Atatürk’ü Kurtarma Kanunu

FST 11 Şubat 2008

ataturk1.jpgZaman zaman yazdığım yazılara gelen bazı yorumlarda Atatürk’e imalı hakaretlerde bulunanlar oluyor, ben de bu yorumları kaldırıyor, yerine göre sansürlüyorum. Atatürk konusu Türkiye’de hassas. Kendisine hakaret etmek bir kanunla yasaklanmış. Bu konuda bazı fikirlerimi beyan etmek isterim. Temel görüşümü şimdiden söyleleyeyim, Atatürk’ü sevmemeyi anlarım ama Kemalizme kızıp Atatürk’e hakaret, küfür edenleri çözebilmiş değilim. Sonuçta Atatürk hatası sevabıyla bu ülkenin kurulması sürecindeki kadroya liderlik etmiş bir devlet adamı. Devlet başkanları icraatlarında hatalı şeyler de yapabilirler, halk bu hataları çok pahalıya da ödeyebilir.

Atilla Yayla’ya son hadiseler üzerine verilen cezadan sonra ilgili kanun üzerinde bir parça düşündüğümde Atatürk ve Türkiye’nin bu kanundan ve dolayısıyla istismarcılarından kurtarılması konusunda birşeyler yazayım dedim. Bir de öncelikle konuyla ilgili olduğundan, dünyada benzer örneklerde olduğu gibi ülkemizde de neyin hakaret, saygısızlık ya da sövme olduğunun tespitinin büyük ölçüde muğlak olduğunu hatırlatmak isterim. Hele hele 301. maddede olduğu gibi Türklük ve çeşitli kamu kurumlarını aşağılamak türü ifadelerin ne anlama geldiğini çözmek mümkün değildir. Yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Laleli’de bir pavyon sahibi kendisinden haraç isteyen polislerden bıkıp duvara bundan şikayetini yazan bir pankart astığında, haklarında “TCK 301/2 uyarınca, emniyet teşkilatını alenen aşağılamaktan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle” dava açılmıştı. Maalesef bu ülkede eleştiri, tenkit ile hakaret ve sövmenin ne olduğunu ayırt edecek olgunlukta insan hala yok denecek kadar az. Hele hele “varsın hakaret ve sövgü serbest olsun, bunun ayarını kim tutturacak, vardır bir sebebi” deme noktası şu an hayal denecek mesafededir.

Yaygın ismiyle Atatürk’ü Koruma Kanunu, yani 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun aslında 1950′lerin başında Demokrat Parti-CHP, daha doğrusu Bayar-İnönü çekişmesi sürecinde DP’nin bugünkü tabirle CHP’ye attığı bir gol olarak değerlendirilebilir. Tabii o zaman “rakip” takıma gol olan bu hamle, aradan geçen 57 sene boyunca özgürlüklere karşı istismarcıların bir kozu olarak hep demokratların kendi kalesine attığı ve bir türlü içeriden çıkaramadığı bir gol haline gelmiştir. 1950 yılında CHP üyesi Ticanilerin Atatürk heykellerine karşı kışkırtılarak DP’yi zor duruma düşürme hamlesine karşı DP’nin “Atatürk heykellerini bu sapıklardan kurtaralım, aynı zamanda gerici değil ne kadar Atatürkçü olduğumuzu cümle aleme ispat edelim” düşüncesiyle çıkardığı kanun, bugün başta Atatürk’ün manevi şahsı olmak üzere tüm Türkiye için bir utanç abidesine dönüşmüş durumdadır. Muhtemelen DP’nin bu girişiminde, Atatürk’ü paralardan dahi kazıyan, onun yerine kendisini değişmez şef olarak koymaya çalışan İsmet İnönü’ye ve halka “Atatürkçü olan onlar değil, biziz” mesajının verilme gayreti de rol oynamıştır.

Bu konular uzun ama gelinen noktaya bakalım. Koca koca rektörler, profesörler “hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” diyen, çaput bağlı yatır türbelerini kapatan Atatürk’ün mezarına “dilekçe vermeye” gidiyorlar. “Falanca dağa Atatürk’ün gölgesi düşmüş, burası sit alanı olsun” diye TBMM’de AKP ve CHP milletvekilleri birlikte karar alıyor, filanca dağda Atatürk’e benzeyen bir kaya var diye vatandaş oraya sefere çıkıyor, kimse kalkıp “etmeyin, bu yapılan modernliğe, bilime, çağdaşlığa sığmaz. Atatürk değil midir Osmanlı’daki saltanata, kişi kültüne karşı çıkan, türbeleri, kapatan, bilim yolunu hedef gösteren” demiyor. Atatürk sağ iken TBMM kalkıp “filanca dağa sizin gölgeniz düşmüş, her yıl önünde bandoyla resmi tören yapalım” diyecek olsa herhalde rahmetli bunlara karşı yeni bir Kurtuluş Savaşı başlatırdı. Ha, sağlığında kendisini yüceltmeye kalkanlar olmadı mı?

Neler, neler var ama hatıralar incelendiğinde bu dalkavuklar sürüsünden Atatürk’ün hiç de hoşnut olmadığı, özellikle 1930′ların ortalarından itibaren belli noktalarda ipin artık onun elinden çıktığı anlaşılıyor. Kaldı ki bugün 2008 yılındayız, devrim şartları diye birşeyden bahsetmek gülünçtür. 85 yıl yerine oturmayan kurum mu olur? Cumhuriyet ve demokrasi Türkiye için alternatifsizdir ve bunların tehdit altında olduğunu ileri sürenler cahil değilse maddi bir çıkar için istismar yapıyor demektir.

Bugün resmi, büstü, rozeti üzerinden bunları hiç hak etmeyen Atatürk’e alenen hakaret ediliyor. Uyduruk binaların önüne, kaçak yapıların arsalarına Atatürk büstü dikiliyor, kaçak camilerin duvarlarına Atatürk resmi çiziliyor. Beş para etmez adamlar sırf ihale, makam mevki alabilmek için yakalarına Atatürk rozeti takıyorlar. Selçuk Parsadan’ı hatırlayın, dönemin başbakanı Tansu Çiller’den, örtülü ödenekten uydurma bir Atatürk ismi geçen dernek aracılığıyla nasıl para sızdırmıştı. Bu büst ve rozet işinde dönen büyük ekonomik çarkı da ihmal etmemek lazım. Valilikler, asker ve emniyet teşkilatlarının bu konuda yaptığı harcamaların boyutu, bu işten geçinen girişimciler aslında ilginç bir araştırma konusu bile olabilir. Mantıklı bulmasanız, gereksiz görseniz dahi Atatürk resmi, büstü, rozeti bulundurmamak Türkiye’de yerine göre başınıza iş almak olabilir.

Sonra işin artık gülünç hale gelmiş misallerine bakalım. Daha inşaatı bitmemiş okullar tez elden bir büst edinip bir yere dikmeye çalışıyorlar. Atatürk’ü çok sevdiklerinden mi peki? Hayır, aman birileri çıkıp laf söz etmesin diye, borç harç hemen bir büst ediniliyor. Tanıdığım bir lise müdürü her akşam Atatürk büstünü yerinden söküp çalınmasın diye odasına kilitliyor, ertesi gün götürüp yerine takıyordu. Bir başka ilkokul öğretmeninin odasında tam 19 tane tahtaya oyulmuş, bakıra kazınmış, cama işlenmiş, duvara asılmış Atatürk resim, biblo, rozet ve büstü saymıştım. Okullarda bir öğrenci için en tehlikeli şey duvardaki Atatürk resminin yanlışlıkla kırılmasıdır. Bir öğrenci bütün okulun camını kırsa birşey olmaz ama sınıfta vurduğu top gidip Atatürk resmini düşürürse çocuk için ecel saati gelmiş demektir.

Bir ara Japonya’daki bir Atatürk heykelinin yan yatmasının nasıl uluslararası sorun haline geldiğini hepimiz hatırlarız. İzmit’te bir kuaförün müşterisinin kafasına “daima Türk insanının kafasında yer alacağını haykırmak istediğini” söyleyerek usturayla Atatürk resmi kazıdığını, müşterinin de “Yürekten bağlı olduğum Atatürk’ün ilk defa benim kafama kazınması beni çok mutlu etti” dediğini bu siteyi izleyenler hemen hatırlayacaktır. Yine İngiltere’de üçüncü sınıf bir müzedeki balmumundan Atatürk heykelinin boyunun kısa olması da milli mesele yapılmıştı. Kuran hatmine karşılık, bir TV kanalının tamamen belgesel ve şahsi görüşleri yansıtan ama önemi küçümsenemeyecek bir kitap olan Nutuk hatmetmesi, strese girenin Nutuk okuyup rahatlayacağının çok satan köşe yazarlarınca gündeme getirilmesi, çeşitli kurumlarca Nutuk okuma günlerinin düzenlenmesi, Atatürk adına uydurulan sözler de cabası.

Koca Anadolu Ajansının hala web sitesinde asılı duran“Anadolu Ajansı Türkiye’nin sesini dünyaya duyuracaktır” sözünü Atatürk adına eski bir genel müdürün uydurduğu kendi hatırasından bilindiği halde kimse buna ses etmiyor. Bir büyükşehrimizde ana caddede “Ulu Önder İzindeyiz, Kemal Atatürk” diye pankart asılabiliyor. Artık alay konusu olmuş bu hadiseleri içim kaldırmıyor, bu çiğliğe, utanmazlığa ayıp bile diyemiyorum. Ben kendi adıma bu manzaradan, bu manzaraya ses çıkarmayan, üstüne üstlük tüm gülünçlüğüne rağmen bunu normal, hatta Atatürk’e saygı gösterisi gibi lanse etmeye çalışan zihniyetten utanç duyuyorum.

İşin acı yanı da şu, bir siyaset bilimi profesörü Atatürk’ün şahsında değil onun adına üretilen bir ideolojiden bahisle söylediği “adam” sözünden dolayı 15 ay hapis cezası alıyor, öte yandan zekasından kuşku duymamızı gerektirecek uygulamalarla Atatürk’ü istismar edenler, onu internet sitelerinde yarışmalara malzeme yapanlar bırakın ayıplanmayı “Atatürk Einstein’ı solladı” şeklinde taltif ediliyorlar. Halbuki hapis cezası alan profesöre savcının ve hepimizin “hocam senin görevin doğru bildiğini söylemektir, eğer söylemezsen, susarsan o zaman suç işlemiş olursun, sen kapı kulu değil öğretim üyesisin” dememiz gerekirken, toplumdaki hakim mülahazaların etkisiyle “Ataya hakaret eden ceza aldı, onu destekleyene niye ceza verilmiyor” gibi insanı çileden çıkaracak laflar işitiyoruz.

Atatürk Türkiye Cumhuriyeti için en önemli şahıstır, devlet kurucusudur, hatası ve sevabıyla büyük bir “adamdır”. Büyük şehirlerimizdeki devasa heykelleri son derece estetiktir, tüm dünyada ülkelerin önemli şahsiyetlerinin heykelleri meydanları süsler. Onlar adına şehirler, müzeler, okullar açılır. Atatürk için de şehirlerde heykeller dikilmesi, onun adına meydanlar, okullar açılması normal, hatta yerine göre gereklidir. Bunun aksini iddia edecek kimse iyi niyetli değildir. Ama bizdeki manzaraya bakın, her yolun, köprünün, stadın, parkın, çay bahçesinin, kız yurdunun, limanın, organize sanayi bölgesinin, ormanlık alanın adı için ilk alternatif kayıtsız şartsız Atatürk mü olmalıdır? Paralarımızın bir banknotunda Atatürk yer alırken mesela diğerlerinde ünlü matematikçilerimiz, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız, siyaset adamlarımız yer alsa ne olur? Her ilkokula, nüfus müdürlüğüne, tapu dairesine, jandarma karakoluna bir Atatürk büstü, Atatürk köşesi için neden masraf edilsin? Bana göre Atatürk’ün aklındaki çağdaş uygarlık yolu tek adam kültüne bağlanmış, düşünmeyi ortadan kaldırmış, tek adamı maddi ve siyasi istismar malzemesi yapmış bir yol değildir. Bugün Atatürk adına oluşturulan tartışılmaz, eleştirilmez “Tek Adam” kültü, medeni dünyaya gülünç olmamız ve bir Ortadoğu despotluğu gibi görünmemiz yanında, rutin işlerimizi de aksatmaktadır. Atatürk’ü haklı olarak alması gereken konumuna yerli yerince oturtamadıkça bu problemler de sürüp gider.

Celal Bayar ve İsmet İnönü’nün şahsi hesaplaşmasından çıkıp gelen ve bugün artık dünya karşısında bizi ve özellikle de bu gülünçlükleri hak etmeyen Atatürk’ü küçük düşüren ilgili kanunun tez elden kaldırılması şarttır. “Ama o zaman insanlar Atatürk’e hakaret eder” diyenler çıkacaktır. Tersini düşünüyorum, asıl bu kanunun bizzat kendisi Atatürk’e bir hakarettir. Hakaretle ilgili zaten ceza kanunlarımızda yeterli madde var. Kaldı ki, Atatürk özel kanunla korunmayı gerektirecek ne yapmıştır, bir kabahati mi vardır? Bu kanun ile Atatürk bir karikatüre dönüşmüştür, kendisiyle ilgili yeraltı dini yapılanmalarında aklın almayacağı saçmalıklar icat edilmiştir. Bırakınız insanlar bildiği birşey varsa söylesin, kulaktan kulağa efsane üreteceklerine açıktan söylesinler ve gerçek de suratlarına çarpılınca seslerini kessinler. Söz söyleme, beyanda bulunma yasakları her zaman ters tepmiş, muhalifleri bilemiş, yer altına yollamış ve maalesef yer yer silahlı mücadeleye sevk etmiştir. Bugün başımızdaki belaların çoğu ifade hürriyetinin kısıtlanmasından değil midir? Normalleşme adına Atatürk bu kanundan daha doğrusu ayıptan kurtarılmalıdır.

Eğer Atatürk günlük kısır politik tartışmalara meze edilmekten kurtarılmazsa aklı başında bir konu tartışmak da imkansız hale gelir. Düşünün bir konuda laf edeceksiniz muhatabınız bozuk teyp gibi “Atatürkçü müsün sen onu söyle”, “Atatürk olmasa şimdi sen oto galericiliği yapamıyor olacaktın, herkes Yunan tohumu olacaktı, sevmiyorsan çek git”, “Atatürk bugün yaşasa hepinizi ipe gönderirdi”, “Ah Atatürk sağ olsa, benim ömrümden alıp ona ekleseler” türü şeyler zırvalıyor. Üstelik bunu zırvalayan kokana mahalle karıları, memur eskileri yanında bir alay profesör, hukukçu filan var. Koca profesör Atatürk’ün mezarına dilekçe yazıyor. Sen tutup “Hayır Atatürkçü filan değilim”, “Atatürk olmasa da bugün bağımsız olurduk, ne varmış ki”, “Atatürk bugün yaşasa büyük ihtimalle ABD ile işbirliği yapar, AB’ye girmek için taviz verirdi, zamanında da öyle yapmıştır” desen başına kırk türlü bela gelir. Savcısı, avukatı, başıboş gezen emekli vatandaşı, lise ve üniversiteye giden ver kendisini çağdaş zanneden hımbıl talebesi üzerine hücum eder. Sen de belaya bulaşmamak için “efendim, evet Atatürkçüyüm ama sor bakalım nasıl Atatürkçüyüm, ben Gazi Mustafa Kemal Atatürkçüsüyüm” filan diye mukabil saçmalara başlarsın. Yoksa ipe gitmesen bile 5 sene hapis yatma yazılı kitapta. Mete Tunçay gibi solcu ve saygın yahut bilinen Kemalist bir eleştirmen değilsen ayvayı yersin.

Hasılı Türkiye’de Atatürk istismarı sebebiyle akıl iptal olmuş vaziyettedir. Bu işte Atatürk’ün kabahati ise zamanında çevresini sarmış dalkavuk takımını temizlemeyip yakın çevresine şikayetlenme dışında onlara karşı bir hamle yapmamış olmasıdır. Halbuki elinde imkan vardı, demir yumruğu indirip kendisine Tanrılık atfeden şair bozuntularını defleyebilirdi. Ama yapmamış. Nedenini ben bilemem ama sonuçta kabağın gelip Türk toplumunun ve karikatürize edilerek Atatürk’ün başına patlamasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Halbuki çeşitli kaynaklarda Atatürk’ün çevresindeki bu tür sülükleri aşağıladığını filan okuruz ama bu aymaz tipler hep o çevrelerde bulunmaya devam etmiş, devlet ihaleleri almış, sağa sola yüksek maaşlarla büyükelçi filan atanmıştır. Bilemiyorum artık ipler elinden mi kaçmıştı, orası ehline ait bir konu.

Hasılı Atatürk bu gülünçlüklere alet edilmeye layık bir insan değildi ve maalesef “Tanrı dünyaya kimi geri göndersin” diye düzmece bir ankete atlayan yüzbinlerce salak yüzünden “çok satan” gazetelerimiz  “Atatürk Einstein’ı solladı” türü yazılar yazabiliyorlar. Kimse çıkıp bu anketçiler, Milliyet gazetesi filan hakkında dava açmıyor. O sebeple ne desek boş, AKP yerine olsam usturuplu bir yol bulup bu kanunu bizzat CHP’ye kaldırtırım. Karşıdevrimci İttihatçı DP ve Celal Bayar oyunudur, CHP’ye atılan tokattır, filan diyerek akıllı bir hamleyle bu işten sıyrılmak mümkün. Tabii bu ince politika AKP trafından uygulanabilir mi bilemem. Bana düşen yolu göstermek.

İnşallah birileri Atatürk’ü ve toplumu bu ayıptan kurtarır. Kanun çıkaracaklarsa da bu istismarcısından Atatürk’ü Kurtarma Kanunu olarak da adlandırılabilir.

Popularity: 38% [?]

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş