Balatayı Sıyırmayın da

FST 28 Ekim 2007

crc-fren-02.jpgÖğretmenler günü yaklaşıyor, önümüzdeki ay kafamız epey şişecek, bir sürü zırıltı dinleyeceğiz. Ben şimdiden talim yapayım diye gözüme takılan bir haberi aktarayım dedim. Habere göre Bakan Çelik öğretmenlerin eş durumundan tayini ile ilgili bir “frenden” bahsediyormuş. Şöyle deniyor:

Öğretmene Tayin Freni

[…] bundan böyle ‘özür’ (ya da eş) durumundan il ve ilçe milli eğitim emrine öğretmen ataması yapılmayacağı bilgisi de veriliyor. Atamalar norm kadro açığı bulunan kurumlara doğrudan yapılacak, alanında açık bulunmaması veya hizmet puanı yetersizliği nedeniyle ataması yapılamayanların ise aylıksız izinli sayılmaları istenebilecek.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Danıştay’a iptal davası açılan ‘Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine’ dayanarak yapılan uygulamanın haksız ve adaletsiz olduğunu düşünüyor. Dinçer, eş durumuna dayalı tayinlerin aile birliğinin korunması açısından anayasal hak olduğunu hatırlattı ve şöyle devam etti:

“Kazanılmış haklar ortadan kaldırılıyor. ‘Eşinin görev süresince ücretsiz izinli kal’ demek doğru bir yaklaşım değildir. Evlenmeleri suç mu? Okul havuzunda tutulup, üceretleri verilebilir. Sendika olarak biz bu tutuma direniriz.”

Örneğin Kars’ta görev yapan biyoloji öğretmeni ‘eş durumu’ nedeniyle Ankara’ya atamasını istedi. Mevcut sistemde bu öğretmen il ya da ilçe milli eğitimin emrine veriliyordu. Milli Eğitim Müdürlüğü de biyoloji öğretmen açığı bulunan bir okula atamasını yapıyordu. Biyolojide açık yoksa Milli Eğitim Müdürlüğü’nde oluşturulan havuzda ataması yapılana kadar bekliyor, bu sürede de maaşını alabiliyordu. Yeni sisteme göre, Kars’taki biyoloji öğretmeni Ankara’da bu alanda açığı olan okula hizmet puanı dikkate alınarak doğrudan atanacak.

Eğer istediği yerde biyoloji öğretmen açığı yoksa, hizmet puanı tutmuyorsa, ya da ataması yapılan okula gitmek istemiyorsa Bakanlıkca ücretsiz izinli sayılabilecek.

Şimdi doğru mu anladım ben? Yani bir öğretmen sırf eşi bir yere tayin olunca yanında gidiyor ve orada branşı yoksa “havuz” denen bir yerde bedava yatıp aylık mı alıyor? Yahu biz de şurada boşa blogculuk yapıyoruz, kadrosuz cami imamı gibi izleyicilerin bağışıyla kıt kanaat geçiniyoruz, bir öğretmene yamanmak varmış zamanında. Yalnız sendika temsilcisini de takdir etmek lazım. Ne efelenmiş be, direniriz, mireniriz. “Evlenmeleri suç mu”ymuş. Lafa bak, Fatih Terim’in aklına gelmez şu mantık. Bedavacının mazereti de hazır “aile saadeti bozulmasın”. Memleketin yarısı fukaralık sebebiyle insanlıktan çıkmış, ballı börek memuru biyoloji, din kültürü vs. öğretmeni havuz sefası sürsün diye edebiyat yapıyor. Aile kurumunu o kadar düşünüyorsa sendika topladığı parayla ücretsiz izinli öğretmene versin. Yok, onunla makam arabası, eğitim tatili sefası sürülecek. Kadro yoksa yapmayacak efendim, maaşını da almayacak, bu ne be. Bunların bir de sürekli rapor alıp işe gitmemeleri vardır ki, Köroğlu Destanı olur yazsam.

Telekom sendikacısıyla öğretmen sendikacısını fiber optik kabloyla Kuzey Irak’a kadar kovalamak lazım, PKK kesildiler başımıza. Nedir bu tuzu kuruların şımarıklığından çektiğimiz? Edepli memura ses eden var mı, adam gibi yap öğretmenliğini, 3 kuruşunu al sesini çıkarma, elini öpeyim. Heriflerin, kadınların ek ders, derece, kademe, torpil, tayin, eş durumu, aş durumu, havuz problemi dışında dertleri yok. Ha, bir de sıkılınca öğrenciye terör uygularlar. Neyse ağzımı açtırmasınlar, daha Kasım ayı var önümüzde, barutu bitirmeyelim.

Öte yandan, Milli Eğitim bakanı bence boşa şov yapıyor. Devlet memuruna cenabı Allah dışında kimse söz geçiremez, o da ancak canını alabilir. Hele öğretmen dedin mi biraz daha düşüneceksin. Bunlara sırf resmi ideoloji memurluğu sebebiyle para verildiğinden bir tür asker, polis de sayılırlar. Dua edin çift kat maaş istemediklerine. Ne Mili Eğitim bakanı ne başbakan bunlara diş geçiremez. Öyle “tayin freni” filan laflarını boş verelim. İsterse bassın frene, görelim bakalım ortada balata filan kalacak mı? Bakan boş atıyor, keşke haksız çıksam da ücretsiz izin işi gerçekleşse ama ülkeyi AKP değil her görüşten, dincisinden komünistine memur dayanışması yönetiyor. Bunlarda gram insaf olmaz, menfaat şebekesidir.

Habere gelen yorumlarda makul bir iki öğretmene de rastladım, aferin, her kurumda akıllı adam çıkıyor ama sayıca azlar. Bir de bu durum sadece öğretmene değil, polis, asker vs. için de geçerli olmalı, onların eşleri de öğretmen ise ücretsiz izne ayrılmalıdır. Gerçi ben ne diyorum, sanki olacakmış gibi.

Öğretmenler filan demişken, geçenlerde blog açtı dediğim bir akademisyen arkadaş tutup kariyer yazısı yazmış, gelen bir yorumu görünce “iki dakikada ortalığı karıştırmışsın, ne beceriksiz adamlar var, gel biraz ders al, Fatih Terim değilsin ya” diye düşündüm. Bizim hoca tutup kariyer yazısında öğretmenlikle ilgili iki laf etmiş, bu yazıyı da Balıkesir’de bir öğretmen beğenip okulun panosuna asmış. Bunun üzerine öğretmenler odasında “vay, bize hakaret eden yazıyı nasıl asarsın” diye kavga çıkmış. Hatta yorumda “isyan” filan deniyor. Bir iki öğretmen de “helal olsun, adam doğruyu görmüş, hiç debelenmeyin, içyüzünüz açığa çıkmış bozuluyorsunuz” diye keyfolup sigara tüttürmüşler. Şu linkte var. Yahu hocam seni bıraksak ikinci bir yazıyla memleketi birbirine katarsın, her doğru heryerde söylenir mi? Esselamü aleyküm kör kadı misali. Bak biz burada başımızı belaya sokmayalım diye usturuplu laf çevirmenin cambazı olduk, yakında Fatih Terim ile Medrano sirkine çıkacağım. Neyse, Balıkesirli öğretmenin yorumunu da vereyim:

 

Sayın hocam

ben balıkesirde bir anadolu lisesinde psikolojik danışman olarak çalışıyorum.

yazınızı hürfikirler sitesinde okudum çok beğendim öğrencilerine meslek, kariyer seçiminde yardımcı olan birisi olarak yazıyı okul müdürünün de sözlü onayı ile son sınıf öğrencilerinin sınıf panolarına yapıştırdım.Aradan 2-3 gün geçmişti ki bir öğretmen arkadaşım bir hışımla büroma daldı.”benim liberal düşünclere sahip biri olduğunu bildiğini ancak böyle bir makaleyi sınıfa asamayacağımı izin alıp almadığımı sordu.Yazıda öğretmenlik mesleğini küçültücü ifadelerin yer aldığı ısrarla vurguladı” Ayrıca öğretmenler odasında büyük bir isyan çıkmak üzere imiş.Ben yazının ana fikrinin ne olduğunun açık olduğunu anlatmaya çalıştım.yaklaşık 1-2 gündür sanırım herkes bu yazıyı arıyor beni eleştirmek fırsat kolluyorlar.

Ancak bazı öğretmen arkadaşlarım diğerlerine katılmayarak yazıda yanlış bir şey olmadığını belirtmişler.

ben olanlardan sonra üç nokta ilgimi çekti

1-Maalesef eğitimcilerin önemli bir kısmı öyle sabit fikirlerle dolularki değişen dünyayı anlamaları yıllar alacak.
2-meslek ve kariyer seçimi ile eğitim arasındaki ilişki hala devlet merkezli olduğu inancı kesin kabul ediliyor.
3-muhtemelen bazı öğretmenler “canım öğretmen olun devlet iş vermek zorunda” gibi mesajlar veriyor günün birinde bunun böyle olmayacağı söylenirse aşırı bir direnç gösteriliyor. bir nokda devlet memurluğunun zor iş olduğu palavrası var…

bu tür yazılarınza devam etmenizi dilerim

saygılarımla..

Güncelleme, 29 Ekim, Milli Eğitim “yok öyle şey ne demek, siz yanlış anlamışsınız” diyerek haberi yalanlamış, beni de doğrulamış. Malımı bilmez miyim. FST.

23 Yorum

  1. Muzmin Anonim - 28 Eki 2007 - 9:20 pm

    Fethi bey,

    “Kazanılmış haklar ortadan kaldırılıyor. ‘Eşinin görev süresince ücretsiz izinli kal’ demek doğru bir yaklaşım değildir. Evlenmeleri suç mu?

    Okul havuzunda tutulup, üceretleri verilebilir. Sendika olarak biz bu tutuma direniriz.”

    Örneğin Kars’ta görev yapan biyoloji öğretmeni ‘eş durumu’ nedeniyle Ankara’ya atamasını istedi.

    Mevcut sistemde bu öğretmen il ya da ilçe milli eğitimin emrine veriliyordu.

    Milli Eğitim Müdürlüğü de biyoloji öğretmen açığı bulunan bir okula atamasını yapıyordu.

    Biyolojide açık yoksa Milli Eğitim Müdürlüğü’nde oluşturulan havuzda ataması yapılana kadar bekliyor, bu sürede de maaşını alabiliyordu.

    Yeni sisteme göre, Kars’taki biyoloji öğretmeni Ankara’da bu alanda açığı olan okula hizmet puanı dikkate alınarak doğrudan atanacak.

    Eğer istediği yerde biyoloji öğretmen açığı yoksa, hizmet puanı tutmuyorsa, ya da ataması yapılan okula gitmek istemiyorsa Bakanlıkca ücretsiz izinli sayılabilecek.

    Memleketin yarısı fukaralık sebebiyle insanlıktan çıkmış, ballı börek memuru biyoloji, din kültürü vs. öğretmeni havuz sefası sürsün diye edebiyat yapıyor.

    Aile kurumunu o kadar düşünüyorsa sendika topladığı parayla ücretsiz izinli öğretmene versin.

    Yok, onunla makam arabası, eğitim tatili sefası sürülecek.

    Kadro yoksa yapmayacak efendim, maaşını da almayacak, bu ne be.

    Acikta kalan –ucretsizi izne ayirilan– kisinin maasinin sendikaca odenmesi bana da daha makul bir cozum gibi geliyor…

    Orasi oyle de, bu durumda, sendikalarin kaynaklarinin yeterli olup olmadigina bakmak gerekiyor. Bana pek de yeter gibi gelmiyor oldugundan, bir sonraki toplu sozlesmede ortaya cikacak taleplerden birisinin de bu konuda yeterlik kazanmalari icin ucret artisi olacagini dusunuyorum: Ogretmenler Sandigi vb gibi bir seye katki talebi vb.

    Bunların bir de sürekli rapor alıp işe gitmemeleri vardır ki, Köroğlu Destanı olur yazsam.

    Evet. Bunun ne denli esnek oldugunu daha gecenlerde gordum…

    Baska bir sehirdeki bir arkadasima bir iki gunlugune misafir olmak istedim (evlerinde degil, otelde kalarak misafirlikten bahsediyorum; boylesi benim icin daha rahat oluyor). Arkadasimin esi ogretmendi. Gelmeden bir-iki gun once haber vermemi istemistiler; bana da garip gelmisti (o kadar ‘agir misafir’ degildim, olmak niyetim de yoktu). Meger, esi rapor alacakmis.

    Nitekim de oyle oldu. Ben iki gunlugune oradaydim. Esi ise 4 gunluk rapor almisti.

    Gerek var miydi?

    Bence hayir.

    Bu kadar kolay rapor alinmali miydi?

    Bence yine hayir.

    [PS: Son bir kac yazida deginilen konularda haksiz oldugunuzu dusunMEmekle beraber, yazilarin tonu alisilmadik derecede biraz fazlaca caustic olmus gibi.. Biraz dinlenmek gerekiyor mu acaba diye sormadan edemedim..]

  2. FST - 28 Eki 2007 - 10:09 pm

    Müzmin Bey,

    yazilarin tonu alisilmadik derecede biraz fazlaca caustic olmus gibi.. Biraz dinlenmek gerekiyor mu acaba diye sormadan edemedim…

    Evet, biraz rapor almak lazım galiba, sizin şu ahbabın tanıdığı doktoru bir bulsak iyi olacak :)

    Öte yandan ben öyle hissetmemiştim, baktım, son yazıda (ve belki telekomda) ipin ucu biraz kaçmış görünüyor. Sanki Fatih Terim de asabımı bozdu, futbolla ilgili olduğumdan değil, nelerle uğraşılıyor anlamında.

    Bakalım. Yorum gelirse onunla oyalanırım bir süre.

  3. Bulent Murtezaoglu - 28 Eki 2007 - 10:32 pm

    Muzmin bey,

    Bu kadar kolay rapor alinmali miydi?

    Bence yine hayir.

    Vatandaslik/sadakat yeminleri isindeki gibi uzman beyan ve imzasi da manasizlasti diye dusunuyorum ben bunlari duyunca. Bu hallerin genel bir ismi var mi acaba?

  4. Muzmin Anonim - 28 Eki 2007 - 11:14 pm

    Bulent bey,

    Bu hallerin genel bir ismi var mi acaba?

    Var galiba… Ben olsam, buna ’sahipsizlik’ derdim..

    Sahipsizlik…

    Su anlamda sahipsizlik:

    Prosesin icindeki herkesi anlik mutlu eden, rahat ettiren; fakat nihai anlaizde herkesten (prosesin kendisinden) bir seylerin calindigi haller/uygulamalar vardir. Bu tur durumlarda, birilerinin cikip ‘ne oluyor yahu!’ filan deyip, bu tur arpaliklari engelleyebilmesi gerekiyor.

    Bunu mesru bir sekilde yapabilmenin karsiligi da ’sahip’ olmaktan geciyor..

    Demokrasilerde, ya da kurumsallasmis yapilarda, bunun olmasi cok zor. Herkesin bir oyu ya da belli bir yetkisi varsa, bir digeri ile esit ya da ona esit sayilabilecek bir tehdit unsuru olmasi halinde, dedigim sekilde ‘ne oluyor yahu!’ filan demesi cok zor. Cunku, alacagi cevap ’sen de kim oluyorsun!’ olabiliyor. O noktadan otesi ise sadece gurultu.. yani, cozumsuzluk.

    Yillardir kendi calistigim osyeri dahil, kurumsallasma dedikleri seye de bu yuzden itiraz ettim. Kurumsallasma demek sahipsizlik anlamina geliyor cogu zaman cunku.

    Daha gecen gun, kurumsallasmis filan olduguna, dolayisi ile daha ciddi olacagina, kaliteli olacagina kanip Tepe Mobilya’dan birseyler aldim. Almaz olaydim. Daha teslim aninda, urun arizali cikti. Teslim edemediler. O noktadan sonra, iki ay boyunca onlarin 444 nolu ‘Musteri Iliskiler’ dedikleri konu mankenlerinden olusan lagaluga departmaniyla konustuk.

    Birsey cikmadi tabii ki.

    Ardindan, urunu satin aldigimiz magazanin muduru ile (Magaza Muduru denen, hesapta sorumluluk ustlenmesi gereken) zat-i hirti aradim. Bir turlu bulamadim. Hep ‘mesgul’du (yani, telefona cikmadi). Yerine, araya konan bir iki siradan eleman (ki, Allah icin, hepsinin son derece sunturlu ve kurumsal unvanlari vardi) ile kendi ic prosedurlerini konustuk (sanki, musteri olarak, beni ilgilendiren sey onlarin ici prosedurleri imiscesine)…

    Sonunda –ugras didin– odedigim parayi geri aldim; ama onu yapmak icin de tekrar magazaya gitmem gerekti –islak imza lazimmis… Teslim etmedikleri bir urun icin para iadesi icin islak imza istiyorlar, dusunun..

    Butun o macera boyunca, orada calisan herkes sabah belli bir saatte ise geldi, aksam ise sektirmeden ‘mesai’ bittigi anda da eve gitti.

    Eminim yillik izin ‘hak’larini da kullanan olmustur.

    Ustelik, sene/donem sonunda da zam beklentileri filan da vardir..

    Ama, benim baktigim yerden, o cici kiyafetler giyen, temiz sayilabilecek bir Turkce ile konusup neyi nicin yapamadiklarini biteviye anlatan personelin yuzde 90′ini isten cikarmak, ya da kurumsallasmis haliyle Tepe Mobilya’yi kapatmak daha akilciydi.

    Akilciydi. Cunku, ’sahipsizlik’ sendromu ile orasi zaten birkec seneye kalmadan kapanacakti. Zararin neresinden donulurse kardir.

    Bu dedigimi ben sadece Tepe Mobilya’da goruyor da degilim. Baska bir suru ‘ozel sektor’ isletmesinde ayni –hatta daha beter– sorunlar var: Bir kose basini tutmuslugun rehaveti ile, patronlarinin yan gelip yatmak luksu karsiliginda, sahipsizlik ile malul olan isletmeler..

    Bu tur seyler, malesef, rekabet dedigimiz ve herseye cozum olacagini sandigimiz o sihirli kelime ile de cozulmuyor. Cozulmuyor, cunku, cogu zaman istediginiz sonucu verecek turden bir rekabet yaratmak mumkun degil. Rekabet yaratabilseniz bile, uzun omurlu olamiyor.

    ‘Sahipsizlik’in cozumu –verdigim Tepe Mobilya orneginde oldugu uzere– ozellestirme filan da degil malesef.

    ‘Sen benim sirtini kasi, ben de senin sirtini kasiyayim’ –yani, ‘ben calinca sen gorme, sen caldiginda da ben gormem’– bir yasam sekli olunca, mulkiyetin kimde oldugu anlam ifade etmiyor.

    Birilerinin, yanlis giden birseylerden endise duymasi, hatalari dert etmesi, sorunu ustlenmesi, kisacasi meseleye sahip cikmasi ve hesap sormasi gerekiyor. Kotu kisi olmak bahasina bunun yapilmasi lazim.

    Lazim da, kim ‘kotu kisi’ olmak ister ki..

    ‘Birakiniz calsinlar, birakiniz calayim’ daha kolay/rahat degil mi?

  5. tuba - 28 Eki 2007 - 11:35 pm

    ne yalan söyleyeyim haberi okurken içimden isyan duyguları yükseldi ve daha fenası sizin de yeni uygulama aleyhinde yazmış olma ihtimaliniz vardı. ama sizin yorumunuzu okuyunca çok ferahladım. söylediğiniz her şeye tamamen katılıyorum. herkes tutmuş bir yerinden tırtıklıyor.tufeyliler düşün artık bu fakir milletin yakasından.

  6. FST - 29 Eki 2007 - 12:07 am

    Tuba hanım,

    ve daha fenası sizin de yeni uygulama aleyhinde yazmış olma ihtimaliniz vardı. ama sizin yorumunuzu okuyunca çok ferahladım.

    Teveccüh göstermişsiniz, teşekürler, selamlar.

  7. Bulent Murtezaoglu - 29 Eki 2007 - 3:59 pm

    Muzmin bey, anladim galiba. Surasina iliseyim:

    Bu tur seyler, malesef, rekabet dedigimiz ve herseye cozum olacagini sandigimiz o sihirli kelime ile de cozulmuyor. Cozulmuyor, cunku, cogu zaman istediginiz sonucu verecek turden bir rekabet yaratmak mumkun degil. Rekabet yaratabilseniz bile, uzun omurlu olamiyor.

    Tuketici kitlesinin davranisina bagli bu biraz da. Ozellikle (bence) biraz pahali mal satanlarin davranisindan ben de hoslanmiyorum burada, millet hem para harcamaya yeni basladi hem itilip kakilmaya o kadar alisik ki henuz bunlarin terbiye olmasina yol acacak bir kitle yok ortada.

    Bunu hep konusuyoruz sizinle, boyle yapana bes kurus vermem diye laf edince[1] o zaman cok isiniz var sizin diyorsunuz. Bu aslinda su demek: benim tuketim ve tuketmeme tercihimi kullandigim sartlar icinde bulundugum piyasaya uygun degil. Orada olan piyasa mekanizmasi problemi degil, o mekanizimanin bir tarafindan cekistiren kalabaligin bana uymamasi. Benzer sekilde bu tur ekonomik faaliyet memnuniyet yaratiyorsa, tesekkur edilecek sey piyasa ilahi degil icinde bulunulan toplum aslinda. Benim anladigim bu, bireyi serbest birakmak toplumun onemini yok etmiyor yani.

    Rekabetin mal ve hizmet arzini degistirecegi ortada ama neye gore degistirecegini tuketici kitlesi belirliyor tabii. Dogma olarak hem piyasa en iyisini bilir, hem rekabet en iyisini bulur dendiginin ben de farkindayim, ama bunlar dikkatsizce soylenmis ve eksik seyler.

    [1] Tepe icin de demisim: http://jazzetta.wordpress.com/2007/05/14/infernotte/#comment-10366

  8. secedo - 29 Eki 2007 - 9:51 pm

    Bu siteyi ozellikle ekim ve kasim aylarinda cok seviyorum. Neden acaba ?

  9. FST - 29 Eki 2007 - 10:45 pm

    Secedo,

    Sonbahar iyidir, yapraklar dökülür, yağmur yağar.

    Bu arada Memur Gücünü küçümsemeyin, bakın nasıl da geri adım atmış, özür dilemiş bakanlık

    http://www.haber10.com/haber/98129/

    “Yazı, diğer bakanlıklarda çalışan çeşitli meslek mensupları ile öğretmen olan eşlerine birlikte ihtiyaç duyulan yerleşim birimlerine atanmalarına yönlendirilmesi için bir işbirliği çağrısından ibarettir. Dolayısıyla öğretmenlerimizin eş durumuna bağlı atamalarının kaldırılması kesinlikle söz konusu değildir.”

  10. Muzmin Anonim - 29 Eki 2007 - 11:23 pm

    Bulent bey,

    boyle yapana bes kurus vermem diye laf edince[1] o zaman cok isiniz var sizin diyorsunuz.

    Sadece demekle de kalmiyorum –alenen de ispat ettim :P

    Bu aslinda su demek: benim tuketim ve tuketmeme tercihimi kullandigim sartlar icinde bulundugum piyasaya uygun degil. Orada olan piyasa mekanizmasi problemi degil, o mekanizimanin bir tarafindan cekistiren kalabaligin bana uymamasi.

    Benzer sekilde bu tur ekonomik faaliyet memnuniyet yaratiyorsa, tesekkur edilecek sey piyasa ilahi degil icinde bulunulan toplum aslinda. Benim anladigim bu, bireyi serbest birakmak toplumun onemini yok etmiyor yani.

    Evet. Istediginiz kadar kanun yapin, kafalar basmiyorsa, kimse uymak istemiyorsa, uymak/uyulmasini isteyenlerin gucu de yetmiyorsa, eliniz kolunuz bagli oluyor.

    Buna bir baska ornek de, tuketici olarak, kredi kartlari baglaminda bankalarin rolu..

    Gecenlerde, bir bankaya asagidaki yaziyi yazdim:

    4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve daha sonraki 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun un 4üncü maddesinin 3ncü fırkasındaki (aşağıya alınan)

    “İmalatçı üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve 10 uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.”

    bu metin çerçevesinde, alışverisin kredi kartı ile yapılmış olduğu hallerde, kanunda tariflendiği şekliyle tüketici satıcı ilişkisinde Bankanızın rolü (yukarıdaki fıkrada zikredildiği şekliyle) kredi veren midir

    Değilse, tam olarak nedir?

    Bu konuda hukuki bir mütaala rica ederim.

    Aldigim cevap da bu:

    Müdürlüğümüze ulaşan yazınızda belirttiğiniz hususlar ile ilgili olarak gerekli incelemeler yapılmış ve konu hassasiyetle değerlendirilmiştir.

    Kredi kartı sisteminde , kredi kartını çıkaran kurum, üye işyeri ve kart hamili olmak üzere üç taraf bulunmakta olup, bunlar arasında değişik sözleşmesel ilişki mevcuttur.

    Bankamız ile işyeri arasında üye işyeri ilişkisi, Bankamız ile işyerinde kredi kartı kullanan müşteri arasındaki ilişki ise kredi kartı ilişkisidir.

    Diğer bir ifade ile Bankamızın kart hamili ve üye işyeri ile arasındaki ilişki farklı ve birbirinden bağımsızdır.

    Dolayısıyla, Bankamız, müşteri ile işyeri arasındaki alım-satım ilişkisine hiçbir surette taraf bulunmamaktadır.

    Bu husus, kart hamili müşterilerimizle Bankamız arasında imzalanan Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesinde de belirtilmiş ve

    “Üye ve/veya Ek Kart Hamili’nin Üye İşyeri’nden satın aldığı mal ve/veya hizmetlerin cinsi, niteliği, içeriği, ayıbı, teslimi, iadesi ve benzeri konular hakkında yaşanabilecek uyuşmazlıklarda Banka hiçbir şekilde taraf değildir. Bu nedenlere dayalı olarak Bankaya karşı bu Sözleşmeden doğan borçların ödemesi aksatılamaz ve def’i olarak ileri sürülemez. Üye, kendisi ve/veya Ek Kart Hamili’nin Kredi Kartı ile mal ve hizmet alımından veya talebinden doğan borçlarının Kredi Kartı hesabına borç kaydedileceğini kabul eder.”

    şeklinde bir maddeye yer verilerek Bankamızın bu tür uyuşmazlıklara taraf olmayacağı hükme bağlanmıştır.

    Kredi kartı sistemine dair yukarıda yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere, kredi kartı ile yapılan alışverişlerin 10. maddede belirtilen şekilde bağlı kredi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

    Bu nedenle, kredi veren olarak Bankaların, kredi kartı ile yapılan alışverişlerde yukarıda ifade edilen maddeler kapsamında sorumlulukları bulunmamaktadır ki bu husus -kredi kartı ile yapılan alışverişlerin 10. maddede belirtilen şekilde bağlı kredi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı- açık olarak anılan yasanın yasalaşması aşamasında gerekçede de ifade edilmiştir.

    Bilgi edinmenizi rica ederiz.

    Simdi… aldigim bu cevaba bakip gulmek mi lazim aglamak mi?

    Kanun, acikca, bankayi ‘kredi veren’ olarak tarifliyor –bence. Dolayisi ile, muteselsil sorumlu da oluyor.

    Fakat, banka, kanunun verdigi haklari nakzedecek sekilde tuketiciye ozel bir sozlesme imzalatip kanunu yok sayiyor ve tuketiciyi bankaya borclu sayiyor. Bu da, saticinin alacagini bankanin herhangi bir sekilde (cebren) tahsil etmesi anlamina geliyor.

    Halbuki, borc bankaya degil saticiyadir. Banka ise, bir kredi/odeme aracisidir. Istediginiz zaman, aracinin aradan cikmasini isteyebilmeniz gerekirken, Banka bir araci degilmis, borcun gercek muhatabi gibiymis gibi davraniyor, yani –bankaya– herhangi bir odemenin iptal emrini veremiyorsunuz.

    Bunu yapamayinca da, ayipli mal satan birilerinin once parasini odemis oluyorsunuz, ondan sonra da derdinizi anlatin anlatabiliyorsaniz Marko Pasa’ya..

    Ha.. unutmadan soyleyeyim: Ozel sektor muhiblerine hatirlatirim. Sozkonusu banka, ozel bir bankadir.

    Kurumlara, buyuk sirketlere bireyleri ezdirmek hakkinda liberallerin ne diyecegini cok merak ediyorum..

  11. FST - 29 Eki 2007 - 11:38 pm

    Müzmin Bey,

    Ha.. unutmadan soyleyeyim: Ozel sektor muhiblerine hatirlatirim. Sozkonusu banka, ozel bir bankadir.

    Kurumlara, buyuk sirketlere bireyleri ezdirmek hakkinda liberallerin ne diyecegini cok merak ediyorum..

    Rahmetli Adam Smith ünlü kitabında “aman bu işadamı, tüccar takımını bir araya getirmeyin, kesin tüketici vatandaş olarak başınıza bir çorap örmek için plan kurarlar” diyor. Bir ara Bülent bey için bu metni biryerlere yazmıştım ama nerede Allah bilir.

    Liberallerin özel sektöre taptığını zannetmem, olsa olsa kötünün iyisi sayanı vardır. Bunlar nereden çıkarılıyor onu da anlamıyorum.

    Ben örgütlenmiş özel sektörü tehlikeli bulurum. Özellikle lokantacılar odası, berberler odası, TÜSİAD, MÜSİAD gibi yerler diyeyim. Bunları dizginleyebilecek yasal düzenlemeler konusunda devlete hayır demem, hayalcilik yapmamak lazım.

  12. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 12:19 am

    Fethi bey,

    Su konusmada, gecmistiniz o yaziyi:

    http://www.dusunceler.org/guncel/2006/12/21/musluman-sol-hareketi/

  13. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 12:51 am

    Muzmin bey,

    Ha.. unutmadan soyleyeyim: Ozel sektor muhiblerine hatirlatirim. Sozkonusu banka, ozel bir bankadir.

    Hic sasirmadim. Ihtiyaciniz oldugunda mi okudunuz sozlesmeyi, yoksa imzalamadan evvel okumus muydunuz? O kredi karti isinde oyun biraz da su: ‘efendim sozlesme imzaladiniz’ deniyor ama o sozlesmenin okunmayacagini bilerek ve buna guvenerek is yapiyorlar. Kargocunun eline bir kredi karti bir sozlesme verip yolladiklari bile oluyor, okunacak ve anlasilarak imzalanacak sozlesmeye yapilacak muamele midir o? Bence ahlaken gecerli olan sozlesme iki tarafin da karsilikli taahhutlerini anladiklari, o anlasilani tespit eden sozlesmedir. ‘Bunu imzalattim sana, isin bitti’ yaklasimini ise muhtac kadinlara senet imzalatarak borclandirip fuhus yaptiranlar kullanir diye rivayet edilir.

    Kurumlara, buyuk sirketlere bireyleri ezdirmek hakkinda liberallerin ne diyecegini cok merak ediyorum..

    Denecek ne var? Ahlaksizligin ve merhametsizligin tepki gormedigi ve yaygin oldugu bir toplumda sadece ‘duzen’ birseyleri duzeltir mi? Buna inanan var mi?

  14. Muzmin Anonim - 30 Eki 2007 - 1:53 am

    Bulent bey,

    Bana cevap yazan bilmiyor ama ben sozlesme filan imzalamis da degilim :P

  15. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 9:24 am

    Fethi bey,

    Ben örgütlenmiş özel sektörü tehlikeli bulurum.

    Orgutlenmis guc odagi tek cati/sahip de olsa tehlikeli. Ben de hoslanmam. Google’i da bu boya geldikten sonra sevmiyorum. Bu konularda — belki bazi teknik adamlar haric — uyanik da olunmuyor. Microsoft yapmaya kalkinca basip bagirdigimiz tek kullanici ismiyle giris isini (MS Passport) Google daha az itici mekanizmayla dayatinca ses edilmedi pek. Turkce olanlar dahil, Blogger uzerinde Google loginsiz yorum yaptirtmayan bir suru blog var mesela.

    Özellikle lokantacılar odası, berberler odası, TÜSİAD, MÜSİAD gibi yerler diyeyim.

    Oda isinde bir de devlet zoruyla orgutlenme boyutu var burada. (O yuzden bulasmisim zaten sizin o yaziyi gecmenize vesile olan konusmada.)

    Bunları dizginleyebilecek yasal düzenlemeler konusunda devlete hayır demem, hayalcilik yapmamak lazım.

    Buna katilmiyorum. Cunku o orgutenmeye engel olabilecek yetkideki devlet baska bin turlu orgutlenmeye de engel olacak yetkiye kavusur. Sonra Kanarya Sevenler Dernegi icin elli tane evrakla izin almak zorunda kalir vatandas (tabii o ‘kanarya’dan bahsediyorsak herhalde Carsi burokrasiye de karsidir degil mi?).

    Neyse, ozellikle bankacilik isinde Avusturya ekolune yakin duran liberallerin soylecegi cok sey var, Turkce soylendigi yer varsa belki link vermek dogru olur.

  16. FST - 30 Eki 2007 - 9:49 am

    Bülent Bey,

    Devlete hayır demem derken herhalde aklımda epey kontrollü ve minimum bir yer vardı, normalde günlük hayatta ne kastettiğim anlaşılıyor ama burada kaçırmışım. Yoksa basit bir simitçi dükkanının duvarında 9 tane resmi belge saymış bir adam olarak buna taraftar olamayacağım açıktır. Daha çok rekabet kurumu gibi sektöre giriş için devletten imtiyaz koparanları engellleyebilecek şeyler aklımdaki. Tabii bunun da handikapları var.

    Avusturya ekolü ile ilgili internette Türkçe ne var bakmak lazım. Benim bildiğim Turan Yay diye bir profesör var, Yıldız Üniversitesinde. Bir de Fuat Oğuz diye bir doçent, Başkent üniversitesinde olmalı.

    Turan Yay ile ilgili öğrencileri şöyle bir not düşmüş:

    iktisadi düşünce ekollerini anlattığı bir dersinde, elektrik kesintisi hasebiyle kendisini göremeyen bir öğrencisinin “hocam ne taraftasınız?” sorusuna “ben daha çok avusturya ekolüne yakınım” dediği vakidir.

    Yayınları içinde bir de makale var:

    Avusturya Iktisat Okulu’nun Tarihsel Gelisimi ve Metodolojisi

    Avusturya konusuna merakli ve Türkçe okuma arayanlar için bir iki de kitap var, online dokuman dışında işe yarayabilir. Bir de “Piyasa” dergisi bir Avusturya Özel Sayısı çıkarmıştı, liberte.com.tr’de 2 YTL’ye satılıyor.

    Bu arada

    Microsoft yapmaya kalkinca basip bagirdigimiz tek kullanici ismiyle giris isini (MS Passport) Google daha az itici mekanizmayla dayatinca ses edilmedi pek.

    Doğru, fukara Gates’in kabahati neydi o zaman. Belki de sırf Google yaptı diye bu işleri alkışlayan da vardır.

  17. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 10:02 am

    Pekiyi ben Ingilizce Wikipedia’dan bir girdi linki vereyim. Oradaki kaynaklardan daha genis bilgiye ulasilabilir:

    http://en.wikipedia.org/wiki/Fractional-reserve_banking

  18. Muzmin Anonim - 30 Eki 2007 - 2:13 pm

    Liberalizmin bayraktarlarindan ‘The Economist’in bu haftaki sayisinda bir girdi var: ABD’de bir ‘at disi torpuleyicisi’nin yasadiklarini anlatiyor.

    Hikaye soyle: Haralarda el bebek gul bebek beslenen atlarin disleri, dogada olsaydilar yiyecekleri otlar sayesinde asincagi halde, asinmiyor ve surekli uzuyor. Dolayisi ile, birileri bu atlarin dislerini torpulemek zorunda; yoksa, atlar kendi yanaklarini disleyecek ve sakatlanacaklar..

    Birisi var. Bu gune kadar 100,000 defa kadar bu isi yapmis. Adamin hizmetinden musterileri memnun. Ama, ilgili bilmem ne otoritesi, adamin veteriner olmayisini kafaya takmis. Yasaklamak istiyorlar. Ya da, adam, bu saatten sonra veteriner olmak icin ugrasacak (giris sinavlari, ders ucretleri vs)…

    Adam da, “yahu, ben bu isi en iyi veterinerden iyi biliyorum zaten. Ustelik, veterinerlik okullarinda atlar hakkinda cok az sey ogretiyorlar. Nicin, simdi durup dururken, onca zaman ve parayi benim isime yaramayan bir ugurda harcayayim?!” diyor..

    Dusundugum zaman bizden de bir suru benzer ornek bulabiliyorum.

    Hemen aklima gelen bir ornek var: Yillardir bildigim bir kirikci.. Babasi da kirikci idi. Gozlerini bezle kapatsaniz, en zor kiriklari/cikiklari goz acip kapatincaya kadar (acisiz, agrisiz) halleden birisinden bahsediyorum.

    Ne babasi, ne de kendisi sarlatan…

    Cok defa tecrube etmisligim var. Ortopedi prof.un “buna yapacak bir sey yok; boyle yasamaga alisacaksiniz” dedigi vakalari alip bu adama goturmuslugum var, ve oracikta hallettigini gozlerimle gormusumdur.

    Simdi..

    Bu adamin, sirf diplomasi yok diye, cok iyi yaptigi bu isi yapmasi uzun yillardir yasak..

    [ben eski bir tanidik oldugum icin, ben yasagi takmiyorum; ama, o baskalarina hizmet vermiyor cunku basina is geleceginden korkuyor]

    Boyle zamanlarda sormak zorunda kaliyorum:

    Bu durumdan kim karli cikiyor?

    Diplomali fakat hic bir ise yaramayan, herseyi ameliyat ile cozmege calisan fakat cok defa basaramayan ortopedi tabipleri/cerrahlarindan baska kimin isine yariyor bu?

    Butun kemiklerin Latince isimlerini bilmek mi onemli, yoksa el becerisi ile kirik/cikik olani halletmek mi?

    Bence ikincisi.. ama, kime nasil anlatirsiniz bunu.. karsinizda koskoca bir Tabipler Odasi varsa, kim dinler sizi?

  19. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 2:36 pm

    Muzmin bey,

    Liberalizmin bayraktarlarindan ‘The Economist’in bu haftaki sayisinda bir girdi var: ABD’de bir ‘at disi torpuleyicisi’nin yasadiklarini anlatiyor.

    The Economist icin boyle denir ama ben prensipli bir durus gormuyorum pek. O tiraja (ve guce) varip da ‘prensipli’ bir sey olunabilecek bir dunyada yasadigimizdan da emin degilim.

    Bence ikincisi.. ama, kime nasil anlatirsiniz bunu.. karsinizda koskoca bir Tabipler Odasi varsa, kim dinler sizi?

    Bu lisans problemi var bazi mesleklerde. Turkiye’de esdegeri var mi bilmiyorum ama ‘profesyonel muhendislik’ (sirf diplomayla olmuyor icinde staj/ciraklik olan uzun proseduru var) da boyledir ABD’de bazi eyaletlerde. Tip icin soylemeye gerek bile yok, hep boyle. Burada bin turlu hikaye yazilabilir piyasa bunu nasil halleder diye, ama asil ilginc soru piyasa mekanizmalariyla bu isleri duzgun halledebilecek olgunluk/akil/bilgi/zeka’daki toplumlarin biraz daha devletci mekanizmalarla neler yapabilecekleri sorusu. Yahut benzer bir soruya soyle yaklasayim: kendi ekonomik faaliyetinde bunalip, zivanadan cikip, ucuk kacik kabul kabul edilebilecek uclardaki liberalizme meyledenler, bu burokrasi ve bu secmenin sectigi parlementolar/hukumetlerden mi bunaliyorlar acaba? Baska turlusu onlara bunalma sebebi verir miydi?

  20. Muzmin Anonim - 30 Eki 2007 - 3:17 pm

    Bulent bey,

    The Economist icin boyle denir ama ben prensipli bir durus gormuyorum pek. O tiraja (ve guce) varip da ‘prensipli’ bir sey olunabilecek bir dunyada yasadigimizdan da emin degilim.

    Ben de degilim. The Economist’in, De Beers kartelini canhiras savundugu gunleri ben cok iyi hatirliyorum…

    Diyip diyebilecekleri yegane anlamli sey de ‘ama, yakisiyor haspaya’ idi.. yakisiyordu, cunku, elde edilen lavasi Ingiltere ve ABD yiyordu..

    Turkiye’de esdegeri var mi bilmiyorum ama ‘profesyonel muhendislik’ (sirf diplomayla olmuyor icinde staj/ciraklik olan uzun proseduru var) da boyledir ABD’de bazi eyaletlerde.

    Turkiye’de boyle bir sey yok –bildigim kadariyla. Okuldan cikan her sumuklu velet her turlu projenin altina imza atabilir bizde.

    Tip icin soylemeye gerek bile yok, hep boyle.

    Tip..

    Yaw, bir tur artizanlik (zanaatkarlik, sanatkarlik) olan, kirik/cikik gibi seylerin tipla alakasi nedir?

    Bestekarlarin muhakkak mekteb-i musiki mezunu olmasi sarti mi var?

    Burada bin turlu hikaye yazilabilir piyasa bunu nasil halleder diye, ama asil ilginc soru piyasa mekanizmalariyla bu isleri duzgun halledebilecek olgunluk/akil/bilgi/zeka’daki toplumlarin biraz daha devletci mekanizmalarla neler yapabilecekleri sorusu.

    Soruyu anlamadigima gore, ben o toplum uyesi bile degilim :P

    Yahut benzer bir soruya soyle yaklasayim: kendi ekonomik faaliyetinde bunalip, zivanadan cikip, ucuk kacik kabul kabul edilebilecek uclardaki liberalizme meyledenler, bu burokrasi ve bu secmenin sectigi parlementolar/hukumetlerden mi bunaliyorlar acaba?

    Soruyu anladigima emin degilim. Ama, benim gordugum kadariyla, herkes bir baskasinin regule edilmesini istiyor gibi..

    Baska turlusu onlara bunalma sebebi verir miydi?

    ?

  21. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 3:32 pm

    Muzmin bey,

    Soruyu anlamadigima gore, ben o toplum uyesi bile degilim

    Dedigim su: boyle durumlarda devlet zoru (devletin tanidigi bir meslek kurululusu eliyle de olsa) ortadan kalksa X Y ve Z piyasa makanizmalariyla iyi bir netice ortaya cikar diye hikaye yazmak mumkun serbestiyi savunurken. O hikayeleri yazarken kisa ve uzun vadade cikarini iyi tartabilen, iyi ve dogru haberlesen insanlarin oldugunu filan da farzediyoruz. Nasil ki 301 veya diger ozgurluklerden bahsederken — bizde pek olmayan — emniyet kuvvetlerini, — bizde yine pek olmayan — tahammul ve olgunlugu farzediyorsak, bu konulardaki hikayeler de biraz oyle. Yani elli tane sarlatan cikar, milletin saglam taraflarini da kirar, iyisi ortaya cikincaya kadar zaten cani yanan biri de o sarlatanlarin bir kismini digerlerine muhtac eder, bu arada kurunun yaninda yas da yanar, sakat kalanlar sakat kaldiklariyla kalir filan diye hikaye yazilmaz pek, ’serbesti iyidir’ acisindan konusulurken. Aksine bunlarin olmayacagi, sarlatana fazlaca kanilmayacagi filandan dem vurulur. Yani, bir sekilde akilli, olgun tuketici ve hizli bir sekilde — lokal de olsa — tatminkar bir noktaya gelen bir surec tasvir edilir. Tabii bu serbestinin bir alternifi bir miktar devlet gucu kullanimi. Devlet gucunun karismasindan bahsedilirken de o aklilli, olgun, iyi ve dogru haberlesen toplum varsayilirsa ne olur acaba diye aklimdan gecti.

    Daha acik oldu mu? Bu acik olduysa kalan anlasilmaz paragraflarin da acik olmasi lazim.

  22. Bulent Murtezaoglu - 30 Eki 2007 - 3:47 pm

    Ha ne olur mesela mevcut duzende cikarini iyi bilen insanlar olsa onu da soyleyeyim. O kirikci ile bir ortopedist ortak olur, muayeneyi beraber yaparlar, icin el mahareti isteyen kismi varsa mahir adam yapar, baska turluyse oteki. Tahsil terbiye gormus olan da eli yatkin ve tecrubeli olandan ogrendiklerini kendi meslektaslarina anlatir.

  23. Muzmin Anonim - 30 Eki 2007 - 5:10 pm

    Bulent bey,

    Simdi biraz daha anlar gibiyim..

    Insanlar cok kolay manipule edilebilen varliklar.. Bilgiye esas teskil eden seylerden birisi de hafiza.. Uzun sureli hafiza olmaksizin kronolojik seyler arasinda iliski kurmak ve cikarimlarda bulunmak mumkun olmuyor.

    Ortaya cikacak herhangi bir negatif gelismeyi cok kolay bir sekilde istenilen yone yonlendirmek mumkun..

    Global Isinma geyigi ilk aklima gelen.. Ilginctir ki, bunu peydahlayanlar ‘bilim’ adamlari.. Ve, kendi caplarinda da sebep-sonuc iliskisi kurmaga calisiyorlar.

    Bu yaptiklarinin bir cesit preemptive davranis oldugunu dusunuyorum –onlr farkinda olmasalar da. Oyle ya, 10 sene sonra (mesela her onbin senede tekrar eden, fakat bizim bilmedigimiz) bir kuraklik ortaya cikacak olsa, aninda din adamlari bunun sebebinin insanoglunun yoldan cikmisligi oldugunu soyleyerek cumlemizi tedip ve terbiye olmaga razi edeceklerini gorur gibi oluyorum.. ‘Bilim’ adamlari oyle bir uydurma yerine boyle bir uydurmayi tercih ediyor gibi gorunuyor.. :)

    Ha, bu arada, Istanbul ve Ankara belediyelerinin de ulkenin aniden cok daha dindar olmasinin onune gectigini soylemem lazim. Eger, teknolojiyi kullanarak, her iki sehrin su problemini cozmemis olsaydilar, etrafimizda bolca mevcut olan tatlisu muctehidlerinin ortaya cikacak kurakligin sebebini insanlarin dinden uzaklasmis olusuna baglayacaklardi [gecmiste ehp oyule oldugundan hareketle, bu sekilde kesin konusabilmenin mumkun oldugunu dusunuyorum].

    Tuh ki, inancli belediyeler eliyle bu firsat kacirilmis gibidir..

    Benzer bir firsatin, beklenen Istanbul depremi sonrasinda elde edilip edilemeyecegini merak ediyorum..

    Eger, yenilenen binalar, kopruler vb yuzunden, Istanbul’da yikilan bina, kaybedilen can sayisi birkac milyon olmaz ise, malesef bu firsat da kacirilmis olacak..

    Hep bilim ve teknoloji yuzunden tabii ki.

    Tahmin edeceginiz uzere, ben de sirf bu yuzden [yani, insanlarin daha dindar olmasina firsat vermedigi icin], bilim ve teknolojiye dusmanim.. :P

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş