FST 11 Eylül 2007
Bir süredir seyahatteydim, dönüşte yorumcu arkadaşımız Recep’in ilginç bir notuyla karşılaştım. Konunun önemini tam kavrayamadım ama koca Milliyet gazetesinin anlı şanlı bir yazarı iki noktaya işaret ettiğine göre bir benim çözemediğim birşey vardır dedim. Milliyetteki köşe yazısında vurgulanan iki konunun biri Atatürk’ün dansa verdiği önem, diğeri ise çıplaklığın çağdaşlaştırıcı etkisine dair. Şöyle deniyor:
Ankara’daki 30 Ağustos resepsiyonunda Genelkurmay Başkanı’nın dansa kalkması, Başbakan’ın kalkmaması, Baykal’ın dans etmem demesi gazetelerde epey yer işgal etti.. Atatürk, dansı çağdaşlığın gereklerinden sayardı.. Yalnız elitlerin değil, halkın da dans etmesini isterdi. O kadar ki..
1936 yılında bir yaz akşamı Büyükada’ya uğrar. Splendid Otel’e gidilir. Halk otelin önünde toplanır. Terasta müzik çalmaktadır. Topluluğun içinde siyah dekolte elbise giymiş, uzun boylu, dolgun vücutlu çok güzel bir Rum kadını da vardır. Atatürk yanında bir erkek de bulunan bu kadını dansa davet eder. Uzun boylu, babayani kılıklı, sırtında küfesiyle bir kavuncu da seyirciler arasındadır… Ata’yı hayretle izlemektedir. Gerisini Atatürk’ün uşağı Cemal Granda’nın anılarından okuyalım:
Rum kadınıyla dansını bitiren Atatürk, gözüne çarpan sakallı kavuncuya eliyle işaret ederek yanına çağırdı…
Kavuncu birden kendini pistin ortasında buluverdi. Ne olduğunu anlayamadan etrafına şaşkın şaşkın bakıyordu.
Atatürk kavuncunun sırtındaki küfeyi çıkardı. Sonra Rum kadınına kavuncuyla dans etmesini söyledi. Kadın çok güzel dans ediyordu… Pejmürde kıyafetli kavuncuysa hayatında hiç dans etmemişti. İkisinin birbirine sarılarak dans edişleri görülecek şeydi. Dans bittikten sonra Atatürk ellerini çırparak:
- Bravo, bravo dedi, çok güzel dans oldu…”
Atatürk yaşasaydı… Bugün herkes dans ederdi.
Dolgun vücutlu olduğu da vurgulanan Rum kadınıyla “babayani kılıklı”, pejmürde kıyafetli, sırtı küfeli kavun satıcısının dansı bence de ilginç olmuş. Biraz düşündüm de, dansı çok iyi bilen Rum kadınına sarılan pejmurde ama babayani kavuncu hikayesinden ancak şu sonuç çıkarılabilir: “Atatürk Yaşasaydı… Bugün herkes dans ederdi”. Ah, hayret! Melih Aşık da bu neticeye varmış, demek aklın yolu birdir. Atatürk’ün bu çok önem verdiği aktivite günümüzde icra ediliyor ama maalesef eskiden olduğu gibi devlet memurları bu işe önem vermiyor. Benim tanıdığım birçok memur bırakın dans etmeyi bilmeyi, en iyisinden düğünde dahi iki göbek atamıyor.
Üstelik şimdiki danslar eskiye göre şekil değiştirmiş, buz üstünde kayılırken icra edilen türleri filan var, bir ara konu etmiştik. Elbette şimdi de pejmurde bir kavuncu ile dolgun bir hanım buz üstünde kıvrak hareketler yapsalar seyrine doyum olmazdı ama genelde bu tür kompozisyonlar ancak benim gibi yaratıcı fikir sahiplerinin aklına geliyor. Bu konuyla aslında bağlantılı olan, yani çıplaklıkla çağdaşlığı bağdaştıran bir görüş de yazıda konu edilmiş, şöyle deniyor:
Bu sefer de Kemer’de bir heykel tartışması başladı. Kentin ortasına yerleştirilen “Aşk” adlı heykele AKP İl Başkanı Zafer Yaman tepkili! Kaldırılmazsa heykeli vatandaşların zorla kaldıracağını söylüyor. CHP’li Belediye Başkanı Hasan Şeker ise heykeli orada tutmakta ısrarlı. Araya Antalya Valiliği girmiş. Heykelde sanat değeri bulmazsa kaldıracakmış.
Resim ve heykel olmadan insanın sanat ve estetik duyguları gelişmez. Toplumların eğitimi, kültürü, tarihi güdük kalır. Geçmiş bilinmez, geleceğe taşınamaz. […] Bir tarihte St. Petersburg’da Aydın Boysan’la “Yaz Bahçesi”ni gezmiştik. Büyük Petro’nun şehri kurarken yaptırdığı bahçede çoğu çıplak 79 heykel vardı. Aydın Boysan demişti ki:
Çocuklar bu heykellere bakarak yetişirse sanat terbiyesi alır. İnsanı tanır. Kadına bakmayı öğrenir. Kadın vücudu görmeden büyüyen çocuk kadın açı olur…
Atatürk sanattaki çıplaklığa karşı toplumun ve bağnazlığın direncini kırmak için olacak… 1929′da Ankara’da bir sergiyi gezerken gördüğü Namık İsmail’e ait çıplak tablonun bir din kuruluşu tarafından alınmasını tavsiye etmiştir…
1867 yılında, Padişah Abdülaziz’in Avrupa gezisine katılan Ömer Faiz Efendi, günlüklerinde Paris sergisinden şöyle söz eder:
Sergide bilhassa kadınlara ait çıplak heykeller… mevcut idi. Bizler bunlara kaçamak gözlerle amma Frenklerden daha büyük alaka ile bakıyor idik. Beraber bulunduğumuz İmamı Sani Hasan Nami Efendi hazretlerine yavaşça sordum:
- Efendi hazretleri bunlara bakmak haram mıdır, günah mıdır, mekruh mudur, mubah mıdır. sevap mıdır?”
Ülkemizde sorunun cevabı 2007 yılında hâlâ aranıyor…
Evet, bu da önemli bir konu. Yalnız Antalya’lı yetkilileri anlamak zor, zaten bilen bilir, Antalya’da kapalı giyinen hanım bulmak kolay iş değildir, heykele kafayı neden takmışlar, hayret. Antalya’yı bırakın geçenlerde İstanbul’daydım, bulunduğum çevrelerde hanımların ille de göbeği açık bırakan daracık tişörtler giyme gayretlerini özgürlük adına takdirle izledim. Yani olayı izledim, tefekkür gibi, yanlış anlaşılmasın. Bir iki sohbette de mecliste geçenlerde dilime doladığım, kocasının başka vukuatları da ortaya çıkan “neşeli” hanım lehine “efendim, nedir o tayyör, erkek gibi mi gezecekler” fırçası yedim. Halbuki ben prensip olarak açıklıktan yanayım, zihin açıklığı, özgür düşünce iyidir.
Çıplak bir kadın resminin bir din kuruluşuna tavsiye edilmesi gerçeği de ilginç, üzerinde duramayacağım ama çocukların çıplak kadın açlığını gidermek için heykele bakmaları tavsiyesini biraz zorlama buldum. Heykele ne gerek var, en mütevazı anadolu şehrinde dahi bir çocuk sokakta iki tur atsa, evde bir iki dizi, reklam izlese, internette biraz takılsa açlığını fevkalade giderebilir. Osmanlı heyetine gelince, Osmanlı devlet erkanı gibi haremin, gece hayatının kompedanı bir kesimin Fransa’da iki heykele yan gözle bakmasını büyütmemek gerekir. Olsa olsa gavur karısı böyle olur herhalde diye ilgi göstermişlerdir. Peki ben ne sonuçlar çıkarıyorum?
1-Sanatta çıplaklığa karşı bağnazlık eskiden beri kırılamamıştır, binaenaleyh bazı dini kurumlara çıplak resim asılması, cami önlerine çıplak kadın heykeli dikilmesini münasiptir.
2-Çocuklarınızı çıplak kadın resimlerinin ve heykellerinin olduğu müzelere götürün, mümkünse St. Ptersburg’a gidin, çocukları da gezdirin
3-Batı ülkelerinde çıplak kadın heykeli görerek büyüyenler insanı tanımaktadır, cinsel açıdan da toktur.
4-Antalya’da çıplaklık yoktur, heykel oranın ahlakını bozmaktadır
5-Dans etmeyen Baykal’ın gizli din taşıyıp MHP erkanı gibi aslen AKP’li olup olmadığı araştırılsın, icbında CHP’den ilişiği kesilsin
6-Dolgun, dekolteli Rum kadını gören var mı? 6-7 Eylül olaylarından beri kayıp deniyor.
7-İyi kavunun kilosu bizim buralarda 25 kuruş civarında, haberiniz olsun
8-Dans etmek iyidir, buzda ise dikkatli olmak lazım
9-Çıplak kadın özgür ve çağdaş kadındır, aman bu felsefeyi özellikle genç kadınlar açısından zedelemeyelim (Bir grup erkek)
10-Çıplak erkek heykeli neden az, ayrımcılığa hayır, ben böyle sanatın içine…
(Konuyla ilgili bir diğer yazı için: Çağdaş Bir Sınır Kentinde, bu arada günümüz kavuncusu işleri epey ilerletmiş: Kavun ve İnternet Şu da var: “Antalya’da, amatör heykeltraş Fedai Bircan’ın kendi nü (çıplak) heykelini cinsel organı ‘abartılı’ yapınca ortalık karıştı” devamını siz okuyun artık.)
Popularity: 19% [?]