FST Ekim 11th, 2007
Prof. Atilla Yayla 22 Temmuz seçimi sonrası gelişmeleri analiz etmiş, tavsiye ederim. Bazı ifadeleri alıntılıyorum:
Kemalist çevrelerin ilk tepkisi sonuçlara inanmamaktı. Böyle bir şey mümkün olamazdı. İnanamamazlık hâli birkaç gün sürdü. Sonra, AKP’ye oy veren, yani siyasî parti tercihleri medya kodamanlarınınkiyle paralel olmayan halka saldırmaya başladılar. AKP’ye oy veren seçmenleri “cahil”likle; “bidon kafa”lılıkla; odun kömür ve erzağa “satılmak”la suçladılar. Bu fasıl da günlerce devam etti. Akabinde yaşanan bazı olaylar, özellikle Gül’ü engelleme kampanyasının fiyaskoyla sonuçlanması vs. medyacı Kemalistlerin vücut kimyasını iyice bozdu. Bu bozulma bir bakıma iyi oldu ve bu kimseler belki de bu sayede evrensel temel hak ve değerlerle tanışmaya başladılar.
[…] İktidar seçkinlerini sevmeyen kimselerin vatandaşlıktan çıkmalarını salık vermek, savunulamaz bir davranıştır. Vatandaşlık bize kamusal iktidar sahiplerinin bir lütfu değildir, doğuştan sahip olduğumuz bir haktır. Bu tartışmada Başbakan hatalıdır. Ancak, bu olayın dikkat çeken bir diğer yönü, medya kodamanlarının fıkra yazarını savunma çabalarını ifade özgürlüğü üzerine oturtmalarıydı.
Bu durumda bize düşen, “günaydın” demektir. Bu çevreler yıllarca kendileri gibi düşünmeyenlerin ifade özgürlüklerinin ihlâl edilmesine, fikirlerini açıkladıkları için mağdur edilmesine ya destek vermiş ya da en azından kayıtsız kalmış değil midir?[…] Erdemli davranış, bir temel hakkın hak olduğunu, şahsi mağduriyetler yaşamadan veya başkalarının mağduriyeti üzerinden kavramak ve savunmaktır. Bugün ifade özgürlüğünden ve azınlıkların korunmasından bahseden Kemalist gazeteciler geçmişte yıllarca bunu yapmamış, ancak kendi hakları ihlâl edilince bağırmaya başlamıştır. Olsun, bu da bir gelişmedir. Umulur ki kalıcı olur ve bu kimseler artık herkesin ifade özgürlüğünü savunur. Kemalistlerin bir toplumsal azınlık olduklarını anlamaları hem bir başarıdır hem de ülkemizin hayrına bir gelişmedir.
[…]Türkiye’de Kemalist iktidar odaklarının tahakkümü ve ideolojik manipülasyonları, Kemalistlerin bazı rakiplerinin, mesela Kürt ve İslamcı muhalefetin kimi parçalarının, bazı bakımlardan Kemalistlere benzemesine sebep olmuştur. Devletçilik yayılmış ve yüceltilmiştir. Bu yüzden bugün ülkede ana mücadele iktidara kimin sahip olacağı üzerine verilmektedir.
Şimdi bir akıl yürütelim. Hepimiz bir apartmanda yaşamak istiyorsak, ortak hayat alanlarımızda öldürücü ihtilafların doğmasını önlemek veya ihtilafların öldürücü bir hâl almasını önlemek için apartmana bir yönetici seçeriz…. Kemalistler veya Kemalizm’i reddedip onun düşünce zembereğini farkında olmadan taklit edenler diyorlar ki; yönetici bizden (bizim dinden, ideolojiden, etnisiteden, mahalleden, kulüpten) olsun; apartmanın diğer sakinlerini -icabında onların da teminine katkıda bulunduğu beşeri ve mali kaynakları kullanarak- bize benzetsin; bize benzemeyenleri dövsün, bodruma atsın, bahçeden yararlanmaktan alıkoysun, suyunu kessin vs. Bu yaklaşım bir sonsuz kavgayı kışkırtır. Böyle bir yönetim altında yaşamak istemeyenler ona karşı direnmekte yerden göğe kadar haklıdırlar.
[…] Ve dindar-muhafazakârlara Kemalizm adına muhalefet etmiyorlar diye liberal aydınları sigaya çekmekten vazgeçip, kendileri de, yanlışlıklara ve haksızlıklara muhalefeti liberal fikirler ve değerler üzerinden yapmaya başlarlar. Başka bir şekilde söylersek, Kemalistlerin bundan sonraki rotası saldırganlaşarak içe kapanmak ve kemikleşmek yerine, liberal fikirlere kulak kabartarak ılımlılaşmak olmalıdır. Onların bu rotaya girmesi Türkiye’nin rotasının daha sağlıklı hâle gelmesini de çok ama çok kolaylaştıracaktır. Kemalist kanaat önderleri bu konu üzerinde biraz kafa yormalıdır.
(Not: Zaman Gazetesi yazının başlığını Mutlu Azınlık türü bir ifadeyle vermiş, tuhaf görünüyor)