Neyse, benim ne dediğim belli de, vasfım olmadığından ipleyen yok, alın size koca Anayasa Hukukçusunun sözleri. Üstelik gerici de değil. Mustafa Erdoğan da benim düşündüğümü çok daha net ve veciz şekilde ortaya koymuş. Okuyup istifade edelim.
Başörtüsü Yasağı Devletin Tarafsızlığına Aykırıdır
“…Ben toplumun genelinde böyle bir uzlaşmazlık görmüyorum, aksine yasağın kaldırılması yönünde toplumda yaygın bir beklenti var. Ama tabii, yasağın devamından yana olanlar bu konuda uzlaşma olmadığını söylemeye devam edeceklerdir.”
Soru: Meclis’te cumartesi günü yapılacak çalışmadan, ardından da YÖK ek 17. maddesindeki yapılacak değişiklikten sonra üniversitelerde başörtüsü yasağı kalkıyor. Bundan sonra ne olur?
- Cevap: Ben bu düzenlemelerden sonra başörtüsü yasağının tamamen kalkacağından emin değilim. Bu yasak hukukî değil ki, sadece hukuk yoluyla kaldırılabilsin. Ama yine de bu tahminimde yanılmayı çok isterim.
Soru: CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne götüreceği kesin, mahkeme iptal ederse nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?
- Cevap: Anayasada yapılan değişiklikleri Anayasa Mahkemesi sadece şekil yönünden inceleyebilir. Bu inceleme de teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşme yasağına uyulup uyulmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Bu cevapları kaleme aldığım saat itibariyle süreç henüz sonuçlanmadığından, anayasa değişikliğinde şekil hatası yapılıp yapılmadığı belli değildir. Ama şekil noksanı olmazsa, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini iptal etmesi mümkün değildir. Buna karşılık, Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 17. maddesinde nasıl bir değişiklik yapılacağı konusunda kesin bir bilgim yok, ama eğer bir şeyi iptal edecekse Anayasa Mahkemesi bunu iptal edebilir. Bunu maalesef güçlü bir ihtimal olarak görüyorum; özellikle de kanunda baş örtme tanımı yapılırsa buna kesin gözüyle bakılabilir. Eğer böyle olursa, “başörtüsü yasağı” meselesi daha da içinden çıkılmaz hale gelir ve ondan sonra da yakın vadede bir daha çözülemez. Tabiî bu durumda da sorumluluk sadece Anayasa Mahkemesi’nde olmaz.
Soru: Başörtü yasağının kaldırılmasına karşı çıkanların temel eleştirilerden biri “uzlaşmanın” sağlanmaması. Ayrıca serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayacağı, zamanla aynı serbestliğin liseler, kamuda da serbest kalacağı söyleniyor. Bunların olmayacağına dair güvence verilmesinden bahsediliyor. Bunlara ne diyorsunuz?
- Cevap: Ben toplumun genelinde böyle bir uzlaşmazlık görmüyorum, aksine yasağın kaldırılması yönünde toplumda yaygın bir beklenti var. Ama tabii, yasağın devamından yana olanlar bu konuda uzlaşma olmadığını söylemeye devam edeceklerdir. Yani gerilim sona ermeyecek, belki de daha da artacaktır.
Serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayıp zamanla başka alanlara da yayılacağı iddiasına gelince, böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum, ama eğer varsa bile bu mevcut yasağı sürdürmenin bir gerekçesi olamaz. Kaldı ki, bana göre, bu öyle büyütülecek bir mesele de değildir. Reşit olmayan çocukların bu konudaki durumunu esas olarak ebeveynlerinin din yorumları belirleyeceğinden, ilk ve orta dereceli okullarda başı örtülü olan da açık olan da olacaktır. Başın açık olması okulların “kamu düzeni”ni bozmadığına göre, başın örtülü olması da bozmaz. Meselâ Amerika’da bozmuyor. Burada benim çocuklarımın okuduğu ilköğretim okulunda başı örtülü öğrenciler de var ve kimsenin bunu dert ettiği de yok.
Kamu görevlileri ise zaten reşit ve mümeyyiz kimseler olduklarına ve yine başın açık veya örtülü olmasının kamu düzenine hiçbir zararı olmayacağına göre, herkes bu konudaki kararını kendisi vermeye ehil ve yetkilidir. Bu, devletin tarafsızlığına da halel getirmez; çünkü tarafsızlığa asıl uygun olan tek-tip kıyafet değil, kıyafet çeşitliliğidir. Herkese –dinî inançlarını bile gözetmeksizin- tek tip kıyafet zorunluluğu getirmek hem zorbalıktır, hem de devletin belli bir dünya görüşünün tarafı olması demektir. Oysa, bir insanı dinî veya vicdanî kanaatine aykırı davranmaya zorlamaktan daha büyük bir zulüm az bulunur. Ben bu kanaatteyim ama yine de üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkmasının belirtilen diğer alanlara da sirayet etmesini Türkiye şartlarında ihtimal dahilinde görmüyorum.
Soru: Serbestlikten sonra üniversitelerin durumu ne olur? İddia edildiği taşralarda başı açık öğrencilere yönelik bir baskı olabilir mi?
- Cevap: Gerçekçi olmak gerekirse, bazı yerlerde bu yönde bir toplumsal baskının olması ihtimali vardır. Ama böyle bir ihtimali bahane ederek bir özgürlüğü tanımazlık edemezsiniz. Çünkü, bu türden toplumsal baskılar sadece baş örtme meselesinde değil, her zaman her konuda vardır. Bugün kimi ortamlarda da dindarları rahatsız eden “çevre” veya “mahalle” baskılarına tanık oluyoruz. Ama bu türden baskıları “zora başvurma”yla karıştırmamak gerekir. Fiilî zora dönüşmeyen psikolojik baskıları bahane ederek insanların doğal haklarını ellerinden almak eğer geçerli bir yol olsaydı, o zaman dünyada hiçbir medenî toplum olmazdı. Medenî toplumlarda hukuka aykırı baskıyı ve zorlamayı engellemenin veya duruma göre onlara müeyyide uygulamanın hukukî yolları vardır.
Soru: YÖK’ün bundan sonraki durumu ne olur? YÖK; hükümet ve üniversite rektörleri arasındaki ilişkileri de dikkate alarak cevaplarsanız seviniriz. Ayrıca bu üç mekanizma arasındaki ilişkiler üniversiteleri nasıl etkiler?
- Cevap: YÖK’ün özgürleştirici düzenlemelere karşı çıkmaya devam edeceği kanaatindeyim. Üye kompozisyonu böyle kaldığı sürece, yeni Başkanının YÖK’ü özgürlük ve demokrasiden yana bir çizgiye çekmesi imkânsız gibidir. Onun için, hükümetle YÖK arasındaki çekişme önümüzdeki dönemde dozu biraz azalmış olarak da olsa devam edecektir. Hatta, zamanla üniversitelere yeni atanan ve daha özgürlük yanlısı olacakları umulan rektörlerin sayısının artması yükseköğretim sisteminin kendi içinde de bölünmelere ve gerilimlere yol açabilir. Yapılması gereken YÖK’ü ilga etmektir. Yükseköğretime ilişkin yeni bir kurumsal düzenleme yapılacaksa bile, önce YÖK’ü ilga etmek gerekir, aksi halde bu sistemde hiç bir reform ve iyileştirme yapılamaz.
Soru: Bir dönem tek talep 12 Eylül darbesinin ürünü olması nedeniyle YÖK’ün kapatılması istemi vardı. Buna karşı çıkanlar da bugün ‘ulusalcı’ dediğimiz kesimdi. Şimdi YÖK’ün İslamcıların eline geçmesinden şikâyetçiler. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
- Cevap: YÖK İslamcıların eline geçmiş filan değil, böyle bir ihtimal zaten yok. Dediğim gibi, YÖK’ün her halûkârda kaldırılması gerekiyor. Sadece Kemalistlerin değil, böyle bir kuruma hakim olacak hiç kimsenin –ne İslamcıların ne de hatta liberallerin- “iyi niyeti”ne güvenemeyiz.
Soru: Bilim adamları arasında da başörtüsü konusunda da bir bölünme yaşandı imza kampanyaları bakımından. Tamamen karşı çıkanları saymayarak söylüyorum bunu. Sizin de içinde yer aldığınız bilim adamları ve akademisyenler değişikliği destek verdiniz. Öbür taraftan Mehmet Altan ve Ahmet İnsel gibi isimler ise başörtüsünün anayasal değişiklikle çözülmesine, diğer özgürlük sorunlarının ertelenmesi nedeniyle imza atmadı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
- Cevap: Önce şunu belirteyim: Ben o bildiriyi şu anda yapılmaya çalışılan anayasa değişikliğini desteklemek için değil; hem üniversitelerin özgürleşmesi için yüksek sesle bir çağrı yapmak için, hem de bu arada başörtüsü yasağının kaldırılması yönündeki niyete ve iradeye destek olmak için imzaladım. Yukarıda belirttiğim gibi, bu işin yöntemi konusunda ben de hükümetle aynı düşünmüyorum, ama onların bu meseleyi özgürleştirici yönde çözmek istemelerini onaylıyorum. Öte yandan, bu bildiriye “diğer özgürlük sorunlarının ertelenmesi nedeniyle” imza atmayanlar varsa, gerekçelerinin ikna edici olmadığını belirtmeliyim. Çünkü, bildiriye imza atarak da diğer özgürlük sorunlarının takipçisi olabilirsiniz, nitekim ben öyle yapacağım. Bugüne kadar yaptığım gibi… Öte yandan, bildiriye imza atmamak başörtüsü sorununun “anayasal değişiklikle çözülmesi” girişimini de önlemez. Ben de bu yöntemin doğru olmadığını belirttim, ama bu, prensip olarak doğru olan bir girişimi desteklemeyi de ima eden üniversitelerde özgürlük talebine katılmamamı gerektirmiyor.
9 Şubat 2008
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi