Şubat 2008 Arşivi

Tavşan Kulak, Eşşek Kafa

FST 14 Şubat 2008

bugs1.gifSon haftadakli olayları izliyor musunuz? Hürriyet, Milliyet türü yalan makinelerinin gazıyla hareket eden ve kendilerinin çağdaş, başkalarının yobaz olduğunu zanneden taife iyice azıttı. Başörtüsü konusunda ifrite dönüp kuduranı mı ararsın, “başını örten kızın abisi okul kapısında kızın saçlarını makineyle kazıdı” diye artık dengeyi iyice şaşırmış çağdaş kadın derneği yöneticisini, “Kuranda bu yoktur, caizdir, değildir” diye fetva veren ateist köşe yazarını, sürüler halinde meydanlara dolup Atatük-Lenin pankartlarıyla sağa sola islam karşıtı çığlık atanı mı sorarsın. Bu çığrından çıkma hali hiç normal değil, onu söyleyeyim. Hele Milliyet’in yediği son bir nane var ki, artık eşşeğin bir tarafına su kaçmış vaziyette.

Ben başı açıklara baskı olabilir, bunun ciddiye alınması lazım filan derken tabii bu tür şeyleri normal gördüğüm zannedilmesin. Bunlar zıvanadan çıkmış, akılları başlarına nasıl geri döner bilemem. İyi bir sopa dışında aklıma birşey gelmiyor. Biz burada “yahu başı açığı da dinleyelim, evet, intikam hırsıyla yarın gemi azıya alan olur” diyoruz, karşıdakinin umurunda bile değil.

Başbakan Erdoğan’ın dediklerini pek dikkate almam normalde ama Hürriyet’e söylediği laflar gayet yerindeydi. Yalnız yetersiz gördüm kendisini. Boşa mı burada bu pespayelerle ilgili bir sürü malzeme veriyoruz? Alın kullanın kardeşim, bedava danışmanlık yapıyoruz. Açıklayın kamuoyuna, bunları ciddiye alan  filan yok, Hürriyeti, yazarlarını, yorumcularını, çağdaş dernek üyelerini vs. daha sert eleştirecek, yerine göre aşağılayacaksın. Deri değil, kösele yüzleri, normal laflar işlemez. Çıplak kadın resmini de iyi oldu söylediği başbakanın, aferin. Edepsizliklerini ifşa etti. Hiç öyle “ama efendim çıplak olma özgürlüğü çağdaşlık gereğidir” filan demeyin. Herifin gazetesi “porno site” diye işyerlerinde filtrelere takılıyor, daha sonra “bundan sonra ahlaklı olacağız, çıplak kadın resmi basmayacağız, internet sitemiz temiz olacak” diyor, baktı gazeteye uğrayan yok, verdiği sözden dönüp gene çıplak kadın işine giriyor.

Çağdaş kadını bilmem ne etme derneği, CUMOK vs. türü yerlerdekiler de Hürriyet, Milliyet gibi gazetelere “kadınları istismar etmeyin” diyeceğine “heryer çarşaflıyla doldu, şeriat geldi” diye zırvalayıp duruyorlar. Hürriyet gazetesi alenen çıplak kadın teşhirciliği yapıyor, işin estetikle filan bir ilişkisi yok. Ha, yapsa ne olur, bana göre mahzuru yok. Yalnız o zaman kadınların giyinmesine dair ahkam keserse aşağılanmayı hak eder. Eğer çok istiyorsa gazetesindeki resimlerden ayrı bir dergi çıkarsın, şu haliyle kimseye ders vermeye kalkmasın.

Bu arada arada bazı hödükler de “efendim babaannemizin, anamızın başörtüsü, tavşan kulak” filan diye saçmalıyorlar. Tuhaf şey, babaanneyin başörtüsüyle üniversiteye girmek, devlete memur olmak serbest mi sanki? Yahu kafasına atkı saran öğrenci bile “ola ki başörtülüdür” diye eziyet görüyor, geçtik tavşanı, kulağını filan. Bir de konuşanlar öyle edalar içinde ki, kimi kravat takmış, kimi perma yaptırmış, şık tayyör etek giymiş vs. Duyan da bunları birşeyden anlar zannedecek. Necabet mi verir üniforma diyelim. Sonra adam, kadın zır cahil, üstüne bunun farkında değil ve üstelik kötü niyetli. Bu kadar cehalet de ancak okumayla olur kavli gereğince çoğu öğretmen, emekli ve muvazzaf memur, akademisyen, solcu eskisi vs.

Tavşan  kulak olsa ne olacak, eşşek kafalılığı bırakmak lazım.

Popularity: 46% [?]

Doktora Töreni

FST 12 Şubat 2008

carsaf.jpgİTÜ ünlü bir üniversitemizdir diye duyarım, herneyse, orada bir doktora merasimi yapılmış. Ben haberi görünce, “aferin, koca İTÜ nice doktoralı ilim ve fen erbabını ülke hizmetine vermiş, tez zamanda varıp rektörün elini öpeyim” derken törende yapılan bir etkinliğin Hürriyet gazetesince vurgulandığına dikkat ettim. Habere göre doktora töreninde bir konser ve dansçı kız gösterisi de varmış. Haber şöyle:

İTÜ’de ‘kara çarşaflı’ mesaj

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 2007- 2008 yılı akademik yılı doktora törenine ‘kara çarşaflı’ tiyatro gösterisi damgasını vurdu.

İŞTE KARA ÇARŞAFIN ATILDIĞI AN

Tören sırasında ‘aydınlığa örtü’ adıyla bir konser düzenlendi. Sözleri şair Ceyhun Atuf Kansu’ya ait olan ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şiirinden uyarlanan şarkı eşliğinde kara çarşaf giyen genç bir kadın dansçı sahnede yer aldı. Eray Altınbüke’nin müziğini yaptığı ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şarkısı söylenirken, kara çarşaf giymiş dansçı, sırt üstü yere uzanarak ayağa kalkmaya çalışan genç bir kızı canlandırdı.

Şarkının sonunda Şebnem Ertekin adlı dansçının canlandındığı genç kız ayağa kalkmayı başarıp üzerinedki çarşafı attı. Hemen ardından fonda Atatürk’ün gençliğe hitabesi duyuldu. Daha sonra ise Faik Canselen’in ‘ileri’ marşı seslendirildi. Gösteri salonda bulunanlar tarafından uzun süre alkışlandı.

Doğrusu İTÜ yönetimini tebrik etmek lazım. Sen hem teknoloji, mühendislik işiyle uğraş, bir yandan da dans, şarkı, türkü ile günlük siyasi mesajlar ver, az şey mi? İşte çağdaş bir dünya üniversitesi. Zannedersem ABD’deki M.I.T de bundan ders alıp doktora törenlerine renk katacaktır. Peki törenden ilgi çekici notlara ne diyelim? Öncelikli gazetenin “Kara Çarşaflı Mesaj” başlığı çok isabetli olmuş. Zira bugün hepimizin gözlediği üzere ülke sathında insanlar kitleler halinde çarşafa bürünmektedir. Mesela ben yaşadığım şehirde son yılda tam bir kişi gördüm. İstanbul’a gittiğimde de 4-5 tane görmüştüm. Dolayısıyla “Kara Çarşaflı Tiyatro” ile böyle bir mesajın verilmesi çok anlamlı olmuş.

Hikayeden anladığımız kadarıyla çağdaş dansçı kız uzun süre yerde debelenmiş ve sonra ayağa kalkabilmiş ve üzerinden çarşafı atmış. Bana göre burada senaryoyu yazanlar biraz gaflete düşmüş. Ben olsam “kadın üstünde çarşaf olduğu için yerde debeleniyor, çarşaf olmasa zıp diye kalkardı” diye düşünüp dansçı yerdeyken çarşafı attırır ve “işte çarşafın kara ağırlığı üstünden kalkınca tüy gibi oldu, yay gibi fırladı” mesajı verirdim. Sonra “ileri” marşı da nedir? 10. Yıl Marşı ne güne duruyor? Malum bazılarına göre Cumhuriyet kurulalı 100 yıla yaklaşmış değil, hala 1933 dönemi  yaşanmaktadır ve ilelebet de 1933 dönemi yaşanmalıdır. Havayolu, fiberoptik kablo yerine ille de demiryolu ağı döşenmelidir. Aslında çağdaş kesim “Türkiye’de takvimler, saatler iptal edilmeli, herşey 19.05.1933 tarihinde sabitlenmeli, herkes birer tren vagonunda yaşamalıdır” dese epey destekleyen olur. Hasılı “ileri” marşı herneyse olmamış. 10. Yıl daha coşturucu olur, salondakiler de iştirak ederdi.

Aslında salondan bir iştirak olmuş, dansçı kızın çarşafı atması alkış almış ama benim aklıma başka birşey geldi. Acaba bu alkışları daha da arttırmak ve “daha açık daha çağdaştır” kuralına dikkat çekmek için dansçı hanım üzerindeki tişörtü de çıkarsa İTÜ doktora töreni daha anlamlı olmaz mıydı? Üstelik gericilere çarşaf üzerinden atılan şamar daha da okkalanmış olurdu. Böyle olsa, muhtemelen alkışlar yeri göğü inletir, özellikle törene katılan beyler ıslık da çalabilirdi. Çağdaş bir insan nasıl kara çarşafa karşı çıkıyorsa, kara tişörte de karşı durmalıdır.

Yakında benzer törenleri tüm yurt sathında görmeyi umuyorum. Tabii tişörtlü versiyonu olursa daha güzel olur. En yakın mezuniyet törenini sevabına bildiriverirseniz müteşekkir olurum. Sırf sanat ve ilericilik uğruna, yanlış anlamayın.

Popularity: 49% [?]

Tek adam ve Topyekün Kucaklaşma

FST 12 Şubat 2008

abdulatifsenr.jpgSabah asabım bozulmuştu, akşam bir haber okudum neşelendim. Birileri AKP’yi nasıl durduralım diye 4-5 senedir sağda, solda, çapraz vaziyette oluşumlar planlar ya, meğer hala bu girişim devam ediyormuş. Yenen tokatlar yetmedi anlaşılan, aman yetmesin, başka türlü eğlence çıkacağı yok. Haberde şöyle deniyor, biraz uzunca ama gülmekten öleceksiniz, sonuna kadar okuyun:

Erdoğan’ı durduracak tek isim

AK Parti’nin 22 Temmuz zaferi sonucu siyaset arenasında ‘alternatifsiz’ kalması, AK Parti’ye karşı yeni bir alternatif arayışlarını hızlandırdı. Erdoğan’ı durduracak isim bulundu

MHP’den ve CHP’den ümidini kesenler, AK Parti gibi merkezde duran ve muhafazakar seçmenin de oyunu verebileceği yeni bir parti arayışları hızlanıyor. Ancak yeni parti oluşumu için hareket edenlerin en çok zorlandıkları konuların başında ‘lider kim olacak’ sorusu geliyor.

AK Parti’ye alternatif arayışı içinde olan siyasetin eski yüzleri, Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın liderliğinde yeni bir siyasi parti formülünü tartışmışlardı.

[…] Yeni Çağ yazarı Sebahattin Önkibar, AK Parti’ye alternatif arayışları konusunda ilginç bir kulis haberini yazdı bugünkü köşe yazısında. Önkibar’ın kulislerden edindiği bilgiye göre, bir kaç gün önce, başta Hüsamettin Cindoruk olmak üzere, Orhan Keçeli, Ali Kemal Aksoy, Mustafa Keskin, Rıdvan Özer ve Rauf Güler İstanbul’da bir balıkçıda toplandı ve AK Parti’ye alternatif olabilecek parti ve lider konusunda fikir alışverişinde bulundular. Cindoruk’un liderlik için önerdiği isim ise 22 Temmuz’da aday olmayarak büyük bir süpriz yapan ve AK Parti’nin kurucu üyelerinden biri olan Abdüllatif Şener.

İşte Önkibar’ın özel gündemli toplantı ile ilgili verdiği ayrıntılar:

Cindoruk’lu, Yılmaz’lı, Hikmet Çetin’li Abdüllatif Şener modeli!

[…] DYP’nin milliyetçi kökenli DYP Fatih ilçe eski başkanı işadamı Ali Kemal Aksoy yine de itiraz ediyor:
- “Hüsamettin Bey Abdüllatif Bey’i ben tanımam. Ancak diğerlerinden ne farkı var? Onun liderliği ile topluma nasıl mesaj verilebilir?”
Cindoruk:
- “Çok farkı var. Birincisi, Abdüllatif Bey samimi muhafazakar. Lay lay lom türü magazinel türbancılardan değil. İkincisi, Abdüllatif Bey siyasal İslamcı hiç değil. Üçüncüsü, Sayın Şener Mülkiyeli. Öğretim üyeliğinden geliyor, başarılı bir Maliye Bakanlığı geçmişi var, devlet nedir biliyor ve onun üstünde titriyor. Dördüncüsü, dürüst mü dürüst. Ali Kemalciğim, Abdüllatif Bey bu dönem onca ısrara rağmen niye aday olmadı biliyor musun?”

Rıdvan Özer araya girer:
- “Partinin kulvarı ya da çizgisi.”
Cindoruk:
-Merkez parti.. Türkiye’yi bütünleştiren, topyekün kucaklayan milli parti.
-Ali Kemal Aksoy: Sosyal demokratlar da olacak mı? O kesim Sayın Şener’i onaylar mı?
Cindoruk: “Elbette olacaklar. Hikmet Çetin de olacak, Onur Kumbaracı da, Hüsamettin Özkan da olacak belki Mustafa Sarıgül de.. Keza Sayın Mesut Yılmaz da olacak Ufuk Söylemez de, milliyetçi kanattan Hasan Ünal da olacak, Sadi Somuncuoğlu da. Herkes kucaklanacak.. Yeni bir ortak ruh inşa edilecek. Bu bir fantezi değil, uzun araştırmaların sonucudur. Böyle bir yapı ile ancak AKP alaşağı edilebilir. Benim DP projemi bu şekilde revize ederek yeni ve milli bir model inşa ediyoruz.”

Yahu insanda biraz akıl izan olur. Bu Sebahattin Önkibar’ı ben 20 sene evvel talebeyken Türkiye Gazetesinden tanırım, hayatta bunun kadar gülünç adam görmedim. O zaman da abuk subuk şeyler yazardı. Bu adamı kim niye balık yemeye davet etmiş anlamadım, ben olsam götürmezdim, hesap bir kişi eksik olurdu. Konuya gelirsek;

Yahu bula bula Abdüllatif Şener’i mi buldunuz, Mehmet Haberal (her kimse artık) bile ondan iyi lider olur. Dikkat edin, bu sitede Abdüllatif Şener’in leh ve aleyhinde yazı görmüş değilsinizdir, zira adamın bir özelliği yok. Niye bakanlık yaptığını filan da anlamam. Vasat, sıradan bir adam. Kötü müdür, ne bileyim, herhalde iyidir ama “Alternatif lider, AKP’yi alaşağı edecek” filan dediniz mi o zaman bozuşuruz. Benim bu kadar gülmeye dayanmam mümkün değil. Ha, Tayyip Erdoğan da bana göre tipten kaybeder ama adam işi götürüyor.

Bu arada bu Haberal kimdir, bir televizyonu olan, zamanında Ecevit’i hastanesinde maskara ettikten sonra Demirel’e rampalayan, şimdilerde Kanaltürk’e taş çıkartan Başkent TV sahibi doktor mu? Yahu bunlardan lider mi olur? Cindoruk da koca kurt milleti toplamış başına eğleniyor. Bir de, bu proje “uzun araştırmanın” sonucuymuş. Herhalde birileri tez filan yazdı. Sonuç: AKP’yi alaşağı etmek için nerede çaptan düşmüş ikinci sınıf politikacı varsa ulusalcı bir doktor ve eski bir maliyeci akademisyenin çevresinde toplanmalıdır.

AKP bu projeyle alaşağı edilebilir mi, belki proje kamuoyunun gündemine geldiğinde insanlar gülmekten gözleri yaşarıp sandıkta yanlışlıkla ampül yerine “oluşum” hareketinin üzerine mühür basarsa neden olmasın.

Peki yeni Abdüllatif Şener karizması önderliğindeki partinin amblemi ne olmalıdır? Bence 8-10 tane şişman adamın “kucaklaştığı” bir simge olabilir. Yazıda zırt pırt kucaklaşma lafı ediliyor. Bir de yeni ve milli model deniyor. Ortada milli model yazısı, etrafta kucaklaşanlardan oluşan bir simge. Ha, kucaklaşma demişken, TEMA da herkesi kucaklamaya kalkıyordu malum, oluşuma Hayrettin Karaca da katılabilir. Bu arada Demirel, Yılmaz Büyükerşen, Rahşan Ecevit neden anılmamış anlamadım, ayıp olmuş, nankörler.

Haydi Türkiye, Abdüllatif Şener etrafında kucaklaşalım, Mili Model, Mili Ekonomi…

(Haydar Baş çık aradan).

Popularity: 36% [?]

Adamın ağzını bozduracaklar

FST 12 Şubat 2008

konya.jpgŞurada kitap risalesi ebatında Atatürk istismarı yapmayın diye emek harcıyorum, ondan sonra gram ilerleme olmadığını görünce “yahu bu işlerle ne uğraşıyorum, gidip marul yetiştireyim” diyorum. Biri haber yollamış, bak ne güzel çevreci etkinlik diye, habere baktım, TEMA vakfı Konya il temsilcisi açıklamalar yapmış. Şöyle deniyor:

TEMA Vakfı İl Temsilcisi Namık Ceyhan, yönetim kurulu adına yaptığı açıklamada TEMA Vakfının temel değerlerinin; bilimsellik, şeffaflık, güvenirlik, gönüllülük, tarafsızlık, herkesi kucaklama, hoşgörü ve sevgi ile doğa dostu olmak olduğunu hatırlattı. Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ilkelerine gönülden bağlı olduklarını kaydeden Ceyhan, “Son günlerde Konya’da oluşturulan “Cumhuriyet Platformu” çalışmaları ve beraberinde gelişen tartışmalara açıklık getirmek ve kamuoyunda TEMA Vakfı Konya İl Temsilciliğimizin misyonun yanlış anlaşılmamasına meydan vermemek için bu açıklamayı yapma zorunluluğu doğmuştur. Bundan sonra hiçbir şekilde bu tür tartışmamalara taraf olmak istemiyoruz. TEMA adının toprakla, ağaçlandırmayla ve doğal varlıkların korunmasıyla anılmasını bekliyoruz” dedi.

Be kardeşim hem adımız toprakla doğayla anılsın diyorsun hem de alakasız laflar ediyorsun. Sana anayasa maddesi oku diyen mi var, demokratik, laik ve hukuk devleti filan, boş laflar geveliyorsun. Git ağaç dik, erozyon önle, küresel ısınmayla feleği şaşan ayıları rehabilite et, ama git yeter ki. “Herkesi kucaklama” diye bir de “değeriniz” varmış, aman beni kucaklamayın efendim. Hasta mıdır nedir millet. Bakkalı, çakkalı, esnaf odası, veremle savaş derneği, ıvırı zıvırı kendi işine bakacağına “Cumhuriyet Platformu”, Atatürk milliyetçiliği, laik, sosyal bilmem ne diye saçmalamasa olmaz. Konya’nın derdi bitti de Cumhuriyet platformuna girmek mi kaldı?

Allahın çöl gibi ovası Konya, zamanında geçmiş, duble etliekmek ve ayran götürmüşlüğüm vardır. Hatta Robdöşambr için tirit yeyip resim bile çekmiştim. Öyle bir ova ki, İsrail, Japon, Hollandalı gibi bir kavmin elinde olsa herhalde tüm dünyayı beslerdi. TEMA olarak Konya’yı ihya edecekseniz edin, Cumhuriyetin icabına başkası bakar. Sonra TEMA anasayfasında, misyonunda, vizyonunda vs. ne Atatürk milliyetçiliği, ne de laikilikten bahsediliyor. (Sadece herkesi kucaklama denen şey var). Sen ne diye araya laf karıştırıyorsun? İşin içinden çıkamadık, sıkışınca “Atatürk” diyelim belki yiyen çıkar diyorsun ama ben uyanığım hamdolsun.

Bu arada merak edip “bakalım onlar ne demiş” diye Yeşilay cemiyetine baktım, tek yerde Atatürk ifadesi geçmiyor. Tamam tutarlı olun dedik ama o kadar da değil. Bir iki vecize bari bulamadıysanız Anadolu Ajansı gibi uyduruvereydiniz. Bu arada ilerici ve çağdaş dernekler Yaşilay ile savaşmıyor mu? Malum Yeşilay derneği alenen alkollü içkilere savaş açmış durumda. Üstelik AKP’den epey önce kurulduğunu ve faaliyet gösterdiğini biliyorum. Meraktan sordum sadece. Mesela il ve ilçelerdeki CHP teşkilatları Yeşilay cemiyetlerine karşı bir kampanya başlatabilir, malum öğretmenevinde içki içilmesin denince epey gürültü olmuştu.

Neyse, TEMA mıdır, ne karın ağrısıdır, üstünüze vazife olmayan işleri bırakın, rantınızı yiyin.

(Not: Yorumlar açıktır, duyurulur)

Popularity: 22% [?]

AKP ve Liberaller

FST 11 Şubat 2008

akpres.jpgSon birkaç yazıda AKP aleyhine sözler söyledim ve bir yerde liberallerin AKP tarafından kullanıldığını ileri süren Cüneyt Ülsever’e hak verdim. Hala da AKP’nin özgürlükler konusunda olayın vahimliğini anlamadığı kanaatindeyim. Yani azınlıklar, geleneksel anlamda müslüman olmayanlar, Kürtler, kadınlar gibi konularda AKP’nin ciddi bir endişesi yok. Ekonomik sıkıntılar çok olduğundan vatandaş geçici bazı tedbirlerden hoşlanıyor. Buna da diyeceğim yok, fakir fukaraya ulaşıyorsa, pansuman kabilinden de olsa bir katkı yapılması iyi birşey.

Diğer taraftan AKP “az zamanda çok ve büyük işler” de yapmıştır. Buna kimsenin söyleyecek lafı olmamalı. Kemal Derviş reformlarını 5 sene kamyonu devirmeden sürdürmeleri, AB’ye yanaşmaları, özelleştirmeleri ciddiyetle gerçekleştirmeleri şayanı takdirdir. Başörtüsü konusundaki çıkışları da iyi bir girişimdir, yarım yamalak da olsa kervan yolda düzülür demişler. MHP ile işbirliği de, iyi idare edilirse mantıklı olabilir. Benim dikkat çekmek istediğim şeyler kısaca şunlar, AKP bu noktalarda harekete geçerse liberali, solcusu, bilmem nesinin diyeceği kalmaz.

1. AKP memurların halkın kalanı üzerindeki imtiyazını sona erdirmelidir. Bu memurlar ile ille de yüksek yargıyı filan kastetmiyorum. SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı farkı diye birşey olmamalıdır. Bu problem hala yerli yerinde duruyor. AKP bu konuda geri adım da atıyor, bence dik durmalıdır. Halk nezdinde yerleşik “it iti ısırmaz” anlayışını artık sona erdirmek lazım.

2 . AKP çok fazla adam kayırıyor. CHP kadrolaşma işinin piriydi, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay gibileri nerede kaşarlanmış militan solcu varsa bunları Adalet bakanlığı, Çalışma Bakanlığına doldurmuş, üstelik bunu “ne yani kendi adamımızı kollamayacak mıyız” diye açıktan da savunmuşlardı. MHP de iyi kadrocudur. Ama insaf edilsin, “onlar yaptı, biz yapmayalım mı” diye devlet idaresi mi olur? Yakınen tanıdığım tüm AKP yerel yetkilileri 5-6 yıldır eş, dost, akrabaya iş bulmaktan, ihale ayarlamaktan yorgun düştüler. AKP yarın kömür ve makarna kozu ekonomik değirmenin suyunu çekmesiyle çalışmadığında sarılacağı bir adalet adacığı bulundurmalıdır. Ama şimdiki gidişat hiç de iyi değil, haberleri olsun.

3. Türk Telekom özelleştirmesi tam anlamıyla bir skandal olmuştur. Doğrudan devlet tekeli yerine devletten imtiyazlı özel bir tekel yaratılmıştır. Üstelik bu kurumda hala yönetimde devlet memurları var. Bakan çıkıp birşey açıklamıyor, şehir içi görüşme tekeli, Telekom dışı şirketlerin sabit telefon hizmeti verememesi, ADSL için telefon hattı şartı olması, sabit ücret hukuksuzluğuna karşı aymazlık konularında ben Ulaştırma Bakanlığından hiçbirşey işitmedim. Eğer Telekom satılırken belli bir süre için imtiyazlar vaad edilmişse ona da eyvallah, ama nedir bunlar? Ne zamana kadardır? AKP bu soruyu cevaplamalıdır. Özelleştirme önemlidir, telekom iyi bir fiyata satılmıştır ama neden imtiyazlar sürmektedir, ne zamana kadar sürecektir? Bunları bilmek vatandaşın hakkı.

4. AKP hükümeti milletvekilleri ve yakınlarına, bazı üst memurlara, TBMM çalışanlarına vs. ballı emeklilik ve ilave imkanlar sunmaktadır. Niçin ayrımcılık yapılmakta, AKP yönetimine yakın olma dışında hiçbir özelliği olmayan bir adam 2 sene mecliste parmak görevi yapınca neden anormal finansal haklar kazanmaktadır? Sonra bakıyorsun Maliye Bakanı maliye memuruna ek 500 YTL, içişleri bakanı polise 500 YTL, Adalet Bakanı yargı mensubuna 500 YTL ek maaş tırtıklamış. Sırada YÖK başkanı var, muhtemelen hocalara da kesenin ağzı açılacak. Bu tür adaletsizlikler toplumda barışı zedeler. Bunlar çok önemli konular ve liberallerin başörtüsü yanında bu konuları da gündeme getirmesi şart.

5. AKP anlamsız sanayi teşviklerini vs. kaldırmalıdır. Bunlar tamamen yağmalanan bir ranta dönüşmüştür. KOBİ, BOBİ bilmem ne teşviği, desteği, tarım sübvansiyonu inanılmaz kaynak israfı sebebidir. Sanayi Bakanlığı bu konularda çok inisiyatifsiz hatta yanlış şeyleri doğru zannediyor. Sanayici aptal, salak mı ki sen ona yol gösteriyorsun? Sen teşviğe, mamaya alıştırırsan o da onu sürekli ister, vermeyeceksin. AKP önündeki sınavlardan biri de bu tür savruklukları dizginlemek.

6. AB ilişkilerinde “amaan, olmazsa olmaz” havası hissediliyor. Şimdiki konjonktürde bu doğru bir tarz değil. Strateji AB’ye girmek için can atmak olmalıdır. AB Türkiye için bir can simididir. Öte yandan benim gönlüm, aklım AB’ye karşıdır. Kendim seçmediğim Brüksel denen memur sürüsü tarafından yönetilmek tam bir kabus. Ama alınmamayı temenni ederek alınmaya çalışmak şart, anlayana Ergenekon destanı başka türlü yazılamaz.

7. Milli Eğitim bakanlığı da çok başıboş, bu kurumun derhal adam edilmesi, devlet okullarının parça parça özelleştirilmesi, özel okul kuranlara “bunlar Fethullahçılara para verecek” denyoluğuna bakılmaksızın öğrenci aktarılmalı, “devlet memuru öğretmen” mantığından da beslenen yanlışlıklar dizisine engel olunmalıdır.

8. Diyanet işleri başkanlığının çktırmadan kapatılmasına dönük hamleler yapılmalıdır. Bu konuda Aleviler tam kıvamında, gereken destek hazır. Tek yapılacak “canım laik ülkede devletin dine müdahalesi mi olurmuş, Alevilere haksızlık ediliyor, bundan sonra biz dinle ilgili kurum beslemiyoruz, Aleviler mağdurdur, aşure güzeldir” türü mesajlarla sünni devlet sultasının yıkılıp camilerin cemaate devredilmesidir. AKP bunu başarırsa sittin sene sırtı yere gelmez. Diyanet kapansın da demeyeceksin, bu iş bodoslama olmaz, partiyi kapatırlar, akıllı olacaksın.

Daha söylenecek şeyler olabilir ama ben “dost acı söyler” mealinde uyarıda bulunuyorum. Liberal görüşlü biri olarak, makul hamlelerinde AKP’nin yanındayım. AKP’yi aptalca gerekçelerle, daha doğrusu gerekçe olmayan saçmalıklarla eleştirenlerin ağzının payını vermeye de hazırım. Mesela AKP ülkeyi satıyor diyene “keşke, ama Petkim’i bile adam gibi satamadı” diyen ilk kişi ben olmazsam “adam” değilim. Ancak AKP de sıkı durmalı, ikinci beş yılı cumhurbaşkanı, YÖK başkanı, ABD, AB desteğiyle daha verimli geçirmelidir. Ekonomide çok katı olunmalı, siyasi hamlelerde akıllı davranılmalıdır. Ergenekondan çıktık mı problem yok, ama aksi durum boşa geçen bir 50 sene daha demektir.

Peki ışık görünüyor mu, bir parça ama dediğim gibi, dikkatli olmak lazım.

Popularity: 25% [?]

Atatürk’ü Kurtarma Kanunu

FST 11 Şubat 2008

ataturk1.jpgZaman zaman yazdığım yazılara gelen bazı yorumlarda Atatürk’e imalı hakaretlerde bulunanlar oluyor, ben de bu yorumları kaldırıyor, yerine göre sansürlüyorum. Atatürk konusu Türkiye’de hassas. Kendisine hakaret etmek bir kanunla yasaklanmış. Bu konuda bazı fikirlerimi beyan etmek isterim. Temel görüşümü şimdiden söyleleyeyim, Atatürk’ü sevmemeyi anlarım ama Kemalizme kızıp Atatürk’e hakaret, küfür edenleri çözebilmiş değilim. Sonuçta Atatürk hatası sevabıyla bu ülkenin kurulması sürecindeki kadroya liderlik etmiş bir devlet adamı. Devlet başkanları icraatlarında hatalı şeyler de yapabilirler, halk bu hataları çok pahalıya da ödeyebilir.

Atilla Yayla’ya son hadiseler üzerine verilen cezadan sonra ilgili kanun üzerinde bir parça düşündüğümde Atatürk ve Türkiye’nin bu kanundan ve dolayısıyla istismarcılarından kurtarılması konusunda birşeyler yazayım dedim. Bir de öncelikle konuyla ilgili olduğundan, dünyada benzer örneklerde olduğu gibi ülkemizde de neyin hakaret, saygısızlık ya da sövme olduğunun tespitinin büyük ölçüde muğlak olduğunu hatırlatmak isterim. Hele hele 301. maddede olduğu gibi Türklük ve çeşitli kamu kurumlarını aşağılamak türü ifadelerin ne anlama geldiğini çözmek mümkün değildir. Yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Laleli’de bir pavyon sahibi kendisinden haraç isteyen polislerden bıkıp duvara bundan şikayetini yazan bir pankart astığında, haklarında “TCK 301/2 uyarınca, emniyet teşkilatını alenen aşağılamaktan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle” dava açılmıştı. Maalesef bu ülkede eleştiri, tenkit ile hakaret ve sövmenin ne olduğunu ayırt edecek olgunlukta insan hala yok denecek kadar az. Hele hele “varsın hakaret ve sövgü serbest olsun, bunun ayarını kim tutturacak, vardır bir sebebi” deme noktası şu an hayal denecek mesafededir.

Devamı »

Popularity: 38% [?]

Sonlardaki Kale: Hıyar ve Domates

FST 11 Şubat 2008

hiyar1.JPGTürkiye’de senelerdir kale yıkılır, ama Çin seddi gibi olduğumuzdan bir türlü “son kale” denen yerler bitmez. Bugün okuduğum bir haber sonrasında gene aklıma “son kale yıkılıyor” lafı geldi. Tabii tahmin edeceğiniz üzere bu kalenin türban, laiklik ya da seçimde AKP kazanırsa Diyarbakır, Çankaya gibi yerlerle bir ilgisi yok. Ne iş yaptıklarını bilmediğim Türkiye Ziraatçılar Derneği diye bir yerin yetkilisi “özerk ve gerekli imkanlara sahip Sebze ve Meyve Piyasası Düzenleme Kurulu oluşturulması gerektiğini” söylemiş.

Ne güzel iş. Okul açamazsın, Milli Eğitim üst kurulu denetler, sağlık kuruluşlarında fiyatlar Sağlık Bakanlığı üst kuruluna bağlı, Bankacılık denetlenir ve düzenlenir, Enerji piyasası hakeza, berbere gitsen duvarda bir kağıt asılı adama istesen de ucuza kafanı kırktıramazsın, simitçiysen fırıncılar odası fiyatını belirler, denetler, ekmeği istediğin fiyata satamazsın, ucuza taksicilik yapamazsın vs. Güya serbest piyasa, yahu serbest piyasa denen yerin tek özelliği fiyatların serbestçe oluşması, fiyat sinyalini takip edenlerin özgür eylemleriyle hareket etmesi değil mi? Komünist ülkelerde öyledir, fiyatları devlet belirler, planlama yapar. Ha, bizde yok mu? Olmaz mı, kalıp gibi Devlet Planlama Teşkilatı. Yahu Stalin bile devrildi, bizde hala Devlet Planlama Teşkilatı denen bir yer var. Neyi planlar, ne iş yapar, bilen beri gelsin.

Ben de “Herşeyi devlet fiyatlandırıyor ama Allahtan pazara gelen sebze-meyveyi Cenabı Hakkın görünmez eli fiyatlandırıyor, kimi zaman mal bol ve ucuz olunca şaşırıyor, kimi zaman soğuk vurup da azalınca fiyatlar yükseliyor ona da hayret ediyoruz, bak şu işe” diyordum, artık bu kale de düşecek demek. Ziraatçılar derneğindeki adamın dediklerinden birşey anlamadım, mesela şunlar ne demek:

Üretici ve tüketici temsilcilerinin, kamu temsilcileri ile birlikte ağırlıkta olacağı, özerk ve gerekli imkanlara sahip bir Sebze ve Meyve Piyasası Düzenleme Kurulu oluşturulmalı. Bu kurul, ürünlerin tarladan markete kadar olan tüm dolaşım aşaması üzerinde denetim yetkisine sahip olmalı ve tüketiciyi koruma ve haksız rekabeti önleme açılarından gerekli yasal yetkiyle donatılmalı. Bunun yanı sıra pazar yerleri düzenlenmeli ve marketler karşısında alternatif hale getirilerek sektörde tekelleşme önlenmeli, kayıt dışı satışların önlenmesi için denetim örgütlenmesine gidilmeli, sebze ve meyve ambalajı konusunda standartlar belirlenmeli.

Bırakın dağınık kalsın efendim, kafasına esen hale filan da girme şartı olmadan getirip büyük markete yığsın domatesi, hıyarı, yahut götürsün serbestçe semt pazarına, seyyar satıcıya dağıtsın, vatandaş o zaman ucuz ve helalinden karnını doyurur. Kamu temsilcisi dediğin adam ne anlayacak bu işten, BDDK’ya özeneceğiz derken elimizdeki domates hıyarda da olacağız.

Allahın işine burnunuzu sokmayın, bu sizin altından kalkabileceğiniz iş değil. Piyasaya kafa tutanlar kadar acınacak kimse yoktur, iki akılsız memurla dernek üyesi mi bu işi becerek, rant yiyeceksiniz anladık ama bari anlaşılmaz laflarla kafamızı ütülemeyin. Hıyarlığın alemi yok.

Vatandaş, sen de pazarın namusuna sahip çık, yakında sadece ayva yiyeceğiz bu gidişle.

Popularity: 24% [?]

İmza

FST 6 Şubat 2008

Öğretim üyeleri bir bildiriye imza atıyormuş, birkaç gündür medyada lafı ediliyor. Gittim baktım, 3000 civarında adam var. Şöyle isimleri bir yokladım, ilk 200 kadarı bu işlerin gediklisi, liberal ve sol özgürlükçü diyebileceğimiz (ve önemli kısmı tuzu kuru) adamlar. Peki 3000 civarında imzane anlama gelir? Sadece şu aklıma geliyor; eğer YÖK başkanı Teziç olsaydı, rektörler de cumhurbaşkanı ve YÖK başkanı değiştiği için ipe un sermeselerdi bu imza yine bildik isimlerden oluşan 150-200 imza ile sınırlı kalırdı.

Öte yandan yine içinde hiç kelime geçmese de bu bildirinin “başörtüsüne özgürlük” olarak lanse edilmesi de “özgürlükçü” hoca sayısını arttırmış olabilir. Atilla Yayla’ya özgürlük, Fikret Başkaya’ya özgürlük, (problem yok ama faraza olsa) Alevilere özgürlük filan dense yine durum değişebilirdi.

Yanlış anlamayın, hadiseyi küçümsüyor değilim, ama abartmaya da gerek yok. Buradaki binlerce isim son 20 senedir neredeymiş işiten varsa bana da söylesin. Sezon sonu ucuzluğu gibi olmuş.

Popularity: 33% [?]

Tuluat

FST 3 Şubat 2008

(Bu yazıyı geçenlerde yazmışım, taslak olarak kalmış, Bugün Cüneyt Ülsever benzer birşeyler yazınca aklıma geldi, biraz düzenleyip ekledim)

AKP ile MHP türban konusunda anlaşmışlar, haberde Bahçeli’ye atfen şöyle şeyler söyleniyor:

Devlet Bahçeli, MHP ile AK Parti arasında sağlanan mutabakatla, son 40 yıl boyunca Türkiye’nin gündeminde kısır tartışmaların malzemesi olan ve Anayasa Mahkemesinin 1989 yılındaki kararını izleyen 19 yıl içinde de çözümü yönünde samimi ve ciddi hiçbir adım atılmayan bu konunun, şimdi çözüm aşamasına getirildiğini bildirdi. Bahçeli, bu anlaşmaya uygun olarak Anayasa ve yasa değişiklikleri tekliflerinin iki partinin ortak önerisi olarak bugün Meclise sunulmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Rektörler de toplanıp karşı harekata başlayacakmış. Bence AKP ile MHP vatandaşın gözünün önünde ortaoyunu oynuyorlar. 40 yıllık sorun çözülmüş vs. Ortada çözülen ya da bağlanan birşey yok. 10 senedir istismar edilen başörtülü vatandaş şimdi sadece AKP’nin değil MHP’nin de oyuncağı haline geliyor. Başörtüsü problemi genel özgürlükler içinde önemli bir parçadır ve şurada yıllardır hepimiz benzer bir türküyü çığırıyoruz. Ne hizmet alanın ne de hizmet verenin başını açması ya da örtmesi konusunda geçerli bir gerekçe yoktur. Öte yandan başı açıkların serbestlik konusunda bazı endişeleri sadece paranoya diye de geçiştirilemez. Murat Belgenin geçenlerde isabetle belirttiği gibi bizde genel olarak ideolojik bir problem var, herkes birbirine baskı yapmaya kalkabilir. Bunun altyapısı oluşturulmalı, başörtülülere yapılan eziyet sonucu ortaya çıkabilecek intikam alma duygusuna karşı üniversite hocaları ve öğrencilere karşı dikkatli olunmalıdır.

Öte yandan, başörtüsü rüzgarıyla şu ara AKP ve MHP’nin estirdiği hava tamamen tribündekilerin gazını almaya matuftur. Nasıl Kuzey Irak hava operasyonuyla saldırganlaşan milliyetçi vatandaşın gazı alındıysa, şimdi de başörtüsü oyunuyla muhfazakarların gazı alınacaktır. Bir tür limonlu soda vaziyeti. MHP bu atakla belediye seçimlerinde “bakın biz olmasak 40 yıllık başörtüsü problemi çözülmezdi” diyecek, AKP ise “namus sözü veriştik, yerine getirdik” diyecektir. Yüzde 70′lik sağ, muhafazakar ve aslında AKP, MHP birbirinden farksız iki kesimden oluşan pasta bu partilerce paylaşılacaktır.

Manzaraya bakın, bir profesör Kemalizm eleştirisi yapıyor 15 ay hapis cezası alıyor, bir sürü budala “Ataya hakaret eden daha ağır cezalandırılsın” şeklinde gazetelerde yorum karalıyor. Malatya’da bir rahip 3-5 vahşi tarafından katledilmiş, Trabzon’da bir din adamı uluorta vurulmuş, Nobel ödüllü bir yazarımız canı uğruna memleketten kaçmış, Hrant Dink yazı yazıp söz söylediği için katledilmiş ortada gerzek gerzek sırıtan andavallar, kaybeden konumundaki saldırganlar vatansever olmuş milliyetçilik edebiyatı yapıyor, bizimkiler, AKP ile MHP “üniversiteye çenesinin altından düğüm atarsa kızlar okumaya gelebilir” diye özgürlük havarisi kesiliyor.

Bir de AKP 301 karşılığında MHP ile işbirliği yaptı lafı var, bana göre AKP zaten 301′den memnun, onun da işine gelmiştir. “Oh be, 301. maddeyi kaldırmamak için kulp lazımdı, MHP sayesinde bu beladan da kurtulduk, AB filan da lafın gelişi, biz ahbaplarımızın kesesini dolduralım, kısa vadede vurgunumuzu vuralım, partiyi mi kapatırlar, seçimde çuvallar mıyız önemi yok” diye göbek atıyorlardır.

Bu tiyatroyu bırakın, yiyen varsa da kendine gelsin. Başörtüsüne özgürlük hizmet alan, veren ayrımına tabi tutulamaz, ilaveten gayri müslim ve gayri kemalist vatandaşlarımız da,ilerici geçinenler de istediklerini söyleme, istedikleri tarzda yaşama hakkına sahiptir.

(Cüneyt Ülsever de söylediklerinde büyük ölçüde haklıdır. Liberallerin bir kısmı AKP’ye yamanmış görüntüsü veriyorlar, elbette bir insanın AKP mensubu yahut sempatizanı olması kanahat değil ama bunun üstüne liberallik iddia edip bu sebeple AKP’nin ekonomik ve siyasal hatalarını görmezden gelmesi çelişkidir.)

Popularity: 28% [?]

Sondan Bir Önceki Kale

FST 2 Şubat 2008

esk.jpgBizde şehirleri eskiden beri idare eden belediye başkanı seçimde makamı muhalif partiye kaptırınca “filanca kale düştü” denir. 1994 yılında İstanbul’u Refah Partisi kazandığında Ankara’da sayımlar devam ediyordu ve kimse Ankara’yı Refah Partisinin kazanacağına ihtimal vermiyordu. Hakikaten de Ankara’nın el değiştirmesi büyük medyaya “Ankara Düştü” şeklinde yansımıştı. Ben de o esnada bir mecliste çağdaş insanlarla birlikteydim, ağızları açık bakakalmışlardı. Ciddi bir karamsarlık vardı yüzlerinde. Neyse, sonra düşe düşe kale kalmadı ortalıkta Antalya bile elden gitti, bir İzmir bir de Eskişehir kaldı derken bugün okuduğum bir haber Eskişehir, yani sondan bir önceki kalenin durumunun içaçıcı olmadığını gösteriyor. Malum bugün yurt çapında “başörtüsüne hayır, başörtüsü üniversiteye girerse yarın halife çıkagelir” şeklinde mitingler yapılırken Eskişehir mitingi pek sönük geçmiş. Haberde şöyle yerler var:

Eskişehir’de başörtüsü karşıtı eylemi yapıldı. Eskişehir Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin organizesinde bir araya gelen yaklaşık 50 kişilik grup, öğleden sonra vilayet meydanındaki Atatürk anıtı önünde toplandı. Atatürk ve devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan grup, İstiklal Marşını ise okumadı.

[…] Bu arada, eylem sonrasında, katılımcılar ile eylemi organize edenler arasında sert tartışma yaşandı. Katılımcılar, ilginin az olmasından sorumlu tuttukları ADD il Başkanı Kerman ile eylemi düzenleyenlere tepki gösterdi. “Niye insanları meydanlara davet etmiyorsunuz. Yerel medyadan duyuru yapmıyorsunuz. Bu kadar katılımla eylem mi olur? Çok yazık, ayıp” diyerek tepkilerini dile getiren katılımcılar, bir süre Kerman ile tartıştı. Kerman ise, öfkeli katılımcılara, “Haklısınız. Bu kez böyle oldu. Gelecek seferde, herkesi davet edeceğiz” diye karşılık verdi.

Yahu biz Eskişehir kalesi düşmeyecek derken işe bakın, koca Ekişehir’de 50-60 kadınla miting yapılıyor, durumu eleştirenlere dernek başkanı “bu sefer böyle oldu, gelecek sefer bakarız icabına” diye pişkinlik yapıyor. Bu işin gelecek seferi mi var, vatan elden bir sefer gider. Bu kafayla Eskişehir AKP’nin eline düşer, son kale İzmir müdafaası da pek çetin geçer gibime geliyor. Bakın Kemal Unakıtan da “Eskişehir alınsın, kesenin ağzını açtım, icabında Eskişehirsporu birinci lige de çıkarırız” diyerek hamleye başlamış. Büyükerşen ne yapar, şehirde durum vaziyet nedir, çağdaş kesim nasıl bir strateji izliyor, fırınlardan yeterli ekmek stoğu yapıldı mı, sokak sokak, cadde cadde vuruşmak üzere techizat tamamlandı mı, bilelim. Gerekirse giden gitti, kalan iki üç yeri korumak için nüfus kayıtlarımızı Eskişehir’e kaydıralım türü kampanyalara başlayalım.

Eskişehir’e şu manzara yakışmamış. İki torba kömür, bir çuval makarnaya güzide şehir elden gidecek.

Popularity: 30% [?]

« Geri - İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş