Ekim 2007 Arşivi

Kevin Gündemi de yorumladı mı?

FST 30 Ekim 2007

kostner2.jpgKonu önemli ama yorgunum, aşağıdaki resim ünlü bir yabancı aktörün Anıtkabir ziyaretinde çekilmiş. Aktör daha sonra 29 Ekim resepsiyonuna filan da katılmış galiba. Niye olmuş, ne işi varmış, hiçbir fikrim yok. Bir Atatürk’ü oynasın mı lafı dolanıyor, Hürriyet de “anlamlı” bir anket yapıyor. Gerçi bu anlamlı anket anlamsız haberlerin olduğu yerlerde yer alıyor ama Hürriyetin ana sayfasının da pornografik kabul edildiğini düşündüğümüzde bir problem olmadığını kabul edebiliriz. Ana sayfanın pornografik olmasını tepedeki manşet ve haberler için “de” kullanıyorum, yanlış anlamayın. Neyse, acaba Kevin Kostner “gündeme ilişkin” açıklama da yaptı mı, mesela “Cumhuriyet coşkusu bugün daha da anlamlı hale gelmiştir” filan dedi mi, ne bileyim, işi olmayan, uykusu kaçan varsa yorumunu yollasın, yarın bakarız. Misal resimdeki bir kadın elinde naylon poşet taşıyor, hiç yakışmış mı?

(Şu haber bir ipucu verebilir, şöyle bir yazı da var)

kostner.jpg

Konuk Yazar-yorumcu: Dubliner

Kevin Costner Abdullah Gul tarafindan resepsiyon protokoluna alinmis. Milliyet gazetesindeki haberin altinda bir suru yorum var.

Hic bir Amerikan baskani bir Turk oyuncuyu agirlamis mi?

Adam eli cebinde tokalasiyor, boyle rezillik olur mu?

Alti ustu bir film yildizi ne yapmis?

Ataturk’u bir Turk oynamali

Gul Costner’i niye resepsiyona almis ben de bilmiyorum ama su yukaridaki yorumlardan hicbir sey anlamadim. Sanki bizim milletimiz Bati hayrani degildir de tek Gul ve AKP Bati hayrani. Ya biz degil miyiz Bati’dan gelen herseyi kucaklayan, turist gorsek etrafina ususup Ingilizce patlatmaya calisan ya da Fatih Terim gibi “We don’t look to our back, we look to front” diyen.

Ayrica hangi Turk oyuncu dunyaca unlu olmus ki dunyanin herhangi bir yerinde saygiyla karsilansin. Kevin Costner’in son 12-13 yildir herhangi iyi bir filmini ben de hatirlamiyorum ama sonucta herkesin ismi soylendiginde hatirlayabilecegi birisi. Bizim gibi 10 kisinin yer aldigi bir sinema endustrisinden degil ekmegin aslanin agzinda oldugu dev bir endustriden siyrilarak meshur olmus. Jean Claude van Damme’ a ya da bir zamanlar Hayat Agaci dizisinde Sam karakterini oynayan sarisindan daha az ilgiyi hak etmiyor sonucta.

Adami film oyuncusu diye kucumsemeleri de ayri bir alem. Herkes Cumhurbaskani mi olacak o zaman? Acaba yorum yazanlarin kaci mesleklerinde dunyaca taninan insanlar?

Ataturk’u Turk oynamali ise Iskender’i de Makedonyali birine oynatsinlar. Ya da Hanibal icin Kartacali birini bulsunlar bari.

Popularity: 54% [?]

Köpeğin Kabahati Ne?

FST 29 Ekim 2007

inek544201.jpgGeçen yıl hepimizi şaşırtan bir hadise vardı, hatırlasınız. Bir ineğin sırtında takdiri ilahi Ay ve yıldıza benzeyen leke oluşmuş, “Türklüğü kanıtlanmış inek” denerek olay alkışlanmıştı. Ben konuyu ele aldıktan sonra gelen yorumlarda diğer lekelerin de Avrupa haritasına benzediği, bu ineğin Türkiye ile AB ilişkisini simgelediği ele alınmıştı. Bunu neden hatırlatıyorum? Malum Cumhuriyet coşkusu bu sene de eksilmedi, geçen sene daha mı azdı tam hatırlamıyorum ama önemi yok, işte Bodrum’da coşkuyu yaşayan bir vatandaşımız köpeğine üzerinde Türk yazan bir tişört giydirince Kaymakam ve “bazı vatandaşlar” duruma itiraz etmişler. Haberde şöyle bir yer var:

BODRUM’da sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen ’Söz Konusu Vatansa’mitingine yaklaşık 20 bin kişi katıldı. Bu arada, Bodrum’da yaşayan içmimar Tulga Hepiş’in, üzerinde ‘Türk’ yazılı tişört giydirdiği köpeğini mitinge getirmesi gerginlik yarattı. Tepkiyle karşılanan içmimar köpeğin üzerinden tişörtünü çıkarmak zorunda kaldı. Kaymakam Abdullah Kalkan “Şahsın acil olarak yakalanması için girişimleri başlattım. Türk kanunları ve adaleti cezasını verecek” dedi. Bu arada içmimar Tulga Hepiş’in, üzerinde ’Türk’yazılı giysi bulunan ‘Zeynep’isimli Boxer cinsi köpeğini mitinge getirmesi gerginlik yarattı. Yoğun tepkiler üzerine köpeğinin üzerinden tişörtü çıkarmak zorunda kalan iç mimar 35 yaşındaki Tulga Hepiş “Ben Türküm. Köpeğim Zeynep de Türk ve bunu anlatmak için bu tişörtü giydirip mitinge geldik. Ailecek hepimiz Türk’üz ve bundan gurur duyuyoruz. Ancak teröre lanet mitinginde bir grup bizim üzerimize gelerek terör estirdi. Köpeğimin tişörtünü çıkarmak zorunda kaldım. Ancak miting bittikten sonra yine aynı tişörtü giydirip yürüyerek evime gideceğim” dedi.

kopeka.jpgHaber ilginç. Tabii ilginç olan şahsın davranışı değil, vatandaş ve devlet memurunun tepkisi. Adam en sevdiği varlığa Türk tişörtü giydirmiş, buna niye bozuluyorlar? Üstelik köpeğin adı Zeynep imiş, kimse çıkıp “vay, sen nasıl peygamberimizin hanımının adını köpeğine verirsin” dememiş. Bir de şunu anlamak mümkün değil, ineğin üzerine tabii olarak ay ile yıldız konunca seviniyoruz, köpeğe Türk denince üzülüyoruz. Allah tarafından gelince iyi, kul tarafından yapılınca mı kötü? Bir de iki de bir köpeğine “Arap” diyen adama rastlarım, buna kızan da pek görmedim.

Ne biçim iş, ben dahi çözemiyorsam millet iyice zıvandan çıkmış demektir. Yahu adam köpek ailemden, hepimiz Türküz ve bununla gurur duyuyoruz diyor, siz kendisine saldırıyorsunuz. Üstelik Mardinli de değil galiba, bir defa adı Tulga olan bir Mardinli herhalde nadir görülür. Sonra nedense “iç mimar” olduğu da vurgulanmış. Sanki inşaat mühendisi olsa durum değişecekti. Bir sürü detay işte. Allahtan kaymakam “acil olarak yakalanması” için girişim başlatmış, bakalım Türk adaleti karşısına gelen “Zeynep adlı köpeğe Türk yazılı tişört giydiren İç Mimar Tulga bey Bodrum Kaymakamına karşı” vakasında nasıl bir yol izleyecek.

Bu arada inek ne oldu, haberi olan var mı? Kurban yaklaşıyor da, ondan soruyorum.

Popularity: 48% [?]

Yaşasın Adalet

FST 29 Ekim 2007

yagma.gifDün gördüm, Bursa’da yapılan protesto gösterilerinde Mardinli birine ait işyeri yağmalanmış. Başka şeyler de olmuş, Engin Ardıç yurt genelindeki protesto manzaralarını kısaca şöyle özetlemiş:

Bursa’da bir Mardinli’nin dükkânını yağmalamışlar, adam “seksen iki yıldır burada oturuyor ve çalışıyoruz” diye ağlamış. Başka yerlerde kahvehaneler taşlanmış, üç kişi de bıçaklanmış. Muğla’da iki tinerci bir gence saldırınca “Kürtler yaptı” söylentisi yayılmış ve gene kahvehaneler basılmış. Bu arada “uzun saçlı ve küpeliler” de sopa faslında aradan çıkarılmışlar! Ayvalık’ta hızını alamayanlar bazı Afrikalılar’a bile saldırmışlar, evet, zencilere!… Şaka gibi ama değil.

Yalnız Mardinli şahsın dükkanını yağmalayan 8 kişi yakalandıktan sonra mahkemece salıverilmiş. Bazı hainler “vay, yağmacılar nasıl salıverilir” diyorlar. Bir dakika! Yağmalanan yerin bir Mardinliye ait olduğunu unutmayalım. Ne yani, bir Kürtün dükkanı da mı yağmalanamayacak? Yaşasın Türk adaleti. İkinci Cumhuriyetçi satılıklara 29 Ekim günü en anlamlı cevap verilmiş. Aksi olsaydı, “protestonuza başlatmayın, it, kopuk takımından gına geldi” diyerek içeri tıkılsalardı PKK’lı hainler nasıl da kıs kıs gülerlerdi. Hrant Dink olayındaki hataya düşülmemesi, kahramanlara katil muamelesi yanlışının tekrar edilmemesi iyi olmuş.

Unutmayın. Hepimiz yağmacıyız, hepimiz serseriyiz.

Popularity: 52% [?]

Davetiye

FST 29 Ekim 2007

4354452.gifHürriyet gazetesindeki bir habere göre falanca ilçedeki stadyum törenine başı örtülü eşiyle katılan milletvekiline bir yarbay tepki gösterip, benim tahminimce “tribünde mahalle baskısı var” diye protokolden çekip gitmiş. Hürriyet “eşsiz çağırıldığı halde” filan diyormuş. Yahu sabah yapılan stadyumdaki törene davet mi olur, ne alakası var? Kaldı ki orada birkaç kadın da görünüyor, kaymakamın, memurun filan hanımı olsa gerek, bunlara eşli davetiye mi yollanmış? Davetiye akşam kokteyl için yollanır. Nitekim ilgili milletvekili de bana eşli davetiye geldi diye bunu gazeteye yollamış. Gazete pişkinlikle “bu davetiye akşam için, gündüz için var mı” diyor. İzah ettim ama takan olursa. Peki ben bu işleri nereden mi bilirim? Yahu kırk yıllık protokol erbabıyım, bana da davetiye gelir, bakın aşağıda bu 29 Ekim törenleri için gelen davetiyem, kısmet olursa katılacağım. Hürriyetteki davetiyeye benziyor, herhalde 29 Ekim coşkusu tüm evrende aynı düzeyde kutlanıyor. İşte davetiyem.

zoltran.JPG

Popularity: 38% [?]

Blogcu ve Maddiyat

FST 28 Ekim 2007

lsm500dj.jpgBugün Derinsular sitesinde bir yazı gördüm. Serdar Bey kendisini “yazacağım dediğin yazı nerde kaldı” şeklinde azarlayan bir okurundan söz ederek, parasını mı verdin de yazının hesabını soruyorsun diye şaka yollu düşündüğünü ifade ediyor. Kendisi daha sonra Amazon.com’dan bir istek listesi oluşturduğunu, istekte bulunacaklara ancak bu listeden kendisine bir hediye yahut hediyeler göndermiş olmanıza göre cevap vereceğini söylüyor.

Ben bunu görünce biraz düşündüm. 3 senedir burada yazıyorum, birkaç defa tamamen yazmayı bırakma noktasına geldim, sağolsun epey dostumuz ısrar etti, vazgeçip yola devam ettim. Bazen google reklamı al, hosting paran olsun çıkar diyen oluyor. Sitenin ziyaretçi sayısı buna uygun değil, bir de başka sebeplerle düşünmüyorum. Serdar beyin yazısını görünce bunları düşündüm. Acaba böyle bir uygulamaya ben de gitsem ne olur?

Misal az önce kıdemli ve söylediğine önem verdiğim yorumcularımızdan biri son yazıların ton olarak itici hale geldiğinden bahisle “Biraz dinlenmek gerekiyor mu acaba” demiş. Muhtemelen haklı olabilir. Serdar beyin yazısı ile bu ikisi üstüste çakışınca ben de bir liste oluşturayım, bu listeden küçük bir hediyeyi tarafıma yollayan bazı konularda öncelik kazansın diye düşündüm.

(Gerçi kimsenin bir şey alacağı var mı ayrı da) navlun zorluğundan dolayı listeyi Amazon.com’dan oluşturmak istemiyorum, ama Türkiye içinde böyle bir yer var mı onu da bilmiyorum. Son zamanlarda bazı kitaplara bakıp ancak iç çekebiliyorum. Daha geleneksel bir yolla kitap listesi hazırlasam acaba “şu adama istediğimiz konuda yazı yazdıralım” yahut “yetti artık, paranı verelim de sus” diyecek babayiğitler çıkar mı?

Ben listeyi hazırlayayım, gönül listenin başına bir LCD TV (inanın ne olduğunu bilmiyorum, millet geçenlerde bir market açılışında bu şey için birbirini çiğnemiş), bir laptop, bir profesyonel fotoğraf makinesi, bir tost makinesi, su ısıtıcı da koymak ister ama gerçekçi olmak lazım. Yoksa şansımı denesem mi? Neyse, bakalım ve görelim.

Bu konu dışında ise, ben anlamsız hediyeler yerine nakit parayı tercih eden biriyim. Misal bir eviniz oldu, evlendiniz diyelim ne kadar çanak, çömlek, saat, borcam tepsi, vazo şu bu eve dolar kalır. Halbuki 3-5 YTL de olsa nakit parayı verin canım ne istiyorsa onu alayım, değil mi? Kendim de hediye yerine nakit para vermek isterim ama çevreden “a-aa, olur mu hiç, ayıp, ne görgüsüz adamsın, şurada hediyelik eşya var” diye kınarlar gider bir leğen, garip bir biblo yahut hediye alacak kişinin işine muhtemelen yaramayacak, yarasa da onun sevmediği bir renk olabilecek birşey alırım ister istemez. Buradan nakit para konusunda açık ya da örtük bir mesaj vermiyorum, aklınıza birşey gelmesin. Sadece hediye konusunda eskiden beri düşündüğüm bir konuyu gündeme getiriyorum.

Kısaca, bana listedeki ürünlerden en az birini hediye edenlerin sitede söz hakkı da artacaktır. Fukara olanlar özel mesajla bildirsin, onlara çaktırmadan kıyak geçerim.

Popularity: 47% [?]

Balatayı Sıyırmayın da

FST 28 Ekim 2007

crc-fren-02.jpgÖğretmenler günü yaklaşıyor, önümüzdeki ay kafamız epey şişecek, bir sürü zırıltı dinleyeceğiz. Ben şimdiden talim yapayım diye gözüme takılan bir haberi aktarayım dedim. Habere göre Bakan Çelik öğretmenlerin eş durumundan tayini ile ilgili bir “frenden” bahsediyormuş. Şöyle deniyor:

Öğretmene Tayin Freni

[…] bundan böyle ‘özür’ (ya da eş) durumundan il ve ilçe milli eğitim emrine öğretmen ataması yapılmayacağı bilgisi de veriliyor. Atamalar norm kadro açığı bulunan kurumlara doğrudan yapılacak, alanında açık bulunmaması veya hizmet puanı yetersizliği nedeniyle ataması yapılamayanların ise aylıksız izinli sayılmaları istenebilecek.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Danıştay’a iptal davası açılan ‘Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine’ dayanarak yapılan uygulamanın haksız ve adaletsiz olduğunu düşünüyor. Dinçer, eş durumuna dayalı tayinlerin aile birliğinin korunması açısından anayasal hak olduğunu hatırlattı ve şöyle devam etti:

“Kazanılmış haklar ortadan kaldırılıyor. ‘Eşinin görev süresince ücretsiz izinli kal’ demek doğru bir yaklaşım değildir. Evlenmeleri suç mu? Okul havuzunda tutulup, üceretleri verilebilir. Sendika olarak biz bu tutuma direniriz.”

Örneğin Kars’ta görev yapan biyoloji öğretmeni ‘eş durumu’ nedeniyle Ankara’ya atamasını istedi. Mevcut sistemde bu öğretmen il ya da ilçe milli eğitimin emrine veriliyordu. Milli Eğitim Müdürlüğü de biyoloji öğretmen açığı bulunan bir okula atamasını yapıyordu. Biyolojide açık yoksa Milli Eğitim Müdürlüğü’nde oluşturulan havuzda ataması yapılana kadar bekliyor, bu sürede de maaşını alabiliyordu. Yeni sisteme göre, Kars’taki biyoloji öğretmeni Ankara’da bu alanda açığı olan okula hizmet puanı dikkate alınarak doğrudan atanacak.

Eğer istediği yerde biyoloji öğretmen açığı yoksa, hizmet puanı tutmuyorsa, ya da ataması yapılan okula gitmek istemiyorsa Bakanlıkca ücretsiz izinli sayılabilecek.

Şimdi doğru mu anladım ben? Yani bir öğretmen sırf eşi bir yere tayin olunca yanında gidiyor ve orada branşı yoksa “havuz” denen bir yerde bedava yatıp aylık mı alıyor? Yahu biz de şurada boşa blogculuk yapıyoruz, kadrosuz cami imamı gibi izleyicilerin bağışıyla kıt kanaat geçiniyoruz, bir öğretmene yamanmak varmış zamanında. Yalnız sendika temsilcisini de takdir etmek lazım. Ne efelenmiş be, direniriz, mireniriz. “Evlenmeleri suç mu”ymuş. Lafa bak, Fatih Terim’in aklına gelmez şu mantık. Bedavacının mazereti de hazır “aile saadeti bozulmasın”. Memleketin yarısı fukaralık sebebiyle insanlıktan çıkmış, ballı börek memuru biyoloji, din kültürü vs. öğretmeni havuz sefası sürsün diye edebiyat yapıyor. Aile kurumunu o kadar düşünüyorsa sendika topladığı parayla ücretsiz izinli öğretmene versin. Yok, onunla makam arabası, eğitim tatili sefası sürülecek. Kadro yoksa yapmayacak efendim, maaşını da almayacak, bu ne be. Bunların bir de sürekli rapor alıp işe gitmemeleri vardır ki, Köroğlu Destanı olur yazsam.

Telekom sendikacısıyla öğretmen sendikacısını fiber optik kabloyla Kuzey Irak’a kadar kovalamak lazım, PKK kesildiler başımıza. Nedir bu tuzu kuruların şımarıklığından çektiğimiz? Edepli memura ses eden var mı, adam gibi yap öğretmenliğini, 3 kuruşunu al sesini çıkarma, elini öpeyim. Heriflerin, kadınların ek ders, derece, kademe, torpil, tayin, eş durumu, aş durumu, havuz problemi dışında dertleri yok. Ha, bir de sıkılınca öğrenciye terör uygularlar. Neyse ağzımı açtırmasınlar, daha Kasım ayı var önümüzde, barutu bitirmeyelim.

Öte yandan, Milli Eğitim bakanı bence boşa şov yapıyor. Devlet memuruna cenabı Allah dışında kimse söz geçiremez, o da ancak canını alabilir. Hele öğretmen dedin mi biraz daha düşüneceksin. Bunlara sırf resmi ideoloji memurluğu sebebiyle para verildiğinden bir tür asker, polis de sayılırlar. Dua edin çift kat maaş istemediklerine. Ne Mili Eğitim bakanı ne başbakan bunlara diş geçiremez. Öyle “tayin freni” filan laflarını boş verelim. İsterse bassın frene, görelim bakalım ortada balata filan kalacak mı? Bakan boş atıyor, keşke haksız çıksam da ücretsiz izin işi gerçekleşse ama ülkeyi AKP değil her görüşten, dincisinden komünistine memur dayanışması yönetiyor. Bunlarda gram insaf olmaz, menfaat şebekesidir.

Habere gelen yorumlarda makul bir iki öğretmene de rastladım, aferin, her kurumda akıllı adam çıkıyor ama sayıca azlar. Bir de bu durum sadece öğretmene değil, polis, asker vs. için de geçerli olmalı, onların eşleri de öğretmen ise ücretsiz izne ayrılmalıdır. Gerçi ben ne diyorum, sanki olacakmış gibi.

Öğretmenler filan demişken, geçenlerde blog açtı dediğim bir akademisyen arkadaş tutup kariyer yazısı yazmış, gelen bir yorumu görünce “iki dakikada ortalığı karıştırmışsın, ne beceriksiz adamlar var, gel biraz ders al, Fatih Terim değilsin ya” diye düşündüm. Bizim hoca tutup kariyer yazısında öğretmenlikle ilgili iki laf etmiş, bu yazıyı da Balıkesir’de bir öğretmen beğenip okulun panosuna asmış. Bunun üzerine öğretmenler odasında “vay, bize hakaret eden yazıyı nasıl asarsın” diye kavga çıkmış. Hatta yorumda “isyan” filan deniyor. Bir iki öğretmen de “helal olsun, adam doğruyu görmüş, hiç debelenmeyin, içyüzünüz açığa çıkmış bozuluyorsunuz” diye keyfolup sigara tüttürmüşler. Şu linkte var. Yahu hocam seni bıraksak ikinci bir yazıyla memleketi birbirine katarsın, her doğru heryerde söylenir mi? Esselamü aleyküm kör kadı misali. Bak biz burada başımızı belaya sokmayalım diye usturuplu laf çevirmenin cambazı olduk, yakında Fatih Terim ile Medrano sirkine çıkacağım. Neyse, Balıkesirli öğretmenin yorumunu da vereyim:

 

Sayın hocam

ben balıkesirde bir anadolu lisesinde psikolojik danışman olarak çalışıyorum.

yazınızı hürfikirler sitesinde okudum çok beğendim öğrencilerine meslek, kariyer seçiminde yardımcı olan birisi olarak yazıyı okul müdürünün de sözlü onayı ile son sınıf öğrencilerinin sınıf panolarına yapıştırdım.Aradan 2-3 gün geçmişti ki bir öğretmen arkadaşım bir hışımla büroma daldı.”benim liberal düşünclere sahip biri olduğunu bildiğini ancak böyle bir makaleyi sınıfa asamayacağımı izin alıp almadığımı sordu.Yazıda öğretmenlik mesleğini küçültücü ifadelerin yer aldığı ısrarla vurguladı” Ayrıca öğretmenler odasında büyük bir isyan çıkmak üzere imiş.Ben yazının ana fikrinin ne olduğunun açık olduğunu anlatmaya çalıştım.yaklaşık 1-2 gündür sanırım herkes bu yazıyı arıyor beni eleştirmek fırsat kolluyorlar.

Ancak bazı öğretmen arkadaşlarım diğerlerine katılmayarak yazıda yanlış bir şey olmadığını belirtmişler.

ben olanlardan sonra üç nokta ilgimi çekti

1-Maalesef eğitimcilerin önemli bir kısmı öyle sabit fikirlerle dolularki değişen dünyayı anlamaları yıllar alacak.
2-meslek ve kariyer seçimi ile eğitim arasındaki ilişki hala devlet merkezli olduğu inancı kesin kabul ediliyor.
3-muhtemelen bazı öğretmenler “canım öğretmen olun devlet iş vermek zorunda” gibi mesajlar veriyor günün birinde bunun böyle olmayacağı söylenirse aşırı bir direnç gösteriliyor. bir nokda devlet memurluğunun zor iş olduğu palavrası var…

bu tür yazılarınza devam etmenizi dilerim

saygılarımla..

Güncelleme, 29 Ekim, Milli Eğitim “yok öyle şey ne demek, siz yanlış anlamışsınız” diyerek haberi yalanlamış, beni de doğrulamış. Malımı bilmez miyim. FST.

Popularity: 60% [?]

Fiberoptik Tellerine Hangi Kuş Kondu: “Bu grev…”

FST 27 Ekim 2007

“Bu grev bir ücret grevi değildir” lafını duysanız herhalde “hayrola” dersiniz. Ben de öyle dedim ve Telekom greviyle ilgili habere şöyle bir göz attım. Malum Telekomun sendikalı çalışanları grev yapıyor ama ne vatandaşın umurunda olduğundan ne de eskisi gibi devletten aldıkları tavizi kolaylıkla alamadıklarından olsa gerek biraz bozuk çalıyorlar. Ben prensip olarak çalışma şartlarının iyi olduğu, ömür boyu istihdam garantili devlet sektöründeki memur ve işçiler dışındaki çalışanların, sözleşmeye ve kanunlara dayalı haklarını alabilmeleri için grev yapmalarına karşı değilim. Burada, Telekom özelinde ise durum biraz yön değiştirmiş gibi görünüyor. Bizim Telekomcular adam gibi para isteriz demek yerine lafı anlamsız yerlere çekiyor, düpedüz saçmalıyorlar. Dolayısıyla destek bekledikleri bir vatandaş olarak kusuruma bakmasınlar. Haberde şunu okudum:

Türk-İş’e bağlı Haber-İş Sendikası Genel Eğitim Sekreteri Muammer Eser, Türk Telekom’daki grevin talepleri yerine getirilene kadar devam edeceğini belirterek, ”Bu grev, bir ücret grevi değildir. Ülkeyi ele geçirmeye çalışan yabancı sermayeye karşı bir direniştir” dedi. Haber İş Genel Eğitim Sekreteri Eser, Türk-İş temsilcileri ve Telekom çalışanlarıyla Güllük Telekom önünde basın toplantısı düzenledi.

[…] Eser, işverenin kendilerine ”İşçiler piyasa ortalamasından yüzde 59 daha fazla ücret alıyorlar” diyerek, ücretleri yüzde 12 oranında azaltmak istediğini öne sürerek, ”Bu grev, basit bir işçi grevi değildir. Biz para peşinde koşmuyoruz. Bu, bir ücret grevi değildir. Ülkeyi ele geçirmeye çalışan yabancı sermayeye karşı bir direniştir. Türk işçisinin emeğini savunmaya çalışıyoruz. İşveren taleplerimizi yerine getirene kadar greve devam edeceğiz” dedi. Sendikasız çalışan işçilere, işveren tarafından yüksek oranda zam yapıldığını ve sendikasızlığın teşvik edilmek istendiğini savunan Eser, eşit işe eşit ücret ödenmesini sağlamaya çalıştıklarını kaydetti.

Son günlerde fiber optik kablolarının kesilmesinin ‘’sendika tarafından organize edildiği” iddialarının çok çirkin olduğunu belirten Eser, ”Türk Telekom’un kablolarına karşı her dönemde saldırılar olmuştur. Ancak, bu günlerde yaşanan kablo kesme olayları, sendika işçilerini kamuoyunun gözünde kötü göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Bizim üyelerimiz çalıştığı kuruma hainlik yapmaz, aksine malzemeleri korur” diye konuştu.

Vatandaşların, 26 bin Türk Telekom işçisine destek olmasını isteyen Eser, işçileri de hem greve hem de iş yerine ve Türk Telekom’un malzemelerine sahip çıkmaya çağırdı.

Ne biçim açıklama anlayan beri gelsin. Biz para istemiyoruz diyor adam, arkasından yüzde 12 ücretimiz azalacak diye dert yanıyor. Ya onu söyleme ya ötekini. (Kaldı ki bu azalma nedir, yüzde 59 fazlalık nasıl birşeydir açıklayan yok). Ülkeyi ele geçirmeye çalışan yabancı sermaye neyin nesi, sen bir telekom işçisisin, sana ne ülkeyi ele geçirenden, üstüne vazife mi? Adam gibi “çok para istiyorum” de anlayalım.

Sonra Türk Telekomun kablosuna “her zaman” ne saldırısı olacak, en fazla havadan geçene kuş konar, rüzgardan kopar. Yerin altındakini de köstebek kemirir. Duyan da Telekom ile silahlı kuvvetler arasında harp var, uçaklar telekom tesislerini bombalıyor zannedecek. Bir de Telekom çalışanı hainlik yapmazmış vs, laflara bak. Sendika başkanı değil lise edebiyat öğretmeni mübarek. Telekom yahut herhangi bir yerde çalışan işçi, memur, mühendis kutsanmış, günahtan ari adam mı? İmamı, öğretmeni bile çuvalla üçkağıt çeviriyor, güya kutsal meslek erbabı. Bal gibi hainlik de yapabilir bir Telekom çalışanı, fiber optik kabloyu da keser, para için binayı havaya bile uçurur. Misal şu habere bakalım:

Türk Telekom ile Türkiye Haber- İş Sendikası arasında toplu sözleşme görüşmelerinin uzlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine fiber optik kabloları keserek haberleşmeyi sabote eden kişi Telekom’un Dikmen Müdürlüğü’ndeki sendika temsilcisi Namık Gökdemir çıktı.

Haberleşmenin felç olması üzerine konu savcılığa intikal etmiş, Jandarma ve Polis kabloları kesen kişinin kimliğini tespit amacıyla inceleme başlatmıştı.

Belki haber gerçek değildir ama ben yalanlandığını işitmedim. Buyrun bakalım. Sendikacı takımından, hele devlet kurumlarının ve çalışanlarının kanını emen iğrenç memur sendikalarından, özel sektöre diş geçiremeyip devlet işçisinden beslenen sendika yöneticilerinden iyice bıktık artık. İşçiden kesilen aidatlarla ne halt karıştırdıkları belli değil, ne bela imiş anlayamadık. İşçisi, memuru, sendikacısı ortalamanın üzerinde maaşa dudak büküp terör estirecek bir de vatandaş bize destek olsun diyecek. Vatandaş yiyecek ekmeği bulursa sizin ballı maaşlar için belki bir nümayiş yapar, merak etmeyin. Bu noktada internet orucunu henüz bozmayan Veysel Aratlıoğlu’nun şu şiirini yeniden hatırlatmak isterim:

Be Kemalist, niye grev yaparsın?
“Çalış” diyor sana Server Atatürk,
Aylık yetmiyorsa Amway satarsın
“Çalış” diyor sana Server Atatürk,

Kazip şöhretlerden alarak ilham
“Liboş” diye kimseyi eyleme itham
Demiyor sadece “istiklali tam”,
“Çalış” diyor sana Server Atatürk,

Sosyal demokrasi senin neyine
VEYSEL ister bir hususa değine
Gitmek istemezsen Edeb Köyü’ne
“Çalış” diyor sana Server Atatürk

(Not: Bir de hainlik denen şey neyse kimse maşallah üstüne de alınmıyor, şu habere bakarsak su borularınayağ karıştırma gibi bir olayda muhtar ne diyor:

Serhat Köyü Muhtarı Zeki Dönmez ise “Bu işi bizim köylülerin yaptığına inanmıyorum. Belki köyden kendini bilmez bir iki kişinin işi olabilir. Ama köyümüzün genel olarak anlayışı bu yönde değil” dedi.

Köyün genel anlayışı mı olur bre muhtar, adamı söyletme şimdi. Ne memleket be herkes melek gibi, ortada kötü adam yok, “kendini bilmez” ne demekse öyle bir yaratık türü zuhur etmiş anlaşılan. Aslında doğru bir “Türk” asla hain olamaz, fiber optik kablo kesemez, suya yanık yağı karıştıramaz, bunları yapan dış güçlerdir, Telekom sendikası bir ara bunlarla da mücadele etsin, nedir çektiğimiz bu yabancı sermayeden, öz be öz birinci kalite fıstık gibi Türk kumaşı dururken bu nedir yahu.)

Popularity: 53% [?]

NTV’den Büyük Terbiyesizlik: Ders Devam Ediyor

FST 27 Ekim 2007

Fatih Terim’in ingilizce olarak yabancı spor medyasına hitaben yaptığı konuşma efsaneleşmek üzereyken, daha geçen hafta Fatih hoca hızını alamayıp Yunanistan maçını da canlı yayında ingilizce değerlendirmeye kalkmış, yeni haberim oldu. Fatih hoca patlayan flaşlar eşliğinde NTV canlı yayınında soruları cevaplarken aniden yayın kesiliyor ve spiker görünüyor. Buna çok canım sıkıldı, Fatih hoca tam Yunanistan karşısındaki mağlubiyetimizin sebebini açıklayacakken manken gibi bir spiker oğlan çıkıverdi “öhö, möhö” lafı dolaştırdı. Haber sitesi bu durumu şöyle açıklamış:

Basın toplantısı esnasında Fatih Terim İngilizce açıklama yapmaya başlayınca, toplantıyı canlı olarak yayınlayan NTV canlı yayını kesmek zorunda kaldı. Yayın için tercüman görevlendirmediği anlaşılan NTV, Terim’in İngilizce açıklama sürpriziyle zor duruma düştü ve canlı yayını kesmek zorunda kaldı. Basın açıklaması konusunda daha hazırlıklı olduğu gözlenen CNN Türk ise simultane tercüme ile, Terim’in açıklamalarını canlı olarak yayınladı. Terim, basın açıklamasında en çok merak edilen, spor basınında çıkan sert eleştiriler ve iddialar ile ilgili açıklamalarını ise toplantının sonunda yaptı. Bu durumda da NTV, basın açıklamasının en can alıcı bölümünü izleyenlerine aktaramadı.

[…] Terim’in İngilizce konuşmada zaman zaman zorlandığı gözlerden kaçmadı. Bilindiği gibi Fatih Terim İtalya’da Fiorentina ve Milan kulüplerini çalıştırdığı dönemde İtalyanca dersleri almıştı. Ancak Terim’in İngilizce konusunda İtalyanca kadar yeterli olmadığı görüldü.

Burada bir iki önemli nokta var. Birincisi NTV Fatih hocanın yayınını yarıda keserek büyük bir saygısızlık yapmıştır. Bir hata da “hoca zorlandı” lafında var. Fatih hoca hiç de zorlanmış gibi değil, bodoslama dalıyor lafa, kafa göz yarmak, edebiyat parçalamak hocada mevcut. Ben konuşmayı akıcı buldum.

Burası açık ama CNN Türk Fatih hocanın konuşmasını nasıl çevirmiş acaba çok merak ettim. Benim ingilizcem yetersiz, biri hocanın bu linkteki konuşmasını Türkçeleştirirse veririz. Bana göre CNN Türk’teki simültane çevirmen çok iyi dil biliyorsa konuşmayı eksik çevirmiştir, bundan sonra Türk kanalları Fatih Terim’in ingilizce konuşmasını tam olarak çevirebilmek üzere ilkokul 4. sınıftan birçocuğu çevirmen olarak istihdam edebilirler. “Hocam piliz şat dı dor, fena soğuk geliyor” gibi esprili bir lisan öğrenme tekniğiyle yetişen ve futbola meraklı üniversite mezunlarımız da aynı işi yürütebilir ama bu asla profesyonel bir uzman çeviricinin işi değil. Adam yahut kadıncağız Fatih Terim’in ne dediğini anlayabilmek için düşünürken ipin ucunu kaçıracak, mahcup olacak, belki ekmeğini kaybedecektir. Demedi demesinler sonra.

Bu arada Fatih hoca bu kafayla giderse izlenimler sitesinde biz daha çok ingilizce dersi alacak gibiyiz, herhalde adam internet filan takip etmiyor. Gitsin ders alsın diyeceğim ama “ders almam, veririm” diyor, İngilizce kurslarına öğretmen filan aranıyorsa haberiniz olsun. Yalnız dikkat edin, maaşı yetmediği için ek ders parası da isteyebilir. Gerçi böyle kalsa daha iyi, bakalım “Norveç Seferi” sonrasında vaziyet ne olacak. İnşallah birileri uyandırıp “aman hocam tercüman tut, tefe koymasınlar” demez.

Gutbay evribody or adır sambadi. Vit may bik okazyon iz in di tabela.

Güncelleme: Youtube sitesine yorum yapan Canthem adlı bir arkadaş Fatih Hocanın önceki açıklamasını Türkçeleştirmiş, oh be, şimdi anladım ne demek istediğini. Yani öyle sanıyorum. İşte hocanın veciz konuşması, Demirel bile bundan manalı konuşur deyen beri gelsin:

bize bana farketmez. büyük maçlar diğer maçlardan daha… ne yazık ki! her zamanlar sahibiz oyunlar. oyunların kontrolünün altındayız. maçlar esnasında bazı olasılıklar, bazı büyük şanslar, bazı büyük okazyonlar! onun gibi birşeyler…… ama, ne yapabilirim (Hoca güler, FST) bazen? bu futbol, o futbol… bir şeyler oldu. her şey bir şeyler oldu. şimdi neyse, tabele(!)de durumuzu görmek durumundayız. şimdi ikinci pozisyon bu. ve bir puan fazla. arkayı görmek istemiyorum. önü görmek istiyorum. ve öyle umuyorum yarın takımlarım..

(Yalnız, sitedeki yorumları da ihmal etmeyin, ben ikinci sayfada bırakmak zorunda kaldım, gülmekten. Bir de bu iki konuşma, aynı yerde mi yapılıyor, onu da çözemedim. Bilen varsa aydınlatsın. Çok önemli değil ya.)

Popularity: 44% [?]

Hürriyete yakışmamış

FST 25 Ekim 2007

ABD’de yaşayan “türbanlı” bir Türk market işletmecisi gece vakti soyguna gelen hırsızı kasanın altında tuttuğu baltayla korkutup kaçırmış, ABD medyası konuya ilgi göstermiş. Şöyle şeyler deniyor:

Giresunlu Hafize Şahin, 1.52 m boyunda ve 41 kilo ağırlığında, ufak tefek biri. Ama “mangal gibi yürek var” derler ya, öyle biri. Hafize Şahin, geç saatlerde çalıştığı aile marketlerine maske ile giren ve elindeki silahı kendisine doğrultup kasadaki paraları isteyen soyguncuya tezgahın altından aldığı baltayla saldırınca, tüm ülkede medyanın ilgi odağı oldu.

[…] 1998 yılında ailesi ile birlikte ABD’ye yerleşen Hafize Şahin, Giresunlu babanın beş kızından ikincisi. Yeni evli olan Hafize Şahin, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, şöyle konuştu:

“En başta çok korktum. Ama silahın sahte olabileceğini, buna rağmen soyguncunun bana saldıracağını düşündüm. Sonra da tezgahın altındaki baltaya uzandım. Neden böyle bir tepki verdiğimi anlayamadım. Ancak o saatte kasada çok para vardı. Defalarca da soyulduğumuz için ’artık yeter’ demeye karar verdim.”

[…] Hafize Şahin’in görüntüleri Amerikan televizyonlarında gün boyu yayınlandı. Şahin, ABD’nin en ünlü gazetecilerinden Diane Sawyer’ın ABC kanalı için hazırladığı “Good Morning America” programına da konuk oldu. New York Daily News, haberi “Soyguncu silah çekti, kasiyer balta” başlığıyla verirken, WCBS televizyonu da “Çelimsiz tezgahtar silahlı soyguncuyu baltayla savuşturdu. Hafize Şahin ufak tefek olabilir, ama Paul Bunyan (dev bir balta kullanan efsanevi bir ormancı) gibi balta sallayabiliyor” ifadesini kullandı.

Baktım, Hürriyet kaynaklı bir haber. Oldu mu şimdi? Ertuğrul Özkök şu ara Genelkurmaya akıl vereceğine gazetenin haberlerine mukayyet olmaya çalışsa daha iyi olur. Bir yorumcu da uyarmış, kendisine katılıyorum, halbuki Hürriyet gazetesine yakışan bu haberi aşağıdaki gibi vermek değil miydi? İşte haber önerim:

“Türbanlı Marketçi Baltayla Dehşet Saçtı”

ABD’de yerleşik market işleten Hafize Şahin gece dükkana içki almak için gelen bir şahsa “Şükran Günü yaklaşıyor, içki satmıyoruz” dediğinde ilgili şahıs “Burası laik bir ülke, Vaşington ilkeleri ve kazanımlarımızdan vazgeçemeyiz” şeklinde tepki gösterdi. Bunun üzerine türbanlı marketçi kasanın altına sakladığı baltayla “günü gelmişti, hepinizi böyle doğrayacağız” diye bağırarak saldırıya geçti. Canını zor kurtaran Smith adlı şahıs mahalle şerifi Mr. Brown’a konuyu aksettirdiğinde dükkana gelen şerif ve adamları türbanlı marketçiyi sorguladılar. Türbanlı marketçinin “Benden para istedi ben de baltayla kendimi savundum” demesi yetkililerce inandırıcı bulunmadı.

Şoka uğrayan ve soygunculukla itham edilen Mr. Smith “özgürlük ve çağdaşlık abidesi ülkemizde bu tür olaylarla karşılaşmak üzüntü verici, saldırı bana değil laik federal cumhuriyete yapılmıştır, ABD İran olmayacak” şeklinde konuştu. Suffolk bölgesi sakinleri de “Bu tür saldırılar son zamanlarda iyice arttı, özgürlük iyidir AMA bir yere kadar, bugün Suffolk yarın tüm eyletlere baskının yayılmasından endişeliyiz” dediler.

Konuyla ilgili haber yapan NewYork Daily News ise tüm ABD vatandaşlarını “biz kaç kişiyiz” adlı bir yarışmaya davet etti. (Hürriyet Suffolk, FST)

Olmadı Hürriyet, taviz vermeye başlarsak arkası gelir. Ben daha ayaktayım, uyumayalım.

(İsteyenler haberin Zaman, Yenişafak, Ortadoğu versiyonlarını da üretebilir. Burada Hürriyet haberi verdiği için Hürriyet kullanılmıştır. Zamanım yok, aslında mesela “Giresunlu Türbanlı Zagor” diye bir şey daha şık olabilirdi. Herşeyi devletten beklemeyelim.)

Popularity: 63% [?]

Facebook’un Faydaları

FST 23 Ekim 2007

Geçenlerde söylemiştim, Facebook’a üye oldum, zannedildiği gibi fazla zaman da harcamıyorum ama birkaç eski dost ile karşılaşmama vesile oldu, akıllı adamlar gördüm, ümitlendim. Bir de gözden kaçan karikatür, video filan bunlardan da eş dost sağolsunlar haberdar ediyorlar. Sonra gruplara üye oluyorsunuz, ilginç şeyler. Mesela “Ama’nı da al git” grubu var, güzel bir buluş olmuş. İzlenimler de lüzumsuz gruplar içinde yerini aldı, sağolsun 25-30 kişi grubu ayakta tutuyor. Süleyman Demirel de unutulmayıp yadedilen büyüklerimizden. Bir karikatür var, epeydir şuraya aktarayım diyorum, “Sünnet Siyasal Simgedir, Yasaklansın” grubunda gördüm. Başka şey de var, isteyen gidip bakar.

Yine, sevgili bir dostumuz haberdar etti, Fatih Terim hocamız “ders almam veririm” derken futbol dışında İngilizce pratik derslerini de kastediyormuş. Aşağıdaki linkte Fatih hoca cidden zor bir işi başarıp yedi düvele İngilizce dersi veriyor, öncelikle cesaretinden dolayı kendisini tebrik ediyorum, bir de yarım yamalak ingilizcemle ne demek istediğini anlayamadım, çözebilen bilgilendirirse “dersi” almış olurum.

Fatih Terim Ders Veriyor

Bu arada federasyonun Terim’e tam destek vermesi de güzel olmuş, adama baksana tüm dünyaya ders veriyor, biz kimiz ki onu eleştirelim. Bu arada konuşmayı ağzınızda çay varken izlemeyin, ben ekran ve klavyeyi temizlemeye çalışıyorum. Bir de Terim’in İtalyanca dersi var, global dedik ya, anlayın işte. Üstelik eğer sallamıyorsa epey akıcı konuşuyor.

(Not: Bir ingilizce dersi de şurada var.)

Popularity: 81% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş