Milletvekili Eşleri: Şıklar ve Rüküşler
FST 11 Eylül 2007
Haberde “Emine Erdoğan milletvekili eşlerini ağırladı” ifadesini görünce, acaba Mümtazer Türköne, Salih Memecan da katılmış mı diye detaylara baktım. Meğer davet sadece erkek milletvekillerinin eşleri ile kadın milletvekillerine veriliyormuş. Neyse, acaba toplantıda neler olmuş diye bakınca şöyle şeylerle karşılaştım:
[…] Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in eşi Perihan Tüzmen, file çorap ve şalvarlı kıyafetiyle diğer konuklardan farklı bir kreasyon sergiledi.
Toplantıya başları açık ve türbanlı çok sayıda kadın katıldı. Bazı ailerinin çocuklarını da getirdikleri görüldü. milliyet.com. tr muhabirlerinin edindiği gözleme göre, türbanlı eşler çoğunluktaydı. Ancak, bunların içinde de moda kıyafetleri ile dikkat çekenler vardı. Hatta yırtık - pırtık kumaştan ceket giyen milletvekili eşleri de toplantıya katıldı.
AKP Genel Merkezi’nin salonunda yapılan toplantıda Kazakistan sanatçı topluluğu gösteri yaptı. Topluluğun kadınlardan oluşması dikkati çekti.
[…] Milletvekili eşleri toplantının çok faydalı geçtiğini, yaklaşan Ramazan ayı nedeniyle ihtiyaç sahibi vatandaşlara yardım ulaştırılması konusunda da çalışma yapacaklarını söylediler.
Öte yandan milletvekili eşlerine bir dosya sunularak Ramazanda yapacakları yardımların listesi verildi. Listede milletvekili eşlerinin hazırlayacakları Ramazan paketlerinin de yer alacak erzaklar şöyle sıralandı:
İki kg zeytin, iki kg beyaz peynir, bir kg bayram şekeri, dört tane 250 gr margarin, 5 litrelik ayçiçek yağı, iki kg mercimek, iki kg kuru fasulye, iki kg pirinç, beş kg un, beş kg şeker, bir kg helva, bir kg sarı üzüm, iki kg salça, bir paket kahvaltılık şokella, şekerleme, bir paket kangal sucuk, bir paket el sabunu.
Ben bu işleri pek anlamam muhtemelen bu organizasyonun maliyeti AKP teşkilatınca karşılanmıştır. Kokteyl verilmiş, Kazak halk dansları çağrılmış vs. epey masraf edilmiş olsa gerek. Neyse, Ramazan önü bir de paket organizasyonu var anlaşılan, bana göre boş iş. Fukaraya para verin canı ne isterse alsın, size ne mercimekte, sucuktan, sarı üzümden. Milletvekilinin en fukarası ayda 8000 kağıt alıyor, halbuki şu fileyi 50-60 liraya doldurmak mümkün. Kaldı ki fırsatçı ahbap bir market 3 kuruşluk malı 5 kuruşa da kakalamaya hazırlanıyordur, o ayrı. Milletvekili keratalar çıksınlar bakalım 300-400 papel garibana, file doldurma işi Erbakan döneminde kaldı. Veya böyle lüzumsuz bir toplantıya para harcayacaklarına parayı direk yardım halinde birvakfa filan versinler daha iyi olur. Neyse, kendi bilecekleri iş.
Bu arada kıyafetler de ilginç. Ben prensip olarak kimsenin işine karışmam ama açığı da kapalısı da berbat giyiniyor be kardeşim, sadelik niye prim yapmaz anlamış değilim. Açacaksan da örteceksen de sade, basit birşey giy, şık olma demiyorum. Nedir şu yaz günü metal kaplama gibi pardesü, cart kırmızı beyaz bayrak gibi gözümüze giren elbiseler? Bunlara harcayacağınız parayla birkaç bin iftar poşeti doldurursunuz. Siyah elbise giyen açık hanımınki de felaket, bu ne biçim şalvar, bizim köyde adamlar giyerdi eskiden bu Adana şalvarını. Gözlük de kalın, sanki kaynak yapacak mübarek. Erdoğan dahil 10 üzerinden sıfır veriyorum herkese. Yalnız haksızlık olmasın soldaki beyazlı kıza 5 vereyim, buradan pek falso seçemedim ama gene de tam puanlık bir kıyafet değil.
Sonuç? Sonuç monuç yok, boş işlere ne sonuç yazayım. Sadece bu sepette pastırma neden yok onu sorarım ben arkadaş! Ramazan geliyor bir pastırma lafı var televizyonda, sanki Ramazan pastırma denen meret olmadan olmazmış gibi. Ben en son pederlerde bir kahvaltıda 6 ay evvel çaktırmadan iki dilim yemiştim, tadını bile unuttum. Fukaraya maden sepet hazırlıyorsunuz, iki dilim de pastırma atın bir şeye benzesin.
Popularity: 35% [?]
- Siyaset
- Yorum(80)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Ah Fethi bey,
Biz kadınlar olmasaydı, ekonomi çarkı nasıl dönerdi çok merak ediyorum..
Bizim etimiz, tüyümüz, herşeyimiz para:)
Bir röfle kaç papele yaptırılır, bir lazer epilasyon maliyeti ne kadardır bilir misiniz:)
TEK TAŞ modası cabası..
***
Tesettürlü kadınların giyim kuşam konusunda sıkıntı çektiklerini bizzat biliyorum..
Bu konuda en zevklilerinin bile, mevcut piyasada aradıklarını bulmakta zorlandıklarını görüyorum..
Siyasetçi eşlerinden en zarif giyinen ise hiç kuşkusuz, Hayrunisa GÜL hanımdır..
Onun da moda danışmanları olduğunu, kapalı olmasına rağmen, her ay yüklü bir kuaför masrafı olduğunu okumuştum..
KADIN OLMAK ZOR ZANAAT..
Ece Hanım,
O zaman erkek gibi giyinsinler, bak Deniz Seki kravat takmış ne güzel. Masraf düşer. Ama bunu boşa söylediğimi biliyorum, ne çare. Allahtan çulsuzum da bizim hanım kuaföre filan gitmez, yılda bir düğüne giderse anca o. Ekonomiye ancak ucuz pılı pırtı alarak katkı ypıyoruz.
Yine de iyidir kadınlar. Kadınlarımız, bizim kadınlarımız vs. öyle bir şiir mi vardı, neyse, salalım çayıra herkes bildiğini yapsın.
FST
O halde, siz Rahşan Ecevit tarzı giyinsinler diyorsunuz:))
Nasıl birşey ki o? Ben birşey demiyorum ama abartmamak lazım. Evet, tutucu adamım ve bundan da şikayetçi değilim. Öte yandan kimseye de karışmam, hele hanımlara laf söylemem, neme lazım, başıma dert almak istemem.
Rahşan hanımın giyim tarzı diye bir şey sözkonusu değil aslında..
Kendisi, çok çok sade giyinir..
Saçını röfleli yada boyalı görmüş değiliz..
Buna rağmen CHP li kadın vekillerin, dudağından ruj damlar, her daim bakımlıdırlar..
Atatürk kızı olarak son derece çağdaş ve moderendirler!
***
AKP li vekillerin eşleri umarım bu konuda güzel örnek olurlar..
Medyanın iç giyimlerine kadar mercek altına aldıkları bu hanımların, yedikleri içtikleri kısacası her hareketleri, malzeme olmağa aday çünkü..
Umarım daha itinalı olurlar..
***
Ben sizden, şu lüks otellerde verilen, şaşaalı iftarlar ile ilgili bir yazı yazmanızı da rica edeceğim..
Ramazan ayının ruhuna aykırı hareket ediliyor..
Oradaki bir mönü ile, kaç fakir doyar hesap edebiliriz..
Onun yerine fakir öğrencilere burs versinler yada iftara alsınlar..
Bir de böyle konuşmak Liberal düşünmeğe aykırı olabilir,
Bir liberal olarak sizi zor durumda bırakmak istemem:)
Aklıma yeni geldi,
Liberal muhafazakar olunabilir mi konulu yazı borcunuz da var, söz vermiştiniz…
Öyle yağlı bir iftara davet edilirsem yazarım, merak etmeyin. Nasıl birşey bilmiyorum. Aslında haftaya bir iftara katılacağım ama lüks otelde değil, yine de verilen para fena sayılmaz, 25 YTL fiks imiş. Bence çok para ama bir vesileyle vereceğiz artık. Lüks otel davetine hiç gitmedim, genelde öğrenciyken yer sofrasına eve davet ederlerdi, bol ekmekle karnımızı doyururduk. Fukaraya verilen davet iyidir ama genelde ahbap çavuş birbirimizi ağırlayıp kendimizi kandırıyoruz.
FST
Liberal muhafazakar olunabilir mi konulu yazı borcunuz da var, söz vermiştiniz…
Evet, maalesef tam o gün sıkıntılı bir olaylar dizisi ile karşılaştım, daha sonra da seçim patırtısına yakalandık. Söz aklımda, ama bu işler ilham, moral, motivasyon işi, haydi deyince olmuyor.
Öte yandan zor duruma düşmem merak etmeyin, liberal olmak fakir düşmanlığı değildir. Hatta tersidir. Liberallik kuralcılıktır, fakir ya da zengin yandaşlığı yahut karşıtlığı ile ilgisi yoktur.
FST
“Haberde “Emine Erdoğan milletvekili eşlerini ağırladı” ifadesini görünce, acaba Mümtazer Türköne, Salih Memecan da katılmış mı diye detaylara baktım. Meğer davet sadece erkek milletvekillerinin eşleri ile kadın milletvekillerine veriliyormuş”
Çok güzel olmuş Mümtazer Türköne, Salih Memecan lafı. Pastırma olayı ramazanda bence ağır olur sahurda yesen susatır. İftarda ise diğer yemeklerden zor sıra gelir tabi ben pek sevmem pastırmayı ondan böyle söylüyorum (kayserililer alınmasın)
Daha birkac sene oncesine kadar yapilan –belki hala daha da yapiliyordur– ‘Kimsesiz Cocuklara Yardim Balosu’ filan gibi seyleri hatirladim birden.
Arada fark car tabii ki: Henuz katilanlar mucevherlerini singirdatacak kadar tuyu dizmis degiller.
Yoksa, kimsesiz cocuklar yararina milletin vur patlasin cal oynasin eglendigi balolardan bunun aslinda cok farki yok bence.
Boyle zamanlarda aklima hep ‘Hayvanlar Ciftligi’ gelir.. Ya da ‘domuzlarin insanlasmasi’..
Siz bu nevalenin partiden ciktigini mi saniyorsunuz yoksa?
Eger benim benim tecrubem ucundan kenarindan gecerli ise, bu nevale aslinda ‘vermezseniz basiniza ne gelecegini garanti edemeyiz; isyeriniz basilabilir, saglik sartlarina filan uymadigi icin kapatilabilir; veya ruhsat alamazsiniz’ turunden ikna (!) metodlari kullanilarak tuccar ve sanayiciden gaspedilir.
Boyle zamanlarda nakit para istemezler pek. Cunku, parayi toplayacak olanlara da guvenmezler. Bir de, parayi aldiktan sonra onca seyi torbalamak filan var. Ugrasmak istemezler.
O yuzden, ’su kadar adet, icinde de sunlar olan posetler’ diye salma cikarirlar..
Bu salma da, partili esnaf/tuccar/sanayiciye vurmaz cogunlukla. Bilakis, baska partili olanlarda alinir. Bir tur cizye misali..
Vakiflar uzerinden yapilirsa o isin ‘Kodak moment’ degeri sifir oluyor..
Halbuki, nev-devletlularimizin bir araya gelip fotograf cektirmek, gundemde kalmasina yardimci olacak seksi ‘occasion’lar lazim.
Basin danismanlari hepten bos mu duracaklar?
Muzmin bey,
Eger benim benim tecrubem ucundan kenarindan gecerli ise, bu nevale aslinda ‘vermezseniz basiniza ne gelecegini garanti edemeyiz; isyeriniz basilabilir, saglik sartlarina filan uymadigi icin kapatilabilir; veya ruhsat alamazsiniz’ turunden ikna (!) metodlari kullanilarak tuccar ve sanayiciden gaspedilir.
Bunlara luzum olmayabilir, devletle is yapan insanlarin paralarini almak/alamamak, teslim/tesellum veya istihkak problemleri de olabiliyor. Veya olabiliyordu diyeyim cunku elbette bunlar cok cok cok eski zamanlarda duyulan seyler. Olabiliyor derken gayet tabii basina bunlar gelecek insanlar zaten o islere talip olmuyor; duyulan derken mecliste arastiran komisyon haricinde hemen herkesin bildigi manasinda kullaniyorum. Mesela su beyefendiler hayret etmisti zamaninda:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=81220
Ama, dedigim gibi, bunlarin hepsi gecmiste kaldi, devir millete kol saati gosterip fiyatini soyleyen piril piril insanlarla gurur duyma devri artik.
Bülent Bey,
Linki göstermeniz iyi oldu, demek milletvekilleri her şehir dışına çıkışta bir para da alıyorlarmış. AKP milletvekilinin şu sözünü de beğendim:
Müzmin Bey,
Bir parça saf olduğumu kabul ediyorum ama o kadar da değil.
Maalesef evet.İşin özü belki de bu kodak şeyinde.
Bir de aklıma gelen şu var. Tüm etkinlik boyunca Emine Erdoğan “bakın kocalarınızı biz seçtirdik, sayemizde buradasınız, ayağınızı denk alın” edasıyla katılımcılara uşak muamelesi yapıyor intibaı edindim. Bu yanlış mı, hayır onlar seçtirdi ve seçilenler de azarlanmaya müstehak birer köle olmayı bilerek kabullendiler. Yine de üzücü bir durum. Küçük Emrah’a acıdığım gibi bir acıma hissi içindeyim nedense.
milletvekili eşleri ile bayan milletvekilleri. . . Böyle şey olur mu yahu? Ben kadın milletvekili olsam ve beni milletvekili eşleriyle bir tutup bir eski belediye başkanı, yeni başbakan eşi yemeğine davet etse, gitmem. neden gideyim? onun bayan milletvekillerine aktarabilecek ne gibi bir tecrübesi olabilir? “eşlerinize destek olun” filan demiş. bu ne demek? milletvekili benim, eşim atıyorum, doktor. ayıbetmiş. almanya’ya gitseler sanırım merkel’in eşiyle gezmek yerine merkel’e “bak kocana sahip çık burası almanya aşüfteler gapar gocanı” gibisinden tavsiye verecek. özer çiller böyle değildi. memleket soyuluyordu ama o gariban da ülke liderlerinin eşleriyle birlikte çaya filan gidiyordu. haremlik - selamlık işi işin şakası gerçi lakin sanırım hanımefendi de meclisteki bayan milletvekillerinin ilk ve esas işlerinin kocalarının eşleri olmak olduğunun farkında. (sizce milletvekili olan kim? mümtazer bey mi, özlem hanım mı? mümtazer bey sınıfından mzlem hanımı değil de atıyorum bir ceren hanımı beğenseydi kaymakam ve milletvekili olan hanım yine özlem hanım mı olurdu yoksa ceren hanım mı? şeytan dürtüyor, sorayım bari. acaba o dayak yer miydi? )
çok konuştum gene. sanki AK parti eleştirisi yapıyormuşum gibi geldi. yoksa ben laik azınlıktan mıyım? yoksa beyaz türk müyüm? yoksa demokratük değil müyüm? ak partiyi eleştirdim ya, demokraatik demek ak parti gibün yapmak demektir.
ek: terörle mücadele kurulu ile insan haklarından sorumluluğun aynı kişiye verilmesi komik miii, bana mı öyle geliyor?
üff ramazan ne çabuk geldi? gideyim de son öğle yemeğimi yiyeyim. bir ay öğlen yemek yemek yok…
Sevgili dostum, çok konuşmuşsunuz ama boş konuşmamışsınız.
Bu arada afiyet olsun.
teşekkür ederim üstadım.
“terörle mücadele kurulu ile insan haklarından sorumluluğun aynı kişiye verilmesi komik mii, bana mı öyle geliyor? ”
Bence trajikomik. Bu kişi Cemil Çiçek olmalı, bu da ayrı bir komedi.
ziynet sergileme veya ziynet şakırdatma gibi alışkanlıklar
giyinmenin sosyal prensibine uymuyor. / giyinmenin sosyal prensibi şudur; giydiğinizle zengiliğiniz( maddi) belli olmayacak, feminen vurguya dikkat edilecek.
Eskiden ağa karıları abartılı şekilde bileklerinden dirseklerine kadar altın bileziklerle dolaşırlardı, bu bir statüydü. Bilezik şakurtusu da kadınların rüyasını süslerdi.
Hani bizde kolunda bilezikler, parmağında yüzükler; “can hatice” diye bir türkü vardı ya.
bugün görünürde öyle bileklere kadar altın bilezikler kalmadı. Tamam bu artık görgüsüzlük kabul ediliyor, bazen toplumsal baskının işe yaradığı da oluyor yani, ama zihniyet değişmiyor bu sefer. yani bunların görüntüsünden vazgeçmekle olmuyor, şakurtusundan vazgeçmek kolay olmasa gerek.
knz
Simdiki gosteris hic bi zaman yoktu. 20 ytl ye en babasini alabilecekleri tsortleri uzerinde gorunen kucucuk- gorgu haline gore kimi zaman kocaman olabilecek- MARKAlari icin 200 ytl odemek koluna bilezik dizdirmekten bile cok gorgusuzluk.
-bence-
Bulent bey,
O ayri bir taife. Onlar, genel secimler filanda uzerine duseni yapmakla mukelleftir.
Benim bvahsettigim taife ise farkli. Yerel Belediye baskani netsin devletten alacagi olani. Ihale yapmissa da, Iller Bankasindan para gelecek de o da muteahhite verecek.. Yani, olme yonca bitecek..
Yerel esnaf/sanayici/tuccar baska bir muamaleye tabi tutulur.. Ruhsat vermeyiz demezler her zaman.. Ticarethanenizin kapisinin onunu bir kazarlar pir kazarlar.. Bir sene boyunca iceriye bir musteri giremez olabilir.
Gik da diyemezsiniz, cunku basina bir de ‘Belediye Calisiyor’ filan gibi tabela asarlar altina da ‘verdigimiz rahatsizliktan dolayi ozur dileriz’ de eklerler..
Fakir fukaranin karnini doyurmaz, yani belediye baskaninin reytingine uzerinize dusen katkiyi yapmazsaniz, sizi Allah carpmis olur. Kapidan kimse gir(e)mez. Rizkiniz kapanir.
Hikmet-i ilahi moves in mysterious ways. You know. Or, you soon will.
Eskiden daha bir rafine idi bu isler –or, so they all say.
Benim duydugum bir ornek var. Adamin birisi, kartvizit diye, som altindan bir plaka veriyordu muhatabina.
Fakat zaman da degisti. Artik altin pek para etmiyor, malesef. Muhatabiniza yuksek limitli bir kredi karti takdim etmek daha uygun sayilir bu gunlerde. Hele de imza sarti kalktiktan sonra.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=267685
Okudunuz mu?
Tarhan Erdem i akıllı bi adam sanırdım, yanılmışım!
yok bence haklı ece., Bu bir akım.,
Ece hanim, Erdem ilk surada soylemis o lafi galiba:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=232428
Emre Aköz Tarhan Erdem’den farklı düşünüyor:
http://www.sabah.com.tr/2007/09/12/haber,228C24874BA64C9487A7AE36A22723AA.html
[Tarhan Erdem] Tabii. İki sene içinde, hiçbir üniversitede başı açık kız göremezsiniz. Çünkü toplumsal baskı yaratılır. Çok kısa bir zaman sonra da insanlar başörtüsü takmamazlık, üniversiteye başörtüsüz gidememezlik edemezler. Riskleri olan bir meseleyi konuşuyoruz burada. Laiklik risk altında. Ama ben o riskin sonuca ulaşacağını, gerçekleşeceğini varsaymıyorum, varsaymak istemiyorum. Laikliği demokratik mücadeleyle koruyabileceğimize ben hâlâ inanlardan biriyim.
Kisisel ozgurluk… giyim kusam ve inanc ozgurlugu..
Tarhan beye hak vermek zorunda oldugumu dusunuyorum.
Su anda murekkep yalamak uzere olan, murekkep yalamaga baslayan nesil icinde kadinlar/kizlar basortusunu bir ozgurluk sembolu olarak goruyorlar.
Kisisel ozgurluk… giyim kusam ve inanc ozgurlugu..
Fakat, eger –bir an icin– bunun icindeki ‘inanc ozgurlugu’ elementini gozardi edecek olursak, diger ozgurluk talepleri acisindan bu durum bence bir ‘poison pill’ (metaforik anlamda ‘zehirli hap’) cunku, teslim almaga gonullu olduklari paketin icinden bekledikleri cikmayacak bence.
Cikmadiginda ise tabii ki husran..
Fakat, vakit gecmis olacak –ati alanin Uskudar’i gecmis olmasi yani.
Inanc ozgurlugu baska sey, inanc ozgurlugu uzerinden iradesini –son derece dunyevi olan– ‘dini otorite’lere devretmek bambaska bir sey ve malesef taife-i nisa bunu goremiyor gibi.
Ya da –nasil oluyorsa– gorseler bile, gelenin gideni aratmayacagini dusunuyorlar.
Bu noktada, benim de sormak zorunda oldugum bir soru ortaya cikiyor: Acaba onlar goruyorlar (yani, evet, gelen gideni aratmayacak) fakat ben mi goremiyorum?
Bu ihtimal tabii ki var.
Gercekten var ise, goremedigim ne?
Yani, nasil olacak da gelen gideni aratmayacak?
Müzmin Bey,
Gelenlerden zaten memnun olunmalı ki 2002 öncesi sıkça gördüğümüz başörtüsü eylemleri 5 yıldır görünmüyor. Dolayısıyla, gelenin şimdi yapacağı ufak bir göz boyama dahi büyük alkışlarla karşılanacaktır.
Tarhan Erdem’in söylediği konusunda kararsızım. Herkesin başını örtmek için sıraya gireceği bir ortam baskısı bana zorlama görünüyor. Öte yandan hemen hemen % 70 kadarının zaten fiilen örtü taraftarı olduğunu zannediyorum yani “açık ama örtülü” olanlar çok fazla. Zımni bir baskı belki örtülü iken açılan ve bundan da memnun olanlar için geçerli olabilir. “Ne iyiydi açık olmak iyiymiş” diyenler başörtüsü serbest kaldığında istemeyerek de olsa arkadaşlar ne der sonra baskısıyla örtünebilir.
Genel olarak da devlet başı açığı yasa gücüyle örtmeye zorlamadıkça bu işlerde problem olacağını zannetmiyorum.
FST
Fethi bey,
Dediklerinize katiliyorum.
Benim anlamakta zorlandigim nokta: Ortunme yoluyla elde edeceklerini dusundukleri ek kazancin ne oldugudur.
Yani, evet, istedigini yapabilmenin verecegi bir haz, bir ic rahatligi olacagina katiliyorum; ama, oradan oteye farkli bir koy ile muhatap olacaklarinin farkinda degil midirler?
Bir seyhin, bir ‘alim’in, bir hocaefendinin iki dudagi arasinda kalmak durumunda olmanin cazibesi nedir?
Tabii, buna cevap olarak: ‘Bir modacinin iki dudagi arasinda kalmaktan cok farki yoktur’ da diyebilirsiniz..
Fethi bey,
Herkesin başını örtmek için sıraya gireceği bir ortam baskısı bana zorlama görünüyor. Öte yandan hemen hemen % 70 kadarının zaten fiilen örtü taraftarı olduğunu zannediyorum yani “açık ama örtülü” olanlar çok fazla.
Lise mezunlarina bakmak lazim belki. Fiilen ortulu olan zannediyorum dediginiz gibi %60-70 civari, ama lise mezunu kadinlarda bu nedir yahut lise mezunu (veya lise bitirecek gibi gozuken) kiz evladi olan ailelerin ne kadarinda anne ortuludur bilmiyorum. Simdi bakmadim ama TESEV’in arastirmsinda da bu istatistik yoktu galiba. Orada olan istatistik egitimin gerek ‘Islamci’/'laik’ ekseninde, gerek ortulu/acik ekseninde alinan yer icin onemli olcude belirleyici oldugunu gosteriyordu.
Genel olarak da devlet başı açığı yasa gücüyle örtmeye zorlamadıkça bu işlerde problem olacağını zannetmiyorum.
Bu okuluna gore degisir, degil mi? Eger bu konuda baski veya kayirma yapacak hocalar (kadin veya erkek) belli okullarda toplanmissa, oralarda kanundan bagimsiz olarak bir baski olmasi beklenebilir. Tersi de soz konusu hatta muhtemel herhalde. Bunu olcmeden bilmek mumkun degil. Hocalar disinda daha muhafazakar yerlerde — yanlis hatirlamiyorsam — zaten universite ogrencisi kizlara pek iyi gozle bakilmiyor. Yani universite icin gidilip yasanan yerin de genel bir baskisi soz konusu olabilir.
Genel olarak Turkiye’de kadin olmanin (eger ev kadinligi disinda bir faaliyet yapilacaksa) pek de kolay olmadigini dusunuyorum. Genc kadinlar icin rahatsiz edilme bakimindan acik/kapali olmak da bir faktor olabilir. Bunlar yazili kanundan bagimsiz ve bazen yazili kanuna ragmen ortaya cikan kotulukler. Yerine bagli yine herhalde.
Müzmin Bey,
Ben çok yakınımdakilerden anlayabildiğim kadarıyla şunu belki söyleyebilirim, işin dini tarafından ziyade uzun yılların getirdiği bir alışkanlık, üstelik de namus ve iman gibi iki kritik faktörle bağlanınca iş bu noktalara gelip dayanıyor.
“Ezzarurat tubihul mekruhat” yani zorda kalınca dinen yasaklanan şeyler mübah hale gelir usulü, bence işin “ayıplanma” kısmının gücünden dolayı burada işlemez hale geliyor.
Mesela başını örtenin okuyamaması bir yana, başını örten çalışamıyor da. İkinci kısım en az birincisi kadar önemliyken vurgunun bugünlerde birincide yoğunlaşması da ilginç.
Bence bu konuda başını ne okumak ne de çalışmak için açmamış biri “Kuranda yazıyor” gerekçesi dışında hislerini anlatarak bizi aydınlatabilir.
FST
Muzmin bey, baska bir taraftan bakarak atmaya calisayim.
Bu noktada, benim de sormak zorunda oldugum bir soru ortaya cikiyor: Acaba onlar goruyorlar (yani, evet, gelen gideni aratmayacak) fakat ben mi goremiyorum?
Belki gelen gideni ozellikle basortusu takan kizlari magdur ederek ustu kapanan ama hallolmamis bir problemi ortaya cikartarak oyle bir aratacak ki, hem bir takim sosyal gerilimler hem edilgen ve sahsi olmayan ama nedense oyle olabilirmis gibi yapilan dinle ciddi bir yuzlesme ve hesaplasmaya mecbur olacak insanlar. O surec neticesinde ortaya cikanin gidenden de gelenden de daha iyi olacagini da dusunebiliriz belki. Tarhan Erdem nasil bir adamdir ben bilmem ama cok tutarsiz ve bos konusan biri olmadigini farzedersek alinti yaptiginiz yerde acikca olmasa da soyledigi bu dedigim olabilir belki. Hem — baski yuzunden — ortada basortusuz kalmaz, hem laiklik risk altinda, hem demokratik mucadele ile laiklik korunur dedigine gore, nispeten tabana inmis mucadele geregi ortaya cikacak da diyor olmali herhalde. Degil mi? Yoksa, ne diyor orada?
Bülent Bey,
Mevzu öğrenciler olduğu için sivil vatandaşı düşünmedim ama burada başını örtenlerin de büyük kısmının kızlarının başının açık olmasını isteyeceğini tahmin ediyorum. Okuyan kızlar genelde ailelerinden bağımsız, hatta bazen onlara rağmen örtünüyorlar. Genel istatistiklerde kadınların yarıdan fazlasının başı örtülü ama geleneksel aileden kalma örtü ile bugün söz konusu edilen örtünme açısından bakarsak eskilerin daha esnek olduklarını düşünebilirz.
Eskiye göre daha az belki ama olabilir elbette. Gerçi böyle bir toplanma çok mümkün değil ama bireysel olarak da söz konusu olabilir. Fakat bu tür baskıları çok çeşitli şekillerde hissettirmek zaten mümkün. Mesela başı açık kızların aslında örtülü olup olmadığını hemen anlarsınız. Henüz pardesü yasağı ve tişört, kot pantolon mecburiyeti getirilmediğinden bu zor değil.
Burada da açık kızdan açık kıza farklı yorumlanabilir. Bir de Anadolu da epey “ilerledi” bu işlerde.
Doğru, o sebeple kadın konusunu hele hele kanunla filan deşelemek hiç doğru değil.
Bana göre bu yasaklar sürecinde ve özellikle 28 Şubat sonrası islamın hurafe kısmı da epey darbe aldı. Ümit ederim bozulan denge daha sağlıklı bir yerde yeniden oluşur.
8 yıllık eğitim sisteminin oturtulmasıyla birlikte, yani imam hatiplerin kökünün kurutulması ile başını örten genç kız sayısının azaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz..
Tarhan Erdem, ciddi bir araştırma yapmadan, laf olsun diye konuşmuş..
Yasaklar cezbedici olduğundan, başörtüsüne olan ilgiyi bir zamanlar tetiklemiş olabilir..
Fakat, şu dönemde, yasaklar kalksa, sadece kampüste başı açık yada peruklu görmeye alıştığımız, hali hazırdaki başörtülüler, örtülü gezmeye başlayacaklardır..
Bu görüntü de, başörtülü sayısı arttı denilmesine bahane olamaz!
Müzmin beyin endişelerini çok iyi anlıyorum..
Gelen gideni aratır diyerek işaret ettiği, muhtemel yönetim rejimini ise, çoğu başörtülünün istikbalde hayal ettiğini dahi sanmıyorum..
Benim anneme şeriat ister misin diye sorsak , ne olduğunu dahi bilmez..
Ama başını aç desek, kafasını kestirir, örtüsünü vermez..
O halde, başörtülü güruhun hepsini siyasal islamcı olarak aynı kefeye koymak hata olur..
Güneydoğuya gidin, kadınlar ağzını bile örtmekteler..Ama PKK yı destekleyen bir siyasi görüşe de sempati ile bakmaktalar..
DTP mitinglerinde, başörtülü kadın sayısı küçümsenemeyecek kadar çoktur mesela..
***
Yasağın kalkması durumunda, ev hanımı olmak mecburiyetinde kalmış olan, öğretmen, hemşire vs vs vs belki iş arayışı içine girebilir..
Çünkü sırf bu yasak bahanesi ile, evine dönüp işini bırakan pek çok başörtülü kadın oldu..
İşte bu da sanki piyasadaki başörtülü sayısı arttı izlenimi yaratabilir..
Biraz açayım,
Mesela oruç tutmayan, namaz kılmayan, içki içen bir insanı dıştan kolaylıkla teşhis edemezsiniz. Bu işleri bir zaruretten yapıyorsa dahi geçici, gizli bir yanı vardır. Halbuki başı açmak insana çok daha ağır gelebilir.
Bu arada, bu açıklamayı sadece “bunca eziyet varken bu kızlar, kadınlar buna nasıl katlanır” düşüncesiyle yapıyorum. Esas olan isteyenin istediği gerekçeyle istediği şekilde giyinebilmesidir. Mesela bir hanım siyasal islamcılık gereği de başını örtebilir.
Bir de,
Gelecek olan nedir?
Taleban rejimi türü bir siyasi idareyi mi kastediyorsunuz?
Gelen gelmedi mi daha?
Fethi bey,
Onemli noktalara temas ediyorsunuz.
Soyle onemli: Bugun, –isabetli olsun ya da olmasin– (egitim hayatinda ya da daha sonrasinda) basortusu takan mektepli hanimlarin –baskalarina kiyasla– azicik daha olsa da daha radikal/militan olduklari dusunuluyor.
Burada, ‘radikal/militan’ derken sadece ve sadece ‘dinci’ anlami kastediyor degilim. Bunun icine –genel anlamda– kural tanimazlik, ya da kural tanimamak arzusu da giriyor.
OK, hepimiz az ya da cok ‘kural tanimaz’ olmak isteriz fakat sartlar elvermedigi zaman da anlayisla karsilamak gerektiginde hemfiir oluruz –mesela, ben gecenin korunde bangir bangir muzik dinlemek isteyebilirim ama bilmem kacinci uykusundan, rahatindan, edilen komsularim farkli dusunebilir..
Konuya donecek olursam, isyerinde basortu takmak isteyen bir hanim –hanimlardan genelde beklenmeyen– bir sekilde huzursuzluk kaynagi olacagina dair cok kuvvetli sinyaller vermis, ya da onyargilari deprestirmis olabiliyor.
Bu durumda, isveren adayi da daha az sorun ihtimali olan birisine yonelebiliyor.
Isveren adayinin yaptiginin en ahlakli secim olup olmadigi, ilahi adalet terazisinde nereye oturdugu meselesi apayri konular. realiteyi konusmaga calisiyorum.
Benzer bir seyle de, evlenmek noktasinda karsilastiklarini saniyorum. Dogru mudur degil midir emin degilim, ama, dini yani kuvvetli erkeklerin de (en azindan ‘musluman etmek’ saikiyle) basortulu olmayan hanimlara yoneldiklerini okumustum.
Yukarida soyledigim isveren profilinin bir de oteki yuzu var: Hayli zaman onceden beri, bilgisayar parcasi filan satan yerlerde bir hayli sayida basortulu hanimin calismakta oldugunu musahade etmis ve –teknoloji sektorunde variklarini kuvvetle gostermekte olduklari dusuncesiyle– sevinmistim.
Fakat, kazin ayagi pek de oyle degilmis. Bu hanimlar, oralarda, –baska yerlerde is bulmak ihtimalleri zayif oldugu gerekcesiyle– COK dusuk ucretlerle calistiriliyormus.
Yani, bir somuru de sozkonusu..
Kendi ismiyle degil de, anonim sekilde yazmak gerektigini eklemek isterim.
Fakat, yazmak gerekiyor bence.
Ote yandan, kendi blogumda da deginmistim vaktiyle: Ben kadinlarin ortunmesini –dini gerekceleri bir yana birakirsak– rekabeti kontrol altina almak olarak goruyorum.
Bu acidan baktigim zaman da, genc kiz/kadinlarin neden ortunmek isteyeceklerini anlayabildigimi soyleyemiyorum.
Bi de boyle bisi var:
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=268067
Ece hanim,
Ayni kanaatteyim ve bu da beni urkutuyor.
Utopya hayalleri beni hep urkutmustur cunku.
‘17 devrimine kan verenler, can verenler de –bence– samimi olarak bir utopya pesindeydiler; fakat hemen ardindan gelen –utopya paketinden (Pandorra’nin kutusundan) cikip ortaliga serilen– realite apayri bir sey oldu..
Beni urkuten sey hayalleri degil; hayallerini gerceklestirmek umidiyle geleceklerini ihale ettikleri muteahhitlerin ne yapacaklari..
Hata olur. Dogru.
Ve, belki de daha buyuk bir hata, annenize gelecek ile ilgili –siyasi etkileri olacak konularda– danismak da olabilir.
Genel anlamda ‘iyi olsun, guzel olsun, cabuk olsun, ucuz olsun’ gibi muglak olmaktan oteye gecmeyen dilekleri dile getirenlerle konusulacak konular var konusulmayacak konular var..
Basortusunu ne amacla taktigi apayri bir mesele.. Ama, bunun ardindan neleri ve kimleri de ‘takmak’ gerektigini de dusunmek lazim.
Dogru. Guneydoguda genel bir isyankarlik da almis basini gidiyor..
Isin komik tarafi, vu durunu da makaraya alan Kurt entellektueller var.
Kisinin basi agrisa onu da devlet duzeltsin diye bekleyenler, yagmur yagmamissa da onu dahi devletten bilenler..
Bir cesit tipik mutsuzluk sendromu yani..
PKK’yi –ya da baska benzer yapilanmalari– destekleyen hanimlarin, o yapilanmalar icinde hanimlara nasil muamele ettiklerini bilmeyisleri, bilmezden gelisleri ilginctir benim acimdan.
Ve, bu yuzden de onemli bir kismini –ister istemez– ‘isyankar’ gormek zorunda kaliyorum –daha iyisini istemekten oteye anlamli bir katkisi olamayan anlaminda.
Dogrudur da, oraya nicin geldiklerinin idrakinde olanlarin orani acaba nedir?
Daha ilginc bir soru da, bence, oradan nereye gitmek istedikleri hakkinda kafa yoranlari acaba ne orandadir?
Bu, tabii ki, erkekler icin de gecerlidir benim acimdan.
ps:
Başlık mütesettir şıklar/ rüküşler üzerinden de yürüdüğü için, dikkatimi çeken bir hanımı göstermek istedim..
Bu hanım NADİRE İÇKALE..
Bilenler bilir..Sosyetenin Umre ziyaretleri ile gündeme gelir..
bakınız Çırağan Sarayındaki bir düğüne katılırken, nasıl giyinmiş..
Türbanlı sosyete böyle oluyor demek ki!
[Türban kelimesini kullanmayı sevmem ama burada başörtüsü demek çok abes olacaktı..]
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=6103&p=7&rid=4369
Öncelikle şunu söylemek istiyorum, üniversite özgürlük alanı olmalıdır.Ben lisans okurken bunu fazla yaşayamadım. Başörtüsü veya türbanın üniversitelerde yasaklanması benim özgürlük anlayışımla bağdaşmıyor. Bu yasak nedeniyle çok az olan örtülü arkadaşların neler çektiğini biliyorum. Örtülü kız çoktu ama benim arkadaşım azdı onlar arasında çok az derken bunu kastediyorum. Yasaktan dolayı bazı imkanı olan kızların İngiltere, Avusturya, Bosna gibi ülkelere öğrenim için gittiğini de biliyorum. Dikkat edilmesi gereken örtülü olarak öğrenim görmek isteyenlerin Mısır’a , Suudi Arabistan’a veya İran’a değil de batılı demokratik ülkelere gitmesi.Malezya da bir alternatif olabilir, ancak uzak bir ülke. Tabii ki burada ülke seçerken ilk dikkat ettikleri parametre eğitim kalitesidir, ancak ilk etken olmasa da bu ülkelerin sağladıkları özgürlük ortamı da önemli. Bu arkadaşlarımız heralde ülkemizin de özgürlük standartları olarak İngiltere, hatta Fransa düzeyinde olmasını arzu etmişlerdir. Tabii farklı düşünenler, yani herkesin örtünmesini arzu edenler de vardır.Benim düşüncem buradaki engelleri kaldıralım, yurttaşlarımız başka ülkelere buradaki anti demokratik uygulamalardan dolayı gitmesin. Bu ülkede asli unsurdan sünni Müslüman-Türk-erkek olanlardan olduğum için kendimi fazla da kısıtlanmış hissetmedim, en azından benim kısıtlarım devletten kaynaklanmıyordu. Ancak bu empati yapmamamı gerektirmez.
Başörtüsü serbest olursa 2-3 yıl içinde başörtüsüz öğrenci kalmaz ifadesi doğruluk payı olan bir tahmin de olsa yasaklara gerekçe olamaz. Sayın Erdem’in de niyeti yasaklara gerekçe bulmak değil kanımca. Başörtülerin serbestlik alanı şu an diğer hemcinslerinden daha dar. Onların özgürlük alanı genişletilmelidir. Üniversitelere oldukları gibi girme,en azından özel hastane ve özel okullarda oldukları gibi çalışma imkanları sağlanmalıdır. Bu özgürlük alanı genişletilirken diğerlerinin özgürlük alanı da daraltılmadan yapılmalıdır. Devlet baskısı kalktığı zaman, toplumsal baskı örtünmeyenlere yönelebilir.Üniversite için düşünürsek örtünmeyenlere baskı kendi bazı siyasi yapılardan ve kendi örtünen hemcinslerinden gelecektir. Bu baskı çoğunlukla açık değil, zımni bir baskıdır. Örtünmek farz değil mi, sadece bize mi farz, sen müslüman değil misin? O halde neden örtünmüyorsunuz noktasına gelecektir. Bunun çözümü kesinlikle yasak değildir, dezavantajlı olanları korumaktır. Bu da devletin ve üniversitelerin görevi olmalıdır. Mevcud siyasi iktidar ise bu konuda umut vermemektedir. Siyasi iktidarın durumu burada “ırzıma meyleden kadı ise” durumundadır.Bu sözü hatırlayamadım, Müzmin bey yardım etsin bana.
Yukarıdaki yorumlarda bir çok önemli tespit var.
“Genel olarak Turkiye’de kadin olmanin (eger ev kadinligi disinda bir faaliyet yapilacaksa) pek de kolay olmadigini dusunuyorum. Genc kadinlar icin rahatsiz edilme bakimindan acik/kapali olmak da bir faktor olabilir. Bunlar yazili kanundan bagimsiz ve bazen yazili kanuna ragmen ortaya cikan kotulukler. Yerine bagli yine herhalde.”
Bence bu yaygın bir eğilim değil, zevk renk olayı. Eski bir MÜSİAD başkanının örtülü eşini boşayıp Boşnak bir manken aldığını okumuştum ben de. Bunlar kişisel seçimler.
Erdem’in ifadesi kısmen doğru, yani yerine bağlı. Benim yaşadığım Eskişehirdeki üniversitede -açıköğretimi olan- türban serbest olsa bile herkes türbana girmez bu ancak üniversite ya da devlet otoritesi örtünmeyi mecbur kılarsa mümkün. Ancak Anadoludaki bazı üniversitelerde farklı bir eğilim sözkonusu olabilir, bu akıl dışı değil.
“Dogru mudur degil midir emin degilim, ama, dini yani kuvvetli erkeklerin de (en azindan ‘musluman etmek’ saikiyle) basortulu olmayan hanimlara yoneldiklerini okumustum.”
Başörtüsüz kadınları hidayete erdirmek için yapıyorlarmış
“Güneydoğuya gidin, kadınlar ağzını bile örtmekteler..Ama PKK yı destekleyen bir siyasi görüşe de sempati ile bakmaktalar..”
Bu örtünme dinden kaynaklanan bir şey değil, kırsallıkla ilgili. Kırsal kesimde CHP’ye oy veren kadınlar da örtülü. Bizim köyde başı açık gezen kadın yok, ama çoğu şehirde olsa uygun bir fırsatta örtüyü terk edebilir. Bu ayıp bir şey değil.
Fethi Beyin tesbiti:
“Ne iyiydi açık olmak iyiymiş” diyenler başörtüsü serbest kaldığında istemeyerek de olsa arkadaşlar ne der sonra baskısıyla örtünebilir”
Ben de aynı kanıdayım. Homo homini lupus-insan insanın kurdudur, sözü en çok kadınlar da geçer bence. Kadının kadına yaptığını ne erkek, ne de devlet yapabilir
ve işte tesbitlerin en ekonomi politik olanı,
“Fakat, kazin ayagi pek de oyle degilmis. Bu hanimlar, oralarda, –baska yerlerde is bulmak ihtimalleri zayif oldugu gerekcesiyle– COK dusuk ucretlerle calistiriliyormus.”
İşte derin sömürü. Bu arkadaşlarımız mağdur edildikleri yetmiyormuş gibi bir de emek piyasasında istismar ediliyorlar. Ben bu konuda bir çalışma yapmayı düşünmüştüm, ama veri toplama şansı az, ve bu tezin bir üniversite jürisinden geçmesi Türkiyede hayal. Ekonomi kitaplarında ABD de kadın erkek, siyah, beyaz, Hispanik çalışanların ücretleri karşılaştırılıyor. İstatistiklere göre erkek ortalama ücretleri kadınlarınkinden fazla. Bunun Türkiye için ne olduğu konusunda bir yazı okumadım. Türkiye için erkeklerin kazandığı ücretler kadınlardan daha çoktur diye düşünüyorum. Kadınlar arasında ise örtülü ve örtüsüz çalışanlar arasında daha geniş bir fark olduğunu düşünüyorum.
Bu arada özel sektör niye örtülü kadınları işe almada isteksiz? Hadi memurluk kamusal alanda anladık sayalım. İstihdamın kabaca yüzde 85 i özel sektörde çalışıyor. Türkiye Finans veya Asya Finans neden başörtülü çalışan istihdam etmiyor?
Deniz bey,
Ben, icinde dogrudan ‘irz’ gecen seklini bilmiyorum. Fakat, ‘irz’ kelimesini de gecen bir kelime iceren hali, bildigim sekli sudur:
‘Anami xxxen kadi, kime sikayet edem’
Daha nazikcesi:
‘Kadi davacisi olanin Allah yardimcisi olsun’
Umarim yardimci olabilmisimdir.
Deniz/Cengiz bey,
Zımni baskı derken, sanırım şunu kastediyorsunuz..
Örtülü biriyle yanyana aynı sırayı paylaşan, açık bir öğrenci kendini kötü hissedecek, çıplaklık kompleksine girecek falan filan..
Kadın olmadığınız için yanılıyorsunuz!
Şu andaki uygulama o kadar salakça ki, kapı girişinde başınızı açıyorsunuz, derste açıksınız, fakat hemen dışarıda, aynı otobüste başınız örtülü..
Sokakta, caddede, yurtta yada evde örtülü..
Yani açık ve örtülü arkadaşlar can ciğer olup, aynı evi, aynı odayı paylaşıyorlar..
***
Bir de TARHAN ERDEM haklı diyelim..
Yasak devam etiği sürece, sadece başlarını örtemeyen insanların, namazı, orucu yada dinini terketmesi sözkonusu mu?
değil!
Yani tehlike İSLAM mıdır, yoksa sadece BAŞÖRTÜSÜ mü?
Sosyologlar bunu teşhis etmelidirler..
Başörtülü kızların birkaç saat başlarını açtırmakla, varolduğu söylenen olası tehlike önlenmiş mi oluyor, yoksa bu yasaktan, kendilerine paye çıkartan birtakım çevreler mi var..
Biraz daha derin düşünmek gerek!
sayg.
Çünkü, bazı islami görüşler, kadının yerinin evi olduğuna inanıyorlar!
Asli görevinin annelik olduğunu savunuyorlar!
Eşleri örtülü olduğu halde, sekreterleri prezantabl–mini etekli olabiliyor..
Laf sırası geldiğinde ise, başörtüsü özgürlüğü adına mangalda kül bırakmıyorlar!
Peh!
O yüzden, sermaye sahibi başörtülü okumuş kadınların, kendi işlerini kurmaları artık şart oldu..
sayg.
Ece hanim,
Tehdit, eger var ise, ne Islam’dir ne de basortusu.
Tehdit, eger sozkonusu olacak ise, once kendini ’serbest’lesmis hisseden bir guruh, ardindan da bu guruhu istedigi sekilde kullanmak ihtimali olan bir cekirdek olabilir.
Ya da soyle soyleyebilirim herhalde: Mac seyretmek ya da doyasiya ana avrat kufretmek icin stadyuma giden birey degildir tehdit. Onlari bir guruh haline getirdigini sandiklari ortak noktalari ve yine onlari istedikleri istikamette kullanacak olan amigolari kullananlardir tehdit.
Ece hanim,
Çünkü, bazı islami görüşler, kadının yerinin evi olduğuna inanıyorlar!
Asli görevinin annelik olduğunu savunuyorlar!
Buna hic araya Islami koymaya gerek gormeden tamamen sekuler esasa dayali cikarimlarla inanmak ve savunmak da mukun. Ayni sekilde babalar icin de asli vazife ailelerine bakmak ve babalik diye ekleyebiliriz. Bunda bir kusur yok bence. Buna kusur bulmak neslimiz kurusun ve/veya cocuklar sapsirsin ve/veya aile disi guclerin elinde ve onlarin yoneltmesiyle buyusun demek olabilir. Mesele orada degil. Allah kac tane verdiyse ve verdigindan sag kalan kac tane ise onlari buyutmek uzere sekillenmis bir sosyal sartlanmadan simdi az sayida, daha gec yasta yapilan cocuklari, is bolumu ve teknolojinin getirdigi bolluk icinde buyutmeye dondu is artik, mesele o. Yani asli vazifelerden artan zaman, enerji vs. var.
Dikkat ettiyseniz propaganda artik ‘kadinlar cocuk buyutsun, baska sey yapip onu ihmal etmesin’ degil, cunku o islerin ancak kisa sayilacak (5-10 sene) bir zamani yutacagi bir duzendeyiz, onun icin kadini ‘yerine’ koymaya yonelik propaganda yapamazlar, disi beyni cok/temelden degisiktir, yaradilis olarak yatkin degildirler gibi guvenilirligi supheli (bence cogu inanmaya hazir insanlara yonelik kivirtma) seyler uzerinden yapiliyor. (Aynilik, veya manasiz sekillerde esitlik degil kastim, ama ya benim tanidigim kadinlar donme ya kadinlar icin soylenenlerin bir kismi yalan diyorum icimden bazen.)
Bülent bey,
Tesbitiniz doğru!
Şu linkteki görüntüde, başı açık ve başörtülü çalışanlar yanyana..
http://www.cihandergi.com/detay.php?id=244&did=18
Burası kanal7 televizyonu, haber servisi..
Başında da yine başörtülü bir hanım olan, NAZMİYE YILMAZ var..
http://www.yenisafak.com.tr/roportaj/?t=09.09.2007&c=16&i=34359
Aynı kanaldan tanıyıp, takdir ettiğim AYŞE BÖHÜRLER de, yine kanal7 de uzun süre yapımcı , yönetmen olarak çalıştı..
Şimdi bunları niye örneklendiriyorum..
Demek ki, kadına, açık yada örtülü güvenilip, şans verildiği zaman, her işin üstesinden gelebiliyor..
O yüzden dindar patronların, başörtülüleri ekarte etmesi, kendileriyle çeliştiklerini gösterir..
Çünkü, politika sahasına indiklerinde, başörtülü bacılarımızın okuma özgürlüğü, hede hödö diye horozlanıyorlar, fakat bu kızlar mezun olup, cv ile karşılarına geldiklerinde, şans vermiyorlar..
Verseler bile, kariyer şansı tanımıyorlar..Piyasada alternatif bulamacağını bildikleri için, maaş pazarlığına vs girmiyorlar..
Benim bildiğim dindar tekstil firmalarının, başörtülü müdürü, filan yok!
Çalışanları sırf erkek filan da değil!
Pazarlama bölümlerine baksanız, manken benzeri hatunlar görürsünüz..Hepsi dil bilen, müşteriyle yakıne(!!) ilgilenen, prezantbl hanımlar olmak durumundadırlar..
Başörtülü bacılarını(!!) bu ortamlara mı sokmak istemezler, yoksa sizin dediğiniz gibi, beyinlerine mi güvenmezler bilemiyorum..
***
Konu dışı gibi olacak ama, o kadar laga luga yapıldı, yeni hükümette kadın sayısı çok az!
Yok muydu vasıflı kadın milletvekili?
Vardı!
Dini endişelerle yakın mı çalışmak istemezler, yoksa beyinlerine mi güvenmezler, mevcut vekilleri çok mu feminen bulurlar, doğrusu merak etmiyor değilim!
sayg.
Müzmin bey,
Müzmin bey,
Şunu ihmal ediyoruz ama!
Cemaatlerin çeşitliliği ve söylemlerinin gitgide birbirinden alabildiğine uzaklaşması, ileride tek bir çekirdek etrafında filizlenmeyi imkansız kılıyor..
Bunu yakın zamanda seçimlerde bile gördük..
Buralarda yazıldı çizildi..
Süleyman hocaefendi cemaaati, Demokrat partiyi desteklediği halde, diğer cemaatlerin kimi saadet partisini kimi AKP yi destekledi..
Ben ileride, hani şu karanlık güçler dediğimiz, güçlerin, bu ayrılıkları kaşıyacağını düşünüyorum..
Geçen bir arkadaşımla konuşurken Irak taki sünni şii çatışmalarının ne kadar aıc olduğunu, cami bombalanmasının kime sevap kazandıracağını sorgulayıp, hepsine basiret diledik..
Ve arkadaşım, aynen şunu söyledi..
Biliyor musun, cemaatleşme aldı başını gidiyor..Ve herkes fanatikleşmeye başladı..
İleride bunlar arasında da iktidar mücadelesi olacaktır..
Her ne kadar, din kardeşiyiz vs denilse de, en basitinden forumlarda görüyoruz..
Çoğu cemaat/tarikat örneğin FETHULLAH GÜLEN hareketine küfür yağdırıyor..
Dinler arası diyalog meselesinden sonra, kafir bile ilan ediyorlar..
Türkçe olimpiyatları yerden yere vuruluyor..
Diğer yanda, Cübbeli Ahmet hoca ile gündeme gelen, daha radikal cemaatler çok daha farklı yorumlarla islamı yaşadıklarını iddia ediyorlar..
Bu cemaatler, etten kemikten insanlardan müteşekkil..
Ve inşallah, birgün karşı karşıya kalmazlar!
Maçları yasaklamak da çözüm değildir ama!
İşte bu noktada, tıkanıyoruz..
Kuran kursunu yasaklayan devlet, illegal kurslara kapı açıyor..
Din/iman insanların fıtri ihtiyacı ve ölümüne vazgeçemeyecekleri kutsalları var..
Siz bu kutsalları aşağılar ellerinden alırsanız, onlar da gider, bulduğuna sarılır..
Bir süre sonra da , cemaatleşir..
Çünkü cemaatleşmek de ihtiyaç haline gelir..
Bu konuda taslak bir yazım da var aslında..
Yani, dindarlar cemaat halinde yaşamak mecburiyetinde bırakılıyorlar..
Tehdit olup olmayacağını, neye karşı cemaatleştiğini bile bilmeden, buna mecbur kalıyor..
Kendi gibi düşünen, yaşayan insanlarla oturup konuşmak, evlenmek, iş yapmak, yaşamını kolaylaştırıyor..
Çoğu cemaat mensubu, Ben organize olup devleti yıkayım filan diye cemaatleşmiyor..
sayg..
Heh, Kanal-7′nin basarisi ekip ruhunda yazmis! Burada konusmadik mi icine Kanal-7, arazi/kredi bilmemnesi ve bir kiymetli milletvekilinin de bir sekilde karistigi birseyi? Ne kolay birsey basin mensubu olmak yahu, kivir kivir dur. Yani iyi bir ornek mi bilemiyorum bu ‘dindar kadinlar her isi yapar’ temali bir laklak icin. (Obur taraftan tabii bu Kanal-7/yolsuzluk isini de Hurriyet’te okudugumuzu unutmuyorum).
Yalniz bir de su var:
Verseler bile, kariyer şansı tanımıyorlar..Piyasada alternatif bulamacağını bildikleri için, maaş pazarlığına vs girmiyorlar..
Bundan kacis var mi kimse icin bilemiyorum. Yuksek oranda issizlik olan bir memlekekette yasiyoruz ve insanlar farkettiyseniz ‘elimde diplomam var’ filan diyorlar ‘digerlerinin yapamadigini yaparim’ degil.
Aklimda kalmis ne derece dogrudur bilmem ama satayim sunu. ABD icin II. dunya savasinda mecbur kalip kadinlara ucak tank filan monte ettirmeseydiler kadinlarin is hayatina girmesi cok gecikebilirdi de denir.
Konu dışı gibi olacak ama, o kadar laga luga yapıldı, yeni hükümette kadın sayısı çok az!
Yok muydu vasıflı kadın milletvekili?
Vardı!
Ona bakarsaniz su ankilerin hemen hepsinden cok daha vasifli insanlar vardir bu memlekette tabii. Ozellikle kadin olsun diye birsey yapilmasina ben taraftar degilim. Diger taraftan bu memlekette secilmis diyebilecegimiz bir kadin basbakan da oldu. Pek memnun kalmadik galiba gerci ama diger insanlar hangi DIITliklari yaparak ikbale kavusuyorlarsa o da oyle yapti herhalde. (Bu ornek basin orneginden de beter olmus!)
Bülent bey,
kanal7 yolsuzluk filan bir yana, muhafazakar kanadı temsil ettiği için orayı örnekledim..
Tabi, ne derece muhafazakar oldukları kendi sorunları!
Buradan Emre Aköz ün durduk yerde, yumurtladığı konuya geleceğiz o halde..
İnsanlar başörtülü kadınlarla ne iş yapmak ne de evlenmek istemiyorlar, çünkü mevcut koşullarda, vizyon sorunu yaşama ihtimalleri sözkonusu..
Bunu da göze alamıyorlar..
diyebilir miyiz o halde?
Eece hanim,
Din/iman insanların fıtri ihtiyacı ve ölümüne vazgeçemeyecekleri kutsalları var..
Bu ‘olumune’ isi din baglaminda dinin ozelliginden ziyade doldurusla ilgili olabilir. Mac orneginde de var bu ‘olumune’ isleri (saka da yapilmiyor, insan oluyor o islerde). Cok merakliyiz bu olum islerine, bir ucta ‘olmeye geldik’ diye maca gidiyoruz, diger ucta ‘bizim icin olduler’ lafini ‘olmemenin yolu yok muydu?’yu sordurmayacak sekilde ululuyoruz filan. Boyle olmekle yatip kalkilan bir ortamda insan hayati ucuzluyor da olabilir, bilemiyorum.
Siz bu kutsalları aşağılar ellerinden alırsanız, onlar da gider, bulduğuna sarılır..
Mekanizmanin bu oldugundan emin degilim ben. Genc/ogrenci guruhun ’sol’a da boyle sarildigi zamanlar oldu memlekette. Kastettiginiz manada ‘kutsal’ ile bir alakasi yoktu o halin belki ama ‘dava’ benimsemek baglaminda benziyordu. Savrulan insanlar birseye sariliyorlar ve/veya bunalmis/imkansiz olanlar bir anlamda mecbur kaliyor galiba.
Sevgili Ece, Düşünceler de olanlar senin hafife aldığın tarzda bir olay değil.
Cumhuriyet forumda bir kavga vardı değil mi ? oralık yatışana kadar banlandın, biz de hepimiz bundan haberdar olduk.
herşey rağmen orda değişik görüşler yazabiliyorduk. , senin banlanman olay oldu.
senin yüzüden site çöktü ya
bu öyle bir şey değiş, gizleme ve tahamülsüzlük var.
ve de dokunmamak, dışalamak, aforoza giden bir yol var. Düşüncelerle ilgili değil bu dediklerim., Orası sadece son durak oldu.
dışımızda ne oluyor ? kanaltürk 6 gün kapatılmış.
aman diyorum ben, amaaan kardeşler tikaaat.
yakın gelecekte , ben başörtüsü takmak istemiyorum çünkü bana anlamsız geliyor beni boğuyor diyen her 15 yaşındaki kızIn başına gelecek budur.
Babaları kız çocuklarına karşı kıştırtan bir akım oluşuyor.
Eskiden aile kıznı liseye gönderirken devletin lisesine güvenirdi, kız boynu açık diye ertesi gün hipi olurmuş , mini etekli olurmuş diye şüphelenmezdi.
kızım avukat olacak derdi ,ve avukat cüppesini seksi bulan bir aile bu ülkede hiç olmadı.
bir hak savunulurken çok yanlış bağlantılar kuruldu.
siz beni öyle bir utangaç hale getirisiniz ki, ben kapımın ardından kafamı çıkartamam. Beni bu hale sokarsanız bana iyilik mi edersiniz ?
bu bizim dindarlığımız değildi. en mutassıp yerde bile, benim annenemlerin yaşıtları pikniğe gittiğinde yemeneyi tepeden bağlardı. Ben hayrunisa hanımı şık buluyorum ama bir piknikte eşi tişört giymişken ve yakasını bile iliklememişken onun tekbaşına o kıyafetle kalmasına üzüldüm.
ben haytta resepsiyon yazısı yazmadım.
resepsiyon maskeli balo olur, maske bile takarsın.
ben deniz kenarı, piknik yazısı yazdım.
kadının tabvitaına aykırı kutsanmış bir kadın modeline bizi zorluyorlar. Kutsanmış kadın topluma cazip gelir ama o bir insandır. heyecen duymak ister. garibim bazı başörtülü kızlar bunu hem laik camiya hem de dindarlara anlatmaya çalışıyor.
Ama kendi çizdikleri bir çember içinden bu dışarı taşma mücadelesi.
konu din olunca, halkın din konusunda bilgisi çok olmadığı için kızlar 1000 yılllık kemikleşmiş görüşlere karşı koyamıyorlar, ve kadınlar üzerinde baskıya hazır hale gelmek çok kolay.
örneğin iki kardeş dışarı çıkıyor olsun; biri başörtüsü takmamış olsun, ona karşı kuşku daha fazla oluyor.
çünkü konuşulanlar ne ? örtülü olmak, utangaçlık ?
bunun karşı görüşü çıplaklık, örtüsüzlük ve arsızlık mı ?
ben cumhuriyet forumdayken kızlara baskının artacağı yönünde böyle düşünmezdim., bir çevreye daha fazla güveniyordum . Açıkçası kendi yaşadıklarımızdan ders çıkartmak lazım. BEN GEZDİM, GÖRDÜM VE GELDİM.
ne diyecek kız diye sordum ben ? ben boynumu sıkarcasına bağlamaktan sıkılıyorum demeyecek de, pozitivist felsefe konusunda akedemik çalıma mı yapacak boyunu neden sıkarcasına bağlamak istemediğini söylemek için ? nasıl konuşacak ?
başörtüsü ile ilgili bir tabu alanı oluşması en istemediğiniz şey olmalı.
bunu konuşanın cezası yokmuş varsayılmak. yaratık gibi.
ondan sonra bir kız kendi rızasıyla örtünmüş olacak! Buna siz de inananacaksınız. Hepsine cevap verdim ben. Sen seversin de, kardeşine biyolojik genetik özellikleri boynundaki baskıyı kaldırmaz.,O başka sen başka olabilirisn. Yani biri ilahi olacak,öbürü ise günahkar ama allah affeder diye, bir topluluğun lütfuna mı maruz kalacak ? Ben karşımda ALLAH ile mücadele mi edeceğim ? aileme mi laf mı anlatacağım.
ece iyi niyet taşları bazen ceheneme giden yolu döşer.
Demokrasi ailede başlar.
başörtülü olmak ile ilgili övgüleri alırken yan cebime yapacaksın ama eleştiri gelince hemen mazlum olacaksın.
Bu olmaz.
şevket eygi çıktı tv ye. kendine o kadar güveniyor ki ?
tamam diyor bu böyle. islamda örtünme var. sanki birileri örtünme olmasın diyormuş gibi., Bu cümle dahi hakaret içeriyor. despot ve buyurgan.
başörtülü kadının işi gerçekten zor. o zaman gerçekten özgürlük alanın inşasında çalışmaları gerekiyor. bunu mazlumluk ve korunma ile yapamazlar. Birçok kesim mazlum. Mazlum olmak tek başına yetmiyor. üstelik mazlumluğun birçok yönü var.
hızlı yazdım.,
sıra amerikadaki laiklik karşıtlarına gelmedi.
CNN de seyrettim. Acaip gerildim. ne olur biz böyle olmayalım. bizim dindarlığımız vardı zaten. tazminat dindarlar olmayın.
tazminat laikleri nekadar şikayetcisiniz, tazminat dincileri daha beter olacaktır. aman dikkat,.. ben genede bize güveniyoruım. ha gayret diyorum. kendi sorunlarımızı kendimiz çözelim.
Ece hanim,
İnsanlar başörtülü kadınlarla ne iş yapmak ne de evlenmek istemiyorlar, çünkü mevcut koşullarda, vizyon sorunu yaşama ihtimalleri sözkonusu..
Bunu da göze alamıyorlar..
Ben bunun dogru oldugundan emin degilim. Ise almak kismini bilmiyorum da, bu evlenememek nereden cikti anlamiyorum. Evlenince adamin ailesi istedi mecburen kapandi filan degil miydi genel sikayet eskiden? Sakin bu kadinlar istedikleri turden adamlarla evlenememekten sikayet ediyor olmasinlar? Yani kendileriyle evlenmek isteyenleri begenmeyip, begendikleri ile evlenemedikleri icin cikiyor olmasin bu laf? (Laf aramizda, aluminyum kagittan dikilmis ve tesetture uygun elbise giyenlere ikbal sahibi kismet cikiyormus. Ben oyle duydum.)
tanzimant dincileri— Kelime yanlışları için özür
Genel olarak,
Tesettürlü olanlarla evlenmek istenmediği bence güçlü desteği olan bir iddia değil. İşe girme konusu da “devlet memurluğu” ve bazı kanunlar dışında serbest rekabete tabi.
Bazı özel şirketlerin çağdaşlık gereği başörtülü çalıştırmadığını tahmin ediyorum, mesela Akbank, Yapıkredi türü yerlerde hiç başörtülü memure görmedim. Muhtemelen zımni bir karar alınmış olmalı.
Öte yandan tanıdığım “islami” şirketlerde başörtülü çalışan çok, evet sekreter konusunda farklı uygulama olabilir ama yetenekli başörtülüler yukarıdaki istisna durum haricinde çalışabiliyorlar.
Bana göre sıkıntı devlet eliyle konulan yasakta, öğretmen örneğini alırsak, yani devlet hem benim okulumda, hem de özel okulda, dersanede öğretmenlik yapamazsın diyerek ciddi bir engel koyuyor. Normal devlet memurluğunda da kadınlar başörtüsüyle çalışamıyor ama Belediyeler bunu rahatlıkla delebiliyorlar.
FST
Knz hanim,
sıra amerikadaki laiklik karşıtlarına gelmedi.
CNN de seyrettim. Acaip gerildim. ne olur biz böyle olmayalım.
Orayla ilgili ve iyice gerecek bir anket calismasina link vereyim:
http://www.firstamendmentcenter.org/news.aspx?id=19031
Bir alinti yapayim:
Four decades after the Supreme Court declared state-sponsored religious practices unconstitutional in public schools, 58% of respondents support teacher-led prayers and 43% favor school holiday programs that are entirely Christian. Moreover, 50% would allow schools to teach the Bible as a factual text in a history class. (vurgu benden)
Butun sonuclar oradan linkli, ilgilenen bakabilir. Bu calisma ne derece guvenilir bilmiyorum, ama bazi sonuclar endise verici orasi icin.
Bulent bey,
Gecen gun, ev bakan bir tanidigim ile, Bogaz tarafina gitmistim. Kucuk ve kupon sitede bir ev bakmak icin.
Evin sahibi Hollanda’da ikamet eden birisiymis. Evi severek almislar.
Esi tesetturlu imis –ben tanismadim, cunku evden hic cikmadi.
Evin yakininda da sitenin kullanimina mahsus bir havuz vardi.
Hanim, bu havuzda milletin mayolu bikinili halini tasvip etmedigi icin sikayetci olmus. Site ahalisi de kabul etmemis. O yuzden evi satiyorlarmis.
Anekdotal de olsa, iki hayat tarzinin pek de uyamayabildigine bir ornek olarak kalimda kaldiydi.
Finans dunyasinda da, malum, bir uniforma vardir. Ne mini etek, ne de basortusu gormek bekliyor musteriler.
Müzmin Bey,
İki hayat tarzının uyuşmaması konusunda pek bir itiraz yok anladığım kadarıyla, bu evlenme meselesinde “aynı hayat tarzından olan bir erkek tesettürlü bir hanıma ilgi göstermiyor” diye anlıyorum ben. Acaba yanlış mı düşünüyorum?
Finans dünyasında müşterilerin isteğine göre üniforma oluştuğunu bilmiyordum. Öte yandan bu üniformada başörtüsü mutlaka yasaklanmak durumunda değil, hatta şık bile durabilir. Bir de Eczacıbaşı, Arçelik gibi kalburüstü şirketlerde başörtülü çalşan mühendis, işletmeci vs. var mıdır, sanki yoktur gibime geliyor.
FST
Şu da Butto’dan:
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=268362
Bir erkek ile hanımın yorumları da şöyle:
Konuyu Emre AKÖZ ün dile getirmesini açıkçası yadırgamıştım..
Daha önceleri, İslami camia dan bazı yazarların, bu konudaki yazılarına rastlamak mümkündü..
http://www.cemaat.com/?q=node/1339
Bilemiyorum belki de oralardan esinlenmiştir..
Yoksa , kendi hayatında tanık olduğu olaylar neticesinde, konuya el attığını sanmıyorum!
Evlilik konusunda özellikle Anadolu da başörtülülerin , daha avantajlı olduğunu söyleyebilirim..
Fakat, büyük şehirlerde çalışanlar için, vizyon ve kariyer açısından dezavantaj sözkonusu olabilir..
Bir askerle zaten evlenemezler..
Bürokratların, komiserlerin, polislerin de bu konuda sıkıntıları olabilir..
***
İş hayatında iki kadın eşit CV lerle, aynı gün karşınıza gelseler..
Örneğin, ikisi de boğaziçi işletme mezunu, ikisi de iyi derecede ingilizce biliyorlar, ikisi de özgüven sahibi vs vs vs , siz kimi işe alırsınız?
Tabi ki başı açık olanı..
Bu şu andaki mevcut şartlarda realite!
[Baba hatrına işe alınanları ve istisnaları bir kenara koyalım..]
Kendi tecrübemden bir anekdot anlatayım..
Ben büyük bir tekstil işletmesinde, askeri kamuflaj kumaşların, herşeyiyle ilgilenen bir departmanda çalışyordum..
MSB nin şartnamelerini didik didik inceleyip, numunelerini yürütüp, ürge çalışmalarını vs halledip, gerekli testleri yapıp, Ankara ya onaylatmaya gönderiyordum..
İhaleyi aldıktan sonra, pazarlama bölümünden bir telefon geldi..
Çünkü bizzat, bir Albay tarafından, üretim hattımız denetlenecekti..
Nitekim öyle de oldu..
Eğer orada,Albayın karşısına başörtülü bir kadın mühendis çıksaydı , adım gibi eminim bir daha ki ihalede, bizim firmanın şansı olmayacaktı..
Patronun yerine kendimi koyduğumda, hak verebiliyorum..
Ama,
yine de bir yerlerden başlamak gerektiğini de düşünüyorum..
Yani iş lafa geldiğinde, “başörtülü kızların özgürlük mücadelesi” sakızını çiğneyip, çiğneyip, halihazırda mağdur olan bu kızlara, iş yeri kapılarını kapatmak, ne islama sığar, ne dürüstlüğe..
***
ps:
Kadının yeri evidir diyen islami(!!) görüşler, bu mesajların muhatabı zaten değillerdir, biline!
sayg.
Hmm, Muzmin bey, bunun evlenememekle alakasi nedir? Adamcagiz bunu ‘benim hanim is cikartti, mecburen satiyoruz’ diye mi anlatti yoksa? Bu arada bikini-tesettur arasina sikisip olmus bir esek varsa o sitede haber verin. Bu islerin gerginligini cekiyoruz madem, karli islere de yaratiriz belki?
Knz ciğim,
sana mailden yazarım..
Bence kocanın yeri evidir!!. Bunu kadınları ve kocalarını yakından inceleyerek anlayabilirsiniz. Mesela evlerde en çok şu tip konuşmalar olur:
- Necati akşama kadar yatıyorsun, kanepe vücudunun şeklini aldı, azıcık dışarı çıkalım da hava alalım…
Necati evde kalmaya meyillidir ve mecburiyet olmasa orada yıllarca yatabilir. Fakat karısı sürekli dışarı çıkmayı arzu etmekte, ev onu daraltmakta, bir nevi hapis duygusu yaratmaktadır. Üstelik ev işleri kadına zulüm olarak gelirken erkek kafasına takmamakta, bulaşıkları içinde bakteriyel oluşumlar gözleninceye kadar, ve çamaşırları giyecek bir şey kalmayıncaya kadar yıkamamakta, evin tozları ve duvardaki lekeler farkedilmemektedir dahi. Bir erkek böylece ev ile bütünleşebilmekte ve onu yaşamının bir natürmordu, bir sürrealist tablosu şekline dönüştürebilmektedir.
Sonuç: Kocanın yeri evidir, kadın çalışıp kocasını beslemelidir. İslamiyet fıtrat dinidir. Fıtrat bunu söylüyor.:p
Ece hanim sizin linkten bir yorumdan hos bir ima cimbizliyorum:
Öte yandan başörtüsüz laik bir kadınla evlenmektense giderim bir Rus hatun alırım arkadaş. Hem daha güzel oluyorlar. Yani o kadar mezhebi geniş olan onu da yapar.
Bu haller torpulenmeden bu memlekette nasil huzur olur bilmiyorum. Siz (basiniz acikti zannediyorum) evlendiginiz bir Turk erkeginin su imayi duyup da yuttugunu dusunebiliyor musunuz? Sadece basortulu kadinlarin degil isin icine boyle uc fikirler girince adamlarin da birbiriyle calismakta problemi oluyordur herhalde?
Birbiri ile çakışık olmayan farklı perspektiften yazılar geldi.
Ecenin yazdığını bir eşcinselde yazabilir, bir misyoner de yazabilir, ermeni vatandaşta yazabilir ? siyah tişört giyen genç erkeği de işe almıyorlar mesela( satanist diye, halbuki bu önyargı)
ama biz özelde başörtüsü örneği alalım.
çünkü başörtüsünün dinle ilişkisi var.
benim yazdıklerımı ece özellikle mi görmezden geliyorsun ?
topluluk baskısı olabilir ben anlarım. darılmam.
başka bir soru sorayım.
ben bir zamanlar bir örnek vermiştim?
Hani üniversieye, küçük bir süreliğne olsa da sakal yasak olmuştu.
erkekler ne yaptı ? acı çekmediler.
gittiler sakallarını kestiler., güldüler ve geçtiler. sonrada sakal yasağı kalktı. onlar saklalrını kesip en ön sıraya oturmuşlardı.
allahın bi erkeği de çıkmadı ki, ben kapıda eziyet çekeyim diyen.,tabi erkek özgür çünkü. ruhu özgür onların.
kadınlar neden acı çekmeye meraklı ?
veya çekilen acı ne işe yarıyor ?
madem çizdiğiniz bu manzara var, neden gidip başörtüsünü çıkartmıyor veya çıkart-a- mıyor ?
bu soruyu boşuna sormadım.
başörtüsünü çıkartın anlamında sormadım. çıkartmasın tamam. BU soruya verecekleri cevap önemli.
bülent bey amerikada laiklik karşıtlarını konuşalım sonra.
tamam ececim mailden yazarsın şimdi gördüm:) ama sorum baki.
Knz Hanım,
“Hani üniversieye, küçük bir süreliğne olsa da sakal yasak olmuştu.
erkekler ne yaptı ? acı çekmediler.”
aynı şey değil, sakal farz değil, sünnet. Erkekler Avrupai giyiniyorlar, kravat şort filan,aslında bu da İslam’ın ruhuna aykırıymış. İslamda giyiniş olarak,saç şekli olarak kafirlere benzemek tasvip edilmez. İslam’a örnek erkek giyim tarzı kravatsız, Ahmedi Nejat tarzıymış. Daha yakın bir örnek MFG’yi hiç kravatlı gördünüz mü? ancak RTE ben müslümanım kravat takmam demiyor, eşine gelince eşim müslüman da ondan başörtüsü takıyor diyor.
Başörtüsünün farz olduğu konusunda direnen erkekler iş kendilerine geldiğinde çamura yatıyorlar gibi geliyor bana. Başörtüsü konusunda taviz vermeyen kesimler, iş faiz almaya vermeye gelince İslam’ı unutuyorlar. Halbuki faizin haram olduğu defalarca Kuranda geçiyor.
Ece Hanım,
Cengiz de nerden çıktı?
Sorun ne Islam ne de başörtüsü. Hatırlarsanız, DEVLETİN okulunda İHL’de bir zamanlar örtünmek zorunluydu. Sorun din olsa Din K.A.B dersi okullarda zorunlu olarak beyinlerimize enjekte edilmezdi. Üst katların sorununun tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama kadın başı-bedeni üzerinden bir iktidar mücadelesi var.
Benim açımdan İslam da başörtüsü de sorun değil,bana zararı olmadıkça herkes istediğini yapsın. Benim demek istediğim örtünmeyen kadınlar üzerinde toplumsal baskı oluşacağı. Ben örtünen örtünmeyen birbirine düşman demiyorum zaten, tabii ki arkadaşlıklar dostlular var. Örtülü kızlar örtünmeyin kızları bazen Kur’an dan ayetler veya başörtüsü ajitasyonlarıyla davet ediyorlar örtünmeye bunları biliyorum. Tabi kişinin tercihine kalmıştır bunlar.
Benim savunduğum şey toplumda özgürlükleri genişletirken başkalarının özgürlükleri kısıtlanmamalıdır. Ben başörtüsü konusunda bundan endişe ediyorum. Tarhan Erdem’in haklı olup olmadığı ise bunu denemekle anlaşılabilir. İktidardaki siyasi iradeden bir başörtüsü serbestliği girişimi beklemiyorum. Çözümsüzlükten onlar da besleniyor. yani yasakatn kendilerine paye çıkartan birtakım çevreler var.
Bu arada namaz ve oruç konusunda da sorunlar oluyor. Çoğunluğun az olana baskı kurması. Tabi ki Müslümanlar,çoğunlukta olduğu için onların arasından olumsuz örnekler de çok oluyor.
Deniz bey,
Örtülü kızlar örtünmeyin kızları bazen Kur’an dan ayetler veya başörtüsü ajitasyonlarıyla davet ediyorlar örtünmeye bunları biliyorum. Tabi kişinin tercihine kalmıştır bunlar.
Ajitasyon nitelemesi yanlis degil belki ama samimi olarak bir hareket/giyim tarzinin dogru olduguna dahasi bunun Allah’in emri olduguna inanan insanlar elbette cevrelerine bunu soyleyecekler. Siz, mesela, filanca yerdeki musluktan mikroplu su aktigini bildiginizi dusunseniz o suyu icmek isteyen insanlara engel olmaya calismaz misiniz?
Duz anlamiyla alirsak mesele bahsettiginiz tercihe devlet yetkisi kullananlarca mudahale edilmemesini ve o terchini cogunlugun tersi istikamette kullananlarin siddet ve dayatmadan korunmasini saglamak. Bunu demek kolay ama devleti diger konularda duzgun isletmekte cok zorlandigimizi goz onune alirsak yapmak kolay degil tabii. Kolay degil ama sizin de soylediginiz gibi devletin yerine gore kendisinin dahi insanlara bellettigi hatta dayattigi bir konuda ’simdi de yasak’ demeye devam etmesinin savunulacak pek bir tarafi yok.
Bülent Bey,
“Ajitasyon nitelemesi yanlis degil belki ama samimi olarak bir hareket/giyim tarzinin dogru olduguna dahasi bunun Allah’in emri olduguna inanan insanlar elbette cevrelerine bunu soyleyecekler.”
İşte bundan dolayı yüzde 99′u (?) Müslüman olan bir ülkede örtüsüz kadın kalmaz. Allah’ın emri sözkonusu olursa kim ben istediğim gibi davranmak istiyorum diyebilir ki?
“Bunu demek kolay ama devleti diger konularda duzgun isletmekte cok zorlandigimizi goz onune alirsak yapmak kolay degil tabii.”
Sorun da bu zaten.
Saygılar,
Deniz bey,
yasak kalktığı takdirde, cumhuriyet mitinglerine katılan kadınlar, hadi artık örtünelim mi derler Allah aşkına..
Bugün Galatasaray üniversitesinde, Yeditepe üniv. de, Bahçeşehir ünv.de yasak kalksa ne olur, kalkmasa ne olur!
Daha önce yazdığım gibi, sadece halihazırdaki başörtülüler kampüste de örtülü gezmeye başlarlar , hepsi bu!
Tebliğ ve ajitasyon meselesine gelirsek, yasak var diye tebliğ bitmiş değil!
Tüm dini cemaatler, hizmetlerine son hız devam etmekteler..
Ve tebliğin ilk sırasında başörtüsü yok !
Bu yüzden, yasağın hiç bir faydası yok..
Zaten yasaklarında samimi olsalar, korkularında samimi olsalar, namaz ve orucu başörtüden evvel yasaklamaları gerekir..
Başörtüsü işin vitrini sadece..
Maksat, teokratik rejim tehdidinin önünü kesmek ise, yanlış bir yol izliyorlar…
sayg.
Eh yani!
Şu anda özgürlüğü kısıtlananlar kimler?
Açık olmaya zorlanan, hatta “bu alan içerisinde,açık olmak zorundasın” dayatmasına maruz kalan kimler!
Başörtüsü kamuda serbest hale geldiği zaman, özgürlükleri kısıtlanma ihitmali olduğunu söylediğiniz, başı açıklara bu dayatmayı , hangi mekanizma, hangi yetkiyle yapacak söyler misiniz?
TSK buna müsade eder mi sizce?
4 yıllık AKP iktidarında, hangi açık bacaklıya jilet atıldı, baskı yapıldı?
Kaç mini etekli tartaklandı?
Kaç bikinili dövüldü?
Bence yersiz paranoya ve korkuların esiri olmayalım..
Kim nasıl istiyorsa öyle giyinsin..
Vücudu üzerinde istediği tasarrufu yapsın..
En azından , özel üniversitelerde buna izin verilsin..
Zaten siz de yasakçı değilsiniz..
sadece yasak kalkarsa dan sonraki kısımda gereksiz paranoyalar taşıyorsunuz..
sayg.
Ece Hanım,
Yasağı savunuyormuşum gibi izlenime kapılmayın, unutmuş olabilirsiniz yorum 39′u yeniden okuyun. ben sadece p ise q diyorum. Hem örtülülerin artması ya da azalması iyidir ya da kötüdür diye bir şey demiyorum, değerlendirmem nötr.
“yasak kalktığı takdirde, cumhuriyet mitinglerine katılan kadınlar, hadi artık örtünelim mi derler Allah aşkına..”
Demezler tabii ama okula gitmek,işe girebilmek için fazla seçenekleri olmayacak. İçten kabullenmeselerde araziye uymak zorunda kalacaklardır. Herkes topluluktan ayrı düşme riskini göze alamaz.
Örtülü olanlar ve potansiyeli olanlar çoğunluğu oluşturuyor, bu çoğunluğun her üyesi siz arkadaşlarınız gibi açık zihinli değil maalesef. Ben bu milletin içinden bir insanım, elit arkaş çevresi içinde yaşamıyorum.
Yasak çözüm değil, ancak bu yasağın kaldırılması kısa ve orta vadede mümkün gözükmüyor zaten.
“Maksat, teokratik rejim tehdidinin önünü kesmek ise, yanlış bir yol izliyorlar…”
Bana da öyle geliyor.
Ece Hanım,
“sadece yasak kalkarsa dan sonraki kısımda gereksiz paranoyalar taşıyorsunuz”
Eyvallah.Paranoya zengini olduk. Sizinle benzer düşünmeyenleri paranoyak ilan etmek onlara akılları ermez bunlar demenin başka bir versiyonu olsa gerek. malum paranoya normal bişey değil.
“Şu anda özgürlüğü kısıtlananlar kimler?”
Başörtülüler ama kendileri için bir şey yapmıyorlar ki, ben ne yapmalıyım?
“4 yıllık AKP iktidarında, hangi açık bacaklıya jilet atıldı, baskı yapıldı?
Kaç mini etekli tartaklandı?
Kaç bikinili dövüldü?”
Cebri baskıyı konuşmuyoruz zaten.
“Kim nasıl istiyorsa öyle giyinsin..
Vücudu üzerinde istediği tasarrufu yapsın..
En azından , özel üniversitelerde buna izin verilsin”
İşte tam hemfikir olduğum 3 cümle. Özel üniversitelerde izin vermek yetmez, üniversite denen heryerde izin verilmeli. Hem bir hakkı vermek kimin haddine? Haklar verilmez, alınır.
“TSK buna müsade eder mi sizce?”
Şu anki TSk müsaade etmez, ama zorunlu din dersini getiren de TSK idi. TSK da tek fraksiyon yok.
Ece Hanim, Deniz bey,
“Kim nasıl istiyorsa öyle giyinsin..
Vücudu üzerinde istediği tasarrufu yapsın..
En azından , özel üniversitelerde buna izin verilsin”
İşte tam hemfikir olduğum 3 cümle.
Allah mutabakatinizi bozmasin ama su denenden anladigimi soyleyip hakikaten buna inaniyor musunuz diye bir sorayim dedim.
(Ozel universiteyi ayri tutalim.)
Hadi kadinlarda dort erkeklerde iki noktayi kapali kabul edelim, bu dediginize gore entarili adamlar ile sadece sort giyen adamlar; carsafli kadinlarla bikinli kadinlar oyle okula gelecekler, hocalar buna kesinlikle ses etmeyecek, acil veya kapan demeyecek. Bu kurala uymayan hocalar da barindirilmayacak. Bitmedi, bu yuzden arkadaslari tarafindan tacize ugrayanlari guvenlik/polis koruyacak, taciz edeni okuldan uzaklastiracak. Bunun olabilecegine mi inaniyorsunuz? Belki ben cok yaslandim, benim zamanimda ‘imtihan kagidinizi gostermiyorum’ diyen hocalara dahi birsey yapamazdik, arkadaslarina karsi siddete bulasan ogrencilerin baslarinin belaya girmesi ve atilmalari da yaptiklarindan degil goruslerinden dolayi olursa olurdu. Suya birsey mi kattilar ben yokken memlekette de yazili kanun/kural uygulanir ve guvenilir oldu?
Bakin yukarida milletvekili eslerinin toplantisina gitmedigi icin bahsi gecen bir guzide bilim adami profesorumuz basin yoluyla alenen bir televizyoncuya siddet tehtidi savurdu (ki bos konusmadigini soyleyen eski yakinlari var) ama savciligin ifadesini aldigini dahi duymadik. Kimse ‘bu memleket orman midir?’ da demedi gorebildigim kadariyla. Hal bu iken carsafliyi ortuye alerjisi olan hocadan/talebeden, bikiniliyi kadin teni gorunce deliren hoca/talebeden koruruz mu diyoruz?
Basortuye musade edilsin demekle isteyen istedigini giysin demek arasinda buyuk fark var bence. Soyleyeyim dedim. Yanlis mi dusunuyorum?
kardeşler şu yasak kelimesi üzerindeki “flu” görüntüyü ortadan kaldıralım.
başka yerlerde defalarca yazdım. Sanırım yukarda da yazdım, kendi sınırlarını kendileri koymak zorunda kalacaklar.
Din ve vicdan hürriyeti varsa eğer,kamuda dini simgeler üzerinden, dinin görünürlüğü açısan sınırlar getirilmek zorunda.
burada ece ‘nin bakış açısında yazan arkadaşalar, konuya sadece müslüman ve başörtüsü bağlamından bakıyorlar ki, hukuk
hep bana hep bana, hep bana demek değildir.
sen yaparsan kıyas nedeniyle başkası da yapacaktır. o bşkası, en absurd yaklaşımla kadınların gögüs dekoltesinin tamemen çıplak olamsını savunan
bir dinin farzı da olablir. Dinler skalası o kadar geniş ki. Hukuk sadece olanları değil, olabilecekleri de kıyaslar. Yani Hukuk din ve vicdan özgürlüğü nedniyle müslümanlık iyidir o yapabilir, ama bu din onlar kötüdür yapamaz diyemez.
ortada bir problem var. yazmaktan bilgisayarımın tuşları dökülecek. Bari aforoz edilmesem.
bu problemi ilk farkedener AHİM hukukçuları oldu. Ve italyada müslüman birliğinin şikayeti ile okuldan haç indirildi.
daha o zaman avrupada başörtüsü davası hiç yoktu.
ben bunu yazınca okul duvarı tarafsız olmalıdır diyor arkadşalar. EE okulda otoriteyi temsil edecek kişi okulun duvarından daha mı az öneme sahip. Bir kıısm arkadaşlar da italyada müslüman birliği şikayet etmekle yanlış yaptı diyor.
sciecetecnology diye bir din var( yanlış yazdım adını) hayatta karşılaşmak istemem. Çocuğuma o dinin simgeleri altında bir otorite olsun istemem. ben basit bir kadınım ama vatandaşım.
Murat belgeler gibi aman aman değilim.
yani benim o dine karşı bir tavrım da din ve vicdan özgrlüğüne giriyor.
netice ben o din ile otorite şeklinde ilişki altında olmak istemiyorsam, başkası da benim dinimi istemeyebilir.
Hukukçular buna kafa yormaya devam edecek. Sizin buna katkınız olsun., ben kötü bişey demiyorum. bir şey haber veriyorum.
Neticede şeriatın kestiği parmak acımaz diye bir söz var.
Eğer başörtüsü savunuculrının hukukçuların problemine katkıları yoksa kabullenecekler.
hukukla mücadele problem çözmekle olur, hukuksuzlukla olmaz.
şimdi gelelim yukarda yazılan, örneğin neden galasaray gibi vakıf ünv öğrenciye yasak var ?
netice de öğrenci kamuda otoriteyi temsil etmiyor. bunu hukuken savunmak zor değil.
ama biliyoruz ki ünieristelerde geçmişte öğrenciye yasak yoktu., ama bazı üniversite öğrencileri stajlarda olay çıkartılar. bne böyle ünv girdim başörtülü resmimle kabul edildim o halde bu mesleği yapmak hakkım dediler.
Sorun çıkınca da Omuz vurup stajlara girdiler.
Kabul edinki bu hataydı.
Avukat bir omuz atıp duurşmaya giriyordu. Müslümanlar arasında okur yazar ve aydın kesim hiç mi yoktu ? daha o zamanlar, bir mahkemede böyle olaya çıkartılmaz diyen bir tek gazeteci , bir tek adı duyulmuş kişi çıkmadı. Aksine meşhur bir gazeteciyle gidip şov vari gösteriler oldu.
o zaman kendi sınırlarını kendi koymak gerekiyor.
Biz Avrupa Birliğine girerken italyada okul duvarlarına yeniden haç mı taktıracağız ? hukuki süreci geriye mi alacağız ?
kullanılan yasak kelimesi o kadar genel ve flu.
bir diğer önemeli nokta; devlet çocuklara bir dini dayatabilir mi ? knz blogta uzun uzun yazdım. Çuvaldız Hanım bu konuya değinmişti, bana ulaşabilirse ordan okusun.
Doğrusu temel eğitimini almış insanların kendi tercihlerini yaparken özgür bırakılmasıdır. Olgunlaşmış din budur. Yoksa siz
birşey yaparken bu size hoş gelir ama başkası yaptığında
hoş gelmez. Uzun uzun yazmıştım.
kamuda uzlaşma zorunludur. insanlar bu noktaya tarihte acılar çekerek geldiler. şimdi herşeyi unutmak zamanı değil. Glediğimiz noktayı iyi tanımlamak lazım.
sınırları konmuş bir tartışma yapmak zorundayız..
evet türkiyede “yasak” vardır. evet vakıf üniversitelerinde
veya resepsiyonlarda bir engeli aşmanın yolu kendi sınırlarını koyan tartışmalar içinde hakları savunmaktır. Bu aşılacaktır zaten.
Zaten yasaklarında samimi olsalar, korkularında samimi olsalar, namaz ve orucu başörtüden evvel yasaklamaları gerekir..
Başörtüsü işin vitrini sadece..
Maksat, teokratik rejim tehdidinin önünü kesmek ise, yanlış bir yol izliyorlar
bu konuda da yazmıştım,. ama yoruldum şimdi valla. Sabahın bir körü. Yazacam tabi ama, yeniden yazacağım. Bir de izlenimlerde yazacağım. yanlış yol izlediklerine ben de katılıyorum da, bu yanlış fazlasıyla karşılıklı., neyin bedeliyle acaba onlara bu hatayı yaptırdılar ? Onların hata yapması neye zarar verecek ?
Sadece hatayı yapanlar mı zarar görecek ?
Kazan doğuruken sevinenlerin kazan öldüğünde üzülmeye hakkı olmaz.
yukardaki yazdığıma birşey daha ilave edeyim, yani yazdıklarıma gelebilecek şu itirazı baştan önlemek isitiyorum.
hukukta din ve vicdan hürriyeti vardır ama aynı hukukta milliyet ve vicdan hüriyeti diye bir kavram yoktur. Mesela amerikada dağa kazınmış bir washington heykelini hukuk yolu ile indirmek mümkün değil., çünkü o devletin kurcusu o.
ben çocuğuma william adı koyamıyorum diye mahkemeye başvuramıyorum., nedeni şu; şu saniye dinimi değiştirebiliyorum ama şu saniye milliyetimi değiştiremiyorum.( bir sürü hukuki süreç gerekiyor, şartlar gerekiyor, değil vatandaş olabilmek sırasında vize kuyruklarına sababın 4 ünde kuyruklar başlıyor.)
yani yazımı sadece din ve vicdan hürriyeti çerçevesinde okumanızı hatırlatmak istedim.
Bülent Bey,
Hocaların tavırları da önemli tabii, halihazırda uzun saçlı erkek öğrencilerden veya sakallı öğrencilerden hazzetmeyen nefret eden hocalar olduğu gibi, başörtüsü konusunda da aynı şey olur. Kişinin giyimni kuşamı, kendisi hakkındaki ölçme değerlendirmeyi etkileyebilir, zayıf verir, sınıfta bırakır filan demek istiyorum.
Yanlış düşünmüyorsunuz, isteyen istediği gibi giyinsin derken uç örnekleri düşünmeden söyledim. Çarşıda, pazarda, günlük hayatta nasıl giyiniliyorsa o kadar serbest olsun. Benim yaşadığım şehirde insanlar sokakta gezerken bikini giymiyor. Üniversiteye niye bikini ile gitsin ki?
Peki bikinili veya pijamalı gitmek isterse bu engellenmeli midir? Bu beni aşan teorik bir tartışma
Saygılar
Benim gibi bir çaylağın böyle herkes istediği gibi giyinsin demesi normal bir şey de, koskoca anayasa hukukçusu amcalarımız düşünmüş taşınmış, başörtüsünün serbest bırakılması için “üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir” diye bir maddeyi anayasaya koyma gibi parlak bir fikir bulmuşlar. Bu mudur yani o kadar düşünüp, tartışıp buldukları çözüm? Bana komik geliyor.