FST 27 Kasım 2007
Bekir Coşkun’u epeydir okumuyordum, 22 Temmuz sonrası hala kendine gelemiş gibi abuk subuk laflar ediyordu, gene de okumayacaktım ama bir haber sitesi alıntılayınca nedir diye baktım. Kıllı ayılar üzerine bir belgesel denemesi mi derken konunun tarih olduğunu fark ettim. Bekir Beye bir mektup gelmiş, kendisi de bu mektup üzerinden Ortaçağa dönüldüğünü anlatıyor. Ne ilginç, ben de bana gelen mektuptan bahsedecektim, Bekir Beyin mektubu ile çakışmış oldu. Önce ona gelen mektubu aktaralım:
Ben bir şirkette çalışıyorum. Cuma günü kardeşimle öğlen tatilinde yemeğe çıktık. Biz çoğu zaman Ümraniye’ye gideriz. Yine öyle yaptık. Ümraniye’de ’cuma’ olması sebebiyle yine birçok işyeri kapalıydı.
Ender açık yerlerden (…..) mağazasına girdik. Mağazanın sahibi, kapalı bir bayanla münakaşa ediyordu.
İlk bakışta bunu anlayamadık. (Neyi anlayamadınız, FST)
Sonra (…..)nın sahibinin yüksek sesi dikkatimizi çekti.
Kapalı kadın, bugünün cuma olduğunu söylüyor, ısrarla mağazanın kapatılmasını istiyordu.
(……) sahibi ’Burasının İran olmadığını’ tekrarlıyordu.
Kapalı kadın sinirlenip gitti.
Ama (…..)nın sahibi bir önceki sefer o kadının erkekler ile geldiğini ve mağazayı yıkacaklarını söyleyip gittiklerini bize anlattı.
Çok korkmuştu…”
Kadın da Bekir Coşkun gibi kesik kesik edebiyat parçalıyor anlaşılan. Yekün 50-100 kelimeyi rastgele arka arkaya dizerek gazete köşesi doldurma usulünü okuruna da bulaştırmış Bekir Coşkun. Bir de bitişe bakın “çok korkmuştu”. Sanki ilkokul öğrencisi edebiyat dersinde “öykü” yazıyor. Mübarek Kemalettin Tuğcu’yu geçmiş. Ha, dükkan sahibine bak, burasının İran olmayacağını “tekrarlıyormuş”. Bu arada, Bekir Coşkun’un okuru anlatınca hatırladım. Evet, Türkiye’de şu anda müthiş bir din zorbalığı, mahalle baskısı furyası var. Üstelik Bekir beye Ramazan baskısı intikal etmemiş. Geçen Ramazan ayında benim epostama şöyle bir mesaj gelmişti, sizinle paylaşayım:
“Sayın FST,
Ben öğle yemeklerini Nişantaşı civarında yerim. Söylemesi ayıp öğün başına 30-40 papel bayılırız, tuzum kuru sayılır. Neyse konuya gelirsek, bayrama birkaç gün kala hem ailece kutlama için likör alırım diye o gün öğle yemeğini İstiklal Caddesi üzerinde yiyeyim dedim. O da ne, saat 12.00 civarı ve cadde bomboş. Açık tek dükkan yok. Az ileride bir grayder ve iş makinası görünce oraya yöneldim. Biri başörtülü 3-4 kişi dükkan önünde bekleşiyordu. “Selam bayım, acaba bu kahrolası yerde ne olup bitiyor, sormamda mahzur var mı” dediğimde kaba yapılı, sakallı, takkeli biri tokadı yapıştırarak “bugün Cuma, enseni kapa” şeklinde kendince bir şaka yaptı.
Meğer o gün Cuma imiş. Bu şahıslar da AKP’nin iktidara gelmesinden güç alarak Cuma namazı sırasında açık dükkanları yıkmaya gelmişler. Kendilerine “burası Çağdaş ve laik bir ülke, bugün hayattaysanız, namazınızı, üstelik sokakları işgal ederek de olsa, kılabiliyorsanız bunu laik cumhuriyete borçlusunuz” diyerek çıkıştım. 7-8 defa “Türkiye İran olmayacak” diye tekrarlarken türbanlı kadın “eee, yetti be papağan gibi kafa ütüledin” derken sakallılar ellerindeki kazma ve küreklerle hücuma geçtiler.
Güç bela kaçtım, Şişli’ye döndüm. Bari Ramazan Bayramında içmek üzere likörümü alayım diye girdiğim şarküterinin sahibi “artık içki satmıyoruz, mübarek ay, sabret biraz” diyerek beni azarladı. Kendisine “bugün burada şarküteri işletebiliyorsa bunu çağdaş cumhuriyet kazanımlarına borçlu olduğunu” hatırlatmama rağmen “başlatma be kazanımına, yok içki filan Ramazanda, başka kapıya, yan tarafta Tekel bayisi var” diyerek bağırmaya başladı. Ben “Türkiye İran olamaz” diterek çıkarken “Orucu biz tutalım, bayramı bunlar yapsın, ne ala memleket” diye homurdanıyordu.
Evet Fethi bey, İstanbul başta nice kentlerimizde hergün bu manzaralarla karşılaşılıyor. Çağdaş, ilerici, içkisi ve eğlencesindeki modern insanlar; gerici, yobaz, abdesti ve namazındaki mahalle erbabınca rencide ediliyor. Gün geçmesin ki cuma namazında açık bir dükkan sahibi tehdit edilmesin, kazma ve küreklerle çarşılar yerle bir edilmesin. Ramazanda açık bir lokanta görmek mümkün mü, bakın etrafınıza. Öğle vakti aç kalıyoruz, işte çağdaş cumhuriyetin geldiği nokta. Başı açık insanlar saçlarından tutulup sokaklarda sürünüyor, çarşaf giymeyene fahişe gözüyle bakılıyor. Ne yazık, ne kadar yazık.
Sizin çağdaş kazanımlara bağlılığınızı biliyorum, bu sebeple bu mesajı size gönderdim. Umarım okurlarınızla paylaşır, tehliknin farkında olduğunuzu gösterirsiniz.
(…………) (………)
Bu mesajı o zaman almış ve “Allah Allah ben başka bir yerde mi yaşıyorum, Ramazan günü neredeyse oruçlu adam yok, lokantalar tıklım tıklım dolu, Cuma vakti dışarıda namaz kılanı çiğneyip geçen bir sürü de kılmayan var, eskiden “ayıp olur” diye dükkanı kapatırlardı şimdi o da yok, herkes alışverişinde. Ortalık da Tekel bayisi dolu. Başı açıklar fıstık gibi işinde gücünde, başı örtülüler ne devlette ne özelde çalıştırılmıyor, ne iş” diye düşünmüştüm. Halbuki yanıldığımı anlıyorum. Demek ki iş başka imiş. Bekir Coşkun’a gelen mesaja göre yakında kazma, kürek timleri Cuma namazında açık yerleri toza çevirecek, en iyisi ben girişimci davranıp hafriyat işine gireyim. Eski bir kamyon, 8-10.000 YTL’ye denkletiştirilebilir.
Ha, unutuyordum, Bekir bey gelişmeler üzerine bunun üzerine şu sonuca ulaşmış:
Başta İstanbul’un kimi semtleri olmak üzere birçok tutucu kentte cuma günleri işyerlerinin, çarşıların, mağazaların tarikatların baskısıyla kapatıldığını biliyoruz. (Kim biliyor, FST)
Kimi esnaf isteyerek…
Kimisi tehdit ile…
İşte tam bu sırada, yani dün eski TBMM Başkanı, AKP’nin en öndeki üç isminden birisi Bülent Arınç, Meclis’in “cuma günleri” tatil olmasını istedi, biliyorsunuz.
Devletin tepesindeki koltuklar el değiştirip de karşı devrim Türkiye’yi ele geçirdikten sonra işte böyle oldu.
[…] Artık dinciler daha cesur, daha iddialı, daha sabırsız, daha yırtıcı, daha hırçınlar.
Ve ortaçağa yolculuk sürüyor
Hadi Türkiye… Ortaçağa doğru… Yuvarlana yuvarlana…
Hmm. Ortaçağa yuvarlanıyoruz. Şu ortaçağ lafı da garip. Ben ilkokulda okurken Fatih çağ kapattı çağ açtı filan denirdi. Acaba bu bizim uydurmamız mı yoksa Batılılar da Ortaçağın sonu olarak İstanbul’un Fethini mi görüyor bilen varsa söyler. Çok da önemli değil ama Ortaçağ denen dönem Doğu dünyası için Batıya nazaran daha iyidir, fıstık gibi diyemem belki ama Katolik dünyasının engizisyonuna göre filan yunmuş yıkanmıştır.
Ortaçağı yeniçağı bilmem ama Bekir Coşkun ve okurları hala pütürlü Taş Devrini yaşıyor gibiler. Bekir Coşkuntaş misali. Fred bile sizden akıllı be.
Popularity: 49% [?]