu sen ne diyorsun, başlatma heykeline, peluşuna, ben böyle projenin içine tükürürüm, hatta imkan olsa başka bir şey ederim” demiyor mu?

Adam ortalık Kerbelaya dönmüş, belediye işçileri izne gitsin diyor. Senelerdir su borularını yenilememiş olacak ki, geçenlerde tazyikli gelen su patlatmış vatandaş “aferin Melih Gökçek Ankara’ya denizi dahi getirdi” diye dalga geçiyor. İşte bu Ankara’nın Keçiören ilçesi belediye başkanı Turgut Altınok da sayın Gökçek’e özendiğinden olsa gerek kule projesine başlamış. Şöyle deniyor:

Estergon Kalesi’nin yanı başında inşaa edilecek Cumhuriyet Kulesi’nin 166 metre yüksekliğinde olacağını bildiren Altınok, şöyle devam etti: ”Ankara’nın simgelerinden biri Türkiye’nin en yüksek kulesi Atakule’ye rakip olacak bir Cumhuriyet Kulesi yapacağız. Başkentin her tarafından görülebilecek ve Ankara’yı görebilecek kulede, sergi salonu, kafeterya, restoran ve seyir türübinlerinin yanı sıra özellikle çocukların ilgisini çekecek uzay görünümünü andıracak uzay terası yer alacak.” Yapımına önümüzdeki aylarda başlanacak projenin, 1.5 yıl içerisinde tamamlanacağını bildiren Altınok, kule sayesinde son yıllarda belediyenin yaptığı hizmetlerle, turizm şehri olma yolunda büyük mesafeler alan Keçiören’in, yeni bir özellik daha kazanacağını kaydetti.

Yahu Keçiören yeni özellik kazansa ne olacak? Önceki özellikleri nedir ki, bir kulesi eksik olsun? Sonra Uzay terası, uzay görünümü nedir? Jetgiller çizgi filmi mi çekilecek? Atakule ile sidik yarıştıracağım diye uzay teraslı kule dikmenin, üstelik de yalakalık olarak samimiyetsizce adını Cumhuriyet koymanın manası var mı? Sonra Ankara’nın simgesi olsa ne olacak, memur ve emeklisinin asık suratla gezdiği, herkesin tuzunun kuru olduğu meymenetsiz bir yer. Ankara keçisi, tavası, birkaç da oynak türkücüsü dışında ne olacak? Bir ara da İstanbul belediyesinin böyle abuk subuk projeleri vardı, ayaklarının biri bir ada diğeri öteki adaya konmuş dev semazen heykeli filan.

İşin içyüzünü bilen, “yanlış biliyorsun, aslı şudur, Gökçek ve Altınok haklıdır” diyen beri gelsin, öğreneyim.

Mesele Abdullah Gül Değil

FST Ağustos 13th, 2007

Şunun anlaşılması lazım, artık cumhurbaşkanlığı için kimin adı geçerse geçsin, Abdullah Gül’ün aday olmaması Türkiye’nin özgürlük yoluna taş koymak manasına gelecektir. AKP’nin başarısında Abdullah Gül’ün adaylığının engellenmesinin önemli bir payı olmayabilir, zaten araştırmalar AKP’nin yüzde 45-50 arası oy alacağını söylüyordu. Abdullah Gül Türkiye’de cumhurbaşkanlığına en uygun aday da değil. Bence kendisi başbakan yahut duışişleri bakanı olarak daha etkili olur. Bunları yarı şaka yarı ciddi burada elli kere yazdım. Abdullah Gül’ün adaylığı ilan edildiğinde de üzüldüm. Tayyip Erdoğan, belki de Arınç Abdullah Gül’ü harcamak istiyor diye düşünceler geçti içimden.

AKP cumhurbaşkanlığı seçim sürecini iyi yönetemedi deniyor, zaten kimi aday gösterse işler bu noktaya gelecekti. Bence tek hata AKP’nin parti içindeki en önemli adamını bu kumarda feda etmesi oldu. Muhtemelen Sami Selçuk gibi özgürlükçü bir emekli memur gösterilse o da sistem tarafından harcanacaktı ama şimdi AKP daha rahat hareket edecek, Abdullah Gül’ü feda etmek zorunda kalmayacaktı.

Bugün gelinen noktada Abdullah Gül aday olmasın, uzlaşarak akmaz kokmaz birini seçelim demek halkın tokadını yiyenlere hak etmedikleri bir ikramda bulunmak, galip iken mağlup duruma düşmek, ilelebet de mağlup olunacağını kabul etmek demektir. İşin başörtüsü ile de ilgisi yok, sanki sıkı AKP’li ama eşinin başı açık başka biri seçilse ceberrut memur zihniyeti açısından bir şey mi değişecek? Bu görev Abdullah Gül’ün üstüne kalmıştır. Bunun yanlışı, doğrusu yoktur,  yorumlar havada kalır.

Ne Abdullah Gül çekiliyorum diyebilir, ne de AKP başka bir aday çıkarabilir. Aksi takdirde eşşekten düşen, halkı hala aşağılamaya kalkan Hürriyet vs. yazarları,  boş korkularla ortalığı karıştırıp rant yemeye çalışan memur ve işbirlikçleri onore edilecek, vatandaşın eli böğründe kalacaktır. AKP Abdullah Gül dışında birini seçerse, uzlaşma adı altında yuları yeniden halk düşmanlarının eline vermiş olur. Evet, halkımız unutkandır, birkaç ay içinde “ne yapalım, Gül olmayıversin, istikrar bunu gerektiriyormuş, hem darbe olsa daha kötü” diyerek kendini avutabilir ama AKP bir daha “biz mazlumuz, bize oy verin” numarasına başvuramayacağından siyasi hayatını tamamlama sürecine girer.

Darbe korkunçtur evet. Ama adice, köpek gibi darbe korkusuyla yaşayıp hergün aşağılanmaktansa bir defa şereflice dik durup Türk tarihinin 100 yıllık askeri vesayet rejimini nihayet olması gereken düzene oturtmak zamanı gelmiştir. Tayyip Erdoğan bakalım bunu becerebilecek mi? Rahmetli Özal’ın meşhur idamlık gömleği hala başbakanlık konutunun dolaplarında duruyor olabilir, bir kontrol etsinler bakalım.

Ha, ille de Abdullah Gül olmayacaksa, benim tercihim “darbe olursa silah kuşanıp sokağa çıkarım” diyen Hasan Celal Güzel’dir. Daha ne diyeyim.

Madem sordunuz, evet öylesiniz

FST Ağustos 13th, 2007

karamurat.jpgHürriyet gazetesinde hep 5-6 isim öne çıkıyor ama Rahmi Turan nedense işin ehli dışında bilinmiyor. Sadece Ekonomi Türk sitesinde seçim çuvallamasına dikkat çekilmişti. Aslında kendisi medyanın eskilerinden. Meşhur olmasının bir sebebi de bir zamanların ünlü Kara Murat çizgi romanının yaratıcısı olması. İşte bu adam bugün Almanlara atfen Türkler IQ’sü düşük geri zekalıdır diyor, arada Aziz Nesin’, filan da işin içine karıştırıyor. Seçim öncesinde 19 Temmuzda şöyle yazmış:

[…] Şimdi, bu pazar günü yine sandığa gidip oy vereceğiz.

Okurlarım “Hangi partiye?” diye soruyor.

Elimiz mahkûm… Ölümü gören sıtmaya razı olur! Hiçbir partiyi beğenmesek de oyumuzu düşüncelerimize yakın birine vermemizde büyük fayda var. İrtica yanlılarına geçit vermek, ufkumuzu daha da karartır, bizi uygar dünyadan koparır.

[…] Bunu ifade ederken herhalde kamuoyu araştırmalarına güveniyor.

Oysa anketlerin büyük bir kısmı aldatıcı. Parayı veren düdüğü çalıyor.

Açık söylüyorum, ben anketlere inanmıyorum. Hiçbiri mantıklı değil. Halkın neredeyse yarısı AKP’ye oy verecekmiş gibi bir hava yaratıyorlar.

Yılların verdiği tecrübe bana, yapılan kamuoyu yoklamalarının çok yanıltıcı olduğunu söylüyor.

Bazı şirketler kasıtlı yapıyor bunu. Bazıları da iyi niyetli olduğu halde, anketörlerinin kurbanı oluyor. AKP’nin alacağı oy oranı yüzde 30′un biraz üstü ya da biraz altı olabilir. İktidar partisinin alabileceği en iyi sonuç budur! Recep Tayyip Bey’i oyuna getiriyorlar, onun vazgeçilmez bir insan olduğu havasını yaratıyorlar!

Biz, uzayda değil bu ülkede yaşıyoruz. Ezilen, sıkıntı çeken, yokluğa itilen halkımızın halini görüyoruz.

[…] 40 yılı aşan bir süredir halkımızın nabzını iyi tuttuğumu sanıyorum. Daha önce de dediğim gibi yanılma ihtimali var ama az… Bu defa da riski göze alıp diyorum ki: CHP ve MHP’nin oylarının toplamı Tayyip Bey’in partisini geçecek. AKP’nin tek başına iktidar olması ihtimali zayıf. Tayyip Bey, sözünü tutup siyaseti bırakabilecek mi? İnanmıyorum ama…

Bir de Fenerbahçenin meşhur başkanı Ali Şen’den bahisle bazı şeyler söylemişti, “Ali Şen’i hepiniz tanırsınız. Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı da MHP’nin oylarını büyük oranda artıracağını düşünüyor, CHP’nin ise oy patlaması yaşacağını iddia ediyor.” diyordu. Rahmi Turan sadece kendisi çuvallamakla kalmamış, koca Ali Şen’i de yazısına malzeme ederek rezil etmiş. Bugünkü yazısında “Afedersiniz, biz aptal mıyız” diyor. Sorduğun için söylüyorum, aynen öylesiniz. Yalnız Ali Şen istisnadır. Kendisi ne kadar uyanık ve işbilir olduğunu çok kere ispat etmiştir. Daha önce bu konuda bir yazı yazarak Ali Şen’i tebrik etmiştim, şu günlerde Fener’in içler acısı haline bakarak bir kere daha hatırlatıyorum.

Rahmi Turan, sana da bir tavsiyem var. Yılmaz Özdil’i de yanına alabilirsin, çıkın bakalım “aptallar, geri zekalılar, bizim yazdıklarımızın tersini nasıl çıkarırsınız, pis herifler, donk donk ediyor kafanız, boş beyinliler” diyerek dolaşın, bu iş plazada hakaret etmekle yürümez. Sen git Kara Murat dergisi çıkar.

Bizim vatandaş da sabırlıymış ha, şimdiye İstanbul’da Hürriyet gazetesinin önünde nümayiş yapıp bu heriflerin derhal işten atılmasının sağlanması gerekirdi. Üstelik nümayişe sadece hakarete uğrayan AKP yandaşları değil, eşşek yerine konup yaz günü mis gibi tatillerinden otobüslerle toplanıp getirilen CHP’liler de katılmalıdır. Ne samimi korkular taşıyan CHP’li vatandaşımız, ne de bu korkuları taşımayan AKP’li insanlar bu tiplerin pişkinliğini çekmeye müstehak değildir.

Seçim öncesi tetikçilik yapan tüm yazarlar deşifre edilip büyük pankartlarla tandoğan, Çağlayan meydanlarında protestolar yapılmalıdır. Tuncay Özkan’dan boşalan kürsüye Tarhan Erdem çıkarılabilir. Böyle bir organizasyonda meccanen görev almak da benim için şereftir.

Genç Siviller mi neydi, onlar organize edebilir.

(Bu arada Rahmi Turan’ın yönetimindeki eski bir gazeteden şu hatırayı da nakledeyim. Toplumdan uzak o ruh hali bugün aynen devam ediyor demek değişen şey yok:

Bu kadar da değil elbette. Bu olay onu geçmişle muhasebeye de götürüyor. Rahmi Turan‘ın yönetimindeki Günaydın gazetesinde çalışırken resimlerin altına yazdığı yalanları hatırlıyor. Tezcan şöyle devam ediyor:

“Günaydın’da 3. sayfa haberleri yaparken Rahmi Turan haberlerin sayfalarını belirlerdi. Sayfa sekreteri verilen haberi alıp başlık atar ve redaktöre verirdi. Redaktör de atılan başlığa göre haberi dizayn ederdi. Bir gün 3. sayfanın sekreteri bana geldi attığı başlığı gösterdi: ‘Patron odaya pantolonsuz girince kendisini pencereden attı’ Bu işyerinde patron tacizine uğramış bir genç kızın intihar haberiydi. Ben o gün bu başlığa güle oynaya yazı yazdım. Ama genç kızı ölüme götüren dramla hiç ilgilenmedim. Çünkü bir fanusun içindeydik. Toplumdan ve insanlıktan o kadar uzaktık ki, bir genç kızın intiharından espri üretmeyi bile beceriyorduk! Sami öldürülünce yaptığım bu ve bunun gibi davranışlar gözümün önünden geçti. Benim mesleki değişimimdeki dramatik dönüm noktası işte bu olaylardır.”

Kovun Kardeşim Şunları

FST Ağustos 12th, 2007

ozdly.JPGYılmaz Özdil ilk yazısını yazmış. Marlboro filan birşeyler saçmalıyor. AKP oylarını görünce feleği şaşmış, eşşekten düşmüşe dönmüş anlaşılan. Bakın bazı yerlerde neler var:

BİR NEVİ MARLBORO BUNLAR…AMERİKAN HARMANI. ÜZERİNDE “ZARARLI” YAZIYOR.

[…] E HAL BÖYLE OLUNCA… BEN GÖREVİMİ YAPTIM. UYARDIM. SEN BİLİRSİN KARDEŞ…

KIÇINA SOLUNUM CİHAZI TAKTIKLARI ZAMAN, BENİ HATIRLARSIN… ÇÜNKÜ, BU SAATTEN SONRA, ANCA ORANDAN NEFES ALABİLİRSİN.

[…] Sağolsunlar, öyle bir abarttılar ki anonslarken, zannedersin 3 satırda hayatın anlamını yazacağız! Ben bile kendime gıcık oldum.

Neyse… Durmak yok, yola devam. Dün neysek… Bugün de oyuz. Sevenlere selam olsun… Sevmeyenlerin cehenneme kadar yolu var.

Vay vaay, seni sevmeyen cehennemlik öyle mi? Dün neysen bugün de osun, onu anladık, zira “özür dilerim tüm çarpıtmalara rağmen vatandaş bizi kıç üstü oturttu” diyeceğine o vatandaşa “kıçına cihaz taksınlar da gör” diye akıl vermeye kalkıyorsun. Dün neysen bugün de osun, aynen öyle, kafaya gram birşey girmemiş. Kendine ne kadar gıcık olsan az, merak etme aklı başında olup da sen ve benzerlerinden gıcık kapmayan yok, iyi tahlil etmişsin.

“Çevreye vereceğimiz rahatsızlık nedeniyle şimdiden özür dileriz” başlığını koymuş yazısına. Haşşunu bileydin, çevreye müthiş zarar veriyorsun kardeşim. Git, senin yazmanı filan isteyen yok. Büyük yazar diye şişirenler bilinçli Hürriyet okurunun çapını bildiğinden onlarla dalga geçiyorlar, sakın gerçek filan zannetme ha. Karavanacılar kahvesi gibi dolmuşsunuz Hürriyet gazetesine, insanda biraz yüz olur. “Ulan ne dediysek, ne kadar küfür ettiysek, yalan söylediysek, kelime oyunu yapıp laf çarpıttıysak fayda etmedi, şamarı fena yedik, okurdan özür dileyip köşemize çekilelim” demek yok bunlarda. Surat değil kösele olmuş, kızarmıyor bile. Engin Ardıç diyor ya, düdük makarnaları.

Bak Aydın Doğan kardeşim, sen bunları yeri geldiğinde hükümetlerden avanta koparırım, tetikçinin yüzsüzü makbuldür, diye elde tutuyor, üstüne yenilerini ilave ediyorsun ama koca bir vergi rekortmenine yakışmıyor. Özdemir İnce, Bekir Coşkun, Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan, Tufan Türenç vs. seçim öncesi aylarca yalan dolan ve saptırmayla gazeteni iki paralık ettiler. Ne dedilerse tersi çıktı. Kov kardeşim bunları. Tamamına verdiğin paranın yüzde 10′unu bana ver, sana günde 10 köşe yazısı yazayım. Sırf sevdiğimden söylüyorum, ne de olsa vergi kutsaldır, onun hürmetine.

Özdil’e gelince, çevreye vereceğin rahatsızlığı filan bırak şimdi, ondan şüphe ettiğimiz yok, zarar vereceğin kesin, geçmişteki kafa ütülemenin hesabını ver bakalım. Özür bekleyen bir okur kitlesi var, bak Emin Çölaşan’a “bilememişiz, özür dilerim, ben uzayda yaşıyormuşum” diye medenice özür diledi. Üste çıkmaya kalkmasan iyi edersin.

Büyük yazarmış. Yahu güldürmeyin adamı.

(Herif iyice azıtmış, bugünkü yazısında boş kafalılar, kafanıza vurunca donk donk eder, gidin doldurun filan diyor.)

Savcılar Göreve, Nerde Bu Devlet!

FST Ağustos 12th, 2007

0416-alaska-frigo.jpgKaçak kuran kursu ve kaçak matematik kursu davasında gözden kaçan bir noktayı yakalamış durumdayım. Peki internet blogcuları ve forumcularını ne yapacağız? Misal ortalıkta bir sürü yemek eğitim sitesi var, bunların hangisinin kaymakamlıktan, milli eğitimden, maliyeden, belediyeden, çıraklık eğitim merkezinden, aşçılar ve fırıncılar odasından izni var?

Misal şurada alenen frigo nasıl yapılır eğitimi verilmiş ama denetleyen kim? Ya yapılan eğitim sonucu öğrenci ev hanımının biri evinde denerken frigoyu tutturamaz ve kocası ile arası açılırsa ne olacak? Blogcu arayı düzeltmeye kefil mi? Sonra ben pişirme sürecine baktım, herşeyi kaynatın diyor. Yani tehlikeli bir iş. Ya şuna ne demeli? Yemek tarifi adıyla irticai cağrışımlar yapılmadığını kim ileri sürecek? Sırf yemekçiler mi, al bunlar da var. Alenen eğitim veriliyor, üstelik google reklamı için başvuru yapan da var. Hani bunun vergisi? Bir de ekonomi dersi verenler var, utanmadan gelirlerini ilan da ediyorlar. Bunlar hepten yüzsüz. Biri bunları denetlemeyecek mi? Anarşiye kim dur diyecek?

Devletin yasası açık. Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 17. maddesine göre ‘her yerde yapılan eğitimin denetiminden ve gözetiminden Milli Eğitim Bakanlığı’ sorumlu deniyor. İşte buradan hedef gösteriyorum. Bütün yemek tarifi, dantel, örgü, ekonomi, matematik, tarih, futbol, sinema, ingilizce, karete blogları insanlara bir şey öğretiyor. Üstelik de hiçbirinin sitesinde “Milli Eğitim Bakanlığınca İzinlidir”, “Ankara Çıraklık Eğitim Merkezi Onaylıdır”, “Çankaya Aşçılar, Bakkallar ve Kasaplar Odasınca Yetkili Kılınmıştır” yahut “Sağlık Bakanlığı ve Bizim Yağ Bu Siteyi Önerir, Kolestorele İyi Gelir” türü yazılar da yok.

Ben halkın sağlığını tehlikeye attrımam arkadaş. Ya bu izinler alınacak, ya da bloglar kapatılacak. Bak Ali Nesin kanuna karşı geldi, “kardeşim parası neyse, cezasıyla, faiziyle ödeyelim, etmeyin, bilemedik” diye ağlıyor ama devletimiz dimdik ayakta, kendisini süründürüyor. Aynı tavizsiz duruşu isteriz, kanunsa kanun. Savcı, hakim, mübaşir, katip, müstahdem, tüm adliyeyi göreve çağırıyorum. Kaçak eğitim pervasızca sürüp gidiyor.

Devletin sopası olmadan blogcular adam olmayacak, orası anlaşıldı artık.

(Bu arada milli eğitimin meşhur temel kanunu da şurada, her maddesinden ibret alabilirsiniz)

Meclis Başkanı “Köktan”

FST Ağustos 12th, 2007

Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın ve makamının pek ciddiye alınmadığını düşünüyorum. Aslına bakarsanız ben de o kanaatteyim, hatta geçen ingilizce basılan bir Türk gazetesinde baktım, “speaker” seçilecek deniyor. Meclise hoparlör alındı gibi bir şey midir, nedir. Neyse Haberx sitesi de Köksal Toptan ismini kısaltıp “Köktan” diye birşey icat etmiş. Kötü mü olmuş, tasarruf açısından hayır ama bazıları bu tür şeyleri ciddiye alabilir, haberleri olsun. Ha, bir de haber içinde “Köksal” kelimesini soyisim olarak da kullanmışlar. Hata bir değil yani.

kotan.JPG

« Prev - Next »

Kapat
E-posta ile paylaş