Kıyafet Üzerine 10 Emir

FST Ekim 8th, 2007

Başörtüsü ile ilgili yazı yazıldığında genelde tartışmalar benzer şekilde uzayıp gidiyor. Bazen havanda su dövülse de aslında yorumlarda güzel şeyler de söyleniyor. Bu noktada ben kalpakla ilgili yazıdan hareketle birkaç kısa not ekleyeyim.

1. Öncelikle başörtüsü ile ilgili bir devlet yasağı vardır, benzer yasak fiili ya da potansiyel olarak başı açık hanımlar ve toplumun geleneksel kesimince tuhaf karşılanan uzun saçlı, kulağı küpeli erkekler için geçerli değildir. Şu anda ilgilenilmesi gereken muhayyel yasaklar değil fiili yasaklardır.

2. İleride herhangi bir kesim için muhtemel bir devlet yasağı söz konusu olabilir mi? Türkiye’de bu mümkün ama şu an için tahminidir ve bunu önlemenin yolu bugün başörtüsünü yasaklamak değil bu konularda kişi özgürlüğünü kısıtlamayacak negatif nitelikli, özgürlüğü tanımlamayan sağlam yasalar oluşturmaktır.

3. “Başörtüsü serbest olursa okullarda bunların sayısı artar” bir tahmindir, artsa da artmasa da bu tahmin özgürlük kısıtlaması için geçerli bir sebep değildir. Başını örtmek isteyip de örtemeyenler ilk anda bir artışa işaret edebilir ama başını örtmeyenlerin sayıca az olacağını söylemek imkan dahilinde değil. Kaldı ki herhangi bir kesimin sayısının daha fazla olması da bir mana ifade etmez.

4. “Başörtüsü serbest olursa çarşaf ve sarık da okula girer” tahmini de mümkündür. Bu da kimseyi ilgilendiren bir konu değildir. “Her tür kıyafet serbesttir” sözü sarık, çarşaf, kaftanı da içine alır. Bikini ve mayoyu da. Pratikte bunun böyle olmayacağını hepimiz biliyoruz, bugün kafasında Osmanlı sarığı, sırtında cübbe ile okula giden bir bilgisayar mühendisliği öğrencisi ancak arkadaşlarının “naber lan Ahmet, bugün nereyi fethediyorsun” şakalarına maruz kalır. Çarşaf, burka giyen bir hanıma muhtemelen şaka yapılmaz ama tarih dışı bir dünyada yaşayan Fatih Çarşamba semti dışında bunun yaygın olduğunu zannetmiyorum. Yine dediğim gibi, giyilmesinde hiç problem yoktur. Bikini giyerek okul kampüslerinde dolaşanın da fazla olacağını düşünmüyorum.

5. Başörtüsü, türban, sarık vs. siyasi simge olarak dahi takılabilmelidir. Siyasi simge ile okula gelinemeyeceğini kim tayin ediyor? Bilakis bir insanın siyasi tarafını belli etmesi onun medeni, cesur ve aydın bir insan olduğunu, iki yüzlü olmadığını gösterir. Bu simge bir ülkücü için koyu takım elbise ve eskiden sarkık bıyık, komünist için yeşil parka ve ağzın içine doğru uzamış bıyık, bir başkası için yakaya iliştirilmiş bir Atatürk rozeti de olabilir. Kaldı ki, bugün başörtüsü yasağı sebebiyle başını açanlar dini ve siyasi görüşlerinden vazgeçmemekte, bilakis yasakçılara karşı kin beslemektedirler.

6. Yasaklar sadece aynı cins, hanımlar için bir ayrımcılığa sebep olmakla kalmamakta, kadın-erkek arasında da haksız rekabete sebep olmaktadır. Mesela okullarda sakalsız bir gencin hangi görüşe mensup olduğunu en keskin çağdaş akademisyen dahi çıplak gözle tespit edemez. Birçok radikal dinci erkek sakalını traş etmek suretiyle okullara ve propagandalarına devam etmekte, üstelik bunlar başını açmadıkları için okula gitmeyen kadınları “mücahideler, aferin, cenneti cebe attınız ve de sıratı geçtiniz, yanınızdayız” diyerek gazlamakta ama kendileri “sakalıma laf ettirmem, bu peygamber sünnetidir, hiçbir güç bana sakalımı kestiremez, okumam ben de mücahit olurum” dememektedir. Lafa gelince “Kuranda yok ama kapı gibi sünnette var” diyenler bu meselede sünneti hemen permatik marifetiyle imha ediveriyorlar.

7. Başörtüsü yahut diğer kıyafetler sadece üniversite değil diğer orta dereceli okullarda da serbest tutulmalıdır. Reşit olmamış çocukların ileride kendi kıyafetlerini seçme hakkı olduğu doğru bir ifade olmakla birlikte ailelerin çocuklarına din dahil hiçbir konuda telkin yapamayacağını söylemek pratik değildir. Bu mantıkla devlet okullarında çok daha ağır bir endoktrinasyona maruz kalan çocuklar için de “okullarda kemalizm anlatılmasın, ileride herkes kendi ideolojisini seçer” demek mümkündür ve aile içindeki dini bazı telkinlere nazaran haklı bir görüştür de. Ben kendi çocuklarıma herhangi bir telkin yapmıyor, mümkün olduğunca yansız yetişmelerini sağlamaya çalışıyorum. Zaten her çocuk 15-16 yaşlarından itibaren kendi yolunu çizmeye başlıyor, bugün başını örtenlerin çoğu aile yahut kuran kursu telkiniyle örtünmüş değildir.

8. Bu noktada bir yere daha işaret etmek zorundayım. Başını örtenlerin içinde bir kısım başı açıklara kötü gözle bakmaktadır. Tersinin de doğru olduğu gibi. Burada dinle ilgili birşeyde ziyade, başı açık olan namussuzdur, açık giyinen erkeklerle düşüp kalkan bir sürtüktür anlayışı da mevcut. Dindar insanları bu konuda ve mümkün olan en sert şekilde uyarmaklazım ve ben bunu yapıyorum. Namus gibi kavramlar hem görecelidir hem de kimsenin bir başkasının özel işleriyle uğraşmaya hakkı yoktur. Ben yazılarımda bazen tanımlama yapmak için “göbeği açık düşük bel pantolon” gibi ifadeler kullanırım ama bu işin mizah tarafıdır, göbeği açık pantolon giyenin yarın devlet eliyle yüksek bel pantolon giymeye zorlanmasına karşı çıkarım. (Hangi erkek çıkmaz ki, demeyin. -şakaydı!-) Bu konu çok önemlidir, bu lafları edenlerin ailelerinde, yakınlarında mutlaka başını örtmeyen insanlar vardır, bu işi namusla karıştırmak terbiyesizlik ve haddini bilmezliktir. Kaldı ki dar tişörtle, kısa kolla başörtüsü takanlar da var, kadınlara karışmak kimsenin haddi değildir.

9- Öte yandan, bir insanın bazı kıyafet türlerine, çıplaklığa yahut kapalılığa karşı ya da taraf olması da anormal değildir. Bir insan başörtülüden rahatsız olabilir, bunun rahatsız bir kıyafet olduğunu ileri sürebilir. Bir diğeri de göbeği açık dar tişört giymenin düşük ahlaklılık olduğunu ileri sürebilir. Bunlar “ileri sürme” noktasında kaldıkça kimseyi ilgilendirmez. Ama devlet (mahalle değil) bu işi ciddiye alıp birini yasaklamaya kalkarsa o noktada iş değişir. Mahalle baskısı denen şeyin 2007 Türkiyesinde sadece dinle ilgili değil ideoloji ve geleneklerle ilgili yerel ve bölgesel örnekleri olabilir ama yaygınlığı yoktur, sadece çevrenize bakın yeter. Bu tür muhayyel endişeler yüzünden yasakçılık yapılamaz. İlle uğraşılacaksa önce doğudaki töre terörüne el atılsın. “Mahalle bakkalı ramazanda şarap satmıyor” lafı bir mahalle baskısı göstergesi değildir.

10. Başörtüsü devlet dairelerinde çalışanlar için de serbest olmalıdır. Bazı işkollarında başın açık ya da kapalı olması şart koşulabilir. Mesela bir bisküvi hattında çalışan hanımın başı kapalı olmalıdır, zira saçı banda dökülebilir, ya da saçını makineye kaptırıp iş kazası geçirebilir. Aynı şey bazı işkolları için mutlaka başı açık olmayı gerektirebilir, aklıma gelen bir örnek yok, bilen varsa söylesin. Devlet dairelerinde başı örtülü insanın başı açıklara haksız davranacağı 1980′ler sonrası uydurulmuş absürd bir mazerettir. Aynı mantıkla, halkın büyük kısmı başörtü taktığına göre, başı açık memurun da başı örtülüye yanlı davranıp işini yokuşa süreceği ileri sürülebilir. Bunlar şu an içinde yaşadığımız gergin ortamın argümanlarıdır, yasaklar olmasa kimsenin böyle şeyler aklına dahi gelmez. Kısaca, özel sektör başörtüsünü yasaklayabilir, bu kendi bileceği iştir ama devlet bu konuda özgürlükler aleyhine düzenleme yapamaz.

Daha çok şey söylenebilir ama uzatmaya gerek yok. (Bir de On Emir dedik ya). Başı açık ve örtük çok arkadaşım var. Özellikle sevgili liberal genç hanım arkadaşlarım açıklıkta birbirleriyle yarış ederler ama başörtüsü konusunda, sakalını kesip okula devam ettiği halde başörtüsünü açıp okumaya kalkanlara hayatı zindan eden naylon mücahitlerden çok daha sağlam birer özgürlük savaşçısıdırlar. Onlar kendilerini bilir, buradan yeniden selam gönderiyorum.

Lütfen hiçbir yasağı savunmayalım. “…Ama”, “…fakat”, “…lakin”siz, kayıtsız, şartsız bir özgürlük talep edelim. Kanunlar, kurallar oluşturulurken insanların ne giydiği, ne düşündüğü, neye inandığı konusunda açıklama yapmayalım. Zihnen buna ihtiyacımız var. Sonuç olarak:

“Bırakınız açsınlar, bırakınız örtsünler”, FST

(Son söz tanıdık mı geldi, yanılıyorsunuz, hiçbiryerden etkilenmeden ben uydurdum)

46 Responses to “Kıyafet Üzerine 10 Emir”

  1. Yaziyi okudum. Elimden geldigince dikkatle okudum.

    Okudum da, ‘emir’ diyebilecegim bir seye rastlamadim.

    Basligin ‘Kıyafet Üzerine 10 Kisisel Tespit’ ya da ‘Kıyafet Üzerine 10 Maddelik Sesli Dusunusler’ filan olmasi gerekmiyor muydu?

    Ayrica, lafin arasinda Ulker’e iltimas gectiginizi de farketmedigimi sanmayin :P

    Biskuvi bandinda eger sac bir sorun oluyorsa, bunun cozumu basortusu degil; saclri sifira vurmak olmaz miydi?

    Tipki, hikmet-i Hukumet geregi (ayni anda) hem Turk hem de Ingiliz vatandasligina Hukumetce izin verilmis bir bakanimizda oldugu uzere…

    Bu tur birden fazla aidiyetlere izin verildiginde, yakinda kanunun cok eslilige de izin verilebilecegini dusunuyor ve icimiz tarif edilmez liberla duygular kapliyor.

    Eminim siz de oylesinizdir ve gelismek yolunda hissettigimiz bu duygularimiz musterektir.

  2. FST 08 Eki 2007 - 13:03:35

    Müzmin Bey,

    Hz. Musa’ya özeneyim derken Ne Musa’ya ne Müzmin’e yaranabildim anlaşılan. Gerçi her paragraftan bir emir çıkarmak da mümkün, o açıdan bakılırsa problem yok.

    Biskuvi bandinda eger sac bir sorun oluyorsa, bunun cozumu basortusu degil; saclri sifira vurmak olmaz miydi?

    Saçı toparlayıp bone taktırmak daha pratik ama ne kadar radikal düşünebildiğinizi de böylece görmüş olduk.

    Unutmadan, biskuvi denince, malum, akla hemen onun adı gelir …. ….. . Ülker’i hatırlatan bir başkası olmasın ;)

    Tipki, hikmet-i Hukumet geregi (ayni anda) hem Turk hem de Ingiliz vatandasligina Hukumetce izin verilmis bir bakanimizda oldugu uzere…

    Bu tur birden fazla aidiyetlere izin verildiginde, yakinda kanunun cok eslilige de izin verilebilecegini dusunuyor ve icimiz tarif edilmez liberla duygular kapliyor.

    Bakanı bilemem, bizim ülkemiz böyle bir şeye imkan veriyorsa neden olmasın, keşke 8-10 ülkenin vatandaşı olsak da anlamsız vize türü uygulamalardan kurtulsak. Çok eşlilik de devlet tarafından “zorlanmadıkça” evlenenlere kalmış bir şey. Gönüllü olduktan sonra isteyen istediğini yapsın. (Aldınız liberal fetvayı, gülersiniz değil mi, hadi yine iyisiniz :))

    FST

  3. Bulent Murtezaoglu 08 Eki 2007 - 13:53:16

    Muzmin bey,

    Tipki, hikmet-i Hukumet geregi (ayni anda) hem Turk hem de Ingiliz vatandasligina Hukumetce izin verilmis bir bakanimizda oldugu uzere…

    Valla ben kendim icin dusundugumde bu manzaradan hoslanmadigim icin hic o yollara girmedim rahat konusuyorum ama bakin bu insanlari hayatlari bir noktaya getirmis ‘formalite’ olarak buna bir anlamda zorlanmislar ve yapmislar. Disarida calisan insanlarla askerlik yapmis olsaniz devletimizin orada konferans filan yapip ozellikle bu isi yapmalarini soyledigini de gorecektiniz. Sevimli bir manzara degil, ama birey olarak buna karsi cikmanin yuku de cok buyuk olabiliyor ve manasiz gorulebiliyor.

  4. Fethi bey,

    Gerçi her paragraftan bir emir çıkarmak da mümkün, o açıdan bakılırsa problem yok.

    Her paragraftan birden fazla emir cikarmak mumkun aslinda…

    Fakat, bu emir meragi da yeni mi depresti?

    Her liberalin icinde bir nazi vardir dedikleri dogru mudur, mein fuhrer? :P

    Saçı toparlayıp bone taktırmak daha pratik ama ne kadar radikal düşünebildiğinizi de böylece görmüş olduk.

    Plyatif cozumlerin faniligini dikkate getirmek radiklallik ise, siz bir de benim ‘tutalim su mali yandaslarimiza satarmis gib yaparak peskes cekelim’ ozellestirmeleri hakkinda dusuncelerimi bilseniz acaba ne dersiniz.. ;)

    Unutmadan, biskuvi denince, malum, akla hemen onun adı gelir…

    Jinglelara degil de ciroya bakinca farkli dusunebiliyor. Pardon.

    Ülker’i hatırlatan bir başkası olmasın ;)

    Evet, ne guzeldin sen Ulker hocam :P

    Bakanı bilemem, bizim ülkemiz böyle bir şeye imkan veriyorsa neden olmasın,

    Anliyorum.

    Imkan varsa yapilmalidir demek istiyorsunuz.

    OK. Aklimda olsun.

    Bundan boyle, ’sevdigin yaninda yoksa, yanindakini sev’ prensibi gecerli; ihanet mulgadir demek istediginiz not ediyorum.. ;)

    keşke 8-10 ülkenin vatandaşı olsak da anlamsız vize türü uygulamalardan kurtulsak.

    Anliyorum. Fakat, her ne kadar bana bu topraklardan 8-10 ulke pek cikmaz gibi gorunuyorsa da, onerilerinizi merak etmiyor degilim..

    Hangi bolgelerimizin hangi isimle birer ulke olmasini oneriyorsunuz?

    Çok eşlilik de devlet tarafından “zorlanmadıkça” evlenenlere kalmış bir şey.

    Kurabiyekomomistimiz Mehmet bey ile burada ayri dusuyorsunuz gibi geldi bana.. Kendileri yasaklanmamis herseyin mubah/serbest oldugunu dusunuyor. [Bunu, ilgili haberdeki Şimşek ‘Olunmayacak diye yasak mı var?’ dedi cumlesinden cikarsiyorum. Yanlis anlamis da olabilirim tabii ki].

    Dolayisi ile, etik-metik, ahlak-mahlak gibi seylerin onemsiz hatta luzumsuz oldugunda hemfikir oldugunuzu; tek farkinizin, birinizin yasaklanmamis herseyin mubah, digerinizin ise devletce zorlanmayan herseyin mubah oldugunu dusundugunuzu anliyorum.

    Yanilmadigima dair icimde kuvvetli hisler olmakla birlikte, yine de –seklen– sorayim: Yaniliyor muyum?

    Tabii, bir de, sizin ozel hayatiniza girmeksizin su soruyu da sormak isteyebilirdim: Yukaridaki cumleyi sizin yazdiginizdan yenge hanimin haberi var mi? :P

    Gönüllü olduktan sonra isteyen istediğini yapsın.

    Tabii ya.. bu neden benim aklima gelmez.. Iki gonul bir olduktan sonra diger zevc(e)lere ne oluyor? :P

    (Aldınız liberal fetvayı, gülersiniz değil mi, hadi yine iyisiniz :) )

    Yaw, ben bu liberalligi –benim arzularim istikametinde fetva verdigi muddetce– sevecegim gibi gorunuyor.

    Iyi de, bunun klasik Molla/Kadi/Seyh/Seyhulislam taifesi ile zenginler/iktidardakiler iliskisinden ne farki var ki?

  5. Bulent bey,

    Valla ben kendim icin dusundugumde bu manzaradan hoslanmadigim icin hic o yollara girmedim rahat konusuyorum ama bakin bu insanlari hayatlari bir noktaya getirmis ‘formalite’ olarak buna bir anlamda zorlanmislar ve yapmislar.

    Hmm.. Evet, hakli olabilirsiniz. Milletvekilligi secimlerinden hemen once cift vatandaslik edinmek gibi zorunluluklarin oldugunu dikkate almamisim bir an icin.

    Pardon.

    Disarida calisan insanlarla askerlik yapmis olsaniz devletimizin orada konferans filan yapip ozellikle bu isi yapmalarini soyledigini de gorecektiniz.

    Bu dediklerinizin farkindayim. Farkindayim, ama galiba siz temel bir iki seyi gozardi ediyorsunuz.

    Bahsettiginiz uygulama ozellikle Almanya gibi, cift vatandasliga izin vermeyen ulkeler icin sozkonusu idi.

    O da kisaca soyle idi: Alman vatandasligina gecmek icin Turk vatandasligindan cikin, ardindan biz sizi tekrar Turk vatandasligina kabul ederiz..

    Bununla, Mehmet Simsek’in ne alakasi var? Meryll Lynch’in Ingiltere burosunda calismanin Ingiliz vatandasligini dayattigini mi soyluyorsunuz? Bu eger dogru ise, bundan haberi olmayan arkadaslarim var –derhal haberdar etmeliyim. Mi?

    Sevimli bir manzara degil, ama birey olarak buna karsi cikmanin yuku de cok buyuk olabiliyor ve manasiz gorulebiliyor.

    Bildigim kadariyla, Oval Ofiste bir intern’in ovalinde puro denemeleri yapmaga karsi da bir yasak yoktu. Fakat, bu yasagin olmadigini bilmeyen onca cahil insan, isi gucu birakip nice yaygara cikarmislardi.

    Iki kisinin arasindaki bu algulum-vergulume karisMAmak gerektigini bilmiyordu o cahiller.

    Cok sukur ki, bizi bu tur seyler ilgilendirmez.

    Biz sadece basortusunun ortmediklerine bakariz.

  6. Bulent Murtezaoglu 08 Eki 2007 - 14:50:57

    Fethi bey,

    Türkiye’de bu mümkün ama şu an için tahminidir ve bunu önlemenin yolu bugün başörtüsünü yasaklamak değil bu konularda kişi özgürlüğünü kısıtlamayacak negatif nitelikli, özgürlüğü tanımlamayan sağlam yasalar oluşturmaktır.

    Bugunlerde aklimda bu, buraya da yazayim. Devlet gucunu kullanimini yazili kanunlarin icine cekmek ve kanuni haklarini kullananlari korumak konusunda muazzam problamlerimiz var. Hal bu olunca kanunun olmasi pek bir mana ifade etmiyor. Bu problemi gordugumuzden bile emin degilim. Okumuslarin senelerdir bitmeyen anayasa takintisi bu gormeme halinin bir delili bence. Eger hakikaten kanunlarla idare edilen bir devlet istiyorsak, bu zaafi farketmemiz lazim. Degilse, (ki besbelli ki bu kavram yabanci bize) o zaman da durust olmaliyiz.

    “Başörtüsü serbest olursa çarşaf ve sarık da okula girer” tahmini de mümkündür. Bu da kimseyi ilgilendiren bir konu değildir. “Her tür kıyafet serbesttir” sözü sarık, çarşaf, kaftanı da içine alır. Bikini ve mayoyu da.

    Bikini konusundan emin degilim. Boyle sutyene banzeyen bluzlar var, onlari giyen cikacaktir. Neyse konu o degil. hal bu olunca hocalarin davranisini nasil kontrol edecegiz, siddete varan tasallut oldugunda kanunlari isletebiliyor muyuz filan o onemli. Bakin Deniz bey burada, benim anladigim yakin zamanda hirpalanmis biraz yine inanc/dusunce/ifadeye dayanan bir sebepten, yapanlara ne olmus?

    Başörtüsü, türban, sarık vs. siyasi simge olarak dahi takılabilmelidir. Siyasi simge ile okula gelinemeyeceğini kim tayin ediyor? Bilakis bir insanın siyasi tarafını belli etmesi onun medeni, cesur ve aydın bir insan olduğunu, iki yüzlü olmadığını gösterir.

    Bu dogru da, hocalar ve diger ogrencilerden koruyamazsak bu insanlari o ceserat magduriyet uretir. Bunun yolunu biliyor musunuz?

    Başörtüsü yahut diğer kıyafetler sadece üniversite değil diğer orta dereceli okullarda da serbest tutulmalıdır.

    Bunun mahzuru farkli. Uniforma zengin/fakir farkinin gorunur alametlerini azaltan bir sey.

    Burada dinle ilgili birşeyde ziyade, başı açık olan namussuzdur, açık giyinen erkeklerle düşüp kalkan bir sürtüktür anlayışı da mevcut. Dindar insanları bu konuda ve mümkün olan en sert şekilde uyarmaklazım ve ben bunu yapıyorum.

    Bunun dogru oldugu durumlar var? Yani eger evlilik oncesi/disi iliskiyi mesru gormuyorsa bir takim insanlar, bunu elbette soyleyecekler. Bunu ‘acik’ olmaya baglamak belki dogru degil, ama tepki gosterilen hale tepki gostermek icin inanca veya toplumla ilgili kabullere dayanan sebepler olabilir. Bir turlu dusunen obur turlu davrananla ayni toplumun icinde hatta guclerin (hoca/ogrenci durumunda) dengesiz oldugu hallerde karsi karsiya gelince ne oluyor diye bakmak lazim. Siddetle karsi cikilmalidir diye dusunen insanlar ya o otorite pozisyonlarina sokulmayacaklar, yahut o fikirlerinden vazife basinda vaz gececekler. Ilkini yaparsaniz devlette isdihdam etmek icin belli insanclara sahip olmayan insanlari seciyor oluyrosunuz tabii. Bu problemin devlet bu islerde oldugu surece ‘temiz’ hal yolu yok bence kanunlari uygulayabildigimiz durumda dahi. Varmis gibi yapmamak lazim. Yoksa yoktur, yok diyelim.

    İlle uğraşılacaksa önce doğudaki töre terörüne el atılsın. “Mahalle bakkalı ramazanda şarap satmıyor” lafı bir mahalle baskısı göstergesi değildir.

    Bu alakasiz ama son iki sene icinde memleketteki degisimi gordugum bir hadiseyi ozetleyeyim. Benim Alevi bir bakkal ahbabim var, icki satmak hususunda tehdit aldigini ve rahatsiz edildigini soyluyordu iki uc sene evvel. Evvelki halini ‘yahu bu memleket boyle, iste korkuyoruz ama satiyoruz ne yapalim, bizim hayatimizin parcasi korku zaten’ mealinde laflarla ifade ederken, simdi cok daha sert konusuyor (cesitli sifatlar kullanarak). Duragan bir gerginlik/tatsizlik varken biraz daha agresiflesmeye temayul ortaya cikmis gibime geliyor benim. Bu belki memlekete nispi bir ozgurluk havasi esmesinden olabilir, ama belki kutuplasmanin sekil degistirmeye basladiginin alameti de olabilir. (Belki de hicbiri, sadece bir kisi bir olay bu cunku).

  7. Bulent Murtezaoglu 08 Eki 2007 - 15:12:21

    Muzmin bey,

    Hmm.. Evet, hakli olabilirsiniz. Milletvekilligi secimlerinden hemen once cift vatandaslik edinmek gibi zorunluluklarin oldugunu dikkate almamisim bir an icin.

    Gidip detayina bakmadim tabii, vurun yuzume.

    Bu dediklerinizin farkindayim. Farkindayim, ama galiba siz temel bir iki seyi gozardi ediyorsunuz.

    Bahsettiginiz uygulama ozellikle Almanya gibi, cift vatandasliga izin vermeyen ulkeler icin sozkonusu idi.

    Hayir. Bize soylenen nerede olursaniz olun oranin vatandasi olmaya ugrasin seklindeydi. Devletin disarida yasayan vatandasa telkini yasadigi yerin vatandasi olmasi, oranin vatandasi olmasinin Turklugune zarar vermeyecegi, aksine (ki burada ahlaki bir problem var) oldugu yerin vatandasi olarak Turkiye’ye cok daha faydali olacagi, hizmet etmek icin cok daha fazla imkani olacagi yonunde. Alman formalitesi icin degil bu benim anladigim. Ustelik bunlari sivil dolasan emekli albaylar filan diyorlar, yani umumi ‘devlet’ gorusu bu. Mesaj su: orali olun, oy kullanabilin, oranin polikacisinin secmeni olun, orali olarak lobi yapin vs. Simdi bu bakanin durumu farkli gozukuyor, ama bizim devlet disarida yasayana bunu diyor. Yani bu hallere direnc tamamen sahsi sebeplerle olur olursa, yoksa olunan yer (vatandaslik verdigine gore) bir problem cikartmiyor, bizim devlet problemi birakin musade hatta tesvik ediyor (ama o izin tarafi var, ona basvurulmasini istiyor tabii) vs.

    Cok sukur ki, bizi bu tur seyler ilgilendirmez.

    Biz sadece basortusunun ortmediklerine bakariz.

    Ben bunu sordum bir yerde, dini hassasiyeti kuvvetli insanlara da itici geliyor bu bir memlekete sadakat yemini ettikten sonra gelip burada milletvekili yemini etmek (ABD baglaminda sordum, Ingiltere’de yemin var mi bilmiyorum). Simdi, tabii ima ettiginiz kisiyi anladim ama o yaygaradaki dindarlik boyutu takim tutma siz/biz cinsi dindarlik, edilen yemini ciddiye almayi gerektiren cinsten dindarlik degil.

  8. FST 08 Eki 2007 - 15:28:53

    Fakat, bu emir meragi da yeni mi depresti?

    Her liberalin icinde bir nazi vardir dedikleri dogru mudur, mein fuhrer?

    Söylemesi ayıp yeni müdürlüğe terfi ettim, ondan olabilir. Koltuk adamı değiştiriyormuş, derlerdi de inanmazdım.

    Her liberalin içinde… sözü hangi ünlü düşünüre ait, çıkaramadım şimdi. Muzmin Anonimes olabilir mi?

    Plyatif cozumlerin faniligini dikkate getirmek radiklallik ise, siz bir de benim ‘tutalim su mali yandaslarimiza satarmis gib yaparak peskes cekelim’ ozellestirmeleri hakkinda dusuncelerimi bilseniz acaba ne dersiniz..

    Özelleştirme konusundaki görüşleriniz malumum, yarın öbürgün devlet blogculara yasak getirirken, “yahu Müzmin Anonim ilginç öneriler getiriyor, bunların önce ellerini, sesle kayıt imkanına binaen dillerini keselim, kökten çözmüş oluruz” şeklinde karar alırsa telif de istersiniz artık.

    Jinglelara degil de ciroya bakinca farkli dusunebiliyor

    Kimimiz sanata, kimimiz paraya önem verir, homoekonomikus.

    Bundan boyle, ’sevdigin yaninda yoksa, yanindakini sev’ prensibi gecerli; ihanet mulgadir demek istediginiz not ediyorum

    Adam İngiliz vatandaşı olmuş, Türkiye böyle bir şeye izin veriyorsa mahzuru yok. Bu işlerde duygusal olmak için bir sebep göremiyorum. Bakan olarak işini iyi yapamayacağını, İngilizlere çalışacağını düşünüyorsanız bilemem.

    Dolayisi ile, etik-metik, ahlak-mahlak gibi seylerin onemsiz hatta luzumsuz oldugunda hemfikir oldugunuzu; tek farkinizin, birinizin yasaklanmamis herseyin mubah, digerinizin ise devletce zorlanmayan herseyin mubah oldugunu dusundugunuzu anliyorum.

    Yanilmadigima dair icimde kuvvetli hisler olmakla birlikte, yine de –seklen– sorayim: Yaniliyor muyum?

    Bunların önemsiz olduğunu düşünmüyorum, hangi kriterlere göre hareket ettiğimize bağlı biraz. Ahlakı uyulması gereken davranış kuralları bütünü olarak düşünebiliriz ama burada kuralların nasıl ve kim tarafından konulduğu problemli olur. Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak da bir tür ahlaklı duruş olabilir.

    Çok kadınla, ya da bazı toplumlarda çok erkekle evlilik eğer taraflar bu işe zorlanmıyorsa, gönüllülük esası varsa neden problem olsun veya ahlaksızlık olsun?

    Eğer işe din noktasından bakıyorsak, ahlakı din açısından tanımlıyorsak bana göre yine problem yok, zira ben dindar sayılabilecek bir adamım ve dinle ilgili genel ilkelerin aynı zamanda ahlaki davranışları desteklediğine inanırım.

    Bana göre ahlaksız olan şey kendinden menkul bir kerametle insanları bir şeye zorlamaktır.

    Tabii, bir de, sizin ozel hayatiniza girmeksizin su soruyu da sormak isteyebilirdim: Yukaridaki cumleyi sizin yazdiginizdan yenge hanimin haberi var mi?

    :) Şimdilik yok, olsa da beni tanıdığından umursayacağını zannetmem.

    Yaw, ben bu liberalligi –benim arzularim istikametinde fetva verdigi muddetce– sevecegim gibi gorunuyor.

    Yavaş yavaş olur bu işler, ben de zamanında herşeye itiraz ediyordum :)

    Iyi de, bunun klasik Molla/Kadi/Seyh/Seyhulislam taifesi ile zenginler/iktidardakiler iliskisinden ne farki var ki?

    Bence bu dediğinizle bir ilişkisi yok, ben sizin istediğiniz fetvayı vermiyorum ki, olması gerekeni söylüyorum. Beğenmezseniz başka mezhebe geçin ama bakın burada avantajlar daha çok. Çifte vatandaşlık imkanına da kötü gözle bakmam.

    FST

  9. TSD 08 Eki 2007 - 15:56:46

    10 numara yazı olmuş Fethi bey, konu hakkında bir manifesto gibi.

    Elinize sağlık..

  10. FST 08 Eki 2007 - 16:18:57

    Bülent Bey,

    Yorumunuzu yittiği yerden çıkarıp getirdim, gözden kaçmış kusura bakmayın.

    Öncelikle kanunlar konusunda Türkiye özeli açısından haklısınız. Mesela başörtüsü konusunda zaten bir kanun olmamasına rağmen yasak devam ediyor. Ben de Anayasada bu tür temel özgürlüklerle ilgili “başörtüsü serbesttir” türü lafları doğru bulmuyorum. İnanç özgürlüğü zaten serbsttir, mevcut anayasada da böyledir. Benim bu noktada yazdığımı biraz “olması gereken” olarak kabul edin. Yoksa hakimler, savcılar, vatandaşlar evrimleşmedikçe kolay değil.

    hal bu olunca hocalarin davranisini nasil kontrol edecegiz, siddete varan tasallut oldugunda kanunlari isletebiliyor muyuz filan o onemli.

    Bunu daha öncede dile getirdiğinizi hatırlıyorum, 10 Emir içine eklenmesi gereken bir konu. Belki yazıyı revize ederek yeniden koyduğumda ilave ederim. Bu şahısların sözde değil özde cezalandırılması şarttır. Yani bir hoca öğrencinin notunu kırıyorsa veya başka öğrencileri üzerine saldırtıyorsa bunun yasal ve polisiye yoldan önlenmesi dışında birşey yapılamaz. Kaldı ki, hocalar bunları bugün de yapıyor ve şikayet edildiklerinde büyük ölçüde ceza alıyorlar. Yeter ki “it iti ısırmaz” mantığının zannedildiği kadar doğru olmadığı konusunda örnekleri çoğaltabilelim.

    Uniforma zengin/fakir farkinin gorunur alametlerini azaltan bir sey

    Aslında bugün bu o kadar doğru değil. (Sizin zamanınızda desem mahzuru var mı?) belki öyleymiştir ama şimdi çocuklar zengin, fakir benzer şeyler giyiyor, bu tür kıyafetler de semt pazarından dahi çok ucuza alınabiliyor.

    Yine de dediğinizin doğruluğunu kabul etsek dahi, liseye giden bir kız öğrenci başını örtmek istiyorsa buna izin verilmesi gerekir.

    Siddetle karsi cikilmalidir diye dusunen insanlar ya o otorite pozisyonlarina sokulmayacaklar, yahut o fikirlerinden vazife basinda vaz gececekler. Ilkini yaparsaniz devlette isdihdam etmek icin belli insanclara sahip olmayan insanlari seciyor oluyrosunuz tabii. Bu problemin devlet bu islerde oldugu surece ‘temiz’ hal yolu yok bence kanunlari uygulayabildigimiz durumda dahi.

    Aslında ben bir diğer maddede insanların belli konularda hassasiyet beyan etmesinin de normal olduğunu söyledim. Tabii buna karşı çıkan adam bir de zorla yaptırmaya kalkarsa ne olur? Şimdi olan zaten o, başörtüsünü muhayyel bir öcüye dönüştürenler devlet içinde terör estiriyorlar. Ancak bu kesimin mesela askerden güç aldığını kabul etmemiz lazım. Aynı durum yarın değişemez mi? O halde toplumun bu konularda tansiyonunun düşmesi yolunda çalışmaların çoğaltılmasına ihtiyaç var. Fizikçi, Manyakadam, ulusalcı güçler, milliyetçiler vs. sakinleştirilmeli. Belki de bu amaçla bir AB projesi yürütülebilir. Ciddiyim.

    Duragan bir gerginlik/tatsizlik varken biraz daha agresiflesmeye temayul ortaya cikmis gibime geliyor benim. Bu belki memlekete nispi bir ozgurluk havasi esmesinden olabilir, ama belki kutuplasmanin sekil degistirmeye basladiginin alameti de olabilir.

    Bahsettiğiniz türden bakkal, manav, komşu vs. baskısını ben yok saymasam da çok da önemsemiyorum. Türkiye’de bu yönde epey iyiye gidiş var. Geçenlerde Konya’lı bir ahbabıma “nasıl, ramazanda açık lokanta taşlıyor musunuz” dedim şaka yollu, böyle birşey olmadığını söyledi. Daha küçük şehirlerde de tahammül artıyor, insanlar gönüllü din ve ahlak zabıtalığından yavaş yavaş vazgeçiyorlar. Tamamen biter mi bilmem ama azaldığından eminim. Gerginlikler dönemliktir.

  11. Fethi bey,

    Söylemesi ayıp yeni müdürlüğe terfi ettim, ondan olabilir. Koltuk adamı değiştiriyormuş, derlerdi de inanmazdım.

    Efem, neden ayip olsun ki.. Cehdeden herkesin basina gelebilir bu. Allah beterinden saklasin da diyemeyecegim :P

    Tebrik ederim –ama, lutfen, burlarda saga sola keyfi talimatlar vermege basladiginizda Bakan beyi ziyaret etmek zorunda kalirsam beni kinamayiniz ;)

    Her liberalin içinde… sözü hangi ünlü düşünüre ait, çıkaramadım şimdi. Muzmin Anonim olabilir mi?

    Yok. Bana ait degil. Fakat, o kadar yaygin bilinen birsey ki, hangi meshur filozof oldugunu da cikaramayacagim simdi.. galat-i meshur diyebilir miyiz? :P

    Özelleştirme konusundaki görüşleriniz malumum, yarın öbürgün devlet blogculara yasak getirirken, “yahu Müzmin Anonim ilginç öneriler getiriyor, bunların önce ellerini, sesle kayıt imkanına binaen dillerini keselim, kökten çözmüş oluruz” şeklinde karar alırsa telif de istersiniz artık.

    Yok. Ben oyle tedbirleri kulliyyen gereksiz buluyorum. Onun yerine, bunlarin Soros baglarini keseleim diyebilirim :P

    Kimimiz sanata, kimimiz paraya önem verir, homoekonomikus.

    Sanatcilar para almasalardi sizinle hemfikir olurdum..

    Adam İngiliz vatandaşı olmuş, Türkiye böyle bir şeye izin veriyorsa mahzuru yok.

    Izin veren Turkiye degil. Hukumet. Icisleri Bakanligi apansiz ozel izin cikartmis. Hem de Milletvekilligi secimlerinden hemen once.

    Burada bir seyler biraz fazla rahatsiz edici kokmuyor mu sizce de? Yoksa, bu tur kokular artik rayihadan mi sayilir oldu?

    Bu işlerde duygusal olmak için bir sebep göremiyorum.

    Anliyorum. Hersey mubah. Hele de sevdiklerimizden olursa.. Oyle mi?

    Bakan olarak işini iyi yapamayacağını, İngilizlere çalışacağını düşünüyorsanız bilemem.

    Hayir. Tabii ki, acikca oyle bir iddiada bulunmak yanlis olur. Fakat, secilmeden hemen once Ingiliz tabiyetine gecmesini hayli manidar bulmadigimi da soylemiyorum.

    Bunların önemsiz olduğunu düşünmüyorum, hangi kriterlere göre hareket ettiğimize bağlı biraz.

    Tabii ki oyledir. Oyledir de, sizin soze girisiniz bana nedense, Sener Sen’in bir filminde ‘Yaptim. Evet, yaptim. Ama, sor bana; nicin yaptim?’ diyerek nisanlisi ile kendisini yatakta yakalayan adama cektigi ketenpereyi aklima getiriyor… O da his bir farse idi.

    Ben size ortada ne gibi kriterler olabilir –kriterler uzayinin boyutlarina neler sigabilir– filan gibi bir sey sormuyorum.

    Dolayisi ile, akademik/teorik bir sey uzerinde konusmadigimizi, ortadaki duruma hangi ahlaki kriteri tatbik edeceginizi merak ederek soruyorum.

    Anladigim kadariyla, tatbik edilecek bir kriter pek yok. Ya da, durum geregi, muglak olmak zorunda..

    Oyle midir?

    Ahlakı uyulması gereken davranış kuralları bütünü olarak düşünebiliriz ama burada kuralların nasıl ve kim tarafından konulduğu problemli olur. Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak da bir tür ahlaklı duruş olabilir.

    Ne demisti Sevki Pasa, o meshur derkenarinda?

    “Baytar Efendi! Istilah-i fenniyen basinda paralansin; katir niye oldu, onu yaz!”

    degil mi?

    Ben de, affiniza magruren, onu soruyorum: Burada tatbik edilecek bir ahlak kurali yok mudur?

    Bunu, simdi, istilah-i fenniyeler yoluyla kesif/icad etmekle mi ugrasacagiz?

    Muz Cumhuriyeti miyiz?

    Eğer işe din noktasından bakıyorsak, ahlakı din açısından tanımlıyorsak bana göre yine problem yok, zira ben dindar sayılabilecek bir adamım ve dinle ilgili genel ilkelerin aynı zamanda ahlaki davranışları desteklediğine inanırım.

    Ne noktasindan baktiginiza ben karar veremem. Ne noktasindan bakacaksaniz, bir an once kesinlestirseniz de, konu uzerinde ele gelir bir seyler duysam diye merakla bekliyorum ben sadece..

    Bana göre ahlaksız olan şey kendinden menkul bir kerametle insanları bir şeye zorlamaktır.

    Kabul. Kabul, de..

    Bir de Nasreddin Hoca’nin su darb-i meseli aklima geliyor:

    Malum, Hoca’ya sormuslar: Helada birseyler yemek caizm midir?
    El cevap: Dinen mahsuru yoktur; ama, disari ciktiginizda agzinizin oynadigini gorenler baska seyler dusunebilirler..

    Ben de, MV olmadan hemen once, aniden, tutup Ingiliz vatandasligina gecmek ihtiyacini nicin duydugunu merak ediyorum?

    Ozellikle de, vitrin filan lakirdilari ile de olsa, Bakan olacagi kesin olan birisinin bunu niye yaptigini merak ediyorum. Daha da otesi, kendi partisinin Hukumeti buna nasil bu kadar cabuk olur vermistir; ve niye?

    Ingiliz Buyukelciligi Basbakanliga gercekten o kadar yakin midir?

    Aniden siginma ihtiyaci duyacagini mi bekliyor?..

    Nedir?

    :) Şimdilik yok, olsa da beni tanıdığından umursayacağını zannetmem.

    Umarim burayi okumuyorlardir.. Yoksa, bir Cardinal et Duc de Richelieu tarafindan cok farkli degerlendirmelere yonlenmesi sozkonusu olabilirdi [”Qu’on me donne six lignes écrites de la main du plus honnête homme, j’y trouverai de quoi le faire pendre.”] :)

    Yavaş yavaş olur bu işler, ben de zamanında herşeye itiraz ediyordum :)

    Ucunda mudurluk oldugunu biliyordunuz degil mi? :) :)

    Bence bu dediğinizle bir ilişkisi yok, ben sizin istediğiniz fetvayı vermiyorum ki, olması gerekeni söylüyorum.

    Bu herzaman kabul gorebilen bir durustur. Olmasi gerekenin ne oldugunu baskalari belirledigi muddetce de ciddi bir sorumluluk ustlenmek anlamina gelmez tabii ki..

    Beğenmezseniz başka mezhebe geçin ama bakın burada avantajlar daha çok.

    Mezhep konusunda degil de mesrep konusunda ihtilaflarimiz var sanki..

    Çifte vatandaşlık imkanına da kötü gözle bakmam.

    Merak ettim simdi: Mesela, Bayindirlik Bakaninin yepyeni bir otoyol agi yapilacak yerden binlerce donum toprak kapatmasina da normal gozle mi bakiyorsunuz?

    Bu da bir imkanin kullanilmasi da onun icin sordum.

  12. Bulent bey,

    Hayir. Bize soylenen nerede olursaniz olun oranin vatandasi olmaya ugrasin seklindeydi. Devletin disarida yasayan vatandasa telkini yasadigi yerin vatandasi olmasi, oranin vatandasi olmasinin Turklugune zarar vermeyecegi, aksine (ki burada ahlaki bir problem var) oldugu yerin vatandasi olarak Turkiye’ye cok daha faydali olacagi, hizmet etmek icin cok daha fazla imkani olacagi yonunde. Alman formalitesi icin degil bu benim anladigim. Ustelik bunlari sivil dolasan emekli albaylar filan diyorlar, yani umumi ‘devlet’ gorusu bu. Mesaj su: orali olun, oy kullanabilin, oranin polikacisinin secmeni olun, orali olarak lobi yapin vs. Simdi bu bakanin durumu farkli gozukuyor, ama bizim devlet disarida yasayana bunu diyor. Yani bu hallere direnc tamamen sahsi sebeplerle olur olursa, yoksa olunan yer (vatandaslik verdigine gore) bir problem cikartmiyor, bizim devlet problemi birakin musade hatta tesvik ediyor (ama o izin tarafi var, ona basvurulmasini istiyor tabii) vs.

    Okudum..

    Bu uygulama Alaman (sic) genclerimiz icin baslatildi. Sizlere de uzanmis olabilir.

    Fakat, anafikir belli zaten: Baska yerlerde de bizim lobimiz olsun istiyoruz.

    Bunun ahlakiligini tartisacak degilim –sayilara bakacak olursam, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar bu konuda hayli yaygin bitr oncul teskil ediyor ve kimse de onlarin ahlakiligini sorgulamiyorsa, benim de sorunum yok sayilir.

    Benim anlamadigim: Devletin o uygulamadaki anafikri ile, Mehmet Simsek’in yaptigi arasinda nasil bir benzerlik kurdugunuz?

    Yoksa, sizce, Mehmet Simsek Ingiliz Parlamentosuna mi secildi?

  13. Bulent Murtezaoglu 08 Eki 2007 - 17:05:56

    Muzmin bey,

    Benim anlamadigim: Devletin o uygulamadaki anafikri ile, Mehmet Simsek’in yaptigi arasinda nasil bir benzerlik kurdugunuz?

    Kurmadim, bir tarafimdan konusuyorum detaya bakmadan, kusura bakmayin. Oralarda zaten yasar/calisirken bir sekilde oranin vatandasi olmus, enine boyuna dusunmemis formalite olarak (belki baska avantajlari oldugu icin) yapmis gibi geldi, sonra bu bakanlik piyangosu cikmis iste. Haniminin durumu farkli gozukuyor. Benim demek istedigim, bu vatandaslik islerini yapan insanlarin alisilmis, tasvip edilen seyleri yapmakta olduklari, yani bunlari ‘aidiyet’ ’sadakat’ dusunmeden yapmak normal kabul ediliyor eger hayat insanlari o noktaya getirdiyse.
    Bunu dusunmedi zamaninda diye kizamam adama.

    Yoksa, sizce, Mehmet Simsek Ingiliz Parlamentosuna mi secildi?

    Anladim dediginizi ama 2006′da oranin vatandasi olmus deniyor galiba. Simdi ‘ben cikiyorum Ingiliz deglim artik’ mi demeliydi?

    Beni o konuda asil tedirgin eden, (pek de saygi duymadigim) global finansin icinden gelen birinin bakanlik yapmasi. Tamam o adamlarla ne konusulmasi lazimdir filan bilir de, ayni zamanda bakis acisi o taraftan olur, isin devlet tarafinda oturmasinin manasini ve sorumlulugunu akilla anlasa da yerlesik dusunce tarzi olarak anlamayabilir diye endise ederim. Bakan danismani filan olsa hic problemim olmaz. Bu disarida calisan veya bir mevki sahibi olan insanlara devlet/memleket tecrubeleri ne olursa olsun ek bir ‘en iyisini bu bilir/yapar’ muamelesi yapiliyor gibime geliyor.

  14. FST 08 Eki 2007 - 17:15:21

    Müzmin Bey,

    Ne noktasindan baktiginiza ben karar veremem. Ne noktasindan bakacaksaniz, bir an once kesinlestirseniz de, konu uzerinde ele gelir bir seyler duysam diye merakla bekliyorum ben sadece..

    Ahlak-mahlak, etik-metik için ben herhangi bir kriter getiremiyorum. Duruşum içinde yaşadığım toplumun genel kabullerine temkinli bir saygıdan ibarettir. Din ve hukuk bunun elbette iki önemli unsurudur. Bence önemli olan yaptırım içeren kuraların varlığıdır. Bu kurallar insanların birbirlerinin can, mal ve namusuna, günlük hayattaki tercih özgürlüklerine müahele etmesini engelleyici nitelikte olursa iyi olur. Bu kurallar zamanla oluşur, insanların birbirine güven duymasına, daha huzurlu yaşamasına imkan verir.

    Günlük hayatın bir kısım kuralları oluşurken din etkili olur. Genelde kadim zamanlardan beri süregelen evlilik, kılık kıyafet, bazı yeme içme adetleri, ticaret vs. dinden çokça etkilenir. Bu kurallar genelde günlük hayatı kolaylaştırma yönünde şekillenir. Tersi yöndeki kurallar zamanla mutlaka aşındırılarak olması gerektiği gibi kolaylaştırıcı bir mecraya girer. İnsanlar arasındaki çatışmaların çözümleri biriktikçe ahlak, kurallar, gelenekler, yasalar da ortaya çıkar.

    Şahsen beni soruyorsanız, ilk cümlede söyledim, Türkiye’de cari kanunlar ve İslam dininin emir ve yasakları benim için büyük ölçüde makbuldür. Gerek kanunlarda, gerekse dinin yorumlanmasında işleri yokuşa süren yerler varsa bunları incelemek, yerine göre reddetmek ya da revize etmek teklifleri ahlak dışı değildir.

    Bir kadın açısından çok erkekle evlilik bizim kültürümüzde rastlanan birşey değil ama başka bir toplumda bu normal görülüyorsa bunu ahlak dışı kabul edemem. Çok kadınla evlilik ise bu toplumda yaygın, sadece İslama mahsus birşey de değil. Bunlar konusunda dinin yasalara göre daha güçlü bir kural bütünü olduğunu kabul ediyorum. Mesela çok eşliliği kanunlar yasaklasa dahi, din buna imkan veriyorsa insanlar bu yolu tutabilir. Benim tek kriterim, din ne derse desin, bu işte zorlama, korkutma vs. olmamasıdır. İki hanım bir erkekle evliliği gönüllü kabul ediyorsa bundan bize ne? Neden gayri ahlaki olsun? Daha ileri gideyim, iki erkek birarada yaşıyorsa, bana zarar vermedikleri sürece ne diyebilirim? Mahalleliyi toplayıp adamları kazığa bağlayarak yakayım mı?

    Miras ve evlilik konularında da insanlar çok zaman dinin dediğini kanunun önüne çıkarırlar. Ben ise dini kurallarının, ceza yasaları vs. dönemlere ve toplumların değişmesine göre değişeceğine inanırım. Aksi halde din absürd ve donuk bir hal alır.

    Konuya dönersek, adı geçen bakanın yaptığı işte bir üçkağıt varsa, adamın gizli bir gündemi, planı bulunuyorsa, üstelik bu işler için Türk devletinin vergiden oluşan kaynaklarından istifade ediyorsa yaptığı tasvip edilemez. Yoksa adam İngiliz vatandaşı ya da Myanmar vatandaşı olmuş bana ne? Hatta başka birşey söyleyeyim, aklı başında bir ecnebi gelip Türk vatandaşı da olmadan bizde bakanlık yapsa ne olacak? Hiç, hatta şimdikilere göre daha bile iyi olabilir.

    Bu konularda ise duruşum böyle, bunun din, iman, ahlak vs. ile bir ilgisi yok.

    Ben de bir Nasreddin Hoca fıkrası ile kapatayım:

    Şener Şen-Hocam adamın biri iki evliymiş

    Hoca-Bana ne…

    Şener Şen- Ama hocam o adamın sen olduğun söyleniyor

    Hoca- O zaman sana ne be adam!

    FST

  15. Fethi bey,

    OK. Sizi, izhar etmekten bilerek imtina ettiginiz herhangi bir seyi soylemeniz yolunda zorlayamam.

    Benim liberalligim buraya kadardir.

    Buradan oteye soyleyeceklerimin liberalligimle filan alakasi olmayabilir, sasirmamanizi bekliyorum:

    Basimiza, Bulent beyin de degindigi uzere, global finans cevrelerinden birileri geliyor –pardon, asikar sekilde ‘getiriliyor’.

    Bu zat-i allame-i cihanin zerre kadar Turkiye devlet/kamu tecrubesi yok.

    Tek ozelligi, bilmemne universitesinde master filan yaptiktan sonra, akcasi bol sirketlerde katiplik yapmis olmasi, ardindan da o sirketin bilmemne masasina tayin edilmis olmasi…

    Coban oglu olmasi degil sorun; ama buralari hic bilmemesi bir felaket habercisi, bence.

    Belki bu bir sey ifade eder diye not edeyim: ‘Bak Mehmet’ demek ihtiyacini duyanin Abdullah Gul oldugunu unutmamak lazim..

    Hakkinda cok az sey bildigi bir ulkede siyasi/idari bir makama gelmis olmasi bir yana.. yani, bunun uzerine tuy dikercesine; Hukumetine girdigi ulkeye sadakatini temsilen dahi olsa, baska bir ulkenin vatandasligini terkedemeyen birisinin bu denli hosgoruyle kabul gormesi konusunda soylenecek cok sey var, var da, fayda etmeyecegi asikar..

    Yakinda, buralara da, Afganistan’a yaptiklari sekilde Hamit Karzai ya da Hikmet Cetin gibi disaridan devsirme birilerini bir eyalet valisi olarak atayacak olurlarsa herhangi bir tepkinizin olmayacagini sevincle musahade ediyorum. Vatana millete hayirli olsun demekten baska elden ne gelir..

    Ha. Bu arada, kisisel kanaatim odur ki, presip va’zi gereken noktada agzinin her iki tarafiyla konusmak idari makam isgal edenler icin cok ciddi bir risktir –kukla olmak riskinden daha baska risklerden bahsediyorum tabii ki.

  16. Benim son paragrafim, sizin su cumlenize atifla yazilmisti: “Bu konularda ise duruşum böyle, bunun din, iman, ahlak vs. ile bir ilgisi yok.”

    ‘Sana ne be adam’ anekdotu da, kendi ulkesinin bir Bakani icin fikir serdeden birisi icin, bence, biraz fazla havada kalmis gibi..

  17. Bulent Murtezaoglu 08 Eki 2007 - 19:25:07

    Muzmin bey,

    Yakinda, buralara da, Afganistan’a yaptiklari sekilde Hamit Karzai ya da Hikmet Cetin gibi disaridan devsirme birilerini bir eyalet valisi olarak atayacak olurlarsa herhangi bir tepkinizin olmayacagini sevincle musahade ediyorum. Vatana millete hayirli olsun demekten baska elden ne gelir.

    Vallahi Muzmin bey bunu kacirmaz demistim ben. Fethi bey, Allah askina bunu nasil davet ettiniz siz? Ben de merak ettim simdi. (Benim tahiminim ‘atanma’ seklinde degil de, kendiliginden tabiyet degistirme seklinde dusunmustur Fethi bey onu. Hani “sish kebap chok guzel, Turk hanimimi seyiyor ben, sunnet iyi birsey, balta korkmaz beni” cinsi Turk vatandasi.).

  18. Bulent Murtezaoglu 08 Eki 2007 - 19:31:33

    Hay Allah, kilif bulup sunnet soytariligi yapacagim hevesiyle yanlis okumusum. Fethi bey “aklı başında bir ecnebi gelip Türk vatandaşı da olmadan bizde bakanlık yapsa ne olacak?” demis, vatandaslik degistirmek yok yani.

  19. Bulent bey,

    Iste, ben de o cumle uzerine Hamit Karzai, Hikmet Cetin orneklerini verdim.

    Tabii ki, benim verdigim isimlerin illa da ‘akli basinda’ sartini saglayacagi yolunda bir iddiam yok –ama, o apayri mesele..

    Ecenebi sayilirlar mi? Karzai icin ne diyebilirim bilmem; ama Hikmet Cetin bir Afganli icin yeterince ecnebi olsa gerek.

  20. FST 08 Eki 2007 - 21:43:26

    Müzmin Bey,

    Basimiza, Bulent beyin de degindigi uzere, global finans cevrelerinden birileri geliyor –pardon, asikar sekilde ‘getiriliyor’.

    Bu yeni birşey değil. 1970′leri geçelim, daha 2001 krizi sonrasında Kemal Derviş’in gelişi de böyle değil midir?

    Hukumetine girdigi ulkeye sadakatini temsilen dahi olsa, baska bir ulkenin vatandasligini terkedemeyen birisinin bu denli hosgoruyle kabul gormesi konusunda soylenecek cok sey var, var da, fayda etmeyecegi asikar..

    Ben öncelikle bu şahsı tanımadığım gibi sizin verdiğiniz linke de üstünkörü baktım. Demek istediğinizi anlıyorum ama insaf edin, yalnızca Türkiye vatandaşı olduğu halde ülkeyi talan eden nice bakan, bürokat, siyasi gelip geçmiş değil mi? Türk vatandaşı olmakta ne gibi bir esrar var ki bunları temize çıkarabiliyor?

    Bu adamın kabahati “global finans” denen şeyde çalışmış olması mı, yoksa İngiliz vatandaşı olması mı? Misal bu şahıs İngiliz vatandaşı olmasa misyonu farklı mı olacaktı? Kaldı ki ortada fol yok yumurta yok, kendisi muhtemelen teknik konularda bir bakan, icraatları ortaya çıkmadan çifte vatandaş, üstelik bu işi şöyle kotarmış diyerek niyet okumaya girişmelerin manası nedir? Bildiğiniz birşey varsa paylaşırsanız sevinirim.

    Yakinda, buralara da, Afganistan’a yaptiklari sekilde Hamit Karzai ya da Hikmet Cetin gibi disaridan devsirme birilerini bir eyalet valisi olarak atayacak olurlarsa herhangi bir tepkinizin olmayacagini sevincle musahade ediyorum.

    Yakında buraların bir Afganistan haline geleceğini düşündüğünüz, hatta buna inandığınız anlaşılıyor. Türkiye’den değil de Ruanda’dan bahsetseniz belki üzerinde düşünülebilir ama şu haliyle hiçbir mantığı yok.

    Hem siz (genel anlamda konuşuyorum) Abdullah Gül, RTE gibileri zaten doğal ABD emrinde vali görmüyor musunuz, başkasına ne gerek var, zaten ülke bu manada satılık adamlarla idare ediliyor.

    Muhal farz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları memleketi batırdıktan sonra bir ecnebi yahut Kemal Derviş türü vali gelip toparlasa ne olur diyorsanız, ben muhtemelen önce adamın pasaport kayıtlarını kontrol eder, icabında kafatasını ölçer bir de kan tahlili yaptırır ona göre amel ederdim.

    FST

  21. vadininbozkurdu 08 Eki 2007 - 23:11:02

    başörtüsü bir özgürlük sorunu mudur ? evet öyledir de

    başörtüsü karşıtlığı bir özgürlük karşıtlığı değildir

    başörtüsü karşıtlığı , bir homoseksüelin , heteroseksüellere duyduğu nefret gibi birşeydir

    sadece başörtüsünden de ibaret olmamasından da anlaşılabilir

    beraberinde ,dine karşıtlık, osmanlı karşıtlığı ,arap harflerine karşıtlık ,……. çorap söküğü gibi gelir

    mesela “ortaasyadan gelmiş türkler için ha arap alfabesi ha latin alfabesi ne farkeder ?” diye bir cümle kursan şüpheli gözler üzerine döner

    üzerine de “nasıl olsa ikisi de yabancı orjinli , alışık olduğumu , 1000 yıllık tecrübeyi tercih ederim” gibi birşey deme cesaretini de gösterirsen anında damgayı yersin

    ben olaya özgürlük açısından da bakmıyorum , ha bakarım da benim için taktik bir açıdır

    ben olaya milli değerlere saldırı olarak bakıyorum ,

    dejenerasyon süreci

    Allahın iskoçu geçit töreninde etekle dolaşır , çünkü milli kiyafeti , burada 2007 yılında adam başörtüsüne uzaydan gelmiş göktaşı muamelesi yapar

    nerdeeee karşı devrim

    birileri “karşı devşirimi” yapmış da tamamlamış bile

    bize karşı devşirilmişler

    dejenere ruhlar………………………

  22. Fethi bey,

    Bu yeni birşey değil. 1970′leri geçelim, daha 2001 krizi sonrasında Kemal Derviş’in gelişi de böyle değil midir?

    Cuppeyi satinalmamislardan siz hep satinalamdiklari sarigin bedelini mi tahsil edersiniz?

    Kemal Dervis’i makbul saydigimi mi dusunuyorsunuz –bu anlama gelecek tek laf etmisilgim var midir?

    Yoksa, siz, ‘baska ornekleri de vardir; dolayisi ile alistim’ mi demek istiyorsunuz?

    Eger oyleyse, yanlisi yanlislari kullanarak mesrulastirmanin ilginc bir yolunu bulmus olmalisiniz. Paten Enstitusune basvurmagi hic dikkate aldiniz mi?

    Ben öncelikle bu şahsı tanımadığım gibi sizin verdiğiniz linke de üstünkörü baktım. Demek istediğinizi anlıyorum ama insaf edin, yalnızca Türkiye vatandaşı olduğu halde ülkeyi talan eden nice bakan, bürokat, siyasi gelip geçmiş değil mi? Türk vatandaşı olmakta ne gibi bir esrar var ki bunları temize çıkarabiliyor?

    Yukarida sorarken o kadar emin degildim; ama simdi daha bir bariz oldu gibi.. tesekkur ederim.

    ‘Birakin yapsinlar, birakin etsinler, koyverin gecsinler’ demek de bu kadar olurdu herhalde..

    Hele de gecmiste amsali varsa..

    Kuzum, askeri darbelere, otel yakmalara, dograyip kuyulara tikmaga filan neden karsi oldugunuzu bana bir daha aciklasaniz cok makbule gececek..

    Oyle ya, gecmiste hic de az sayilmayacak ornekleri var bunlarin da..

    Yoksa, sadece elle gelen mi dugun bayram oluyor?

    Bu adamın kabahati “global finans” denen şeyde çalışmış olması mı, yoksa İngiliz vatandaşı olması mı?

    Coktan secmeli olmak zorunda oldugunu bilmiyordum? Ya da sadece birisini secmemiz gerektigini..

    Buna ek olarak, Ozal’in prensleri belasindan bin beter sekilde, memleketin hicbir seyinden habersiz olmasini da sayamaz miyiz?

    Misal bu şahıs İngiliz vatandaşı olmasa misyonu farklı mı olacaktı?

    Misyonundan bahseden kim? Ben oyle bir sey demedim… oraya gelmedik henuz.

    Kaldı ki ortada fol yok yumurta yok, kendisi muhtemelen teknik konularda bir bakan, icraatları ortaya çıkmadan çifte vatandaş, üstelik bu işi şöyle kotarmış diyerek niyet okumaya girişmelerin manası nedir?

    Cifte vatandasligi kazaen olmus bir sey degil.

    Bunun bir sorun olabilecegini bilhakkin mudrik. Mudrik de, vazgecmek yerine, Icisleri Bakanligina basvurup izin almis..

    AKP de, vitrine koyacagi bu mumtaz sahsiyete bu kadar seyi cok gorecek degil ya, hemen izin vermis…

    Ciller’e, Dervis’e milletin nasil baktigini bile bile bu izini –hem de MV secimi oncesi– vermelerini nasil yorumluyorsunuz?

    Bildiğiniz birşey varsa paylaşırsanız sevinirim.

    Bu kadar zor mudur buralarda bir yerlerde ciddi bir garabetin oldugunu gormek.. Ve, garabetin ne oldugunu dile getirmek de bana mi duser hep..

    Yakında buraların bir Afganistan haline geleceğini düşündüğünüz, hatta buna inandığınız anlaşılıyor.

    Bazi aydinimiza bakinca, Afganistan’dan da beter olmusuz dememek kolay degil.

    Türkiye’den değil de Ruanda’dan bahsetseniz belki üzerinde düşünülebilir ama şu haliyle hiçbir mantığı yok.

    Rwanda’nin nesinden bahsetsek daha mantikli olacak.. Hukumetinizin icinde baska ulkeye sadakat edecegine dair soz vermis, yemin etmis birisi var ve siz bunu son normal karsiliyorsunuz..

    Rwanda’da –buyuk bir ihtimalle– boyle bir seyin oldugundan kimsenin haberi olmazdi. Burada var, ve olu topragi yemiscesine tepkisizlikle muhatabiz..

    Rwanda, bu durumda, bizden daha iyidir bence..

    Hem siz (genel anlamda konuşuyorum) Abdullah Gül, RTE gibileri zaten doğal ABD emrinde vali görmüyor musunuz, başkasına ne gerek var, zaten ülke bu manada satılık adamlarla idare ediliyor.

    Boyle dusunenler her zaman olabilir; apayri bir konudur bence.

    Ben sizin ne dusundugunuzu merak ediyorum asil.. Yani, kabineye boyle birisini almalarini nasil yorumluyorsunuz?

    Yukaridaki iddialari dogrular mahiyette mi bulursunuz; yoksa alakasi yok mudur?

    Ama, ote yandan, bu saydiklarinizin hicbirisi bu denli kor parmagim gozune, bu kadar bariz bir sekilde aidiyetlerinin baska yerlerde oldugunu (ya da paylastiklarini) gozler onune sermis degiller..

    Onu da kabul etmek gerekir.

    Muhal farz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları memleketi batırdıktan sonra bir ecnebi yahut Kemal Derviş türü vali gelip toparlasa ne olur diyorsanız, ben muhtemelen önce adamın pasaport kayıtlarını kontrol eder, icabında kafatasını ölçer bir de kan tahlili yaptırır ona göre amel ederdim.

    AKP’nin o ayak izlerinden pek de sapmamis oldugundan hareketle, Kemal Dervis’in yaptiklarini yere goge kondurmamakta hakli olabilirsiniz.

    Ve, zaten, bilindigi uzere, Kemal Dervis, soyundugunda uzerinde buyuk bir ‘S’ harfi olan bir leotard giyermis, yani Supermen idi… uctu geldi ve herseyi yoluna koydu.. gitti.. ve basimiz goge erdi..

    Dunyada, bizim durumumuzdaki ulkeler arasinda, en yuksek faizleri vermek gibi mucizevi bir formulu elimize tutusturdu ve asr-i saadeti yasiyoruz o gun bugundur..

    Dolayisi ile, sirtinda yesil cuha ile tepemize haricten zembillenen herkes mehdimizdir, kurtaricimizdir; iman dolu gogsumuz aninda ona (gore) amel etmek icin yanip tutusur.

    Ya kafamiz?

    ‘Kafa’ lafi edilemez.. ya yoktur ya da hemen ardindan kafatascilik filan gibi tukeke seyler aklimiza gelir; summe hasa.. yokmus gibi davranmak kolayimiza gelir.

  23. Bulent Murtezaoglu 09 Eki 2007 - 00:37:17

    Muzmin bey,

    Ciller’e, Dervis’e milletin nasil baktigini bile bile bu izini –hem de MV secimi oncesi– vermelerini nasil yorumluyorsunuz?

    2006′da almis izni. Sizin linkten alintiliyorum:

    2005′te Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanlığı’na getirilmesinin ardından eşiyle birlikte İngiliz vatandaşı olma kararı alan Şimşek, İngiltere makamlarına yaptığı başvurunun olumlu karşılanmasının ardından Türk İçişleri Bakanlığı’na müracaat etti.
    İçişleri Bakanlığı da, 26 Temmuz 2006 gün ve 2422 sayılı kararla, “Şimşek’in Türk vatandaşlığının korunarak Birleşik Krallık (İngiltere) vatandaşı olması”na izin verdi. Bakanlar Kurulu’nun 9 Ağustos 2006 tarihli yazısında bu durum “403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 2383 sayılı kanunla değişik 22. maddesi uyarınca İçişleri Bakanlığı’nın 26.7.2006 gün ve 2422 sayılı kararıyla Türk vatandaşlığını korumasına izin verilmiş olup, aynı zamanda Birleşik Krallık vatandaşıdır” şeklinde ifade edildi.

    Bunun rutin bir is olmasi lazim. Hatta yapmayan saatli bombanin uzerinde oturuyor ama genelde birsey olmuyor patlamiyor diye duymustum. Benim baska ulke vatandasligi almis olan arkadaslarim var, ama simdi soracagim onlar ‘yok bu izin isinden haberimiz yoktu’ filan diyecekler ve manasiz yere adamlari yerinden hoplatmis olacagim. (Boyle haller vardir disarida yasayinca, bir sekilde — ki bu genelde hep olan bir is icin konsolosluga filan gidince ve o sefer bir sekilde o is olmayinca, yahut daha fenasi, benzer durumda birisi gidip bir fenalik olabildigini ogrenince olur — ‘basin cok fena belada, devlet pesinde, cok kizmis sana’ seklinde bir ‘mujde’ verilir insana ve is mis yatar uc bes saat belki uc bes gun. Bana cok oldu da oradan biliyorum.)

    Hanimi yeni almis ayni izni, orada bir hizlandirma olmus olabilir tabii.

  24. Bulent bey,

    OK. Ben, hanimi ile ilgili kismini karistirmisim. Ozur dilerim.

    Ama, beni rahatsiz eden tek sey iznin zamanlamasi degil ki.. Cift vatandaslik ile birlikte bakan olmasini kabul edilebilir bulmuyorum.

    Not: Siradan insanlar icin sorun olmayan bir suru sey vardir; malum. Ama, kamu yonetiminde olan kisiler daha farkli bir statudedir ve –dahasi– olmalari da gerekir.

  25. Bendeniz yazıdaki “türban girerse, türbansız çıkar” konusunun yeterince irdelenmediği kanaatindeyim
    Bu mantık kurgusunu anlayamayan Türkiye,
    en kısa zamanda dünyayı zaptedecek
    atom bombasından daha tesirli bir bombaya sahip olduğunun farkında olmaması
    ve bu fırsatı fevtetmesi bana acı veriyor.

    Buradan yetkililere sesleniyorum;

    En büyük memleketleri beş dakikada zaptedecek böyle tesirli bir silah mevcutken neden elleri böğründe oturursunuz

    ?

  26. Bulent Murtezaoglu 09 Eki 2007 - 01:54:31

    Muzmin bey,

    Not: Siradan insanlar icin sorun olmayan bir suru sey vardir; malum. Ama, kamu yonetiminde olan kisiler daha farkli bir statudedir ve –dahasi– olmalari da gerekir.

    Ben buna birsey diyemem. O durumda olan insanlar bunu dusunemeyebilirler, cunku o kopruden incesini dusunerek veya dusunmeyerek gecmislerdir ve sadakat bahlaminda akillarinda degildir. Turkiye’de devlet kademesinde boyle bir hassasiyet olmadigini biliyoruz, Ciller filana laf edilmis olabilir ama engellenmedi ve engel olmadi ona iste (DYP’nin basina da secimle gelmisti). Ayni sekilde RTE’ye ABD ile muzakerelerde tercumanlik/danismanlik yapan milletvekili de ABD vatandasi deniyor, ve birsey olmuyor. Ben bunu Suat beyin orada sordum, cevaplar sizin dusundugunuz (yani makul is degil) yonundeydi.

    Bir de bu vatandasliklardan ‘ciktim’la olmayabiliyor bu isler. ABD oyle ‘ciktim’i kabul etmiyor mesela (zenginler vergi vermemek icin cikmak istiyorlar). Bilmemkac sene de girmemek lazim memlekete filan, detayi vardir bunun bir yerde (IRS sitesinde olmasi lazim).

    Bu cirkin gozukse de hatta o zaman milletvekili yeminine niye guvenelim denilebilse de asil mesele ‘ithal’ insanlara olan zaaf bence. Bu insanlar kiymetsizdir demiyorum, ama boyle hoop bakan ol halleri filan tekin seyler degil. Eger bu bir sorgulanmayan otorite havasi da veriyorsa, insanlari yoldan cikartabilir. Disarida (bati diyelim) insanlarin iyi pismelerinin bir sebebi de iyi yetismis ve zeki insanlarin oldugu ortamlarda dediklerinin/yapiklarinin devamli sorgulanmasi (sadece rekabetten dolayi degil bu, uslup oyle, alt/ust de cok fazla etkilemiyor bazi durumlarda. Iyi ‘ust’ ‘hata yaptirtmayin bana’ da diyor cunku.) Bilemeyiz bu ozelde durum nedir diye tabii.

    Genel vali isine ellemeyecegim pek, toparlayamayacagim cunku ve cok daha yetkin isnanlar var Turkce konusulan yerlerde de. Yalniz sunu soyleyeyim, sinirlari acmak liberal duzende yasamak demek degildir[1] bakin bizim devlet belki cok mudahale etmiyor artik ama simdi de Barnanke gak dedi, Trichet guk dedi bayagi etkili oluyor ustumuzde. Secmedigimiz buyuk guc odaklari tarafindan idare edilen bir duzenin icine ziplamak belki sartlar nedeniyle makuldur, ama liberalizmin geregi diye yapiyorsak sadece bizim kapilardaki/tepemizdeki TC memurlarinin yetkisinin azalmasina ozgurlukculuk demis oluruz. Fethi bey demiyor/demez bunu tabii.

    [1] Allah orada degildir, burada degildir diye giden bir Bektasi fikrasi vardir bilirsiniz. Siz anlatmadan onunu alayim, farkindayim diyeyim dedim.

  27. Bulent bey,

    Bu ilmegi de, konuyla hicbir sekilde alakasi olmayan bir yere tasidigim icin kendimi tebrik ederim :)

    Blog sahibi kisi bir liberal olunca, kimisi hakaretler yaziyor, kimisi de –benim gibi– mevzuyu raydan cikariyor :P

    Neyse.

    Soylediklerinize katiliyorum. Iskeletsizlikle liberalizmi, ozgurlukculugu, musamahaciligi, velhasil enayilikle iyi hasletleri karistirmamak konusunda size katiliyorum –her ne kadar siz tam olarka bunlari soylemediyseniz de :)

  28. Bulent Murtezaoglu 09 Eki 2007 - 08:49:08

    Muzmin bey,

    Fethi bey gunun birinde yine liberalligin baska bir yuzu olan mulku uzerindeki tasarrufunu kullanip, insanlarin isimlerinin yaninda kendi sectigi resimleri cikartabilir (esek kimin yaninda cikacak diye acik arttirma bile yapabilir). O zaman ‘devlet bir care bulsun’ veya ‘bizim fikri mulkiyetimiz’ filan diyenler cikabilir.

    Fethi bey liberal oldugu icin degil de, Fethi bey oldugu ve guvendigimiz icin isin dibini cikartabiliyoruz gonul rahatligiyla. Aslinda isi bitiren kural degil, insan yani.

    Diger taraftan, dedikleriniz onemsiz degil ve en azindan ben daha fazla cevap kiskirtmasini gormek isterim. Herhalde ustunde Allah yazan kedi yazisinin altinda devami da gelir bunun.

  29. FST 09 Eki 2007 - 09:17:50

    Müzmin Bey,

    Kısaca (herhalde konu kapanmış görünüyor) şunu söyleyeyim, kendimi ilgili bakan yahut çifte vatandaş insanlar yerine koyduğumda ille de bunun anormal olması gerektiğini düşünemiyorum. Adamın hayatı ABD yahut İngiltere’de geçmiş, belki oradan bir vatandaşla evlenmiş, çoluk çocuğu olmuş vs. tamamen ferdi sebeplerle çifte vatandaş olmuş olabilir. Günün birinde bu şahıs Türkiye’de kamu görevi üstlendiğinde kendisine yaptığı işlerden dolayı değil de ikinci vatandaşlığından dolayı yüklenilmesi bana pek hakkaniyetli görünmüyor. Hele hele buradan yola çıkıp “Türkiye’nin başına yabancı vali gelse” türü sonuçlara ulaşmak epey dolambaçlı bir yol, adamı yorar. Ki burada iki gündür epey yorulduk, artık üstüne bir çay ısmarlarsınız Bülent beyle bana.

    Üstelik bu durum seçim zamanına yakın oldu diye niyet okumak da mahzurlu. Evet, kuşkulanmak iyi birşeydir ama süreç uzamış o ana rastlamış da olabilir. Ben bir sürü kanundan habersizim, bir eve taşındım, adres beyan edilmesi gerekiyormuş, filan tarihe kadar beyan etmezsem bir sürü ceza ödeyeceğimi söylediler. Bunlar mutlaka kötü niyetle, hinlikle yapılacak şeyler olmayabilir.

    Merve Kavakçı, Tansu Çiller, veya başka partilerden başka insanlar için de aynı şeyi düşünüyorum, bu insanlar muhtemelen yetişmiş kişiler ve belli alanlarda kendilerinden istifade edilmesi mümkün. Sayın bakan “global finans” denen şeyi iyi biliyorsa ne mahzuru var, belki de zannedildiği gibi onların sözcülüğünü yapmaz, onların oyunlarından yetkilileri haberdar eder.

    Sonra aklıma gelen başka birşey var. Cem Uzan (yanlış bilmiyorsam) Ürdün vatandaşı, nedense Batı ülkesinden olmayınca çok önemsenmiyyor gibime geliyor. Misal adı geçen bakan Azeri vatandaşı da olsaydı (yok ama çifte vatandaş imkanı olduğunu kabul edersek) aynı tepkiler verilir miydi, emin değilim. Hatta kısmen alkış alacağını dahi tahmin edebilirim.

    Blog sahibi kisi bir liberal olunca, kimisi hakaretler yaziyor, kimisi de –benim gibi– mevzuyu raydan cikariyor :P

    Liberal olmamla ilgisi yok, tanıdığım çok asabi liberaller var, bazı forum ve bloglarda bolca mevcut, epey asıp keserler. Bir de liberal kelimesini pek kullanmaktan hoşlanmıyorum, bir çok okuyucumuzun hoşuna gitmeyebilir, dışlayıcı olabilir. Ben genel anlamda evrensel ve klasik tanımına göre (Türkiye’de herkesin kafasına göre uydurduğu şeylere göre değil) liberal bir adam sayılabilirim ama bu blogda bunu çok kullanmaktan hoşlanmıyorum.

    Mamafih, aylar evvel söz verdiğim bir yazıyı şu günlerde yazmak için motive olduğumu zannediyorum, belki son olarak kendim için liberal kelimesini kullanacağım bir yazı yazabilirim. Aslında bugün boş olsam olabilirdi ya, blogculuktan para gelmiyor pek.

    Selamlar.

  30. Başı açık yapılması gereken işlere iki örnek geldi aklıma. ilki bankacılık. Özel bir banka isterse çalışanlarına başı açık çalışmayı zorunlu tatabilir. İkincisini söylemiycem.

  31. FST 09 Eki 2007 - 11:08:30

    Denememeler,

    Bankacılık neden başı açık yapılmak zorunda olsun? Özel sektör istediği alanda kısıtlama getirebilir zaten. Devlet bankası neden insanın başını açmayı gerektirsin?

    İkincisi konusunda da çok emin olmayın.

    FST

  32. Simurg 09 Eki 2007 - 11:10:45

    Başörtüsü yahut diğer kıyafetler sadece üniversite değil diğer orta dereceli okullarda da serbest tutulmalıdır. Reşit olmamış çocukların ileride kendi kıyafetlerini seçme hakkı olduğu doğru bir ifade olmakla birlikte ailelerin çocuklarına din dahil hiçbir konuda telkin yapamayacağını söylemek pratik değildir. Bu mantıkla devlet okullarında çok daha ağır bir endoktrinasyona maruz kalan çocuklar için de “okullarda kemalizm anlatılmasın, ileride herkes kendi ideolojisini seçer” demek mümkündür ve aile içindeki dini bazı telkinlere nazaran haklı bir görüştür de.

    Devlet okuldaki kıyafetten de okulun kendisinden de elini çekmelidir, bireyin çocukları üzerinde tasarruf sahibi olduğu konularda, kendi resmi ideolojisini dayatmaktan vazgeçmelidir. Vatandaş kendi inancı doğrultusun da çocuğunu istediği türde eğitim veren okula göderebilmelidir.

    Başörtüsü üniversitelerle birlikte en başta kamu kurumlarında serbest olmalıdır. Tarafsızlık olayıda deli saçmasından başka birşey değil. Makam, mevki ve mevzilerini kaybetmemek için uyrdukları mesnetsiz, mantıksız bir düşünce.

    Kaldı ki ben başörtülü kardeşlerimizin kamu kurumlarında daha özverili, daha istekli ve daha faydalı olacaklarını düşünmekteyim. Ha ben şimdi böyle söyledim diye kamu kurumlarına sadece başörtülüleri alalım anlamıda çıkarılmasın, işi kim daha iyi yapıyorsa, kim daha layıksa o alsın. Yeterki rekabet şartları eşit olsun.

    Ben okullarında başörtülü güler yüzlü öğretmenlerin olduğu, hastanelerinde başörtülü ilgili, nezaket sahibi doktorların, hemşirelerin olduğu, devlet kapısı denen yerlerde başörtülü, işini layıkıyla yapan, sadece işiyle meşgul olan, kendisine işi düşen vadandaşın işini biran önce halletmeye çalışan onu başından savma yollarını düşünmeyen devlet memurlarının olabileceğini düşünüyorum.

    Fethi Bey, Bülent Bey ve Müzmin Bey elinize sağlık, deyim yerindeyse blog açıkoturumu olmuş.

    Fethi bey sitenizi uzun süredir takip etmekteydim, naçizane yeni yeni yorum yazmaya başladım. Varsa şimdiden anlatım bozuklukları ve imla hatalarından dolayı özür diliyorum.

    Saygılarımla

  33. FST 09 Eki 2007 - 11:43:48

    Simurg bey/hanım,

    Fethi bey sitenizi uzun süredir takip etmekteydim, naçizane yeni yeni yorum yazmaya başladım. Varsa şimdiden anlatım bozuklukları ve imla hatalarından dolayı özür diliyorum.

    Devamını bekleriz, bu arada özür dilemek nasıl bir söz, resmen Türkçe öğretmeni gibi ders vermişsiniz yazınızla. (İki yerde -de-, birinde de -ki- birleşik yazılmış ama gözden kaçmışa benziyor, diğerleri doğru)

    Selamlar.

  34. Simurg 09 Eki 2007 - 12:22:01

    Simurg bey/hanım,

    İsmim Ahmet Mesut.

    Devamını bekleriz, bu arada özür dilemek nasıl bir söz, resmen Türkçe öğretmeni gibi ders vermişsiniz yazınızla. (İki yerde -de-, birinde de -ki- birleşik yazılmış ama gözden kaçmışa benziyor, diğerleri doğru)

    Desteğiniz için teşekkür ederim, dediğiniz yanlışları gözden kaçırmışım, tekrar bakınca farkettim.

    Saygılarımla.

  35. FST 09 Eki 2007 - 12:24:50

    Tamam Ahmet bey, aramıza hoşgeldiniz.

  36. Bulent Murtezaoglu 11 Eki 2007 - 09:37:30

    Bu Iginiliz vatandasi bakan hakkinda yeni bir gelisme var:

    http://www.milliyet.com.tr/2007/10/11/siyaset/siy03.html

    Yalniz benim anlamadigim, nicin Egemen Bagis hakkinda bu kadar laf edilmedigi. Yeminse yemin onunki de, bir de dogrudan ABD ile muzakere edilirken danisman/tercuman vazifesi yapiyor. Bagis’in ismi tanidik gelmisti zamaninda, cunku isminin gectigi spamlar yollanirdi oradaki Turklere. Bu muzakerelerde rol aldigini duydugumda belki vatandas degildir diye arama yapmistim, sunu bulmus ve isaretlemisim:

    http://www.opinionjournal.com/editorial/feature.html?id=110002563

  37. FST 11 Eki 2007 - 10:06:00

    Bülent Bey,

    Birine laf edilmesi için adamın Hürriyet ya da Milliyet’in diline düşmesi veya arkasının sağlam olmaması gerekiyor. Egemen Bağış herhalden başbakandan torpilli, Mehmet Şimşek ise arkasında korkunç “Global Sermaye” olmasına rağmen hırpalanıyor.

    Ne Egemen Bağış ne de bir başkasının cifte, üçlü vatandaş olması beni ilgilendirmiyor. Bana göre bunlarla uğraşmak ayıp şeyler.

    Şu linkteki yorumuma nedense bir tepki gelmedi, Azeri vatandaşı da olsa aynı muamele yapılır mıydı bu arkadaşlara demiştim. Sonuçta işe, icraata bakmak lazım.

    FST

  38. Bulent Murtezaoglu 11 Eki 2007 - 10:26:02

    Fethi bey,

    Ne Egemen Bağış ne de bir başkasının cifte, üçlü vatandaş olması beni ilgilendirmiyor. Bana göre bunlarla uğraşmak ayıp şeyler.

    Ben emin degilim. Cunku bunu, yeminler torenler sekiller filanin cok onemli oldugu veya onemliymis gibi yapildigi bir memlekette goruyoruz. O vatandaslik yeminlerinin formalite icabi yapildigina inanirim, ama buna yaygin bir inanis varsa o zaman hepsini kaldiralim insanlari zorlamayalim ve agizdan cikan sozun kiymetini koruyalim diye de dusundugum oluyor. Ben objektif bakamiyorum buna buyuk ihtimalle (hangisine objektif bakiyorsun demeyin, buna bakamadigimin farkindayim demek istiyorum).

    Azeri vatandaşı da olsa aynı muamele yapılır mıydı bu arkadaşlara demiştim.

    Bunun cevaplariyla ben de ilgilenirim. Benim diyecegim birsey yok, ayni sey olmasi lazim gibime geliyor.

  39. FST 11 Eki 2007 - 11:23:26

    Bülent Bey,

    İşin pratikteki durumunun ben de farkındayım. Elalem ne der yahut bugünkü tabirle mahalle baskısı var. Bana göre doğru değil, onu söylemek istiyorum.

    Azeri vatandaşlığı konusunda ilkeli olunacaksa aynı şeylerin olması lazım ama sanki bana mahalle baskısı yumuşayacakmıs gibi geliyor.

  40. Bulent Murtezaoglu 11 Eki 2007 - 11:34:59

    Fethi bey,

    İşin pratikteki durumunun ben de farkındayım. Elalem ne der yahut bugünkü tabirle mahalle baskısı var. Bana göre doğru değil, onu söylemek istiyorum.

    Bu mahalle baskisi kismi bu memlekette bugun kullanilan terimle, bu basliktaki, bu ozel durum icin bana da yanlis gelmiyor yalniz burada ciddi bir problem var Turkiye’yi ve bu konuyu cok asan. Insanlarin agzindan cikan, hatta ‘yemin’ olarak cikan laflarin bir agirligi kalmamaya basladi ve bu normal kabul ediliyor. Bu tekin gelmiyor bana. Vatandaslik, vazife filan yeminleri bunun sadece bir yonu.

  41. FST 11 Eki 2007 - 11:39:04

    Bülent Bey,

    Belki de olması gereken şekilde ve nadiren kullanılması gereken şeyler yaygınlık kazanınca anlamları aşınabiliyor.

    Vatan, millet, Adapazarı örneğinde olduğu gibi.

    Bir de “ulus devlet” -bundan hoşlanmayacaklar olsa da- bu çağa dar veya bol ama en azından uygun gelmeyen bir elbise gibi duruyor. Gerçek dünyada sınırlar belli ölçülerde belirsizleşirken insanın bazı yeminleri usulen ederken bıyık altı gülmemesi imkansız.

  42. Bulent Murtezaoglu 11 Eki 2007 - 11:53:44

    Fethi bey,

    Belki de olması gereken şekilde ve nadiren kullanılması gereken şeyler yaygınlık kazanınca anlamları aşınabiliyor.

    Dogru diyorsunuz, bu bize ozgu de degil. Ben biraz daha geri cekilip bakmaya calismistim. (ABD icin yaygin sekliyle) “olunceye kadar bu insanla duracagim” diye bilmemkac davetlinin onunde soz veren insanlarin rahatsiz edici derecede buyuk bir kismi on sene gecmeden bu dediklerinden vaz geciyorlarsa, bunu evligin yayginlasmasiyla aciklayamayiz. Ayni sekilde duz bakildiginda insan kandirma, yalan soyleme filan gibi gozuken isler ekonomilerde saygin ’sektor’ olmuslar. Bir sekilde lafin agirliginin olmamasini, yalani filan kabul edilir bulur hale gelmisiz genelde de. Bu konuya donersek, bir de toren yapip iyice gozune sokup aklina yerlestiriyoruz, hem seyredenin hem istirak edenin ‘bu boyle denir, bir agirligi yoktur’ diye.

    Muhafazakar bile degil, kotu anlmiyla tutucu tarafimin oldugu dogrudur, bastan soyleyeyim, ama bu hallerin normal karsilanmasindan tedirgin olmanin tutuculuk harici sebepleri olabilecegini de dusunuyorum.

  43. […] hain, bir de bakan olmuş” şeklinde köpürüyor. Ben yorumlarda konuyla ilgili epey birsey yazdim, karşı çıkan, ortada kalanlar oldu. Bana göre AKP’li olması şart değil, başka […]

  44. sayın FST, biraz geç oldu ama başı açık yapılması gereken işe örnek olarak söyledim. Bankacılık “başı açık” yapılması gereken bir iş değil. Açıkçası daha evvel denetlediğim bir banka “marketing” departmanındaki kadın çalışanlarının başının kapalı olmasını zorunlu tutuyordu, oradan aklıma geldi. müşterileri mütedeyyin tayfadan olduğu için operasyonda çalışan kadınlara karışmayan banka yönetimi müşteriyle ilişkiye girenlerden böyle talepte bulunuyordu. Bir başka banka da kadın çalışanlarına başı açık olmayı zorunlu kılabilir diye söyledim. keza bir çok iş yerinde erkeklere de kurallar vardır. uzun saç, küpe, sakal, bıyık yasaktır örneğin. veya takım elbise zorunluluğu vardı. hatta denetlediğim bir başka bankada kahverengi giymek yasaktı (!) (nedenini bilmiyorun)
    devlet bankasına gelince, evvela devletin bankası olmaz. yani olmamalı lakin var, elden bir şey gelmiyor. devletin okulları hastaneleri, üniversiteleri, şeker fabrikaları, kömür işletmeleri olunca bankası da oluyor ne yapayım. bu şerhi koyduktan sonra devlet çalışanları için genel kanımı açıklayayım. tabi ki devlet kurumlarında başı kapalı kadınlar da çalışabilmelidirler. bu bu kadar basit. lakin devletin çok sıkı bir kıyafet yönetmeliği var. tabi ki başı kapalı kadınlar devlette çalışabilmeli ama erkek memurun bıyığına sakalına pantolonunun ütüsüne, kadın memurun eteğinin boyuna (diz tamamen görünmeyecek - yönetmelik böyle) karışan devlete sormuşlar neren eğri diye, 301′den hapse atmış soranı. Saçma mı geldi? Kömür üreten devleti olan bir ülkede yaşıyorsunuz, her kuş bitti sıra leyleğe mi geldi? ( anlamayanlara not - murat belge’nin kulakları çınlasın - her saçmalık bitti de sıra başörtülü memur kadınlara mı geldi diyorum)

  45. FST 13 Eki 2007 - 22:18:11

    Denememeler,

    Sonuçta başı açık yapılması “şart olan” bir devlet ya da özel sektör işi henüz gösterebilmiş değiliz.

    Bir de bazı kıyafetler şu ya da bu sebeple (ve çoğu zaman saçma bir gerekçe ile) yasaklanırken, o kıyafet dini bir sebeple giyiliyorsa yasaklamaya istisna getirilmelidir. Misal İngiltere’de Sihlerin türban üzerine kask giymemelerine izin verilmesi gibi şeyler.

    “her saçmalık bitti de sıra başörtülü memur kadınlara mı geldi diyorum”

    Başörtülü memur bence ülkedeki önemli problemlerden biridir, bundan daha saçma yasak da pek yok, varsa da benzer şeylerdir.

    Selamlar.

  46. Sitede emegi gecen herkese tesekkurler

    http://www.1bilgi.com

    Sizleride sitemize bekliyoruz

    Nice yillara…

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaş