Facebook’un Faydaları
FST 23 Ekim 2007
Geçenlerde söylemiştim, Facebook’a üye oldum, zannedildiği gibi fazla zaman da harcamıyorum ama birkaç eski dost ile karşılaşmama vesile oldu, akıllı adamlar gördüm, ümitlendim. Bir de gözden kaçan karikatür, video filan bunlardan da eş dost sağolsunlar haberdar ediyorlar. Sonra gruplara üye oluyorsunuz, ilginç şeyler. Mesela “Ama’nı da al git” grubu var, güzel bir buluş olmuş. İzlenimler de lüzumsuz gruplar içinde yerini aldı, sağolsun 25-30 kişi grubu ayakta tutuyor. Süleyman Demirel de unutulmayıp yadedilen büyüklerimizden. Bir karikatür var, epeydir şuraya aktarayım diyorum, “Sünnet Siyasal Simgedir, Yasaklansın” grubunda gördüm. Başka şey de var, isteyen gidip bakar.
Yine, sevgili bir dostumuz haberdar etti, Fatih Terim hocamız “ders almam veririm” derken futbol dışında İngilizce pratik derslerini de kastediyormuş. Aşağıdaki linkte Fatih hoca cidden zor bir işi başarıp yedi düvele İngilizce dersi veriyor, öncelikle cesaretinden dolayı kendisini tebrik ediyorum, bir de yarım yamalak ingilizcemle ne demek istediğini anlayamadım, çözebilen bilgilendirirse “dersi” almış olurum.
Bu arada federasyonun Terim’e tam destek vermesi de güzel olmuş, adama baksana tüm dünyaya ders veriyor, biz kimiz ki onu eleştirelim. Bu arada konuşmayı ağzınızda çay varken izlemeyin, ben ekran ve klavyeyi temizlemeye çalışıyorum. Bir de Terim’in İtalyanca dersi var, global dedik ya, anlayın işte. Üstelik eğer sallamıyorsa epey akıcı konuşuyor.
(Not: Bir ingilizce dersi de şurada var.)

Karikatür süper.
allah iyiliğinizi versin
sadece bu konu için değil bütün sayfanız için. vallahi içim aydınlanıyor sizi okurken.
Facebookne yahu? geçen, 18 yıllık bir arkadaşım , kolları göğsünde çapraz sırıtanbir resminikoyduğu bir mail atıp.. falanca sizi facebooka ekledi diye haber etmiş. Ben de ” de get la! Virüs mü yolluyor bazı hergeleler!?” diyerk bu gavurca icadıdoğrudan çöpe yolladıydım. Hakkat bu nedir, börtüye böceğe bir faydası var mıdır?
“eşzamanlı hac provası”
http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=26169
bir de yarım yamalak ingilizcemle ne demek istediğini anlayamadım, çözebilen bilgilendirirse “dersi” almış olurum.
Simdi bakabildim buna, ‘tabele’ kismi haric yabanci Ingilizcesine alisik birinin deneni anlayacagini dusunuyorum. Turkce konusurken de cok manali laflar etmiyor kendisi buyuk ihtimalle.
Bu lisan bizim icin zor (burada bayagi zaman gecirmis bazi yabancilarin konustugu Turkce’ye bakarsaniz zorlugun karsilikli oldugunu goreceksiniz). Tercuman kullanabilirdi tabii ama biraz ugrassa boyle de olur bence.
Ben devleti temsil eden insanlarin Ingilizce konusmaya calismalarindan hoslanmiyorum asil. Aksan filan degil aklimdaki, daha komplike cumle yapilarini kullanacak ve akillarindaki manayi yakalayacak kadar dile hakim olmadiklari, ve herhalde bunun farkinda olduklari icin ancak bildikleri kadar konusuyorlar. Belki az yanlisla konusuyorlar ama demek istediklerinden ziyade demeyi bildikleri arasinda asil demek istediklerine — kendilerince — en yakin lafi etmis oluyorlar. Tercuman kullanmalari o yuzden daha iyi olabilir. En azindan benim icin Ingilizce bilgisi, okumak, dinlemek, yazmak, konusmak sirasiyla azaliyor. Herhalde makul sira da bu. Ingilizce bilgileri muhatabi anlamaya, tercumanin hata yapmadigindan emin olmaya da yarayabilir — yine faydali olur.
Bülent Bey,
Muhtemelen. Ama kamera yabancı spor muhabirlerinin suratına tutulmamış, acaba adamların yüz ifadeleri nasıldı? (Bu arada yeniden gülmeye başladım, kusura bakmayın 3-4 gündür ara ara gülme nöbetine yakalanıyorum)
Evet, bir spor adamının en derin söyleyebileceği laf “bu maçı unuttuk önümüze bakıyoruz”, “her maça final havasında çıkıyoruz” gibi veciz şeylerdir. Orası öyle. Tabii Fatih Hoca bu konuda biraz daha aşmış olabilir.
Evet, Türklerde genetik bir arıza ihtimali üzerinde duranlar varsa da doğru olabilir dediğiniz. Uzun zaman dışarıda yaşamadan öğrenmek kolay olmuyor. Hatta uzun zaman dışarıda yaşayan bir Türk’ün çevresinde yarım yamalak Türkçe konuşan yabancı kavim mensuplarıyla karşılaşmak daha büyük bir ihtimal bile olabiliyor.
Herhalde buradaki kilit nokta “biraz uğraşsa” bölümü. Fatih hoca neredeyse hiç uğraşmışa benzemiyor. (Yine krize giriyorum)
Aynen. Nitekim Abdullah Gül artık resmi görüşmelerde tercüman kullanacakmış, geçenlerde biryerde yazıyordu. Ali Babacan’ı dinledim geçenlerde, bence iyi değil ingilizcesi. Yani resmi görüşmeleri yürütürken problem yaşanabilir. Mesela ben “hoşgeldin beşgittin” dışında resmi olarak anadilim dışında konuşmak istemem. Sizin gibi hayatıdışarıda geçmiş olanlar kelimelerin, cümlelerin arkaplanını da bilir belki ama bu herkes için geçerli değil.
Benim bilgim tam da bu sıraya uygun. Okurum, dinlediğimi anlarım, iyi kötü yazarım, işimi görecek kadar da konuşurum. Fatih hocanın hallicesi diyeyim. (Yahu gene tutamıyorum kendimi)
Bu da doğru bir tespit.
Fethi bey,
Nitekim Abdullah Gül artık resmi görüşmelerde tercüman kullanacakmış, geçenlerde biryerde yazıyordu.
Kizayim mi uzuleyim mi ne yapayim bilemiyorum bunlari duyunca. “Artik” demek, oyle mi? Herhalde dogru karar ama Gul hakikaten son bes sene tercumansiz yaptiysa yaptigi isleri, ne dusunmeli bilmem. Emin misiniz bu ‘artik’ kismindan? Bir suru politikaci ‘iyi Ingilizce biliyorum’ diye dolasiyor ama bunun dogru olmadigini tahmin ediyorum. Acaba bir sekilde bir iyi gorunme cabasi icin abartma midir bu, yoksa hakikaten kendilerini tartamazlar mi diye de merak ediyorum. Ana dili Turkce olan birinin ozellikle konusma baglaminda Ingilizcesinin kuvvetli olmamasi — hele memleket sartlari ve diller arasindaki fark goz onune alininca — ayip degil. Keske bu ve benzer islerde daha durust olunabilecek bir ortamimiz olsa, bilmiyorum, yapamam, cahilim, anlayamam filan kolayca denebilse.
Sizin gibi hayatıdışarıda geçmiş olanlar kelimelerin, cümlelerin arkaplanını da bilir belki ama bu herkes için geçerli değil.
Bilmek anlamaya fayda ediyor kanusmaktan ziyade. Disarida yasarken etrafim hep yabanci oldugu icin belki alisik oluyorum ama simdi burada birkac sene durduktan sonra gitsem rahat konusmam en az uc bes hafta alir herhalde. Bunun boyle oldugunu telefon etmem gerektiginde anliyorum, telefonda bir durup ‘yahu nicin agzimdan laf cikmiyor? Allah Allah, nasil yapiyordum ben bunu?’ diye dusundugum oluyor. Uc bes sene hic top tepmeyip bir de yaslanip sonra sanki her gun oynuyormus gibi sahaya cikmaya benziyor bu biraz (onu da yaptim, benim kadar istemeden canlarini yaktigim adamlar da pisman oldular). Dilleri ogrenmeye ve konusmaya daha yatkin/kabiliyetli olanlar daha rahat. Benim oyle bir ablam var, oradan biliyorum.
Bülent Bey,
“Artık” ile ilgili haber okuduğumdan eminim. Cumhurbaşkanı olduğu günlerdeydi.
Yalnız sayın cumhurbaşkanının daha önce de tercüman kullandığını şimdi düşününce hatırlıyorum. Hatta önemli bir toplantıda eksik tercüme yapan hanım mütercimi “lütfen benim söylediğim şekilde ve tam olarak çevirin” diye ekran karşısında uyardığına bizzat şahit olmuştum.
Belki de devlet adamları hazır metinleri ingilizce okuyabilir ama tartışma, soru cevap bölümlerini mütercim yardımıyla sürdürebilir demek daha makul (ki böyle yapılıyor da olabilir büyük ölçüde). Ancak bazı genç siyasiler yurtdışı gördük hevesiyle buna ihtiyaç duymuyor galiba.
[…] Terim’in ingilizce olarak yabancı spor medyasına hitaben yaptığı konuşma efsaneleşmek üzereyken, daha geçen hafta Fatih hoca hızını alamayıp Yunanistan maçını da canlı yayında ingilizce […]
[…] Facebook, Cografya, Norvay Travel, İspanyolca, NTV’den terbiyesizlik, Kabak tadı, Kır Emri, Norveç […]