Aralık 2007 Arşivi

Yasadan Ödün

FST 18 Aralık 2007

7896-sapka-rektor.jpgGeçenlerde iki sebeple Şapka Kanununu daha doğrusu asıl adıyla Şapka İktisası Hakkındaki kanunu hatırladım. Birincisi Vitali Hakko vefat edince arkasından hayırla yad eden kadar “kendisi şapka kanunu sayesinde voleyi vurmuştu” şeklinde şikayetlenenler, konuyu Atatürk-II.Mahmut kıyaslamasına götürenler olmuştu. İkinci hatırlama sebebim de rektörlerin YÖK başkanına tepki olarak “olamaz, nasıl olur da bir kanun uygulanamaz denebilir, asla ve kat’a türban takılamaz, YÖK başkanı olmak yasa tanımazlık değildir” şeklinde ettikleri feryat ve figan oldu. ODTÜ rektörü şunu söylemiş:

Devamı »

Memurlar Alemi

FST 14 Aralık 2007

meur.jpg Geçen sene memurluk halleri ile yazdığım bir yazı vardı, Dolmakalem sitesinde, şimdi “il dışına izinsiz çıkma” filan moda oldu, hatta Selçuk Üniversitesi rektörü “biz devlet memuruyuz, ne denirse onu yaparız” diyerek bir doğru tespitte bulununca, yeniden o yazıyı hatırladım. Hakikaten ilginç bir dünya bürokrasi ve memurluk, bir daha hatırlayalım.

Bürokrasi tüm dünyada pek hazzedilmeyen bir mekanizmadır, çeşitli düzeylerde mizah konusu da yapılır. Elbette memurlar vazgeçilmezdir ancak kendisini bu işe fazlaca kaptıranları maalesef ortalama vatandaşa hayatı zindan edebilir. Öte yandan bu mekanizma zarar vermese dahi anlamsızlığı ile her an bizleri şaşırtabilir. Türk kamu bürokrasisi de bu açıdan bir istisna sayılamaz. Son günlerde gözüme çarpan bir iki haber çerçevesinde bu konuda eski arşivleri de kurcalayarak bir derleme yapmaya çalışacağım.

Devamı »

Bu Eziyet Ne Zaman Bitecek?

FST 14 Aralık 2007

okul.JPGEziyet 1Eziyet 2 , Eziyet 3

Derin Düşünce sitesinde Mehmet Yılmaz bey yorumda eklemiş, izlemeye dayanamadım, bu ne faciadır, Mussolini, Hitler dönemi yaşanıyor sanki, Kuzey Kore’de bile kalmadı bunlar, yazıklar olsun. Bir videoda oğlan da sanki asker gibi esas duruşta, parmaklar filan bacağına yapışmış. Öğretmen de tabur komutanı mübarek, pek ciddi, herkes yaptığı ulvi vazifenin farkında. Bir de 23 Nisan, 19 Mayıs etkinlikleri var ki, ne felakettir yarabbi. İstiklal Marşı ile ilgili sözlerim de var ama işim çok. AKP, AAKEEPEEE, bırak anlamsız işleri, el altından şu faciayı CHP’ye kaldırtmazsan gram yol alamaz memleket. Çocuklar elden gidiyor. Kabusa bak be.

Mağdurlara Destek

FST 14 Aralık 2007

sahnfiliz.jpgBirkaç gündür mağdur vatandaşlarımız dikkatimi çekiyor, pek kimse de bunları sahiplenmiyor. Ben daha ölmedim, bu arkadaşlara sahip çıkıyorum.

1. Selçuk Üniversitesinden Doç. Şahin Filiz. Bu akademisyen arkadaşımız başörtüsü ile ilgili geleneksel müslüman kesimin eskiden beri kabullenmediği şeyler söylemiş, ki bunlar yeni değil Yaşar Nuri hoca vs. eskiden beri söyler durur, yeni olan kısmı konuyu mahalle baskısıyla da genişletmiş. Bir iki TV kanalında gördüm, muhafazakar demokratlar adamı hırpalıyorlardı. Tabii er meydanına çıkan bunu göze alır.

Şahin beyin söyledikleri bir bilim adamınca söylenmesi gereken şeylerdir, kendisine bilgi ve bulgularını kamuoyuyla paylaştığı için teşekkür ederim. Şahin Filiz’e Konya İlahiyat Fakültesi yönetimi “izinsiz il dışına çıktı” diye soruşturma açmış. Hatırlarsanız Atilla Yayla olayında da Gazi Üniversitesi İİBF dekanlığı kendisi için elle tutulşur birşey bulamayınca “Panel için İzmir’e izinsiz gitti” diyerek kınama cezası vermişti.

Şahin Filiz’in söylediklerinin içeriği şu saniye itibariyle beni hiç ilgilendirmiyor, kendisine 2005 yılından beri Selçuk Üniversitesi yönetimince eziyet ediliyor anlaşılan, hele şu soruşturma üniversitelerin nasıl birer bizans oyunu kalesine dönüştüğünü alenen gösteriyor. İl dışına izinsiz çıkmış, lafa bak. Bir de resimde gördüğüm kadarıyla bilgisayarı filan da eski, kesin dekanın 19 inç incecik monitörü vardır ve asla bilgisayar kullanmıyordur. Verin Şahin hocaya adam gibi bir bilgisayar, devletin parasını kendi çıkarınız için harcamayı kesin.

Aldığım habere göre yeni YÖK başkanı Şahin Filiz’i arayarak “yanındayım” demiş. Bravo başkan, bugünleri de görecek miydik? Muhalif görüşten akademisyen, alışık olduğumuz haliyle köpek gibi susturulacağına telefonla onore ediliyor. Helal olsun, yalnız şu telefon trafiği yorucu olabilir, ülkede o kadar devlet imkanıyla mağdur edilen adam var ki lisede, ilkokulda, üniversitede, devlet dairesinde, telefon için santral ve para yetmeyebilir. Şahin hocaya da geçmiş olsun.

2. Ahmet Hakan mağdur olmuştur ama pek adamın ardında durulmuyor. Maliye bakanının hanımı kendisine dava açmış, Ahmet Hakan 3.000 YTL ödeyecekmiş. Ben yazıya baktım, ortada cezalık birşey yok. Bırakın hakareti adam olanı söylemiş. Belki de devlet sırrını açık etmekten cezalandırmışlardır. Ahmet Hakan, yazdıklarını sevip sevmemek önemli değil, FST olarak uğradığın haksızlığa isyan ediyorum. Ekonomik icraatı ve dobralığıyla takdir ettiğim Maliye bakanına da yazıklar olsun, göz önünde insanlarsınız, AKP mağduriyetini filan da söyler durursunuz, eleştiriye bu kadar mı tahammülsüz olunur? Sayın başbakan artık partiniz siyasetçilerini bu konuda biraz uyarınız, siz de karikatür davalarını filan bırakın, 301, internet yasası yakında ayağınıza dolaşacak haberiniz olsun. Geçmiş olsun Ahmet Hakan.

3. Mağdur Şahin Filiz’i arayarak ilk haftada tam puan alan yeni YÖK başkanı Yusuf Ziya bey de mağdurdur. Eski YÖK başkanlarından Kemal Gürüz alenen, uluorta yeni YÖK başkanı ve atamayı gerçekleştiren sayın Cumhurbaşkanına tehdit savurup hakaret etmiştir.

Ama yasaktan anladıkları ‘türban’ ise onu değiştirmeye bunların, Cumhurbaşkanı’nın da gücü yetmez. O haddini bilsin. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanıyor bu ülkede. Kimse kafasına göre iş yapamaz. O çalışmaları yaptığı ülkeye, Malezya’ya gidip bunları söylesin.”

diyen Gürüz’e ceza verilmezse, dava açılmazsa, Ahmet Hakan için 3.000 YTL talep eden Türk yargısının iki elim yakasındadır. Prensip olarak hakaret dahil ifade özgürlüğüne taraftarım ama şu özel vakada Türk yargısı adaletli davranmalıdır. Ahmet Hakan birşey demeyecek ceza alacak, Kemal Gürüz sıvayacak ortalıkta dolaşacak. Mağdur YÖK başkanına ve cumhurbaşkanına geçmiş olsun.  

4. Bir de kınama yapıyorum. Aynı haberde şu lafı gördüm:

Hukuk çevreleri de “yasaklar kalkacak” açıklamasını endişeyle karşıladı. YÖK Başkanı Özcan’ın sözleri tehlikeli olarak nitelendirildi. 

Yasakların kalkacak olmasından endişe duyan hukukçunun da, onu hukukçu sıfatıyla okuldan mezun edenin de, şu lafı duyup da “yahu sen ne biçim adamsın, hukukçu yasağa taraf olur mu” demeyenin de topunu huzurunuzda kınıyorum. “Hukuk çevreleri” lafıyla tüm hukuk camiasını zan altında bırakan aptal muhabir, beyinsiz editör ve geri zekalı yayın yönetmenine de ayrıca selam ederim.

Fethi Dede

FST 13 Aralık 2007

277633.jpgAlevilerle ilgili yazıyı girdim ve NTV’de beklenen haberi gördüm. Müjdeler olsun, nihayet Dedeye maaş bağlansın lafı gerçek oluyormuş. Ah akılsızlık, sakalı kaptırın siz de, ey Alevi camiası, üç kuruş maaşa muhalefeti, hürriyeti satıp Pir Sultan Abdal’ın ruhunu muazzep edin bakalım. Demek ki Alevilerin tek sıkıntısı “bütçeden bize ilave kaynak verilsin, bizim de istediğimiz para, gerisi yalan” imiş. Biz Sünni soygunundan bıktık derken Aleviler de (elbette fukara olanı değil, kurumlaşmış dedeler, babalar, profesörler, memurlar vs.) vatandaşın sırtına binecek. Diyecek birşey yok, 80 senedir siz yediniz biraz da biz yiyelim davası sonuçta. AKP hükümeti sünni imama maaşı kesip diyanet belasını def edecek yerde Alevileri de sistem içine çekmeye niyetlenmiş. Hayırlı olsun, 1.7 milyarlık imam bütçesine bir şu kadar milyar dolar da Dede Maaşı, Meşhed Hacılığı fonu, Cemevleri için Saz ihalesi işleri de çıkacak demektir.

Bu arada binlerce uyanık Dede yazılmaya hazırlanıyordur, güya hükümet bu konuda tedbir alıp Osmanlı kayıtlarında dede olanları tesbit edecekmiş. Bu dedelik denen şey soydan geçermiş, devletimiz bu izleri Osmanlı içlerine kadar sürecekmiş, kimbilir belki Şia içindeki Aleviler açısından Hz. Hüseyin’e kadar gidip seyyidlik de aranır. Biz İslam içinde değiliz diyen Aleviler için ise Anadolu’nun kadim halkları Luvi ve Hititlere inilse makbul olur. Yoksa ortalık dededen geçilmez, 3-5 oy için vergilerden toplanan, o yetmediği için dışarıdan, içeriden yüksek faizle borçlanan para dedeye, imama, semazene, dervişe yedirilir, gelecek neslin iflahı kesilmiş olur.

Bu arada benim “Diyanet kaldırılsın, devlet dinden elini çeksin, Aleviyi, Sünniyi salıversin” demem boşa yazmaktır, onun için nefes tüketmeyeyim. Şu şecereme bir bakayım, bir yerlerde dedeye filan rastlar haybeden aylığa yazılırım. Ne YÖK başkanı işitiyor sesimi, ne de cumhurbaşkanı, oralardan ümidi kestim, çalışmak zoruma gidiyor. Bir de şansımızı dedelikte deneyelim. “Niye imam olmuyorsun” derseniz, onun işi biraz fazla, 3-5 yaşlı gelecek adamlara namaz filan kıldıracaksın, üstelik günde 5 defa. Bayramda, Cumada hutbe davası da var. Alevi dedeliği süper. Oturduğun yerden maaşı al, millet gelsin elini öpsün, rakı, saz eşliğinde cem filan, daha ne istesin. İmamlık da kebap ama dedeliğe göre zor, üstelik dedelikte asalet de var, memurlukla birleşti mi Cenabı Haktan başkasının gücü de yetmez. Ben dede olacağım, il müftüsüne ve valisine posta koyarım.

Şu soyumu bir tespit edeyim, rahmetli dedemlerin köyünde yörükler çok bir taraftan Alevilik, tahtacılık bulaşmış olabilir, bakalım turnayı gözünden vurabilecek miyim? Şansım yaver giderse Fethi Dede Cemevi A.Ş. tüm canlara, dostlara açıktır.

Haydi AKP, 1.500 YTL’den aşağı maaş açıklarsan bozuşuruz ona göre.

“Sazın Tavsiyesi”

FST 13 Aralık 2007

saz.jpgDiyanet milyarlarca dolar bütçesi ve görünmeyen hegemonyasıyla ensemizde boza pişirirken, bir de Aleviler piyasaya çıktı. AKP malum bir iki Alevi önemli şahsını seçim malzemesi olarak partiye kattı ya, ilk iş “Aleviler devletten ne tırtıklasın” konusu olmuş. Haberde Alevilerin talepleri şöyle sayılmış:

Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili düzenleme: Diyanet İşleri Teşkilatı varlığını devam ettirecekse Türkiye’deki tüm inanç kesimlerini -Alevi-Bektaşi ve Mevlevileri- kucaklayacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Genel bütçeden Alevilere pay ayrılması: Alevi-Bektaşi-Mevlevi İslam inancını benimseyen yurttaşların ihtiyaçlarını giderebilmek amacıyla genel bütçeden kendilerine pay ayrılmalıdır.

Din derslerinde Alevi inancının da öğretilmesi: Eğitim kurumlarımızda din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde Alevi İslam inancının da tarafsız, doyurucu bir şekilde öğretilmesi sağlanmalıdır.

TRT’de Aleviliğe yer verilmesi: Devletimizin sahip olduğu radyo ve televizyon kanallarında Alevi yurttaşlarımızın saz ve semah eşliğinde kadın-erkek bir arada herkese açık icra edilen törenlerine ve Alevi İslam inancının tanıtımına ağırlık veren programlara istikrarlı ve sürekli olarak yer verilmelidir.

Cemevlerinin yapımının sağlanması: Cemevlerinin yapımına yeterli arsa ve maddi destek sağlanmalıdır.

İnanç önderlerine okul açılması: İnanç mekânlarında icra edilen algılama ve yaklaşımları yönetecek ve yönlendirecek bilge ve bilgili kişilerin yetiştirilmesi amacıyla ya yeni okullar açılmalı yahut mevcut ilahiyat fakültelerinde sırf bu amaca tahsis edilmiş tasavvuf ilimleri bölümü özel olarak kurulmalı; buralarda Alevi-Bektaşi-Mevlevi baba ve dedelerle İslam’ın diğer inanç bölümlerinden yeterince tasavvuf bilgisi olan bilim adamlarımızın ders vermeleri sağlanmalıdır.

Sazın okullara tavsiye edilmesi: Türk halk geleneği, inanç ve kültürünün önemli taşıyıcı unsurlarından birisi olan saz okullarda müzik aleti olarak tavsiye edilmelidir.

İlk maddenin ilk cümlesine şapka çıkarıyorum. (Herhalde bundan dolayı devrim yasalarınca 1 sene içeri atılmam), zira bu cümlede “Diyanet teşkilatının varlığı devam edecekse” deniyor. Aferin Alevi yetkiliye, Diyanet kaldırılsın opsiyonunu da ihmal etmemiş. Bu konuda kendisiyle mutabıkım. Konuyla ilgili görüşlerimi defaatle tekrar ettim ama kısaca yeniden özetleyeyim.

Mevcut durumda Alevi vatandaş haklıdır, Sünni Diyanet zorbalık yapıyor, Hac Tekeli elinde devasa bir bütçesi var, Sünni imamlar eliyle Cuma ve Bayram namazlarında topluca yakaladığı vatandaşa ideoloji pompalıyor. Alevinin kabahati ne, bu parsadan madem ona da pay verilsin, Nasreddin Hocanın dediği gibi biraz da Aleviler ölsün, belki İran’a gidip Meşhed hacısı olacak, bunlara niye kolaylık sağlanmasın? Dedeye, babaya, semazene, şeyhe maaş bağlansın vs. Aleviler bu konuda fevkalade haklıdır.

Öte yandan, işin aslına dönersek, Alevilere parsadan pay verilmesini bırakın, sünnilerin de devlet ekmeği tez elden kesilmesi gerekmez mi? Ben ömrü hayatında Diyanetten fayda görmemiş bir adamım. Gördüğüm zarar ise çoktur. Devlet kimsenin diniyle uğraşmasın. Bu çağda Diyanete fetva sormaya gerek yok, bir sürü İlahiyat okumuş adam var, bunu da geçtik, bilgisine güvendiğiniz diploması olmayan ehil adamlara da soru sorabilirsiniz. Bana kalırsa ille de birilerine birşey de sormak lüzumsuz, aklı başında adam işini kendi görür. Ben kimseye din konusunda birşey sormuyorum, siz de sormayın, okuyun herşey yazıyor, aklınız yok mu.

Sonra cami vs. işine gelirsek, madem camiyi mahalleli yaptırıyor, çok önemsiyorlarsa bütçelerini geniş tutar imam da istihdam ederler, elektri, su parasını da öderler. Devletin bu konularda hiçbir yeri yurdu yoktur. Burası din devleti mi, şeriatla mı yönetiliyoruz da böyle bir kurum var? Hem de duyan ortada namaz kılan (hem de cemaatle!) var zannedecek. Bırakın kendinizi kandırmayı. Vaaz dinlerken uyumayan biri varsa o da elini kaldırsın. Bıktık Kurban bayramında Hz. İbrahim Hz. İsmaili keserken bıçağı taşa çaldı vs. hikayesinden. Herkes şimdi TV’de Nihat hocayla ağlayıp coşuyor.

Ekonomik zararı da var bu kurumun, Türkiye’de Hac konusunda diyanet yani devlet tekeli var, bu işte milyar dolarlar dönüyor, piyasa tamamen felç, en basit imamından, müftüsünden Diyanet merkez çalışanına kadar bu kaynaklardan ek gelirler sağlıyorlar. Turizm şirketleri ile ilgili bir sürü devletten kaynaklanan aksaklık yaşanıyor. Rant büyük. Diyanet işleri yetkilileri bu paralarla Hacda ve Türkiye’de saltanat sürüyorlar. Bakın Diyanet işleri başkanı bir tür padişah gibi. İşin meşru, elle tutulur bir yanı yok. Bir de ansiklopedi çıkarıyorlarmış, bunun için yüzlerce adam istihdam edip devasa bütçe harcıyorlar. Bir ucu Diyanet Vakfı eliyle devlete bulaşıyor bu işin.

Uzun lafın kısası okullarda saz çalınması teklifine diyeceğim yok, iyi çalarlarsa gider dinlerim de. Ama bu millet Kemalizm ideolojisinin resmi çalgısı Mandolin’in sesini 40-50 sene okullarda dinledi de ne oldu? Saz çalmakla da bir şey olmaz, devlet eliyle ilkokullarda kös dövdürüp gülbang çektirseniz de fark etmez. Timur zulmüne gerek yok.

Alevi canlar, sizi anlıyorum, işi devletten para koparmaya indiriyorsunuz ama Sünnileşmenin bedelini ödeyeceğinizi göremiyorsanız ne diyeyim. AKP’ye yeni oylar hayırlı olsun.

Olsa Ne Olur

FST 12 Aralık 2007

Atilla Yayla ile yazıma gelen bir yorumda savcının beni de hocayı desteklemekten suçlayabileceği söylenince bunun üzerinde düşündüm. “Burası Türkiye” kavli gereğince suç ve suçluyu övenler de içeri gireceğinden bu mümkün olabilir. Sonra bu konuda bir senaryo geliştirdim yoruma cevap olarak yazdım. Daha sonra bu uzun senaryonun bir yazı olarak yayınlanmasının da uygun olacağı kanaatine ulaştım. Tabii burada şunu söylemiyorum: İzlenimler çok önemli bir yer, bir sürü insan burayı izliyor da devlet burayı ciddiye alıp izleyecek, bunlar masal. Bu sitenin 50 kadar izleyicisi var, 700 kadar da googledan 3-5 saniyeliğine gelip gideni. Üstüne üstlük bu sitede Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı tek yazı yoktur. Yani hem kemiyet, hem de keyfiyet gereği bu site Türk adaleti tarafından izlenmeye layık bir yer değildir. Bazı dostlarımızın “aman dikkat et” türü önerilerini tebessümle karşılıyorum. Keşke o kadar önemli bir yer olsa. Neyse, bunu da yeri gelmişken belirtmiş olayım. İşte dün aklıma gelen tutuklanma senaryosu:

hbr_1653_d.jpgBlogcuya Tutuklama

İnternette gün geçtikçe sayısı artan bloglar içinde büyük kısmı “sabah kalktım reçel yedim, köpeğim tobi çok mutsuzdu” türü web günlükleri iken bazı blogcuların ülkedeki güncel konulara yorumlar getirmesi uzmanların dikkatinden kaçmıyor. Geçtiğimiz günlerde açılan Bilgi İhbar Merkezine yağan şikayetlerin büyük kısmı beklendiği gibi çocuk pornosu ile ilgili değil ülkenin ali menfaatlerine dönük zararlı yayın yapan sitelerle ilgili. Bunlardan birinin savcılık takibiyle çökertilip site editörünün Türk adaletine temsil edilmesi ilgi çekti. Yıllardır başıboş internet ortamından yararlanıp ülkenin ilerici ve çağdaş güçlerine çamur atan İzlenimler sitesi sahibi Fethi S. Tan dün sabah polisin “Sanal Şafak” kodlu ani baskınıyla ele geçirildi.

AB’den Besleniyorlar

Ataya adam diyerek hakaret eden hain liboş profa yaltaklık yapan satılık sinsi blogcu FST tutuklanarak AB uşağı küresel Sorospu çocukları için hazırlanan özel X tipi hapishaneye kondu. FST’ın tutuklandıktan sonra kameralar önünde medya mensuplarına “adam olun adam” diyerek küstahlık yapması dikkat çekti. Sitenin yorumcularının da tek tek tutuklanmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Bu arada isminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar bu tür blogculara AB ve ABD’nin yüklü miktarlarda ödeme yaptıklarını ileri sürdüler. Konuyla ilgili soru soran gazeteciye “AB’den de para aldım ABD’den de, tümünü pavyonda yedim, oh afiyet, bal olsun, sen git aç karnını doyur, köpek” diyerek saldıran haine diğer medya mensupları da “biz onurlu medya mensuplarıyız, sizin gibi AB beslemesi değiliz, emekçiyiz” şeklinde tepki gösterdi. Blogcunun “Hastirin kemik yalayıcıları” diyerek saldırısına jandarma engel oldu, FST güçlükle arabaya bindirildi.

Vatandaş ve Siyasiler Tepki Gösterdi

Mahkeme önünde toplanan bir grup duyarlı vatandaş da “İnternet laiktir laik kalacak” şeklinde slogan atarak topluca Anıtkabir istikametine yürüdüler. Konuyla ilgili açıklama yapan RTÜK ve İnternet Kurulu Atatürk Aleyhine işlenen suçların çocuk pornosuna göre çok daha tehlikeli hale geldiğini belirterek bu tür bloglara göz açtırılmayacağını bir kere daha ifade ettiler. AKP hükümeti de ülkenin çıkarını ilgilendiren konularda bu tür başıboşluklara izin verilemeyeceğini, Adalet bakanlığının ülkedeki özgürlükleri geliştirmek için çalışırken bundan istifade etmeye kalkanlara göz açtırmasının beklenemeyeceğini belirtti. CHP milletvekili Çağdaş Devrimsel de olaya sert tepki göstererek “bugün bu insanlar interneti kullanabiliyorlarsa bunu Cumhuriyetin kazanımlarına borçludur, Osmanlı devam etse dumanla haberleşiyor olurduk, tüm halkımızı kınama için Tandoğan’a çağırıyorım” dedi.

Gül Sessiz Kaldı

Konuyla ilgili fikri sorulan Süleyman Demirel “Binaenaleyh serbestlik eyidir, internet yazmakla aşınmaz. Fakat ne yazdığına bakmak lazım. Blogcu ne demiştir? Ona bakmak lazım, devlet raydan çıkmamalı” derken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yeni YÖK başkanının konuyla ilgili açıklama yapmak istememesi dikkat çekti.

Falih Kemirgen, Kanal Z Haber, Oha-yo, Dandikistan”

Büyükanıt Ne Dedi, Bizimkiler Niye Seviniyor?

FST 12 Aralık 2007

277529.jpgBugün sabah radyoda gazete manşetlerini dinledim, Cumhuriyet ve Vatan (belki başkaları da) “Büyükanıt PKK Mecliste dedi” mealli manşetler atmışlar. İçimden herhalde “haydi aslanlarım, bu sefer darbe gelsin, kaleler tek tek düşüyor, medet” diyorlar şeklinde düşündüm. Sonra Yaşar Büyükanıt’ın konuşma metnini buldum ve hayretler içinde kaldım. Bu sözlerde ne var, altına imza atılır. Paşayı canı gönülden tebrik ederim. Bakın neler demiş:

“1984 yılından beri yapılan terör mücadelesinde insanlığın yüksek değerlerini, bazı değerleri elimizden kaçırdık. Ben o kurumu, bu kurumu suçlamıyorum. Hepimiz, biz de dahil kaçırdık. Bunlar çok önemli. Onlar bize sonra silah olarak döndü. Bu değerler dört tane. Birincisi insan hakları, ikincisi demokrasi, üçüncüsü özgürlük veya özgürlükler, dördüncüsü barış. Şimdi dikkatinizi çekiyorum. Bu kavramlar insanlığın yüksek değer verdiği kavramlar. Bunları şu anda kim kullanıyor? Biz mi kullanıyoruz, terör örgütü mü kullanıyor? İnsan hakları adeta terörist hakları haline dönüştü. Demokrasi öyle. Hepsinin konuşmasında dikkat ederseniz demokrasi, demokratik cumhuriyet… Özgürlük, kavramını bunlar kullanıyor. Barış, bütün yaptıkları şey; barış annelerini tutun, barış babalarını tutun her neyse bu kavramlar bizim elimizden çıktı. Şimdi burada bizim kusurumuz var.”

“Şimdi kendinizi bir yabancı yerine koyun; birileri var Türkiye’de, durmadan insan haklarından, demokrasiden, özgürlükten, barıştan bahsediyor. Bir grup da bunlara karşı mücadele ediyor, kim bunlar? Güvenlik güçleri veya devlet, insan hakları isteyenle mücadele ediyor diyelim ki asker, polis. Demokrasi, özgürlük, barış isteyenle mücadele ediyor. Bu kurumlar mücadele ediyor. Şimdi biz ne yapmaya başlıyoruz, bu kavramlar elimizden çıktığı için kendimizi savunmaya başlıyoruz. Kime karşı, teröriste karşı. Ama terörist özgürlükten, demokrasiden, barıştan bahsediyor. Dedik ki ‘İç destek, dış destek iletişim içindedir, bir bütündür.’ Bazı insanlar da yurt dışında, ‘Ya bunlar özgürlük falan istiyorlar, niye asker bırakmıyor’ diyor. Resmen bizi suçluyorlar. Ne oluyor; biz insan haklarını dikkate almayan, demokrasiye inanmamış, özgürlüklere tahammül göstermeyen, barıştan nefret eden bir şey halinde… Değerli komutanlarım, değerli silah arkadaşlarım, işte psikolojik harekat bu.”

“Terör hem siyasallaştı, hem de legalleşti, legalleşmeyen tek, onun silahlı terör boyutu. Silahsız terör boyutu, ona bir katılımcı yorum da yaptı, siyasallaşması bitti. Legalleşme, legalleşmenin bir kısmı tamam, örgüt bazında legalleşme, örgütün legalleşmesi kaldı. O teklifler, şunlar, bunlar anayasa değişiklikleri…”

Şimdi siz olsanız buradan neyi manşete taşırsınız? Bana göre ilk paragraf olduğu gibi anasayfadan verilmelidir. Silahlı Kuvvetler nihayet kamuoyu önünde kendisiyle hesaplaşıyor, şu gecikmiş ama çok yerinde açıklama için yetkilileri tebrik ederim. Yaşar Paşa sen çok yaşa. Ha, son paragrafa ne diyeceksin diyeniniz çıkabilir. Seçim öncesi ve hemen sonrası defalarca yasal bir Kürt hareketinin mecliste bulunmasının önemine işaret ettim. MHP ve DTP’siz meclis sağlıklı olmaz diye düşündüm. Zaman içinde DTP’nin bir türlü içinde debelendiği beladan kurtulamadığını da maalesef gördüm.

Bugün Türkiye Kürtlerin dezavantajlı olduğu bir ülke değil. PKK terörünün çıktığı dönemler ve tarihi olarak yapılan hatalar inkar edilemez. İster hoşlanalım, ister hoşlanmayalım Kürtlerin bugün Türkiye’de adam hesabına alınmaları, normal vatandaş sayılmalarında PKK belasının katkısı olmuştur. Ancak 2007 itibariyle PKK faaliyetleri ancak kanlı birer eylemden ibarettir. Ne Türkiye, ne de Kürtler bu işten birşey kazanamazlar. O sebeple DTP’nin PKK’yı alenen kınamaması hiç de mazur görülecek birşey değildir. PKK kanlı bir terör örgütüdür, bazılarının zannettiği gibi sınıf temelli eylemler yapan ve Güneydoğudaki Feodal yapıyı yıkacak bir yönü de bulunmamaktadır. Bu noktada Mecliste hala ne savunacağının farkında olmayan, Kürt halkının çıkarına çalışmak yerine terör tellallığı yapan DTP ile ilgili Yaşar Büyükanıt’ın sözlerinden gocunmamak lazım. Biraz da DTP muhasebe yapsın bakalım Kürt oyları ne demeye AKP’ye kayıyor.

Y aşar Büyükanıt’ın konuşmasından “ah bir darbe olsa” temennisi çıkarıp ümitle ufka bakan ulusalcılara tavsiyem, ilk iki paragrafa odaklanmaları yönünde. Biraz da onlar acaba nerede ne yanlış yaptık deseler iyi olacak.

Bu Nasıl Açıklama!

FST 11 Aralık 2007

yokbask.jpgYeni YÖK başkanı atandı, ben de hemen kendisinin kamuoyuna verdiği ilk beyanatı inceledim. Bunu inceledim zira 2 gün içinde adamın (pardon adam dedim, “herifin”, yok o da olmadı; “beyefendinin” o da lakap kanununa aykırı, “şahsın”, çok resmi kaçtı polis zabtı gibi, “zatı alinin”, amaan neyse…) şeceresi Doğan grubu medyasında deşildi ve 100 civarında yayını içinde “İslam” kelimesi içeren 3-4 tanesi liste başı yapılarak “al, adam dinci” sonucuna ulaşıldı. Bir de hanımının başı örtülü olsa “AKP döneminde eşinin başı açık olan memur olamaz” varsayımı da test edilmiş olurdu ama kader.

Neyse, elbette tutup Abdullah Gül som ulusalcı birini YÖK başkanı yapacak değildi ya, fıstık gibi kendi kafasından birini bulmuş, hatta adam benim kafama da yakın, öğrenciyle enseye tokat durumları filan varmış, ben de hoca olsam herhalde öyle olurdum. Yok ben öğrenciye sövmezdim, o kadar değil ama kafa yahut kebap hoca olacağım kesindir. Maaşlar iyi olsa bir üniversiteye kapak atardım, işitiyorum bir lise öğretmeni ile doçent neredeyse aynı maaşı alıyormuş, ne işim var üniversitede gider lise öğretmeni olurum, hem kafamı bozanı döver hem de haftada bir iki gün çalışıp öğretmenevinde okey kralı olurum. Üniversite cazip değil, kazık kadar adamlarla uğraş, makale yaz, bildiri, sempozyum filan adamı yorar. Lise güzel.

Neyse lafı karıştırmayalım, yeni YÖK başkanı Anadolu Ajansına bir açıklama yapmış, hayretler içinde kaldım. Yahu bu memlekette savcı filan yok mu? Bir milyon adamı ille de Çağlayan’a mı yığmamız lazım? Ben senelerdir rektör açıklaması okurum, dinlerim hepsi “üniversitelerin temel amacı rejimi korumak ve kollamak, Atatürk ilkelerini genç nesillere aktarmak” türü bildik ve önemli şeyler söylerler. Yeni atanan bir YÖK başkanın da türban ile ilgili soruya “bu konuda taviz veremeyiz” yerine bakın neler demiş:

”Benim kanaatim üniversitelerin tamamıyla serbest kurumlar olması ve sadece bilimle uğraşmaları. Üniversitelerimiz Türkiye’yi 21. yüzyıla taşıyacak bilgi birikimini üretmek zorunda. Benim amacım bu bilimsel çıktıyı artırmaktır. Eğer biz bunu yapabilirsek zannediyorum, türban sorunu, katsayı sorunu gibi sorunlar kendiliğinden hallolacaktır. Ama biz üniversiteleri önce o mecraya çekmek zorundayız. Zaten pek çok üniversitemiz iyi işler yapmaktadır. Diğerlerini de onların seviyesine çıkarırsak zannetmiyorum ki kimse türban ile şununla, bununla uğraşsın. Sorunun kendiliğinden ortadan kalkacağına inanıyorum. Üniversiteler, yapmak zorunda olduğu esas fonksiyonu yerine getirirse, bu türden şeylerle uğraşmayacağız.”

Hoca biraz AKPvari laf yuvarlamış ama ilk gün için hiç de fena bir performans sayılmaz. Yalnız üniversitelerin serbest ve bilimle uğraşan kurumlar olarak lanse edilmesi hocanın bu konularda eksik olduğuna işaret ediyor. YÖK danışma kuruluna serbest aza olarak fahri doktor F.S. Tan’ı (uygun bir maaşla) atarsa kendisine üniversitelerin nasıl adam olacağını kısaca açıklayıveririm. Sonra türban, şu, bu da ne demek? Türban Türkiye’de bir rejim meselesi değil mi? Daha ilk günden küçümsemişiz meseleyi, ohoo işimiz var.

Hocam, kimse senden bilim, serbestlik filan istemiyor. Bak 45.ooo doktoralı(!?) “adam” ve “kadın” akademisyen uyduruk bir ingilizce sınavından 65 puan alamayıp “kaldırın dil puanını da hepimiz siyasi ahbaplık yoluyla terfi edelim ” diyormuş. Bu ülkede üniversitenin amacı da rejimi korumaktır ve bizim rejimimiz “serbest tartışma” kaldırmaz. Dolayısıyla üniversite lisenin zorunlu devamı resmi okuldur.

Neyse, tüm danışmanlık barutumu bitirmeyeyim, bakarsın yarın bir telefon gelir “Fethi Bey YÖK başkanlığı sizden istifade etmek istiyor, 3.500 YTL aylık, 1.500 YTL lojman ödeneği, kabul buyurursanız bir de Meclis Divanına alınanlardan Peugeot 407 makam aracı” filan denir, fikirlerimi orada söylerim.

YÖK başkanını ise tanımıyorum, sosyolog olması biraz karnımı ağrıttı, pek akıllı adam çıkmaz sosyologlardan, piyasayı, dünyayı bilmezler, sırça köşkten analiz yaparlar, genelde milliyetçi, islamcı ya da solcusu piyasa karşıtıdır, liberal sosyolog işitmedim. Tabii Yusuf Ziya beyi (bey kullanılıyor muydu, biri kanuna bakıversin, 6 ay yemeyelim) bilmiyorum, inşallah aklı selim sahibi biridir. Bu arada çağdaş kesim epey Anıtkabir yolunu aşındıracak gibime geliyor bu gidişle, yalnız rektörler eskisi gibi rahat otobüslerle kıta bindirmesi yapar mı ondan emin değilim. Rektör beyanatları da yeni cumhurbaşkanı ve YÖK başkanına göre değişirse şaşırmayın.

Beyanatı eksik de olsa, yeni başkan camiasına hayırlı olsun.

Suç ve Ceza

FST 11 Aralık 2007

yayla.jpgProf. Atilla Yayla hadisesini hatırlarsınız. 25-30 kişinin dinlediği bir panelde “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir. İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var diye soracaklar” dediği iddiasıyla hakkında dört koldan savcılığa başvurulmuş, Atatürk’e (pardon Atatürk’ün Hatırasına) hakaret ettiği iddiasıyla 5816 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi isteğiyle dava açılmıştı. Dava İzmir’de görülüyormuş, geçenlerde bir tanıdık ilk davaya katıldığını 80-90 yaşında emekli memur, öğretmenlerin toparlanıp mahkeme salonuna getirildiğini, orada bu yaşlı insanlara Atilla Yayla’yı taciz ettirmeye çalıştıklarını filan anlatmıştı. Onun nükteli tahminine göre “keşke bu yaşlılardan biri orada sektei kalpten gitse de vukuat olsa” diye düşünülebilirmiş olay. Ben şahit olmadım, bilemem. Atilla Yayla da zaten ondan sonra davalara katılmamış, avukatları bulunmuş mahkemede. Yalnız son duruşmada ilgimi çeken şey savcının talebi oldu, meğer savcı daha önce telaffuz edilen 3 yıl hapsi yeterli görmemiş, suçun 5 yılla cezalandırılmasını istemiş. Şöyle deniyor:

Savcı sanık Prof. Dr. Yayla’nın söyleminin, Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret içerdiğini’ savundu. Savcı, Yayla’nın kullandığı sözlerin bilimsel açıklama boyutunu geçtiğini iddia etti ve söz konusu ifadelerin 5816 Sayılı Atatürk aleyhine işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesini istedi. Savcı, Prof. Yayla’nın beş yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Bir başka yerde 5 yılın sebebi olarak “eylemini kamuya açık yerde gerçekleştirmesi” gösteriliyor. Şu konuda aklıma takılanlar var. Öncelikle, Atilla Yayla bir siyaset bilimi profesörü. Eğer kendisi Atatürk ve Kemalizm hakkında konuşmasa asıl o zaman hepimizin ayaklanıp “hoca, hoca, bilim adamı payesi kazanmışsın, neden bildiklerini, ilim yoluyla ulaştığın gerçekleri bizimle paylaşmıyorsun, susmak bilim adamına yakışmaz” demesi gerekirdi. Nitekim Prof. Yayla da Türkiye gibi orta yerde hapşırsan “Atatürk’ün hatırasına saygısızlık ettin” denecek bir ülkede Kemalizm başka dönemlerle kıyaslandığında ilerlemeye değil gerilemeye tekabül eder, şu kadar sene sonra yabancı biri gelse neden heryerde bu adamın resimleri var gibi sözleri açıkça söylemiş. Savcının “hocam sözleriniz hoşuma gitmedi ama bir bilim adamı olarak bildiğinizi söylemenizden, Atatürk istismarcısını ifşa etmenizden dolayı memnun oldum, şikayetçiyi azarlayıp geri yolladım, verin ilim ve fen adına elinizi öpeyim” demesi, Atilla beyin de “berhüdar ol, senin gibi cesur savcılar oldukça bu memleket muasır medeniyet seviyesini beşle çarpar, Atatürk’ü de gerçek saygın yerine oturtur, şimdi var selametle yoluna git, Allah muinin olsun” diye cevap vermesi çok daha mantıklı ve gerçekçi olurdu. Yani Atilla Yayla çıkıp 80 senelik resmi tarih palavralarını bir daha tekrar etse ne olacaktı? O zaman akademisyen yetiştirmeye ne gerek var? Lise inkılap tarihi kitabını ve Atatürk’ün sevdiği türküleri bir CD’ye doldurun tüm seminer, panel, üniversite eğitimini buradan hap gibi halledin. Ondan sonra Atatürk’ün ruhu sizi beyzbol sopasıyla kovaladığında kızmak yok ama.

Gelelim diğer konuya. Atatürk’ün hatırasına hakaret gibi bir ifade var. Hakaretin nasıl birşey olduğunu üç aşağı beş yukarı hepimiz biliriz. Toplumuzda hakaret belli bir standart sapma olmak kaydıyla ortalama olarak malumdur. Mesela Rıza Nur’un hatıratındaki bazı ifadeler Atatürk’e alenen hakaret olarak yorumlanabilir. Ancak Atilla Yayla’nın söylediği iddia edilen (zira bant çözümlemelerinde bu adam değil anlamı çok değiştirecek olan aynı adam, hatta aynı kişi ifadesini kullandığı söyleniyor) adam kelimesi hiçbir formatta hakaret kapsamına girmez. Kemalizm gerilemeye tekabül eder ifadesi de üzerinde tartışılabilecek bir varsayımdır, muhtemelen o panelde bunların sebepleri söylenmiştir. Bu konu savcıyı değil üniversitedeki farklı görüşten akademisyeni ilgilendirir, çok kızan varsa Kemalizm neden ilericiliktir izah eder.

Atatürk’ü hakaretten uzak tutalım derken toplumda nasıl bir ucube anlayış doğurduğunuza dikkat edin sayın yasa(k) yanlıları. Bu yasa var diye Atatürk’e hakaret edilmiyor mu? Siz anlamsız yasaklar koydukça insanlar için bu konular tabu haline getiriliyor ve efsane gibi yalanlar toplum içinde dolaşmaya başıyor, Atatürk’e karşı nefret uyandırılıyor. Ondan sonra sopayla bu nefreti kaldırmaya kalktığınızda, karşılığında Atatürk’ü bir ilah halinde dikmeye çalıştığınızda ise hem insanlara eziyet edi,yor hem de gülünç duruma düşüyorsunuz. Ha, kökene bakarsanız CHP’nin bu yasaya karşı olması gerekir, malum bu yasa Atatürk’ü sevme dışındaki tüm sebeplerden dolayı İsmet Paşaya karşı Celal Bayar ve Adnan Menderes ekibince getirilmiştir, 1950′lere aittir.

Bir CHP’li çıkıp “bu ne biçim yasa, bu memleketi kuran şahıs eğer hakarete uğrayacaksa burada yaşamayalım, kanunla adam mı korunurmuş, onun icraatını ilahlaştırmadan, putlaştırmadan, hakkıyla öğretin yeter. Koruma kanunu hem Ataya hem bize ayıptır, bu kanun CHP ve İsmet Paşaya karşı bir komplodur, ülkenin önünde terakkiye manidir” gibi eli öpülecek bir söz dese iş kökten çözülecek ya malum Türkiye’de Atatürk ile ilgili bir isim, yasa oluşmuşsa bunun değişmesi mümkün değildir. Misal bir yolun adını Atatürk Yolu koyun ilelebet onun adı değişmez. Paraların üstüne başkasının resmini koymayı teklif dahi edemezsiniz. İngiltere Kraliçesinin resmi paralarda var ama onlar saltanat, biz krallık mıyız ki hep Atatürk’ün resimleri parada yer alsın? Ünlü matematikçi, fizikçi, heykeltraş, ressamlarımız, Atatürk’ten başka asker ve siyaset adamımız, iktisatçımız yok mu, onların resimleri de koyulmalı desek biri çıkar “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaretten 3 sene, internet yoluyla olduğu için 5 sene, kamuya açık olduğundan 7 sene” diye saçmalamaya başlar.

Üçüncü tuhaf nokta eylemin kamuya açık yerde yapıldığı için daha ağır cezalandırılması. Ne yani bunun başka bir yapılma tarzı olabilir mi? Atilla Yayla bunu ya derste, ya toplantıda, ya kamuya açık makalede ya da dost toplantısında söyleyebilir. Her halukarda bunların tümü kamuya açıktır. Demek ki Atilla Yayla kendi kendine söylense, uykusunda konuşsa, sayıklasa 3 yıl ceza istenecekti, normalde yapması gerektiği gibi bir topluluğa hitap edince 5 yıla çıkarmışlar.

Atilla beye Allahtan sabır dilerim. Yani uğraşmak zorunda kaldığı şu durum sebebiyle. Hani Fikret Başkaya için filan anlarım adam Paradigmanın İflasında Kemalizm bitmiştir diyerek yenilip yutulması zor laflar ediyor, alnının akıyla hapse girip çıkıyor, bari Atilla beyin sebebi de dişe dokunur birşey olsa. Misal, koğuştaki muhabbete bakın:

Koğuş Ağası-Hocam, hoşgeldin, Allah kurtarsın, sorması ayıp suçun neydi
Atilla hoca- Atatürk için başka birinin ağzından “aynı kişi” dediğim halde “bu adam” ifadesini kullanmadığım ileri sürüldü.
Ağa- Öyle mi vah vah, kaç yıl verdiler?
Hoca-5 sene
Ağa-Neyse, Allah kurtarsın
Hoca-Peki senin kabahatin ne?
Ağa-5 kişiyi doğradım, 7 kişiye tecavüz ettim, 35 kişiyi de yaraladım
Hoca- Peki sana ne kadar ceza verdiler
Ağa- Koca reis 20 sene istedi amma mahkemede iyi halimden dolayı, başımı yana büküp masum masum bakınca kader kurbanı dediler 10 seneye çektiler, herhalde 2-3 sene yatar çıkarım, ha, malum ikide bir af da çıkar, bizi salıverirler ama maalesef sizin gibi devlet düşmanı siyasi suçlulara af piyangosu vurmaz hocam
Hoca- Ne yapalım, kısmet
Ağa- Ama üzülme, benim dışarıda temizleyeceğim 4-5 adam daha var, aftan sonra bir haftaya kalmaz tekrar burada olurum, merak etme.
Hoca- Oh ne güzel, sohbetin hoşmuş
Ağa-Sevdim seni hoca, korumam altındasın bundan sonra, hüoop, Mustafa yap hocama benden demli bir çay
Nasreddin Hoca- Kesin gürültüyü iki dakika uyutmadınız be
Bekri Mustafa- Hoca gündüz vakti ne uykusu bu
Nasreddin Hoca-Sana ne be “adam”
İncili Çavuş- Ortalık gene karışacak, Nasreddin beyi şikayet ederlerse savcıya yandı
Keloğlan- Kurbanda benim kel tosunu keserler mi ki?
FST- Ortalığı daha fazla karıştırmayalım, el aman

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş