Ben demiyorum

FST 13 Ocak 2008

YÖK Başkanı bir laf etti ortalık eğitimin metalaşması, sömürü düzeni, vahşi kapitalizm türü zırvalarla doldu. Tamam, beni iplemiyorsunuz, bakın Murat Belge ne demiş, belki onu dikkate alırsınız. Yok o da dönek ilan edildiyse bilemem, sosyalizmden aforoz edilenlerin listesini yayınlarsanız öğreniriz. Yazı şu::

[…] ‘Etik’ dediğim konu da bu.

Sonuç olarak, sistem böyle işliyor. Üniversiteye girmek, sınavı geçmek, yüksek puan tutturarak iyi yere girmek, ‘ucuz’ bir şey değil. Bunu karşılayabilen ailelerin çocukları o iyi yerlere de giriyor- ve sonra ‘parasız’ okuyor.

Bu koşullarda ‘Eğitim parasız olmalıdır’ demek de muhtemelen herkesin, ama öncelikle ’sol’da olanların sloganı!

YÖK’ün yeni başkanı “Yükseköğrenim paralı olmalı” dedi ve hemen tepki çekti. Ancak, “Parası olmayan da okumayıversin, kardeşim” demedi (Bunu, şu anda yürürlükte olan ‘parasız eğitim’ sistemi fiilen söylüyor), “Bir burs sistemi kuralım” dedi.

Dünyada yapılan da bu. Yapılması gerekiyor, çünkü ‘beyin gücü’ -neyse ki- yalnız ‘paralı seçkinler’in sahip olduğu bir şey değildir. Mümkün olduğu kadar fazla yeteneği işin içine çekmek de iyi çalışan, iyi kurulmuş bir burs sistemiyle sağlanır.

Popularity: 17% [?]

33 Yorum

  1. Bulent Murtezaoglu - 13 Oca 2008 - 3:14 am

    Tamam, beni iplemiyorsunuz, bakın Murat Belge ne demiş, belki onu dikkate alırsınız.

    Almam. (sizi iplerim ama) Niye oldugunu da soyleyeyim:

    Belge’nin bir argumani su:

    (1) Su anda zaten universite bedava/ucuz ama girmek icin dershaneye filan yatirim gerekiyor, dolayisiyla zenginler giriyor.

    (2) Burs sistemi cozumdur.

    Bundan pekala da ‘dershaneye gidene devlet burs versin’ sonucu cikabilir. Hatta baska sey cikmasi cok zor, cunku bu isin yeni universite acilma (yani arz) tarafina ne mekanizma ile etkisi olacagini soylemiyor. Corba etmis, asil konu kit kaynagin onune yigilan kalabaligin icinden daha faydali olacaklari secme problemiymis gibi oturtmus konuyu alintiladiginiz yerde. Yazinin kalani da sarih degil.

    Ben bu ise prensipte karsi degilim, zaten isin ne oldugu dahi henuz ortada degil ama boyle konusulacak ve Belge’ninki gibi tarzda davranan aydinlarin saksakinda, lafa ‘dunyanin hicbir yeri’ diye baslayan yonetici kadrosu bu isi yapacaksa ayni sansur veya tekel ozellestirmesi isinde oldugu gibi iktidarin ne isine geliyorsa o yapilir, kimseden de duzgun muhalif ses cikmaz. Ha iktidarin isine gelen ‘kotu’ olmak zorunda degil tabii, o ayri konu.

  2. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 6:22 am

    Burs sistemi cozumdur.

    Tek başına mantıksız değil mi? Madem para geri ödenmeyecek, ha öğrenciden para almamışsınız, ha cebine para koyup git sen kendin öde demişsiniz. Farkı ne?

    Bir teorik olarak şimdiki gibi üniversite sistemi burs gibi… Sınav yapıyorsunuz, en seçkin öğrencileri üniversiteye alıyorsunuz. Niye bir daha burs gibi şeyler çıkarıyorsunuz…

    Amacımız sınıflar arasındaki farkı kapatmaksa, vergi sistemini düzeltirsiniz; çok kazanadan çok az kazanan az para alırsınız.

  3. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 6:23 am

    -bir de teorik olarak-

    olacaktı o cümlenin başı düzeltin lütfen Fethi bey. Teşekkürler

  4. FST - 13 Oca 2008 - 11:40 am

    Bülent Bey,

    Almam. (sizi iplerim ama) Niye oldugunu da soyleyeyim:

    Buradaki temel konu şu, Murat Belge en azından konuya “acaba” filan diyerek yaklaşıyor. Halbuki birçok insan bu işi külliyen red noktasında. Yoksa Belge’nin söylediğinin içeriğini önemli bulduğumdan alıntılamış değilim. Söylenene değil söyleyene bakalım anlamında.

  5. FST - 13 Oca 2008 - 11:45 am

    Rumuzyok,

    Madem para geri ödenmeyecek, ha öğrenciden para almamışsınız, ha cebine para koyup git sen kendin öde demişsiniz. Farkı ne?

    Devlet bunun bir ileri noktasına geçip okullarda öğretim üyesi maaşı vermeyi, okulun elektrik, su vs. giderlerini karşılamayı bırakmazsa dediğiniz gibidir ve YÖK başkanının söylediği şu sistem içinde mantıksızdır. Yani üniversiteler özelleştirilmedikçe, yahut devlet üniversitesi ise de öğretim üyesini işe alıp atma, performansa, pazarlığa göre sözleşmeli ücret ödeme sistemine geçmedikçe burs yahut kredi sistemi çok anlamlı olmaz.

    Devlet üniversitelerinde akademisyenler tipik devlet memurudur, sözleşmeli gibi görünse dahi kimse işinden olmaz, yeterli bir para da alırlar. Üstüne üstlük bunlardan iş ancak canları isterse ve bir ölçüde çıkar. Şansa kalmıştır.

    Dediğiniz yanlış değil.

  6. FST - 13 Oca 2008 - 11:48 am

    Amacımız sınıflar arasındaki farkı kapatmaksa, vergi sistemini düzeltirsiniz; çok kazanadan çok az kazanan az para alırsınız.

    Böyle bir amaç olması gerekli değil. Tüm kazanan insanlar haksız kazanç elde eden hırsızlar değil ki kazandıkları için cezalandırılsınlar? Yarın siz de para kazanırsanız elinizdeki paranın yarısına devlet el koyduğunda bundan hoşlanmazsınız.

    Kaldı ki şimdi de çok kazanan çok vergi veriyor, niye daha fazla alınsın? Yüzde 30 desek, 1000 YTL kazanan 300 YTL, 100 YTL kazanan 30 YTL öderse, 300>30 olduğuna göre hesap ortadadır.

  7. FST - 13 Oca 2008 - 12:00 pm

    Bu konuda bir iki şey de ilave edeyim;

    Gerçekçi olmak gerekirse, üniversitelerde kredi sistemi ancak Tıp, Hukuk, Eczacılık, belli öğretmenlikler ve bazı kalburüstü üniversitelerin mühendislikleri, ekonomi ve işletme bölümleri gibi yerler dışında Türkiye’de öğrencilerin iş bulma şansı kısa vadede şansa kalmıştır. Dolayısıyla bu okullar dışındakilerin kredi alması anlamsızdır. Geri ödemesi çok zor.

    Bence devlet üniversitelerinde bir çok bölümü hızla kapatmalıdır. Piyasa şartları gereği kendiliğinden oluşacak yeni sisteme göre üniversiteleri özelleştirdikten, özel üniversite kurmayı serbest bıraktıktan sonra kredi ve burs konusunu dikkate almalıdır. Dolayısıyla Türkiye’de yüksek öğrenim yanlış olarak üniversite olarak adlandırıldığı halden çıkıp yüksek meslek okuluna dönüşmelidir.

    Felsefe, matematik, temel doğa bilimleri, bazı sosyal bilimler, ilahiyat, sanat gibi gerçek üniversite alanlarında piyasanın etkisi çok az olacaktır, belki özel okullardan vergi indirimi karşılığı bu tür burslu bölümler açmaları istenebilir. Yahut bunlar çok yetenekli insanların girebileceği sınavlarla devlete ait ayrı birimler şeklinde oluşturulabilir. Tabii devlete böyle bir kapı açılırsa şimdi olduğu gibi heryeri ahbap çavuşun yığıldığı Fen Edebiyat fakülteleri alır, onun için özel tercih daha mantıklı görünüyor.

    YÖK başkanının sözlerinin ise yeni olmadığını zaten 1999 YÖK raporundan bahisle söylemiştim, yeni olmadığı gibi “dünyada böyle birşey yok” lafı zaten düşünülmeden edilmiş bir laf. Dünyada özel üniversiteden fazla ücretsiz yahut düşük ücretli devlet üniversitesi olma ihtimali yüksektir. Rakamları bilemem.

    Üniversite konusu bitmez ama bir yerlerinden tutulması lazım. Yalan yanlış, paldır küldür de olsa konunun gündemde olması iyidir.

  8. Bulent Murtezaoglu - 13 Oca 2008 - 5:16 pm

    Fethi bey,

    Bence devlet üniversitelerinde bir çok bölümü hızla kapatmalıdır.

    Malesef bence de dogrusu bu oldugu halde yapamayacagiz.

    Piyasa şartları gereği kendiliğinden oluşacak yeni sisteme göre üniversiteleri özelleştirdikten, özel üniversite kurmayı serbest bıraktıktan sonra kredi ve burs konusunu dikkate almalıdır.

    Sizin de isaret ettiginiz gibi devlet tasdikli diplomanin getirisi onu tasiyan insanlarin meziyetlerinden bagimsiz olarak fazla oldugu surece bunlari yapmak zor. “Ozel universite serbest ben karismiyorum, ogrenci gidip akreditasyona baksin” diyebilse devlet bir suru problem cozulme yoluna girecek ama onu yapmanin makul/mumkun oldugu bir dunyada yasamiyoruz. Kaldi ki o ruhsat ‘hak’ yaratiyor ama bilgi olarak karsiliginin olmasi gerekmiyor. Bakin ME bakani ‘bunlar Ingilizce hocasi ama tercumanla konusuyor’ diye ‘hayret’ etmeyi biliyor ama o insanlarin bilmeyi birakin ogretebilecek durumda olduklarini devlet muhurle bilmemneyle tasdik etmis. Onemli olan o.

    Dolayısıyla Türkiye’de yüksek öğrenim yanlış olarak üniversite olarak adlandırıldığı halden çıkıp yüksek meslek okuluna dönüşmelidir.

    Evet. Insanlarin dershaneye harcadigi zaman ve para aslinda pekala da getirisi olan bir egitime yonelebilir. Belli ki insanlar zaten o getiri hesabini yapiyorlar.

  9. FST - 13 Oca 2008 - 5:20 pm

    Ben de zaten bunların olmayacağını biliyorum ama hayal dünyası işte.

    Yalnız Sağlık Bakanını bu işlerde bir parça daha atak görüyorum, o kafada biri Milli Eğitimi ele alsa bir parça düzelme olabilirdi belki.

  10. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 6:54 pm

    Böyle bir amaç olması gerekli değil. Tüm kazanan insanlar haksız kazanç elde eden hırsızlar değil ki kazandıkları için cezalandırılsınlar? Yarın siz de para kazanırsanız elinizdeki paranın yarısına devlet el koyduğunda bundan hoşlanmazsınız.

    Kaldı ki şimdi de çok kazanan çok vergi veriyor, niye daha fazla alınsın? Yüzde 30 desek, 1000 YTL kazanan 300 YTL, 100 YTL kazanan 30 YTL öderse, 300>30 olduğuna göre hesap ortadadır.

    Ee iyi de, siz üniversiteleri niye paralı hale getiriyorsunuz? Şimdiki sistemde, üniversite okuyan insanlar başkalarının parası ile bir üst gelir grubuna geçiyorlar, bunu öne sürerek üniversiteyi paralı hale getiriyorsunuz. Ben de diyorum ki, amaç buysa, gelire göre vergilendirin doğru düzgün şekilde.
    O hesap tam doğru değil, bir kesim için konuşmuşsunuz.. Türkiye’deki vergilerin çoğu tüketimden gelir. Eşitsiz vergi sistemidir

  11. FST - 13 Oca 2008 - 8:25 pm

    Ee iyi de, siz üniversiteleri niye paralı hale getiriyorsunuz?

    Yukarıda bunun nasıl olabileceğini söyledim, herhalde gözünüzden kaçmış. Vergilerin dağılımı dediğiniz gibidir.

  12. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 9:24 pm

    Devlet bunun bir ileri noktasına geçip okullarda öğretim üyesi maaşı vermeyi, okulun elektrik, su vs. giderlerini karşılamayı bırakmazsa dediğiniz gibidir ve YÖK başkanının söylediği şu sistem içinde mantıksızdır. Yani üniversiteler özelleştirilmedikçe, yahut devlet üniversitesi ise de öğretim üyesini işe alıp atma, performansa, pazarlığa göre sözleşmeli ücret ödeme sistemine geçmedikçe burs yahut kredi sistemi çok anlamlı olmaz.

    Devlet üniversitelerinde akademisyenler tipik devlet memurudur, sözleşmeli gibi görünse dahi kimse işinden olmaz, yeterli bir para da alırlar. Üstüne üstlük bunlardan iş ancak canları isterse ve bir ölçüde çıkar. Şansa kalmıştır.

    Dediğiniz yanlış değil.

    Bence, Türkiye’de devlet üniversiteden ve akademiden eline çekerse, üniversite sistemi çöker. O yüzden devletin üniversiteden elini çekmesi pek olası gözükmüyor sizin istediğiniz gibi. Zaten bu bilindiği için, kredi, burs gibi çözümler devreye sokuluyor.
    Şu anki sistemde bile vakıf üniversiteleri devletten para yardımı alıyor (emin olmamakla birlikte, vakıf üniversitesi başına düşen yardım, devlet üniversitelerine göre daha fazla). Bir de devletin elini çektiğini düşünün, karlılık oranı düşeceği için sermaye yatırım yapmaz. Ya da yatırım yapmaktan çekinir. O yüzden bir şekilde mutlaka devletin elinin olması gerekiyor.
    Fethi bey,
    Size iyi niyetle bu işe atılıyorsunuz; ama bence ABD’deki gibi liberal bir düzenin Türkiye’de kurulması için çok erken. Çünkü sermaye sınıfı ve üretkenliği Türkiye’de zayıf, kolay para peşinde koşuyor. Bu yüzden hangi işe kalkışırsak kalkışalım mutlaak bir yerde devletin desteğine ihtiyaç duyulacak. Sermaye kesimine de yönlendirici olmalı devlet.

    Ben derim ki, reform yapacaksak, devletin etkinliğini tümden ekonomiden çektirmek yerine, yönlendirici olsun devlet. Gerektiği yerde insiyatif alsın, KİT bile kursun. Ve tabii şu andaki çökük sistemi de düzeltelim. Benim diyeceğim bu.

  13. FST - 13 Oca 2008 - 9:30 pm

    Türkiye’de devlet üniversiteden ve akademiden eline çekerse, üniversite sistemi çöker.

    Böyle birşey olmaz ama devletin üniversiteden elini çekmeme sebebi ideolojiktir. Resmi müfredat dayatma, memur öğretim elemanı eliyle özgürlüğü kısıp aykırı adamları önleme gibi yan amaçlarını unutmayın.

    Şu anki sistemde bile vakıf üniversiteleri devletten para yardımı alıyor

    Vakıf üniversitelerinin paraya ihtiyacı olduğundan verilmiyor o para, yukarıda söylediğim sebeple Vakıf üniversitesi de paralı devlet üniversitesi gibi hareket etmek zorunda kalıyor. Rektörleri filan bağımsız seçilmiyor.

    Selamlar.

  14. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 9:54 pm

    Fethi Bey,

    Böyle birşey olmaz ama devletin üniversiteden elini çekmeme sebebi ideolojiktir. Resmi müfredat dayatma, memur öğretim elemanı eliyle özgürlüğü kısıp aykırı adamları önleme gibi yan amaçlarını unutmayın.

    İdeoloji konusunda haklısınız; katılıyorum. Benim kanaatimce özel üniversitelerin en büyük artısı akademik özgürlüğü genişletme imkanını sahip olmaları. Akademisyenlerini koruyan 2 tane vakıf üniversitesi var: Bilgi Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi, belki kısmen de Bilkent. Bu iki üniversite gibi olsa diğerleri, pek fazla itiraz gelmezdi, herhalde.

    Vakıf üniversitelerinin paraya ihtiyacı olduğundan verilmiyor o para, yukarıda söylediğim sebeple Vakıf üniversitesi de paralı devlet üniversitesi gibi hareket etmek zorunda kalıyor. Rektörleri filan bağımsız seçilmiyor.

    YÖK’ün Özel Üniversiteler raporu var. Bakın ne yazmışlar:

    Toplam gelirinin yüzde 26`sını öğrenci gelirlerinden sağlayan Sabancı Üniversitesi, öğrenci başına 30 bin YTL harcarken gelirinin yüzde 87`sini öğrenciden sağlayan Beykent Üniversitesi sadece 2611 YTL harcıyor.

    1970`lerdi irili ufaklı çok sayıda özel üniversite kurulmuş ancak başarısız oldukları için zamanla bazalıra devlet üniversitelerine bağlandı bazıları ise dersahneye dönüştü.

    Haberi aldığım blog:

    http://vakiflarportali01.blogspot.com/2007/11/eitime-bte-ayrilmazsa-vakif.html

    Bu da raporun kendisi.

    http://www.referansgazetesi.com/UPLOAD/haber/dokuman/2007/12/y%C3%B6k%20vakif_rap.pdf

  15. FST - 13 Oca 2008 - 10:00 pm

    Toplam gelirinin yüzde 26`sını öğrenci gelirlerinden sağlayan Sabancı Üniversitesi

    Peki Sabancıların üniversiteye katkısı nedir? Kalan yüzde 74′ü devlet mi ödüyor?

    1970`lerdi irili ufaklı çok sayıda özel üniversite kurulmuş ancak başarısız oldukları için

    Bugün Türkiye üniversite konusunda çok daha tecrübeli, Amerika, İngiltere görüp gelmiş sürüyle doktoralı adam var, ortalık üniversite okumak isteyen öğrenci kaynıyor, 1970′lerden çok farklı bir dünya var. Devlet, hükümet filan da eskisi gibi değil, kanun, kural, nizam biliniyor artık.

    Bence sıkıntı olmaz.

  16. FST - 13 Oca 2008 - 10:03 pm

    Verdiğiniz rapora baktım, Sabancı Üniversitesine devlet katkısı Yüzde 0.8 görülüyor. (sayfa10)

  17. FST - 13 Oca 2008 - 10:06 pm

    Demek ki devletin vakıf üniversitelerine verdiği ciddi bir para yok. Muhtemelen “vakıf” lafından kaynaklanan bazı avantaj ve yaptırımlar var.

  18. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 10:10 pm

    Peki Sabancıların üniversiteye katkısı nedir? Kalan yüzde 74′ü devlet mi ödüyor?

    Sabancı Üniversitesine devletin ne kadar yardım yaptığını bilmiyorum. Ama şu var; vakıf üniversitesinin arkasında çok güçlü bir para kaynağı olmalı. Bu kesin

  19. Rumuzyok - 13 Oca 2008 - 10:23 pm

    Verdiğiniz rapora baktım, Sabancı Üniversitesine devlet katkısı Yüzde 0.8 görülüyor.

    Özel üniversite dediğimiz kurumlar vakıf üniversitesi olarak anılıyor kanunda ve vakıflar kanuna tabiler. Bu yüzden oradaki oran aldatıcı. Bu doğrudan para yardımı, YÖK’ün bütçesinden yapılan. Bir de vakıflar kanunu uyarınca vergi muafiyetleri, bazı şeyleri ucuza alma ve okul arazisini bedava gibi olanakları var. Bu yüzden devletin desteği bir miktar daha yüksek.

  20. Bulent Murtezaoglu - 13 Oca 2008 - 11:06 pm

    Rumuzyok bey,

    1970`lerdi irili ufaklı çok sayıda özel üniversite kurulmuş ancak başarısız oldukları için zamanla bazalıra devlet üniversitelerine bağlandı bazıları ise dersahneye dönüştü.

    Ben bunu boyle hatirlamiyorum, devlet bir AY mahkemesi karari pesinden kanunlara aykiri diye kapatti seklinde hatirliyorum. Hatta Heybeliada’daki papaz mektebi de o yuzden kapanmistir diye biliyorum. Aramadim simdi link bulayim diye. Bizim yakin tarih hakkinda cok yalan soylenir (usul bu gordugum kadariyla) aman dikkat. Bana da inanmayin, bunu benim aklima sokan kaynak neyse o da kivirtmis olabilir.

  21. Bulent Murtezaoglu - 13 Oca 2008 - 11:56 pm

    Bakindim biraz, duzgun birsey bulamadim. Hep Ruhban Okulu baglaminda bahsediliyor o karardan. Ek$isozluk’te birsey var, alinti yapayim:

    1971 yılında tepkiler sonuç verdi ve özel yüksek okullar anayasa mahkemesince anayasaya aykırı bulunarak kapatıldı. binaları devletleştirildi ve ilgili devlet okullarına bağlandı. istanbul’daki mühendislik mimarlık okulları idmma’ya ankara’daki mühendislik ve mimarlık okulları admma’ ya bağlandı. 1912 yılından beri eğitim yapan statüsü daha farklı bir özel yüksek eğitim kurumu olan robert kolej’in yüksek kısmı ise boğaziçi üniversitesi’ine dönüştürüldü. o anayasa mahkemesi kararı ile kapanan bir başka eğitim kurumu ise günümüzde hala sorun olmaya devam ediyor. o da heybeliada ruhban okulu . o tarihte devletleştirilmeyi kabul etmeyince kapatılmıştı.

    URL su: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ozel+yuksek+okullar

    Simdi, takdir edersiniz ki eger durum buysa alinti yaptiginiz rapordaki

    1970`lerdi irili ufaklı çok sayıda özel üniversite kurulmuş ancak başarısız oldukları için zamanla bazalıra devlet üniversitelerine bağlandı bazıları ise dersahneye dönüştü.

    ifadesi en hafif sekliyle soyleyeyim, yaniltici. Basarisiz olmus olabilirler, ama kapanma sekilleri ‘zamanla’ degil ‘kanun zoruyla’ gibi gozukuyor.

    YOK raporuna soyle bir baktim. Karisikligi cikartan dort senelik lisans egitimi iken, hocalarin yayin/atif sayilarina bakmak ne derece akil kari bilmiyorum. Insanlar arastirmaci olmak icin gitmiyorlar o okullara, birseyler ogrenelip parali kariyerimiz olsun diye gidiyorlar. Hal bu olunca hocalarda ‘ogretebilme’ ozelligi ‘arastirma’ ozelliginden daha onemli degil mi? Doktora programlarindan bahsetmiyoruz ki?

  22. FST - 14 Oca 2008 - 12:10 am

    Bir iki yazı var, yer yer değinmişler:

    http://www.egitim.aku.edu.tr/ceyhun3.htm

    http://www.sol.org.tr/index.php?yazino=26638

    http://www.afyonkarahisar.com.tr/kosed.asp?id=1246

    Bu linkten:

    1960’lı yıllarda özel yüksekokulların açılmasına izin verilmişdi. Bu yıllarda başta gazetecilik-halkla ilişkiler, işletmecilik, mimarlık, mühendisliğin bazı dalları, diş hekimliği programları olan çok sayıda okul açılmışdı. 1970 yılında bu okulların sayısı 70’e çıkdı ve öğrenci sayıları da 70 bini geçti. Bu okulların bir bölümü ciddi eğitim yapan, fiziki yatırımlara ağırlık veren kuruluşlardı. Bir bölümü ise kiralık apartman dairelerinde her türlü eğitim ciddiyetinden uzak gecekondu okullardı. Malum sol gruplar, eğitim özel sektöre bırakılamaz savıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını sağladılar. Mahkeme siyasi içerikli bir kararla, bir oy farkıyla 1971 yılında bu okulların kapatılmasına karar verdi. Kapatma yerine bu okullara ciddi bir denetimle, eksikliklerini giderme imkanı verilebilirdi ve bu gün çok sayıda özel üniversite yükseköğretime katkıda bulunuyor olacaktı. Bu okulların kapatılmasında Süleyman Demirel’in kardeşinin sahip olduğu özel okullar da etkili olmuşdu. Kapatılan yüksekokulların öğrencilerini üniversiteler kabul etmediği için Akademiler, biraz da ünivesite olma ümidiyle bu okulların öğrencilerini kabul etmişlerdi.

  23. Rumuzyok - 14 Oca 2008 - 12:16 am

    70′leri bilemiyorum. Belki de sizin dediğiniz gibidir, belki de bir kısmı gerçekten yetersiz olduğu için kapanmıştır.

    Karisikligi cikartan dort senelik lisans egitimi iken, hocalarin yayin/atif sayilarina bakmak ne derece akil kari bilmiyorum. Insanlar arastirmaci olmak icin gitmiyorlar o okullara, birseyler ogrenelip parali kariyerimiz olsun diye gidiyorlar. Hal bu olunca hocalarda ‘ogretebilme’ ozelligi ‘arastirma’ ozelliginden daha onemli degil mi? Doktora programlarindan bahsetmiyoruz ki?

    İyi ama üniversite bilimsel-akademik bilgi üretmek için var, meslek öğretmek için değil. .

    Esasında bu akademi-meslek okulu ayrımını belirgenleştirecek şekilde düzenlemeye gidilmeli benim kanaatimce. Hollanda yüksek eğitim sistemini bilir misiniz, orada öyle:

    Hollanda’da Üniversite var (10 tane), HBO (sayılarını bilmiyorum), bir de MBO (sayılarını bilmiyorum yine) var. Bunlardan üniversite, en üst düzeyde akademik bilgi üretiminde bulunuyor, işini teorisi ile ilgileniyor; HBO teoriden de anlayan ama daha çok uygulamaya yönelik eleman yetiştiriyor (işte, esasında bizim üniversiteye çok istekli kesimin gitmesi gereken okul bu; ama bu okul derecesi Türkiye’de yok), bir de MBOvar, bu okulun dengi bizim Meslek Yüksekokuludur. Hollanda sistemi böyle; bence Türkiye’de bu şekilde bir ayrıma gitmeli, HBO’ya benzer bir yüksek grubu kurmalı. Akademik eğitim veren üniversite sayısı aşağı dürüşürülüp, araştırmacılar az sayıdaki yerde toplanmalı…
    Yalnız, bence böyle bir düzenlemeye vakıf üniversiteleri, bence, rıza göstermezler; çünkü, o zaman meslek için gelecek öğrenci sayısı azalır..

  24. Bulent Murtezaoglu - 14 Oca 2008 - 12:24 am

    Yuksek ogretimin ta tepesindeki kurumun yazdigi bir rapordaki yanlis/yaniltici bilgi ve ifade icin iki tane sade vatandas pazar gecesi mesai yaptik. Is mi oldu bu simdi?

  25. FST - 14 Oca 2008 - 12:26 am

    Beni de sade sayarsanız 3 vatandaş ederiz.

  26. Bulent Murtezaoglu - 14 Oca 2008 - 12:47 am

    Rumuzyok bey,

    İyi ama üniversite bilimsel-akademik bilgi üretmek için var, meslek öğretmek için değil.

    Anliyorum. Memleketteki asil problem bu degil ama.

    Hollanda yüksek eğitim sistemini bilir misiniz, orada öyle

    Bilmiyordum, tesekkur ederim. Bazi yerlerde de politeknik/universite diye ayriliyor ama dereceler cok mu farkli bilmiyorum. ABD’de boyle bir ayrim yok, ‘biliniyor’ hangi okula niye gidilecegi. Secimler buyuk olcude kader tayin edici degil, yani lisansi yaparken yapilan tercih sartlar degistiginde daha degisik MS/Ph.D. yapmaya kanun/kural nedeniyle cok engel olmuyor (ama ugrasmak lazim tabii). Bir de akreditasyon kurumlari var (ozel meslek kurulusu olmalari lazim, emin degilim). Tip filan farkli, imza yetkili muhendisin de proseduru degisiyor eyalete gore.

    Akademik eğitim veren üniversite sayısı aşağı dürüşürülüp, araştırmacılar az sayıdaki yerde toplanmalı…
    Yalnız, bence böyle bir düzenlemeye vakıf üniversiteleri, bence, rıza göstermezler; çünkü, o zaman meslek için gelecek öğrenci sayısı azalır..

    Siz yukaridan idare edilen bir sistemi dusundugunuz icin birisi oran cikartip oran dusuruyor ve idre edilenler isyan ediyor diye tahayyul ediyorsunuz tabii. Ben diyorum ki, cok istiyorsa YOK beynelmilel akreditasyon kurumlarinin tanidigi programlari tasdik etsin memur olacaklar icin kalanini kuran ve giden dusunsun. (Bu devlet bursu gibi seylerden bagimsiz). Fesmekan yerli veya yabanci egitim tuccari iki bina dikip 15 milyar para alip ne bileyim finans, isletme filan okutacaksa o yatirim ve diplomanin ne ise yaracagini o parayi veren dusunsun.

    Dediginiz is zaten oluyor. Bizim alanda (bilgisayar bilimleri) arastirma fonu cokken sadece doktora veren, hocalarin pek lisans ogrencisi derdi olmadan rahat rahat arastirma yaptigi bolumler vardi. Ne zaman ki para kurudu, milletin burnu surttu, lisans bolumu de acmaya basladilar. Yahut ne bileyim arastirmaci olacak sekilde lisans egitimi verip insanlari sIkIp/dokerken, daha endustriye yonelik tarza gectiler. Bunlar olabiliyor cunku idareye muhtac, manipulasyona acik cahil bir kalabaliktan bahsetmiyoruz.

  27. Rumuzyok - 14 Oca 2008 - 12:50 am

    Şimdi gel de YÖK’ün akademik değerlendirmesine güven di mi? :)

  28. Rumuzyok - 14 Oca 2008 - 12:58 am

    Siz yukaridan idare edilen bir sistemi dusundugunuz icin birisi oran cikartip oran dusuruyor ve idre edilenler isyan ediyor diye tahayyul ediyorsunuz tabii. Ben diyorum ki, cok istiyorsa YOK beynelmilel akreditasyon kurumlarinin tanidigi programlari tasdik etsin memur olacaklar icin kalanini kuran ve giden dusunsun. (Bu devlet bursu gibi seylerden bagimsiz). Fesmekan yerli veya yabanci egitim tuccari iki bina dikip 15 milyar para alip ne bileyim finans, isletme filan okutacaksa o yatirim ve diplomanin ne ise yaracagini o parayi veren dusunsun.

    Valla, para verip bina dikenler, bir de alttan rüşvet verip akreditasyon alabilir.. Bir de üniversite açanlar, diyor ki, şimdi devlet üniversiteleri paralı hale gelsin, harçları yükseltilsin. Falan feşmakan. Böylece kendilerine gelecek öğrenci sayısı artacaktır. Yani keşke sizin dediğiniz gibi olsa….

  29. s.a - 14 Oca 2008 - 5:43 am

    Eğitim ücretsiz olmalıdır. Şu anki koşulları iyileştirmek yerine zorlaştırmak istemelerini anlamıyorum.

    doğru dürüst vergi toplarsan ve gerekli denetlemeleri adam kayırmadan düzenli bir şekilde yaparsan, paranın nereye harcandığını iyi takip edebilirsen , hiçbir şey için ekstra paraya ihtiyaç olacağını sanmıyorum.
    bunları yapamayacak olanlarında bulundukları koltukları daha fazla boşyere işgal etmemelerini umuyorum..
    saygılar sevgiler.

  30. FST - 14 Oca 2008 - 11:09 am

    doğru dürüst vergi toplarsan ve gerekli denetlemeleri adam kayırmadan düzenli bir şekilde yaparsan,

    Yalnız vergi istendiğinde de “canım gelirim ne ki vergi vereyim” diyen çok çıkıyor. Vatandaş hem vergi vermemek hem de karşılıksız almak istiyor (uz).

    bunları yapamayacak olanlarında

    Yapacak olan birini tanıyorsanız haber verin.

    Sonuç, söylediğiniz şeyler imkansız olduğuna göre başka hal yoluna bakılacak.

  31. FST - 14 Oca 2008 - 7:52 pm

    Murat Karun da konuya müdahil olmuş:

    http://muratkarun.blogspot.com/2008/01/ydb_14.html

    Taha Akyol

    “Ticari yönüne bakılmadan kamu kaynaklarıyla desteklenmesi gereken bilimler, sadece temel bilimlerdir.”

    Yanlis.

    Destek, ulke bazinda saptanan projenin “gerektirdigi bilimlere” verilmelidir. Eger amaciniz 2020 yilinda aya gitmek ise, patlayici yakitlar (ve onun kimyasi), bilgisayar teknolojileri, aerodinamik, materyeller gibi dallara agirlik verirsiniz.

    Amacsiz odenek, bosa giden odenek demektir.

    Ayrica bazi dallarda temel bilimin en temel seviyesi arastirmaci acisindan yuksek risk icerir, yani yillarca ugrasip bir sey bulamayabilirsiniz, ya da muthis bir sey bulursunuz ama anca 30 sene sonra ise yarar. Matematikte bulunanlar muhakkak bir gun kullanim gorur, ama o kullanim o an olmayabilir. Bu dallara girmek/girmemek arastirmacinin insiyatifinde olmalidir. O riski
    goze alanlar o alanlara girmelidir. Zaten arastirmacilarin garanti calisma suresi (tenure) onlara belli bir guvenlik saglar. Cok basarili hocalar hayat boyu garantiye bile sahip olurlar. Bu semsiye altinda bilim adami istedigi yone gidebilecektir.

    Odenekler, ulke projesi icin gerekene, ve onun isiginda lazim olan dallara gider. Temel olsun olmasin onemli degildir. Fakat bu dallara giren para, muhakkak yakin dallarda da bir enerji yaratir. Sonuc olarak daha fazla para iyidir.

    Ornekler: Singapur’un onceligi biyoteknolojidir, Cin’in onceligi uzaya gitmek ve yesil enerjidir. Bu projelere gereken dallara yatirim yaparlar. O dallarda sivrilince de o dallar uzerinden bilinirler, daha cok arastirmaci (yerli/yabanci) o ulkeye gider.

  32. Bulent Murtezaoglu - 14 Oca 2008 - 8:21 pm

    Iki sey karisiyor. Milletin ‘universite’ dedigi seyden beklentisi ve politik problem yaratan seyle, memlekette bilim/teknoloji alaninda bilgi uretimi ve bunun fonlanmasi hakkinda fikir yurutmek ayni anda yapiliyor.

    Bir de bizde oldukca ileri yasta edilen turden bir ‘tenure’ sistemi yok zaten. Benim anladigim profesorluk kadrosu acilsin/acilmasin yardimci docentlikten baslandiktan sonra sistemden pek cikilmiyor. Boyle personelin isten cikartilamadigi duzenler bence iyi degil, insan kaynagi kullaniminin bir nebze optimize olmasi icin insanlarin biraz is degistirip verimli olacaklari yeri aramalari lazim.

    Bu baglamda ABD’den biraz uctan bakan bir yazi linki vereyim bari:

    http://philip.greenspun.com/careers/women-in-science

  33. FST - 14 Oca 2008 - 9:04 pm

    Benim anladigim profesorluk kadrosu acilsin/acilmasin yardimci docentlikten baslandiktan sonra sistemden pek cikilmiyor.

    Bizde araştırma görevlisi de, kapıcı da, doçent de, okutman da “tenure”, cenabı haktan başkası bunları yerinden oynatamaz.

    Boyle personelin isten cikartilamadigi duzenler bence iyi degil, insan kaynagi kullaniminin bir nebze optimize olmasi icin insanlarin biraz is degistirip verimli olacaklari yeri aramalari lazim.

    Olmadı. Kazanılmış haklara neoliberal saldırıdır bu dediğiniz.

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş