Archive for Şubat 14th, 2008

OKS Testi

FST Şubat 14th, 2008

traktrfh2.jpg

OKS (Otomatik Kamusal Salaklık) Testi yapıyorum, bakalım kaç puan alacaksınız. En başarılı aday Türkiye Tımarhane Dersanesinden 3 ay indirimli abonelik kazanacak. Bana para vereni birinci ilan etme hakkım saklıdır.

1. Yukarıda resimde aşağıdaki hatalardan hangisi bulunmaktadır?

a) Traktörün plakası yoktur
b) Başörtülü bir kadın kamusal alana çıkmıştır.
c) Türkiye’ye şeriat gelmesinin eli kulağındadır
d) Şoför aracı kullanırken elini havaya kaldırmıştır
e) Araç yanlış şeritte seyretmektedir

2. Resimaltı metne göre aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a) Kadın ağırlık vazifesi görmektedir
b) Olay Sakarya’da geçmektedir
c) Traktörün ön sağ tekerinni kopmasına birşey kalmamıştır
d) Traktör Condere veya Fiattır
e) Türkiye’de çarşaflı sayısı gittikçe artmaktadır
f) Başörtülüler başörtüsü takmayana kezzap atmaktadır

3. Resimle ilgili aşağıdakilerden hangisi Türkiye açısından tutarsızdır?

a) Arkadan gelen minibüs takip mesafesine riayet etmektedir
b) Yolun ortasında inek yatmamaktadır
c) Yolda çukur bulunmamaktadır
d) Türkiye laiktir, sosyal bir hukuk devletidir
e) Başörtüsü takanlara ayda 100 dolar verilmektedir

(Cevaplar: 1. hepsi, 2. yarısı, 3. kimisi)

Yanılgı

FST Şubat 14th, 2008

basrt.jpgGeçen akşam TV başında tuzlu fıstık, Elazığ leblebisi yeyip az demli çay içerken etrafımdakiler sevinçle “bak kanunlar değişiyor, yaşasın, başörtülüler okula girecekmiş” dediklerinde istifimi bozmadan kanalı değiştirip Su aygırlarıyla timsahları anlatan bir belgesele geçiş yaptım ve “yahu siz nerede yaşıyorsunuz, zaten Türkiye’de başörtüsü aleyhine tek kanun yok ki, yok 10. maddeymiş, 42. maddeymiş, saf mısınız? Başörtüsü kanun değişikliğiyle serbestleşmez, ama bakın YÖK değişti, yarın rektörlerin paraları kısılıp bire bir markajla, ceplerine biraz para sıkıştırılarak gözardı etmeleri sağlanırsa onu bilmem.” şeklinde cevap verip tekrar suaygırlarına döndüm. Bu hayvanlar ne vahşiymiş kardeşim, timsahın da ödü patlıyor suaygırından. Sohbete de devam etmedim. Zaten bu konuları pek konuşmam, çevrede bir sürü heyecanlı insan var. Aykırı bir laf söylesen bir sürü kafanı şişiriyorlar. Dincisi de milliyetçisi de, solcusu da, laiki de monist totaliter tipler.

Neyse, benim ne dediğim belli de, vasfım olmadığından ipleyen yok, alın size koca Anayasa Hukukçusunun sözleri. Üstelik gerici de değil. Mustafa Erdoğan da benim düşündüğümü çok daha net ve veciz şekilde ortaya koymuş. Okuyup istifade edelim.

Başörtüsü Yasağı Devletin Tarafsızlığına Aykırıdır

“…Ben toplumun genelinde böyle bir uzlaşmazlık görmüyorum, aksine yasağın kaldırılması yönünde toplumda yaygın bir beklenti var. Ama tabii, yasağın devamından yana olanlar bu konuda uzlaşma olmadığını söylemeye devam edeceklerdir.”

Soru: Meclis’te cumartesi günü yapılacak çalışmadan, ardından da YÖK ek 17. maddesindeki yapılacak değişiklikten sonra üniversitelerde başörtüsü yasağı kalkıyor. Bundan sonra ne olur?

- Cevap: Ben bu düzenlemelerden sonra başörtüsü yasağının tamamen kalkacağından emin değilim. Bu yasak hukukî değil ki, sadece hukuk yoluyla kaldırılabilsin. Ama yine de bu tahminimde yanılmayı çok isterim.

Soru: CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne götüreceği kesin, mahkeme iptal ederse nasıl bir süreç öngörüyorsunuz?

- Cevap: Anayasada yapılan değişiklikleri Anayasa Mahkemesi sadece şekil yönünden inceleyebilir. Bu inceleme de teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşme yasağına uyulup uyulmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Bu cevapları kaleme aldığım saat itibariyle süreç henüz sonuçlanmadığından, anayasa değişikliğinde şekil hatası yapılıp yapılmadığı belli değildir. Ama şekil noksanı olmazsa, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini iptal etmesi mümkün değildir. Buna karşılık, Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 17. maddesinde nasıl bir değişiklik yapılacağı konusunda kesin bir bilgim yok, ama eğer bir şeyi iptal edecekse Anayasa Mahkemesi bunu iptal edebilir. Bunu maalesef güçlü bir ihtimal olarak görüyorum; özellikle de kanunda baş örtme tanımı yapılırsa buna kesin gözüyle bakılabilir. Eğer böyle olursa, “başörtüsü yasağı” meselesi daha da içinden çıkılmaz hale gelir ve ondan sonra da yakın vadede bir daha çözülemez. Tabiî bu durumda da sorumluluk sadece Anayasa Mahkemesi’nde olmaz.

Soru: Başörtü yasağının kaldırılmasına karşı çıkanların temel eleştirilerden biri “uzlaşmanın” sağlanmaması. Ayrıca serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayacağı, zamanla aynı serbestliğin liseler, kamuda da serbest kalacağı söyleniyor. Bunların olmayacağına dair güvence verilmesinden bahsediliyor. Bunlara ne diyorsunuz?

- Cevap: Ben toplumun genelinde böyle bir uzlaşmazlık görmüyorum, aksine yasağın kaldırılması yönünde toplumda yaygın bir beklenti var. Ama tabii, yasağın devamından yana olanlar bu konuda uzlaşma olmadığını söylemeye devam edeceklerdir. Yani gerilim sona ermeyecek, belki de daha da artacaktır.

Serbestliğin üniversitelerle sınırlı kalmayıp zamanla başka alanlara da yayılacağı iddiasına gelince, böyle bir ihtimal var mı bilmiyorum, ama eğer varsa bile bu mevcut yasağı sürdürmenin bir gerekçesi olamaz. Kaldı ki, bana göre, bu öyle büyütülecek bir mesele de değildir. Reşit olmayan çocukların bu konudaki durumunu esas olarak ebeveynlerinin din yorumları belirleyeceğinden, ilk ve orta dereceli okullarda başı örtülü olan da açık olan da olacaktır. Başın açık olması okulların “kamu düzeni”ni bozmadığına göre, başın örtülü olması da bozmaz. Meselâ Amerika’da bozmuyor. Burada benim çocuklarımın okuduğu ilköğretim okulunda başı örtülü öğrenciler de var ve kimsenin bunu dert ettiği de yok.

Kamu görevlileri ise zaten reşit ve mümeyyiz kimseler olduklarına ve yine başın açık veya örtülü olmasının kamu düzenine hiçbir zararı olmayacağına göre, herkes bu konudaki kararını kendisi vermeye ehil ve yetkilidir. Bu, devletin tarafsızlığına da halel getirmez; çünkü tarafsızlığa asıl uygun olan tek-tip kıyafet değil, kıyafet çeşitliliğidir. Herkese –dinî inançlarını bile gözetmeksizin- tek tip kıyafet zorunluluğu getirmek hem zorbalıktır, hem de devletin belli bir dünya görüşünün tarafı olması demektir. Oysa, bir insanı dinî veya vicdanî kanaatine aykırı davranmaya zorlamaktan daha büyük bir zulüm az bulunur. Ben bu kanaatteyim ama yine de üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkmasının belirtilen diğer alanlara da sirayet etmesini Türkiye şartlarında ihtimal dahilinde görmüyorum.

Soru: Serbestlikten sonra üniversitelerin durumu ne olur? İddia edildiği taşralarda başı açık öğrencilere yönelik bir baskı olabilir mi?

- Cevap: Gerçekçi olmak gerekirse, bazı yerlerde bu yönde bir toplumsal baskının olması ihtimali vardır. Ama böyle bir ihtimali bahane ederek bir özgürlüğü tanımazlık edemezsiniz. Çünkü, bu türden toplumsal baskılar sadece baş örtme meselesinde değil, her zaman her konuda vardır. Bugün kimi ortamlarda da dindarları rahatsız eden “çevre” veya “mahalle” baskılarına tanık oluyoruz. Ama bu türden baskıları “zora başvurma”yla karıştırmamak gerekir. Fiilî zora dönüşmeyen psikolojik baskıları bahane ederek insanların doğal haklarını ellerinden almak eğer geçerli bir yol olsaydı, o zaman dünyada hiçbir medenî toplum olmazdı. Medenî toplumlarda hukuka aykırı baskıyı ve zorlamayı engellemenin veya duruma göre onlara müeyyide uygulamanın hukukî yolları vardır.

Soru: YÖK’ün bundan sonraki durumu ne olur? YÖK; hükümet ve üniversite rektörleri arasındaki ilişkileri de dikkate alarak cevaplarsanız seviniriz. Ayrıca bu üç mekanizma arasındaki ilişkiler üniversiteleri nasıl etkiler?

- Cevap: YÖK’ün özgürleştirici düzenlemelere karşı çıkmaya devam edeceği kanaatindeyim. Üye kompozisyonu böyle kaldığı sürece, yeni Başkanının YÖK’ü özgürlük ve demokrasiden yana bir çizgiye çekmesi imkânsız gibidir. Onun için, hükümetle YÖK arasındaki çekişme önümüzdeki dönemde dozu biraz azalmış olarak da olsa devam edecektir. Hatta, zamanla üniversitelere yeni atanan ve daha özgürlük yanlısı olacakları umulan rektörlerin sayısının artması yükseköğretim sisteminin kendi içinde de bölünmelere ve gerilimlere yol açabilir. Yapılması gereken YÖK’ü ilga etmektir. Yükseköğretime ilişkin yeni bir kurumsal düzenleme yapılacaksa bile, önce YÖK’ü ilga etmek gerekir, aksi halde bu sistemde hiç bir reform ve iyileştirme yapılamaz.

Soru: Bir dönem tek talep 12 Eylül darbesinin ürünü olması nedeniyle YÖK’ün kapatılması istemi vardı. Buna karşı çıkanlar da bugün ‘ulusalcı’ dediğimiz kesimdi. Şimdi YÖK’ün İslamcıların eline geçmesinden şikâyetçiler. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

- Cevap: YÖK İslamcıların eline geçmiş filan değil, böyle bir ihtimal zaten yok. Dediğim gibi, YÖK’ün her halûkârda kaldırılması gerekiyor. Sadece Kemalistlerin değil, böyle bir kuruma hakim olacak hiç kimsenin –ne İslamcıların ne de hatta liberallerin- “iyi niyeti”ne güvenemeyiz.

Soru: Bilim adamları arasında da başörtüsü konusunda da bir bölünme yaşandı imza kampanyaları bakımından. Tamamen karşı çıkanları saymayarak söylüyorum bunu. Sizin de içinde yer aldığınız bilim adamları ve akademisyenler değişikliği destek verdiniz. Öbür taraftan Mehmet Altan ve Ahmet İnsel gibi isimler ise başörtüsünün anayasal değişiklikle çözülmesine, diğer özgürlük sorunlarının ertelenmesi nedeniyle imza atmadı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

- Cevap: Önce şunu belirteyim: Ben o bildiriyi şu anda yapılmaya çalışılan anayasa değişikliğini desteklemek için değil; hem üniversitelerin özgürleşmesi için yüksek sesle bir çağrı yapmak için, hem de bu arada başörtüsü yasağının kaldırılması yönündeki niyete ve iradeye destek olmak için imzaladım. Yukarıda belirttiğim gibi, bu işin yöntemi konusunda ben de hükümetle aynı düşünmüyorum, ama onların bu meseleyi özgürleştirici yönde çözmek istemelerini onaylıyorum. Öte yandan, bu bildiriye “diğer özgürlük sorunlarının ertelenmesi nedeniyle” imza atmayanlar varsa, gerekçelerinin ikna edici olmadığını belirtmeliyim. Çünkü, bildiriye imza atarak da diğer özgürlük sorunlarının takipçisi olabilirsiniz, nitekim ben öyle yapacağım. Bugüne kadar yaptığım gibi… Öte yandan, bildiriye imza atmamak başörtüsü sorununun “anayasal değişiklikle çözülmesi” girişimini de önlemez. Ben de bu yöntemin doğru olmadığını belirttim, ama bu, prensip olarak doğru olan bir girişimi desteklemeyi de ima eden üniversitelerde özgürlük talebine katılmamamı gerektirmiyor.

9 Şubat 2008
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan
Hacettepe Üniversitesi

Tavşan Kulak, Eşşek Kafa

FST Şubat 14th, 2008

bugs1.gifSon haftadakli olayları izliyor musunuz? Hürriyet, Milliyet türü yalan makinelerinin gazıyla hareket eden ve kendilerinin çağdaş, başkalarının yobaz olduğunu zanneden taife iyice azıttı. Başörtüsü konusunda ifrite dönüp kuduranı mı ararsın, “başını örten kızın abisi okul kapısında kızın saçlarını makineyle kazıdı” diye artık dengeyi iyice şaşırmış çağdaş kadın derneği yöneticisini, “Kuranda bu yoktur, caizdir, değildir” diye fetva veren ateist köşe yazarını, sürüler halinde meydanlara dolup Atatük-Lenin pankartlarıyla sağa sola islam karşıtı çığlık atanı mı sorarsın. Bu çığrından çıkma hali hiç normal değil, onu söyleyeyim. Hele Milliyet’in yediği son bir nane var ki, artık eşşeğin bir tarafına su kaçmış vaziyette.

Ben başı açıklara baskı olabilir, bunun ciddiye alınması lazım filan derken tabii bu tür şeyleri normal gördüğüm zannedilmesin. Bunlar zıvanadan çıkmış, akılları başlarına nasıl geri döner bilemem. İyi bir sopa dışında aklıma birşey gelmiyor. Biz burada “yahu başı açığı da dinleyelim, evet, intikam hırsıyla yarın gemi azıya alan olur” diyoruz, karşıdakinin umurunda bile değil.

Başbakan Erdoğan’ın dediklerini pek dikkate almam normalde ama Hürriyet’e söylediği laflar gayet yerindeydi. Yalnız yetersiz gördüm kendisini. Boşa mı burada bu pespayelerle ilgili bir sürü malzeme veriyoruz? Alın kullanın kardeşim, bedava danışmanlık yapıyoruz. Açıklayın kamuoyuna, bunları ciddiye alan  filan yok, Hürriyeti, yazarlarını, yorumcularını, çağdaş dernek üyelerini vs. daha sert eleştirecek, yerine göre aşağılayacaksın. Deri değil, kösele yüzleri, normal laflar işlemez. Çıplak kadın resmini de iyi oldu söylediği başbakanın, aferin. Edepsizliklerini ifşa etti. Hiç öyle “ama efendim çıplak olma özgürlüğü çağdaşlık gereğidir” filan demeyin. Herifin gazetesi “porno site” diye işyerlerinde filtrelere takılıyor, daha sonra “bundan sonra ahlaklı olacağız, çıplak kadın resmi basmayacağız, internet sitemiz temiz olacak” diyor, baktı gazeteye uğrayan yok, verdiği sözden dönüp gene çıplak kadın işine giriyor.

Çağdaş kadını bilmem ne etme derneği, CUMOK vs. türü yerlerdekiler de Hürriyet, Milliyet gibi gazetelere “kadınları istismar etmeyin” diyeceğine “heryer çarşaflıyla doldu, şeriat geldi” diye zırvalayıp duruyorlar. Hürriyet gazetesi alenen çıplak kadın teşhirciliği yapıyor, işin estetikle filan bir ilişkisi yok. Ha, yapsa ne olur, bana göre mahzuru yok. Yalnız o zaman kadınların giyinmesine dair ahkam keserse aşağılanmayı hak eder. Eğer çok istiyorsa gazetesindeki resimlerden ayrı bir dergi çıkarsın, şu haliyle kimseye ders vermeye kalkmasın.

Bu arada arada bazı hödükler de “efendim babaannemizin, anamızın başörtüsü, tavşan kulak” filan diye saçmalıyorlar. Tuhaf şey, babaanneyin başörtüsüyle üniversiteye girmek, devlete memur olmak serbest mi sanki? Yahu kafasına atkı saran öğrenci bile “ola ki başörtülüdür” diye eziyet görüyor, geçtik tavşanı, kulağını filan. Bir de konuşanlar öyle edalar içinde ki, kimi kravat takmış, kimi perma yaptırmış, şık tayyör etek giymiş vs. Duyan da bunları birşeyden anlar zannedecek. Necabet mi verir üniforma diyelim. Sonra adam, kadın zır cahil, üstüne bunun farkında değil ve üstelik kötü niyetli. Bu kadar cehalet de ancak okumayla olur kavli gereğince çoğu öğretmen, emekli ve muvazzaf memur, akademisyen, solcu eskisi vs.

Tavşan  kulak olsa ne olacak, eşşek kafalılığı bırakmak lazım.

Kapat
E-posta ile paylaş