Archive for Aralık 11th, 2007

Bu Nasıl Açıklama!

FST Aralık 11th, 2007

yokbask.jpgYeni YÖK başkanı atandı, ben de hemen kendisinin kamuoyuna verdiği ilk beyanatı inceledim. Bunu inceledim zira 2 gün içinde adamın (pardon adam dedim, “herifin”, yok o da olmadı; “beyefendinin” o da lakap kanununa aykırı, “şahsın”, çok resmi kaçtı polis zabtı gibi, “zatı alinin”, amaan neyse…) şeceresi Doğan grubu medyasında deşildi ve 100 civarında yayını içinde “İslam” kelimesi içeren 3-4 tanesi liste başı yapılarak “al, adam dinci” sonucuna ulaşıldı. Bir de hanımının başı örtülü olsa “AKP döneminde eşinin başı açık olan memur olamaz” varsayımı da test edilmiş olurdu ama kader.

Neyse, elbette tutup Abdullah Gül som ulusalcı birini YÖK başkanı yapacak değildi ya, fıstık gibi kendi kafasından birini bulmuş, hatta adam benim kafama da yakın, öğrenciyle enseye tokat durumları filan varmış, ben de hoca olsam herhalde öyle olurdum. Yok ben öğrenciye sövmezdim, o kadar değil ama kafa yahut kebap hoca olacağım kesindir. Maaşlar iyi olsa bir üniversiteye kapak atardım, işitiyorum bir lise öğretmeni ile doçent neredeyse aynı maaşı alıyormuş, ne işim var üniversitede gider lise öğretmeni olurum, hem kafamı bozanı döver hem de haftada bir iki gün çalışıp öğretmenevinde okey kralı olurum. Üniversite cazip değil, kazık kadar adamlarla uğraş, makale yaz, bildiri, sempozyum filan adamı yorar. Lise güzel.

Neyse lafı karıştırmayalım, yeni YÖK başkanı Anadolu Ajansına bir açıklama yapmış, hayretler içinde kaldım. Yahu bu memlekette savcı filan yok mu? Bir milyon adamı ille de Çağlayan’a mı yığmamız lazım? Ben senelerdir rektör açıklaması okurum, dinlerim hepsi “üniversitelerin temel amacı rejimi korumak ve kollamak, Atatürk ilkelerini genç nesillere aktarmak” türü bildik ve önemli şeyler söylerler. Yeni atanan bir YÖK başkanın da türban ile ilgili soruya “bu konuda taviz veremeyiz” yerine bakın neler demiş:

”Benim kanaatim üniversitelerin tamamıyla serbest kurumlar olması ve sadece bilimle uğraşmaları. Üniversitelerimiz Türkiye’yi 21. yüzyıla taşıyacak bilgi birikimini üretmek zorunda. Benim amacım bu bilimsel çıktıyı artırmaktır. Eğer biz bunu yapabilirsek zannediyorum, türban sorunu, katsayı sorunu gibi sorunlar kendiliğinden hallolacaktır. Ama biz üniversiteleri önce o mecraya çekmek zorundayız. Zaten pek çok üniversitemiz iyi işler yapmaktadır. Diğerlerini de onların seviyesine çıkarırsak zannetmiyorum ki kimse türban ile şununla, bununla uğraşsın. Sorunun kendiliğinden ortadan kalkacağına inanıyorum. Üniversiteler, yapmak zorunda olduğu esas fonksiyonu yerine getirirse, bu türden şeylerle uğraşmayacağız.”

Hoca biraz AKPvari laf yuvarlamış ama ilk gün için hiç de fena bir performans sayılmaz. Yalnız üniversitelerin serbest ve bilimle uğraşan kurumlar olarak lanse edilmesi hocanın bu konularda eksik olduğuna işaret ediyor. YÖK danışma kuruluna serbest aza olarak fahri doktor F.S. Tan’ı (uygun bir maaşla) atarsa kendisine üniversitelerin nasıl adam olacağını kısaca açıklayıveririm. Sonra türban, şu, bu da ne demek? Türban Türkiye’de bir rejim meselesi değil mi? Daha ilk günden küçümsemişiz meseleyi, ohoo işimiz var.

Hocam, kimse senden bilim, serbestlik filan istemiyor. Bak 45.ooo doktoralı(!?) “adam” ve “kadın” akademisyen uyduruk bir ingilizce sınavından 65 puan alamayıp “kaldırın dil puanını da hepimiz siyasi ahbaplık yoluyla terfi edelim ” diyormuş. Bu ülkede üniversitenin amacı da rejimi korumaktır ve bizim rejimimiz “serbest tartışma” kaldırmaz. Dolayısıyla üniversite lisenin zorunlu devamı resmi okuldur.

Neyse, tüm danışmanlık barutumu bitirmeyeyim, bakarsın yarın bir telefon gelir “Fethi Bey YÖK başkanlığı sizden istifade etmek istiyor, 3.500 YTL aylık, 1.500 YTL lojman ödeneği, kabul buyurursanız bir de Meclis Divanına alınanlardan Peugeot 407 makam aracı” filan denir, fikirlerimi orada söylerim.

YÖK başkanını ise tanımıyorum, sosyolog olması biraz karnımı ağrıttı, pek akıllı adam çıkmaz sosyologlardan, piyasayı, dünyayı bilmezler, sırça köşkten analiz yaparlar, genelde milliyetçi, islamcı ya da solcusu piyasa karşıtıdır, liberal sosyolog işitmedim. Tabii Yusuf Ziya beyi (bey kullanılıyor muydu, biri kanuna bakıversin, 6 ay yemeyelim) bilmiyorum, inşallah aklı selim sahibi biridir. Bu arada çağdaş kesim epey Anıtkabir yolunu aşındıracak gibime geliyor bu gidişle, yalnız rektörler eskisi gibi rahat otobüslerle kıta bindirmesi yapar mı ondan emin değilim. Rektör beyanatları da yeni cumhurbaşkanı ve YÖK başkanına göre değişirse şaşırmayın.

Beyanatı eksik de olsa, yeni başkan camiasına hayırlı olsun.

Suç ve Ceza

FST Aralık 11th, 2007

yayla.jpgProf. Atilla Yayla hadisesini hatırlarsınız. 25-30 kişinin dinlediği bir panelde “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir. İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var diye soracaklar” dediği iddiasıyla hakkında dört koldan savcılığa başvurulmuş, Atatürk’e (pardon Atatürk’ün Hatırasına) hakaret ettiği iddiasıyla 5816 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi isteğiyle dava açılmıştı. Dava İzmir’de görülüyormuş, geçenlerde bir tanıdık ilk davaya katıldığını 80-90 yaşında emekli memur, öğretmenlerin toparlanıp mahkeme salonuna getirildiğini, orada bu yaşlı insanlara Atilla Yayla’yı taciz ettirmeye çalıştıklarını filan anlatmıştı. Onun nükteli tahminine göre “keşke bu yaşlılardan biri orada sektei kalpten gitse de vukuat olsa” diye düşünülebilirmiş olay. Ben şahit olmadım, bilemem. Atilla Yayla da zaten ondan sonra davalara katılmamış, avukatları bulunmuş mahkemede. Yalnız son duruşmada ilgimi çeken şey savcının talebi oldu, meğer savcı daha önce telaffuz edilen 3 yıl hapsi yeterli görmemiş, suçun 5 yılla cezalandırılmasını istemiş. Şöyle deniyor:

Savcı sanık Prof. Dr. Yayla’nın söyleminin, Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret içerdiğini’ savundu. Savcı, Yayla’nın kullandığı sözlerin bilimsel açıklama boyutunu geçtiğini iddia etti ve söz konusu ifadelerin 5816 Sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesini istedi. Savcı, Prof. Yayla’nın beş yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Bir başka yerde 5 yılın sebebi olarak “eylemini kamuya açık yerde gerçekleştirmesi” gösteriliyor. Şu konuda aklıma takılanlar var. Öncelikle, Atilla Yayla bir siyaset bilimi profesörü. Eğer kendisi Atatürk ve Kemalizm hakkında konuşmasa asıl o zaman hepimizin ayaklanıp “hoca, hoca, bilim adamı payesi kazanmışsın, neden bildiklerini, ilim yoluyla ulaştığın gerçekleri bizimle paylaşmıyorsun, susmak bilim adamına yakışmaz” demesi gerekirdi. Nitekim Prof. Yayla da Türkiye gibi orta yerde hapşırsan “Atatürk’ün hatırasına saygısızlık ettin” denecek bir ülkede Kemalizm başka dönemlerle kıyaslandığında ilerlemeye değil gerilemeye tekabül eder, şu kadar sene sonra yabancı biri gelse neden heryerde bu adamın resimleri var gibi sözleri açıkça söylemiş. Savcının “hocam sözleriniz hoşuma gitmedi ama bir bilim adamı olarak bildiğinizi söylemenizden, Atatürk istismarcısını ifşa etmenizden dolayı memnun oldum, şikayetçiyi azarlayıp geri yolladım, verin ilim ve fen adına elinizi öpeyim” demesi, Atilla beyin de “berhüdar ol, senin gibi cesur savcılar oldukça bu memleket muasır medeniyet seviyesini beşle çarpar, Atatürk’ü de gerçek saygın yerine oturtur, şimdi var selametle yoluna git, Allah muinin olsun” diye cevap vermesi çok daha mantıklı ve gerçekçi olurdu. Yani Atilla Yayla çıkıp 80 senelik resmi tarih palavralarını bir daha tekrar etse ne olacaktı? O zaman akademisyen yetiştirmeye ne gerek var? Lise inkılap tarihi kitabını ve Atatürk’ün sevdiği türküleri bir CD’ye doldurun tüm seminer, panel, üniversite eğitimini buradan hap gibi halledin. Ondan sonra Atatürk’ün ruhu sizi beyzbol sopasıyla kovaladığında kızmak yok ama.

Gelelim diğer konuya. Atatürk’ün hatırasına hakaret gibi bir ifade var. Hakaretin nasıl birşey olduğunu üç aşağı beş yukarı hepimiz biliriz. Toplumuzda hakaret belli bir standart sapma olmak kaydıyla ortalama olarak malumdur. Mesela Rıza Nur’un hatıratındaki bazı ifadeler Atatürk’e alenen hakaret olarak yorumlanabilir. Ancak Atilla Yayla’nın söylediği iddia edilen (zira bant çözümlemelerinde bu adam değil anlamı çok değiştirecek olan aynı adam, hatta aynı kişi ifadesini kullandığı söyleniyor) adam kelimesi hiçbir formatta hakaret kapsamına girmez. Kemalizm gerilemeye tekabül eder ifadesi de üzerinde tartışılabilecek bir varsayımdır, muhtemelen o panelde bunların sebepleri söylenmiştir. Bu konu savcıyı değil üniversitedeki farklı görüşten akademisyeni ilgilendirir, çok kızan varsa Kemalizm neden ilericiliktir izah eder.

Atatürk’ü hakaretten uzak tutalım derken toplumda nasıl bir ucube anlayış doğurduğunuza dikkat edin sayın yasa(k) yanlıları. Bu yasa var diye Atatürk’e hakaret edilmiyor mu? Siz anlamsız yasaklar koydukça insanlar için bu konular tabu haline getiriliyor ve efsane gibi yalanlar toplum içinde dolaşmaya başıyor, Atatürk’e karşı nefret uyandırılıyor. Ondan sonra sopayla bu nefreti kaldırmaya kalktığınızda, karşılığında Atatürk’ü bir ilah halinde dikmeye çalıştığınızda ise hem insanlara eziyet edi,yor hem de gülünç duruma düşüyorsunuz. Ha, kökene bakarsanız CHP’nin bu yasaya karşı olması gerekir, malum bu yasa Atatürk’ü sevme dışındaki tüm sebeplerden dolayı İsmet Paşaya karşı Celal Bayar ve Adnan Menderes ekibince getirilmiştir, 1950′lere aittir.

Bir CHP’li çıkıp “bu ne biçim yasa, bu memleketi kuran şahıs eğer hakarete uğrayacaksa burada yaşamayalım, kanunla adam mı korunurmuş, onun icraatını ilahlaştırmadan, putlaştırmadan, hakkıyla öğretin yeter. Koruma kanunu hem Ataya hem bize ayıptır, bu kanun CHP ve İsmet Paşaya karşı bir komplodur, ülkenin önünde terakkiye manidir” gibi eli öpülecek bir söz dese iş kökten çözülecek ya malum Türkiye’de Atatürk ile ilgili bir isim, yasa oluşmuşsa bunun değişmesi mümkün değildir. Misal bir yolun adını Atatürk Yolu koyun ilelebet onun adı değişmez. Paraların üstüne başkasının resmini koymayı teklif dahi edemezsiniz. İngiltere Kraliçesinin resmi paralarda var ama onlar saltanat, biz krallık mıyız ki hep Atatürk’ün resimleri parada yer alsın? Ünlü matematikçi, fizikçi, heykeltraş, ressamlarımız, Atatürk’ten başka asker ve siyaset adamımız, iktisatçımız yok mu, onların resimleri de koyulmalı desek biri çıkar “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaretten 3 sene, internet yoluyla olduğu için 5 sene, kamuya açık olduğundan 7 sene” diye saçmalamaya başlar.

Üçüncü tuhaf nokta eylemin kamuya açık yerde yapıldığı için daha ağır cezalandırılması. Ne yani bunun başka bir yapılma tarzı olabilir mi? Atilla Yayla bunu ya derste, ya toplantıda, ya kamuya açık makalede ya da dost toplantısında söyleyebilir. Her halukarda bunların tümü kamuya açıktır. Demek ki Atilla Yayla kendi kendine söylense, uykusunda konuşsa, sayıklasa 3 yıl ceza istenecekti, normalde yapması gerektiği gibi bir topluluğa hitap edince 5 yıla çıkarmışlar.

Atilla beye Allahtan sabır dilerim. Yani uğraşmak zorunda kaldığı şu durum sebebiyle. Hani Fikret Başkaya için filan anlarım adam Paradigmanın İflasında Kemalizm bitmiştir diyerek yenilip yutulması zor laflar ediyor, alnının akıyla hapse girip çıkıyor, bari Atilla beyin sebebi de dişe dokunur birşey olsa. Misal, koğuştaki muhabbete bakın:

Koğuş Ağası-Hocam, hoşgeldin, Allah kurtarsın, sorması ayıp suçun neydi
Atilla hoca- Atatürk için başka birinin ağzından “aynı kişi” dediğim halde “bu adam” ifadesini kullanmadığım ileri sürüldü.
Ağa- Öyle mi vah vah, kaç yıl verdiler?
Hoca-5 sene
Ağa-Neyse, Allah kurtarsın
Hoca-Peki senin kabahatin ne?
Ağa-5 kişiyi doğradım, 7 kişiye tecavüz ettim, 35 kişiyi de yaraladım
Hoca- Peki sana ne kadar ceza verdiler
Ağa- Koca reis 20 sene istedi amma mahkemede iyi halimden dolayı, başımı yana büküp masum masum bakınca kader kurbanı dediler 10 seneye çektiler, herhalde 2-3 sene yatar çıkarım, ha, malum ikide bir af da çıkar, bizi salıverirler ama maalesef sizin gibi devlet düşmanı siyasi suçlulara af piyangosu vurmaz hocam
Hoca- Ne yapalım, kısmet
Ağa- Ama üzülme, benim dışarıda temizleyeceğim 4-5 adam daha var, aftan sonra bir haftaya kalmaz tekrar burada olurum, merak etme.
Hoca- Oh ne güzel, sohbetin hoşmuş
Ağa-Sevdim seni hoca, korumam altındasın bundan sonra, hüoop, Mustafa yap hocama benden demli bir çay
Nasreddin Hoca- Kesin gürültüyü iki dakika uyutmadınız be
Bekri Mustafa- Hoca gündüz vakti ne uykusu bu
Nasreddin Hoca-Sana ne be “adam”
İncili Çavuş- Ortalık gene karışacak, Nasreddin beyi şikayet ederlerse savcıya yandı
Keloğlan- Kurbanda benim kel tosunu keserler mi ki?
FST- Ortalığı daha fazla karıştırmayalım, el aman

Kapat
E-posta ile paylaş