Kürt Meselesi

FST 21 Ekim 2007

Bir önceki yazıda PKK terörünün son çırpınış olmasını temenni ettiğim saldırganlığından bahsetmiş, silah çekene karşı demokrasi vs. laflarıyla gül uzatmanın gaflet olacağını vurgulamıştım. Konuyla ilgili Temmuz ayı sonunda seçim sonuçları analizi çerçevesinde bir yazı yazmıştım. Orada PKK ve Kürt meselesine tartışmalarda değinmişim. Bir ölçüde bugünkü durumla da ilgili, yeni bir yazı yazmaktansa buraya aktarmak istedim. Afşar beyin şu linkteki yorumuna binaen yazmışım. Konu MHP ile ilgiliyken genel olarak Kürt meselesinden de bahsedilmiş. Yazı şöyle:

[…]Kürtlerle ilgili mesele elbette çok yönlü burada şunları akılda tutmak gerek:

-Öncelikle Türkiye Kürtlerinin Türkiye Devletinden ayrılma konusunda istekli oldukları net değildir, ayrılmanın kendileri açısından çok ağır bedelleri olur. Türkiye Irak, İran veya Suriye’ye göre nispeten daha oturmuş kurumlara sahip, eli yüzü düzgün bir ülkedir. Bunu Kürtler de iyi biliyor, ayrılık lafı eden Türkiye içinde zaten pek yok, edenler de bunu başka menfaatler için ediyordur.

-Bölge halkının birkaç yer dışında PKK yerine AKP’yi tercih etmesi, çok genel anlamda bir kaç kalem problemin düzeltilmesi ile sıkıntıların aşılabileceğine işarettir.

-Kürt hareketi ağırlıklı olarak Marksisttir, bu da baştan kaybetmiş olmaları anlamına gelir. Türkiye’de bu damar ne Türkler ne de Kürtler arasında tutmaz, marjinal kalmıştır ve kalacaktır. O sebeple PKK milliyetçiliğe oynamaktadır, kültürel ve ekonomik problemleri öne çıkarmaktadır. Bunların çözümü zor değildir.

-Kuzey Irak’taki Kürt devleti Türkiye’ye bağlı olacaktır. Ekonomi ve ticaret Türkiyesiz yürüyemez. Kuzey Irak şu anda ve orta vadede sefildir, bu insanların zaman içinde müreffeh hale gelmesi için ABD, Avrupa gibi uzak coğrafya ve farklı hatta ters kültürler değil 1000 yıllık ortak kültür, üstelik kurumları nispeten düzelmiş Türkiye önemli rol oynayacaktır.

-Türkiye sorunu çözmek istiyorsa, doğru cevapları bulmak istiyorsa doğru soruları sorabilmelidir. Niçin Kürtler böyle davranıyor, biz nerede Kürtler nerede hata veya doğru yaptık, bu insanlarla yeniden barışı nasıl tesis ederiz vs. Bu sorulara bölünme tabusunu o tartışma kapsamı dışında tutarak cevap ararsak (yani bizim devlet büyüklerimiz, Kürt kanaat önderleri, aydın kesimi vs.) çıkış yolları daha kolay bulunur.

-Bu işlerde dış parmak vardır ama bunun olması Türkiye’nin inisiyatif almamasını gerektirmez. Türkiye’nin şu şartlarda bölünmesi Türkiye’yi zayıflatmaz ki dış güçler bunu istemiş olsun. Türkiye o bölgede devasa maddi ve beşeri kayıplara uğramaktadır, vergi alamamakta, askeri harcamları zirve yapmaktadır. Hatta korkulan kopma ülkenin kısa vadede lehine bile olabilir. Ancak, Kürtler kendilerini bir bataklığın içinde bulacaklarından bunu isteyeceklerine ihtimal vermiyorum, Türkiye kendilerine 3-5 kalem anadilde konuşma, adam yerine konma gibi hakkı samimi olarak tanısa bölünme yanlılarının elinde gerekçe kalmaz.

Dolayısıyla Barzani vs. ne düşünür bilmem ve ilgilenmem de ama bizim Kürtlerimizin DTP dahil ülkeyi bölme konusunda son yıllardaki gelişmeler ve özellikle AKP’nin çıkışıyla herhangi bir kitlesel istekleri olduğuna inanmıyorum. Barzani vs. şimdilik ABD’ye arkasını dayamış olmanın şımarıklığı içinde ve buna da kendince hakkı var.

Bizim yapmamız gereken Barzani, Irak yönetimi vs. ile aklı başında ilişkiler kurmamız. Öncelikle dvlet adamlarımızın şu postal yalayıcı, aşiret reisi türü aşağılayıcı lafları bırakmasında fayda var. Sonrası, yazıda da belirttiğim gibi, Kuzey Irak’ın (resmiyette değil ama) fiiliyatta Türkiye ile mal ve insan geçişini kolaylaştıran bir gümrük birliği ile bütünleşmesine kalır. Terör ve savaşın gerekçelerini ortadan kaldırmak Türk devletinin görevidir ve bu problem sadece Kürtlerin Türkiye’den kopmak istemesinden kaynaklanmamaktadır. 1925 yılından sonraki gelişmeler tekrar gözden geçirilirse işin sadece “Kürtler ayrılmak istiyor, isyan ediyor” olmadığını anlarız.

Son olarak, eline silah alıp dağa çıkana gül ile gidilmez. Türk devleti büyük hatalarına rağmen son yıllarda Kürtlerin teröre başvurmasını gereksiz kılacak epey iyileştirmeye gitti, muhtemelen AKP iktidarında bu süreç hızlanacaktır. Hala orada devletimizin sevimsiz bir görüntüsü olabilir, ama yol alınıyor. İyiye gidişe rağmen Marksist silahlı teröristlerin Türk askerine, sivil vatandaşına yönelik saldırılarına ses çıkarılmasın demek gaflettir.

Yakın zamanda seçim vesilesiyle güneydoğu bölgesinde epey zaman geçiren bir dostumun özetle söylediği şu: Kürt vatandaş önce insan, sonra da adam hesabına alınmak istiyor. Bu belki çok basit görünebilir, “canım kim adam hesabına almıyormuş, boş laf bunlar” denebilir ama sizin ne düşündüğünüz değil, karşıdakinin ne hissettiği önemlidir. Batı ülkelerinde Türkleri aşağılayıcı haberler çıktığında milliyetçi yanı ağır basanlarımız nasıl isyan eder hatırlayalım. Demek ki Kürtler “kart kurt” teorilerini, göç ettirildikleri yerlerde kendilerine hırsız muamelesi yapılmasını, gettolara mahkum edilmelerini, çocuklarının itilip kakılmasını unutmuş değiller.

Bu süreçte MHP’ye büyük görev düşmektedir. MHP Kürt sorununa ayrılıkçı bir komplo, salt silahlı isyan olarak bakmayı bırakıp işin temellerine indiği takdirde Anadolu’da oluşan “öteki” Kürt’ün yok edilmesi gereğine dair tehlikeli gidişat önlenecektir. Kürtler MHP’nin yapıcı tavrına diğer partilere göre daha fazla önem verecektir, PKK’nın beslendiği kaynakları ancak salim kafayla hareket eden, harareti düşmüş bir MHP kurutabilir. Maalesef tersi de doğrudur, binbir güçlükle gelinen noktadan geriye gidişin anahtarı da MHP’nin elindedir. Mevcut ayrılıkçı, inkarcı tutumunu sürdürürse Kürt meselesinde böyle döner dururuz.

MHP geniş kesimlere ulaşmak istiyorsa derhal tüm teşkilatını harekete geçirip güneydoğu ve doğu illerinde vatandaşla birebir sohbetlerle veri toplamaya başlamalıdır. Ben Mardin’deki fukara bir Kürt’ü adam yerine koyup sohbet eden, “senin oğlan niye dağa çıkmış, nasıl geçiniyorsunuz, askerden, memurdan bir sıkıntınız var mı, köyünüz yakılmış, sonra ne yaptınız” diye soran Ankara’lı fanatik bir MHP’li manzarasının sorunun çözümü olduğunu düşünüyorum.

[…] daha sonra Ece hanımla da karşılıklı birşeyler yazmışız.

  1. Afşar ÇELİK - 31 Tem 2007 - 12:09 pm düzenleFethi Bey,
    Ben MHP’nin bu işlerdeçok da başarılı olabileceğine şahsen ihtimal vermiyorum.Çünkü MHP’nin bırakınız çağdaş, arkaik bir millet tasavvuru bile yoktur, ! Eylül öncesi partili bir iki aydını hariç…

    Başka yazılarda bahsettim belki okuyanlar vardır ama MHP tabanı köy kökenlidir ve zaten sırf bu yüzden farklılıkalrdan hoşlanmaz.

    Türkiye nüfusunun bilebildiğim kadar hâlâ %40′ının köyde yaşadığı düşünülürse MHP’nin ucuz siyasetle nasıl meclise girebildiği anlaşılacaktır.

    MHP köy kökenli vatandaşlarımızdan, ideolojisiyle falan değil, salt “Sizin köyünüzü biz koruruz” hissini yarattığı için oy almakta.

    “Adam yerine konmak” psikolojisinigayetiyianlıyor ve daha da ötesi bizzat görüyorum.

    Yalnız şu gerçeği de teslim etmek gerekmektedir ki devletin, doğuda bilhassa sağlık personeli inanılmaz fedakârlıklarla çalışmakta.. Yani öyle develt bürokrasisinin toptan reddedici veya küçümseyici bir tavrı yok.

    Bu sağlık personelinin bir kısmında “Bugün çocuğunu aşıladığım adam yarın eşimi öldürürse ne yaparım?” korkusu da var,bunlardan da haberimiz olmalı.

    Sizce DTP’li siyasetçiler “barış” isteğinde samimi mi ? Yoksa “Nasıl olsa bizim de silahlarımız var, sıkışınca devreye sokarız” diyorlar mı?

    Türk insnaındaki vatanının bölünme endişesini görmezden gelerek “akılcı” siyaset yapılabilir mi? Bir tarafta Dilucu’ndanKapıkuleyekadar her yeri vatan bilen kahirbir ekseriyet bölünme endişesi taşırken bu endişeleri yaratan insanların kendilerineçekidüzen vermelerini istemek sizce azıcık da olsa hakkımız değil midir?

    1. Ece - 31 Tem 2007 - 12:23 pm düzenle

      Öncelikle Türkiye Kürtlerinin Türkiye Devletinden ayrılma konusunda istekli oldukları net değildir, ayrılmanın kendileri açısından çok ağır bedelleri olur

      Fethi bey,
      Bölge insanı federasyon istiyor diye genelleyemeyiz belki ama, Leyla ZANA geçen gün yaptığı konuşmada, bunu istediklerini açıkça dile getirdi..

      DTP konusunda konuşmanın ise erken olduğunu düşünüyorum..
      Bekleyip göreceğiz..

    2. Ece - 31 Tem 2007 - 12:31 pm düzenle

      Türk insnaındaki vatanının bölünme endişesini görmezden gelerek “akılcı” siyaset yapılabilir mi? Bir tarafta Dilucu’ndanKapıkuleyekadar her yeri vatan bilen kahirbir ekseriyet bölünme endişesi taşırken bu endişeleri yaratan insanların kendilerineçekidüzen vermelerini istemek sizce azıcık da olsa hakkımız değil midir?

      Afşar bey merhaba..
      Kendilerine çeki düzen vermelerini istemekten neyi kastediyorsunuz?
      Adamların ne istedikleri az çok belli değil mi?
      Kürtçe eğitim istiyorlar..
      Kürtçe tabelalar istiyorlar
      Kürtçe tv ler istiyorlar..
      Kürtçe konuşan dağlılar değil, “kürt” diye bir halkın varlığını kabul etmemizi istiyorlar..
      Bu talepleri karşılamanın adı da DEMOKRASİ oluyor..
      Biz onlara daha fazla demokrasi verebilecek kadar olgun bir devlet miyiz, mesele işte burada kilitleniyor..
      Çünkü, biz vermiyorsak, onlar da kendi devletlerini kurup, istedikleri gibi, KÜRT gibi yaşamak istiyorlar..
      Barış içinde yaşayabilmek lafının, karşılıklı bedeller ödenerek eyleme dökülmesinden başka çaresi yok görünüyor..

      İşte MHP bu bağlamda at gözlüğünü çıkartmalı..

      saygılar

    3. izlenimler - 31 Tem 2007 - 1:11 pm düzenle

      Ece hanım,

      Bölge insanı federasyon istiyor diye genelleyemeyiz belki ama, Leyla ZANA geçen gün yaptığı konuşmada, bunu istediklerini açıkça dile getirdi..

      Bir dakika, federasyon ayrı şey, bölünme ayrı şey. Leyla Zana’nın söylediğinde hatalı birşey yok. Bu Prens Sabahattin’den beri söylenegelen merkeziyetçilik karşıtı görüşün bir yansımasıdır ve sadece güneydoğu için değil Türkiye’nin başka bölgeleri için de mesela Orta Anadolu için de geçerlidir. Almanya gibi düşünebilirsiniz.

      FST

    4. izlenimler - 31 Tem 2007 - 1:21 pm düzenle

      Afşar Bey,

      Yanılmıyorsam siz o coğrafyadasınız (veya idiniz). Söyledikleriniz benim yazdıklarımla çelişkili değil.

      Ben MHP tabanından değil tavanından ümitliyim. Taban sonuçta tavanın dediğini din gibi kabul ederek içselleştirecek, bugün tehdit gördüğüne hemen yarın değil diyecektir. AKP tabanı böyle değişmiştir. Bu arada MHP ile köy nüfusu arasındaki bağlantı bence açıklanmaya, verilerle desteklenmeye muhtaç. Doğruluk payı var ama acaba oranlar nedir.

      Türk insanındaki bölünme endişesi yapay olarak meydana getirilmiştir, biraz zaman alsa da bunun tedavisi mümkündür. Mesela ben eskiden endişeli iken şimdi değilim.

      Endişeleri yaratanlar hem Kürtler içinde hem de Türkler içinde mevcut, bu tür karabasanlarla işin sürdürülmesi imkansız, ben sizi anlıyorum ama bu işin açık konuşma ve etekteki taşı dökme dışında çözüm yolu yok.

      Konunun derin yerleri olduğu, petrole dayalı Şark meselesiyle bağlantıları apayrı konulardır. Ben Türk ve Kürt insanı olarak pratikte yapabileceklerimizin olduğuna inanıyor ve bunları söylüyorum. Daha büyük stratejiler beni aşar. Üstelik bunların ne kadarının gerçek ne kadarının saçma olduğu da çözülecek şey olmaktan çımıştır. Ben basite bakarım, işlerin basit çözümleri olduğuna inanırım.

      Selamlar.

      FST

    5. Ece - 31 Tem 2007 - 1:22 pm düzenle

      Fethi bey,

      Bir dakika, federasyon ayrı şey, bölünme ayrı şey. Leyla Zana’nın söylediğinde hatalı birşey yok. Bu Prens Sabahattin’den beri söylenegelen merkeziyetçilik karşıtı görüşün bir yansımasıdır ve sadece güneydoğu için değil Türkiye’nin başka bölgeleri için de mesela Orta Anadolu için de geçerlidir. Almanya gibi düşünebilirsiniz.

      Şöyle bir şeyden bahsetmiyor musunuz,
      Kürt Federe devleti kurulacak, başkenti Diyarbakır olacak, İçişlerinde özgür olacak, dışişlerinden bize pardon ABD ye bağımlı olacak..
      Bu kadar kolaysa biz niye direniyoruz o halde?

    6. dr. hayvan - 31 Tem 2007 - 1:22 pm düzenle

      Fethi bey hakli. bu durum halk oyuyla secilen belediye baskani cop toplama, kaldirim yapma gibi konularda yetkiliyken her turlu ciddi yetkinin Ankara’dan atanan valinin elinde olmasiyla ilgili.

      protokolde onde gelen bu valilerin secilmis belediye baskanlarini onlari secen halkin onunde azarlamasini falan da ayni sekilde degerlendirebilirsiniz.

    7. Ece - 31 Tem 2007 - 1:23 pm düzenle

      ek:
      Kendi ordusu olacak../mı?
      Kendi meclisi olacak../mı?

    8. izlenimler - 31 Tem 2007 - 1:40 pm düzenle

      Ece Hanım,

      Şöyle bir şeyden bahsetmiyor musunuz,
      Kürt Federe devleti kurulacak, başkenti Diyarbakır olacak, İçişlerinde özgür olacak, dışişlerinden bize pardon ABD ye bağımlı olacak..

      Evet, böyle olabilir. Dışişlerinde Ankara nereye bağlıysa oraya bağlı olacaktır.

      Bu kadar kolaysa biz niye direniyoruz o halde?

      Onu bana neden soruyorsunuz? Rahmetli Prens Sabahattin de 1905-15 arasında “ademi merkeziyet ve teşebbüsi şahsi” düşüncelerini dile getirdiğinde İttihat ve Terakki devamlı kendisini “hain-i Vatan” diyerek suçluyordu. Belki bundandır.

      “Kendi ordusu olacak../mı?”

      Hayır.

      Kendi meclisi olacak../mı?

      Evet.
      ——————

      Bir de ek yapayım. Sanki eyalet sistemi bölünmeye gidecekmiş gibi düşünüyorsunuz veya düşünülüyor diyelim, ya şimdiki sistem ne getiriyor? Eyalet sisteminde bölünme bir ihtimal ama şimdiki yapıda kesin görünüyor.

      Öte yandan eyalet, federasyon, yerinden yönetim vs. adı herneyse olmaksızın da bu işin kurtarılması elbette mümkün ama bunun için bence yukarıda belirttiğim konuların Kürt ve Türk yetkililerce açıktan konuşulması lazım. Muhtemelen Kürtlerin federasyon vs. konusunda bir fikri bile yoktur.

      Bana sorarsanız ben yerel yönetimlerin kendi başının çaresine bakarak merkezden bağımsız olacağı daha etkin bir yapılanmadan yanayım ve bunun ille de ABD, Avrupa vs. ile benzemesi şart değildir. Üstelik bu konunun Kürtlerle de bir alakası yok. En uyduruk işin Ankara’dan takibidir vurgulamaya çalıştığım şey. Üstelik taşranın işini sırtından atan merkez sadece özerk birimleri koordine edeceğinden daha rahat olacaktır.

      Bölünme konusunu dokunulmaz bir mit kabul ettikçe, bölünmeme yolunda atılacak adımları da engellemiş oluyoruz. Ben marjinal tipler dışında kimsenin bölünme yandaşı olduğunu zannetmiyorum, en büyük zararı Kürtler görür, bunu onlar da bilir.

      FST

    9. Ece - 31 Tem 2007 - 2:13 pm düzenle

      Teşekkür ederim..

      Son seçimde hapisten çıkan milletvekili Sabahat Tuncel in 90 binin üzerinde oy aldığı kürt nüfus, güneydoğudan değil, İstanbul un göbeğinden yaşıyor..

      Kürt nüfus homojen olarak belli bir bölgede yaşamıyor artık!
      Dolayısı ile federasyon kurulsa bile, İzmir i , İstanbul u Antalya yı bırakıp, geri göçedeceklerini pek sanmıyorum..

      Dediğiniz gibi, marjinal düşünenler var ve en uçları, tamamen ayrılıp, Kuzey Irak a bağlanmayı ve tek bir bayrak altında birleşmeyi istiyorlar..

      Sizin önerdiğiniz yapılanmayı isteyen kürt aydını sayısının çok fazla olduğunu sanmıyorum..
      ***

      Ek olarak,
      mevcut nüfus artışına göre, 2050 yılında zaten türkler azınlık duruma düşeceklermiş:)
      İZLENİMLER sitesi hala yaşıyor olursa, burada özgürlük isteyen Türkler konuşuyor olabilirler belki:)

      sayg.

    10. izlenimler - 31 Tem 2007 - 2:35 pm düzenle

      Kürt nüfus homojen olarak belli bir bölgede yaşamıyor artık!
      Dolayısı ile federasyon kurulsa bile, İzmir i , İstanbul u Antalya yı bırakıp, geri göçedeceklerini pek sanmıyorum..

      Ben de sanmıyorum ve bunda bir problem yok. Orta Anadolu diye bir eyalet kurulduğunda da Konya’lı İstanbul’da, Adana’lı Ankara’da yaşayacak elbette. Sonuçta bölgelere idari özerklik veriliyor, bölgesel hapishane kurulmuyor. Kaldı ki, ille de birilerinin doğduğu yere göçmesini neden isteyelim? Ayrı bir ülke kurulsun da insanlar nüfus kağıdına göre doğduğu yere geri gönderilsin denmiyor ki.

      Sizin önerdiğiniz yapılanmayı isteyen kürt aydını sayısının çok fazla olduğunu sanmıyorum..

      Aslında fazla Türk aydını da benimle aynı kanaatte değil. Bu bir öneri, dezavantajları ve avntajları vardır. Üstünde konuşuluyor, bunu incelemeden sırf bölünme ile eşitlenerek yok sayılmasını yanlış buluyorum.

      mevcut nüfus artışına göre, 2050 yılında zaten türkler azınlık duruma düşeceklermiş:)
      İZLENİMLER sitesi hala yaşıyor olursa, burada özgürlük isteyen Türkler konuşuyor olabilirler belki:)

      Benim filancanın nüfusu artıyormuş gibi kaygılarım yok. O zamana kadar Kürtler de bireyleşir, Anadolu Burjuvası gibi Güneydoğuda yaşayan bir Kürt burjuvası oluşur, nüfusları da artmaz hale gelir.

      İzlenimler şu anda da zaten özgürlük isteyen Türkleri yazıyor, benim Kürt meselesi ile ilgili neredeyse hiç yazım yoktur.

      Eğer Türklerin böyle bir korkusu varsa, o zaman Kürtler haklı mı” eyvah bugün biz ettik, yarın başımıza gelir” diye korkmaları gerekiyorsa ortada bir problem var demektir. Şimdiden tedbiri alsınlar, yoksa Kürtler onlara “hepiniz ova Kürdüsünüz, biz bu ülkeyi böldürtmeyiz” dediğinde söyleyecek lafları olmaz.

      FST

34 Yorum

  1. Bulent Murtezaoglu - 21 Eki 2007 - 6:50 pm

    Fethi bey, Muzmin beyin orada biraz konustugumuz su DTP(?) cikisi da bence onemsiz degil:

    http://muzminanonim.blogspot.com/2007/05/bir-nefes-shhat-gibi.html

  2. FST - 21 Eki 2007 - 7:29 pm

    Evet, konunun orada ele alındığını hatırlıyorum, o mülakat da önemli. Aslında Aysel Tuğluk bu konuda ilk çıkışı yapan kişi olmayabilir de, yanılıyor olabilirim ama Kürt camiasından konuya aykırı bakanlar olmuştu diye biliyorum. Tabii Tuğluk gibi DTP yöneticisi olması ayrıca önemli.

    Bence DTP-MHP ikilisi bu problemin çözümünde anahtarı elinde tutan ikili.

  3. Muzmin Anonim - 22 Eki 2007 - 1:43 am

    Fethi bey,

    -Kürt hareketi ağırlıklı olarak Marksisttir, bu da baştan kaybetmiş olmaları anlamına gelir. Türkiye’de bu damar ne Türkler ne de Kürtler arasında tutmaz, marjinal kalmıştır ve kalacaktır. O sebeple PKK milliyetçiliğe oynamaktadır, kültürel ve ekonomik problemleri öne çıkarmaktadır. Bunların çözümü zor değildir.

    Anazlizin gerisini okuyup kanaatlerimi yazmak isterdim, ama surasi hakkinda birseyler yazmak benim acimdan daha onemli.

    Bu paragraftaki analiz, evet, bir analizdir ama, bence problemin cozumune hizmet edecek ozellikler tasiMAmaktadir pek..

    Evet, Kürt hareketi (galiba burada PPK’yi kastediyorsunuz) ağırlıklı olarak Marksisttir. Dogrudur. Ve, evet, bastan kaybetmis olmalari anlamina da gelebilir.

    Bunlari yanyana bu sekilde yazmak okuyanlarin icine su serpse de, Guneydogu’daki ‘problem’i cozmege –bence– yardimci olmaz.

    Olmaz, cunku, Marksist bir hareketin Guneydogu’daki varligi (Marxism –> Komunizm –> SSCB filan iliskisi icinde) anlamli bir yere varamaz, varacak yeri yok gibi gorunuyor –yani, ilk bakista (kendisine ya da baskalarina) faydadan aridir.

    Ilk bakista boyle, ama, ilk bakislara kanmamak gerekiyor bazan.

    Sunu demek istiyorum: Guneydogu’da bir sinif hareketinin var olmasinin ilk (ve belki de tek) tehdidi, yine Guneydogu’daki egemenleredir. Ve, Guneydogu’daki egemenler Kurt egemenlerdir. Agalar, Seyhler, Melleler, Asiret resileri vb vs.

    Bahsettigim Kurt egemenleri, bence, Guneydogu’daki sefaletin (ve karanligin) sorumlularinin basinda geliyor. Bu cenderenin kirilmasi zorunlu, zorunlu da, bunu sadece dissal bir dinamikle (Jandarma vb gibi devlet eliyle) gerceklestirmek –kim ne kadar isterse, iyiniyetle yola cikarsa ciksin– mumkun degil. Bugune kadar mumkun olmadi.

    Daha da oyesi, siyasi yapimiz geregi, Guneydogu’daki egemenler ile siyasi yapimiz isbirligine gitmege yoneldi hep. Yani, bir yandan orayi da ulkenin geri kalani ile entegre etmek arzulari, diger yandan da oradaki egemenlere (yerlerini guclendirici) imtiyazlar vererek eski tas eski hamam devam etmek denemeleri..

    Bu donguyu kirmak acisindan PKK’nin varligi onemli. Aksi halde, Kurt egemenleri –her yerde oldugu uzere– yeri geldiginde din kartini yeri geldiginde de irk kartini oynayarak kendi egemenliklerini pekistirebiliyorlar.

    Boyle bakarsaniz, irk/din kartina oynayabilen Kurt egemenlerinin –guvenlik dahil her acidan– cok daha riskli olacagini (yani sistem disina cikmak tehdidi tasidigini), buna karsilik sinif kartina oynayan Marksist bir PKK’nin ise sistem icinde kalmak zorunda oldugunu (dolayisi ile, asayis veya yerel ve orta vadede gecici olacak bir ‘huzursuzluk’ haricinde onemli bir tehdit olmayacagini) gorebilecegimizi dusunuyorum.

    PKK’nin irkci/milliyetci olmasi –kurulus itibariyle– mumkun degil bence. Sinif hareketinde luzumundan fazla uzerine gidilmesiyle hezimete ugratilasi sonucunda, irkci/milliyetci ozellikler gostermege baslamissa, ben bunu PKK’nin Marksizmden uzaklamak zorunda kalmasi ve giderek Kurt egemenlerinin etkisine girmesi olarak gorurum. Bu tur bir gelismenin cok mahsurlu olacagini dusundugumu vurgulamaga ihtiyac duymuyorum.

    Konuyu daha uzatabilirim, ama burada yazmak uygun olmayabilir.

    Kisaca soyleyecek olursam, PKK sozkonusu oldugunda olayi teror vb gibi beylik cerceve disinda dusunmekte fayda var.

    PKK’siz bir Guneydogu, bence, hem Guneydogu’da dagdaki ya da sokaktaki siradan insan icin, hem de ulkenin genelindeki bizler icin daha iyi bir gelecek anlamina gelip gelmeyecegini iyice dusunmemiz gerekiyor. PKK’nin Marksist karakteristigini torpulemek yolunda atilan adimlarin buyuk resimde zararli oldugunu gormek cok mu zor?

    Guneydogu’da kapsamli bir toprak eformu yapamadigimiz muddetce, PKK’nin oradaki ahaliyi bolge egemenlerin boyundurugundan bir sinif hareketiyle kurtarmak transformasyonunda oynadigi rolu daha iyi degerlendirmegi teklif ediyorum.

  4. FST - 22 Eki 2007 - 9:09 am

    Müzmin Bey,

    Güneydoğudaki bahsettiğiniz ve doğru olan Kürt egemenleri konusunda benim bazı şüphelerim var. PKK acaba bu donguyu kırmak üzere mi var, yoksa orta vadede egemenlerle devletin sürdürdüğü ilişkiyi kendisi mi üstlenmek istiyor? Üstelik şimdi sınıf hareketinden ziyade çok aleni bir ulusal Kürt hareketi var karşımızda. Yani hedef Güneydoğudaki egemen baskısını kırmak değil bu baskının özerk bir birim olarak sürmesini sağlamak gibi görünüyor.

    Genel olarak analiziniz makul, bir itirazım yok ama egemen-güdülen ilişkisinde çözümü toprak reformuna bağlamanız bana (sadece Güneydoğu açısından da değil) çok gerçekçi görünmüyor. Zira benim görebildiğim kadarıyla insanlar kendilerine verilecek belli bir miktarda toprağı işlemektense büyük şehre göçmeyi, orada çoğunlukla gayri resmi bir kazanç ağına dahil olmayı daha pratik bulabiliyorlar.

    Devlet toprak ağalarının toprağını satın alıp mülksüzlere ücretsiz dağıtsa, yahut kendisine ait devlet arazilerini bedava verse buna prensip olarak evet der ve desteklerim. Ancak bunun yürüyeceğinden emin değilim. Orta Anadoluda belki bu tür feodal ilişkiler fazla yok ama toprağı işlemektense şehirde asgari ücretle fabrikada çalışmak daha tercihe şayan görünüyor. Üstelik toprağı işlemekle çok daha büyük kazançlar elde etme imkanı mevcutken insanların büyük kısmı şehirlere göçü tercih ediyor. Belki de toprakla boğuşmak zorlarına gidiyor, bilemiyorum.

    Güneydoğuda böyle bir uygulama keşke çözümü getirse, acaba oradaki insanlar, topraksız köylüler konuya nasıl bakıyor? Bunu tam bilemediğim için toprak reformu özelinde çok fazla konuşamıyorum. Kağıt üzerinde makul ama sanki toprağı alan tapuyu ele geçirir geçirmez bunu uygun fiyata satıp İstanbul yolunu tutacakmış gibi bir his de var içimde.

    Bir de günümüz Türkiye’sinde 1930-40′ların egemenlik ilişkilerini sürdürmek çok da kolay görünmüyor bana, AKP hükümetinin çabaları yanında sizin de kastettiğinizi zannettiğim PKK’nın (veya şimdi DTP’nin) sınıfa dönük çabalarının etkisiyle bu iş zamanla daha kolay hallolabilir.

    Bunlar alelacele aklıma gelenler, konuya çok da vakıf sayılmam, amatör bir gözlemcinin pratik fikirleri olarak kabul edebilirsiniz.

  5. Muzmin Anonim - 22 Eki 2007 - 2:10 pm

    Fethi bey,

    PKK acaba bu donguyu kırmak üzere mi var, yoksa orta vadede egemenlerle devletin sürdürdüğü ilişkiyi kendisi mi üstlenmek istiyor?

    PKK’nin var olus sebebi o donguyu kirmak olmayabilir; dahasi, Devlet ile Kurt egemenler iliskisinde egemenleri ikame etmek isteyebilir de olabilir. Bu motive’ler benim baktigim yerden son derece anlasilir motive’lerdir –aksi halde PKK gibi bir orgutten degil de, izci kampi isletmecilerinden filan bahsediyor olurduk…

    Bunu boyle soyledikten sonra, suna dikkat cekmek istiyorum: Marksist karakteristikli bir orgutun oradaki egemenler ile ittifaka gitmesinin zor oldugudur –hatta imkansizdir. Bu karakterisitgini muhafaza etmesine yardimci olunursa, ya da Maksist karakteristikli baska bir orgutle ikame edilir ve o orgutun orada belli bir seviyede basarili olmasina imkan verilirse, elde edilecek olan sonucun azu edilen sonuca cok yakin olacagini gormemiz gerekiyor. [Her ne kadar Marksist bir hareketin basarili olmasini saglamak hem dindarlarimiza hem de milliyetcilerimize temelden ters gelse bile.]

    Üstelik şimdi sınıf hareketinden ziyade çok aleni bir ulusal Kürt hareketi var karşımızda.

    Evet. Bu var. Var, ama, bunun ortaya cikabilmesini de esasen PKK’nin yenilgisi saglamistir bence. PKK’nin bu denli agir bir yenilgiye ugratilmasi sonucunda meydan tekrar Kurt egemenlere kaliyor ve PKK artiklari da –ister istemez– bu akimin dumen suyuna giriyor. Buna bu denli imkan tanimanin iyi bir sey olup olmadigini dusunmemiz ve PKK ile bu kadar sert mucadele etmenin dogru olup olmadigini degerlendirmemiz gerekiyor bence.

    Yani hedef Güneydoğudaki egemen baskısını kırmak değil bu baskının özerk bir birim olarak sürmesini sağlamak gibi görünüyor.

    Fakat, burada sunu atliyorsunuz: PKK’nin Marksist karakteristigini yeniden iade etmek, insa etmek halinde, bu dediginiz ihtimal kolayca bertaraf edilebilir. Bu ihtimali baska bir sekilde bertaraf etmenin imkansiz oldugunu gormek gerekiyor. Inanc bazli yaklasimlarla, kapitalist/liberal infusionlarla bunun mumkun olamayacagini dusunuyorum.

    Genel olarak analiziniz makul, bir itirazım yok ama egemen-güdülen ilişkisinde çözümü toprak reformuna bağlamanız bana (sadece Güneydoğu açısından da değil) çok gerçekçi görünmüyor.

    Toprak reformunu ne amacla yaptiginiza –daha dogrusu, ne amacla yaptiginizi soylediginiz yerine gercekten ne elde etmek istediginize– bagli bunun ‘gercekcilik’ degerlendirmesi…

    Zira benim görebildiğim kadarıyla insanlar kendilerine verilecek belli bir miktarda toprağı işlemektense büyük şehre göçmeyi, orada çoğunlukla gayri resmi bir kazanç ağına dahil olmayı daha pratik bulabiliyorlar.

    Genis kitlelere refah paylasimi getirmek amaciyla yaptiginizi soylerseniz herkes bunun arkasinda olur. Asil amaciniz oradaki egemen yapiyi parcalamak ise, toprak reformunun tutup tutmamasi cok da onemli degildir –yapilmasi onemlidir de, sonucunda toprak sahibi kilinmis koylulerin bir muddet sonra sehirlere tasinmak istemesi onemli degildir.

    Ustelik, toprak sahibi kilinmis koyluye yardimci olacak altyapimiz esasen mevcut. Ibadullah ziraat muhendisimiz, teknisyenimiz var –cogu da issiz. Bu kadroyu degerlendirerek, toprak reformunu –Iran’da olanin aksine– yeterince basarili kilabiliriz. GAP projesi bu acidan cok yardimci olabilir.

    Devlet toprak ağalarının toprağını satın alıp mülksüzlere ücretsiz dağıtsa, yahut kendisine ait devlet arazilerini bedava verse buna prensip olarak evet der ve desteklerim. Ancak bunun yürüyeceğinden emin değilim.

    Meseleye salt ekonomik acidan bakmamak gerektigini unutmayin.

    Orta Anadoluda belki bu tür feodal ilişkiler fazla yok ama toprağı işlemektense şehirde asgari ücretle fabrikada çalışmak daha tercihe şayan görünüyor. Üstelik toprağı işlemekle çok daha büyük kazançlar elde etme imkanı mevcutken insanların büyük kısmı şehirlere göçü tercih ediyor. Belki de toprakla boğuşmak zorlarına gidiyor, bilemiyorum.

    Orta Anadolu’daki manzara oyle olabilir. Ama, Guneydogu’daki manzara azicik daha farkli sayilir –makul mesafelerde istihdam kaynaklari sinirli. Toprak reformu sonucunda dagitilan arazinin belli bir saman boyunca satisini da yasaklarsaniz (mesela 10-20 sene) goc dalgasini minimuma indirmek mumkun olur bence.

    Güneydoğuda böyle bir uygulama keşke çözümü getirse, acaba oradaki insanlar, topraksız köylüler konuya nasıl bakıyor? Bunu tam bilemediğim için toprak reformu özelinde çok fazla konuşamıyorum. Kağıt üzerinde makul ama sanki toprağı alan tapuyu ele geçirir geçirmez bunu uygun fiyata satıp İstanbul yolunu tutacakmış gibi bir his de var içimde.

    Yok yok. Satisi yasaklamak bunu zaten yeterince engeller. Ustune ustluk, bunun yaratacagi bir heyecan dalgasi da olacak.. ‘Ulusal butunluk’ acisindan bunun ne denli kiymetli oldugunu idrak eden herkes kadar, topraksiz koylunun toprak sahibi olmasini yillardir hayal eden PKK dahil her turlu Marksistimiz de bu heyecana katilacaktir bence.

    Bu surecte, baslangiclarda, toprak sahibi kilinmis olan koylunun maddi desteginin gerekli olacagini biliyoruz. Bu amacla harcanacak paranin guvenlik butcesindeki azalma ile karsilanacagini tahmin ederim.

    Bir de günümüz Türkiye’sinde 1930-40′ların egemenlik ilişkilerini sürdürmek çok da kolay görünmüyor bana, AKP hükümetinin çabaları yanında sizin de kastettiğinizi zannettiğim PKK’nın (veya şimdi DTP’nin) sınıfa dönük çabalarının etkisiyle bu iş zamanla daha kolay hallolabilir.

    Evet, bu bakimdan DTP’nin kiymetini bilmek lazim. Ama, yardimci da olunmak gerekiyor. Sahrada (in the field) yardimci olacak unsurlardan birisinin de PKK olacagini gozardi etmemek; ustune ustluk, lokal/bolgesel toprak reformu ile bunu desteklemek gerektigini dusunuyorum.

    Bunlar alelacele aklıma gelenler, konuya çok da vakıf sayılmam, amatör bir gözlemcinin pratik fikirleri olarak kabul edebilirsiniz.

    Benziyoruz. Ben de amator bir gozlemciyim. Fikirlerimin pratik oldugunu da iddia edemem.

  6. FST - 22 Eki 2007 - 2:35 pm

    Müzmin bey,

    Dediğiniz gibi topyekün yahut geniş ölçekli bir reform, satış yahut muvazaalı işletme engellenebilirse bir heyecan yaratabilir. Buna bugünün AKP’sinin gücü de yeter. Toprak sahibi parası ödenerek yahut devletin kendi arazisi dağıtılarak mesafe alınabilir. En azından insanlara hayatlarında bir defa şans tanınmış olur.

    PKK’nın marksistliğine pek güvenim yok, AKP’nin marksistliği şu hlde daha tercihe şayan bence. Yeter ki AKP içindeki solcuların kulağına şu mesele ulaştırılsın.

    Yalnız devlet bir yerlerde birşeyler dağıttığında “egemen” ekabirler nedense en avantajlı çıkan olur, bunu engellemek için çok sağlam durulması gerekir. Hele de devlet içinde bu egemenlerin ahtapot gibi kol sardığı bir ortamda iş daha da zor olur.

    Son olarak ben bölge insanını yakından tanımıyorum, ruh halini bilemiyorum, böyle bir reforma nasıl bakılır acaba? Yakın zamanda oraları gezmiş bir arkadaş vardı, çağırayım da gelip iki kelam etsin bakalım.

  7. Özgür - 22 Eki 2007 - 7:49 pm

    Adamların ne istedikleri az çok belli değil mi?
    Kürtçe eğitim istiyorlar..
    Kürtçe tabelalar istiyorlar
    Kürtçe tv ler istiyorlar..

    demenizden meseleye hiçbir şekilde vakıf olmadığınız anlaşılıyor.80 yıldır tabela asamadıkları için dağa çıkan insanlar tahayyül ediyorum şu an..
    Zanaların ağzına bakarak Kürt sorunu buymuş,istekleride böyleymiş derseniz biraz komik duruma düşersiniz.
    Bu zamana kadar konuşulmasına pek izin verilmediğinden olsa gerek,herkes ezberini yeni yeni kuvvetlendiriyor,yerini alıyor.

    “Kürtlere her hak verildi Cumhurbaşkanı bile oldu” cular.
    “Bol yatırım az işsizlik demokrasi” ciler

    Kimin ne söyleyeceğini kelime kelime bilmek mümkün.

  8. FST - 22 Eki 2007 - 11:05 pm

    Sevgili dostum,

    meseleye hiçbir şekilde vakıf olmadığınız anlaşılıyor

    O zaman bizi vakıf edin, bilgilenelim.

  9. hzhubble - 22 Eki 2007 - 11:39 pm

    Fethi Bey,

    Az önce gözüme çarpan şu habere de bir göz atalım derim ben. Herhalde ülkede “militarizmin” ne kadar acı bir “popülizm” katına yükseltildiğini de görebiliriz buradan.

  10. Özgür - 22 Eki 2007 - 11:53 pm

    100 yıllık bi geçmişi olan bi konuyu araştırmadan enikonu yazmaya benim çapım yetmez.
    Ama bunu yapamayacak olmam,meselenin tabela,enstitü,veyahut eğitim sorunu olmadığını görmeme engel değil.Bu ülkede Kürtler sizin medyada gördüğünüz siyasetçiler kadar değil.Onların laflarıda Kürtlerin bu ülkeden talebi değil.

    Belki biraz sert oldu konuya dahil oluşum fakat gazetelerde tvler de olayı bu şekliyle ele alıyor.
    Yani olan,
    ilk önce Kürtler anadilde eğitim hakkı istiyor deniliyor,
    sonrasında Kürtler evet hakkımızdır diyor.Anlatmaya çalıştığım konuşulanların suni olması.

    Ukalalık yapmak istemem
    Beraber konuşalım düşünelim derseniz buralardayım :)

  11. Muzmin Anonim - 23 Eki 2007 - 1:43 am

    Ozgur bey/hanim,

    Konuya biraz sert girmis gibisiniz; galiba (yani, umarim) soyleyeceginiz cok sey var..

    OK. Ilk soruyu ben sormak isterim:

    100 yillik bir gecmisi oldugunu soyluyorsunuz.. Bu da bizi 1900′lerin baslarina goturuyor.

    1900′lerin baslarinda, sizce, ne oldu da basladi?

  12. FST - 23 Eki 2007 - 8:42 am

    Özgür bey,

    100 yıllık bi geçmişi olan bi konuyu araştırmadan enikonu yazmaya benim çapım yetmez.

    Ben ilk mesajdan bilgili olduğunuz izlenimi edinmiştim, o halde sizin söylediğiniz sağdan soldan işittiğiniz, yoruma dayalı şeyler.

    meselenin tabela,enstitü,veyahut eğitim sorunu olmadığını görmeme engel değil.

    Tabela ile herhalde dükkanlara kürtçe levha asmayı kastediyorsunuz. Ensitü nedir bilmiyorum. Kaldı ki, mesele neden bunlar değil, niye tersini düşünüyorsunuz? Ben de mesele sadece budur dememişim zaten, bunlara çözüm bulunursa bölünme yanlılarının ellerindeki koz alınır demişim. Türkler de çeşitli yerlerde azınlık halinde hatta esaret altında yaşarken hep anadilde eğitim yahut konuşma, isim değiştirme gibi konular gündeme gelmez miydi? Yüz yıllık Kürt meselesine bakarken o süreçte Komünist bölgelerdeki ve Avrupaya göçmüş Türkleri de ihmal etmeyin derim.

    Bulgaristan’daki Türkler isim ve dil baskısı olmasa Bulgarlara sert tepki göstermezlerdi. İran’da okullarda Türkçe eğitim yasaktır. Hollanda, Almanya gibi yerlerde Türklerin dil eğitimi hep problem olagelmiştir.

    Halbuki Kürtler ile bizim bağlantımız daha farklıdır, bir defa dinimiz bir, Osmanlı’nın son döneminde küçük bazı istisnalar dışında kader birliği yapmışız, herkes ayrılıp giderken onlar kalmışlar. 1924 öncesinin Kürtleri ne oldu da ortadan kalkıp bir ayakkabının karda çıkardığı sesten mülhem bir Türk boyuna dönüşüverdiler dersiniz? Kürtleri iç ve dış güçlerin parmağındaki oyuncak halinden kurtarmak için dil, isim gibi küçük şeyleri gözardı etmemek lazım.

    Konuşulanlar suni demişsiniz, aslını söyleyin.

    Beraber konuşalım, demişsiniz, siz konuşmaya yanaşmıyor eksik, muğlak, yarım sorular soruyor cevaplarını yine bilgisizlikle suçladığınız benden istiyorsunuz. Benim bu sorulara cevabım var ve işte veriyorum, haydi bakalım, siz de aklınızdan geçeni söyleyin.

  13. ekodok - 24 Eki 2007 - 7:30 pm

    Önceki tartışmayı kaçırdığıma üzüldüm. Fethi Bey, orada benim de en azından 2-3 yıldır aklımdan geçen, artık kabullendiğim, ama blogda tartışmaya açmaya çekindiğim şeyleri dile getirmişsiniz. Sizin benden daha cesur olduğunuz kesin.

    Biz bu Kürt sorununu, ta ilkokul çağından itibaren kafamıza nakşedilen, “Kanla alınan toprak geri verilmez” ilkesini unutmadan çözemeyiz. Kanla alınan toprakları geri vermemek için de böyle çocuklarımızın kanlarını sürekli dökmeye devam eder gideriz.

    Ortada şiddetli geçimsizliğin yaşandığı bir aile var. Ne kadar samimi olduğunu bilmiyoruz ama eşlerden biri ayrılmak istediğini söylüyor. (Evli olanlar bilir, gerçekte iki taraf da istemediği halde, tartışmalar esnasında bu boşanma lafı sık sık gündeme gelir.) Diğeri de zaman zaman şiddete başvurarak hayır boşanamazsın diye diretiyor. Sanki katolik nikahıyla evlenmiş gibiyiz. Oysa artık koyu katolik ülkelerde bile boşanma yasağı ortadan kalktı. Bu aile huzura kavuşmak istiyorsa öncelikle bu boşanma olasılığını ciddi olarak gündemine almalı. Türkiye, tarihi olarak Kürdistan olarak bilinen bölgesinde (yaa biz ne kadar yok desek de böyle bir bölge var) referanduma gidip kim bağımsızlık istiyor, kim federasyondan yana, kim bugünkü düzenin devamını istiyor bunu tespit etmeli. Sonra da çıkacak sonuca göre bir karar vermeli. Eğer boşanma lafını eden eş bunda gerçekten ciddi ise bu zoraki evliliği sürdürmenin bir faydası yok. Bana kalırsa olsa da farketmez ama o bölgede sahiden bunca kana ve gözyaşına değecek bir doğal zenginlik falan yok. Merak etmeyin, böyle birşey Türkiye’nin diğer bölgelerinde de ayrılıkçı hareketleri gündeme getirmez. Çünkü Türkiye’nin Kürtler dışındaki halkları çoktan asimilasyon sürecini tamamlamış durumda. Hatta bunların bazıları Türkten bile fazla Türk haline gelmiş durumda. Ortada gidebilecekleri bir bağımsız ülkeleri olduğu takdirde, Türkiye’nin geri kalan bölgelerinde yerleşik Kürtler sorun çıkarmaya devam edemez. Merak etmeyin, biz artık burada da çoğunluk olduk falan diye kimse sizden İstanbul’u Kürdistan’a bağlamanızı isteyemez.

    İşte aklımdan geçenler bunlar. Tabii bunların olabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Biz daha çook bu sorunla yatar kalkarız. Ben ve kardeşim 1990′larda o bölgede askerlik yaptık. Ben nisbeten rahat bir yerdeydim ama çarşıya her çıktığımda gençlerin bakışlarından kendimi sömürge askeri gibi hissederdim. Kardeşim ise Kuzey Irak’takiler dahil birçok operasyona katıldı. Sonunda sıra benim 2 yaşındaki ufaklığa da gelirse hiç şaşmayacağım. Fakat uzun vadede bu işin sonu yine de bölünmek olacak bana göre. Sorun bunu Yugoslavya gibi mi yoksa Çekoslovakya gibi mi yapacağımızda. Belki bazılarınız zaten Yugoslavya gibi oluyor diyebilirsiniz ama henüz o noktada değiliz emin olun. Haa, bu arada federasyon da geçici bir çözümdür bana göre. Bir toplum eğer ayrı bir millet olduğu bilince vardıysa uzun vadede bağımsızlığa doğru yol alması kaçınılmazdır.

  14. FST - 24 Eki 2007 - 7:36 pm

    Ekodok merhaba,

    Fethi Bey, orada benim de en azından 2-3 yıldır aklımdan geçen, artık kabullendiğim, ama blogda tartışmaya açmaya çekindiğim şeyleri dile getirmişsiniz. Sizin benden daha cesur olduğunuz kesin.

    Cahil cesareti mi diyelim :) Aslında 3-5 sene önce bunları yazabilir miydim bilmiyorum. Belki 3-5 yıl sonra siyaseten doğruculuğu da bırakırız.

    Bir toplum eğer ayrı bir millet olduğu bilince vardıysa uzun vadede bağımsızlığa doğru yol alması kaçınılmazdır.

    Kürtlerle bizim birlikteliğimiz epey eski, ortak paydamız da çok. Umarım bölünmeyiz ve sanki bölünmeyecekmişiz gibi hissediyorum. Dediğim gibi yeni bir ülke sıkıntılı olur, Kürtlerle Türklerin denk olduğu bir Türkiye (ki bu konuda epey mesafe alındı) Kürtler açısından bağımsız bir bir Kürt devletinden daha ehvendir.

    Selamlar.

  15. Bir Dost - 24 Eki 2007 - 7:43 pm

    Ekodok bey,

    Anlaşılan herkes gerçekten aklından (gönlünden değil ) geçenleri söylemeye başlamış. Aklı başında insanlarla karşılaşmak iyi oluyor.


    Bir toplum eğer ayrı bir millet olduğu bilince vardıysa uzun vadede bağımsızlığa doğru yol alması kaçınılmazdır.”

    Çok doğru bir tespit. Bir millet bağımsızlığı kafaya koymuşsa bunun önüne geçilmesi mümkün değil. Ayrılıkçı milliyetçiliğin iktisadi geri kalmışlıkla felan bir ilgisi yok. İktisadi açıdan geri kalmış olanlarda bu milliyetçiliğin dozu daha düşüktür hatta. İspanya’da Basklar, Belçikada Flamanlar, Kanada da Quebec ler iktisadi kocalarından daha iyi durumda. Bun ayrılma isteğini pekiştiriyor. Kürtlerin geri kalmış olması Türkiye’nin bir avantajı bence bu konuda.
    Biz Çekoslavakya gibi değiliz, sonumuz da öyle olmaz. O kadar az problemli olmaz yani.
    Biz şeklen Yugoslavya gibi de değiliz, fakat bizde Miloseviç olma potansiyeli taşıyan milliyetçiler mevcut. Bizden Miloseviç çıkmazsa Yugoslavya gibi olmayız. Sırpların bir lafı vardır: “Tokyoya ya kadar Sırbistan istiyorduk, kaldı nokia ya kadar Sırbistan.” Bizim Türk İslam sentezcilerinin ve Ulusalcıların kulağına küpe olsun.

  16. Bir Dost - 24 Eki 2007 - 7:50 pm

    Bir ihtimal daha var, o da din çimentomuzdur kuralının başarıya ulaşması. Hıristiyanlarda bu ilke tutmamış, belki Müslümanlarda tutar. Her ne kadar din çimento olsa da uyanan ulusçuluk-milliyetçilik kaybolmaz.

  17. ekodok - 24 Eki 2007 - 9:08 pm

    Fethi Bey,

    Ben o yorumu yazalı kaç gün oldu yahu… Çıkmayınca herhalde gönderirken bir yanlış yaptım diye düşünmüştüm. Yeniden yazmaya da üşenmiştim açıkçası. Neyse, sonra cesaretimizi toplayıp konuyu bizim blogda da tartışmaya açtık. Bilmiyorum izlediniz mi? Korktuğuma değmezmiş, blogcu arkadaşlarla güzel güzel tartıştık, kimse vatan hainliğiyle falan suçlamadı. Anlaşılan Türkiye yavaş yavaş bu konuyu tartışmaya açacak noktaya geliyor. Haydi hayırlısı bakalım.

    Selamlar

  18. FST - 24 Eki 2007 - 9:38 pm

    Ekodok bey,

    Spam algılanmış, henüz gördüm, maalesef olabiliyor, önemli olduğu için de buraya koydum. Sizin tartışmaları da izledim, bir noktada konular tartışılabiliyor ama sokaktaki vatandaşın saçtığı dehşet nasıl berataraf edilecek o da önemli bir konu.

    Selamlar.

  19. ekodok - 25 Eki 2007 - 10:18 am

    Bir Dost’un söylediği şu din çimentosu olayı bizim blogdaki tartışmada da gündeme gelmişti. Akşam Beşiktaş maçını izlerken beynime bu konudaki sorular üşüştü (bi rahat maç seyrettirmediz be :)). Valla düşündüm düşündüm ayrı milletten olup da aynı dine sahip oldukları için bir bayrak altında kardeş kardeş yaşayanlardan oluşan bir devlet aklıma gelmedi. Bu konuda bildiği bir örnek olan varsa anlatsın da biz de bilgilenelim. Buna mukabil aynı milletten olup da dinleri hatta mezhepleri farklı olduğu için ayrışanlarla ilgili örnekler var. Misal İrlanda. İrlanda 1921′de IRA’nın teröre de dayalı mücadelesi sonucunda (terörle sonuç alınamaz diyenler buna ne diyecek) İngiltere’den bağımsızlığını almış ama sadece katoliklerin yoğunlukta olduğu Güney İrlanda bağımsız olmuş. Protestanların yoğunlukta olduğu Kuzey İrlanda ise Kraliçe’ye bağlı kalmış. Kuzey İrlanda’da katolik-protestan gerginliği bugün bile devam eder. Bizde “Durun yahu hepimiz müslümanız” diyenler olduğu gibi orada da “Durun yahu hepimiz İrlandalıyız” diyenler (bir de içimizdeki İrlandalılar vardı di mi :)) olmuş mudur bilmem ama olmuşsa bile pek takan yok herhalde. Daha sonra aklıma Türkiye’deki sünni-alevi gerginlikleri geldi. Bir yerlerde de, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki Türk-Yunan mübadelesi sırasında, özbeöz Türk oldukları halde sırf hristiyan oldukları için Rum kabul edilerek Yunanistan’a gönderilenler olduğunu okumuştum. Bu bilgiler bende dinin bölünme konusunda asimetrik rol oynadığı izlenimini yarattı. Yani ortak bir dine sahip olmak iki milleti tek çatı altında toplamaya yetmiyor ama farklı din ve mezheplere sahip olmak bir milleti ikiye bölebiliyor. Kürtler’i din çimentosuyla Türkiye’ye bağlı tutabileceklerini düşünenler bunları da dikkate alsalar iyi olur.

  20. FST - 25 Eki 2007 - 10:46 am

    Şu mülakatı okumakta fayda var.

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=173267

  21. Muzmin Anonim - 25 Eki 2007 - 11:06 am

    Valla düşündüm düşündüm ayrı milletten olup da aynı dine sahip oldukları için bir bayrak altında kardeş kardeş yaşayanlardan oluşan bir devlet aklıma gelmedi. Bu konuda bildiği bir örnek olan varsa anlatsın da biz de bilgilenelim.

    Iran bir ornek olarak akla gelebilir. Azeri + Farisi.

    Iran tarihini iyi biliyor iddiasinda degilim; eminim bu ornegi bosa cikaracak donemleri olmustur, ama genelllersek gecerli oldugunu dusunebiliriz gibi geliyor bana.

    Bir yerlerde de, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki Türk-Yunan mübadelesi sırasında, özbeöz Türk oldukları halde sırf hristiyan oldukları için Rum kabul edilerek Yunanistan’a gönderilenler olduğunu okumuştum.

    Karaman Turkleri.

    KaramanliS soyadi bunu mu temsil ediyor?

    Yani ortak bir dine sahip olmak iki milleti tek çatı altında toplamaya yetmiyor ama farklı din ve mezheplere sahip olmak bir milleti ikiye bölebiliyor. Kürtler’i din çimentosuyla Türkiye’ye bağlı tutabileceklerini düşünenler bunları da dikkate alsalar iyi olur.

    Mekteb-i Hendesede okurken, cimento’nun omrunun ne oldugu sorusuna anlamli bir cevap bulabilmis degildim. Soyleyebildikleri, en az 150 sene filandi… ama, kimse ’sonsuzdur’ diyemiyordu.

    Diyecegim o ki, din bir cimento olsa bile, birarada tutma kudetinin sonsuz oldugunu farzetmek dogru gelmiyor bana.

    Iliskiler de bakim istiyor.

    Biz –hepimiz– bazan bunu unutabiliyoruz.

  22. ekodok - 25 Eki 2007 - 11:31 am

    Güzel bir mülakatmış Fethi Bey. Müzmin Anonim’in yazdıklarında da düşünülmesi gereken noktalar var. İran’da da Azeriler konusunda sorunlar var diye biliyorum ama çimento konusunda yazdıkları önemli. Neyse, düşünelim bakalım. Zaten başka ne yapabiliriz ki?

  23. Mister No - 25 Eki 2007 - 11:52 am

    İran örneği benim de aklıma geldi,teokratik bir devlet olduğu için dışarıdan bakılınca Farisi-Azeri- Kürdi hepsini birarada tutuyor. İran müslümanları değil de Şii Müslümanları birarada tutan bir devlet. Şiilerin tanıdığı bir dini otorite var,velayati fakih. Farslar ve İrandaki Azeriler Şii oldukları için aynı otoriteyi kabul ediyorlar. Azeriler arasından dini kurumlarda yükselip bir yerlere gelenler var,dolayısıyla devlette. İran dan buraya öğrenim için gelen Azeriler , Farsların ayrımcılık yaptıklarını söylüyorlar.Bildiğim kadarıyla İranda resmi ideoloji Fars Milliyetçiliği değil, Şii İslamcılık. Ben diyorum siz Şia sınız, Farslar da Şia o halde sorun ne? Burada milliyet devreye giriyor diyorlar. 2006 yılında İran da bir gazete Azerileri böcek olarak karikatürize etmiş ve Azeriler ayaklanmış. İran devleti de olayların üzerine sert gitmiş. Kişisel görüşüm Azerileri ABD gazlıyor, keza Kürtleri de. Bu ülkede Kürtlerin durumu farklı, Şii de değiller.
    Türkiye devleti Ekodok’un ortaya attığı gerçeklerin farkındadır. Biz bile görübiliyoruz buradan, o deneyimli devlet adamlarımız nasıl göremez. Bizim durumumuz Çekoslavakya veya Yugoslavya gibi değil. Belçika gibi diyenler olabilir. Belçika önceden üniterdi, şimdi federalimsi bir yapı var. Valon-Flaman birlikteliği. Bu yapı ayrılmaya doğru gidiyor. Ancak burada şu fark var, ne Valonlar, ne de Flamanlar şiddete başvurmuş. Ülkenin horozları Flamanlar, biz bu Vallonlarla refahı paylaşmak istemiyoruz, ayrılırsa ayrılsın bunlar diyor. Türkiyenin yaşadığı problemler benzersiz, eşsiz değil. Başka ülkelerde de var. Türkiye yaşadığı sorunlar açısından İspanya ‘ya benziyor, ama benim gönlümden Bulgaristan çözümü geçiyor. (Bulgaristandaki Türk Milliyetçiliği ayrılıkçı değil ve nedeni coğrafi sınırları belirgin değil) . Bu arada Türkiye Malezya olur mu:) Oligarşiye ve bürokrasiye Müslümanlar hakim, zanaat ve ticarete gayri muslimler şeklinde bir model.

  24. Bulent Murtezaoglu - 25 Eki 2007 - 6:52 pm

    No bey,

    Bu arada Türkiye Malezya olur mu:) Oligarşiye ve bürokrasiye Müslümanlar hakim, zanaat ve ticarete gayri muslimler şeklinde bir model.

    Bu modeli Malezya’dan mi biliyorsunuz? Daha yakin bir yerlerde de boyle bir durum olmus olmasin? (Tabii buradaki oligarsi tam kimdi onu ben pek bilmiyorum.)

    En azindan Istanbul filan icin nufus dagilimini bulabiliyorum ama kalanini bilmiyorum. 1923′te varlik dagilimi neymis memlekette, okur yazarlarin ne buyuklukte bir kismi Muslumanmis diye bir bakan oldu mu? Bunu nereden nereye gelindigini anlamaya da yaratabilecegimizi dusunuyorum. ‘Onlari nasil yolladik oh oh nereden nereye’ baglaminda degil tabii, kalan insan kaynagi neymis diye anlamaya calismak icin.

  25. Mister No - 25 Eki 2007 - 7:49 pm

    “Tabii buradaki oligarsi tam kimdi onu ben pek bilmiyorum.”
    Ben de emin değilim. Bize yakın bir oligarşi var, hem de çok yakın. Bizim bürokrasi tatlı su müslümanlarından oluşuyordu, şimdi tuzlu sulara doğru evrilmekte. Bu tatlı su müslümanları hem laik , hem Müslüman olunur felsefesini benimseyegelmişler. Razamanda oruç tutar, bayramda içki içerlerdi.

    “kalan insan kaynagi neymis diye anlamaya calismak icin.”

    Kalanlar mı bürokratik, askeri sınıf.

  26. Bulent Murtezaoglu - 25 Eki 2007 - 7:51 pm

    Buralarda bazi Bati Avrupa ulkelerinin bizim (mevcut ve gecmisteki) ic karisiklardaki rolu cok konusulmaz ama en azindan Muzmin beyin buna bazen temas ettigini biliyorum. Mahir Kaynak da arada sirada olan olaylardan sonra ‘bakin birileri ayaginizi denk alin ben bunu yapabilirim size diye hatirlatiyor’ mealinde seyler yazar. Bunlarla alakali buldugum, daha bilinen yerlerde basilmayan turden ve biraz ucuz uslupla yazilmis bir Belcika karisikligi haberinden bir alinti yapayim:

    Belgium’s Muslim population consists mainly of Moroccans and Turks. In the past rioting Muslim youths were mostly Moroccans. The Turkish community is controlled by the Turkish embassy. The latter used to restrain the Turkish population so as not to upset the Belgian authorities and thwart Turkey’s chances of EU admission. This policy seems to have changed recently. In Antwerp, too, Turkish youths demonstrated tonight.

    Ben dogru mudur bilmem. Oralardan burayi okuyan varsa belki dogrusunu anlatir bize.

  27. Mister No - 25 Eki 2007 - 7:52 pm

    Müslümanlar gayri-müslimler ayrımını Müslümanlar Laikler şeklinde yapmalıydım karışmış. Hem Müslüman hem laik olunmaz teorisi geçerli. gayri Müslimler de yanlış olmaz. Kendileri gelmiyor ama doğrudan yabancı yatırımlarla girişimcilikleri geliyor, karları gidiyor. Özel sektöre hakim olmamaları hayal değil.

  28. Bulent Murtezaoglu - 26 Eki 2007 - 12:00 am

    No bey,

    Farslar ve İrandaki Azeriler Şii oldukları için aynı otoriteyi kabul ediyorlar.

    Hayal meyal hatirliyordum, simdi vaktim oldu tam olmasa da teyid ettim. Azerbaycan ile ilgili Ozal’in onlar Sii biz Sunni diye baslayan ve onun icin biz bir sey yapmayiz diye giden bir sozu vardi galiba. Tam ne dedi hatirlamiyorum, bizdeki tirnak icinde soz nakletme islerine de guvenmedigim icin nette gorduklerimden emin olamadim. O zamanki laklak mekanimizda 1990 itibariyle neler konusulurmus, ABD’de konferanslar duzenlenirmis diye de fikir veren bir konferans raporu buldum bu vesileyle, belki birisinin ilgisini ceker:

    http://groups.google.com/group/soc.culture.turkish/msg/aaedc0a7f25d26f5

    Fethi beyin yakin zamanda oralara gitmis tanidiklari var, belki simdi de soyle oldu soyle dusunurler filan diyebilir?

  29. FST - 26 Eki 2007 - 9:50 am

    Bülent Bey,

    Fethi beyin yakin zamanda oralara gitmis tanidiklari var, belki simdi de soyle oldu soyle dusunurler filan diyebilir?

    Ben kendim de Azerbaycan’a gittim, epey kaldım da. Bu din meselesi bugün bağımsız bir ülke olan Azerbaycan Cumhuriyetinde İran’a göre daha farklıdır. Mister No’nun söylediği “İran örneği benim de aklıma geldi,teokratik bir devlet olduğu için dışarıdan bakılınca Farisi-Azeri- Kürdi hepsini birarada tutuyor.” ifadesine de ihtiaytlı yaklaşmakla birlikte (Kürtlerin şiilik oranını bilmiyorum) doğruluk payı olduğunu söyleyebilirim. Yalnız İran’da Türklerin içindeki milliyetçi hareket 1946 yılı konjonktüründe müstakil bir devlet kurmaya kadar gitmiştir ve yine bahsedilen geçen seneki Tebriz olayları, Türklerin ister ABD fişteklesin, ister başka vesileyle olsun içlerinde küçümsenmeyecek bir milli duygu barındırdıklarını gösteriyor.

    Bir de Azeriler topraklarına, dillerine, insanlarına çok tutkuludurlar, özellikle İran Azerilerinin çok temiz bir Türkçeleri vardır. Hassasiyet konusunda da şunu söyleyeyim, Kuzey Azerbaycan’da bulunduğum sırada Tebriz’de Türkleri hamamböceği gibi gösteren karikatür yayınlanıp insanlar ayaklandığında Bakü’de de epey gürültü oldu. Ancak Bugün Azerbaycan devletinin Güney (İran) Azerileri ile birleşme vs. konusunda çok ihtiyatlı bir duruşu var, İran Azerilerinin de birleşmeye sıcak bakmadığını biliyorum. Bu farklı bir konu.

    Konumuzla ilgili kısmına gelirsek, Şiilikteki sünniliğe göre daha kesin ve katı devlet yönetimi biçimi, imamlık vs. buna inanan insanı milliyetinden önce dizginler. Ancak Türkler konusunu ciddiye almakta yarar var, İran’da Azeri sayısı rivayetlere göre nüfusun yarısına kadar çıkabilmektedir. Bunun bir kısmı abartma bile olsa 25-30 Milyon Türkçe konuşan insandan söz ediyoruz. Bu insanların Türkçe eğitim alması yasak ama Türkçe şiirler, yazılar elden ele dolaşır, nesilden nesile Türkçe hiç zedelenmeden aktarılır. Günümüzün dünyasında Şiilik gibi katı ve efsanelere dayalı bir görüşün devlet sistemi olarak sürdürülebilmesi kolay değildir. Ben İran’ın geleceğini çok sağlıklı görmüyorum.

    Dolayısıyla bizdeki Kürt hareketine benzer bir şeyin orta vadede İran’ı beklediğinden söz etmek abartı olmaz. Üstelik İran’da Türk nüfus ve kültürel birikimi bizdeki Kürtlerden çok daha fazladır. En azından Türkiye, Kuzey Azerbaycan, Türkmenistan gibi büyük bir hinterlandı var. İran Kürtleri de yarın bu tür hareketlenmeler sırasında 1946′da olduğu gibi kolaylıkla bağımsızlık davasına kalkacak, onlar da o zamana kadar tecessüm edecek Kuzey Irak vs. Kürt devleti ile temasta olacaktır.

    Hasılı milliyetçilik çok güçlü bir duygudur, hele de insanlarda azınlık, ezilme, sindirilme durumları varsa. Kürtler, İran Türkleri bizim ilgi alanımızdadır, bunları bilmekte fayda var.

    Şu linkte İran’da geçen yıl ayaklanan Türklerin resimler var, hiç de öyle Şiilik bağıyla filan tutulacak gibi bir manzara değil. Bu iş zincirleme provokasyona bakar. Tebriz İran’ın için Diyarbakır hükmündedir desem yanılır mıyım bilmem.

    Şu da Kuzey Azerbaycan’da komünizm sonrası dini analiz eden bir makale:

    http://meria.idc.ac.il/journal/2005/issue4/jv9no4a1.html

    Bu da bahsettiğiniz arkadaşın sitesinden notlar:

    http://bakunotlari.blogspot.com/2006/01/gnlk-hayat.html

    Başka linkler
    http://www.azsam.org/modules.php?name=News&file=article&sid=78
    http://www.azsam.org/modules.php?name=News&file=article&sid=186
    http://guneyazerbaycankurtsorunu.blogcu.com/
    http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran_T%C3%BCrkleri
    http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran_Karikat%C3%BCr_Krizi
    http://www.gamoh.org/
    http://www.gunaz.tv/donations.html
    http://www.youtube.com/watch?v=VfWS83Rfd5Q
    http://www.youtube.com/watch?v=ukn9tRr7NLE
    http://www.youtube.com/watch?v=RX8Ot_pxsk8

    Böcek karikatürü üzerine yollanan videoya gelen tepkilerden:
    http://www.youtube.com/watch?v=umbuJdzEaUE

    arashm77 (4 hours ago)

    People from Azarbaiejan are my brothers and sisters, but do not think even for one sigle second that you can threaten Iran’s unity. All Iranians will stay side by side and defend their beloved countries against all their enemies…Payande Iran…

    TabrizAzerbaijanTurk (1 day ago)

    mtbayat: I am from Tabriz-Azerbaijan. Turkish blood flows in my vains! We are proud Turks! The ones who have governed Iran for 1000 years! There is a saying that; a Persian would give his arm to one day wake up as a T U K K!

    traogli (3 days ago)

    haha azeris are the biggest gypsies
    but nice clip

  30. FST - 26 Eki 2007 - 10:04 am

    Şunu da ekleyeyim

    Azerbaycan Milli Hükümeti, İran 1946

    http://www.youtube.com/watch?v=QgSTgXT_QG4
    http://www.youtube.com/watch?v=Rt8tG1uM1yY

    Stalin bu tarihte “8 Milyon Türk için 3. Dünya Savaşı çıkaramam” diyerek Rusya’ya katılmak isteyen Güney Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini Kuzeydeki Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreteri Bağırov’un girişimlerine rağmen İngiliz ve İran birliklerine teslim etmiş feci bir katliamla bu hareket bir yıl içinde sona ermiştir.

    O günleri yaşayanlar ve çocukları hala ortada iken İran’ın birliği ve bunun sağlamlığından söz etmek belki kısa vadede geçerli olabilir. Orta vadede bölge çok şeye gebe. (Bu arada müzik, insanı silahı kapıp bağımsızlık mücadelesine teşvik ediyor sanki)

    Şu da Savunma Marşıymış: http://www.youtube.com/watch?v=NbKX-6WRtRo

    Bir iki link daha var:

    http://www.youtube.com/watch?v=TiD4ibyiDUs
    http://www.turkcubirligi.org/printthread.php?tid=148
    http://www.tebrizinsesi.com/

  31. FST - 26 Eki 2007 - 10:45 am

    Bunca siyaset üzerine bir de ülke reklamı vereyim:

    http://www.youtube.com/watch?v=8IC56jb_Hr4

  32. Ece - 05 Kas 2007 - 1:22 am

    Bugünlerde, “eğer kürt kızı olarak dünyaya gelseydim, dağa çıkar mıydım?” diye düşünüyorum sıkça..

  33. […] babayiğitlere soracağım soruyu herhalde şimdiden tahmin ediyorsunuzdur. Kürtler konusundaki yazıya gelen yorumların birinde bu konu açılınca şunları yazmışım: […] Ben kendim de […]

  34. BirBilgi - 27 Ara 2007 - 6:08 am

    Sitede emegi gecen herkese tesekkurler

    http://www.1bilgi.com

    Sizleride sitemize bekliyoruz

    Nice yillara…

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş