Şaşırmayın, yağmaya siz de yetişin
FST 5 Eylül 2007
AKP iktidara daha güçlü geldi, cumhurbaşkanı seçimi beklenen mecrada gerçekleşti, muhafazakar ve demokrasiye ısınan kesimde bir keyiflenme, herşeyin iyiye gittiğine dair bir inanç alenen izlenebiliyor. Genel anlamda iyiye gidişe zaten itiraz etmiyorum, kendi ölçülerime göre iyiye iyi, doğruya doğru demekten de kaçmam. Lakin bazı saf AKP yandaşı dostlarımız “AKP=Hatasızlık” çizgisinde olduğundan geçen yıllarda sıkça medyaya yansıyan AKP milletvekillerinin yazılı, sözlü torpil taleplerini şaşkınlıkla karşılıyorlarmış.
Hayır şaşırmayın. Bakın bakalım çevrenize, bir sürü AKP’ye oy vermiş kendi halinde sevinen, televizyon karşısında Abdullah Gül için 101 pare top atılmış diye göyaşlarını tutamayan garibanlar yanında AKP il ve ilçe teşkilatlarının, belediyelerinin, Meclisin kapısında sabahlayan, oğlunun, kızının, akrabasının tayinini canının çektiği yere yaptırmak için kural ve nizam tanımayan, en yakın ahbabını, akrabasını çiğneyenleri de göreceksiniz.
Beş para etmez öğretmenler Milli Eğitim müdürlüklerinde şube müdürü, okullarda müdür yahut yardımcısı oldular, kamu bankalarına, TSE vs. özerk tüzerk kurumlara eş, dost, partidaş, yandaş, ahbap dolup kaldılar. Bu atamalarda liyakat dışında tüm kriterler dikkate alınmıştır, ona şüpheniz olmasın.
Peki lafta “elhamdülilllah müslümanım” diyen bir adam başkasının hakkını yiyeceğini bile bile kendi kızının öğretmenlik tayinini şehir merkezine aldırmayı içine sindirebilir? “Aman ağacımın dalı komşunun bahçesine sarkmış, kul hakkı mı geçer” türü lafları ağzından düşürmeyen bir güruh nasıl olur da “bizim oğlanı şuraya alıverin” diyerek aslında oraya alınması gereken bir başka şahsın ekmeksiz kalmasını umursamaz bile? Demek ki özde değil, söz de haklının, doğrunun yanındalar. Müslümanlık dedikleri şey de üç beş boş slogan ve şekil gösterisinden ibaret hale gelmiş. Başbakan geçenlerde şöyle demiş, epey güldüm ama acı acı:
“AKP döneminde suistimal, kayırma, partizanlık son buldu. Bazıları ’Dayısı, torpili olan işe alınıyor’ diyor. Bizim kitabımızda bunlara yer yoktur. Hiçbir milletvekili arkadaşım, bakanlarıma veya başka bir yere gidip, ’Yeğenimi işe al’ diyemez. Karşısında ilk bulacağı kişi Başbakan Tayyip Erdoğan olur. ’Hamili kart yakınımdır. Gereği yapıla.’ Bunlar artık tarihe karıştı. Hamdolsun ceplerimizde bizim artık bu kartlar yok..”
Mecliste kendisi gruba hitap ederken partisinin genel sekreteri başbakanın konuşmasını başçavuşun beygirinin yellemesi düzeyinde dikkate aldığından olacak bakana hitaben bir kağıda şöyle yazıyormuş meğer:
“… Doğan’ın TSE’de Genel Sekreter Yardımcısı veya Bakanlığınıza bağlı bir uygun görevde değerlendirilmesini bilginize sunarım”
Daha neler var. Hatta geçenlerde milletvekili kardeşinin Milli Eğitimde nasıl yükseldiği de anlatılıyordu, milletvekili “haberim yok” diyerek eğlenmemizi sağlamıştı. Başbakan da ortaya konuşuyor, esip gürlüyor, yahu şu sözlere senin partiyin genel sekreteri, bakanı gülüp geçiyor, vatandaşı enayi yerine koymaya kalkmanın alemi var mı? Sıkıysa İdris Naim Şahin’i görevinden al, iş takibi yapan, devamsızlık eden milletvekillerinin maaşlarından kesmeye kalk. Adamı anasından doğduğuna pişman ederler. Milli Eğitim müdürlüklerinde ne işler döndüğünü bakanınız iyi bilir, gidin ona sorun, hemşehricilik, particilik, ahbaplık dümeni aynen devam etmektedir. Alt kademe memurlar kasabalarda, ilçelerde, illerde ne ciritler atıyorlar, duyanın aklı şaşar. Partizanlık bitmiş falan filan. Geçin bunları, varsa diyeceğiniz anlamlı birşey onu söyleyin.
Ha, bu iş AKP’ye mahsus değil diyebilirsiniz, öyle de bana ne. Aleviler, ateistler, tarikatçılar, Fethullah hoca ekibi vs. fırsatı bulan devlet dükkanını yağmalıyor, hepsine kolaylıklar dilerim. Sadece “yahu AKP bunu nasıl yapar” saflığında olan varsa bildireyim dedim. Devlet dükkanı tüm imkanlarıyla yağmaya açık tutuldukça bu iş sürecektir. Devletin malı deniz meseli boşa uydurulmuş birşey değildir.
Bir de başbakan meclise devam etmeyenlere gürlemiş, Meclise geleceksiniz, işiniz bu demiş. Milletvekilleri bayağı gülmüşlerdir. Yahu adam 8000 YTL aylığı kapmış, sınırsız sülalesine sağlık hizmeti bulmuş, otuziki dişine implant kaplatıyor, yan gelip yatmasın da ne yapsın. Yanına da boşgezen yandaşlardan danışman diye 2000 YTL maaşlı birini alıyor, bir de uluslararası gezi imkanı olan komisyona aza yazılıp uyuklamaya başlıyor, başbakan boşa atıp tutsa ne yazar. Varsın azarlasın, ben dümenime bakarım demeyip ne yapacak. Memura cenabı Allah’tan başkasının gücü yetmez, o da herifin ya da kadının canını aldığında tecelli eder.
Uyanalım efendim, esas kötü devlete bu imkanları veren, köpekleri salıp taşları bağlayan, meclise kendi maaşlarını arttırıp 2 senede emekli olma hakkı tanıyan üçkağıt yasalarıdır. Anarşist olun demiyorum ama eşşek de olmayın, sırtınıza semer vurdurmak istemiyorsanız elbette. Bu adamları zincirle bağlamazsanız, siz 101 pare top atışıyla ağzı açık budalaya dönmüşken demokrasi numarasıyla donunuza kadar alırlar. İşe yarar görürlerse onu da alırlar.
Ha, bir imkanınız varsa derhal yağmaya koşun, bak ona bir şey demem. Ama sakın “nasıl olur, işi ehline verelim lafına ne oldu, din, iman, insanlık” diye gevezelik etmeyin, mal biter ortada kalırsınız.
Başbakana da selamımı söyleyin, hamili kart yakinidir.
Popularity: 18% [?]
- Siyaset
- Yorum(69)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Aklima hemen iki kelam-i kadim geliyor..
Birincisi, ‘vatan dogdugun yer degil, doydugun yerdir’.. Bu eger dogruysa, vatanin sahibi de ‘karninin doymasini saglayan’ oluyor…
‘Genel anlamda’ iyiye gidisten ne anladiginizi cidden merak ediyorum. Sayet, secilmis birkac ekonomik gostergeden bahsetmyeceksek, genel anlamda iyiye giden nedir sizce? Hazirlanmakta oldugunu mustalandigimiz ’sivil anayasa’mi? Sivillerden gizlenerek hazirlanan sivil anayasa mi?
Sunun adini niye koymuyoruz? Buralarda ‘genel anlamda iyiye gidis’ dediginiz sey, ulkeye giren sicak paradir. Bu sicak para hepimizi (tuzu zaten kuru olanlari kastediyorum) isittigi muddetce, birbirimize iyiye gidis masallari anlatmaga devam edecegiz. Yani, ulke ekonomisi, dunya siyaseti elverdigi surece, ‘iyiye gidis’ler yasayacak…
Ulke ekonomisindeki iyiye gidisin de hamisi dunya siyaseti.. yani, ‘karninimizin doymasini saglayan’lar..
Yazinizin geri kalan kisminda ‘musluman’ temasi yogun oldugu icin sormak isterim: ‘Gavurun ekmegini yiyen kilicini sallar’ sozunu bu baglamda nereye oturtabiliriz. Ya da, ayni baglamda, kimler oraya ne kadar oturuyor sizce.
Saskinlk yasayanlar sadece onlar olsa.. Bendeniz de, izninizle, ‘bazı saf AKP yandaşı dostlar’iniza benzer sekilde, yazinizin geri kalaninda gordugum, buram buram RTE’nin hatasizligina isaret eden ifadeleriniz yuzunden saskinliklara ducar olmus durumdayim.
Aklima, o cocugun sorusu geliyor: “Annecigim, madem Batman o kadar akillidir; nicin donunu pantolonunun uzerine giyior?”
Hamil-i kart –tarifi geregi– porsudu, ya da porsumek uzre.. Hamil-i taze, yakinda, gundeme otururacak bence. Animal Farm oyle gerektiriyor cunku.
“o da herifin ya da kadının canını aldığında tecelli eder.”
bundan o kadar emin olmayın ,geç alabilir süründürebilir de …….vs
aslında yazının genel çizgisine katılıyorum ama biraz fazla sert gibi geldi bana , “yağmaya koşun…” hani bu memleket yağma görmemiş olsa neyse de yağmanın alasını şurda 5-6 yıl önce yaşadık
hani her AKP milletvekili , 81 il ve bilmemkaç ilçe başkanı , kişi başına 100 kişiyi yerleştirseler nolur ?
2001′in yanında devede kulak değil pire kadar hükmü var
ki ben 5-10 kişinin yaptığı karşılıksız yağmaya tercih ederim nede olsa kötü de olsa bir iş çıkaracaklar değil mi o adamlar ?
ha bu yazdıklarım ne o kağıdı yazan adamın öküzlük katsayısını düşürür ne de cevaz verdiğim anlamına gelir.
ben açıkçası AKP döneminde yapılan her 100 kayırmanın 90′ının eş-dost-akraba kayırması olduğunu düşünüyorum , olsa olsa %10 u parti-ideoloji kayırmasıdır
(ideoloji derken , dindar , muhafazakar , sağ cenah anlamında )
eğer %90′ı parti-ideoloji kayırması olsaydı açıkça söyleyeyim çok çok gözebatan-öküzce bir atama olmadıkça şikayet etmezdim ,şimdiye kadar atanmayanlara saysınlar der geçerdim , ne de olsa bu cenah alacaklı sayılır…….
efendim malum 9/2 ‘lik 367 tahminin tutması kimin alcaklı kimin verecekli olduğuna da en büyük delil sayılır .
Fethi Bey’in söylediklerinin bir kısmına üst tabaka memuriyetler için katılırım.
Ama alt tabaka memuriyetlerde KPSS sistemini yakinen biliyorum. Ecevit’in kurduğu, zamanında MHP’nin “ille mülakat da olsun” dediği ama Ecevit’in kabul etmediği, bu sebeple de ÖSYM’nin sınavı ile açıktan memur atama sistemi(KPSS) aynen muhaza edildi. Özelleşmiş yetenekler isteyen bazı kadrolar hariç hmulakat yapılmıyor.Öğretmen atamaları da aynı sistemde.
“Yahu bunda da torpil vardır/olur muhahakkak” diyenler olur ama benim tanıdığım ve gerçekten puanı yüksel olan ve aranan şartları da tutan birçok kişi hiçbir torpil girişiminde bile bulunmadan KPSS sınavı ile memuriyete yerleştiler. Hatta içlerinde azılı İP’li, arabasının kaputuna üç hilal işleyecek kadar MHP’li olanlar vardı.
Eski ile karşılaştırınca muazzam fark var sadece bu yönden. Ha şu oluyor, KPSS ile belirli bir il müdürlüğüne atananan memur, işini ayarlayıp o il sınırları içinde istediği yere gitmeye çabalıyor, tamam. Keşke bu da olmasa ama eskinin bir faxla direk memur atandığı günleri ile karşılaşıldığında bu hiçbirşeydir.
Yiğiti öldürelim ama hakkını da verelim. Bu işte yiğitlik aslen Ecevitedir ama istese değiştirebileceği ve siyasi olarak kullanabileceği iyi bir hamleye dönüştürübileceği sistemi muhafaza eden Erdoğan’a bunu haketmekte.
Ben sadece, yazıyla ilişkilendirilebilecek kadrolaşmaya (o da alt tabaka memur) değindim, diğer konularda büyük oranda hem fikir olmakla birlikte yine de şimdi izah edecek vaktimin olmadığı şerhlerimin olduğunu, ayrıca 1990-2002 yıllarını yaşamış ve neler döndüğünü, bu tezgahların ülkeye kaça malolduğunu görmüş/hissetmiş birisi olmak gibi sebeplerle yazıyı gereğinden sert bulduğumu belirtip sıvışayım.
Not: ideolojik bir yorum değil.
Suat Bey,
“ayrıca 1990-2002 yıllarını yaşamış ve neler döndüğünü, bu tezgahların ülkeye kaça malolduğunu görmüş/hissetmiş birisi olmak gibi sebeplerle yazıyı gereğinden sert bulduğumu belirtip sıvışayım.”
Siz de AKP’lilerin argumanına sarılmışsınız. Ama eskiden de böyleydi hatta daha kötüydü diyerek, bugün yapılan kayırmacılığı savunma argumanı. Bu millet hiç adil davranılmayı hak etmeyecek mi Allah aşkına?
Vadinin Bozkurdu da farklı, rövanşist bir bakışla olaya yaklaşmış.
“eğer %90′ı parti-ideoloji kayırması olsaydı açıkça söyleyeyim çok çok gözebatan-öküzce bir atama olmadıkça şikayet etmezdim ,şimdiye kadar atanmayanlara saysınlar der geçerdim , ne de olsa bu cenah alacaklı sayılır…….”
Bu zihniyet değişmedikçe daha çok birbirimizi yeriz.
Bu gidişle benim gibi KPSS den 94 puan almış olan, AKPli olmayan insanlar çok sürünür.
Ruhittin Sönmez’in şu yazısındaki “sayılı nefes” uyarısını eline ciddi (!) fırsatlar geçen, dini duyarlılıklar, din ve vicdan özgürlüğü vadeden politikaların sahiplerine hatırlatmak gerekiyor.
Şu yoruma katıldığım için buraya alıntı yapıyorum:
İnsanlar sadece yoksulluk, yalnızlık, hastalık gibi sıkıntı verici durumlarla değil, makam-mevki, şöhret, zenginlik ve güzellik verilmek suretiyle de imtihan edilirler. Bu tarz bir imtihandan başarıyla çıkanların oranı belki de birinci gruptakilerden daha düşüktür.
Zaman zaman ahirete inandığını düşündüğümüz, ancak bu inancı kuvvetli bir iman derecesinde olmayan, makam ve şöhret sahibi kişilerin şahsi menfaatlerini, vatan ve millet menfaatine tercih ettiklerine ve hatta millete ihanet ettiklerine şahit oluyoruz. Bazılarının namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getirdiği halde, hırsızlık, yolsuzluk, devlet malını haksız yere ele geçirme gibi ağır suç ve günahlara bulaştığını görebiliyoruz.
Bu durumda olanların dışa vuran dindar kimliği sebebiyle, bizzat dine ve dindarlara olan güven duygusunu yıktıkları için, aynı suçu işleyen inançsız kişilere nazaran daha fazla günahkâr oldukları kanaatindeyim.
Milletin emanetini “sayılı günler süresince” tevdi ettiği siyasilerin ve bütün kamu görevlilerinin, muhatap oldukları çetin imtihanda başarılı olmasını diliyorum.
“KPSS den 94 puan almış olan, AKPli olmayan insanlar çok sürünür.”
Sence ben yalan mı söylüyorum?
Sanırım sen üniversitede okuyordun. Eğer böyleyse sınava lise mezunu olarak girmiş olman gerekir.
Ve eğer KPSS’den 94 puan aldığın halde halen bir yere giremediysen
1) ya tercih yapmayı bilmiyorsundur
2) ya lise mezunları için açılan kapıcı, şöför, mübaşir vs gibi kadroları beğenmediğin için yazmamışsındır.
3) Ya da liseden çıktığın okul meslekidir, ara eleman olarak girmek istersin (Teknisyen vs) ama devletin o meslekten birisine ihtiyacı olmadığı için kadro açmamıştır.
Yemişim AKP’yi benim işim AKP ile değil. Ben sadece gözlemimi paylaştım.
Evet 1990-2002 yılları arası bu ülkeye çok pahalıya mal olmuştur. Son 5 yılda bu tür hırsızlıklar olmadı. Bunu belirtmek neden kötü olsun?
Nerede kayırmacılık?
“İyiye gidiş yok” diyen insafsızlık eder. Ayıptır, hakkaniyetten uzaktır. Ha kayırmacılık ha insafsızlık. İkisi de iyi haslet değil.
Keşke daha iyi olsa hiç kayırma olmasa.
Sistemi eleştirmek, sivil anayasa tartışmalarını yapıldığı günlerde buna eğilmek varken bu tür şeylerle bazılarının gazını almaya çalışmak bana tersine popülizm olarak geliyor.
Selamlar,
Konu ile alakasız bir şekilde giriş yapmayacağım. Bu sayfalarda yazacağımız her satırın anlamlı olması için, bizim burda sivil olmamız gerekiyor. vatandaş olmamız gerekiyor.
Keşke elimizdeki en ufak mülkü, bir blog sahibi olmayı dahi derebeyliğe çevrimesek., keşke en ufak bir iletişim çabasına tahamülsüz olmasaydık ?
Düşünceler sitesinde, nur topu gibi poliğimiz oldu ilmeğindeki yazım yayınlanmadı. o yazı, çuvaldız hanımın sorulara ilişkiliydi. beni bilen bilir.
gökten düşmüş bir yazar değilim. isteyen hakem olablir.
blog sahibi olmanın ziyaretçilere karşı hukuki bir sorumluluğunun olmaması, vicdani sorumluluğunuzun olmadığını göstermez.
Suat bey hukuki olarak değil ama, ahlaki olarak o sitede benim yazılarımı engellediğini duyurmak zorunda. Üstelik bunu beni zedelemeden yapmak zorunda. Benim konuşmadığım yerde benden sorumludur. Bu sorumluluk sadece bana değil, o siteyi okuyanlara da karşıdır. o site ziyeretçileri arasında kimsenin de korunmaya ihtiyacı yok.
kısaca eğer biz “sivil” değilsek, biz “vatandaş” değilsek,
sisteme de, yönetime de kolay gelsin diyorum. Ben sorumlu değilim, ben yaptığım işin çeteresini tutmak zorunda değilim diyen vatandaşlar olmayalım diye yazdım.
not : blog adresimde konuyu gündeme getirdim.
Hani Gora adlı filmde senaryoyu zırt pırt yarıp giren bir cüce vardı ya. Nereden aklıma geldiyse !
Torpil olayının sona ermesi kolay kolay mümkün görünmemektedir. Maalesef AKP de, taaa Erdoğan’ın belediye başkanı olduğu zamanlardan beri, bu konu yumuşak karındır. Bunun yanında “hak edeni değil, torpili olanı yerleştiriyorlar” cümlesindeki hak edeni kısmında da pek bir boşluk olduğunu itiraf etmeliyiz. Maalesef memlekette nitelikli adam yok. Nitelikliler zaten yurt dışında. Memur olma saiki olarak “Ülkeme hizmet edeyim, şu müthiş yeteneklerimi halkın hizmetinde kullanayım” düşüncesinden çok düzenli maaş, bol tatil ve az çalışmak odaklı bir seçme söz konusu. Ve bu yazdıklarım memurlara bir hakaret değildir. Var mı karşı duracak bir memur babayiğit, beri gelsin…
Vadinin Bozkurdu da farklı, rövanşist bir bakışla olaya yaklaşmış
Ertugrul Ozgotcunun zombilesmis muritleri en son gundeme konan hangi kelime varsa onu kullanmakta cok itinalidir. “Rovansist” mesela. Adam kelimelerinize hukmederek beyninize hukmediyor, kendi kafanizla dusunmuyorsunuz artik. Ozgotcu, tek basina bir propaganda makinasi gibi calisimaktadir. Daha dogrusu calisiyordu. Cok fena madara oldu ve bugunlerde aglayip duruyor.
1 hafta kadar önce arabamı satıyordum. Müşteri Milli Eğitim müfettişiymiş. Ben de arabayı daha çok hanımın kullandığını ve öğretmen olduğunu söyledim. Hani araba öğretmenden hesabı.. Müfettiş Bey, yapacağım indirime belki faydası olur diye sanıyorum, tayin işinde yardımcı olabileceğini söyledi. Ben de sırf merakımdan “nasıl olacak ki? bilgisayarla olmuyor mu o işler?” diye sordum. İtiraf etmek zorunda kaldı; tayinde falan bilgisayarın atamasına hiç bir şekilde karışamıyorlarmış, “ama size yol gösteririm, bilgi veririm” gibi bişeyler söyledi.
Yani benim de tecrübemle sabit, Düşünceler Bey haklı. Yeni dönemde sistem tamamen bilgisayara geçirildi. Artık eskisi gibi torpil işlemiyor. Ha üst düzeyde oluyordur bilemem. Gerçi üst düzeyde en az oy alan rektör adayı üniversitenin başına geçiyor alenen. Torpilin daniskası oluyor. Bildiğimiz bi mevzu.
Bu arada Fethi Bey, implant dişe kaplatılmıyor. Alt çene kemiğine vidayla diş takma işlemi gibi birşey.
6-7 sene önce bir diş hekimi için web sitesi yapmıştım ordan biliyorum. 
Fizikci bey/hanim,
Siz, ortodonti konusunda Fethi beyi aydinlatadurun, ben de bilgisayarlara yonelik imaniniza saygi duyarak bir iki kelime edeyim:
Eskiden ‘el degmeden hazirlanmistir’ yazardi bircok urunun uzerinde. Matah birseymis gibi. Sonralari anladik ki, ‘el degmeden’ de zarali seyler uretilebiliyormus..
Bilgisayarlar da oyle.. Kullandiklari yazilimin kaynak kodunu gormeden, derleyip kosturmadan, bilgisayarlarla yapilmis oldugunu soleyerek guven telkin etmek size anlamli gelebilir belki ama benim acimdan cok daha calib-i suphedir.
Kaynak koduna erisim olmaksizin, kimselerin bulup cikaramayacaklari sekilde, uygun (!) birilerine (bir ‘ozel’ kullaniciya) erisim yetkisi verirsiniz ve bazi adaylarin kayitlarina numerik bir isaret dusersiniz.
Kimse bunun ne icin orada oldugunu, kim tarafindan yazildigini bulamaz.
Kaynak koduna erisiminiz olmadigi muddetce, bilgisayarlar yoluyla aldatilmak cok daha kolaydir demek istiyorum.
Blue bey,
Maalesef AKP de, taaa Erdoğan’ın belediye başkanı olduğu zamanlardan beri, bu konu yumuşak karındır.
AKP’den evvel de vardi bu elbette. Ben hayret ediyorum AKP’nin ve/veya Erdogan’in temelden farkli olacaginin dusunulmesine. Bu adamlar dindarlik filana atifla fevkalade insanlar olduklarini ima ediyorlar da biz inaniyor muyuz hakikaten? V. Bozkurtu bey en samimisini demis bence, ’sira bize geldi’ seklinde bir yaklasim oluyordur gayet tabii. Konusulanlara bakarsaniz siz/biz yapilirken zaten ‘hep siz yediniz’ filan imalari girla gidiyor — niye yediniz degil biz yiyemedik sikayeti var yani. (Bu arada bir takim kopekler yabanci gazetecilere de bu hususta oyle bir doldurus yapmislar ki bana gecen ay iki yabanci arkadasim senin dindarligin bunlarinki gibi degil memleketin kaymagini yiyen elitlerdensin galiba diye laf etti. 20 yasindaki yegenimden bir ceyrek milyon dolar borc isteyerek denedim, yokmus oyle bir parasi, kaymak yiyenlerden olmadigima karar verdim ben de.)
Seffaflik olmadiktan, is bastakinin tiynetine kaldiktan sonra zaten 5-0 geride basliyoruz maca. ‘Yapamam, mumkun degil, cunku sistem musade etmez’ demek her zaman ‘yapamam, dogru olmaz sen de bunu istedigine gore yanlis seyler isteyen bir ahlaksizsin’ demekten daha kolay ve etkili. Fethi bey ve bazi diger yorumculerin (Fizikci bey Suat bey) de cozum olarak ima ettikleri o zaten anladigim kadariyla.
En iyi niyetli en becerikli insanlari da yetkilendirsek, tepelerine de dikilsek bunlarin halli uzun zaman alacak bence. Insanlarimiz boyle seyleri sifir toplamli oyun olarak goruyor hala, herkesin az veya cok durumunu iyilestirdigi durumlari tahayyul edemiyorlar pek. Hal o olunca ‘aman ben kapayim’ demek de makul oluyor. Benzer sekilde baskalarina kazandirarak kazanmak filan de pek aklimizin erdigi isler degil, oyle oldugunu gordugumuz zaman da somuru filan demeye meyyaliz. Bunu esnafin davranisinda da gorebiliyorum bazen. ‘Valla kazanmiyorum bundan birsey’ filan demek marifet oluyor, cunku alisveristen sonraki durumun iki insan icin de baslangica gore karli bir durum oldugu degil karsisindakinin parasini kapmak (musteri icin de kaptirmak) gibi bir oyun oynandigi dusunuluyor.
Bunun yanında “hak edeni değil, torpili olanı yerleştiriyorlar” cümlesindeki hak edeni kısmında da pek bir boşluk olduğunu itiraf etmeliyiz. Maalesef memlekette nitelikli adam yok. Nitelikliler zaten yurt dışında.
Adam kitligi oldugu dogru gozukuyor ama diger konuda dediginiz niteliklilerin yurt disina cikmasindan mi, yoksa yurt disina cikanlarin nitelik edinip/koruyabilmelerinden mi bilemiyorum ben. Ikincisi daha makul geliyor bana, daha degisik (belki daha iyi) calisan duzenlerin icinde bulunmus ve barinabilecek sekilde hareket etmis olanlarda ek nitelikler varsa bunu hamurlari kadar gecirdikleri tecrubeye de baglamak dogru olabilir. Yani giderken oyle degildiler belki o insanlar.
Bir de disarida bulunmus/calismis insanlarin otomatik olarak yerlilerden nitelikli olduklarini farzetmek (siz yapiyorsunuz demiyorum) gibi bir tarz var ki kimseye faydali degil bence. Hem ithal edilmis insanlari yoldan cikartabiliyor, hem zaten devamli ‘geriyiz’ laflari duyarak yasamis tam yerlilere manasiz bir handikap hissettirebiliyor. Ben bunu memleketteki etiket manyakliginin bir yansimasi olarak goruyorum bazen.
Bülent bey,
AKP’den bütün beklenti bu zaten. Yemesinler, yedirmesinler, adam kayırmasınlar. Bir ara belediye binalarında “rüşvet veren de alan da ateştedir” diye yazılar görürdüm. Ne kadar etkili bilmiyorum ama rüşvet konusunda iyi çalıştıkları muhakkak. Dayım tırcıdır, Kapıkule’yi nasıl hizaya soktuklarını anlatıyor, gerçekten müthiş. Eskisi gibi muameleciler filan yok, tırdan bile inmiyormuşsun; yüzünü göremediğin bir adama belgelerini uzatıyorsun, kameralar belgelere ve ellere odaklı. Bunu başarmışlar. Bu torpil işini de halletmeleri lazım. İsterlerse hallederler de ama yapmıyorlar, işlerine gelmiyor. Çünkü kendi görüşlerine uygun adam olsun istiyorlar, tanıdığı bildiği birileri olsun. Pragmatik bir yaklaşım; uyumlu bir kurum oluşturmanın yolu uyumlu bireylerden geçiyor. Ne var ki bir sürü uyumlu salakla da bir kurumu idare edemeyeceklerini ıskalıyorlar. Ama aynı nitelikte insanlar arasından kendi görüşüne yakın olanını seçiyorsa fetvam odur ki caizdir. Tabi bu durum sonradan hidayete erenlerin sayısında patlama oluşturabiliyor.
Adam kıtlığı konusunda size katılıyorum. Gidenin niteliği biraz orada belirleniyor gibi. Ama bahsettiğiniz gibi Amerika’lı andavalların sayısı da az değil. Zerdüz palan vursan eşşek yine eşşek işte.
Suat Bey,
Üniversiteden mezun oldum,1 yıl oldu.
KPSS konusunda biraz bilgi versem iyi olacak. Yurtdışındaki nitelikli arkadaşlarımız anlamayabilirler. KPSS çoktan seçmeli olarak 4 oturumda Temmuz ayının başında yapılan bir ÖSYM sınavıdır. 1. oturum Cumartesi sabah oturumu ,Genel Kültür, genel yetenek ve İngilizcede testlerinin her birinden 60 soruluk 180 dakikalık bir sınavdır.Mezuniyet alanı ne olursa olsun herkes bu oturuma girmek zorundadır. 2. oturum cumartesi öğleden sonra eğitim bilimleri alan sınavıdır. Eğitim fakultesi mezunları bu ilk iki otutuma girer. 3. Oturum olan pazar sabah oturumunda İşletme, İktisat, Muhasebe, Maliye, Hukuk sınavları yapılır. Pazar öğleden sonra uluslararası ilişkiler, kamu yönetimi, istatistik,ekonometri,çalışma ekonomisi sınavları yapar. Kaymakam olmak isteyen birisi 1, 3 ve 4. oturumlara girer. Hazine,Maliye gibi kurumlarda çalışmak isteyenler ise 1 e 3 oturumlarına girer. Misal bendeniz 1, 3 ve 4 oturumlarına girdim.
KPSS de 124 ayrı puan türü vardır. KPSSP1, KPSSP2,…ilk puanlar genel kültür, genel yetenek ve İngilizcenin değişik ağırlıklandırılmasi ile oluşturulur.
KPSS de iki tür kadro vardır. A grubu : Müfettiş yardımcılığı, uzman yardımcılığı, kontrolörlük vb. Bunlar üst düzey kadrolar. Merkez Bankası, Hazine,Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm, SPK gibi kurumlar.A grubu kadrolar o kurumla ilgili puan türlerinden adayları sınavlara çağırır. Misal hazine müsteşarlığı İktisat netlerinin ağırlıklı olduğu KPSS 22 puan türünden adayları kendi yazılı sınavına çağırır.Diyelim ki hazine 1o iktisatcı alacak kuruma, uzman yardımcısı olarak. 10 kişinin 20 katı olan 200 kişiyi sınava çağırıır. Yani kpssp22 puan türünde Türkiyede ilk 200 e girmişseniz çağırılırsınız yazılı sınava. (KpssA puanları kurumların sınavlarına girebilmek için bir ön eleme niteliği taşır). Bu 200 kişiyi müsteşarlık bilim sınavına tabii tutar.( Makro,Mikro Ekonomi, ekonometri vb.)
B grubu kadrolar ise ,sizin bahsettiğiniz doğrudan kadrolu ve sözleşmeli memur atamalardır.Kpss 3 puanı ile yapılır. Hava trafik kontrolörlüğü, gümrük memurluğu, maliye memurluğu gibi kadrolar B grubu kadrolara örnektir.
Ben şimdilik A grubu kadroları kovalıyorum.1 sınava girdim, ondan da bilim sınavını geçip mülakatta takıldım.
B grubu tercihi yapmadım.1, 2 , 3 nolu olasılıklarınız geçerli değil bu durumda.Kendi namıma hiçbirşey iyiye gitmiyor da demedim zaten. İyiye giden şeyler var. Bu hukümet başarılı diye, usulsuzluklerine göz yummak da beklenmesin halktan. Haksız mıyım?
Şunu da eklemeliyim bu adam kayırmacılık, torpil, nepotizm gibi şeyler sadece AKP’ye özgü değil. Türk aile ve ahlak yapısının genel bir sonucu. YÖK’ün üniversitelerinden de torpilden geçilmiyor, aile kadrolaşması yaşanıyor daha çok. Öğretim üyeleri oğullarını, yeğenlerini filan asistan yapıyorlar.
“eğer %90′ı parti-ideoloji kayırması olsaydı açıkça söyleyeyim çok çok gözebatan-öküzce bir atama olmadıkça şikayet etmezdim ”
Vadinin Bozkurduna bu konuda hak veriyorum biraz, torpiller akraba kayırma şeklinde değil de ideolojik olsa daha az üzülür insan.
İşci İşveren ilişkilerinde bir asimetrik bilgi sorunu var bunu da görmek lazım. İşe alacağınız kişinin sizinle ne kadar iyi, uyumlu çalışacağını bilemezsiniz. 30-40 dakikalık bir mülakat yeterli olmayabilir o insanı tanımak için. AKPlilerin argumanı da bu zaten, biz bizimle uyumlu,iyi çalışabilecek insanları seçeriz diyorlar. Böylece milletvekili akrabalarını filan devlet işine alıyorlar.
Alt tabaka memuriyetler düzeyinde torpil sıfırlanmamış olsa da , sıfıra yaklaştı. Ancak üst düzey konusunda maalesef bunlar Fethi bey’in söylediği gibi.
Size yalan söylüyorsunuz demedim, AKP ‘yi savunmak için öncekiler daha beterdi argumanınıza tepki gösterdim.
Suat bey,
İlave olarak söyleyeyim, sistemi eleştirsek, sitem yıkılsa ne olacak? Kemalistler yerlerinden edililir, AKP liler gelir oturur. Oligarşi el değiştirir,elitler değişir. İş yapma tarzı değişmez.
Selami bey,
Yorumun beni çok güldürdü. Eğer yurtdışındaki nitelikli kitleden iseniz neşem acımaya dönüşecek. Bana , benim Ertuğrul Özkök’ü okumayalı ne kadar uzun süre geçmiş olduğunu hatırlattınız. Herkesi kendiniz gibi sanmayın, siz “rövanşist” sözcüğün Ertuğrul Özkök’ten duymuş olabilirsiniz, ama ben Ertuğrul Özkökten bile bunu kullanmış olabilirim. Rövanşist kelimesini Özkök’ten değil, Tanıl Bora’dan öğrendim. 1994 yılında basılmış olan “Yeni Dünya Düzenin Av Sahası: Bosna Hersek” adlı kitabında geçer. Öğren de gel.
Bugun de birseyler cikmis Hurriyet’te. Benim anlamadigim sey su, hadi bir kere bir kazaya ugradilar muhabir ne yaziliyor filan gordu, bu ikinci kere nasil oldu? Nasil oluyor bu isler? Bir adam bir kagida bakiyor arkasindan bir gazeteci de ayni kagida mi bakiyor? Meclis locasindan teleobjektif ile mi bakiyorlar ve resmini cekiyorlar?
Arazi ve kredi dumeni detayina, ‘halamin cocugunu mudur muavini yap’ notuna filan bakmak iyi de bu vekiller belki bazen hakikaten islerini yapip bizi ilgilendiren ve basinda aksetmesi sadece kendilerine/cevrelerine degil bize de zararli olacak notlar aliyorlar/okuyorlar herhalde. O zaman ne olacak?
Neyse, haber su: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7237310.asp
deniz hanım,
Suat bey,
İlave olarak söyleyeyim, sistemi eleştirsek, sitem yıkılsa ne olacak? Kemalistler yerlerinden edililir, AKP liler gelir oturur. Oligarşi el değiştirir,elitler değişir. İş yapma tarzı değişmez.
her zaman bir başka seçenek vardır. tez ve anti teze saplanmaya gerek yok, bir başka bir tez her zaman vardır.
bülent bey’in link verdiği gazete haberi için yorumsuz.
Müzmin Bey,
Bilgisayarın nesine iman edeyim? Bizzat programlıyorum, ne dersem onu yapıyor.
Bence kaynak kodunu görseniz de şüphelenmeniz gerekir. Şüphecilik iyidir. İnsanlar kötülüğe meyillidir. Bilgisayar sistemine geçmelerinde bir hınzırlık mutlaka vardır. Belki de torpili sistemli hale getirmek istemişlerdir. (!)
Efendim niye böyle düşünüyorsunuz anlamıyorum. Eskiden çok daha kolay olan, bir müfettişin bile elinde olan torpil imkanı bilgisayarlı sisteme geçilince kalmamıştır işte. Size örnek veriyorum, müfettiş acziyetini ifade etti, “artık bilgisayarlı sisteme geçildi bişey yapamıyoruz” dedi diyorum, siz hala yazılım analizinden, işaret biti koymaktan bahsediyorsunuz.
Artık torpil eskisi kadar kolay değildir. Mesele bu.
Selametle..
Fizikci bey,
Bence kaynak kodunu görseniz de şüphelenmeniz gerekir.
Biliyorsunuzdur belki ama yine de link vereyim:
http://cm.bell-labs.com/who/ken/trust.html
Bilgisayar sistemine geçmelerinde bir hınzırlık mutlaka vardır. Belki de torpili sistemli hale getirmek istemişlerdir. (!)
Bu baglamda belki biraz abarti oldu ama genel icin hatirlatayim bunun benzerini YSK ile yasadi insanlar bu son secimde, hatalar bulundu. ABD’de ayni konuda yapilandan soz etmeye dahi gerek yok. Bilgisayarin varligi ve islerin bilgisayarda olmasi birsey demek degil. Zaten bu konularda (son zaman icin birsey diyemem, eski bendeki bilgi) kurumlara birsey satmaya kalktiginizda tepedekiler personelin kural disi mudahale edememesini istemekle baraber kendi sececekleri insanlarin da mudahale edebilmesini isteyebiliyorlar. Dediginiz gibi suphe dogru yaklasim, supheyi gidermenin yolu da ‘bunlar guvenilir insanlar’ veya ‘dunyanin her yerinde gakguk’ seklinde degil sistemi (kaynak kodunu asacak sekilde) kontrole acik ve sessaf yapmaktan geciyor.
Ben MEB ne yapar bilmem, genel icin soyluyorum. Caktirmadan iyi olacak iyi olacak diye adim adim her seyimizi bilgisayara koyuyorlar (adres bilgilerinin girilmesi de bitmis galiba). Seyrettigim bir burokrat ve devlet muteahhidi panelinde soyle yapacagiz boyle yapacagiz cok iyi olacak filan dendikten sonra “iyi de bu e-devletten bizi kim koruyacak” diye sormustum uc bes sene evvel, devletin bilisim muteahhitlerinin temsilcileri utanmadan (veya cehaletten) ‘her turlu tedbir’ ve ‘olmaz oyle sey’ tipi lakirdilarla devlet adina bana guvence verir pozuna girmislerdi. O laflardan birkac sene sonra cumhurbaskanina ve gazetecilere kadar milletin kayitlarina bakilip sizdirildi…
Haklisiniz yani, suphe iyidir.
Deniz bey, bakin TUSIAD baskani tuyo veriyor nereye basvurursaniz rahatca basla yerlere gecebileceginiz hususunda:
Öte yandan kadrolaşmada izlenen bazı dolambaçlı yolların da rahatsızlık verici olduğunu belirtmeliyiz. Örneğin Diyanet İşleri bir transit geçiş merkezine dönmüş gözükmektedir. 1999-2002 yılları arasında Diyanet İşleri’nden diğer kamu kurum ve kuruluşlarına 4 yılda yalnızca 19 kişi geçmiştir. AKP hükümetinin görevde olduğu 2003-2006 yılları arasındaki 4 yılda Diyanet İşleri’nden diğer kamu kurum ve kuruluşlarına geçenlerin sayısı 1850’dir. Bir yandan bu geçişlere yol açılırken, Diyanet İşleri Başkanlığı da sürekli geniş kapsamlı kadro tahsisi taleplerinde bulunmaktadır. Bunun nasıl bir uygulama olduğunu anlamak mümkün değildir” şeklinde konuştu.
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/09/07/son/soneko33.asp
Saka bir tarafa, bu rakamlari duzgun perspektif icine oturtabilecek olan var mi? Nedir bu ‘gecis’ isi? 19 mu azdir, yoksa 1850 mi fazladir burada? Mesela, ne bileyim, ayni zaman zarfinda DSI’den baska yere kaydirilan insan miktari nedir acaba? Kurum buyuklugune gore karsilastirilinca ne ortaya cikar? Bir halt anlamiyorum bu memuriyet/burokrasi islerinden, anlayanlar bir anlativerse veya nereden bakilacagini soylese iyi olur diye dusunuyorum.
Kitleye açık olan her oluşum gibi AKP’de de istisnai bu tür şeylerin olması normal.Evet normal
Asrı saadette bile %5 hırsızlık olayları olduğuna göre bu büyüklükteki her kitle bu tür olumsuzluklara maruz kalabilir ve onlara bakarak bir genelleme yapılması yanlıştır…
hiç şaşmadım doğrusu.
Fizikci bey/hanim,
Haklisiniz. Bilgisayarlara imana isaret emtekle hataliydim; bilgiayarlari programlayanlara imaniniza isaret etmeliydim.
Hepimizin bildigi gibi, bir indsan ne denli cok sayida sene mektep medrese gorur ve dahi sembolizmalar ve algoritmalarla dusup kalkarsa o kadar durust olur. Oyle degil mi?
Hic olur mu.. Bir kisi ne denli somsazan ise, Allah katinda o denli makbuldur.
O denli makbuldurler ki bunlar; her lahza bir tanesi dogmaktadir.
Siz neler diyorsunuz boyle?
Bu mumkun mudur hic?
Hele de boylesine derisik bir muusluman iktidar sirasinda..
To be to be.. –pardon, tobe tobe– insan carpilir yahu.
Hala daha belli olmadi mi? Benim ruhum mfesat, ruhum
Okuz altinda gazyagi ariyorum hep
Ah o eski gunler.. herseyin cok daha basit ve karmasik oldugu o eski gunler..
Ah, azizim, ah.. Daussilanin bile o eski tadi kalmadi..
Mulkiye taifesinin elinden torpil imkanlarini [Feti beye gore, tahmin ediyorum, mekani derhal cennet olasi –ve boylece Fethi bey de kurtulasi] Suleyman bey ile devraldik biz muhendisler ve aradan iki nesil gecmesine ragmen mustamel bir araba alisverisi sirasinda torpil arayisi icin hala daha o eski model burokratlardan medet umuyorsunuz..
Yaziklar olsun biz muhendislere.. Pazarlama konusunda on para etmeyiz.
Halbuki, MEB’in sitesini kirip ilgili kayitlari sipin isi duzeltecek tas gibi delikanlilarimiz^Wmuhendislerimiz ne gune duruyor…
Bu bana ornek filan degil; olsa olsa ibrettir.
Fransiz sitelerine uc kurusluk bir sebepten dolayi Istiklal Marsi ve dahi genclige Hitabe yerlestiren hack erbabimizin memleket meselelerinde ne denli duyarsiz oldugunu goruyor ve tarifsiz elemlere garkoluyorum…
Ve, eminim, siz hala daha bu tur aciz mufettisleri (ve benzeri burokratlari) istihdam etmekte israr eden iktidardan yana duracaksiniz..
Sorarim size, bu gidisle bu millet adam; bu devlet de abad olabilir mi hic?
Ben isaret bitinden bahsetmedim; akli basinda bir analizci bunu en az 4 byte’lik bir saha yapar ki istedigi kadar degisik alternatif sunabilsin. Torpilde urun cesitliliginin onemli oldugunu size ben mi anlatmak zorundayim. Fizikci oldugunuzu ihsas eder bir musteariniz var ama galiba mektebin ilk senesini pek aylak gecirmissiniz.. teessuf ederim.
Evet, cag degisti. Tabii ki, baska bir suru sey gibi, torpil de kolay degil artik. O yuzdden bilgisayarlasiyoruz.
Bülent Bey,
Evet kurumlar arası geçişler de sık rastlanan bir durum. Kültür ve Turizm, Diyanette trafik çok fazla diyorlar ama aslını bilmiyorum. Diyanet KPSS B atamalarında da sayfalarca yer tutan bir kurum. MEB’in bu yıl atadığı Din Kültürü öğretmenlerinin sayısı ve matematik öğretmeni sayısı hakkında da bilgi edindiğinizde ders saatleri ile ters oranttılı olduğunu göreceksiniz. Şimdiye kadar atanmayan dindarlar yerine sayıyorlar galiba, Vadinin Kurdunun dediği gibi.
Çevrenin merkeze yürümesi bu oluyor heralde. Ben merkezdekilerden değilim ama, böyle bir şey de var.
Knz Hanım,
Umutlu değilim.
Bu aradadeniz hanım değil, Deniz Bey, ya da Deniz diye hitab edebilirsiniz.
Deniz Bey,
Çok farkli şey söylememişiz. 99 öncesinde her kademedeki memur alımında tam amlamıyla partizanlık rol oynuyordu. Şimdi ise mülakat olmayan düz memuriyetlerde -ki çok külliyetli bir rakam tutar bu- KPSS yerleştirmesi macburi şart. Mülakata katılma hakkı kazananlar da sonuçta yine KPSS’de başarılı olanlar. Seçmece belli seviyeden sonra yapılıyor, bu bile başlı başına bir kalite yükselmesidir bence.
Ben de zaten alt tabaka memurlardan kasıtla şerhimi düşmüştüm.
Sistemin yıkılması mı? O da ne demek? Sistem yıkmaktan sözeden kim? Hem sistemler çok büyük değişimler olmadıkça (Mesela çarlık- Komünizm geçisi gibi, ki onda bile belli bir devamlılık vardr) yıkılmaz revize edilir.
Ayrıca sistem yıkılmasın diye eskiyi muhafaza etmek akıllıca değil. Çatırtının altında kalabilirsiniz.
Çünkü su yolunu bulur.
1923 sistemi biza bugüğn dar geliyor, revize edilmeye ihtiyacı var. Dikişler tutmuyor kaç yerinden patlamış. Sancı bundan kaynaklanıyor, mesele AKP falan değil..
Suat Bey,
Doğru alt tabaka için şerh düşmüşsünüz, ama üst tabaka için de kısmen katılırım demişsiniz. Kısmen olan daha iyi olanın girmesidir. Çoğunlukla böyle olmaz. 99 öncesini bana niye anlatıyoruz? Mevcud durumdan daha iyisi de mümkün. Niçin kriterimiz iyinin kötüsü olsun ki?
1923 sistemi,1980 Sistemi mi dar geliyor? Sizin hedef sisteminiz ile benim ki farklı. 1923 hayranı değilim ama köprünün altından çok sular aktı. 60 sistemi geldi geçti, 80 sistemi de geçiyor. 1923 sistemi çok revizyona uğradı zaten. Benim demek isetediğim şey şapka devrimi gider, hicab devrimi gelir ama kafa aynı kalır. Neden biz bu torpil, kayırma müessesini tartışıp duruyoz, Almanya da,İngiltere de filan bunlar kamuyonu meşgul ediyor mu acaba? Ben hiç bir yabancı ülkede bulunmadım. Haberlerde görüyoz muhafazakar Sarkozy,sosyalist birisini IMF ‘e başkan adayı olarak gösteribiliyor.İlla benim partimden olsun demiyor.
iyinin kötüsü yerine, kötünün iyisi diyecektim.
Üst tabaka için kısmen katılırım dememin sebebi şu.
Ben de insan çalıştırıyorum. Rastgele elimin beğendiği adamı neden alayım? Elbette nitelikli, kafa yapıma uyan kişiyi alacağım.
Dediğim gibi keşke olmasa ama oluyor. Bunun yerine sistemi konuşmamzı lazım derken “bunlar AKP’li müslüman bunlar yapmazlar” demek yerine “kim yaparsa anasının emdiği burnundan gelir” denebileceği bir hale gelmek.
Bu arada 1923 hiç değişmedi, 1960, 23′ün modifiyesi idi, 80′de öyle.
Şimdi ise Gül için 2.Cumhuriyetin 1.Cumhurbaşkanı diyorlar, bazıları kinaye ile (mesela özköşşk) bazıları gerçekle.
O dediğiniz ülkelerin standardının rayları bu yoldan geçiyor. O ülkeler çok matah da ondan demiyorum bunu, ama muasır medeniyet seviyesi diye 100 yıl önce plan yapıp hedef koyanların bugün düştüğü acılası dırım ve tornistan halleri beni güldürüyor.
Ya hedefi değiştirin ya gittiğiniz yönü. İkisi birden olmuyor.
“Ya hedefi değiştirin ya gittiğiniz yönü. İkisi birden olmuyor”
Bu hitabin muhatabi ben değilim sanırım.
” Bunun yerine sistemi konuşmamzı lazım derken “bunlar AKP’li müslüman bunlar yapmazlar” demek yerine “kim yaparsa anasının emdiği burnundan gelir” denebileceği bir hale gelmek”
Hemfikirimiz o zaman. Yanlışa yanlış demek o kadar zor olmamalı.
1923′lere , 60lara, 80lere fazla dalmak istemiyorum. 1980 büyük bir sapma bence.
Yine de Kemalistlere medeniyet konusunda o kadar haksızlık etmeyelim, diğer İslam ülkelerine göre iyi durumdayız.Bu subjektif bir yorum tabii. Benim için kadınların mecliste olması bir medeniyet göstergesidir, başkası için cahiliye anlamına gelebilir. Üniversitelerimizin bilimsel yayınları ,atıfları Suudilerden ve İrandan iyi olabilir,ama Slovenyadan, İsrailden geridir. Kriterinize bağlı. Bunlar subjektif şeyler, fazla eşelemek istemiyorum.
“Ben de insan çalıştırıyorum. Rastgele elimin beğendiği adamı neden alayım? Elbette nitelikli, kafa yapıma uyan kişiyi alacağım.”
Tabi siz özel sektörsünüz, amacınız karı azamileştirmek. Vasıfsız eleman alırsanız bu sizin zararınıza olur. İsteğinizi alırsınız.Benim sizin işinizde hissem yok.Devlet işi aynı şey değil.Bu devlette benim de hissem var, askerlik yaparak vergi vererek. Devletin başı benim başkanım ise bunu hissettirmeli, adaleti sağlamalıdır. Bu güne kadar yapılan, benim onaylamadığım , hiç katkıda bulunmadığım yanlışların bedelini niye ben ödeyeyim ki? Niçin benden önceki tartışmalarda taraf tutayım?
“Bu hitabin muhatabi ben değilim sanırım.”
Tabi, size değil genel olarak konuşuyorum.
“Yine de Kemalistlere medeniyet konusunda o kadar haksızlık etmeyelim, ”
Kemalistleri fanustan çıkmış insanlar gibi lanse ediyorsunuz. tanziman dönemi aydınları kemalist miydi? Prens Sabahattinler, jön Türkler? Osmanlı modernleşmesinin ekmeğini yedi kemalistler. Bunda MKA’nın suçu yok aslına, sonrasında gelen ve İngiltere’ye ve ABD’ye değil de faşit İtalya’ya ve Almanya’ya özenen yardakçılar kemalizmi doğuranlar.
Devletler’in geçmişi öyle bıçakla kesilir gibi kesilmez, bu yapıldığında bişrisi neden PTNin 160.yılını, polis teşliletin Danıştay’ın 100 bilmem kaçıncı yılını kutluyoruz diye sorar, şaşırılıp kalınır.
Yani 1923 Osmanlı modernleşmesinin devamıdır.
Devlet eğer adaletli davranmak istiyorsa özel sektör mantığı ile en iyi elemanı almalı, en verimli şekilde kullanmalı ve piyasa mekanzima ve yaptırımları ile çalıştırmalıdır. Adalet budur, benden aldığını yan gelip yataba ulufe gibi dağıtmak değil.
Ellerim de yaba gibi harflere çift çift basıyor, vaktim de olmadığından düzeltemedim, epey yanlış harf çıkmış. Kusuruma bakmayın.
düşüncler blog demiş ki;
Bunun yerine sistemi konuşmamzı lazım derken “bunlar AKP’li müslüman bunlar yapmazlar” demek yerine “kim yaparsa anasının emdiği burnundan gelir” denebileceği bir hale gelmek.
ben bu sözlere şöyle katılmıyorum., yani açmak gerekeilir belki.
kendi yaşam deneyimlerimizi konuşmadan, boşluğa konuşmak kolay. hepimiz boşuluğa konuşurken idealleşiriz ama gerçek yaşam zordur. Biz vatandaş olarak, insan olarak ne kadar kendi sorunlarımızın üstesinden gelebliyoruz?
çok ünlü bir söz vardır; nasılsanız öyle yönetilirsiniz
der. Sistemi değiştirelim ? Peki Kim değiştirecek ?
İsviçredn kanun aldık diyelim ? tercümesini düzgün yaptık diyelim. Ama biz isviçreli gibi yaşamaya başlamıyoruz ?
olmuyor bir türlü. Almanya’da bir türk milletvekli basit bir hediye aldı diye milletvekilliiği düşüyor, ama biz de başbakan(eskisi veya yenisi) milletin göüzne baka baka alıyor.
ne yapacaksınız ? kanunlarımız mı farkıydı ? biz turgut özla
şahane bir cenaze töreni yaptık. Halbuki hiç bir ticari yeteneği olmayan oğlu havayolu firması kurmuştu ? nasıl olmuştu bu filo ?
insanlar şunu düşünüyordu, elimde fırsatım olsa ben de yapardım.
çünkü ona dayatılan yaşam biçimi bu. fırsat geçince de yapıyor.
eline fırsat geçmeyince de yakınıp duruyor.
en altta göstermelik birine şamar atmakla mı sistem kurulacak ?
yoksa balık baştan mı kokmayacak ?
adam diyor ki, milletvekili olmuş mesela işte şimdi benim de fırsatım geldi.ona sistem engeli koysanız herkese şapur şupur bize yarrabii şükür demeyecek mi ? Biz yapmıştık ta bundan sonrakiler yapmasın artık demek ne kadar zordur. sistem bu yolla değişmez.
yoksa sistemi değiştirken falaka mı kastediliyor. ya da sultan ahmette salandırırsın biriki kişi bak yapmaya cesareti olur mu deniyor ? Fakat sokaklarda kellelerin vurulduğu yerlerde rüşvet kol geziyor.
sistemmi değiştirecek olan insan, tek başına insan da değil.
Topluluk yapacak bunu ? kendi potansiyeli ile yapacak.
ama topluluk bir o kadar tehlikeli ve faşizan da olabiliyor.
topluluk tek başına anlam ifade etmez. içindeki tek tek bireylerin toplamı yıkıcı etkide yapabilir, yapıcı da olablir , adam sendecilerde de çıkablir.
ee sen ben kimiz ? kendi hakkımız savunabildik mi ? sivil olabildik mi ? biz nasıl mülkiyet sahibiyiz ?
Deniz umutsuzluğa kapılabilir insan, o içimizde şiirsel bir alan olarak kalsın. yaşam bize bir dayatmada olsa biz dayatılanı yaşamak zorunda olmayan yeteneklere sahibiz.
kesinlikle kanatları birbirine çarpan sürüde
uçamayacaksın. nafile çabadır.
Dışarda yeni bir alan oluşturacaksın. Baktın başkası yok kendi başına gidersin. Belki biri gelir başkası gelir. Bir başka tercih herzaman vardır
Temel Eğitimin ilk dersi kalabalıkta sıraya girme dersi olmalı demiştim bir yazımda. Siyasette, toplumda bütün bu sayfadaki şikayetleriniz oluyorsa temel eğitimde aksaklık var demektir.
ilginç bir haberi paylaşmak istedim
Köşk’te bir Converse’li
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Köşk resepsiyonuna çoğu davetlinin aksine spor giyimli biri de katılmıştı. Dost başa düşman ayağa bakar derler ancak bu haber bu söyleyişin istisnası… Yani ortada bir düşmanlık yok… İşte resepsiyonda tüm dikkatleri üzerine çeken o ayakkabılar…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkü’nde verdiği resepsiyonda alışılmadık bir kıyafetle gelen davetli dikkat çekti.
Genç Siviller Hareketi’nin öncülerinden Turgay Uğur, Çankaya Köşkü’ndeki resepsiyona, kendi oluşumlarını simgeleyen Converse spor ayakkabısıyla geldi.
Uğur, Çankaya Köşkü’nden ilk kez davet aldıklarını belirtti. Uğur, protesto amacında değil tam tersi hareketlerini temsil etmek amacında olduğunu vurguladı.
Uğur, ayrıca Gül’e 43 numara vişne çürüğü renginde Converse ayakkabıyı hediye olarak Köşk’e getirdiklerini açıkladı.
Genç Siviller, “Abdullah Gül’ün tek alternatifi olabilir” diyerek Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde türbanlı bir hayali karakter olan Aliye Öztürk’ü aday göstermişti.
Samanyoluhaber
Suat Bey,
“Kemalistleri fanustan çıkmış insanlar gibi lanse ediyorsunuz”
Böyle bir çaba içinde değilim, yanlış anlaşılmışım. Tabii ki Kemalistleri fanustan çıkmış insanlar göremeyiz. Öncesinde İttihat ve terakki var,1908 var,1876 var, Islahat Fermanı,2. Mahmut, Senedi İttifak. Kemalistler modernleşmeye ivme kazandırmışlardır. Kadınların vekil olabilmesi, Kuranı Türkçe meallerden, tefsirlerden okuyabilmek, AB aday ülke olmamızı sağlayacak iyi kötü bir pozitif hukuk, sanayileşme emeklemeleri, bunlar fena şeyler mi?
“Devletler’in geçmişi öyle bıçakla kesilir gibi kesilmez, bu yapıldığında bişrisi neden PTNin 160.yılını, polis teşliletin Danıştay’ın 100 bilmem kaçıncı yılını kutluyoruz diye sorar, şaşırılıp kalınır.” Kara Kuvvetleri Komutanlığı da MÖ 209′da kurulmuş mesela. Bence hiç şaşırtıcı değil, alışkanlıkları bin yıllarca değişmemiş. Yeniçeri kıyafeti giyerken yaptıkları ile haki uniforma giyerken yaptıkları arasında fazla benzerlikler var. Tabii yeni cumhuriyet Osmanlı’nın modernleşmesinin ekmeğini yerken, onun hastalıklarını da devralmış. Beşik Ulemalığı, Kayırma, Ulufe, Rüşvet gibi. Benim söylemek istediklerimi halkımız ne güzel demiş:
“şalvarı şaltak osmanlı,
eğeri kaltak osmanlı,
ekende yok biçende yok,
üründe ortak osmanlı,
dertte yok tasada yok
yemede ortak osmanlı”
Yani 1923 Osmanlı Modernleşmesinin devamıdır. İtalya’ya ve Almanya’ya yani Milliyetçiliği/Fazşizme öykünmek iyi olmamış tabi ki.
“Devlet eğer adaletli davranmak istiyorsa özel sektör mantığı ile en iyi elemanı almalı, en verimli şekilde kullanmalı ve piyasa mekanzima ve yaptırımları ile çalıştırmalıdır. Adalet budur, benden aldığını yan gelip yataba ulufe gibi dağıtmak değil.”
Aslında özel sektör de sizin dediğiniz mantıkla çalışmıyor, işe alma konusunda. Ancak bu gibi önerileri duymak, okumak bile iyidir.
Deniz bey,
ayrica, bildigim kadariyla, son iki misra da orjinalinde yoktur.
Bu arada, Fethi beye, bu makalenin/yazinin basligindaki ‘Şaşırmayın’ kelimesini takdim etmek isterim.. Hayat beklenmedik seylerle doludur..
Bir duzeltme:
‘osmanli’ degil ‘Osmanli’ olmaliydi.
Knz hanım,
“Milletler layık oldukları idarelere kavuşurlar.”şeklindeydi galiba o söz. Bu ifade seçim sözkonusu ise doğrudur. Milletimizin genel yargısı şudur “abi yesin, yeter ki iş yapsın”. Halkımızı önceki idareler bu hale getirdi. Önceki merkez sağ iktidarlar,ve sözde merkez sol iktidar ortaklıkları- belediyeler halkımızı böyle biçare. Halk tamam yerse yesin ama iş yapsın diyor. Çünkü öncekiler sadece yedi, iş yapmadı. Halkımız hem yiyip, hem iş yapan iktidara layık değil ama bu iktidarı tercih eder hale getirildi. Çünkü alternatifleri hiç bir iş yapmadan yiyenlerdi. İnsanımız sandığa giderken, Unakıtan’ın mısırlarını, Oferini,Erdoğanın oğlunun gemisini düşünmedi. Bu adamlar 5 yıldır iktidarda ve kriz çıkmadı, hatta iktisadi göstergeler eskisinden daha iyi hale geldi. Dürüst Sezer ve Dürüst Zekeriya Temizel dönemindeki krizlere dönmek istemedi. Yolsuzluklar,usulsüzlükler kanıksanmış. Burada yapılan yorumlarda bile bu kanıksama hali var. Akist iktidar da bunu iyi kullanıyor tabii. Hatta dindar görünüşleri onları sevimli hale getiriyor. halkımızın böyle saf bir yönü de var, Allah ,Bismillah diyen, cumaya giden, milleti soysa bile hoş görüyor. Mustafa Sarıgül de keşfetti bunu, Allah rızası, sevgili hocaefendi filan demeye başladı. Zinde güçlere Mustafa Sarıgül ü desteklemelerini tavsiye ederim. Halka yakın, hem yiyen hem iş yapan birisi, hem de Allahısmarladık tan fazlasına dili dönüyor.
Hadis oldugu da soylenir ama orjinali Latincedir:
qualis rex, talis grex
‘Halk nasilsa kral da oyledir’ anlamina gelir.
Müzmin Bey,
Orjinalinin kaynağını bana gösterirseniz iyi olur. “Osmanlı Döneminde Balkanlar” diye galiba Bilgi Üniv Yayınlarından bir kitap, orada da sizin dediğiniz şekilde yazılmış.
Knz hanım
Aklımdaydı, yazmayı unuttum msn deyim aynı zamanda kafam dağıldı.
Benim layıkım bu idare değil. Sadece iktidar partisi olarak anlamayın, genel olarak idare. Belki sadece bunu yazmalıydım.
Büyük O ile evet, dedim ya başka işlerle de uğraşıyorum aynı anda. Osmanlı olacak. kemalizm de Kemalizm olcak galiba.
“qualis rex, talis grex”
Ben lisedeyken hadis diye öğretilmişti ama sahih bir atıf olmadığı için hadis demektem çekindim. Belki benzer anlama gelen başka hadis vardır. Bu sitede bunu bilen birileri çıkar.
Deniz bey,
O kadar eski ki, kaynagi hafizamin derinliklerinde kayip..
Dolayisi ile, kaynak olarak sadece kendimi gosterebilirim
Boyle hadis diye yutturulan bir o olsa..
Kemalist hadislerdendir: Saglam kafa, saglam vucutta bulunur.
Bu da Latincedir. Ama, simdi orjinali aklima gelmedi.
Bulent bey ya da Metin bey [alfabetik] bilirler mutlaka.
Kültüre bir katkımız olsun, kitabın reklamını bedava yapayım.
Şu kitapta tam sizin dediğiniz şekliyle mevcuttur. Ama görmek için kitabın kendisini bulmalısınız.
http://www.bilgiyay.com/bookdetails.asp?ID=179&r=9%2F8%2F2007+9%3A37%3A33+PM
Hadisler çoğalmış tabii zamanla,
“İlim Çinde olsa bile gidip alınız”
” Temizlik imandandır
Hadisler zamanda çoğalmış tabii. Ben bu işlerin ehli değilim, hatta mürekkep bile yalamadım bu alanlarad, ama ehil olanlara dayanarak söylüyorum.
“Temizlik imandandır”
“İlim Çin de arayıp bulunuz”
Kimi hadis sandıklarımız sahih değilmiş.
Hatta ” Gösterişsiz düğün aptal düğünüdür” diye bir lafın bile hadis dendiğine kulaklarım şahittir. Ben zannetmiyorum.Peygamber böyle bir şey söylememiştir.
Bir de “güzele bakmak sevaptır var”.
Meraklisina notlar:
Bu arada, aktarilan misralarin neden orjinal olamayacagina dair bir iki sey soyleyeyim:
Birincisi, alti misra… Halk edebiyatinda bu form, uc ayakli memeli kadar nadir gorulur.
Ikincisi, son iki misranin ahengi sifir; o denli siritiyor.
Bunu ancak, yakin zamanda –adina serbest siir denen ama ne oldugunu kimsenin bilmedigi garabet yuzunden– kulak ahengi bozulan bir nesil ilave edebilidi.
Yanlis hatirlamiyorsam/bilmiyorsam, o kita Orta Anadolu’ya aitir; Alevi/Kizilbas kaynaklara dayanir.
Bu da son derece beklendik bir seydir. Birincisi, en guzel ahenk (bence) Alevi/Kizilbas mahrecli siirdedir.
Ikincisi, Orta Anadolu –simdi oyle olmasa da pek– surekli kuraklik ve kitlik gecirmistir. Dolayisi ile, merkezi yonetimin vergi ve salmalarindan hep mustarip olmustur.
Kisacasi, boyle bir kitanin yazilmnasi kadar yayginlasmasi icin de her turlu sebep vardir.
“güzele bakmak sevaptır”
Buradaki ‘bakmak’ fiili aslinda farklidir. Temasa etmek (to look, to watch, to observe) degil; ihtimam gostermek (to take care of, to look after) anlamna gelir ama zamanla unuulmus gibidir.
Ve, evet, hadis oldugunu ben de dusunmuyorum.
Müzmün Anonim Bey,
48. yorum aydınlatıcı olmuş teşekkürler. Bence de bu mısraları bizimkiler Aleviler söylemiş olabilir.
Kemalist hadis olmaz. Mustafa Kemal peygamber değildi, Kemalizm de din değil, hatta bir ideoloji bile değil diyorlar.
Ancak Kemalist hadisimsi olur, (quasi-hadith).
Müzmin bey,
Bir sözün hadis olması için Hz. Muhammed’den nakledilmesi gerekir. Siz hiç Hz. İsa veya Hz. Musa’dan hadis duydunuz mu?
Diğer peygamberlerin söyledikleri bile hadis değilken, nasıl sizin, bizim gibi kusurlu bir kul olan birisinin söyledikleri hadis olabilir ki?
Müzmin bey yukarıdaki yanlışlıkla Müzmün yazmışım. Bu sohbet için teşekkürler. Doğu yarıkürde yaşıyorsanız iyi geceler
Deniz bey,
Bugun elimizde oldugu sekliyle, Kemalizmin bir din olmadigini soylemek icin cok kati bir musluman olmak lazim –maslum, son peygamber Hz Muhammed oldugundan.
Onu gecersek, Kemalizmin bir din kabul edilmesi icin herseyin mevcut oldugunu soylemek mumkun bence.
Ayrica, hadis ile Hadis arasinda da fark oldugunu hatirlatmak isterim.
Ve, evet, dogru yarikurede yasiyorum –buna yasamak denirse..
maslum –> malum
o zaman deniz, temel sorumuz netleşti.
Benim layıkım bu idare değil. Sadece iktidar partisi olarak anlamayın, genel olarak idare. Belki sadece bunu yazmalıydım
peki bundan sonra ne olacak sorusu ? layığınız olan idare nasıl olacak ? Ben buna cevap vermye çalışıyordum. Bu noktada buna vereceğimiz cevap bireysel olmak zorunda.
Bu soruya cevap verenlerin temel yanlışlarını yazdık yukarda.
ortada bir yanlış olunca görmek yanlışı görmek kolay oluyor.
temel yanlış; iyi birşey yapmak için yapılan kötü işler( minarenin kılıfı ne olursa olsun; dindarlık , laiklik vs..) yapılacak iyi işi de bozar. İsterse burada bahsettiğim iyi ve kötü bize ait kavramlar olsun, bu önemli değil.
insanların normal dini eylemlerini nefretle bakan laikler de türedi ya öte yandan.,
laiklerin hatalarından dolayı bize biraz kakalanmaya çalışan şuydu; dindarın hırsızı da daha iyidir. yani kötünün iyisine daha iyi bir minare kılıfı olablirler., Bunu da felsefi bir tartışma konusu olarak bırakıyorum. Böyle bir kılıfla kaybedeceğimiz sadece minare olur.
herşeyi dedendik ve yolun sonuna geldik. Belki dindarlar daha iyidir derken, olayın boyutları medyanın bize gizlediği ile sınırlı kaldı. Tepkilerimizde medyanın kontrolune girdi ve o da yapılacak pazarlıklara bağlı.,
Tepkilere değer vermememin nedeni budur.
Dediğim gibi, hepimiz düşünce özgürlüğü konuusnda , yolsuzlukla mücadele konusnda deli dolu yazabiliriz. ne ifade eder bu ?
Onun için birey ne yapıyor noktasında takılıyorum ?
bireyin kendisinin düşünceye tahamülü yoksa ? yaşamın rotası bireylerden ibaret diyorum.
düşünceler blog yazmış ki,
Devlet eğer adaletli davranmak istiyorsa özel sektör mantığı ile en iyi elemanı almalı, en verimli şekilde kullanmalı ve piyasa mekanzima ve yaptırımları ile çalıştırmalıdır. Adalet budur, benden aldığını yan gelip yataba ulufe gibi dağıtmak değil.
şöyle bir ilan gazetelerde çıksa;
T.C cumhurbaşkanlığı için eleman arıyor.
elamnlarda aranılan nitelikler şunlardır,
yabancı dil bilecek, bilderberg konfreansların katılmış olmak nutuk okuycak, beş vakit namaz kılacak vs..
şaka bir yana, bu alıntıyı okuyunca aklıma hemen özal döneminin prensleri geldi. ENGİN CİVAN. hani şu ünlü veciz sözü( rüşvetin belgesi mi olur… ? ) borçlu olduğumuz prens. herkese tepeden bakan bir cv si vardı.,
Bizler şuanda neye bakacağımız, neye tepki göstereceğimiz hükümetle medya tekelleri arasındaki pazarlığına bağlı insanlarız. Bugün görmediklerimiz yarın patlatana kadar gösterebilirler.
bugün kukla oluyorsam, o gün kukla olmaz mıyım ?
biz bunu hakediyor muyuz ? Hayır ?
çünkü insan bu kadar çaresiz değildir. Demek bu alana sıkıştığımız için biri yoktu, kimse yoktu.
geçmişten ders almadık, o prensler hala akın etmekte.
yine uçaklar dolusu Türk’ler havalarda ??? hangi ülkede böylesine uçak dolusu geziler var ? en büyük korkum, papatya fikrinin yenilenmesi., ülke yoksul çocuk dolu, bu çocukların istismar edileceği deniz fenerleri ile sıkıştığımız alanı aşamayız., Bir 10 yıl daha gençliğimiz söner.
Umarım bunlar bu kadar olumsuz olmaz,. şart değil bu kadar olumsuz olması yani.
hadis, HADİS ve Veciz ile ilgili olarak;
Muzmin Anonim BEY
eğer bilgi kaynağı olarak vahiy kabul ediyorsanız, bu hemen din ve vicdan hürriyetine girer. KİMSE BU KAYNAĞI SORGULAYAMAZ. Öyle bilginin olmadığı ispatlanamaz veya doğrulanamaz.
Sorgulanamadığı için bu hukukta da başka bir “alan” olarak kalır. özel bir özgürlük alanıdır.
kemalist bilgini kaynağının vahiy olduğunu iddia eden bir grupla karşılaştınız mı ?
Bence en kemalistini bulsanız elindeki bilginin kaynağı
vahiy değildir. insanları gönderceği cehenem de en azından yeryüzünde bir cezaevidir., Ama diğerleri için sonsuz cehenemler vardır., ve bazı ruhban ınsanların vahiyin yeryüzünde uygulayacası olma potansiyeli vardır. kişi illetini bilelidir. Bunlar dindar siyasilere de dönüşme potansiyelini barındırabilir, başka insanlara cehenem veya cennet vad etme imkanları vardır.
Dediğim gibi öbürleri ancak dünyevi kadar korkutabiliyor. Onun böyle fiziki imkanı yok. Eşit değiller. Bu yüzden herşeye rağman dinin özel bir korunmalı yeri olmalıdır diyorum ben.
Bu eşitsizliğe dikketinizi çekiyorum.
Hadis ile hadis vecize olablir. Bir sözün eğer veciz değeri varsa anlamlıdır. Şimdi buraya bu söz yazın ve kaynağı anonim olsun. SOnra Hepimizin fikrini sorun.,
eğer o söz anlamlıysa, ben Muhammede mi ait, kral Marks mı it bilmeden o SÖZÜ anlamlandırabilmem gerekmez mi ?
Diğer bir nokta hadis’in tarihi olayları aydınlatmada tarihi
geçerliği nedir ? Efsaneler bile bu konuda bize imkan sağladığına göre, bu soru tamamen arklelojik çalışmlar kadar bilimsel nitelikte…
Merhaba,
Maalesef bir iki gün daha internet erişimi imkanım pek olmayacak, bilginize.
FST
Knz hanim,
Teknikalitede, terminolojide mutabik olmamizda fayda var: Iki seyi birbirinden ayirmamiz lazim. Birincisi ‘Vahiy’ (buyuk harfle baslayan), digeri de ‘vahiy’ (kucuk harfle baslayan)..
Kcuk harfli ‘vahiy’de mutabik kalabilcegimizi saniyorum. Butun zeka ve aklimiza ragmen daha otesini aciklayamayacagimiz bir bilgi ile karsilasiriz hayatin her safha ve vechesinde. Dollenen bir yumurtadan, topraga atilan bir tohumdan ortaya neyin cikacagi, hangi hucrenin nerede hangi fonksiyonla bulunacagini tayin eden (buna, simdilik, DNA filan diyoruz, ama onun da kaynagini bilmiyoruz); hangi atomun, hangi alt-pafcacigin hangi gorevle nerede olacagini belirleyen –ve bu bilgiyi de o seye koyan– bir ‘akil’ oldugunu kabul etmemek cok rasyonel degil bence. Yani, ben bunu kabul edeMEmek durumunda degilim. Denedim, ama kabul etmek zorunda kaldim demek istiyorum.
Iste, o hcure/DNA veya atom/parcacik –ya da her ne ise– ona ‘verilmis’ olan bu bilgiye ben ‘vahiy’ diyorum.
Ve, boyle bakarsak, ‘vahiy’ –gercekten de– bizi cepecevre kusatmistir. Her yanimiz, nereye donersek/bakarsak ‘vahiy’ ile doludur.
Buna karsilik, ‘Vahiy’ (buyuk harfle) daha cok tek tanrili (ya da –genelde– Ibrahimi) dinlerin, yukaridaki ‘vahiy’ kaynagina direkt erisim iddiasi sonucunda bizlere aktardiklarini ifade ettikleri mesajlardir.
Bu ikincisi ozel bir durumdur ve bunun gercek ya da mumkun olabilecegine dunya nufusunun belli bir kismi inanmaktadir. Ispat sonucunda kabul edilmekten maada kisisel kanaattir. Sorgulanmasi mumkun/anlamli olmakla beraber, inanc ozgurlugu kapsaminda da degerlendirebilir ve ilismemek karari alabiliriz.
Bence ikicisi icin gecerlidir ve tabii ki kisiseldir.
Buna pek katilmiyorum. Daha dogrusu, hic kimsenin baska herhangi bir kisiyi –sirf belli bir seye (ne olursa olsun)– polisiye anlamda sorgulayamayacagina katilirim; fakat, kisi inancini soze doker ve bunu bir onerme/beyanat halinde dile getirirse, soyledikleri –ki, o, o kisinin kanaatidir– bunlarin sorgulanamayacagi ve hatta reddedilemeyecegi kanaatinde degilim.
Teblig serbest ise, itiraz ve red de serbest olmak zorundadir.
Ozel ozgurluk.. evet, ama bunun hukukta ozel bir ‘alan’ olmasinin sebebi bunun kisiye ozel ozguluk olmasi yuzundendir. Yani, bir kisinin ozgurlugunun baskalari mahkum edemeyecegi, baglamayacagi sebebiyle ayi bir ‘alan’dir.
Hayir.
Ama, bunun henuz vaktin erken oldugunu da soyleyebiliriz.
Malum, Hz Isa da kendisinin apayri bir din getirdigi iddiasinda degildi. Aradan 100-150 sene gectikten sonra fevkalade basarili bir pazarlamaci olan Aziz Pavlos (St Paul) tarafindan yepyeni bir ambalaj icinde sunularak bir ‘din’ haline getirildi.
Dolayisi ile, [Yalcin Kucuk tarafindan Kemalizmin Pavlosluguna namzet gosterilen] Mehmel Ali Aybar’i saymazsak, henuz Pavlosunu bekleyen bir din oldugunu soylemek belki de cok fazla abarti sayilmayabilir.
Ben bu konuda sizin kadar emin olamiyorum: ‘Vahiy’in anlamlandirilmasi surecinde mecazlar ve hikmetler kullanildigini dikkate alirsak, Kemalizmin yaptiklarinin bir kismi bu kapsama girebilir. Mesela harf devrimi. Eski sistemi adam etmek yerine, tamamini bir gecede kaldirip atarak –az sayida da olsa– var olan okur-yazar kitlesini sifirlamanin mantigini izah etmek kolay degildir. Meger ki, hilmetler ve mecazlara siginmayasiniz..
Oratada maddi delil bile olsa, Allah’in affediciligi cercevesinde en agir suclularin bile cehennemden ‘yirtmak’ ihtimaline kiyaslarsak, yeryuzu cehennemi anlamina gelen cezaevi cok daha agir sayilabilir..
Dogrudur. Ama, kendilerini Allah’in bindirilmis tugaylari olarak goren bu taifeye bazi sorular sormakla baslarsak, bu konuda hayli mesafe alabilir ve bu illetin tedavisine yardimci olabiliriz bence.
Sorulacak olan soru basittir: Kadi-i mutlak olan Allah’in kendilerine itiyaci olduguna hangi akla hizmeten karar veriyorlar. Yani, Allah kendi isini kendisi gormekten aciz midir?
Vaadlerle kandirmak konusunda tek tehlike kaynagi bu taife olMAmakla beraber, isaret ettiginiz risk tabii ki mevcuttur. Fakat, bence, giderilmesi de mumkundur. Bazi sorulari sormak bu konuda yardimci olur –bkz yukaridaki soru, mesela.
Korkularla bireyleri belli davranis bicimlerine sevketmenin dogru olmadigina katiliyorum. Ama, bu konuda dunyevi ya da uhrevi ayrimi yapmiyorum ben.
“Cala cala bir havaya calar”
Oldu mu?
Dogru.
Fakat, bir de fikre hurmet meselesi var.
Yani, kime ait oldugunu solemek gerekebiliyor.
Yoksa, sirf bir sozu birisi soylemis diye ona biat etmemiz gerekmez tabii ki.
Soz, kullanildigi baglamda anlamli ise kiymetlidir bence.
Buna itiraz etmem.
Etmem, cunku, ait oldugunu gunun pratigine yonelik hadisleri bugune tatbk etmek bazan anlamli –ya da uygulanabilir– olamayabiliyor.
Hadisler çoğalmış tabii zamanla,
Dogru hadisleri eleyip dokumanin bir ilmi var. Sapi samandan boylelikle ayirdedebiliyorsunuz. Hadis sozkonusu olunca belli basli kaynaklar vardir. Artik guvenilir hadisler de belli. Ben alttaki baglantidan takip ediyorum.
http://www.twf.org/Sayings.html
“Ilim Cin’de bile olsa aliniz” sozu dogru bir hadistir.
Selami: “Ilim Cin’de bile olsa aliniz” sozu dogru bir hadistir.
Hadis değildir Selami Bey.Uydurmadır.
Mana olarak İslamiyete uygundur sadece
İsterseniz biraz araştırınız.
Muzmin Anonim Bey,
bu satırları okuyan diğer kişlere de bilgi vermek üzere, Vahiy ile vahiy arasındaki farkı anladım ve mutabıkım. Sanırım birçok site okuru için bu yeni bir bilgidir. İnterneti iyi işlerde kullanmak birinci amacımız. Teşekkür ederim. okurlar sizin yazıyı okumadan bu son yazıyı okumasınlar.
küçük harfli vahiy için ufak bir dip notum var sadece.,
o büyük bütünün bizim anladığımız anlamda bir akla (tasarıma) ihtiyacı yok. Herşey zaten sonsuz zamanda bütün mümkünleri içeriyor ve olmak zorunda olan oluyor. vahiy ile ilgili şunu diyebilirim, vahiy bizim için anlaşılır olmak zorunda değil. kendim için Bilinmeyene razı olmak manasında bir inançtan bahsedebilirim. Bir çok din sahibi için
böyle bir rıza ve ayrım yoktur. bazıları bildiğine iman eder. bence gerçek anlamda bildiğimize iman olmaz, bilebileceğimize de iman olmaz. İman bilimeyen gerçekliğe olur diye düşünüyorum. Daha fazla yazarsam konu sapacak, belki başka alanda konuşuruz.
yunus bahsinde belki yeniden açarız.
o halde hemen Vahiy konusuna geçiyorum.
Buna karsilik, ‘Vahiy’ (buyuk harfle) daha cok tek tanrili (ya da –genelde– Ibrahimi) dinlerin, yukaridaki ‘vahiy’ kaynagina direkt erisim iddiasi sonucunda bizlere aktardiklarini ifade ettikleri mesajlardir.
Bu ikincisi ozel bir durumdur ve bunun gercek ya da mumkun olabilecegine dunya nufusunun belli bir kismi inanmaktadir. Ispat sonucunda kabul edilmekten maada kisisel kanaattir. Sorgulanmasi mumkun/anlamli olmakla beraber, inanc ozgurlugu kapsaminda da degerlendirebilir ve ilismemek karari alabiliriz.
kişi kendini sorgular, ben başkasını sorgularım. Başkası beni sorgular. insanların kendi aralarında doğruyu bulma yöntemleri böyledir. Bunu evinize kuyudan su bağlarken de böyle yaparsanız iyi din ve kötü din ararsında tercih yaparken de. yani sizin dediğiniz gibi düşünüyordum ben de.
Teblig serbest ise, itiraz ve red de serbest olmak zorundadir.
evet bu da hukuki olarak teminat altında olmalıdır. kimse inançlara saygı baskısı ise dine itirazı kısıtlayamaz. sonunda karikatür krizi tartışmalarında kadar gidiyor.
fakat benim dediğim hukuk. kamuda temsil meselesine gelince dine saygı da isteniyor, herkesin temsl hakkkı da çözülmeyen probleme dönüşüyor. Hukuk yaşamın reel problkemlerini çözmeye başlarken kıyas da parçası oluyor.
Adam müslümanalra verdiğiniz hakkı bana vermiyorsunuz diyebiliyor.
sen kimsin dediğinde dün vahiy aldım diyebilir. Bu bir dine verdiğiniz hakkı bu adamdan nasıl engelleceğinize dair hukuki bir cümle yok.
onu için hukuk size iyi din veya kötü din ayrımı yapamaz. herkes eşit olmak zorundadır. zor problem de bu zaten demiştim.
hukuk iiyi din ve kötü din kriterleri koyma otoritesine sahip bir alan olmadığı için, için bu hukukta da başka bir “alan” olarak kalır. özel bir özgürlük alanıdır.
Ozel ozgurluk.. evet, ama bunun hukukta ozel bir ‘alan’ olmasinin sebebi bunun kisiye ozel ozguluk olmasi yuzundendir. Yani, bir kisinin ozgurlugunun baskalari mahkum edemeyecegi, baglamayacagi sebebiyle ayi bir ‘alan’dir.
Muzmin bey yukardaki cümleniz güzel ben de katılırım ama insanların arasında problem çıktığı zaman nasıl çözüleceği cevapsız kalıyor ? insanların arasında problem çıkmaz demek realist bir yaklaşım olmuyor. Onun için insanların mutabık kalacağı alanlara tartışmayı gönderiyoruz.
kemalist bilgini kaynağının vahiy olduğunu iddia eden bir grupla karşılaştınız mı ? diye sormuştum yazımın devamında.
demek durum vahim. Tarihin ne isaya ne musaya yaranan garibanları biz mi olacağız

bu konuda bişeyler yazmam gerekiyor. yazınızın sonrasına devam edeceğim. veciz sözünüzü de not aldım
Selami Bey,
O söz doğru bir hadisse kaynağını göstermeniz gerekiyor.
Benim kaynağım MFG. MFG’nin kitaplarından zamanında çok okumuştum, onlardan birisinden aklımda kalmış.
söz doğru bir hadisse kaynağını göstermeniz gerekiyor
“Ilim Cin’de bile olsa aliniz” sozu dogru bir hadistir.
Hadis değildir Selami Bey
Thomas Friedman bile “Dunya Duzdur” kitabinda Peygamberin bu sozune atif yapti kardesim. Bana inanmiyorsaniz ona inanin. Sittin tane kaynaktan bu hadisin varligi dogrulandi.
“Ilim bulmak icin evini terk edip yollara dusen, Allah’in yolunda yurumektedir” sozu de bir Hadis’tir.
Selami Bey:”Sittin tane kaynaktan bu hadisin varligi dogrulandi.”
Sittin değil bir hadis kitabından kaynak verseydiniz bu gereksiz yazıyı yazmayacaktım.
Gogıla soracağınız basit bir ” ilim çinde uydurma” kelimelereiyle bunu halletmek mümkündü…
yukarda cevaplmadığım kemalist vahiy din mi ? konuus kalmıştı.
Dindarlardan korkmadığıma göre kemalistlerden haydi haydi korkmam.
hani öbüründe cehenenm ebedi. tamami,, allah affeder diyoruz da,
netice burda yeryüzündeyiz. Zaten derdimiz yeryüzü dindarlığı ve geçmişte dinin sosyal hayata müdahalesi. bu hep geçmişte cemmati kullanan ruhban baskısına dönüşmüştü.
şimdi din sahibi adına konuşan kişi, sen kimsin diyor ?
benim ardımda allah var diyor. ben allah adına konuşuyorum diyor.,
siz öyle demeyin, azteklerde piramitlerin tepesinden din adına çocuk atıyorlardı. Yaratıcı gücün yeryüzü temsilcisi bu kadar muktedir yani.
onun için son din, aman ha falan demiş.
hani en son din ya,.. eskilerin marazlardan ders çıkarıyor.
Ama insanlar ilaki eskiye kayıyor.
Birileri çıkıp sen din adına konuşamazsın diyor. niye ? senin namaz kıldığını görmedik diyor. ortalikta böyle düşünen insanlar var.
şimdi kemalist arayalım bakalım.sorunuz şuydu galiba kemalist affeder mi ? bu önemli değil. hayatımız 70-80 hadi 90 yıl olsun.. C
yukarda cevaplmadığım kemalist vahiy din mi ? konusu kalmıştı.
Dindarlardan korkmadığıma göre kemalistlerden haydi haydi korkmam
hani öbüründe cehenenm ebedi. tamami,, allah affeder diyoruz da, o söz konusu değil şimdi.
netice burda yeryüzündeyiz. Zaten derdimiz yeryüzü dindarlığı ve geçmişte dinin sosyal hayata müdahalesi. bu hep geçmişte cemmati kullanan ruhban baskısına dönüşmüştü.
şimdi din sahibi adına konuşan kişi, sen kimsin diyor ?
benim ardımda allah var diyor. ben allah adına konuşuyorum diyor.,
siz öyle demeyin, aztekler’de piramitlerin tepesinden din adına çocuk kurban atıyorlardı. Yaratıcı gücün yeryüzü temsilcisi bu kadarına dahi muktedir yani.
onun için son din, aman ha falan demiş.
hani en son din ya,.. eskilerin marazlardan ders çıkarıyor.
Ama insanlar ilaki eskiye kayıyor.
Birileri çıkıp sen din adına konuşamazsın diyor. niye ? senin namaz kıldığını görmedik diyor. ortalikta böyle düşünen insanlar var.
şimdi kemalist arayalım bakalım.sorunuz şuydu galiba kemalist affeder mi ? bu önemli değil. hayatımız 70-80 hadi 90 yıl olsun.. Onlar Cahillere ulaşamazlar., cahillere ulaşamamk kamalistlerin illeti, cahillere ulaşmak ise dindarların illetti.
illetini bileceksin:)
Cahilleri kontrol imkanı dinlerde var. BU dedğim sanki TELEVİZYON GİBİ BİrŞey, İYİ KULLANIRSAN İYİ OLUR. KÖTÜ KULLANIRSAN KÖTÜ OLUR. onun için dinden bahsederken illetini bileceksin diyorum, ki iyi kullanmış olalım.
ben tedbir diye yazıyorum valla. kimse üzerine alınmasın.
malatya merkezi sögütlü camiide bulunan imam ve müezininden şikayeçi oldugumu beraat ederim cemaat olarak ve kendi gözümle gördüklerimle camiide büyük yolsuzluk yapılıyor her yönden gerek toplanan paralarda gerek esnaflardan toplanan paralarda.ayrıca hocalar ezan vakitlerinde ezan okuyup gidiyor namazı kıldırmıyor.çalışanların bile hakkını vermeyip kendi adamını getirip muhtaç olan çalışanın işine son verilmiştir yerine gelen vatandaş ise hocanın abisidir tek bunlar degil cemaat kan aglıyor camiye gelen daha gelmiyor bir islam ülkesi olarak camide butarz şeylerin yaşanmasından hoşnut degiliz ayıpla kınıyoruz gerekenlerin en kısa zamanda yapılmasını temenni ederiim saygılarımla MALATYA