Uyarıyorum: Kalpak ve Ciddi Bir Tehdit
FST Ekim 6th, 2007
Malum, AKP karşıtı Cumhuriyet mitingleri çok coşkulu geçerken katılımcıların kıyafetleri de yeni bir ulusalcı tarzın ortaya çıktığına işaret ediyordu. Bunlar Ecevitinkine benzer bir kasket ile Kurtuluş Savaşı yıllarından hatırlayacağımız bir kalpak. Hatırlarsanız Sinan Aygün de bir ara konuyla ilgili gündeme gelmişti. İşte bu kalpak ve kasket ulusalcılarca yaygın kullanılmaya başlanıyormuş, haberde bazı ilginç yerler var:
Cumhuriyet mitingleriyle beraber gelmeye başlayan kalpak siparişleri 1925′te üretimi duran kalpakları tekrar vitrine çıkardı. […] 1922′de kurulan Şenocak, şapkanın geçirdiği tüm evrimlerin yakın tanığı. Kalpak, fes derken gelen devrimle beraber şıklık yarışının başatı olan şapkalar bugün de sınıfları belirlemenin en sembolik yolu. Zamanında göçmenlerin kökenini, burjuvazinin cemiyetlerini gözler önüne seren şapkalar şimdi de siyasi tartışmaların nabzını tutuyor. Şapka vitrinlerinde de karşı karşıya gelen türban ve kalpaklar toplumun siyasi tercihini satış rakamlarıyla anlatıyor.
Şenocak, daha çok Mevhibe İnönü’nün taktığı gibi bone tipi türbanlar yapıyor. Şapka devriminden sonra üretilen model neyse bugün de aynısı yapılıyor ama giderek artan ilgiyle beraber Şenocak da mevsimlik modelleri, renkleri çeşitlendiriyor. Yine de Şenocak bir devrime konu olan ve kanuna bağlanan tek üretim kolunda türbana yönelik bir yapılanma düşünmediklerini ifade ediyor. Ancak Şenocak aslında kalpak giymenin de zamanında yasaklandığını hatırlatarak “Dedemin 1925’lerde bıraktığı kalpakları bugün yine ticari kaygılar ve gelen talepler yüzünden üretir hale geldik” diyor. Şenocak özellikle “cumhuriyet mitingleri” sırasında Atatürkçü Düşünce Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarından toplu kalpak siparişleri aldıklarını anlatıyor. 80 yıl sonra kalıpları tekrar çıkarıp üretime geçen Şenocak, “Yazın bile kalpak satar olduk. Bir yılda binlerce kalpak satıldı” diyor.
Şapka pazarındaki gelişmeler bu iki modele artan taleple sınırlı değil. Türban ve kalpağın yanı sıra kep ve kasket gibi moda modellerin de büyük bir ilgi gördüğünü dile getiren Şenocak, “Eskiden gayrimüslimlere çok şapka yapıyorduk ama artık onlarda da azalma var” diye konuşuyor.
Haberde Çin’in şapkacılık sektörüne vurduğu darbe kadar ünlü şapka markalarından da bahsediliyor. Ben burada birkaç şeye değineceğim. Öncelikle şapkacı Şenocak beyi kalpağı ticari kaygılar yüzünden yeniden ürettik sözünden dolayı kınıyorum. Ne demek, yani “ulusalcıları yoluyoruz, hamdolsun sayelerinde işimiz açıldı” mı demeye getiriyor? İnanç ticarete alet edilir biliriz ama bu kadar da aleni olmaz ki bu iş. Zaten ne çektiysek din tüccarlarından çekmedik mi? Yazıklar olsun. Sakın “homoekonomikus işte, sen övmüyor muydun” demeyin, bu iş başka.
Bir diğer nokta, başörtüsüne siyasi simge denirken yeni gelişme ile kalpağın da siyasi simge haline gelmesindeki problemli durumdur. Gerici kesimin ağzına “alın size siyasi simge, kalpak da ulusalcılığın siyasi simgesidir, üstelik kalpak 1925 öncesine ait bir kıyafet, siz Türkiye’yi devrimler öncesi döneme geri götürmeye çalışıyorsunuz” mazereti verilmeyecek mi muhalif ağızlara böylece? Sonra bu kalpağı kadın, kız herkes takıyor ama kalpak erkek kıyafeti değil mi, mini etekli çağdaş bir kızımızın yazın kafasında koca kalpakla gezmesi dostları utandırıp düşmanı güldürmez mi?
Ve en tehlikeli nokta. Uyanın beyler, hanımlar. Bu işten tek karlı çıkacak kesim müslüman oldukları gerekçesiyle başlarını örtenler olacaktır. Başörtülüler okula girebilmek için kafalarına ne denk gelirse geçirme konusunda uzmanlaştılar, hele de şimdi Mevhibe İnönü’nün türbanı, Kurtuluş savaşında erkeklerin giydiği kalpaklar “çağdaşlık” alameti olarak ortaya çıkarsa size garanti ediyorum okullar kalpaklı kızla dolar taşar ve hangisinin islam dini, hangisinin ulusalcılık gayretiyle bunu yaptığını anlayamazsınız. At izi it izine karışır.
Bunu neden söylüyorum, başını örtenler ille de sevdiklarinden, İran’da bu giyildiğinden ya da moda olduğundan bugünkü çiçekli başörtüyü kafasına geçirmek için uğraşmıyorlar. Kızlar başı örtmeyi dini bir vecibe saydıklarından “başımızı örtelim de ne olsa fark etmez” diyorlar. Mesela kapşonlu modern görünümlü eşofman giyenleri var. Dolayısıyla koyun postu gibi bir peruğu bile kafasına geçirebilen hanım kızımız rahmetli Atatürk’ün heybetli kalpağını dünden giyerek sınıfları dolduracaktır. Üstelik de kendisini engellemeye çalışacak gayretli kışla görevlisi, pardon akademisyene “vay, Atatürk kalpağını mı engellemeye çalışıyorsunuz, bu günleri görmeyeydim, yazık” diyecek, akademik adam yahut kadın cevap bulabilmek için inim inim inleyecektir. Hele ki Mevhibe hanımın sünneti olan türbanla iş iyice sarpa saracaktır. Bababannelerimizin başörtüsüyle dahi okula sokulmayanlar, rahmetli İsmet Paşa adıyla ortaya çıkınca durum değişebilecek, akademik faaliyetlerin konusu “kalpak ve rejim” konusuna kayacak, İnönü’nün karşıdevrimciliğinden dem vurulacaktır.
Peki çözüm nedir? Ulusalcılara bu hızla kalpak giymeyin diyemeyiz, Türk şapkacılık sektörü zaten Çin’den bir darbe yemiş, bir darbe de ulusal sanayiyi savunması gerekenlerden gelemez. Ama yıllarını cağdaş düşünceye adamış bir dava adamı olarak ben yolu yine göstermek durumundayım.
Malum, yüce İslam dininde kadınların sadece başlarını kapatmalarına dair emir ve yasaklar bulunmaz, hanımların kol, bacak, göğüs, sırt vs. yerleri de açık olmamalı denir. O halde kafasında kalpağıyla gelip okul sırasına oturup, misal şu ara blog açan iki doçent hocayı şaşkına çevirdiğinde, iki kızdan hangisinin ulusalcı hangisinin islam dini mensubu olduğunu çözebilmek için baş dışında kol ve bacaklara, vücudun diğer kısımlarına dikkat etmek gerekir. Eğer çağdaş bir kıza yaraşır dar tişört, beli düşük, göbeği açık kot yahut etek giymiş kafası kalpaklı bir kız görünüyorsa problem yoktur ama kızın kolları ve bacakları kapalıysa orada uyanık, gözünü çağdaş uygarlığa dikmiş bir Türk akademisyeninin derhal duruma müdahil olması gerekir.
Bu konuda yasa, yönetmelik vs.ye de gerek yoktur. Mevcut başörtüsü yasağı da zaten herhangi bir yasa ile konulmadığından sadece “filnca kıyafet çağdaş değildir” beyanı kafidir. Kış mevsimindeki soğuklar ise irtica tehdidi olayı iyice bulanıklaştırabilir, o takdirde kızlara 3-4 aşamalı sınavlar uygulanarak hangisinin gerçek kalpaklı hangisinin takiyyeci olduğu anlaşılmaya çalışılır. Bunun detayını siz yorumculara bırakıyorum. Bir de akademisyenlere. Hocalar, iktisat blogu açmalı değil, bu muammayı çözmeli, haydi bakalım. Uyarılarımı dikkate alın, yoksa yarın çok geç olabilir. El ele tutuşalım bir milyonu bulalım derken gafletle işi ot edeceksiniz haberiniz yok. Tuncay baba asıl lafım sanadır, iş devlet dairesindeki memurlara sıçradığında ağlayarak kapıma gelme, televizyonuna kuruş vermem.
Bu arada şapka kalpak derken rahmetli çizgi roman kahramanı Mandrake ile sadık yaveri Abdullah’ı hatırladım, elinde macerası olan varsa takas edelim, bende Mister No (e ile “mister” okunur) var. Birileri çıkıp şunun yeni baskısını yapsa tam tekmil alırım ama nerde o girişimci ruh.