Şubat 2008 Arşivi

Bu haber sadece İzlenimlerde

FST 29 Şubat 2008

yalnizlik.jpgHürriyette dün akşam bir haber gördüm, tuhaf şey alt tarafta koca bir yazıyla Haberin izinsiz kullanılması halinde yasal işlem yapılacaktır filan deniyor. Baktım cenaze töreninden canlı yayınmış. İyi, aferin dedim ama dakika dakika ilerleyen haberlerde bir gariplik dikkatimi çekti. Metehan Demir diye bir muhabir cenaze töreninde YÖK başkanı ile ilgili ilginç şeyler söylemeye başlamış, ben de baktım ama onun gördüğünü göremedim. Bu habere göre YÖK başkanı cenaze töreninde yalnız bırakılmış, kimse onunla konuşmamış falan. Yalnız haberde öyle bir resim ve 3-4 cümle var ki Hürriyetin çivisinin artık geri girmeyecek şekilde çıktığını gösteriyor. Güya flaş haber. Her ihtimale karşı diye sayfayı bilgisayarıma kaydettim, hakikaten bugün baktım sayfanın yerinde yeller esiyor, Hürriyet haberi izinsiz kullanmayın demiş ama kendisi siteden kaldırmış, önemine binaen ben koyuyorum, Hürriyete bir hizmetim olsun. Siz yine de Hürriyetten izinsiz kullanmayın. Bugün aynı haberin yerinde boş bir iki resim var o kadar. Ben vatandaşa hizmet için haberi olduğu gibi koydum, eğer Hürriyetteki yerini bulursanız buradan kaldırayım, haber flaş, hak geçmesin, izinsiz kullanılmış olmasın.

Devamı »

Popularity: 35% [?]

Şereflice

FST 29 Şubat 2008

Rektörler toplanıp YÖK başkanına “istifa et” demişler. YÖK başkanı epey gülmüştür. Bu arada bazı rektör beyanatları var, bu lafı etmek için ancak rektör olmak gerekir dedirtecek düzeyde şeyler. Misal şöyle denmiş:

Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran: YÖK Başkanı çok acun ve hızlı davrandı. Kişisel fikirlerini içeren metinleri ‘Emirname’ olarak kabul edemeyiz. Mektupta, ‘Kapıları açın, bu kadar değişiklik yeter’ denmekte. Bu yetmez. Biz suç işlemişsek, şereflice gider yatarız. Hapishaneler de bu ülkenin hapishanesidir.

Acun nedir, Acun firarda diye bir dizi vardı, o mu yoksa acul mu demek istemiş? Suç işlemişsek şereflice girer yatarız ne oluyor? İstersen şerefsizce yat, ne fark eder ki. Suç işlenmişse bunun şerefi mi olur? Adam öldürdüm, gidip şereflice yatarım gibi bir şey mi kastediliyor? Sonra, “Hapishaneler bu ülkenin hapishanesi” ne oluyor? Burada suç işleyince Fransa hapishanesinde mi yatacaksın? Sana hapishanede bir sopa çeksinler de bakalım “işkenceci gardiyan, polis de bu ülkenin memuru” mu diyeceksin o zaman görürüz.

Çocuk ve gençlere dayağa karşıyım ama Ziya Paşa’yı da rahmetle andığımı buradan ifade etmek isterim.

Popularity: 32% [?]

Fransa’ya verilen ders

FST 29 Şubat 2008

dumont.jpgBiz laiklik, cumhuriyet vs. işleri Fransa’dan aldık diye bilirim, ancak şu haber Fransa’nın din konusunda gericilere çok ciddi tavizler verdiğini gösteriyor. Malum Galatasaray Üniversitemiz var, benim de bazı yazılarıma konu olmuş, “en çok okunan köşe yazarı” kategorisinde Emin Çölaşan’ı seçmeleriyle aferin almışlardı. Bu üniversite için devletin Fransa ile özel anlaşması varmış, yanlış bilmiyorsam Fransa destekli bir Türk devlet üniversitesi olmalı. Bilen varsa doğrusunu söylesin, araştıracak vaktim yok. Neyse işte, Fransa’daki bazı üniversite öğrencileri hem ayrı bir kültür görürüz, hem de tedrisat Fransız lisanında diye bizim Galatasaray Üniversitesinde okumak ister, bu amaçla da Türkiye’ye gezi düzenlerlermiş. Fransız bir Türkolog profesör de peşine bir grup öğrenci takmış, atlamış Türkiye’ye gelmiş İstanbul’da bir iki üniversite ziyaret edeyim demiş ama bakın olaylar nasıl gelişmiş:

[…] Türkiye ile Fransa arasında uluslararası bir antlaşmayla kurulan Galatasaray Üniversitesi, eğitim dilinin Fransızca olması sebebiyle Türkiye’de okumak isteyen ya da Türkiye üzerine çalışan Fransız öğrencilerin ilgisini çekiyor. Bir dönem İstanbul’daki Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nün direktörlüğünü de yapan Türkiye uzmanı Prof. Dr. Paul Dumont, Strasbourg’daki öğrencileriyle geldiği İstanbul’da üniversitelere gezi düzenlemek istedi. Gruptaki öğrencilerden biri başörtülü idi.Boğaziçi Üniversitesi’ni gezen Dumont ve öğrencileri, hiçbir sorunla karşılaşmadı. Galatasaray Üniversitesi’ne geldiklerinde ise Türk kökenli Fransız öğrencinin üniversiteye başı kapalı giremeyeceği bildirildi. Üniversite Genel Sekreteri Ayşe Dilek Anadol, Prof. Dumont ile görüşüp başörtülü öğrenciden başını açmasını istedi. E.İ. (23) isimli öğrenci üniversiteyi gezmek için başını açmayacağı cevabını vererek, arkadaşları çıkana kadar kapıda bekleyeceğini söyledi.

Gruptaki bazı öğrenciler de, “Biz de girmiyoruz.” diyerek geziyi protesto etti. Dumont, gruptan okulu gezmelerini isteyerek, kendisinin başörtülü öğrenci ile dışarıda bekleyeceğini belirtti. Bu tepki üzerine öğrencilerin birlikte üniversiteye girmesine izin verildi.

Öğrenciler, okul içinde idarecilerin ve bir grup öğrencinin sataşmalarına da maruz kalmış. ‘Okulda, kendisini başörtülü olarak gören hocaların tuhaf tuhaf baktığını‘ ifade eden E.İ., bir idarecinin kendilerini gezdirmekle görevlendirilen rehberi ‘Gel buraya!’ diye azarladığını kaydetti.

Gruptaki Fransız öğrencilerin yaşananlara şaşırdığını ifade eden E.İ., önümüzdeki yıllarda Galatasaray’a gelmeyi düşünen bir Fransız öğrencinin olaydan sonra fikrinden vazgeçtiğini anlattı. Zaman’ın görüşlerine başvurduğu Genel Sekreter Anadol ise ‘öğrencilerin kendilerine göre yorumları bulunduğunu’ söylemekle yetindi. Thomas isimli Fransız öğrenci, Galatasaray’da çok kötü bir şekilde karşılandıklarını aktardı.

Özellikle ‘kapıda kendileriyle görüşmeye gelen bayan görevlinin’ konuşma tarzının kendisini şoke ettiğini vurgulayan Thomas, tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Başörtüsü konusunda bir yasa olduğunu duymuştum. Farklı yorumlar olabilir. Fakat bunu nazik bir şekilde anlatabilirlerdi. ‘Buraya ne yapmaya geldiniz?’ şeklindeki terslemeyi anlayamadık.”

Prof. Dr. Dumont ise tavrıyla ‘Türk üniversitesine ders veren bir imaj ortaya koymayı’ düşünmediğini belirtti. Türkiye’deki başörtüsü konusundaki polemiklere karıştırılmayı istemediklerini ifade etti.

Sondan başlayalım. Yahu Dupont, senin ki de laf mı? Polemiğe karışmam demişsin ama başörtülü öğrenci içeri alınmadı diye tepki koymakla polemiğin tam içine düşmüşsün be adam? Saf mıyız biz? Akıl mı öğretiyorsun koca Galatasaray Üniversitesine? Haddini bil. Bir de Tomas var ki şeytanın ta kendisi. Kendileriyle kapıda şeriat karşıtı cihada gelen kadın görevlinin terslemesine bozulmuş. Senin amacını anlamış kadın “buraya niye geldiniz” demiş. “Okul gezmeye” cevabınızı yutar mı hiç çağdaş Türk kadını? Okulu internetten de gezersin, bal gibi provokeye geldiniz. Ağzınızın payını verivermiş, oh olsun.

Sonra içeridekendilerine tuhaf tuhaf baktıklarından söz edilmiş. Canım lafı ne çeviriyorsunuz, “mal mal” yahut “öküz gibi” diyememişsiniz, ben sizin adınıza söyleyivereyim. Düşünün Türk üniversitesinde başı örtülü bir öğrenci. Uzaylı görsen bu kadar şaşırmazsın herhalde.

Uzun lafın kısası, kıssadan hisse şudur: Boğaziçi Üniversitesi Amerikan uşağı olduğunu göstermiş ve başı örtülü öğrenciye kapıda köpek muamelesi yapmamış, içeride mal mal bakmamış, arkasından homurdanmamıştır. Galatasaray Üniversitesi ise gerçek bir devlet tavrı göstermiş, Fransızlara da “özünüze dönün, özgürlük ayağıyla dinciler Fransa’yı ele geçirip kafanıza başörtüsü taktığında ağlamayın” mesajı vermiştir.

Prof. Dumont, sen de dersini almışsındır herhalde, adam ol biraz. “Laik olmayan adam değildir, A. N. Sezer” sözünü kafana iyi kazı. Tabii adam lafı burada 15 ay hapis de getirebilir, sen paçayı sıyırdığına dua et. Thomas, senden de şüphelendim, Fethullah hocanın Fransa şubesi olmayasın? Ayağını denk al.

Popularity: 32% [?]

Hitit Medeniyeti

FST 20 Şubat 2008

hitit.jpg“Kaçakçılar bilim adamından fazla çalışmış” diye bir habere rastladım, hayrola bilim adamı çalışmaz ki, demek çalışanı varmış diyerek detaya baktım. Meğer Hititleri ile meşhur vilayetimiz Çorum’daki tarihi eser istatistiklerine göre kaçakçılardan yakalanan eser sayısı resmi kurumlrca yürütülen kazılarda bulunandan daha fazlaymış. Haberde şöyle deniyor:

Binlerce yıllık geçmişe sahip olan Çorum, tarih boyunca Anadolu’yu yurt edinen farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptı. Köklü bir geçmişi olan ilde çok sayıda antik şehir kalıntıları bulunuyor. Hitit Medeniyeti’nin önemli şehirlerinin yer aldığı Çorum’da beş farklı bölgede yaklaşık 100 yıldır kazı çalışmaları yürütülüyor. Kazılarda gün yüzüne çıkarılan eserler Ankara ve Çorum’daki müzelerde sergileniyor. Bilimsel kazılar devam ederken yeraltındaki zenginlik tarihi eser kaçakçılarının gaspına uğruyor. Şehrin tarihsel önemi nedeniyle devamlı alarm durumunda olan güvenlik güçleri, kaçak kazılarla ortaya çıkardıkları eserleri satmak isteyenlere göz açtırmıyor. Eski eser kaçakçılarını sıkı takibe alan emniyet ve jandarma, son yıllarda çok sayıda operasyona imza attı. Güvenlik güçlerinin operasyonlarda ele geçirdiği tarihi eser sayısı, Çorum’da devam eden kazı çalışmalarında ortaya çıkarılanları ikiye katladı

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, düzenlediği 50 operasyonda 534 adet bronz sikke, 132 adet süs eşyası, 1 adet el yazması Kuran-ı Kerim, 1 adet tarihi mermer sütun, 8 adet tarihi taş eser, 182 adet ise muhtelif ebatlı tarihi eser yakaladı. Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri de, 4 tarihi eser kaçakçılığı olayında 22 şüpheliyi gözaltına alırken 333 tarihi eser ele geçirdi.

Aynı dönemde Hitit Medeniyeti’nin ortaya çıkarılması için devlet desteği ile yürütülen Boğazkale, Alacahöyük, Şapinuva, Resuloğlu ve Yörüklü kazılarında ise 160 adet tarihi değeri bulunan eşya, 3 adet sikke, 193 adet tablet, 14 adet mühür olmak üzere toplam 370 tarihi eser gün ışığına çıkarıldı. Ayrıca arkeolojik değeri bulunan 251 adet eser satın alındı. Böylece toplam 621 adet tarihi eser Çorum’daki müzelerin envanterlerine girdi. Kaçak kazılar sonucu ele geçirilen eser sayısı ise bu rakamı geride bıraktı.

Kaçakçı tabii daha fazla eser bulur, adam oradan ekmek parası kazanıyor, maaşlı arkeolog, müze müdürü, kültür müdürü ne demeye eser bulacakmış, bunlar akşam beşte dükkanı kapatır, işi de ağırdan alırlar. Memuriyete giren boğa misali, fıkra malum. Hatta bunlar buldukları bazı şeyleri kaçakçıya bile satar. Ama bakın, kaçakçı tabir edilen girişimci insanlar gece gündüz demeden, üstelik çok pahalı aletler yardımıyla dağ tepe dolaşıp Çorum’daki Hitit kalıntılarını deşeliyor, üstelik adamın fazla mesai, yolluk, yevmiye derdi de yok.

Ben olsam bilim adamlarını kovalar, onlara ödeyeceğim maaş, yolluk, yevmiye, yemek parası vs. ile kaçakçılarla pazarlık edip eserleri müzeye kazandırırım. Daha iyisi Çorum müzesinin idaresini kaçakçılara bırakırım, eserlerin bir kısmını sergilemek ve belli bir süre sonra satmak üzere anlaşır Çorum’u bir antika, eski eser piyasasının döndüğü cennete çeviririm. Japonlar filan pek meraklı bu Hititlere, gelen turist bir miktar döviz bıraksa fena mı olur? Ayşegül Nadir’den de bu konuda yararlanmak lazım.

Resmi kurumlar kendilerini gayri resmi ve akıllıca yürüyen yeraltı sistemine adapte etmedikçe debelenip dururlar. Mafya sisteminde bakmasını bilenler için nice ibretler vardır mesela. Arkeoloji bölümlerinde de derslerin çoğunun defineci, müzayedeci ve kaçakçılarca verilmesi gayet yerinde olur.

Hammurabi yaşasa benim dediğim gibi yapardı, muhtemelen beni de Çorum Valisi yahut başdanışmanı olarak atardı. Şimdikiler pek akıllı ya, bilim adamı, profesörden filan birşey olur zannediyorlar.

(Not: Hammurabi’nin Hititlerle doğrudan bir alakası olmadığını Afşar bey kardeşimiz hatırlattı, yazının özüyle ilgili olmasa da kendisini bu işe yanlışlıkla bulaştırdığım Hammurabi’den de özür dilerim.)

Popularity: 52% [?]

Kardan Adamın Beyazlığı

FST 19 Şubat 2008

5011404.jpgFatih Çekirge bugün Anadolu Ajansınca gönderilen bir resmi görünce dostane tavsiyelerde bulunmuş. Ben de baktım, artık Türkiye’de birilerinin duruma müdahil olması gerekiyor. Yeter artık, dün mini etekliye kezzap at, bugün Akmerkez’de namaza dur, yarın kardan adama sakal yap, öbürgün sıra başı açık birini motorlu testereyle doğranmasına gelmeyecek mi? Ayıptır yahu. Bunu Fatih bey de söylüyor. Başka şeyler de demiş:

Bu fotoğrafa iyi bakalım… Çocukluğumuzun uzak hafızasına yerleşmiş bir kardan adam…

Okul yollarında kartopu oynamaktan kızarmış yanaklarımız, pantolonomuzdan dışarı taşmış gömleklerimizle çığlık çığlıga yaşadığımız kartopu ve kardan adam hatıraları…

Bütün bunları düşündükten sonra bu fotoğrafa iyi bakalım… Bakın o kardan adamı ne hale getirdik.

Sivas’ta birileri kardan adama takke takıp, sakal kondurmuşHemen yanındakine de türban takmış. Eline de Türk bayrağı vermiş

Kim yapar bunu ? Çocukluğumuzdaki o kardan adam beyazlığını böylesine bir tahrikle kim eritir.

Belli ki birileri bu milleti “türban” diyerek “Türk-Kürt” diyerek, bir çarpışmanın, bir firtınanın, bir uçurumun eşiğine getirmek istiyor

Şu son olaylara bir bakın…

Adam Akmerkez’in ortasında namaz kılıyor

Diğeri mini etekli kızların bacaklarına asit atıyor

Bir İmam Hatip Lisesi müdürü okulda boş bira şişesi buldu diye öğrencileri sürgün ediyor…

Bazı mahallelerde başı açık kızlara karşı tepki gösterildiği haberleri yayılıyor…

Ve son olarak sıra kardan adama geliyor…

Bu açık bir tahriktir…

[…] Bari bırakın çocukluğumuz, çocuklarımız ve onların kardan adamları özgür kalsın. 

snowman9kz.jpg“Kardan adamın beyazlığı tahrikle eriyor”muş, yahu bilir bilmez önüne gelen edebiyat parçalamaz mı ona yanarım. Adam sanki ilkokul kompozisyonu yazıyor. Kardanadam nasıl olacak, elli tür kardanadam olur, hiç de öyle Fatih Çekirge’nin saçmaladığı gibi değildir kardanadamlar, yaratıcılık eseridir, sağda solda ne bulursanız ağız, burun, şapka icat edersiniz. Çocukluğunun beyazlığıymış. Bak ne kardan adamlar var, onları görse ne yumurtlayacak Allah bilir.

Lafı uzatmazsak, ben Fatih Çekirge’ye katılıyorum, tabii gülmekten. Kardan adam ve hanımı da süper olmuş, ikisi de hayatlarından pek memnun. Belki de Fatih Çekirge’yi çıldırtan da bu, nasıl olur da sakallı bir adamla başı örtülü biri hayatından memnun olabilir, bunların hayatı cehenneme dönmeli değil mi? Konuyu Hürriyetten bir iki okur yorumuyla bitirelim:

fikret durak (’vaaaaaav’ tüm yorumları)    18.02.2008 17:22:45
EN ÖNEMLİSİ DE BAYRAĞI, ULU ORTA HER VESİLEYLE BİRİLERİNİN BİR YERLERE TUTUŞTURMASI.bAYRAK KUTSAL BİR SİMGEDİR. NE ZAMAN VE NERELERE ASILACAĞI BAYRAK KANUNUYLA GÖSTERİLMİŞTİR.ARABALARIN PLAKALARINA, ARKA CAMLARINA , BALKONDA ÇAMAŞIRLARIN YANINA ,KARDAN ADAMA BAYRAK ASILMAZ!

zeynep sevindik (’zeynep_25′ tüm yorumları)    18.02.2008 18:09:52
lütfen dinle devleti birbirine karıştırmayalım , laik bir türkiyede ve atatürkün izinde yaşamak istiyoruz.o tertemiz saf kardan adama leke getirenleri kınıyorum.

MEHMET ALİ KILINÇ (’yazabildiklerim’ tüm yorumları)    18.02.2008 18:48:50
ANLADIK. BİRİLERİ TÜRKİYEYİ ARAPLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR, HATTA KARDAN ADAMLARIMIZIBİLE. AMA BİLMEDEİKLERİ BİR ŞEY VAR. BAŞARILI OLAMAYACAKLAR. ARAP ÇÖLLERİNE KAR YAĞMAZ Kİ.

YILMAZ AYLANC (’ykaylanc’ tüm yorumları)    18.02.2008 17:02:33
Nerde baskı var diyen başbakana ithaf olunur.Bu cesaret nereden alınıyor.Kardan adam bile bu konuya alet edilebiliyor,kızların bacaklarına kezzap,akmerkezde namaz, imam hatip lisesi boş bira sürgünü gibi şimdilik olanlar. Yarın neler olacak bilmiyoruz,ancak dinle oynandığında olacaklar tarihte yazar

Popularity: 73% [?]

E’cole

FST 18 Şubat 2008

terim.jpgYahu gündem hep aynı sıktı artık derken televizyonda “Fatih Terim Fifa web sitesine bir mülakat vermiş” diye işittim, hemen gidip baktım, futbolla biraz kafa dağıtmış oluruz dedim. Malum Fatih Hoca geçtiğimiz aylarda hepimize özgüven öğretmiş, “bir konuda ne kadar cahil olursanız olun bilirmiş gibi anlamsız kelimeleri bir araya getirerek, yerine göre el ve kol hareketi yaparak durumu kurtarabilirsiniz” şeklinde özetlenebilecek bir dersi vermişti. Ben önce Fatih hocanın konuşma metnine baktım. Hayret, hoca İngilizceyi süper ilerletmiş galiba. Ben pek anlamam ama Subject + Object + Verb-ing imlasına göre doğru gibi sanki söyledikleri. Demek hoca değişmiş, Fifa’ya mülakat verecek hale gelmiş. Nereden ders aldıysa biz de bilsek. Gerçi “ders almam veririm” diye atıyordu konuşma öncesinde ya. Bu arada mülakatta şöyle bir cümle gördüm:

“The man known in his home country as the Emperor due to his strong leadership qualities took time out to give FIFA.com an exclusive interview.”

Bir dakika. İmparatora diyeceğim laf yok, “imparator mu tarator mu” vecizeleri üretilmesini bir yana bırakırsak kendisini imparator zanneden bir kesim olduğunu kabul edelim. Sonra “… his strong leadership” işi de karışık. Malum kendisi Milan’dan kovulma telefonunu aldığında kibirli insanlara liderlik dersi veriyordu, yanlış hatırlamıyorsam telefonun ardından ders yarıda kesilmiş ve “strong leader” epey bozum olmuştu. Haydi onu da kabul edelim, bir büyük lidere “adam” denmesini ne yapacağız? Malum Atatürk için “adam” kelimesi kullanımı hafifleştirici sebeplerle 15 aya mal olmuştu, üstelik burada bir imparatora adam denmesi mevzu bahis, bence derhal ulusal bir kıyam başlatılmalıdır.

Yine yarım ingilizcemle şu kısmı da çözemedim:

The aim of the Turkish national team is to participate in all major competitions and create a Turkish school, called “e’cole”, of football. Fenerbahce’s success in the Champions League is important for Turkish football, as is the case with other clubs

Hayret, demek bizim milli takımın Türk ekolü oluştuma diye bir amacı varmış. “School, called e’cole” diye niye belirtmiş ki, Türk okulu denince Fethullah hocanınkiyle karışmasın diye mi? Sonra Fatih hoca Fenerin kelek bir gruptan tarihinde ilk defa üst gruba çıkmasını da örnek diye getirmiş. Biz şuna Türk değil “Brezilya ekolü” desek daha iyi olur ya. ” as is the case with other clubs” demiş. Mesela hangileri? Bu sene Liverpool’dan 8 yiyerek “tarihi” bir ekol, pardon rekor kıran BJK olabilir mi? Hocam ingilizceyi düzeltmişsin ama kafa aynı. Gelelim şu cümleye:

When we qualified for EURO 96 we brought about a mentality change as well, which I call a revolution. In that period, Turkey did not have a single player playing abroad.[…] We aim to continue the rising trend of Turkish football in this tournament.

Vay be, Türkiye’de devrim olmuş haberimiz yok.Dışarıya giden futbolcya da güldüm. Kim var ki, Torinolu Şaban meseliyle hatırlanacak Hakan Şükür ve anormal davranışlarıyla öne çıkan Emre dışında bir sürü ortalama takımda silik isim. Tugay ve Nihat istisna tutulursa (ki onlar da ortalama görev adamlarıdır) hangi ismi sayabilirsiniz? Devrime bak.

Sonra Rising trend de neymiş, hiç duymasak inanacağız. Hayatımızda trend görmesek. Bizde trend varsa tepetaklak düşme trendidir. 2002 yılında hiçbir Avrupa takımı raslamadığı için şanstan alınan üçüncülük dışında ne başarısı var? Geçen sefer İsviçre’yi tekme tokatla dahi deviremeyip kös kös oturdular, bu sene piyango gruptan bile ite kaka çıktılar.Türkiye “rising trend”miş.

Hocam birilerine çevirtmediysen ingilizceyi sökmüşsün, aferin, ama trend mrend işlerini karıştırma. Al 150 Milyar maaşını keyfine bak.

Popularity: 33% [?]

Kimya Dersi-II: Hürriyete Saplanan Şırınga

FST 16 Şubat 2008

sring.jpgEfendim halk arasında “kezzap atma” denen konunun laiklikle ilgili kısmına kısa bir giriş yapmıştık. Peki bu konu neden gündemimde, Mersin’de biri şırıngayla vatandaşa kezzap fışkırtıyormuş. Lise talebeleri dizüstü etek giyiyormuş da ondan olmuş filan deniyor. Sonra 3 kişiye daha “saldırı” olmuş, ancak bu şahıslar pantolonlu imiş. Hürriyet olayın laikliğe saldırı olmasını temenni eder şekilde “Kısa etekli öğrencilere kezzap paniği” diye olayı veriyor. Yani, “keşke kısa eteklilere kezzap atılsa da biz de buradan bakın AKP döneminde kısa eteklilere kezzap atılıyor, asker darbe yapsın, CHP işbaşına gelsin desek” durumu. Yalnız bu kezzap işi yeni değil, 3-4 sene evvel de Konya mı ne bir yerde delinin teki bisikletle elinde bir şırınga sağa sola saldırıyordu. O zaman kimsenin aklına laiklik, çağdaş, sosyal hukuk devleti konusu gelmemişti herhalde. Neyse, olaya dönersek, son gün iki kot pantolonluyu portföyüne ekleyen ilgili şahıs yakalanmış, olayın mini etekliye kezzap yönü biraz problemli hale gelmiş, Hürriyet de lafı çevirmiş. Önce “Kısa etekli öğrencilere kezzap paniği” ve “Kezzap Paniği Sürüyor” deniyorken, son haberde “Kezzapçı Yakalandı” denmiş:

Saldırganın bu seferki kurbanları kot pantalonlu. Atatürk Bulvarı’nda bu sabah 09.30′da meydana gelen olayda, 17 yaşındaki İ.K. ve yaşıtı E.Ş. şırıngalı saldırıya uğradı. Şırıngayla sıkılan sıvı İ.K.’nın montuna, E.Ş.’nin ise pantalonuna isabet etti. Saldırıya uğrayan 2 kız, Tarsus Devlet Hastanesi’ne götürüldü. […]Tarsus’ta pazartesi gününden bu yana 7 kişiye şırıngalı saldırıda bulunan 28 yaşındaki D.K., MOBESE kamerasıyla yapılan takiple yakalandı. […] 28 yaşındaki 1.90 metre boyundaki D.K., ifadesi için Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Bereli ve sakalsız olan ve daha önce saldırıya uğrayan kızların verdiği eşkale de uyan D.K.’ın, saldırıları neden gerçekleştirdiği araştırılıyor. […] Zanlının babasından boşandıktan sonra İbrahim H. ile evlenen annesi 56 yaşındaki Hatice H., oğlunun şırıngalı saldırıları gerçekleştiren kişi olarak yakalandığını duyunca sinir krizi geçirdi. Evinde bulunan Kuran-ı Kerim’e el basarak oğlunun böyle bir şey yapmayacağına dair yemin eden iki çocuk annesi Hatice H., “Benim oğlum böyle şey yapmaz. İşinde gücünde olan bir kişidir. Eğer böyle bir yapmışsa da arkadaş kurbanı olmuştur” dedi.

[…] İlk belirlemelere göre olayın ideolojik yönü olmadığını, ancak yine de araştırıldığını kaydeden Erguvan, zanlının Tarsus nüfusuna kayıtlı olduğunu, şırınga ile atılan sıvının akülerde kullanılan sülfürik asit olduğunu söyledi. Kaymakam Erguvan, olayın türbanla ilgisi olup olmadığının araştırıldığını belirtirken de “Ailesinde şu ana kadar kapalı bir kimse saptanmadı. Dengesiz davranışları var. Saldırıları neden yaptığı konusunda da çelişkili ifadeler veriyor. Bu da gösteriyor ki psikolojik sorunları var” dedi. Erguvan, zanlının saldırıları kendisinin yaptığını itiraf ettiğini söyleyen Kaymakam Erguvan, ancak neden yaptığına ilişkin tutarsız cevaplar verdiğini anlattı. […] Mersin Valisi Hüseyin Aksoy “Bugün sabah itibariyle 2 kıza daha saldırı yapıldığı tespit edildi. Güvenlik güçleri yaptıkları çalışma neticesinde bu saldırıyı gerçekleştiren kişiyi suç aletiyle yakaladı. Şu anda sorgulaması devam ediyor. Şu anda yapabileceğimiz açıklama bu kadar” dedi.

Hürriyetin daha önceki haberlerine göre olayın bu şekilde sonuçlanması epey moral bozucu olmalı. (Fehmi Koru ağzını bırakayım). Hürriyet alenen çuvallayınca İnternethaber şu güzel başlığı atmış, “Şırınga Hürriyete saplandı“. Halbuki saldırganın ailesinde bir iki başörtülü olsa, filanca şeyhe bağlı olsa, imam hatip mezunu olsa (ki orasını bilemiyorum) tadından yenmezdi. Gerçi laf arasında kadın evinde bulunan Kurana el bastı derken hinlik yapıp “bak, kurana el basıyor, evinde bulunduruyor, kesin dinci” diye düşünmüş müdür bilemem. Ben olsam düşünürdüm. Bu arada valinin “suç aletiyle yakalandı” lafı da güzel. Bırakın bu resmi dilekçe ağzını kardeşim. Bir de şırıngadaki kezzap değil sülfirik asitmiş, biraz kızarıklık yaparmış o kadar. Onu öğrenmemiz de iyi oldu.

Bu durum neyi göstermektedir? Ne kadar zorlanılsa da ne başı açığa, ne mini etekliye dönük bir saldırı potansiyel olarak dahi söz konusu değildir. Türkiye (gerçekten) laiktir ve laik kalacaktır. Ancak bu zamana kadar merkezde yer alan despot memur takımı ve burjuva işbirlikçileri artık iktidarı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Laik ve çağdaş olduğunu zanneden kesim aptallığı bırakıp tez elden kendisine başka bir argüman bulsun. Yoksa halk vatandaşın elinden malı kapacak.

Bunlar polisiye vakalardır, biri birine asit sıkmışsa polis tutuklar götürür. İşin dinle, laiklikle ilgisi yoktur. Kaldı ki bir adam “ahlaksız dinsizlere asit sıkayım” dese dahi konunun polisiye vaka ötesinde bir durumu söz konusu değildir. Nasıl ki laik biri Bursa Nutku gereğince başı örtülü yahut namaz kılan birine saldırsa bu sadece polisi ve adliyeyi ilgilendiriyorsa, yobaz birinin mini etekli birine saldırısı da polisiye vakadır. Tutunacak başka dal arayın.

Hürriyet ve Milliyet bundan ders alır mı bilmem, aslında bilirim almazlar da, şırınga demişken benim aklıma başka birşey geldi. Bu kesimin durumunu şırınga değil, şemsiye açıklayabilir. Hürriyet, Milliyet ve tabii ki yorumcuları başörtüsü karşıtı delil bulalım derken saçmaladılar ve yanlışlıkla şemsiyenin üstüne oturmuş oldular, şemsiye de içeride açılıverdi. Bakalım nasıl çıkaracaklar, fazla debelenmezlerse bir ihtimal olabilir, yoksa durumları daha da kötüye gider. Mesela şu işleri bıraksınlar.

Bir de nereden aklıma geldiyse, ne yersen ye asit yapar ağzında denirdi eskiden, çıkıp biri Ertuğrul Özkök’e tükürse “bana asit saldırısı yaptılar” diyebilir ve bunda haklı da olur. Aman dikkat.

Bu arada bazı yorumcuların ilk haberlere tepkilerini de verelim, ibret olsun. Kezzapçı yakalandı haberine doğal olarak bu tür yorumlar gelmemiş:

mehmet özcuhacioglu     15/02/2008 - 0:31
Bu cesareti malesef bu Hükümet verdi, Ve bundan sonrasi yasanacaklardanda bu Hükümet sorumludur.

atacans asdasd     15/02/2008 - 0:27
iran gibi aynı hatta.. ordada insanları kapanmaları için kezzaplıyolardı burdada yakında öyle olur.

kemal özlü     15/02/2008 - 15:34
Acaba sayın başbakanımız bu olaydan sonra bacaklarına kezzap atılan kızımıza telefon açıp ben senin arkandayım demiş midir? Ne dersiniz?

kenan yücel     15/02/2008 - 15:34
Bunlar daha iyi günlerimiz,kadrolaşma tamamıyla bitince göreceksiniz asıl olacakları.Sokağa bile çıkamayacak bayanlar.

HAKAN TALAY     15/02/2008 - 15:32
akpye oy verenlere sesleniyorum. hiçmi içiniz sızlamıyor. bu ülkeyi bu hale sokmaya hakkınız varmı?

Popularity: 48% [?]

Kimya Dersi-I: Nitrik Asit ve Çağdaşlaşma

FST 16 Şubat 2008

chemx-nitrikasit.jpg28 Şubat dönemlerinde hatırlarım, başörtüsü konusu gündeme geldiğinde iki “güçlü” argümandan söz edilirdi. Bunlardan biri başı açıklara kezzap atıldığı diğeri de başını örtenlerin aslında örtmeyeceği lakin ayda kendilerine 100 Mark (o zamanlar Euro ya yok, ya da yeni çıkıyordu, Türkiye’de Alman Markı geçer alçeydi) ödenip başlarını örtmesinin sağlandığı iddialarıydı. İşin ilginci başörtüsüne karşı olan kesimin bugün hala 100 Dolar ve Kezzap konusunu gündemde tutması. Sadece dövizin adı değişmiş, bir de kezzap yüze değil bacağa sıkılıyor deniyor. Tabii 10-15 senedir daha bir tane örneği de görülmemiştir, başı açık bir insana bu sebeple saldırıda bulunulduğu yahut birine para verilip örtü örttürüldüğü şehir efsanesine tek örnek vermek mümkün değil.

Zira bu gülünç birşey. Başı açıklara kezzap atmaya kalksan bu iş için misal Lever şirketini devreye koyup milyonlarca ton nitrik asit ürettirmen gerekir.  Yahut Petkim’in artık “AKP iktidarı başı açıkları kezzapla yakma” projesi gereğince asit üretimine geçmesi gerekir. Dolayısıyla Türkiye’de milyonlarca başı, bacağı açık kadını kezzapla yakmanın ciddi bir finansal ve organizasyonel yönü var. Bir de kezzapı kim atacak? Doğal olarak ilk akla gelen bu işin outsorce edilerek özel timlere bidon, fıs fıs, şırınga dağıtımıyla yaptırılması yolu olmalı. Devlet kendi memurunu da bu işe seferber edebilir ama malum devlet memuru işi garanti olduğu için verimsiz çalışır, en iyisi işi özel sektöre havale etmek.Memur bir bidon kezzapla 20 kadın yakması icap ederken yarısını yere döker, kadına isabet ettiremez asidi çar çur eder bir sürü iş. En iyisi bu işi özel sektöre havale etmek. Dolayısıyla kolay birşey değil.

Başını örtene 100 Dolara gelirsek, (100 Mark denince 50 Dolar olur ya, biz işi kolaylaştırmak için 100 diyelim) bunda da aklıma gelen sorular var. Misal, madem ortalama bir üniversite öğrencisi ayda 100 dolara başını kapamaktadır, yılda 1200 dolar yapar. Çağdaş işadamları, CHP ve İş Bankası, Emekli Subaylar Derneği, CUMOK, Alevi dernekleri filan biraraya gelse, benim tahminim başı örtülü insanların başını açmak için epey para denkleştirirler. Rektörlüklerin devasa bütçeleri var, madem başörtüsünden rahatsızlar, versinler adam başı 100 papel, problem sıfırlanır.

Süleyman Demirel de şu ara hükümetin kararları sebebiyle ıstırap içindeymiş, o da atsın pamuk elleri cebe, 15 Milyar emekli maaşı alıyor, bir sürü de saltanat sürüyor. Ahmet Necdet Sezer hakeza. Çağdaşlık böyle günde belli olur. Bunlar ayda 15′er öğrenciye 100 USD verseler,  ayda 1500 USD yapar ki 15.000 YTL maaş içinde hiçbirşeydir. Düşünün iki emekli çağdaş memur elini keseye atsa 30 talebe başını açacak. Bunlar parayla örtünüyor ya, herhalde parayı görünce açacaklardır da. Dolayısıyla benim tahminim Saygı Öztürk gibi bu konuyu ciddi ciddi gündeme getirenler de dahil kampanya başlatılsa belki de Türkiye’de başı örtülü kimse kalmaz. Hatta “etek boyunu 5 cm kısaltmak üzere” ek 100 dolar verilme projesine para bile artar.

Bu projeler gerçekleşirse güzel olur yalnız bir haksızlığa işaret edeyim. Ayda 100 USD iyi para, bence başörtüsü aleyhine yazı yazan blogculara, yorumculara da para verilsin. Derhal istikameti değiştiririm. 1000 USD verin İlerici ve Çağdaş Düşünce olarak bu sitenin adını değiştiririm. 2000 USD’ye önüme çıkan herkese kezzap atarım.

Popularity: 39% [?]

OKS Testi

FST 14 Şubat 2008

traktrfh2.jpg

OKS (Otomatik Kamusal Salaklık) Testi yapıyorum, bakalım kaç puan alacaksınız. En başarılı aday Türkiye Tımarhane Dersanesinden 3 ay indirimli abonelik kazanacak. Bana para vereni birinci ilan etme hakkım saklıdır.

1. Yukarıda resimde aşağıdaki hatalardan hangisi bulunmaktadır?

a) Traktörün plakası yoktur
b) Başörtülü bir kadın kamusal alana çıkmıştır.
c) Türkiye’ye şeriat gelmesinin eli kulağındadır
d) Şoför aracı kullanırken elini havaya kaldırmıştır
e) Araç yanlış şeritte seyretmektedir

2. Resimaltı metne göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a) Kadın ağırlık vazifesi görmektedir
b) Olay Sakarya’da geçmektedir
c) Traktörün ön sağ tekerinni kopmasına birşey kalmamıştır
d) Traktör Condere veya Fiattır
e) Türkiye’de çarşaflı sayısı gittikçe artmaktadır
f) Başörtülüler başörtüsü takmayana kezzap atmaktadır

3. Resimle ilgili aşağıdakilerden hangisi Türkiye açısından tutarsızdır?

a) Arkadan gelen minibüs takip mesafesine riayet etmektedir
b) Yolun ortasında inek yatmamaktadır
c) Yolda çukur bulunmamaktadır
d) Türkiye laiktir, sosyal bir hukuk devletidir
e) Başörtüsü takanlara ayda 100 dolar verilmektedir

(Cevaplar: 1. hepsi, 2. yarısı, 3. kimisi)

Popularity: 46% [?]

Yanılgı

FST 14 Şubat 2008

basrt.jpgGeçen akşam TV başında tuzlu fıstık, Elazığ leblebisi yeyip az demli çay içerken etrafımdakiler sevinçle “bak kanunlar değişiyor, yaşasın, başörtülüler okula girecekmiş” dediklerinde istifimi bozmadan kanalı değiştirip Su aygırlarıyla timsahları anlatan bir belgesele geçiş yaptım ve “yahu siz nerede yaşıyorsunuz, zaten Türkiye’de başörtüsü aleyhine tek kanun yok ki, yok 10. maddeymiş, 42. maddeymiş, saf mısınız? Başörtüsü kanun değişikliğiyle serbestleşmez, ama bakın YÖK değişti, yarın rektörlerin paraları kısılıp bire bir markajla, ceplerine biraz para sıkıştırılarak gözardı etmeleri sağlanırsa onu bilmem.” şeklinde cevap verip tekrar suaygırlarına döndüm. Bu hayvanlar ne vahşiymiş kardeşim, timsahın da ödü patlıyor suaygırından. Sohbete de devam etmedim. Zaten bu konuları pek konuşmam, çevrede bir sürü heyecanlı insan var. Aykırı bir laf söylesen bir sürü kafanı şişiriyorlar. Dincisi de milliyetçisi de, solcusu da, laiki de monist totaliter tipler.

Neyse, benim ne dediğim belli de, vasfım olmadığından ipleyen yok, alın size koca Anayasa Hukukçusunun sözleri. Üstelik gerici de değil. Mustafa Erdoğan da benim düşündüğümü çok daha net ve veciz şekilde ortaya koymuş. Okuyup istifade edelim.

Başörtüsü Yasağı Devletin Tarafsızlığına Aykırıdır

“…Ben toplumun genelinde böyle bir uzlaşmazlık görmüyorum, aksine yasağın kaldırılması yönünde toplumda yaygın bir beklenti var. Ama tabii, yasağın devamından yana olanlar bu konuda uzlaşma olmadığını söylemeye devam edeceklerdir.”

Soru: Meclis’te cumartesi günü yapılacak çalışmadan, ardından da YÖK ek 17. maddesindeki yapılacak değişiklikten sonra üniversitelerde başörtüsü yasağı kalkıyor. Bundan sonra ne olur?

- Cevap: Ben bu düzenlemelerden sonra başörtüsü yasağının tamamen kalkacağından emin değilim. Bu yasak hukukî değil ki, sadece hukuk yoluyla kaldırılabilsin. Ama yine de bu tahminimde yanılmayı çok isterim.

Soru: CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne götüreceği kesin, mahkeme iptal ederse nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?

- Cevap: Anayasada yapılan değişiklikleri Anayasa Mahkemesi sadece şekil yönünden inceleyebilir. Bu inceleme de teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşme yasağına uyulup uyulmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Bu cevapları kaleme aldığım saat itibariyle süreç henüz sonuçlanmadığından, anayasa değişikliğinde şekil hatası yapılıp yapılmadığı belli değildir. Ama şekil noksanı olmazsa, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini iptal etmesi mümkün değildir. Buna karşılık, Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 17. maddesinde nasıl bir değişiklik yapılacağı konusunda kesin bir bilgim yok, ama eğer bir şeyi iptal edecekse Anayasa Mahkemesi bunu iptal edebilir. Bunu maalesef güçlü bir ihtimal olarak görüyorum; özellikle de kanunda baş örtme tanımı yapılırsa buna kesin gözüyle bakılabilir. Eğer böyle olursa, “başörtüsü yasağı” meselesi daha da içinden çıkılmaz hale gelir ve ondan sonra da yakın vadede bir daha çözülemez. Tabiî bu durumda da sorumluluk sadece Anayasa Mahkemesi’nde olmaz.

Soru: Başörtü yasağının kaldırılmasına karşı çıkanların temel eleştirilerden biri “uzlaşmanın” sağlanmaması. Ayrıca serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayacağı, zamanla aynı serbestliğin liseler, kamuda da serbest kalacağı söyleniyor. Bunların olmayacağına dair güvence verilmesinden bahsediliyor. Bunlara ne diyorsunuz?

- Cevap: Ben toplumun genelinde böyle bir uzlaşmazlık görmüyorum, aksine yasağın kaldırılması yönünde toplumda yaygın bir beklenti var. Ama tabii, yasağın devamından yana olanlar bu konuda uzlaşma olmadığını söylemeye devam edeceklerdir. Yani gerilim sona ermeyecek, belki de daha da artacaktır.

Serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayıp zamanla başka alanlara da yayılacağı iddiasına gelince, böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum, ama eğer varsa bile bu mevcut yasağı sürdürmenin bir gerekçesi olamaz. Kaldı ki, bana göre, bu öyle büyütülecek bir mesele de değildir. Reşit olmayan çocukların bu konudaki durumunu esas olarak ebeveynlerinin din yorumları belirleyeceğinden, ilk ve orta dereceli okullarda başı örtülü olan da açık olan da olacaktır. Başın açık olması okulların “kamu düzeni”ni bozmadığına göre, başın örtülü olması da bozmaz. Meselâ Amerika’da bozmuyor. Burada benim çocuklarımın okuduğu ilköğretim okulunda başı örtülü öğrenciler de var ve kimsenin bunu dert ettiği de yok.

Kamu görevlileri ise zaten reşit ve mümeyyiz kimseler olduklarına ve yine başın açık veya örtülü olmasının kamu düzenine hiçbir zararı olmayacağına göre, herkes bu konudaki kararını kendisi vermeye ehil ve yetkilidir. Bu, devletin tarafsızlığına da halel getirmez; çünkü tarafsızlığa asıl uygun olan tek-tip kıyafet değil, kıyafet çeşitliliğidir. Herkese –dinî inançlarını bile gözetmeksizin- tek tip kıyafet zorunluluğu getirmek hem zorbalıktır, hem de devletin belli bir dünya görüşünün tarafı olması demektir. Oysa, bir insanı dinî veya vicdanî kanaatine aykırı davranmaya zorlamaktan daha büyük bir zulüm az bulunur. Ben bu kanaatteyim ama yine de üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkmasının belirtilen diğer alanlara da sirayet etmesini Türkiye şartlarında ihtimal dahilinde görmüyorum.

Soru: Serbestlikten sonra üniversitelerin durumu ne olur? İddia edildiği taşralarda başı açık öğrencilere yönelik bir baskı olabilir mi?

- Cevap: Gerçekçi olmak gerekirse, bazı yerlerde bu yönde bir toplumsal baskının olması ihtimali vardır. Ama böyle bir ihtimali bahane ederek bir özgürlüğü tanımazlık edemezsiniz. Çünkü, bu türden toplumsal baskılar sadece baş örtme meselesinde değil, her zaman her konuda vardır. Bugün kimi ortamlarda da dindarları rahatsız eden “çevre” veya “mahalle” baskılarına tanık oluyoruz. Ama bu türden baskıları “zora başvurma”yla karıştırmamak gerekir. Fiilî zora dönüşmeyen psikolojik baskıları bahane ederek insanların doğal haklarını ellerinden almak eğer geçerli bir yol olsaydı, o zaman dünyada hiçbir medenî toplum olmazdı. Medenî toplumlarda hukuka aykırı baskıyı ve zorlamayı engellemenin veya duruma göre onlara müeyyide uygulamanın hukukî yolları vardır.

Soru: YÖK’ün bundan sonraki durumu ne olur? YÖK; hükümet ve üniversite rektörleri arasındaki ilişkileri de dikkate alarak cevaplarsanız seviniriz. Ayrıca bu üç mekanizma arasındaki ilişkiler üniversiteleri nasıl etkiler?

- Cevap: YÖK’ün özgürleştirici düzenlemelere karşı çıkmaya devam edeceği kanaatindeyim. Üye kompozisyonu böyle kaldığı sürece, yeni Başkanının YÖK’ü özgürlük ve demokrasiden yana bir çizgiye çekmesi imkânsız gibidir. Onun için, hükümetle YÖK arasındaki çekişme önümüzdeki dönemde dozu biraz azalmış olarak da olsa devam edecektir. Hatta, zamanla üniversitelere yeni atanan ve daha özgürlük yanlısı olacakları umulan rektörlerin sayısının artması yükseköğretim sisteminin kendi içinde de bölünmelere ve gerilimlere yol açabilir. Yapılması gereken YÖK’ü ilga etmektir. Yükseköğretime ilişkin yeni bir kurumsal düzenleme yapılacaksa bile, önce YÖK’ü ilga etmek gerekir, aksi halde bu sistemde hiç bir reform ve iyileştirme yapılamaz.

Soru: Bir dönem tek talep 12 Eylül darbesinin ürünü olması nedeniyle YÖK’ün kapatılması istemi vardı. Buna karşı çıkanlar da bugün ‘ulusalcı’ dediğimiz kesimdi. Şimdi YÖK’ün İslamcıların eline geçmesinden şikâyetçiler. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

- Cevap: YÖK İslamcıların eline geçmiş filan değil, böyle bir ihtimal zaten yok. Dediğim gibi, YÖK’ün her halûkârda kaldırılması gerekiyor. Sadece Kemalistlerin değil, böyle bir kuruma hakim olacak hiç kimsenin –ne İslamcıların ne de hatta liberallerin- “iyi niyeti”ne güvenemeyiz.

Soru: Bilim adamları arasında da başörtüsü konusunda da bir bölünme yaşandı imza kampanyaları bakımından. Tamamen karşı çıkanları saymayarak söylüyorum bunu. Sizin de içinde yer aldığınız bilim adamları ve akademisyenler değişikliği destek verdiniz. Öbür taraftan Mehmet Altan ve Ahmet İnsel gibi isimler ise başörtüsünün anayasal değişiklikle çözülmesine, diğer özgürlük sorunlarının ertelenmesi nedeniyle imza atmadı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

- Cevap: Önce şunu belirteyim: Ben o bildiriyi şu anda yapılmaya çalışılan anayasa değişikliğini desteklemek için değil; hem üniversitelerin özgürleşmesi için yüksek sesle bir çağrı yapmak için, hem de bu arada başörtüsü yasağının kaldırılması yönündeki niyete ve iradeye destek olmak için imzaladım. Yukarıda belirttiğim gibi, bu işin yöntemi konusunda ben de hükümetle aynı düşünmüyorum, ama onların bu meseleyi özgürleştirici yönde çözmek istemelerini onaylıyorum. Öte yandan, bu bildiriye “diğer özgürlük sorunlarının ertelenmesi nedeniyle” imza atmayanlar varsa, gerekçelerinin ikna edici olmadığını belirtmeliyim. Çünkü, bildiriye imza atarak da diğer özgürlük sorunlarının takipçisi olabilirsiniz, nitekim ben öyle yapacağım. Bugüne kadar yaptığım gibi… Öte yandan, bildiriye imza atmamak başörtüsü sorununun “anayasal değişiklikle çözülmesi” girişimini de önlemez. Ben de bu yöntemin doğru olmadığını belirttim, ama bu, prensip olarak doğru olan bir girişimi desteklemeyi de ima eden üniversitelerde özgürlük talebine katılmamamı gerektirmiyor.

9 Şubat 2008
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi

Popularity: 38% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş