Archive for Kasım, 2007

İran’ın Bölünmez Bütünlüğü

FST Kasım 9th, 2007

settarhan001_1.jpgGeçenlerde bir yazımın ardından gelen yorumlarda İran Türklerinin durumu gündeme gelmişti ama nedense kimse konunun üzerinde durmadı. Bugün PKK, Kürt devleti problemlerine bakarak Türkiye Kürtleri ile İran Türkleri arasında bağ kurmak mümkün mü? Bu soruya cevap sanki evetmiş gibi görünüyor. Üstelik İran Türkleri son yüz-yüzelli yılda birkaç defa devlet kuracak kadar ayaklanma da yapmışlar. Şimdilerde de bizdeki Kürtlerin taleplerine benzer talep dile getiren Türkler var İran’da. Geçen sene 22 Mayıs tarihinde Türkleri hamamböceği gibi çizen karikatür sebebiyle Tebriz’deki büyük ayaklanmayı hatırlayın. Erdebil ve diğer şehirlere de sıçrayan bu protesto gösterilerinde Türkler kendi dillerinde eğitim hakkını savunuyorlardı. Okuduğum kadarıyla İran’da Türkçe eğitim yasak, Ermenice ise serbest. İran Türkleri de anadillerinde eğitim talep ediyorlar. İran ise “İran’ın bölünmez bütünlüğü” gerekçesiyle “hepimiz Farsız” mealinde bir politika izliyor. İran’da Türkler devletin başına geçebiliyorlar ama sadece Türk olduklarını öne çıkarmamak kaydıyla.

Bunu neden yazıyorum, olayların Türkiye’deki durumla epey benzer olduğu aşikar. Bizde de Kürtler için “canım, cumhurbaşkanı bile olabiliyorlar” denir ya, eh bakın İran’da da Türkler cumhurbaşkanı olabiliyorlar. Bizde Kürtlerin anadilde eğitimi problem, İran’da da Türklerin anadil eğitimi sıkıntılı. Orada Türklere “Dağ Farsı” deniyor mu bilmem. Neyse, daha önceki yazıda yaptığım yorumu buraya linkleriyle aktarıyorum, bakalım Türkiye’deki Kürt meselesi ile İran’daki Türk meselesi konusunda siz neler söyleyeceksiniz. “İran’daki Türklere yapılan haksızlık” diyecek babayiğitlere soracağım soruyu herhalde şimdiden tahmin ediyorsunuzdur.

Kürtler konusundaki yazıya gelen yorumların birinde bu konu açılınca şunları yazmışım:

firesoutazerbaijan.jpg[…] Ben kendim de Azerbaycan’a gittim, epey kaldım da. Bu din meselesi bugün bağımsız bir ülke olan Azerbaycan Cumhuriyetinde İran’a göre daha farklıdır. Mister No’nun söylediği “İran örneği benim de aklıma geldi,teokratik bir devlet olduğu için dışarıdan bakılınca Farisi-Azeri- Kürdi hepsini birarada tutuyor.” ifadesine de ihtiaytlı yaklaşmakla birlikte (Kürtlerin şiilik oranını bilmiyorum) doğruluk payı olduğunu söyleyebilirim. Yalnız İran’da Türklerin içindeki milliyetçi hareket 1946 yılı konjonktüründe müstakil bir devlet kurmaya kadar gitmiştir ve yine bahsedilen geçen seneki Tebriz olayları, Türklerin ister ABD fişteklesin, ister başka vesileyle olsun içlerinde küçümsenmeyecek bir milli duygu barındırdıklarını gösteriyor.

Bir de Azeriler topraklarına, dillerine, insanlarına çok tutkuludurlar, özellikle İran Azerilerinin çok temiz bir Türkçeleri vardır. Hassasiyet konusunda da şunu söyleyeyim, Kuzey Azerbaycan’da bulunduğum sırada Tebriz’de Türkleri hamamböceği gibi gösteren karikatür yayınlanıp insanlar ayaklandığında Bakü’de de epey gürültü oldu. Ancak Bugün Azerbaycan devletinin Güney (İran) Azerileri ile birleşme vs. konusunda çok ihtiyatlı bir duruşu var, İran Azerilerinin de birleşmeye sıcak bakmadığını biliyorum. Bu farklı bir konu.

Konumuzla ilgili kısmına gelirsek, Şiilikteki sünniliğe göre daha kesin ve katı devlet yönetimi biçimi, imamlık vs. buna inanan insanı milliyetinden önce dizginler. Ancak Türkler konusunu ciddiye almakta yarar var, İran’da Azeri sayısı rivayetlere göre nüfusun yarısına kadar çıkabilmektedir. Bunun bir kısmı abartma bile olsa 25-30 Milyon Türkçe konuşan insandan söz ediyoruz. Bu insanların Türkçe eğitim alması yasak ama Türkçe şiirler, yazılar elden ele dolaşır, nesilden nesile Türkçe hiç zedelenmeden aktarılır. Günümüzün dünyasında Şiilik gibi katı ve efsanelere dayalı bir görüşün devlet sistemi olarak sürdürülebilmesi kolay değildir. Ben İran’ın geleceğini çok sağlıklı görmüyorum.

Dolayısıyla bizdeki Kürt hareketine benzer bir şeyin orta vadede İran’ı beklediğinden söz etmek abartı olmaz. Üstelik İran’da Türk nüfus ve kültürel birikimi bizdeki Kürtlerden çok daha fazladır. En azından Türkiye, Kuzey Azerbaycan, Türkmenistan gibi büyük bir hinterlandı var. İran Kürtleri de yarın bu tür hareketlenmeler sırasında 1946′da olduğu gibi kolaylıkla bağımsızlık davasına kalkacak, onlar da o zamana kadar tecessüm edecek Kuzey Irak vs. Kürt devleti ile temasta olacaktır.

Hasılı milliyetçilik çok güçlü bir duygudur, hele de insanlarda azınlık, ezilme, sindirilme durumları varsa. Kürtler, İran Türkleri bizim ilgi alanımızdadır, bunları bilmekte fayda var.

hugedemonstrationtabriz.JPGŞu linkte İran’da geçen yıl ayaklanan Türklerin resimler var, hiç de öyle Şiilik bağıyla filan tutulacak gibi bir manzara değil. Bu iş zincirleme provokasyona bakar. Tebriz İran’ın için Diyarbakır hükmündedir desem yanılır mıyım bilmem.

Şu da Kuzey Azerbaycan’da komünizm sonrası dini analiz eden bir makale:

http://meria.idc.ac.il/journal/2005/issue4/jv9no4a1.html

Bu da bahsettiğiniz arkadaşın sitesinden notlar:

http://bakunotlari.blogspot.com/2006/01/gnlk-hayat.html

Başka linkler
http://www.azsam.org/modules.php?name=News&file=article&sid=78
http://www.azsam.org/modules.php?name=News&file=article&sid=186
http://guneyazerbaycankurtsorunu.blogcu.com/
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran_T%C3%BCrkleri
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran_Karikat%C3%BCr_Krizi
http://www.gamoh.org/
http://www.gunaz.tv/donations.html
http://www.youtube.com/watch?v=VfWS83Rfd5Q
http://www.youtube.com/watch?v=ukn9tRr7NLE
http://www.youtube.com/watch?v=RX8Ot_pxsk8

Böcek karikatürü üzerine yollanan videoya gelen tepkilerden:
http://www.youtube.com/watch?v=umbuJdzEaUE

arashm77 (4 hours ago)

People from Azarbaiejan are my brothers and sisters, but do not think even for one sigle second that you can threaten Iran’s unity. All Iranians will stay side by side and defend their beloved countries against all their enemies…Payande Iran…

TabrizAzerbaijanTurk (1 day ago)

mtbayat: I am from Tabriz-Azerbaijan. Turkish blood flows in my vains! We are proud Turks! The ones who have governed Iran for 1000 years! There is a saying that; a Persian would give his arm to one day wake up as a T U K K!

traogli (3 days ago)

haha azeris are the biggest gypsies
but nice clip

Şunu da ekleyeyim

Azerbaycan Milli Hükümeti, İran 1946

http://www.youtube.com/watch?v=QgSTgXT_QG4
http://www.youtube.com/watch?v=Rt8tG1uM1yY

Stalin bu tarihte “8 Milyon Türk için 3. Dünya Savaşı çıkaramam” diyerek Rusya’ya katılmak isteyen Güney Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini Kuzeydeki Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreteri Bağırov’un girişimlerine rağmen İngiliz ve İran birliklerine teslim etmiş feci bir katliamla bu hareket bir yıl içinde sona ermiştir.

O günleri yaşayanlar ve çocukları hala ortada iken İran’ın birliği ve bunun sağlamlığından söz etmek belki kısa vadede geçerli olabilir. Orta vadede bölge çok şeye gebe. (Bu arada müzik, insanı silahı kapıp bağımsızlık mücadelesine teşvik ediyor sanki)

Şu da Savunma Marşıymış: http://www.youtube.com/watch?v=NbKX-6WRtRo

Bir iki link daha var:

http://www.youtube.com/watch?v=TiD4ibyiDUs
http://www.turkcubirligi.org/printthread.php?tid=148
http://www.tebrizinsesi.com/

Bunca siyaset üzerine bir de ülke reklamı vereyim:

http://www.youtube.com/watch?v=8IC56jb_Hr4

Saçma Sazak Bir Yazı

FST Kasım 2nd, 2007

inonu.jpgErdal İnönü vefat etti, Alah rahmet eylesin. Siyasette etkisiz, boş bir adamdı, son dönemde Demirel’in oyuncağı olana kadar da üstüne hiç uymayan bu elbiseyi zoraki giydirip adamı rezil ettiler. Rahmetli Özal filan ne hırpalardı, acırdım, “yahu git ilimle uğraş senin neyine kurtlar sofrası burası” derdim içimden. Bir zaman kendisini bir kütüphanede dizlerinin üstüne çökmüş kitap kartlarını karıştırırken görmüştüm. Herhalde iyi bir fizikçi ve bilim adamıydı, bundan da emin değilim ama öyle işitirim. Kendisinin siyasette aldığı kararların hiçbirinde etkisi olduğunu zannetmiyorum, o sebeple iyisi, kötüsü olmamıştır. Neyse, vefatının ardından Milliyet gazetesinden Derya Sazak bir yazı yazmış, laf ola beri gele demek lazım. Şöyle şeyler var:

Erdal İnönü’nün ölümü nedeniyle Pembe Köşk’e ziyaretçi akını sürüyor. Cumhuriyet Ankara’sının bu tarihi mekânı 1925′lerde İsmet Paşa ailesi yerleştiğinde, Kavaklıdere’ye dek uzanan bağların içinde iki katlı ahşap bir evmiş. […] Başsağlığı mesajlarını Erdal Bey’in kız kardeşi Özden Toker ile Özden Hanım’ın kızı, eski CHP Milletvekili Gülsün Bilgehan Toker kabul ediyorlar.

İnönü’nün ölüm haberi Türkiye’de televizyon haberlerine yansıdığında Çankaya Köşkü’nden de telefon geldi.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, eşi Hayrünnisa Gül ile birlikte İnönü ailesine taziye ziyaretine yapma istekleri iletiliyordu. Ancak telefondaki yetkililere, Pembe Köşk açısından taziyeyi telefonda kabul etmenin daha uygun olacağı anlatıldı. İnönü ailesi açısından, Pembe Köşk, cumhuriyetin kurucu önderi Atatürk’ün silah arkadaşı İsmet Paşa’nın evi olduğu kadar “laikliğin” de sembolü bir yerdi.

29 Ekim’de Köşk’te verilen resepsiyon, Türkiye’nin “türbanlı first lady”ye alışmaya başladığının görüntülerini yansıtıyor olsa da İnönü ailesi Pembe Köşk’ü bu ziyarete açmaya hazır değildi.

Cumhurbaşkanı’nın başsağlığı dileği telefonda alındı. Teşekkür edildi.

Gülsün Bilgehan, “Mevhibe”de, 1930′ların Pembe Köşk’ünü cumhuriyet modernleşmesinin sembol mekânı olarak, kadının toplum yaşamındaki yeri, eşitlik ve sosyal konumu yönüyle incelerken, İnönülerin dinin vecibelerini yerine getirme konusunda ne denli hassas olduklarını nakleder. Köşk’te huzur içinde geçen ramazanları, çoluk çocuk neşeyle kalkılan sahur ve iftarları anlatır.

Erdal İnönü ise “Fikirler ve Eylemler” kitabında laiklik sayesinde Türkiye’nin çağdaş bir devlet niteliği kazandığını İsmet Paşa’dan örneklerle anlatır. Türbana karşıdır!

Pembe Köşk sakinleri Erdal Bey anısına bu ilkesel duruşu bozmadılar.

Ne alakası var yahu, sanki Derya Sazak da evde telefon bekçiliği yapıyormuş gibi kim ne dediyse dramatize edip sallamış. Yok ilkesel duruş varmış, ev laikliğin sembolüymüş, İnönüler dini vecibeye hassasmış, ramazanda güle oynaya sahura kalkılırmış vs. İsmet Paşayı bilmesem oturup ağlayacağım. Veysel bey kızmasın. İsmet İnönü sağlığında herhalde yatıp kalkıp Atatürk’ün 1937 sonrası ağır hastalanıp kendisinin ayağını kaydırmamış olduğuna şükretmiştir. Bizans oyunu kompedanı Recep Peker ve CHP’nin uyanıkları Atatürk’ün cenazesi kalkmadan İsmet Paşayı getirip ömür billah yerinden kıpırdatılamayacak milli şef ilan ediverdiler.

CHP siyasileri ve bürokratlarınca iç edilenleri boşverin, İnönü ailesi lüks içinde yaşamış, hayatlarında problem nedir görmemiş insanlar, Erdal bey de öyledir, bir millet bunlara hizmetçilik etmiş, tutmuş bazıları ağıt yakıyor. Sahura kalkarmış, laikliğin bilmem nesiymiş. Bence Derya Sazak tez elden Hürriyet gazetesine aktarılmalı, Milliyetin yazarı daha sinsi olmalıdır, böyle açıktan saçmalamak Hürriyete yakışır.

(Bir süre yazı yazamayacağım, bilginize, FST)

Kritik 11 saat

FST Kasım 2nd, 2007

siy19.jpgZannedildiği gibi ABD dışişleri bakanının ziyaretinden söz etmiyorum. Milliyet gazetesinde müthiş haber olarak bir manşet gördüm, merakla baktığımda şunu okudum:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın ABD’ye yapacağı resmi ziyarete katılacak olan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun ile Genelkurmay Harekât Plan Daire Başkanı Tümgeneral Kenan Koçak da ANA uçağıyla gidecek. Bir son dakika değişikliği olmazsa Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da aynı uçakta yer alacak. Bu durumda, “türban tartışmaları” nedeniyle hiç bir arada bulunmayan Emine Erdoğan ile askerler, ilk kez 11 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında beraber olacak.

Bakalım son dakika değişikliği olacak mı. Yoksa nasıl geçer bu 11 saat? Bir de anlamadığım, -burada tabii askerlerin birşey dediği yok, Milliyet uyduruyor da- sanki askerler başörtülü insanlarla aynı mekanda bulunmuyorlar mı? Geçenlerde sayın Büyükanıt şehit yakınları ve gazilerle bir iftarda biraraya geldiğinde ortalık başörtülü kaynıyordu. Neyse acaba bu krize nasıl çözüm bulunabilir? Dikkat ederseniz gazeteye göre konu en az ABD’de görüşülecekPKK konusu kadar önemli. Aklıma gelenler şunlar:

1. Emine Erdoğan tarifeli uçakla gönderilebilir. Aslında bence doğru olan da budur, onun ne işi var ABD’de? Torunu sevmeye gidiyorsa atlasın hergün uçak kalkıyor.

2. Askerler ayrı uçağa binebilir. Bu ilave maliyet getirebilir ama ülkemizin kaynağı boldur, problem olmaz. Sadece yol boyunca konuları başbakanla askerler istişare edemezle, belki iki uçak arasında telsiz bağlantısıyla haberleşirler.

3. Süre 11 saatin altına düşürülerek askerlerin çekeceği işkence azaltılabilir. Kafile 2-3 tane F-16 ile ABD’ye götürülür yahut Fransa’da ıskartaya çıkarılan Concorde’lardan biri kiralanır.

4. Seyahat için Ana uçağı yerine bir Airbus A-380 kiralanır, başörtülüler uçağın üst katında arkada otururlar, rahatsızlık azalır.

Daha iyisi Milliyet gazetesine Takriri Sükun uygulanır hepimiz rahat ederiz.

Soykırım

FST Kasım 2nd, 2007

Herhalde eskiden beri vardır ama ben yeni gördüm, şöyle bir soykırım tanımına rastladım. Biri Türkçeleştirirse onu da altına ekleriz:

Genocide for Dummies

Here’s when a ‘mass killing’ can be determined as a ‘genocide’ and when it cannot. It took me years and years of scientific research.
Read, learn!

Killers: Muslims
Victims: Christians
Definition: It’s definitely a Genocide

Killers: Christians
Victims: Muslims
Definition: It’s definitely not a Genocide.
Please refer to such events as “War” or “Civil Conflict”

Killers: Germans, French, Dutch, Poles, Greeks, Armenians, Slavs etc.
Victims: European Jews
Definition: It’s a Genocide - But only the Germans are guilty

Killers: Muslims
Victims: Muslims
Definition: *It’s a Genocide - If the victims are the West’s allies or the killers are the West’s enemy
* It’s not a Genocide - If the killers are the West’s allies or the victims are the West’s enemy

Killers: Christians
Victims: Christians
Definition: Incomplete data. Unable to make a judgement..
Please provide the skin colour of the killers and the victims

Killers: The West
Victims: Peoples of the 3rd World.
Definition: Definitely not a Genocide.
Use terms like Anti-Terrorism, Overseas conflict, War against oppressive regimes,etc.

Recep Yılmaz çevirmiş, teşekkürler:

Aptallar için soykırım

Bir “kitlesel cinayet”in “soykırım” olarak tanımlanabileceği ve tanımlanamayacağı durumları inceledim. Bu bilimsel araştırmayı yapmak yıllarımı aldı. Okuyun ve öğrenin!

Katiller: Müslümanlar
Kurbanlar: Hristiyanlar
Tanım: Kesinlikle soykırım

Katiller: Hristiyanlar
Kurbanlar: Müslümanlar
Tanım: Kesinlikle soykırım değil. Lütfen “savaş” ya da “iç çatışmalar” gibi isimler verin.

Katiller: Almanlar, Fransızlar, Hollandalılar, Polonyalılar, Yunanlar, Ermeniler, Slavlar vs.
Kurbanlar: Avrupa Yahudileri
Tanım: Soykırımdır, ancak sadece Almanlar suçludur.

Katiller: Müslümanlar
Kurbanlar: Müslümanlar
Tanım: Eğer kurbanlar Batı’nın müttefiki ya da katiller Batı’nın düşmanı ise soykırımdır. Eğer katiller Batı’nın müttefiki ya da kurbanlar Batı’nın düşmanı ise soykırım değildir.

Katiller: Hristiyanlar
Kurbanlar: Hristiranlar
Tanım: Eksik veri. Bir yargıya varılamaz. Lütfen katillerin ve kurbanların derisinin rengini söyleyin

Katiller: Batılılar
Kurbanlar: Üçüncü dünya halkları.
Tanım: Kesinlikle soykırım değil. Anti-terörizm, denizaşırı savaş, baskı rejimlerine karşı savaş gibi ifadeler kullanın.

Facebook Laiktir Laik Kalacak

FST Kasım 2nd, 2007

bayrkl.jpgFacebook iyi birşeye benziyor, bunun sebebi eski arkadaşları bulmak vs. kadar eğlendirici yönleri de olması. İlginç gruplaşmalar oluyor, mesela son zamanlarda 29 Ekim coşkusunu facebooka taşımaya çalışanlar dikkatimi çekti. Bu arkadaşlardan bir kısmı 29 Ekime kadar 1.000.000 Türk bayraklı profil çağrısıyla grup açmışlar. Siteye de Atatürk’e isnat edilen ama sahih kitaplarda bulunmayan, rivayet zaafı sebebiyle hadis ehli ve rical ulemasınca uydurma yahut zayıf olması muhtemel Bursa Nutkunu koymuşlar. Malum orada gençlere polis, yargı umursamayın, taşla sopayla ne bulursanız gericilere saldırın anlamına gelebilecek şu ifadeler var:

Türk Genci,devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Continue Reading »

Boşa mı yazıyoruz burada?

FST Kasım 2nd, 2007

atartkkhyk.jpgAnlamadığım birşey var. Birbuçuk sene evvel bir projeye başlanıyor, buradan alkışlıyor, haydi aslanlarım diyorum, aradan zaman geçiyor aynı laf “yeni proje” diye önümüze getiriliyor. Hatırlayan vardır, geçen sene Kültür Bakanlığı yurt çapında Atatürk heykellerinin elden geçirilmesi “Atatürk’e benzemeyen Atatürk heykellerinin” rötuşlanması yönünde bir karar almıştı. Şöyle şeyler söyleniyordu, hatırlatma babında söyleyeyim:

[…] Başta Atatürk’e ait olmak üzere daha güzel heykeller dikmek istediklerini belirten Tokel, bu sebeple sanatçılardan maket istediklerini ve beğenilen maketlerin asıllarının yapılarak, ihtiyaç olan, uygun bulunan yerlere dikileceğini ifade etti.

[…] Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde yaptırılan bronz heykelin büyük önder Atatürk’e benzemediği söylentileri üzerine valilik tarafından oluşturulan komisyon, ‘heykelin Atatürk’e benzediği’ kararına vardı. İnebolu’da kaymakamlık ve belediye tarafından 3,5 metreuzunluğunda, 36 bin YTL’ye mal olan, heykeltıraş Said Rüstem’e yaptırılan heykelin Atatürk’e benzemediği söylentileri üzerine valilik tarafından komisyon oluşturuldu. Sanat tarihi öğretmeni ve eski Kastamonu Kültür Müdürü Zühtü Yaman ile 2 arkeoloğun bulunduğu komisyonun, bir elinde şapka diğerinde bastonla tasvir edilen Atatürk heykelinin, ‘Atatürk’e benzediği’ yönünde karar verdiği bildirildi.

Peki bunu durup duruken niye hatırladım? Hürriyetteki bir haber yüzünden. Yeni Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay da meğer Atarük heykellerinin bakıma çekilmesi konusunu gündemine almamış mı? Önce “aferin, bakan dediğin böyle olur” diyecekken, “yahu, geçen sene bu iş bitmemiş miydi, ne oluyor” düşüncesi aklıma geldi. Neyse, hikaye şuymuş:

[…] Cumhuriyet değerlerine sahip çıkılması ve bugünlere nasıl gelindiğinin de çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Günay, bazı yerlerdeki Atatürk anıtlarının da “Ata’nın adına yakışmayacak çapta” olduklarını ifade etti. Günay, bu konuyla ilgili görüşlerini şöyle özetledi:

“Ne yazık ki, bazı yerlerde Atatürk’ün adına yakışmayacak çapta Atatürk anıtları var. Atatürk anıtları konusunda da bir dikkat geliştireceğiz. Mutlaka Atatürk’e yakışır olmalı…

Çok çirkin anıtlar var, mesela biri Ankara’nın göbeğinde, Mithatpaşa Caddesi’ndeki SSK Genel Müdürlüğünün önünde. 1990′lı yıllarda yapıldı, katiyen Atatürk’e benzemeyen bir heykel, Atatürk gibi orada duruyor. Bu tür şeylerin de kaldırılması gerekiyor, uyaracağız bu kurumları. Anıtta estetik kaygısı olmalıdır.”

Bakana bravo, geçen senekiler uyumuş işi bitirememiş ama Ertuğrul beyi azimli gördüm, helal olsun. Sonra söylediklerinin yarısını anlamadığıma göre entel biri de olmalı. Bir de orada danışmanlık yapan dostlara haber uçurayım, şu heykel bakım ve onarım ihalesinin bir ucundan da biz tutsak, elim fırça tutar, 100-200 milyardan fazla da istemem, trilyonu büyükler götürsün, bana kırıntılar yeter, sonuçta vatan hizmeti.

Bu vesileyle şu soruyu da sormuş olayım: Kültür Bakanlığı diye bakanlık mı olur? Bir sürü para saçıp savuruyorlar, neyin nesidir şu iş? Devletin sanatçısı olması gibi türedilikler de bu kafadan çıkıyor zaten. Devletin balerini, kemancısı, obuacısı, ressamı, hattatı, yontucusu olur mu? Hasan Celal Güzel’in zamanında dediği gibi devlet sanatçısı olmaz olsa olsa saray soytarısı olur.

Heykel meselesi başka bir vesileyle de gündeme gelmişti, ona da bakılabilir. Ha, Hürriyet okurlarının şu yorumlarını da önemle kaydetmek isterim:

engin eraslan
Burada Atatürk’e benzeme kıstası net olarak belirlenmeli. Yoksa bu iş ehil olmayan insanların eline verilir

rosered 1
onlara göre benzemeyenler, asıl Atatürk heykelleri olmasın sakın!!! değiştirecez derken benzeyenleri kaldırıp, asıl benzemeyenleri koymasınlar da!!!

 

Bir Nükte

FST Kasım 1st, 2007

Mehmet Barlas Talabani’nin PKK konusunda “biz ne yapalım gücümüz yetmez” demesi üzerine şöyle bir olay aktarmış, sizlerle paylaşayım dedim:

[…] Talabani’nin “Kuldan yapabileceği şeyi isteyin” şeklindeki sözleri, 1869-72 yıllarında Bağdat Valisi olan Mithat Paşa ile Padişah Abdülaziz arasında geçtiği söylenilen mesaj trafiğini hatırlattı bana.

Mithat Paşa’ya, İstanbul’dan bir ferman gelmiş.

- Çok acele 100 bin ton çayı paketleyip İstanbul’a gönderin, deniliyormuş fermanda.

Bunun üzerine Mithat Paşa şöyle bir cevabi mesaj yazıp, göndermiş Saray’a:

- Çin İmparatoru’na gönderdiğiniz fermanınız yanlışlıkla ben kulunuza geldi. Arz ederim.

Yazının tümü bu linkte.

Sırada İspanyolca mı var?

FST Kasım 1st, 2007

terimfaht.jpgFatih Terim fırtınası İspanya’dan devam edeceğe benziyor, habere göre İspanyol kulübü Valencia Fatih Terim’e “kanca atmış”. Geçenlerde de Fulham diye bir İngiliz takımının Terim ile ilgilendiği söyleniyordu. Herhalde ingilizcesini görünce Fulham bir tereddüt yaşadı ki o laf edilmez oldu. Ben Terim’in bunca başarısızlığına rağmen filanca kulüp kendisini niye istesin, acaba İspanyollar İngilizce dersi mi almak istiyorlardır diye düşünerek haberi okudum. Şöyle yerler var:

Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim’e, Fulham’dan sonra Valencia’nın da talip olduğu belirtildi. Sanchez Flores’i görevden alan İspanyol kulübünün, Chelsea’den ayrılan Mourinho ve Beşiktaş’ın eski teknik patronu Vicente del Bosque ile birlikte Fatih Terim’i de düşündüğü iddia edildi.

Valencia’da yayınlanan Sport gazetesi, Valencia Başkanı Juan Soler’in elinde bu üç hocanın isimlerinin bulunduğunu yazdı. Haberde, Fatih Terim’in adının geçen sezon Flores’ten önce gündeme geldiği ve Soler’in Türk hocayı çok beğendiğine dikkat çekildi.

Spor gazetesi, Valencia’nın başına geçecek diğer iki adayın takım çalıştırmamasının, Fatih Terim için dezavantaj olacağını ifade etti. Şampiyonlar Ligi’nde de mücadele eden Valencia’nın acilen teknik direktör bulması gerektiğinin altını çizen gazete, “Valencia’nın beklemeye tahammülü yok” yorumunu yaptı.

Spor gazeteleri dünyanın heryerinde aynı anlaşılan.

Neyse, Valencia’ya şmpiyonlar liginde başarılar dilemekten başka yapacak şey yok, Fatih hoca bu gidişle 2. Ligde uygun bir takımla görüşse daha mantıklı olur, böyle şişirme haberlerle bir yere varılmaz. Gerçi adam yükünü tutumuştur, çalışmasa da olur, belki de bir yönetim danışmanlığı şirketi açar Strateji, Liderlik filan öğretir. Demirel bir ara “başarısız ülkeler” paneline özel konuşmacı olarak çağırılmamış mıydı? Neden olmasın.

« Prev

Kapat
E-posta ile paylaş