Kasım 2007 Arşivi

İlk Şikayeti Yapıyorum

FST 30 Kasım 2007

Nihayet hararetle beklediğimiz Türk insanını kumar illetinden, müstehcenlik belasından, uyuşturucudan, sağlıksız beslenmeden devlet eliyle kurtaracak, Atatürk’ü ilelebet yaşatacak “Bilgi İhbar Merkezi” açılmış. Artık hepimiz huzur içinde olabiliriz. Devlet baba el atmışsa bu işin kökünü kazır. Gerçi bazen 3-4 site uğruna 1 Milyar site barındıran yerleri de kapatıveriyor ama ne gam, bakın Youtube, Wordpress engellemeleri sayesinde Atatürk, Adnan Hoca vs. aleyhtarlarının ne yazdığını sadece biz Türkler göremiyoruz. Yaşa Varol Türkiye ve Türk devlet adamı, memuru, siyasisi, buna destek olan muhbir vatandaşı. Ne ola sizdeki zekanın kıvılcımı bize sıçrasa da az biraz da biz adam sırasına girsek.

logoresm.JPG

Bu arada sitenin anasayfasında şikayet bölümünündeki resmi buraya aktararak ilk şikayetimi yapıyorum. Ulu önder Atatürk ile kumar, XXX video, fuhuş yazılarını biraraya getirerek kendisine hakaret edilmiş bulunulmaktadır. Bu AKP’nin bir oyunu değilse küresel sermayeye satılan Telekom ve ağababası Telekomünikasyon kurumunun işidir. Derhal AKP kapatılmalı, Türk Telekom Yerli Sermayeye peşkeş çekilmeli, amaan işte, satılmalıdır. Hakim, savcı, mübaşir, katip, odacı uyumayın.

İhbar ediyorum. İşte tam metin şikayetim

sikayet.JPG

Eyy kendini özgürlükçü zanneden, şiir okudum, hapse girdim diye tafra yapan sayın başbakan. Umarım bu şikayet kulağınıza girer ve hiç ümidim olmasa da diğerinden çıkıp gitmez. Özgürlüğün “ö”sünden bihaber, 301 ayıbını dahi temizleyememiş, vatandaşından korkmayı meziyet bilen AKP hükümeti. Bu aptal kanunu tez elden kaldırmazsanız budalalığınızın bedelini yanınıza sokulan bir sürü yalaka, eleştirisizlik ve şakşakçılarla sarılma olarak ödersiniz.  Benden söylemesi.

Popularity: 52% [?]

“Çok Sayıda Şikayet”

FST 27 Kasım 2007

net.jpgZaman gazetesindeki habere göre “İnternet Güvenliği Başkanlığı” diye bir yer açılmış ve bir senedir gündemde olan Türkiye’de internetin resmen takip ve sansürü süreci Cuma günü resmen başlamış. Tüm blogcu, forumcu, yorumcu ekibine hayırlı olsun. “Ne var bunda, herhalde zararlı siteler denetlenecektir, bakalım buna ne kabahat bulacaksın” diyen olabilir. Habere kısaca bakarsak işin farklı yönleri olduğunu da görebiliriz:

Çocuk istismarı ve Atatürk aleyhine işlenen suçlarla mücadele için oluşturulan İnternet Güvenliği Başkanlığı (İGB)’na ihbar yağmaya başladı.

Cuma günü resmen faaliyete geçen İnternet Güvenliği Başkanlığı’na, aynı gün biri savcılıktan, diğeri vatandaştan gelen ihbar üzerine cinsel yayın içerikli iki siteye müdahale ederek, yayını engellendi. İnternette özellikle porno ve çocuk istismarına yönelik yayınların artması üzerine, bu tür yayınlarla mücadele için Telekomünikasyon Kurumu’na bağlı olarak oluşturulan İnternet Güvenliği Başkanlığı, zararlı yayınlara karşı sanal ortamı sürekli mercek altında tutacak. Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, gazetemize yaptığı açıklamada, İnternet Güvenliği Başkanlığı’nın başta cinsel içerikli yayınlar olmak üzere, kumara özendiren, Atatürk aleyhine suç işleyen, çocukları istismar eden sitelerle mücadele edeceğini belirterek, “Bu mücadele başladı. Cuma gününden itibaren bazı sitelerin yayınlarını durdurduk.” açıklamasını yaptı.

Acarer, ihbarların daha çok cinsel siteler üzerinde yoğunlaştığını söylüyor. Faaliyete başladığı daha ilk gün, biri savcılıktan, diğeri vatandaşlardan olmak üzere 2 siteye müdahale etmek durumunda kaldıklarını vurgulayan Acarer, vatandaşın rahatsızlık duyduğu yayınlarla ilgili olarak Telekomünikasyon Kurumu’na başvurabileceğini belirtti. Kurum, yasa kapsamında sayılan konular kapsamında internet ortamındaki yayınlarla ilgili vatandaşların ihbar yapmaları için bir internet adresi ile telefon numaralarını duyuracak. Vatandaşlar, istenmeyen siteleri bu numara ve internet sitesi sayesinde daha kolay ihbar edebilecek. Kurum yetkilileri, bu konuda çalışmaların sürdüğünü belirterek, “Site adresi ve telefon numarasını birkaç güne kadar duyuracağız.” dedi.

Şu size garip gelmiyorsa, ben de yarın blog işini bırakıyorum. “Çocuk istismarı ve Atatürk aleyhine işlenen suçlarla mücadele için oluşturulan İnternet Güvenliği Başkanlığı”. Eğer bu memlekette Atatürk İstismarı ile Çocuk İstismarı, pornografi aynı kefede gözetime tabi tutuluyorsa ve bu konu gözetimin kendisinden bağımsız olarak, ayrıca ve de bizzat CHP, Kemalistler, ulusalcılar vs. takımınca “böyle ayıp olmaz, derhal Atatürk bu yasadan çıkarılsın, tez elden koruma kanunu da kalksın, rezaletin neresinden dönsek kardır” denerek kınanmıyorsa, Atatürk’ün sırtından geçinenler hariç samimi Atatürkçü olduğunu zannedenlere yazıklar olsun.

Muhbir vatandaşa da tavsiyem pornografik site ihbar edeyim derken fazla gezmemeleri, aptalıklarından bilgisayarlarını virüse boğar bunlar. Hele iyice öküzü gider kredi kartı numarasını da kaptırır. Savcılar da belayı buldu, Hürriyet gazetesi için yarın telefon açıp “siteleri açık kadın resmi dolu, kapatın pornocuların sitesini” diyeni mi ararsınız, Vakit için “Atatürk düşmanı gazetenin sitesi daha açık mı duracak” diye sızlananı mı sorarsınız. Oh olsun, alın denetleyin bakalım. Ondan sonra savcının, hakimin iş yükü fazla dersiniz. Ota taşa yasa uydurursanız olacağı budur.

Bu arada İzlenimler ne olacak derseniz, çiğ yemedim ki karnım ağrısın, alnım açık, başım dik. Tam da bu işler olup biteken Atatürk üzerine bir yazı yazıyordum, yarım kaldı, aaaz sonraa diyeyim, yarın mı olur, öbür hafta mı, Allah bilir. Siz şimdilik kitapçı vali ile idare edin.

Popularity: 45% [?]

Taş Devri

FST 27 Kasım 2007

fred.jpgBekir Coşkun’u epeydir okumuyordum, 22 Temmuz sonrası hala kendine gelemiş gibi abuk subuk laflar ediyordu, gene de okumayacaktım ama bir haber sitesi alıntılayınca nedir diye baktım. Kıllı ayılar üzerine bir belgesel denemesi mi derken konunun tarih olduğunu fark ettim. Bekir Beye bir mektup gelmiş, kendisi de bu mektup üzerinden Ortaçağa dönüldüğünü anlatıyor. Ne ilginç, ben de bana gelen mektuptan bahsedecektim, Bekir Beyin mektubu ile çakışmış oldu. Önce ona gelen mektubu aktaralım:

Ben bir şirkette çalışıyorum. Cuma günü kardeşimle öğlen tatilinde yemeğe çıktık. Biz çoğu zaman Ümraniye’ye gideriz. Yine öyle yaptık. Ümraniye’de ’cuma’ olması sebebiyle yine birçok işyeri kapalıydı.

Ender açık yerlerden (…..) mağazasına girdik. Mağazanın sahibi, kapalı bir bayanla münakaşa ediyordu.

İlk bakışta bunu anlayamadık. (Neyi anlayamadınız, FST)

Sonra (…..)nın sahibinin yüksek sesi dikkatimizi çekti.

Kapalı kadın, bugünün cuma olduğunu söylüyor, ısrarla mağazanın kapatılmasını istiyordu.

(……) sahibi ’Burasının İran olmadığını’ tekrarlıyordu.

Kapalı kadın sinirlenip gitti.

Ama (…..)nın sahibi bir önceki sefer o kadının erkekler ile geldiğini ve mağazayı yıkacaklarını söyleyip gittiklerini bize anlattı.

Çok korkmuştu…”

Kadın da Bekir Coşkun gibi kesik kesik edebiyat parçalıyor anlaşılan. Yekün 50-100 kelimeyi rastgele arka arkaya dizerek gazete köşesi doldurma usulünü okuruna da bulaştırmış Bekir Coşkun. Bir de bitişe bakın “çok korkmuştu”. Sanki ilkokul öğrencisi edebiyat dersinde “öykü” yazıyor. Mübarek Kemalettin Tuğcu’yu geçmiş. Ha, dükkan sahibine bak, burasının İran olmayacağını “tekrarlıyormuş”. Bu arada, Bekir Coşkun’un okuru anlatınca hatırladım. Evet, Türkiye’de şu anda müthiş bir din zorbalığı, mahalle baskısı furyası var. Üstelik Bekir beye Ramazan baskısı intikal etmemiş. Geçen Ramazan ayında benim epostama şöyle bir mesaj gelmişti, sizinle paylaşayım:

“Sayın FST,

Ben öğle yemeklerini Nişantaşı civarında yerim. Söylemesi ayıp öğün başına 30-40 papel bayılırız, tuzum kuru sayılır. Neyse konuya gelirsek, bayrama birkaç gün kala hem ailece kutlama için likör alırım diye o gün öğle yemeğini İstiklal Caddesi üzerinde yiyeyim dedim. O da ne, saat 12.00 civarı ve cadde bomboş. Açık tek dükkan yok. Az ileride bir grayder ve iş makinası görünce oraya yöneldim. Biri başörtülü 3-4 kişi dükkan önünde bekleşiyordu. “Selam bayım, acaba bu kahrolası yerde ne olup bitiyor, sormamda mahzur var mı” dediğimde kaba yapılı, sakallı, takkeli biri tokadı yapıştırarak “bugün Cuma, enseni kapa” şeklinde kendince bir şaka yaptı.

Meğer o gün Cuma imiş. Bu şahıslar da AKP’nin iktidara gelmesinden güç alarak Cuma namazı sırasında açık dükkanları yıkmaya gelmişler. Kendilerine “burası Çağdaş ve laik bir ülke, bugün hayattaysanız, namazınızı, üstelik sokakları işgal ederek de olsa, kılabiliyorsanız bunu laik cumhuriyete borçlusunuz” diyerek çıkıştım. 7-8 defa “Türkiye İran olmayacak” diye tekrarlarken türbanlı kadın “eee, yetti be papağan gibi kafa ütüledin” derken sakallılar ellerindeki kazma ve küreklerle hücuma geçtiler.

Güç bela kaçtım, Şişli’ye döndüm. Bari Ramazan Bayramında içmek üzere likörümü alayım diye girdiğim şarküterinin sahibi “artık içki satmıyoruz, mübarek ay, sabret biraz” diyerek beni azarladı. Kendisine “bugün burada şarküteri işletebiliyorsa bunu çağdaş cumhuriyet kazanımlarına borçlu olduğunu” hatırlatmama rağmen “başlatma be kazanımına, yok içki filan Ramazanda, başka kapıya, yan tarafta Tekel bayisi var” diyerek bağırmaya başladı. Ben “Türkiye İran olamaz” diterek çıkarken “Orucu biz tutalım, bayramı bunlar yapsın, ne ala memleket” diye homurdanıyordu.

Evet Fethi bey, İstanbul başta nice kentlerimizde hergün bu manzaralarla karşılaşılıyor. Çağdaş, ilerici, içkisi ve eğlencesindeki modern insanlar; gerici, yobaz, abdesti ve namazındaki mahalle erbabınca rencide ediliyor. Gün geçmesin ki cuma namazında açık bir dükkan sahibi tehdit edilmesin, kazma ve küreklerle çarşılar yerle bir edilmesin. Ramazanda açık bir lokanta görmek mümkün mü, bakın etrafınıza. Öğle vakti aç kalıyoruz, işte çağdaş cumhuriyetin geldiği nokta. Başı açık insanlar saçlarından tutulup sokaklarda sürünüyor, çarşaf giymeyene fahişe gözüyle bakılıyor. Ne yazık, ne kadar yazık.

Sizin çağdaş kazanımlara bağlılığınızı biliyorum, bu sebeple bu mesajı size gönderdim. Umarım okurlarınızla paylaşır, tehliknin farkında olduğunuzu gösterirsiniz.

(…………) (………)

Bu mesajı o zaman almış ve “Allah Allah ben başka bir yerde mi yaşıyorum, Ramazan günü neredeyse oruçlu adam yok, lokantalar tıklım tıklım dolu, Cuma vakti dışarıda namaz kılanı çiğneyip geçen bir sürü de kılmayan var, eskiden “ayıp olur” diye dükkanı kapatırlardı şimdi o da yok, herkes alışverişinde. Ortalık da Tekel bayisi dolu. Başı açıklar fıstık gibi işinde gücünde, başı örtülüler ne devlette ne özelde çalıştırılmıyor, ne iş” diye düşünmüştüm. Halbuki yanıldığımı anlıyorum. Demek ki iş başka imiş. Bekir Coşkun’a gelen mesaja göre yakında kazma, kürek timleri Cuma namazında açık yerleri toza çevirecek, en iyisi ben girişimci davranıp hafriyat işine gireyim. Eski bir kamyon, 8-10.000 YTL’ye denkletiştirilebilir.

Ha, unutuyordum, Bekir bey gelişmeler üzerine bunun üzerine şu sonuca ulaşmış:

Başta İstanbul’un kimi semtleri olmak üzere birçok tutucu kentte cuma günleri işyerlerinin, çarşıların, mağazaların tarikatların baskısıyla kapatıldığını biliyoruz. (Kim biliyor, FST)

Kimi esnaf isteyerek…

Kimisi tehdit ile…

İşte tam bu sırada, yani dün eski TBMM Başkanı, AKP’nin en öndeki üç isminden birisi Bülent Arınç, Meclis’in “cuma günleri” tatil olmasını istedi, biliyorsunuz.

Devletin tepesindeki koltuklar el değiştirip de karşı devrim Türkiye’yi ele geçirdikten sonra işte böyle oldu.

[…] Artık dinciler daha cesur, daha iddialı, daha sabırsız, daha yırtıcı, daha hırçınlar.

Ve ortaçağa yolculuk sürüyor

Hadi Türkiye… Ortaçağa doğru… Yuvarlana yuvarlana…

Hmm. Ortaçağa yuvarlanıyoruz. Şu ortaçağ lafı da garip. Ben ilkokulda okurken Fatih çağ kapattı çağ açtı filan denirdi. Acaba bu bizim uydurmamız mı yoksa Batılılar da Ortaçağın sonu olarak İstanbul’un Fethini mi görüyor bilen varsa söyler. Çok da önemli değil ama Ortaçağ denen dönem Doğu dünyası için Batıya nazaran daha iyidir, fıstık gibi diyemem belki ama Katolik dünyasının engizisyonuna göre filan yunmuş yıkanmıştır.

Ortaçağı yeniçağı bilmem ama Bekir Coşkun ve okurları hala pütürlü Taş Devrini yaşıyor gibiler. Bekir Coşkuntaş misali. Fred bile sizden akıllı be.

Popularity: 49% [?]

Ceza

FST 22 Kasım 2007

tokmak.jpgEğitim şart mıdır, iyi midir, okullar olmalı mı türü laflar edildikçe “yahu iyi birşey olsa çocuklar tatile bu kadar sevinir mi, okulu seven mi olur, laf” derim. Etrafımdan da “koca adamsın, milleti eğitime teşvik edeceğine çocukların kafasını karıştırıyorsun, üç kuruşa çalışan öğretmene laf ediyorsun” diye ayıplarlar. Halbuki okul denen şey hapishane gibi, en son hatırladığımda öyleydi yani. Üstelik hapishanede adama ödev filan da vermezler, hem de gerçekten bedavadır. Bizde devlet güya bedava ilkokul eğitimi veriyor, öğle yemeği için eve geri gönderiyor, bana çanta, kalem, yardımcı matematik kitabı aldırıyor. Bu ne biçim bedava eğitim anlamadık. Zorunlu tutmasa çocukları başından savmak isteyen ev kadınları dışında kimse bu okullara çocuğunu gönderir mi şüpheliyim. Neyse, bu lafı ben neyin üzerine getirecektim, evet, habere göre Trabzon’da hakimin biri hırsıza “eğitim alma cezası” vermiş. Şöyle deniyor:

Alnan bilgiye göre, Trabzon’da bir marketten hırsızlık yaparken yakalanan N.O’nun (32) tutuksuz yargılandığı davayı bir süre önce karara bağlayan Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Zeynep Denizoğlu, 6 ay 7 gün hapis cezası verdiği sanığın 1 yıl süreyle bir eğitim kurumuna devam etmesine hükmetti. Yargıtay bu kararı onarsa N.O, el becerisi ve bilgisayar kursu gibi bir eğitim programına gönderilecek, şayet bunu yapmazsa hapis cezası infaz edilecek.

Alın işte. Ben demiyor muyum eğitim bir tür cezadır diye. Hakimler iyice gözüme girmeye başladı, yaşasın Türk yargısı.

Popularity: 48% [?]

Nesin Kışlası

FST 22 Kasım 2007

nesin.jpgHürriyet gazetesi ile uğraşırken bunun karşı taraftaki muadili Zaman bazen gözümüzden kaçabiliyor. Bülent bey haberdar etti, malum Zaman gazetesi Ali Nesin ile uğraşıp duruyor. Aziz Nesin’in çocuklar için kurduğu bir vakıf, İzmir’deki matematik kampı filan zırt pırt Zaman gazetesi fişteklemesi, gayretli muhbir eliyle basılıyor, rencide ediliyor. Daha önce konuya değinmiştim ama bugünkü haber Zaman’ın artık iyi bir köteği hak ettiğini gösteriyor. Şöyle denmiş:

Aziz Nesin Vakfı’na ait suçlamalara bir yenisi daha eklendi. Yurtta kalan bir kız çocuğuna taciz iddialarıyla uzun süre gündemi meşgul eden vakfın ‘Alman casusları’ barındırdığı iddia ediliyor. Taciz skandalının ardından denetim yapan müfettişler, çok sayıda Alman vatandaşının yurtta kaldığını ortaya çıkardı.

Teftiş raporuna göre, askerlik yapmak istemeyen Almanlar, Türkiye’de Aziz Nesin Vakfı’nda bir yıl görev yaparak bu görevi yerine getirmiş sayılıyor. Vakıfta askerlik için bulunan 3 Alman’ın yanında çok iyi Türkçe konuşan Alman bayanlar da görev yapıyor. Teftiş kurulu ‘hangi amaçla vakıfta bulundukları belirlenemeyen’ Almanları Milli İstihbarat Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı’na rapor etti. Vakıflar Genel Müdürlüğü de vakfı mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Vakıf Başkanı Ali Nesin ise iddialar karşısında cevap vermekten kaçınıyor.

Simon Westter, Moritz Shalkes ve Philip Nauman isimli Almanlar, Aziz Nesin Vakfı’nda askerlik görevi için bulunuyor. Alman vicdani retçiler, ’sivil hizmet’ adı verilen bu uygulama ile yurtiçinde ve dışında Alman devletinin izin verdiği sivil toplum kuruluşlarında görev yapabiliyor. Listedeki 239 kuruluştan 140′ının misyonerlik kuruluşu veya kiliseye bağlı olduğu belirtiliyor.

[…] Alman Gizli Servislerinin Türkiye Operasyonları’ adlı kitabın yazarı Talip Doğan Karlıbel, Aziz Nesin Vakfı’ndaki Alman nüfuzunu, beşinci kol faaliyeti olarak nitelendiriyor. Karlıbel, “Almanlar istihbarat veya misyonerlik faaliyeti yürütmektedir. Almanya demokrasiye geçiş sürecinde olan devletlerde, kendi ekolüne dayalı bir sistem yerleştirmeye çalışmaktadır. Nesin Vakfı, yıllardır Almanya tarafından örtülü bir şekilde desteklenmektedir. Friedrich Ebert Vakfı ve Heinrich Böll Vakfı, 1990′lı yıllarda vakfa 244 bin marklık yardım yapmıştır. ” diyor. ‘Alman Derin Devleti’ adlı kitabın yazarı, eski DSP Milletvekili Zafer Güler de vakıfta görev yapan ‘Alman askerlerin’ casusluk yaptığını iddia ediyor. Güler, “Almanya bu gibi vakıflara ajanlarını göndererek orayı kontrol altında tutar. Aziz Nesin Vakfı, bu anlamda bilinen bir kuruluştur.”

[…]Raporda, Almanlardan ülke güvenliğini bozabilecek faaliyetler olarak söz ediliyor. Bunun yanı sıra FÖNES’in Türk makamlarından izinsiz diğer çalışmaları da sıralanıyor. Örnekler arasında, çocuklardan bazılarını Almanya’ya götürüp okutmak da var. Her yıl çocuklar topluca Almanya’ya götürülüyor. Tüm giderler de FÖNES’çe karşılanıyor. Almanya’da ne eğitimi verildiği ise belli değil. Nesin, yıllarca Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) denetimi altına girmemek için mücadele etti. 2828 sayılı SHÇEK Kanunu uyarınca, Nesin Vakfı’nın, devlete bağlı bir kurum olarak faaliyetini sürdürmesi istenmişti. Ali Nesin ise böyle bir ortamda Nesin Vakfı’nın işlevini yerine getiremeyeceğini savunmuştu. Konu, yargıya intikal etmiş ve vakıf lehine sonuçlanmıştı. 

Bu ne iştir, bunlar nasıl laflardır? Zaman gazetesi böyle alçakça laflara cüret ediyor ama meydan boş değil. Beyinsizliğin manası yok. Taciz iddiası imiş. Tüm tarikat yurtlarında, okullarda şurda burda da taciz iddiası olur, hatta taciz de olur, ne olmuş? Aziz Nesin’in elini öpüp “çocuklar için vakıf açmışsın, bir emrin varsa yerine getirelim” deneceğine ufacık çocuklara hayvan muamelesi yapılan Sosyal hizmet Çocuk Esirgeme Hapishanesine bağlatmaya çalışıyorsunuz öyle mi? Üstüne üstlük yargı “vakıf lehine” işi sonuçlandırmış hala burada alçakça bel altı vuruş yapıyorsunuz. Oh olsun, aferin ulan hakimler.

Alman vakıfları beşinci kol faaliyeti yapıyormuş, askerliği Aziz Nesin vakfında yapıyorlarmış, 244000 mark alınmış, çocukları götürüp Almanya’da okutuyorlarmış, bilmem ne. Sanki Aziz Nesin Vakfı değil Aziz Nesin Kışlası da askerlik yapılıyor. Yuh sizin müslümanlığınıza, insanlığınıza. Ülke güvenliği tehlikedeymiş, hadi oradan be, paranoyak komplocu budalalar.

Kurban paramı götürüp Aziz Nesin vakfına vereceğim, sinsi Zaman Gazetesine de buradan mesaj veriyorum, hiç almadım, bundan sonra alana da engel olmaya çalışacağım. Liberal, muhafazakar akademisyen takımı, siz de şu heriflere yorum göndermeyin kardeşim, Radikal’e gönderin daha iyi. Adilik yapmamak lazım. Hürriyeti geçtiniz be.

Popularity: 87% [?]

Belayı Bulduk

FST 22 Kasım 2007

sahin.jpgTRT’ye müdür atanamıyordu, rahattık yeni yatırım adıyla para daha az söğüşlenecekti. Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez önemli birşeymiş gibi tuttu TRT’ye müdür atadı. 58 aday başvurmuş, bileydim ben de başvururdum, ballı börek. Anlamadığım niye 58.000 kişi başvurmamış? Sınavı Ali Sami Yen stadında yapabilirlerdi. Bu adam ne kadar maaş alır bilmiyorum ama tanıdığım “özerk” memurlar 5-10 kağıt arası maaş alıyorlar ve sürekli yurtdışında bedava gezip harcırah denen ayrı bir para daha alıyorlar. Lojman, makam arabası vs. ile herhalde 20 milyarı buluyordur. Az mı, bana göre süper. Ben olsam 4 sene yatar harcamam olmadığı için 960 milyarı biriktirir daha sonra Türkiye Finansa yatırır faizini, ay pardon, platin hesaptan kar payını yerdim. Neyse, bu yazıda finansal gelecek planlarımdan söz etmeyeceğim, TRT müdürü gelir gelmez açıklamalar yapmış, okuyunca eyvah dedim. Şöyle şeyler var:

TRT’nin çiçeği burnunda Genel Müdürü İbrahim Şahin, yeni koltuğuna oturmadan ilk açıklamayı Zaman’a yaptı. Her zaman insan odaklı bir yönetim anlayışını benimsediklerini anlatan Şahin, sürekli çalışanların yanında olacaklarını anlatıyor. Yaklaşık 8 bin çalışanın bulunduğu TRT’de personel tasarrufuna gidilip gidilmeyeceği sorusuna ise, “Şahin olmayacağız. İnsan odaklı çalışacağız. Aynı yağmurda ıslanıyoruz, aynı güneşin altında kuruyoruz. Yeter ki; insanca bu kuruma, Türk toplumuna, ülkeye hizmet etsinler. Biz onların hep yanında olacağız. TRT’den maaş alıp da TRT’ye ihanet edene de fırsat vermeyeceğiz.” şeklinde cevap veriyor. TRT’de aşırı derecede bir personel şişkinliği oluştuğu gerçeğini de göz ardı edemeyeceklerini anlatan Şahin, emekliliği gelenleri, bir kısım cazip önerilerle emekli olmaya ikna edeceklerini belirtiyor.

İbrahim Şahin, televizyoncu olmamasına karşın, TRT’ye atanmasını önemli bir avantaj olarak değerlendiriyor. Şahin, “TRT’ye televizyoncu değil, profesyonel bir yönetici aranıyordu. Ben de profesyonel bir yöneticiyim. İçeriden gelmenin dezavantajları da olabiliyor. Öncelikle kurumsal körlük yaşanıyor. Ben PTT’ci de değildim; ama PTT’de yaptıklarımız ortada. Eğer PTT’nin içinden gelen biri olsaydım, ‘logo’ değişikliğini bile yapamazdım.” açıklamasında bulunuyor. TRT Genel Müdürü Şahin, atamasının siyasi olduğu yönündeki görüşlere de tepki göstererek, PTT ve Ulaştırma Bakanlığı’ndaki görevlerinde yaptığı hizmetlerin bu göreve getirilmesinde etkili olduğunu anlatıyor. Şahin, PTT Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde ‘2004 Kaynakları Etkin Kullanma ve Maliyetleri Düşürme Yılı Birincilik Ödülü’ne layık görülmüştü.

TRT-INT, BBC gibi bir kanal olmalı

İbrahim Şahin, TRT’nin dünya kanalları olan CNN ve BBC gibi bir kanalı olması gerektiğini anlattı. Her zaman büyük düşündüğünü hatırlatan Şahin, “TRT dünyanın en iyilerinin arasına girmeli. O bakımdan, TRT-INT, önce fonksiyonlu hale getirilecek. Ardından BBC ve CNN gibi bir kanal olması için planlarımız var. Kurum bunu başarabilecek güçte. Ancak, kısa vadedeki hedefim, öncelikle, Türkiye’deki kanallar içerisinde en iyisi olmak.” şeklinde konuşuyor.

[…] Kurumda yaşanan motivasyon eksikliğine dikkat çeken İbrahim Şahin, ‘TRT’nin en kötü olduğu dönemi’ iddialarına katılmıyor. TRT’nin 24 saat yayın yaptığına dikkat çeken Şahin, donanımlı ve yetişmiş kadroyu harekete geçirerek, çantasındaki projeleri teker teker uygulamaya koyacaklarını belirtiyor. İbrahim Şahin, “TRT’nin güçlü bir kadrosu var. Önemli olan bu kadroyu doğru kullanmak. Ben bu kadroyla 5-6 değil 40 kanalı yönetirim.” diye konuşuyor.

[…]Kamu reformu konusunda uzman’Kamu reformu’ ve ‘e-devlet’ projelerinde deneyim ve donanıma sahip olan Şahin’in ‘kriz yönetimi’ konusunda makaleleri de bulunuyor. Şahin, 2003′ten bu yana, başta elektronik haberleşme olmak üzere, Türkiye’deki bilişim ve iletişim alanında gerçekleştirilen projelerin tamamında aktif olarak yer aldı. Evli, bir çocuk babası olan İbrahim Şahin, İngilizce biliyor.

Yazıda önemli gördüğüm yerleri belirleyeyim derken baktım ki önemsiz yer yok. En dikkatimi çeken de Şahin’in alim niteliği oldu. Kendisinin kriz bilmem ne konusunda “makaleleri” bulunuyormuş. TRT’de pek kriz yaşanmaz, en fazla “yahu bu adamlara bir de çift maaş mı ödüyorsunuz, kesin birini” diyen başbakana dava açılırsa kriz çıkabilir, demek ki bundan sonra bu problem de kolay hallolacak. Ha, başbakana da hatırlatmak lazım, TRT çiftlik de diğerleri değil mi? Neyse, yeni müdürün mülakatını şöyle özetlersek:

1- TRT daha önceden hayvan odaklı çalışırken şimdi insan odaklı hale gelecektir.

2- TRT müdürü ile çalışanları aynı yağmurda ıslanıp, aynı güneşte kurumakta, diğer kurumlar ise farklı yağmur ve güneşlerde bu işi yapmaktadır.

3- TRT çalışanı para için değil ülkeye hizmet için vardır

4- TRT’de maaşlı hainler vardır.

5- Emekliliği geldiği halde süper imkanları bırakmak istemeyenler yeni müdür tarafından hipnozla ikna ve emekli edilecektir.

6- Müdür atamasının siyasi olduğunu düşünenlere tepkilidir. Zira ataması siyasi değildir.

7- Şahin kendisinin TRT’ye atanmasını yine kendisi bir şans olarak görüyor.

8- Yeni müdür büyük düşünmektedir.

9- TRT BBC ve CNN ile yarışacaktır.

10- Kurumda motivasyon eksikliği vardır. Bunun işten atılmama garantisiyle alınan yüksek maaşla ilgisi olduğunu düşünen vatan hainidir.

11- Şahin elindeki kadroyla 5-6 değil 40 kanal yönetebilmektedir.

12- Kamuda reform yapılacağını zannedenler vardır

13- Şahin ingilizce bilmektedir.

Uzun lafın kısası eğer bu şahıs dediğini yapar da 40 kanal kurmaya kalkarsa ayvayı yedik demektir. Bu arada “atamam siyasi değil” ve “TRT’ye atanmam önemli bir avantaj” sözlerine gülmeniz geçtiyse, kurumdaki motivasyon eksikliği üzerinde düşünmeye başlayabilirsiniz. Yahu bu imkanlar bende olsa da biraz da ben motive olsam. 8000 çalışanı da az zor emekli edersiniz kamu reformisti müdür bey, bu ülkede memur “Allahtan başkasının gücü yetmeyen” adam demektir. Kamuda reform meform da olmaz, aptal aptal laf etmeyi bırakmak lazım. Ömür boyu iş garantili devlet memurluğu sistemi ve iti iti ısırmaz mantığıyla bir yere varılmaz.

Neysei ne diyeceğimi unuttum, hepimiz aynı yağmurun altında ıslanıyoruz, şemsiyeleri açmayı unutmayalım Bu arada ingilizce bilmek şu ara popüler galiba, Fatih Terim işsiz kalırsa TRT genel müdürlüğüne de aday olabilir.

Popularity: 47% [?]

Önemli Bir Katkı

FST 21 Kasım 2007

Derin Düşünce sitesinden Mehmet Yılmaz bey Fransa’da mukim ve ehlince malum iktisatçı Pascal Salin ile evinde bir mülakat gerçekleştirmiş. Kendisini bu işten dolayı tebrik ediyorum. Meraklıları siteyi ziyaret edebilir.  Bu arada Salin ile ilgili Mises .org’da da bir sayfa var.

Popularity: 43% [?]

Zamanım Olsa

Çarşamba Gecesi Coğrafya Yazacağız

FST 19 Kasım 2007

ata2.JPGNorveç Seferi kazasız belasız atlatıldı ya, ortalıkta bir toz duman. Yahu daha geçen hafta bu futbolculara sövülüp Fatih Terim’in aldığı maaş dile dolanmıyor muydu? Neyse, ben bunları düşünüp söylenirken sevgili Metin bey “Engin Ardıç hislerine tercüman olmuş” diyerek haberdar etti. Bakın neler demiş Engin bey:

Norveç gibi dandik bir takımı 2-1 gibi sıradan bir skorla yenince tarih mi yazdık?

Yunanistan gibi sıradan bir takıma kendi sahamızda yenilince, Bosna-Hersek gibi önemsiz bir takım karşısında tel tel dökülünce, Malta gibi takım bile olmayan bir takımla, Moldova gibi varlığı yokluğu tartışılacak bir takımla zar zor berabere kalınca ne yazmıştık, coğrafya mı?

Ama Macaristan’ı yendik canım, elli beş yıl öncesinin mucize ekibi!

Bir Puşkaş vardı Puşkaş, gençler bilmezler. Hıncal bilir.

Vallahi biz dünya üçüncüsü de olmuştuk…

Brezilya’ya iki kere yenilip, Japonya gibi sayılmaz bir takımı, Güney Kore gibi geçmez bir takımı, Çin gibi olmasa da olur bir takımı, Senegal gibi ancak Fransa’nın PAF takımı yerine geçen bir takımı yenince… Eh, Kosta Rika gibi bir dev(!) ile de yenişemeyince...

Türk’ün bileğinin bükülmez olduğunu dosta düşmana duyurmuştuk! Eh, koskoca Brezilya’ya bir şey duyuracak halimiz de yoktu ya…

Pişmiş aşa soğuk su mu katıyorum? Hayır, aş kaynadı taştı da, köpüğünü alıyorum.

Türk takımlarının yarısını yabancılar oluşturuyordu, biz de sıkıya gelince “devşirme yöntemiyle” yabancılara peştemal bağlayıp Türk diye piyasaya sürüyorduk ama zarar yoktu…

Elvan Abeylegesse vardı örneğin… Koşucu… Kahraman Türk kızı!

Kız Habeş’ti ama Orta Asya’dan çıkan oklar teorisine göre aslında Habeşler de Türk asıllı değiller miydi?

Vallahi herhangi bir yabancı takımla oynayınca da aslında kendi kendimizle oynamış olmuyor muyduk? Beşiktaş takımı Çarşı Türkleri’nden, Liverpool takımı da İngiltere Türkleri’nden… Ötüken Yaylası’ndan birlikte çıkmışız, biz Anadolu’ya gelmişiz, onlar kuzeye kırıp adaya gitmişler…

Mehmet Aurelio, Gökçek Vederson, Mert Nobre… Yakında Ali de Souza, Selami Appiah, Rüknettin Song, Raci Carlos…

İç ve dış düşmanlarımız da vardı. Milli birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla muhtaç değil miydik?

Bizi yutmak isteyen emperyalizm ve bizi mahvetmek isteyen kapitalizm de vardı, berikilere sorarsanız.

Çarşamba gecesi “sakata gelmezsek” son kez Bosna-Hersek’i yeneceğiz.

Yenemeyebiliriz de haa… İki başlık da hazır, “tarih yazdık” ya da “ne yaptınız çocuklar”… Ben çıkıyorum, bu trafikte Papermoon’a yetişeceğim, karılar bekliyorlar, siz maçın sonucuna göre birinden birini kullanırsınız… Gece vakti de bana telefon etmeyin, sizinle uğraşamam… İşim var…

İnandık, kazandık… Ya da: Ümitlerimiz vardı, umutlarımız vardı, mutlu ve mesuttuk, ilgi ve alakamız sonsuzdu, hırslıydık, kararlıydık, fakat olmadı, olmadı, olmadı… Bu da çemiş spiker ağzı.

Norveç’i yendik, yumurta kapıya gelince tarih yazdık. Nasrettin Hoca da eşeğini önce kaybetmiş, sonra bulmuştu. Fatih Hoca da hocalardan bir hocadır ya, o da öyle yaptı.

Çıktık açık alınla… Türkiye sizlerle gurur duyuyor kahraman çocuklar… Zafer gecesi… İnandık, savaştık, zoru başardık… Ayyıldız mucizesi…

İki tane boktan PKK kampını nokta atışıyla ve de “el istihbaratıyla gerdeğe girip” vurunca da tarih yazacağız.

Verin lumpenlere gazı, verin.

Fakat dikkat edin, sonra cinayet işliyorlar.

Ben bunları 4-5 yazıda söyleyebiliyordum, Engin Ardıç bir hamlede işi halletmiş. Tebrik ederim, aynı duygu ve düşüncelerle sevgili Fatih Terim ve tüm ulusal kahramanlarımızı da tebrik ederim. Bu ne destandır, bakın şu şiir aklıma geliverdi:

Ey Norveç gazisi kahraman Fatih ve evladı
Atanın arslanları ancak, bu kadar şanlıydı.
Sana dar gelmiyecek manşeti kimler atsın?
‘Gömelim gel seni İnönüye’ desem, sığmazsın.
Ey okazyon oğlu tabele, isteme benden para,
Sana keseyi açmış duruyor Federasyon.

Hey, hero of Norvesh veteran and sons
Lions of ancestor glorius as you are
Who can throw manshet narrow to you
If I say bury to İnönü you are not fit
Hey tabele son okazyon dont want money from me
Federation opened the bag and stop

Popularity: 59% [?]

Norvay Travel: We write new epic*

FST 17 Kasım 2007

terimsirit.jpgTecnical director of Nasional Team Fatih Terim say that he not fraud of loose the match of Norvech National Team. I last night hear a futbool player of Turkey say that “we write epics in the end matches always sometimes and we write epic in Norvech”.

I believe our team will exit to the high grup in Europe cup. I wish sucessfulls to our national team and emperore Fatih Terim and the players are want to ready beat the Norvech. I want good skore in thabele. Somebody say I the Fethi is the Norvegian in inside us but it is not true, it is an okazyon, aniway. I am Turk and I am proud that Turk team write epic, pastoric poems in the other Norvech Travel under the control of Mister Terim.

terimsiritwam1.jpgIf Norvech win game, What can Terim do and we will look to the front as nation of Turkey. Not to the back. Anyway, if you want take lesson, Coquerer the Emperor will give inglish lesson moneyless. Apllication to Fethi is good, pay money, I like money. I want president salary 10000 dolar, Emperors salary is more good 100.000 dollar everything is something is okay, what can ı do?

* Norveç Seferi: Yeni Bir Destan Yazacağız

Popularity: 58% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş