Archive for Ocak 13th, 2008

Arkaya Dikkat!

FST Ocak 13th, 2008

hasts.jpgBaşbakan bir açılışta hastanede rehin kalma işiyle ilgili “Benim vatandaşımı hastanede rehin alacak olanın alnını karışlarım. Yok böyle şey, olamaz.” demiş. Bu işin teknik ve önemsiz tarafı, hastane açılışı yapılıyor arkaplandaki resme bak. Bu ne biçim bayrak, ayyıldız nizamsız, Atatürk olmadığını ümit ettiğim biçimsiz bir resim. Resim de kanla mı yapılmış, boyalar filan bir acayip. Yahu bu ülkede hastanın bir yerde rehin kalmasının ne önemi var, bırakın alın karışlamayı, kardeşim siz şu resmi bir düzelttirin, geçmiş önünde kurdela kesiyorsunuz. Hürriyet’e de ayıp, haberi basmışsınız bu konuya gram değinilmemiş.

Herşeyi de ben mi göreceğim…

(Meğer resmin hikayesi varmış, şu linkte

Osmanoğlu

FST Ocak 13th, 2008

sehzadeler.jpgŞah İsmail, Yavuz Selim derken yorumlarda laf lafı açtı, bir yerlerde Osmanlı hanedanının belgeseli ile ilgili bilgiye rastladım. Fatih’in, Yavuz’un torunları ufaklıklara bakarken, şöyle düşündüm: Bunların Türk vatandaşı olması serbest mi şimdi? Neden derseniz, gelip biri Türk vatandaşı olur ve yarın şartları uyar ve başbakan, cumhurbaşkanı filan olmaya kalkarsa ne olur acaba sorusu aklıma geldi. Bana muhafazakar vatandaşımız ilgili kişiye ekstradan bir muhabbet duyar gibi geliyor. Bir ara Bulgaristan’da öyle birşey olmuştu, hem de yakın zamanda, kral geri gelip başbakan mı olmuştu, tam hatırlayamadım.

Fikir jimnastiği işte, adamın aklına elli türlü soru geliyor.

Düşkünler-II

FST Ocak 13th, 2008

4619.jpgBaşbakanın Alevi iftarına katılmasının gürültüsü bitmeden CHP genel başkanı Deniz Baykal da Alevileri aşure yemeye davet etmiş. Haberde şöyle deniyor:

Baykal, Alevileri aşureye çağırdı

CHP İletişim Koordinatörlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, Baykal, Alevi örgütlerinin yöneticileri ve önderlerine mektup göndererek, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da genel merkezde aşure kaynatılacağını belirtti.

Baykal’ın davet mektubu şöyle: ”Bir insanlık suçu olan Kerbela’nın acısını yüreğinde hisseden, yasını, orucunu tutan sevgili kardeşim. Kerbela bir insanlık utancıdır. Böylesine büyük acılar, bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeşlik duygularını pekiştirerek, yardımlaşarak, dayanışarak göğüslenir. Bu anlayışla geçen yıl olduğu gibi bu yıl da genel merkezimizde aşure kaynatacağız. 23 Ocak Salı günü sizi, sizleri aşuremizi paylaşmaya davet ediyor, sevgiler, saygılar sunuyorum.”

Demek CHP genel merkezinde aşure kaynatılıyormuş. 1400 sene öncesinin dinle çok ilgili bir siyasi cinayetini aşure kaynatıp anan çağdaş, laik bir parti bende çok fazla anlam bulmuyor ama gene de güzel bir davranış olduğunu söylemeliyim. Bu arada AKP iftarı sürecinde epey bilgilendik, Alevilerle ilgili detay konulara girdik, bakalım CHP aşuresinden neler çıkacak? Mesela buraya gelenlere “CHP Alevilere ne vermiş ki aşuresini yemeye gidiyorsunuz, bu zamana kadar önde gelenlerin çıkarı için oylar verildi, karşılığında ne elde edildi, sıfır, giden düşkündür, böyle biline” denecek mi? Yahut başkaları çıkıp Tunceli bölgesinde dönemin tek partisi CHP’nin 70-80 sene evvelki icraatlarını hatırlatacak mı?

Merak bu ya.

(Bir de, eğer aşure resimdeki gibiyse süpermiş, tam zengin işi. Bizim oralarda kaynatırlar içinde fasulye, nohut, buğday olur. Fındık, ceviz, o renkli şeyleri kim kaybetmiş de biz bulup aşureye atalım. Öğrenciler, size de tavsiyem CHP’deki bu bedava ikramı kaçırmamanızdır.)

Nasıl Yani

FST Ocak 13th, 2008

polat.jpgPolat Alemdar’a komedi dizisinde oynar mısınız demişler. O da bir sürü şey söylemiş. Yahu Kurtlar Vadisinde Polat’ın rolünden iyi komedi mi olur? Liseli avanak oğlan görüntüsünde Türkiye’yi kurtaran kabadayı olur mu? Ben bir defa rastladım diziye, epey güldüm, çevremdekiler ters ters bakınca çenemi kapatıp oradan kayboldum. Polat komedinin kralını oynar, sormaya gerek yok, adam bu dizide işi kıvırıyor, ortalama bir dizide Kemal Sunal’ı geçer. Yahu şu resimdeki tiplere bakın, adamın gülmekten karnı yarılır, bu tavır ne tavrı bre. Türkiye gerçeği diyorlar bazıları, evet aynen Türkiye kadar gülünç bir yere tam da bu komedyenler uyar. Hele bakışlara hele, yahu siz bakışla Türkiye’yi değil Galaksiyi kurtarırsınız. Hey yarabbim. Kırmızı gömlekli de üç silahşörlerden Portos gibiymiş. Ha, bir de kravat takın, nedir o yaka bağır açık. Bu ciddi bakışmaya kravat yakışır.

Çaldıran

FST Ocak 13th, 2008

sahismail.jpgAlevilik meselesi açıldıkça yeni konular gündeme gelecek gibi. Açıklık iyidir, Aleviler iyice bir ortaya dökülsün, kanunlar izin vermeye başladıkça Sünni gruplar da açılıp kalabalığa karışacak, her şey daha iyi olacak. Öte yandan Reha Çamuroğlu bu çerçevede Çaldıran Savaşından bahisle şunları söylemiş:

“Pek çok tarih kitabımız yalan söyler. Çaldıran (savaşı) aslında bizim bizi kırdığımız bir savaş, muzafferinin de, mağlubunun da biz olduğumuz bir savaştır. Demem odur ki, koskoca tarihimizi basit bir, ’biz ve onlar’ oyununa dönüştürmek mümkün değildir, dönüştüremezsiniz. Tarihimizin pek hatırlamadığımız, gizliden gizliye utandığımız sayfalarına da ’biz’ dememiz gerekmez mi.”

Peki bu sözler hatalı mı? Bilakis. Türkler (ve muhtemelen başka kavimler) iktidar uğruna birbirlerini tarih boyunca yemiş durmuşlardır. Timur’un ne işi vardı da kopup geldi Asyadan, Anadoluyu yerle bir etti? Fatih ile Uzun Hasan,  Uzun Hasan’ın torunu Şah İsmail ile Yavuz’un hikayeleri malum. Tabii bu süreçte atla katır tepişirken arada epey eşek de harcanmıştır, onu da kabul etmek lazım. Bunların içinde haklı olan da yoktur, al birini vur ötekine. Vatandaşın umurunda mı kimin kral olacağı, arada tepelenen gene köylü, şehirli küçük insanlar.

Yalnız Şah İsmail de delikanlı adamdı, buradan hakkını verelim, Tebriz’de tahta çıktığında 14 yaşında delikanlıydı, ataktı ama silahlı gücünün zirvesindeki Osmanlıya güç yetirmesi imkansızdı. Çaldıran savaşında meydanı terk etmek zorunda kaldı. Oğlu da Kanuni’yi çok meşgul etmiştir. Gerçi bu tür efsaneler sayesinde ülkeler tarih oluşturup tutunacak bir dal bulabiliyorlar, bugün Azerbaycan ve İran Türklerinin 3-5 kalem değerinden biri de Şah İsmail ve “Çaldıran Döyüşüdür”. Reha bey iyi demiş, yalnız Hürriyet yorumcusunun biri dikkatimi çekti, çok bilmiş arkadaş şöyle demiş:

özer özbaşı (’karsiyakali’ tüm yorumları)     13/01/2008 - 11:05
Şah İsmail Osmanlıya Başkaldırmıştır. Kellesi Tahtıyla getirilmiştir. Tahtı hala Topkapı sarayındadır. Zamanın bölücülük vakasıdır. Bastırılmıştır.

Tahtı anladık da kelle nerede? Şah İsmail Çaldıran’dan çok sonra ölmüştür.

Konuyla ilgili eski bir yazı var. Bir de Şah İsmail’in resmine dikkat ettim, yahu kırk yıldır Yavuz Sultan Selim diye bize gösterdikleri meşhur küpeli resme çok benzemiyor mu? Hani şimdi delikanlı oğlanlar kulaklarına küpe takıyorlar da, benim gibi tutucular “çıkar şunu asabımı bozma” deyince gevrek gevrek gülüvererek “bu Yavuz Sultan Selim Han sünnetidir ve de erkek adam Osmanlı zagonunca küpe takmalıdır” deyip işi makaraya sarıyorlar ya, küpe işi Şah İsmail’e ait olmasın? Bu konuda millet tartışıp duruyor forumlarda.

Gerçi ne fark eder, o da bir Türk Sultanı, bizim iş yine yaş. Küpe meselesi aynen devam edecek bu gidişle. Ben erkek ve kadında yüzük, küpe, külye şu, bu hoşlanmam, mana da vermem. İstemeyerek katlanırım. Hele erkeklerde küpe neyin nesidir, haydi kadınlar bu yanlışa evvel eski düşmüşler, her yanlış tekrar mı edilsin?

Emeklilik Dümeni-II

FST Ocak 13th, 2008

emeklil.jpgGeçen bir yazıda milletvekillerinin emeklilik haklarındaki adaletsizliği sayın başbakana iletmiş, kendisinden de rüyamda “tamam Fethi bey, lafı mı olur, yetimin hakkını yedirmeyiz” türü bir cevap almıştım. Şimdi milletvekili dışındaki yağlı memur emeklilik maaşıyla ilgili yeni bir bilgiyi kendilerine iletiyorum. Bakalım kanunları hazırlayan memurları aşıp bu işi çözecek bir erkek çıkacak mı:

“SSK ve Bağ-Kur’lular ne kadar prim yatırmışlarsa, ona bağlı olarak belli bir emekli aylığı alıyorlar. Oysa memurlarda ölçü yok, emekli aylıkları, aldıkları son maaşla ilişkilendiriliyor. Siyasilerin de desteğiyle işini ayarlayabilenler, emekliliklerine yakın bir dönemde genel müdürlük, müsteşarlık, daire başkanlığı gibi makamlara atanmalarını sağlayarak, bu görevde bir ay çalışmış olsalar dahi, sanki hayatları boyunca genel müdürlük, müsteşarlık yapmış gibi emekli aylığına hak kazanıyorlar. Bir anlamda, bir ay çalıştığı müsteşarlıktaki maaşını, emekliliği boyunca almaya devam ediyor. Kimi durumlarda sadece bir gün bu görevlerde çalışanlar dahi, bu hakkı elde edebiliyor. Adam 10 yıl, 15 yıl müsteşarlık yapmışsa tabii ki, yüksek emekli aylığı alsın, ama bir gün çalışan adama da bu hakkı vermek kabul edilemez. Hesap ettim, bu şekilde emekli olan bir kişinin bile devlete yükü 700 bin YTL.”

3 bin YTL de alan var

Zekai Özcan, bu uygulamanın yarattığı adaletsizliği anlatırken şu örneği verdi: “Diyelim iki avukat arkadaş aynı tarihte devlet memuru olarak çalışmaya başladı ve 25 sene boyunca aynı görevlerde çalıştı. Bunlardan biri emekliliğinden çok kısa süre önce genel müdür olarak atanmayı başarırsa, arkadaşı 900 YTL emekli aylığı alırken, o kişi yaşamının geri kalan bölümünde emekli aylığı olarak 3 bin YTL alacak.”

‘Ballı emeklilik’

Kimi kamu kurumlarında belli kadrolar sadece, kamuoyunda ‘ballı emeklilik’ olarak adlandırılan bu uygulama için kullanılıyor. Anayol koalisyonu döneminde ANAP’lı bir bakan, kendisine yakın çok sayıda kişiyi kısa sürelerle bu tür genel müdürlüklere getirip yüksek aylıkla emekli olmalarını sağlamasıyla günlerce kamuoyunda tartışılmıştı.

Bu uygulama bürokratların yanı sıra milletvekilleri ve belediye başkanları için de geçerli. Örneğin, çalışma yaşamı boyunca asgari ücretten prim ödemiş olan bir kişi iki yıl milletvekilliği ya da belediye başkanlığı yaptıktan sonra, ömür boyu bu görevlerde çalışmış gibi yüksek miktarlı emekli aylığına hak kazanıyor. Bu şekilde prim karşılığı olmadan yapılan emekli aylığı ödemeleri için Maliye Bakanlığı her ay Merkezi Yönetim Bütçesi’nden Sosyal Güvenlik Kurumu’na kaynak aktarıyor.

Ne balmış be, yiye yiye bitiremedi memur takımı. Ama helal olsun, aferin, işlerini biliyor keratalar. Memur lafıdır değil mi”devlete şu kadar hizmetim var”. Ne hizmeti be haybeden yaşamışsın bunun adı hizmet mi oldu şimdi. Neyse, gençler, aman bir yolunu bulun, torpil, rüşvet, AKP ilçe başkanına rampalama, derhal bir devlet dairesine kapat atın. Enayiliğin alemi yok. Yaşasın AKP, yaşasın nurlu ufuklar.

Bakalım Rekoru Kim Kıracak

FST Ocak 13th, 2008

kanbyrak.jpgMalum bizde bayrak demek rekor demektir. Biri bir bayrak asar, tüm kurum, kuruluş, örgüt, birey en büyük bayrağı biz yapacağız diye tatlı bir yarışa girişir. Valilikler valinin kendi cebinden olduğunu zannetmediğim paralarla 2 kilometrelik bayrak açarlar mesela. Bu yarışların vazgeçilmez simalarından biri de ATO başkanı Sinan Aygün. Bunu nereden hatırladım, şu ara bir kandan bayrak meselesi var gündemde, Kırşehir’de geleceğin öğretmenleri Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencileri kanlarıyla bir bayrak yapmışlar. Bu girişimi takdir etmemek mümkün değil. Yalnız gençlerin bayrağı çok büyük değil, 20 kişiden akan kanla daha büyük bir eser ortaya çıkabilirdi. Bakalım Sinan Aygün ATO üyesi tüccarın kanından ne büyüklükte bir bayrak yapabilecek? Tüm ülke bu yarışa katılmalı, kan oluk gibi akmalı, bundan sonra okulların bayrakları kanla çizilmeli. Zaten bizim bayrağımız Kosova’da kanla çizilmiş, aslına dönmüş olur.

Bu gençlerden de ileride resim öğretmeni olur muhtemelen.

Ben demiyorum

FST Ocak 13th, 2008

YÖK Başkanı bir laf etti ortalık eğitimin metalaşması, sömürü düzeni, vahşi kapitalizm türü zırvalarla doldu. Tamam, beni iplemiyorsunuz, bakın Murat Belge ne demiş, belki onu dikkate alırsınız. Yok o da dönek ilan edildiyse bilemem, sosyalizmden aforoz edilenlerin listesini yayınlarsanız öğreniriz. Yazı şu::

[…] ‘Etik’ dediğim konu da bu.

Sonuç olarak, sistem böyle işliyor. Üniversiteye girmek, sınavı geçmek, yüksek puan tutturarak iyi yere girmek, ‘ucuz’ bir şey değil. Bunu karşılayabilen ailelerin çocukları o iyi yerlere de giriyor- ve sonra ‘parasız’ okuyor.

Bu koşullarda ‘Eğitim parasız olmalıdır’ demek de muhtemelen herkesin, ama öncelikle ’sol’da olanların sloganı!

YÖK’ün yeni başkanı “Yükseköğrenim paralı olmalı” dedi ve hemen tepki çekti. Ancak, “Parası olmayan da okumayıversin, kardeşim” demedi (Bunu, şu anda yürürlükte olan ‘parasız eğitim’ sistemi fiilen söylüyor), “Bir burs sistemi kuralım” dedi.

Dünyada yapılan da bu. Yapılması gerekiyor, çünkü ‘beyin gücü’ -neyse ki- yalnız ‘paralı seçkinler’in sahip olduğu bir şey değildir. Mümkün olduğu kadar fazla yeteneği işin içine çekmek de iyi çalışan, iyi kurulmuş bir burs sistemiyle sağlanır.

Günün Yorumu

FST Ocak 13th, 2008

ege.JPGMalum, öğretmen diye biri 5 kız çocuğunu dövüp ceza olarak bir başka okula daha rahat bir göreve nakledilmişti ya, o haberin yorumlarına baktım. Herkes “yuh, canavar, bu devirde bu barbarlık olur mu, beceremeyeceksen ne diye öğretmen oluyorsun, memurluk sistemi değişmedikçe bu iş sürer” derken bir vatandaş da şu yorumu yapmış:

Metin Turan (’dogruolan’ tüm yorumları) 10.01.2008 15:26:01
Ben okullarda cetvelden tutun,eğeye kadar her nesneyle sopa yiyerek büyüdüm.Ama ne elim eksildi,ne de öğretmenlerime sevgim.Çünkü o sopaları hak ettiğimi düşünüyorum.Bugünkü eğitimde öğretmen eğitecek gücü ne veliden,ne de devletten bulamıyor.Yeni neslimiz şımarık ve terbiyesiz yetişiyor.saygılar.

Metin Turan her nesneden sopa yemiş, eğeyle nasıl dayak yemiş onu bilmiyorum, iş teknik diye bir ders vardı, belki odur. Acaba kimya dersinde hoca yüzüne kezzap da atmış mı? Müzik dersinde kafasına mandolin geçirmiş de olabilirler. Metin Turan, sen bu kafayla asıl şimdi sopayı hak ediyorsun, istersen sevgili öğretmenini bulunduğun şehrin öğretmenevinde bir ziyaret et, kafana okey tahtasını geçirip zevk almanı sağlasın. Hocanın vurduğu yerde gül açar, kafanda saksıyla gezersin. Sonra da elini öpersin. İlle de eğe istiyorsan, alışkanlık yaptıysa bizim sanayide Celil usta var, belki bir hal çaresine bakar. Veya bana gel ingiliz anahtarıyla işini görürüz.

Kapat
E-posta ile paylaş